Tarım ve Hayvancılık

Türkiye’de Tarım

TÜRKİYE’DE TARIM

TARIMIN ÖNEMİ

Tarım, nüfusumuzun beslenme ve giyinme ihtiyacını karşılayan en önemli kaynaklardan biridir. Tarım aynı zamanda milli güvenlik ve bağımsızlığımız açısından büyük önem taşımaktadır. Bir ülkenin tam bağımsızlığını sağlayabilmesinin en önemli unsurlarından birisi dış tehditlerle karşı karşıya kaldığında, nüfusunu besleyebilecek tarımsal potansiyele sahip olabilmesidir.

Yurdumuzda nüfusun büyük bölümü geçimini tarımsal faaliyetlerden sağlamaktadır. Tarımsal ürünlerin bir bölümü çeşitli endüstri kollarının ana hammaddelerini meydana getirmektedir.

Tarımsal ürünlerimiz dış ticaretimizde önemli paya sahiptir. Bunlar tarım sektörünün ekonomik yapımız içinde büyük öneme sahip olmasına neden olmaktadır.

Ülkemiz ürün çeşitliliği ve üretim miktarı açısından kendi kendine yetebilen, bir özelliğe sahiptir. Ancak bu zenginliğimizin tam olarak kullanılabilmesi için uygulanan tarımsal yöntemlerin geliştirilmesi, çiftçilerimizin eğitilmesi bu sayede üretim artışının sağlanması, tarımsal verim ve çeşitliliğin arttırılması gerekmektedir.

2004 verilerine göre;

Yurdumuzun sahip olduğu toplam tarım alanı 26.593.000 hektardır.

Toplam tarla ürünleri üretimimiz,59.794.857 ton dur.

En yüksek oranı,%68,10 ile ekilen tarım alanları

En düşük oranı,%1,96 ile bağ alanları meydana getirmektedir.

Toplam sebze üretimimiz,23.215.577 ton,

Toplam meyve üretimimiz, 14.070.450 ton,

Toplam örtü altı üretimimiz,4.354.017 ton dur.

TARIMSAL FAALİYETLERE İLİŞKİN TANIMLAMALAR

EKONOMİ:İnsanın varlığını koruyup sürdürebilmesi için gerekli nesne ve hizmetleri sağlamak ama­cıyla yürüttüğü etkinliklerin tümüne ekonomi denir.

TARIM:Tarım, ekim ve dikim biçiminde toprağın işlenmesi, çeşitli ürünlerin elde edilmesi işidir.

Tarım sektörü en geniş tanımıyla; ekim, dikim, hayvancılık, ormancılık ve avcılık faaliyetlerini kapsamaktadır.

Tarımsal İşletme:Yasal durumu ne olursa olsun, sahip olduğu, ortakçılık, yarıcılık ya da kiralama şeklinde işlediği arazinin büyüklüğüne bakılmaksızın kendi adına bitkisel üretim yapan ya da küçükbaş veya büyükbaş hayvan besleyen yahut hem bitkisel üretim hem hayvancılık yapan tek yönetim altındaki ekonomik birimdir. Tek yönetim: bir birey ya da hane halkı; ortaklaşa olarak iki ya da daha çok birey ya da hane halkları; bir kooperatif, şirket ya da devlet kurumu gibi tüzel kişi olabilir.

Üretim Yılı:Üretim yılı takvim yılından farklıdır ve üründen ürüne değişen bir dönemdir. Her ne kadar ilkbahar-yaz, sonbahar-kış ekilişlerin başlama ve bitme zamanları ülkemizde bölgeden bölgeye değişiklik göstermekte ise de genellikle

ÜRETİM YILI Ekim ayında başlar ve takip eden yılın Ekim ayında sona erer.

2006 ÜRETİM YILI = EKİM 2006’dan başlayıp EKİM 2007’ye kadar olan dönemdir.

Tarım Alanı (İşlenen Alan):Üzeri tarla ürünleri, sebze, çiçek, meyve ve diğer uzun ömürlü bitki ile kaplı arazi ve nadas alanının toplamını ifade eder.

Ekilen Tarla Arazisi:Mevsimlik ya da yıllık olarak hububat, bakliyat, endüstriyel bitkiler, yem bitkileri, vb. bitkilerin yetiştirilmesi için kullanılmış olan arazidir.

Ekilen Sebze ve Çiçek Bahçeleri (örtü altındaki yetiştirilen sebze ve çiçek dâhil):Açıkta ve örtü altında yetiştirilen sebze ve çiçeklerle kaplı araziyi ifade eder.

Meyve ve Diğer Uzun Ömürlü Bitki İle Kaplı Alan (örtü altında yetiştirilen meyve ve diğer uzun ömürlü bitkiler dahil): Bağ (üzüm), zeytinlik, meyvelik, (elma, armut, portakal vb.) çay ve fındık bahçeleri, fidanlık vb. uzun ömürlü bitkilerin kapladığı araziyi ifade eder.

Tarıma Elverişşiz Arazi:Taşlık, bataklık, dere yatağı, çorak arazi, askeri tatbikat alanı, yollar vb. arazileri kapsamaktadır.

Tarıma Elverişli Olduğu Halde Kullanılmayan Arazi:Tarım arazisi olup, herhangi bir nedenle ekilip biçilmeyen, nadas ve dinlendirmeye bırakılmamış, başkası tarafından herhangi bir şekilde işletilmeyen arazidir.

Daimi Çayır:Taban suyu yüzeye yakın olan çoğunlukla uzun boylu otlardan oluşan, genellikle biçilmek suretiyle değerlendirilen yem alanlarıdır.

Otlak (Mera):Taban suyu derinde olan, kısa boylu bitkilerden oluşan ve hayvanların otlaması için kullanılan hayvan otlatma alanlarıdır.

Koruluk: Bakımlı ve muhafazalı, bitki örtüsü açısından ormana benzeyen ama orman sayılmayacak kadar küçük olan alandır.

Orman: Ladin, köknar, çam, kayın, meşe, gürgen, kızılağaç, kestane, ıhlamur, dişbudak, sedir, ardıç gibi uzun boylu bitkilerin kaplı olduğu geniş alanlardır.

Sulanan Arazi:Bir arazi insan ve makine gücü ile bir kuyu, kaynak, akarsu (nehir çay, dere), göl, gölet baraj vb. kaynaklardan sağlanan su ile sulanıyorsa o arazi sulanan arazidir.

Sulama Tesisi:Sulama amaçlı olarak baraj, gölet gibi su yapıları veya akarsu, durgun sular ve kuyulardan kanal ve kanaletler yardımıyla suyun alınmasını, iletilmesini ve dağıtılmasını sağlayan su yapılarıdır.

Erozyon:Hareket eden su, rüzgâr ve jeolojik faktörler etkisiyle toprak veya kaya materyalinin yüzeyde parçalara ayrılarak taşınmasıdır.

TARIM METODLARI

İNTANSİF TARIM

(Modern-İnce-Yoğun)

Modern tarımın gerektirdiği tüm çalışma ve uygulamaları içerir.Doğal koşullara bağımlılık oldukça düşüktür. Sulama, gübreleme, ilaçlama ve kaliteli tohum gibi uygulamalar büyük oranda kullanılmaktadır. Bu nedenle verim çok yüksektir. Tarım alanlarının sınırlı olduğu ülkelerde mevcut alandan en yüksek verimi almaya dönük olarak daha fazla uygulandığı görülmektedir.

Modern tarımda;

— İklim koşullarının ürün üzerindeki etkisi sınırlandırılmıştır.

— Sulama ile yetişebilen sebze ve endüstri bitkileri ekimi önem kazanır.

— Toprak her yıl ekilir. Nadasa bırakılmaz.

— Ürün veriminde dalgalanmalar olmaz.

— Ürün verimi yüksek olur. Gübre kullanımı artar.

EKSTANSİF TARIM

(İlkel-Kaba-Yaygın )

İlkel yöntemlerle yapılan tarım metodudur. Sulama, gübreleme, ilaçlama ve kaliteli tohum gibi uygulamalar yetersiz olduğundan verim düşüktür. Tarımsal üretim büyük orandadoğal koşullara, iklim koşullarına bağımlıdır, buna bağlı olarak ekilen tarım alanlarının genişliği değişmediği halde, yağış miktarındaki değişmelere bağlı olarak üretim miktarlarında yıllara göre büyük dalgalanmalar görülür.İklim koşulları ile ürün verimi arasında paralellik vardır. Yağışın azaldığı yıllarda verim azalmaktadır.

Yurdumuzda uygulanan tarım metodu genelde ekstansif tarım şeklindedir, bu nedenle tarımsal üretimimizde verim düşük, iklim koşullarına bağlı dalgalanmalar fazladır.

Tahıl ekim alanları yaygındır.

Bunun temel nedenleri:

—İklim koşullarına kolayca uyum sağlayabilmesi.

— Yetiştirildiği yıl tüketilme zorunluluğunun olmaması.

— Tarımının nispeten kolay olması.

NADAS METODU

Verimi en düşük tarım metodudur. Tamamen iklime bağımlılık gösterir. Yağışın az, sulamanın yetersiz olduğu alanlarda uygulanır.Genellikle bir yıl sonra ekilmek üzere sürülüp hazırlanan veya sürülmeden bırakılan, ürün alınmayan arazidir.Yağış rejimlerinin genel olarak düzensiz olması ve yaz kuraklığı, tarımsal üretim üzerinde olumsuz etkide bulunmakta, verim düşmekte nadas uygulamasının oluşmasına neden olmaktadır.Nadas, toprağın  su ve mineral açısından kendini yenilemesi için boş bırakılmasıdır. Ülkemizde buna KARA NADAS ya da HERK denir.Türkiye’de nadas tarımı en fazla İç Anadolu Bölgesi’nde en az Karadeniz bölgesi’nde uygulanmaktadır.

PLANTASYON TARIMI

Nemli tropikal ve subtropikal bölgelerde, tamamen ticari amaçlı olarak, çok büyük alanlarda yapılan, özellikle sanayide kullanılan bazı bitkilerin (muz, kahve, kakao, çay, kauçuk, Hindistan cevizi yağı, palmiye yağı) büyük ölçüde yetiştirildiği işletmelerde uygulanan tarım metodudur. Bu alanlarda çoğu zaman tek bir ürün veya az türe dönük olarak, modern yöntemlerle tarım yapılır.

ORGANİK TARIM

Kimyasal girdi kullanmadan, üretimden tüketime kadar her aşaması kontrollü ve sertifikalı tarımsal üretim biçimidir. Ekolojik tarımın amacı; toprak ve su kaynakları ile havayı kirletmeden, çevre, bitki, hayvan ve insan sağlığını korumaktır. Ekolojik tarımın geçmişi 20.yüzyıla dayanmaktadır. Çevre bilinci, ozon tabakasındaki incelme ve dünya geleceğinin tehlikeye girmesi gibi konuları gündeme getirmiştir. Bu durum organik tarımın önem kazanmasına neden olmuştur. Ülkemizde ekolojik tarım faaliyetleri 1986 yılında Avrupa’daki gelişmelerden farklı şekilde, ithalatçı firmaların istekleri doğrultusunda, ihracata yönelik olarak başlamıştır.

YURDUMUZDA TOPRAKTAN YARARLANMA VE BUNU ETKİLEYEN FAKTÖRLER

Arazinin Kullanış Biçimine Göre Dağılımı, 2001 (%)

KAYNAK: DİE 2001 

Genel coğrafi özelliklerine göre büyük farklılık göstermektedir.

Örneğin, Türkiye genelinde tarla arazisi toplam işlenen alanlarının %22,78’ini oluşturmaktadır.

Bunun bölgesel dağılımı:

Marmara Bölgesinde :%30,16 ile en yüksek,

Karadeniz Bölgesinde:%13,79 ile en düşük seviyesindedir.

Türkiye’de ekilen örtü altı dâhil sebze alanlarının oransal olarak Ege ve Marmara Bölgelerinde yoğunlaştığı görülmektedir.

Meyve ve diğer uzun ömürlü bitkilerin alanının en yüksek olduğu bölgemiz %10,40 ile Karadeniz bölgesidir. Bu bölgeyi, %8,16 ile Ege bölgesi izlemektedir.

Tarıma elverişli olduğu halde kullanılmayan arazi oranının en yüksek olduğu bölge %5,11 ile Karadeniz Bölgesi iken en düşük olduğu bölge %1,61 ile Akdeniz Bölgesidir.

Türkiye’de daimi çayır ve otlak arazi oranının en yüksek olduğu bölge %51,17 ile Kuzeydoğu Bölgesi, en düşük olduğu bölge ise %7,29 ile Ege Bölgesidir.
Ülkemizin büyük bölümü orman ve bitki örtüsü bakımından fakir olduğundan şiddetli biçimde su ve rüzgâr erozyonuna maruz kalmaktadır.

Ülkemizde yağış rejimlerinin genel olarak düzensiz olması ve uzun yaz kuraklığı, tarımsal üretim ve orman varlığı üzerinde olumsuz etkide bulunmakta, nadas (Genellikle bir yıl sonra ekilmek üzere sürülüp hazırlanan veya sürülmeden bırakılan ve üzerinden ürün alınmayan arazidir. Halk arasında buna KARA NADAS ya da HERK denir) uygulamasının oluşmasına neden olmaktadır.

Sulanabilir verimli tarım alanlarımız, daha çok kıyı bölgelerimizde bulunan delta ovalarımızda yer almaktadır.
Tarım alanlarımız, hızlı nüfus artışı, yerleşme alanlarının hızla verimli tarım arazilerinin bulunduğu alanlara doğru genişlemesi, çarpık kentleşme ve sanayileşme etkisiyle sürekli olarak azalmakta, geri dönüşü olmayacak şekilde yok olmaktadır.

Türkiye’de nadas alanı oranı %5,60 olup bu oran Orta kuzey ve Orta güney bölgelerinde Türkiye ortalamasının iki katı iken (%10 düzeylerinde), Marmara Bölgesinde %1,87 ile en düşük düzeydedir.

YURDUMUZDA TARIM SAYIMLARI

Her yıl derlenen tarım istatistikleri Türkiye’de yetiştirilen ürünlerin ekiliş alanları, üretimleri, verimleri, hayvan sayıları ve tarım ürünlerinin fiyatları vb. bilgileri kapsamaktadır. Bu istatistikler Tarım ve Köy işleri Bakanlığı aracılığı ile derlenmektedir. Cari İstatistiklerle derlenen bilgiler tarım potansiyelini ve tarımsal yapının ayrıntılarını tam olarak yansıtmamaktadır. Bu nedenle ülkemizde belli dönemlerde Genel Tarım Sayımı yapılmaktadır.

Ülkemizde ilk tarım sayımı 1927 yılında gerçekleştirilmiştir. Daha sonra 1950, 1963, 1970 ve 1980 yıllarında tarım sayımları uygulanmıştır. 1990 yılından itibaren ise, tarım sayımının, sonu 1 ile biten yıllarda uygulanması kanun hükmünde kararname ile belirlenmiş olup, bu kapsamda 1991 yılında altıncı ve 2001 yılında da yedinci Genel Tarım Sayımı gerçekleştirilmiştir.

Genel Tarım Sayımlarını uygulamak Devlet İstatistik Enstitüsü’nün (DİE) yasal görevidir. Genel Tarım Sayımının hazırlık çalışmalarından sonuçların yayınlanmasına kadar olan tüm süreçlerin planlanması ve yürütülmesi yoğun ve uzun dönemli bir çalışmayı gerektirmektedir. Bu çalışmayı yürütmek üzere, Enstitü Başkanının onayı ile DİE’deki tarımla ilgili birimlerdeki ilgili kişilerden oluşan Tarım Sayımı Komitesi ve Alt Çalışma Grubu kurulmuştur.

Ayrıca 2001 Genel Tarım Sayımının, gerek Avrupa Birliği’ne uyum çalışmalarının başlangıcı, gerekse tarım istatistiklerini geliştirme çalışmalarının başlangıcı olması amacıyla 4 farklı çalışma gündeme getirilmiştir.

Tarımsal İşletme Listesi

Köy Genel Bilgi Soru Kâğıdı

Tarımsal İşletmeler (Hane halkı) Soru Kâğıdı

Tarımsal İşletmelerin Ekonomik Yapılarını Araştırma Anketi

TÜRKİYE EKONOMİSİNİ ETKİLEYEN FAKTÖRLER

Coğrafi Konumunun Etkisi:

1.Türkiye Asya, Avrupa ve Afrika kıtaları arasında merkezi bir konuma sahiptir. Bu ülkelerin bağlantıkurmasını sağlayan yollar Türkiye’den geçer.

2.Türkiye, zengin petrol rezervlerine sahip Ortadoğu ülkeleri ile sanayileşmiş batı ül­keleri arasında ulaşım ve siyasi ilişkiler yönünden bağlantıyı sağlar.

3.Türkiye, Avrupa ve Asya arasında doğal köprüdür. Boğazlar önemli bir gelir kaynağıdır

4.Türkiye bulunduğu konum nedeniyle ılıman kuşağın iklimlerinin etkisi altındadır.

5.Tropik bölgelerin bazı ürünlerinin yanında, orta kuşak ülkelerinde yetişen sebze ve meyvelerin tümü ülkemizde yetişmektedir.

6.Matematik ve özel konumu genel olarak Türkiye ekonomisini olumlu yönde etkilemektedir.

Yer şekillerinin Etkisi:

1.Türkiye ortalama yükseltisi 1132 metre civarında olan yüksek ve engebeli bir ülkedir. Ortalama yükseltinin fazla olması ve engebeli alanlar ekonomik yapımızı olumsuzyönde etkiler.Yükseltinin fazlalığı, karla örtülü gün sayısının uzun olması, tarım ve ulaşımı olum­suz yönde etkiler.

2. Dağlarımızın genel olarak doğu-batı doğrultusunda uzanmaktadır. Kuzey Anadolu Dağları ve Toros Dağları kıyıya paralel bir uzanışa sahiptir. Bu durum kıyı ile iç kesimler arasında iklim, ulaşım ve buna bağlı olarak ekonomik faaliyetler açısından çeşitli farlılıkların ortaya çıkmasına neden olmaktadır.

İklimin Etkisi:

1.Türkiye’nin matematik konumu nedeniyle ılıman kuşakta yer alması ve özel konumunun etkisi nedeniyle sahip olduğu iklim çeşitliliği yetiştirilen tarım ürünlerinin de çeşitli olmasını sağ­lar.

2.İklim şartlarının çeşitlilik göstermesi doğal bitki örtüsünün çeşitlilik göstermesini sağ­lamıştır

3.Tarım ürünlerinin çeşit ve miktarını iklim belirler. Ürünlerin yetişmesi için yağış ve sı­caklığa gereksinimi vardır. Kıyı yörelerimizde yeterli yağış alan ve kışları don olayının görülmediği yerlerde toprağı işleme ve ekim süresi uzundur. Buralarda yılda iki ürün alma olanağı vardır. Elde edilen ürünlerin çeşitleri fazla, ekonomik değeri yüksektir.

4.Yıllık yağışın yeterli olmadığı, kışların soğuk geçtiği iç kısımlarda ürün çeşidi az, ürünverimi düşüktür.

5.Türkiye’de yağış rejimlerinin düzensiz olması bazı yıllarda kuraklığın artmasına ve kıtlıkların yaşanmasına neden olur. Bu yıllarda, ürün verimi azalır, içme ve kullanma suyu konusunda sıkıntılar yaşanır, hidroelektrik üretimi azalır. Mera ve yaylalarda otlar iyi gelişemez.

6. Ulaşım şartlarını olumsuz yönde etkileyen fırtına, sis, buzlanma, yoğun kar yağışı çağ düşmesi ve heyelan olayları olumsuzluklara yol açar.

7.Türkiye’nin iklim özellikleri turizm faaliyetlerini olumlu yönde etkiler. Güneşlenme re kıyıların uygunluğu deniz turizmini, doğal bitki örtüsünün ve yer şekillerinin çeşitliği turizm faaliyetlerini olumlu yönde etkiler.

Nüfusun Etkisi:

Türkiye’nin genç bir nüfus yapısına sahip olması ve nüfusun hızla artması her yıl çok sayıda çocuğun nüfusa eklenmesine tüketici nüfusun artmasına neden olmaktadır. Bu durum sonuç olarak ülkenin gelişmesini olumsuz yönde etkilemektedir.

İstihdam olanakları nüfus artışına paralel olarak artmadığından, işsizlik çoğalmakta, iç ve dış göçler yaşanmaktadır.

TARIMI ETKİLEYEN FAKTÖRLER

TOPRAK BAKIMI:

Toprak bitkiler açısından ana varlıktır. Toprağın yapısı tarımsal üretimi doğrudan etkileyen en önemli faktördür. Toprağın yapısında, tarımsal faaliyetlerin ve çeşitli dış kuvvetlerin etkisiyle zaman içinde değişmeler meydana gelir. Bu nedenle üretimin ve beklenen verimin devamı için bakımı ve korunması gerekir.

Bu nedenlerle;

—Toprağın belli dönemlerde sürülmesi ve böylece havalandırılması

—Erozyondan korumak için gereken önlemlerin alınması

—Çoraklaşma (fazla tuz birikimi) oluşumunun engellenmesi

—Tarımsal verimi düşüren taş ve molozlardan arındırılması

—Toprakta kesekleşmenin engellenmesi

—Yabancı otların ayıklanması

—Toprak analizleri ile en yüksek oranda verim alınabilecek ürünün belirlenmesi

—Toprağın ihtiyacı tespit edilerek kullanılacak en uygun gübrenin belirlenmesi

Yapılması gereken çalışmalardır.

SULAMA:Akdeniz ikliminin yurdumuzda etkili olması yazların kurak geçmesine böylece tarımsal faaliyetlerde sulamanın zorunlu olmasına neden olmuştur. Yağışların düşmesi gereken zamandan önce ya da sonra veya beklenen miktarın altında ya da çok üstünde düşmesi yani yağış düzensizliği de önemli bir sorun olarak ortaya çıkmaktadır.

Bunlar yurdumuzda tarımsal üretimin en büyük sorununu meydana getirmektedirler.

Yurdumuzda yaz yağışı görülen alanlar dışında tarım topraklarının ve bitkilerin ihtiyacı olan su, yağış yoluyla yeterince sağlanamadığından bunun insanlar tarafından karşılanması, yani sulama yapılması zorunluluğunu ortaya çıkarmıştır.

Tarımda sulama ihtiyacının en fazla olduğu bölgemiz Güney Doğu Anadolu Bölgesi, bu sorunun en az olduğu bölgemiz ise Karadeniz Bölgesi’dir.
Akarsularımızın derin vadilerden akması ve rejimlerinin düzensiz olması sulamada yeterince faydalanılamamasına neden olmaktadır.

Sulama Sorununun Çözülmesi durumunda;
– Üretim miktarında artış sağlanacaktır
– Nadas zorunluluğu büyük oranda ortadan kalkacaktır
– Tarımsal verimin yağış rejimine bağımlılığı büyük oranda azalacaktır
– Üretim miktarlarında yaşanan dalgalanmalar ortadan kalkacaktır
– Tarımsal ürünlerde çeşit artışı sağlanacaktır

GÜBRELEME:Tarımsal üretimde üretimi yapılan bitkilerin topraktaki besin maddelerini tüketmesi sonucunda verim düşmektedir. Tarım topraklarında azalan bu besin maddelerinin insan tarafından toprağa verilmesine gübreleme denir.

Gübreler çeşitli miktarlarda bitki besin maddelerini içerirler. Bunlar; azot, fosfor ve potasyumdur. Ülkemiz toprakları azot ve fosfor bakımından fakirken potasyum bakımından zengindir. Bu nedenle topraklarımız büyük oranda azot ve fosfor içeren gübrelere ihtiyaç duymaktadır.

Doğal yollardan sağlanan hayvan gübresi azot, fosfor ve potasyum bulunur. Yurdumuzda gübrenin büyük oranda yakacak olarak kullanılması olumsuzluğa yol açmaktadır. Özellikle güvercin gübresi bu anlamda çok değerlidir.

Ülkemizde üretilen suni gübre yeterli olmadığından ihtiyacın % 40’ı ithal edilmektedir. Bu durum maliyeti arttırdığından çiftçilerimiz yeterince gübre kullanamamaktadırlar.

TOHUM ISLAHI: Tarım alanlarında yüksek verim elde etmek için kaliteli tohum kullanılmalıdır. İyi tohum kullanımının verimi % 10 dan fazla arttırdığı vurgulanmaktadır.Kaliteli tohum üretimi amacıyla devlet üretme çiftlikleri ve tohum ıslah istasyonları kurulmuştur. Tüm çalışmalara rağmen üretim yetersiz olduğundan kaliteli tohum ihtiyacının bir bölümü ithalat yoluyla sağlanmaktadır.

MAKİNE KULLANIMI: Ürünün zamanında ekimi, hasadı ve yüksek verim için makine kullanımı şarttır. Ancak makine kullanımı yurdumuzda yeterli ölçüde gelişmemiştir.

Bunun Sebepleri:
-Tarım arazilerimizin büyük bölümünün makine kullanımına elverişsiz olması
-Tarım alanlarımızın özellikle miras yoluyla parçalı bir yapıda olması makine kullanımınıekonomik olmaktan çıkarmaktadır.

-İş gücünün bazı bölgelerde daha ucuz olması,
-Makine fiyatlarının çiftçinin alım gücünün üstünde olması

PAZARLAMA: Elde edilen ürünün tüketim merkezine ulaştırılarak satışının sağlanıp gelir elde edilmesidir. Ancak ülkemizde üreticiden ziyade aracılar, tüccarlar devreye girmektedir. Bu durum üreticinin elde ettiği gelirin büyük bölümünün aracılara yüksek oranda kar olarak kalmasına neden olmaktadır. Devlet destekleme alımı politikası gereği kamu iktisadi teşebbüsleri aracılığıyla ürün alımı yapmaktadır. Burada amaç, devlet tarafından üreticiye açıklanan taban fiyattan ürününü alma garantisi sağlamaktır. Taban fiyat uygulaması ile çiftçinin ürün fiyatlarındaki ani düşme ve çıkıştan zarar görmesini engellemektir. Bu aynı zamanda ürünlerin piyasaya keyfi fiyatlardan satılmasını engelleyerek tüketicilerin mağdur olmasını da engellemeye dönüktür.

TARIM ÜRÜNLERİMİZ

A.TAHILLAR

1.BUĞDAY:Büyüme döneminde ilkbaharda nem, olgunlaşma ve hasat döneminde sıcak ve ku­rak bir iklim ister. Bu nedenle ülkemizin sürekli yağışlı Karadeniz kıyılarında ve düşük sıcaklığa sahip yüksek kesimlerinde üretimiyapılmaz. Doğu Anadolu Bölgesi’nde kısa süren yaz devresinin tamamın­dan yararlanacak biçimde kıştan sonra ekilen Yaz ekimi yapılır. İç böl­gelerde ise sonbaharda Güz ekimi yapılır.Buğday değişik tip topraklarda yetişebilen bir bitkidir. Verimsiz kıraç topraklarda ve verimli taban alanlarda yetiştirilebilen birçok buğday çeşidi vardır. Bununla birlikte buğday için en uygun topraklar, drenajı yeterli olan derin topraklardır.
Yurdumuzda 1950’den sonra buğday üretiminde büyük oranda artış sağlanmıştır. Bunun temel nedeni, tarım alanlarında traktör kullanımının yaygınlaşması ve bunun sonucunda ekim alanlarının genişlemesidir. Yıllara göre yağış kararsızlığının etkisi nedeniyle üretimde dalgalanmalar olur. Yağışlı yıllarda üretim artar. Tahıllar içinde üretim payı % 70’dir. Sırasıyla en çok üretildiği bölgeler; İç Anadolu, Marmara, Akdeniz, Karadeniz, Ege, Güneydoğu ve Doğu Anadolu’dur.

2.ARPA:Tahıllar içinde %20 payla 2. sırada üretilenüründür. Buğday üretim alanına paralellik göstermesine karşılık, so­ğuğa daha dayanıklı olduğundan yükseklerde üretimi yapılabilmektedir. İçki endüstrisinde ve hayvan yemi olarak, kullanılır. Türkiye üretiminin yarısını İç Anadolu Bölgesi karsılar.

3.MISIR:Yetişme döneminde bol su ister. Bol yağışlı Karadeniz kıyıları ve sulamanın yapılabildiği diğer yerlerde üretilir. Bölge halkının temel besin maddesi durumundadır Karadeniz Bölgesinde üretimi çok olmasına karşın tüketimi de çok olduğundan ticari amaç taşımaz. Üretimimizin yarıya yakını Akdeniz Bölgesinden elde edilir, 2. sırada Karadeniz Bölgesi, 3. sırada Marmara Bölgesi yer almaktadır.

4.PİRİNÇ(ÇELTİK):Çeltik çimlenme döneminde bol su ve sıcaklık ister. Su dolu tarlalarda yetişir.Toprak bakımından seçici değildir. Su geçirgenliği az, derin ve besin maddelerince zengin topraklarda iyi yetişir. Aynı tarlaya üst üste sürekli çeltik ekilirse verim düşer, yabancı otlar ve hastalıklarla mücadele zorlaşır. 2–3 yıl üst üste çeltik ekildikten sonra tarlaya yem bitkilerinden birisi ekilmelidir.Hasat döneminde kuraklık gerekir. Yurdumuzun sıcaklık şartları çeltik tarımına elverişlidir. Tarımı akarsu kenarlarında yoğunlaşmaktadır. Pirinç tarlalarının sürekli olarak su içinde olması, sinek üremesine ve sıtmaya neden olmaktadır. Bu nedenle pirinç üretimi özel izine bağlı olarak yapılmaktadır. Aynı nedenlerle tarımına yerleşim alanlarından uzak yerlerde izin verilmektedir. Üretimde en büyük paya sahip bölgemiz Marmara Bölgesidir. Edirne başta gelmektedir. Ayrıca Balıkesir, Çanakkale ve Bursa çevrelerinde de tarımı yapılır. Çukurova, Amik ovası, Meriç boyları, Kızılırmak, Yeşilırmak, Sakarya’nın orta ve aşağı çığırları en önemli ekim alanlarıdır. Üretimimiz yeterli olmadığından ithal etmekteyiz.

5.ÇAVDAR-YULAF:Düşük sıcaklığa dayanıklıdır. Fazla sıcaklık istemezler Buğday ve arpanın iyi yetişemedikleri alanlarda da tarımı yapılabilmektedir. En uygun koşulları Doğu Anadolu Bölgesinde bulmaktadır. Tarımı en çok İç Anadolu Bölgesinin güneydoğu kesimlerinde ve Doğu Anadolu Bölgesi’nin Erzurum çevresinde yapılmaktadır. Çavdardan alkol üretimi de yapılmaktadır.

B.BAKLAGİLLER

1.NOHUT: Nohudun toprakta çimlenebilmesi için toprak ısısı +3ºC’den fazla olmalıdır. Nohut danelerinin çimlenmesi için ortalama 15º C sıcaklığa ihtiyaç vardır. 26ºC’yi aşan sıcaklık dereceleri çimlenme üzerine olumsuz etkide bulunmaktadır. Fazla nemden hoşlanmazlar. Yağışlı mevsimlerde mantari hastalıklara ve kök çürüklüğüne yakalanarak verimleri düşük olur. Bunun için normal olarak hiç sulamadan da yetiştirilebilirYurdumuz iklim şartları  tarımına elverişlidir.Dünya üzerinde oldukça geniş bir alana yayılan nohut kurak ve yarı-kurak bölgelerin bitkisidir. Türkiye’de baklagiller arasında fasulye ve mercimekten sonra ekim ve üretimi en fazla olan üründür.Dane rengi kimyevi birleşimi hakkında kabaca fikir vermektedir. Renk açıldıkça değer artmaktadır.En fazla üretim İç Anadolu Bölgesinde yapılmaktadır. Orta Anadolu’da nohut ekimi Mart ayının ikinci yarısı ile Nisan ayı başlarında, yapılmaktadır.Bu bölgemizi Akdeniz ve Ege Bölgeleri takip etmektedir.

2.MERCİMEK:Mercimek, ülkemizin birçok bölgesinde yetişebilen ve nadas alanlarının değerlendirilmesi için ekim nöbetinde, buğday ve arpayla en uygun münavebeye girebilen bitkidir. Mercimek tanelerinde fazla miktarda protein bulunduğu için besleyici olduğu gibi, samanı da aranılan bir hayvan yemidir. Tarım ürünleri içinde nem ihtiyacı en az olan bitkilerdendir. Kuraklığa dayanıklı olduğu için mercimek üretiminin üçte ikisinden fazlası Güney Doğu Anadolu Bölgemizden sağlanmaktadır. Bu bölgemizde büyük oranda kırmızı mercimek üretimi yapılmaktadır. Üretimde ikinci sırayı İç Anadolu Bölgemiz almaktadır. Burada özellikle yeşil mercimek üretimi yaygındır.

3.FASULYE:Yüksekliği 2000 metreden fazla olmayan ve sulama imkânı olan her yerde tarımı yapılabilir. Üretimde en büyük paya sahip bölgemiz İç Anadolu’dur.

4. BAKLA:Bakla üretimi için organik maddece zengin, killi-kumlu, killi-tınlı, olan derin ve geçirgen topraklar idealdir. Bununla birlikte pek çok toprak yapısında da bakla yetiştiriciliği yapılmaktadır. Baklanın ortalama sıcaklık isteği, yetişme döneminde 18-27° C arasındadır. Çimlenme için en uygun sıcaklık 25°C’dir. Soğuğa dayanıklılığı, gelişme dönemine ve hava sıcaklığındaki düşüşe bağlı olarak değişmektedir. Baklada olgunlaşma süresi ekim zamanı ve çeşitlere bağlı olarak 180-200 gün arasında değişmektedir. Bakla, yetişme süresi boyunca yeterli ve düzenli su ister.

C.SANAYİ BİTKİLERİ

1.TÜTÜN:Tütün bitkisinin boyu yarım metre ile bir metre arasındadır. Kırmızı ve beyaz çiçekler açar. İçinde sağlık açısından zararlı olan nikotin maddesi bulundurur. Tohumlarından yağ elde edilmektedir. İklim seçiciliği fazla değildir. Humuslu, su geçirgenliği olan, eğimli ve kıraç topraklarda daha iyi yetişmektedir. Filizlenme döneminde su, daha sonra sıcaklık ve kuraklık ister. Türkiye iklimine uyum göstermektedir. Ancak kaliteli tütün yetiştirilmesi amacıyla ekim alanları devlet tarafından sınırlandırılmıştır. Kaliteli ürün alınabilecek alanlarda üretimine izin verilmektedir. Yurdumuzda toplam üretimin yarısına yakınını Ege Bölgemiz sağlamaktadır. Manisa, İzmir, Aydın, Muğla, Denizli ve Uşak çevresi önemli üretim alanıdır. Manisa ilimiz Türkiye tütün üretiminin beşte birinden fazlasını üretmektedir. İkinci sırada Güney Doğu Anadolu, 3.sırada Karadeniz Bölgemiz gelmektedir. Ana vatanı Kuzey Amerika’dır. Batı ülkelerinde yetiştirilen çeşitlerine batı tütünü, Türkiye’ninde içinde bulunduğu Balkan ülkeleri ve İran’da yetiştirilenlerine doğu tütünü ya da Türk tütünü adı verilir. Doğu tütünlerinin temel farkı, nikotin oranı ve diğer zararlı madde oranının daha düşük olmasıdır. Türkiye, dünya tütün üretiminde; Çin, ABD ve Hindistan’dan sonra 4.sırayı almaktadır.

2.PAMUK:Pamuk dokuma sanayinin hammaddesidir. Çiğit adı verilen tohumları, yemeklik yağ üretiminde kullanılır. Filizlenme döneminde bol su, olgunlaşma ve hasat döneminde yüksek sıcaklık ve kuraklık ister. Geçirimli alüvyal toprakları sever. Üretiminde Güneydoğu Anadolu Bölgesi 1. sırada yer alır, burada GAP ile sulama imkânları genişledikçe üretim miktarıda artacaktır. Ege Bölgesi 2.sırada yer, Akdeniz Bölgesi 3.sırada yer almaktadır. Ayrıca  Marmara Bölgesinde,  Doğu Anadolu Bölgesinin Iğdır ve Malatya ovalarında tarımı yapılır. Karadeniz Bölgesinde yaz kuraklığı oluşmadığından tarımına uygun değildir. Yurdumuz üretimde Dünya’da 5. sırada yer almaktadır. Tarımsal ürün ihracatımızın beşte birini pamuk oluşturmaktadır.

3.ŞEKER PANCARI:Şeker sanayinin hammaddesidir.İlk gelişme döneminde yeterli sıcaklığın mevcut olması gereklidir.Gelişme ve şeker yapımı için ideal hava sıcaklığı 23 – 25 ° C dir. Ülkemizde değişik iklim bölgelerinde yapılan üretimler değişik özellikler gösterir. Denize yakın bölgelerde pancar verimi yüksek, şeker varlığı düşüktür. Doğu Anadolu’da sert kara iklimi hüküm süren bölgelerde kök verimi düşük şeker varlığı yüksektir. İç Anadolu gibi iklimin çok sert olmadığı bölgelerde hem kök verimi hem de şeker varlığının yüksek olduğu en iyi pancar bölgeleridir. Nisan – Mayıs aylarında hafif kuraklık köklerin daha derinlere inmesine ve böylece bitkinin su ve besin maddesi yönünden daha iyi beslenmesini sağlar. Yaprakların gelişimi ile pancarın su ihtiyacı artar. Gelişme dönemlerinde su ihtiyacı fazladır ve yağmuru az olan bölgelerde mutlaka sulama yapılmalıdır. Pancar tarımı yapılacak toprakların su ve besin maddelerini tutma kapasitelerinin çok iyi olması, iyi bir toprak derinliğine sahip olmaları gereklidir. Pancar tarımı için en ideal toprak derin, kolay ısınan kireçli topraklardır. Şekerpancarının yetişmesinde üç ana besin maddesi Azot, Fosfor ve Potastır. Gübrelemede dikkat edilmesi gereken en önemli husus, bitkinin ihtiyacı kadar gübreyi, usulüne uygun olarak, zamanında toprağa verebilmektir. Eksik veya fazla gübre kullanımı verim ve kalitenin düşmesine neden olacaktır. Ülkemizde normal iklim şartlarında pancarın olgunlaşması Eylül sonu ile Ekim ayı ortalarına kadar devam etmektedir. Hasat işlemleri büyük çoğunlukla el değmeden yapılmaktadır. Ülkemizde ise elle hasat daha yaygındır.Pancar küspesi hayvan yemi olarak kullanıldığı için buralarda besi hayvancılığı da gelişmiştir.
Şeker Pancarı tarımı, hayvancılık, yem, ilaç, et, süt, nakliye ve hizmet sektörleriyle iç içe geçmiş durumdadır. Dünyada şeker üretiminin % 70’şini pancar şekeri % 30’unu kamış şekeri oluşturmaktadır. Kamış şekerinin maliyeti pancar şekerine göre % 40–50 daha ucuzdur ve dünyadaki şeker fiyatları kamış şekerine göre belirlenmektedir. AB ülkelerinin tamamına yakınında yani % 95 oranında pancar şekeri üretimi yapılmaktadır. Bu Ülkeler % 40–50 daha ucuza kamış şekeri temin edebilecekleri halde pancar şekeri üretiminden vazgeçmemektedirler. Bununda nedeni pancar ziraatının ve sanayisinin üreticilere sağladığı katma değerdir
Yurdumuzda ilk şeker fabrikalarımız, 1926 yılında, Alpulu(Kırklareli) ve Uşak’ta kurulmuştur. Yurdumuzda üretim alanları şekerpancarı fabrikalarının çevresinde yoğunlaşmaktadır. Bu durum ürünün taşıma maliyetinin yüksek oluşu ve kısa sürede işlenmesi zorunluluğundan kaynaklanmaktadır. Üretimde İç Anadolu Bölgesi 1. sırada, Karadeniz Bölgemiz 2. sırada, Marmara Bölgemiz 3.sırada yer almaktadır.

4.KETEN VE KENEVİR:Liflerinden dokumacılıkta, ip, çuval ve halat yapımında, tohumlarından ise yağ üretiminde yararlanılır. Serin ve nemli bir iklim bitkisidir. Yurdumuz üretiminin tamamına yakını Karadeniz Bölgesi’nden karşılanır. Keten üretimi en fazla Kocaeli ve Sinop’ta yapılmaktadır. Kenevir üretiminin %85’i Kastamonu yöresinde, Ege Bölgesinde ise Kütahya çevresinde tarımı yapılmaktadır. Kenevirden uyuşturucu elde edildiğinden üretimi devlet kontrolündedir.

5.ANASON: Yurdumuzda özellikle rakı üretiminde kullanılır. Ayrıca yatıştırıcı özelliği nedeniyle anason çayı üretiminde kullanılmaktadır. Anason, iştah açıcı ve koku verici etkilere sahiptir. Anasonun karminatif etkisi mide ve bağırsaklarda fermantasyona engel olmasından ileri gelmektedir.Anason sıcak, orta nemliliğe sahip iklimlerden hoşlanır. Yurdumuzun özellikle Ege, Marmara ve Güney Anadolu bölgeleri iklim yönünden uygun yörelerdir. Anasonda verim bölgenin çevre koşullarına, yetiştirme tekniğine ve kullanılan çeşide göre büyük değişiklik göstermektedir. Yurdumuzda özellikle, Antalya – Denizli- Burdur- Muğla ve İzmir yörelerinde üretilmektedir.

6.HAŞHAŞ:Kapsüllerinden afyon adı verilen zehirli uyuşturucu madde, yağlı tohumlarından ise yağ elde edilir. İlaç sanayinde ise bazı merhemlerin bileşiminde kullanılır ve ağrı kesici olarak kullanılır. Bileşiminde toplanma zamanına göre değişen afyon alkaloitleri vardır. Ağrı dindirici olarak, özellikle diş hekimliğinde kullanılır. Soğukta elde edilen yağın bileşiminde asitler az, sıcakta elde edilen yağın ise asitleri fazladır. Soğukta elde edilen yağ, bazı merhemlerin bileşiminde kullanılır. Sıcakta elde edilen yağ, yemek yağı ve sanayide sabun yapımında kullanılır.Uyuşturucu madde kaçakçılığının önlenmesi amacıyla üretimi devlet kontrolü altında sınırlı alanlarda yapılmaktadır. Don olayları ve toplanma zamanında oluşan yağışlardan zarar görür. Üretimi Afyon başta olmak üzere Kütahya, Uşak, Denizli, Burdur, Isparta ve Konya çevresinde yapılmaktadır.

7.ÇAY:Ana vatanı Güney Doğu Asya’dır.Gelişme yüksekliği türlere göre farklılıklar gösterir. Çay bitkisi yaprağını dökmeyen bir bitkidir. Yeterli düzeyde sıcaklık ve nemin bulunduğu yerlerde yıl boyu sürgün oluşumu sürer. Yeterli düzeyde sıcaklık ve nemin bulunmadığı yerlerde, soğuk mevsimlerde, sürgün oluşumu duraklar, yaprak ve tomurcuklarda gelişme olmaz. Çay bitkisinin gövdesi esmer ya da koyu esmer renktedir. Çay bitkisinin çiçeği beyaz renklidir. Erkek ve dişi organları bir arada bulunur. Genel olarak yabancı döllenme olur. Tomurcuklar sabahları erken açar ve iki gün sonra taç yaprakları dökülür. Çay bitkisinin çiçek açma zamanı çeşidine ve gelişme ortamına göre değişir. Rize bölgesinde genellikle Ağustos ayında çiçek açar, Aralık ayının sonunda çiçeklenme sona erer. Sıcak iklime sahip ülkelerde yılın hemen hemen her ayında bitki üzerinde çiçek vardır. Yıkanmış, kireçsiz ve kalınlığı fazla olan topraklarda en iyi yetişme koşullarını bulmaktadır. Bulutlu gün sayısının fazla olması, yıllık yağış miktarının 2000–2500 mm. üstünde olması, ilkbahar ve sonbahar aylarında bol yağış alması gerekir. Havanın nem oranının yüksek olması gerekmektedir. Havada yeterli nemin bulunması yetişme koşulları içinde en önemli faktördür. Yurdumuzda çay üretimi Cumhuriyetin ilanı ile başlamıştır (1924). Çay tarımının tamamı Karadeniz bölgesindedir. Toplam üretimin dörtte üçü Rize’de kalan bölüm ise Trabzon, Artvin, Giresun ve Ordu’da üretilmektedir. Toplanan çay yapraklarının aynı gün işlenmesi gerektiğinden çay fabrikalarımız üretim alanı çevresinde toplanmıştır.

D.YAĞ BİTKİLERİ

1.AYÇİÇEĞİ:İçerdiği yüksek orandaki (%22–50) yağ miktarı nedeniyle, önemli bir yağ bitkisidir. Ayçiçeği yağı, beslenme değeri en yüksek olan bitkisel yağlardan birisidir. Sıvı olarak yemeklerde ve kızartmalarda yaygın olarak kullanılmaktadır. Ayrıca, diğer bitkisel yağlarla karıştırılıp margarin yapılarak da tüketilmektedir. Dünya bitkisel ham yağ üretiminin % 12,6’sı ayçiçeğinden karşılanmaktadır. Yağı çıkarıldıktan sonra geriye kalan küspede, yüksek oranda protein bulunmaktadır, bu nedenle, karma yem üretiminde oldukça yaygın olarak kullanılmaktadır.Ayçiçeği yağında bulunan yüksek orandaki linoleik yağ asiti kurumayı çabuklaştırıcı özelliğe sahiptir. Bu nedenle, yağlı boya yapımında çok önemli bir yere sahiptir. Ayrıca, kâğıt, plastik, sabun ve kozmatik ürünler yapımında hammadde olarak kullanılmaktadır. Kumlu topraklardan, killi topraklara kadar değişim gösteren farklı yapılardaki topraklarda başarıyla yetişebilmektedir. Özellikle, derin, organik maddece zengin alüvyal topraklar, ayçiçeği tarımı için çok uygundur. Büyüme döneminde su, olgunlaşma döneminde bol sıcaklık ve güneş’e ihtiyaç duyar. Hasat döneminde kuraklık ister. Doğu Karadeniz kıyıları hariç bütün bölgelerimizde sulama ile tarımı yapılır. Üretimde 1. Marmara Bölgesi %76(Trakya Ergene Havzası)  2. Karadeniz Bölgesi (Orta Karadeniz)  3. İç Anadolu Bölgesi’dir.

2.ZEYTİN:Akdeniz ikliminin tanıtıcı bitkisidir. Sofralık olarak ve yağ elde edilmesinde kullanılır. Maki elemanları arasında yer alır. Dikilip yetiştirilebildiği gibi maki elemanı olan delice ağacının aşılanması ile de üretimi sağlanmaktadır. Soğuğa ve don olaylarına karşı çok duyarlıdır. Bu nedenle Akdeniz iklimi zeytin yetişme alanlarını sınırlandırır. Hava ve suyun kolay dolaştığı, kabarık, kireçli, derin ve eğimli topraklarda iyi yetişir. Yüksek sıcaklık ister, yaz kuraklığına dayanıklıdır. Ürünün kalitesi, yüksek verim için ilkbahar sonu ve yaz başlarında sulanması toprağın sürülmesi gerekmektedir. Ekonomik olarak 10–12 yaşından sonra ürün verir. Yaşlandıkça verim artar. Yıllık bir bitkidir. Bir yıl çok, takip eden yıl az ürün verme özelliğine sahiptir. Ülkemiz üretiminde 1.Sırada, Ege Bölgesi (Kıyı Ege ovaları çevresi),2.Sırada, Marmara Bölgesi-Güney Marmara kıyıları (kaliteli sofralık zeytin Gemlik çevresinden elde edilir). 3.Sırada, Akdeniz Bölgesi (Antalya çevresi) Ayrıca, Doğu Karadeniz’de korunaklı kesimlerinde, Çoruh vadisinde ve Güney Doğu Anadolu Bölgesi’nde, Fırat batısında Gazi Antep çevresinde üretim yapılmaktadır. Zeytin üretimi açısından Akdeniz Bölgemiz, Ege Bölgemize göre daha uygun şartlar taşımasına rağmen, daha karlı olan özellikle pamuk ve seracılığın tercih edilmesi nedeniyle 3.sırada yer almaktadır. Dünya toplam zeytin ağacı miktarı 900 milyon civarındadır. Bu sıralamada, Türkiye 95 milyon ağaçla dördüncü sıradadır. (İspanya, 218 milyon).Dünya zeytin üretiminde İspanya ilk sırada yer alır. Türkiye, İtalya ve Yunanistan’ın ardından 4. sırada yer alır.

3.SOYA FASULYESİ:Protein oranı oldukça yüksektir.Soya dünyadaki bitkisel yağların ve yüksek proteinli hayvan yemlerinin başlıca kaynağıdır. Soya tohumu ortalama %35 -45 protein ve %18–20 oranında yağ içermektedir. Soya yağ üretiminde, şekercilikte, inşaatlarda kullanılan macun bileşimlerinde, fungusit ve pesti sitlerde, antibiyotiklerde, dizel yakıtında ve diğer birçok endüstriyel ve ecza ürünlerinde de kullanılmaktadır. Matbaa mürekkebi olarak da kullanılmaktadır. Yazları yağışlı ve sıcak olan muson ikliminde ideal yetişme şartlarını bulur. Ülkemizde ideal şartları Orta ve Doğu Karadeniz bölümlerinde bulmaktadır. Soya için yabancı otların kontrolü çok önemlidir. Soyalar özellikle genç dönemde otlu tarlada gelişemezler. Yabancı ot miktarına göre traktörle 2–3 kez yabancı ot mücadelesi yapılır. Yağ sanayinde kullanım alanlarının artmasından sonra Akdeniz Bölgesinde üretimi hızla gelişmiştir. Toprağa organik madde ve azot sağlayarak, toprağın verimliliğini arttıran önemli bir münavebe bitkisidir.Yetişme süresi kısa olduğundan, özellikle Akdeniz Bölgemizde buğdaydan sonra ikinci ürün olarak ekimi yapılmaktadır. Adana başta olmak üzere İçel, Hatay, Antalya çevresinde tarımı gelişmiştir. Türkiye üretiminin % 90‘ı Akdeniz Bölgesi’nden karşılanmaktadır. Karadeniz Bölgesi’nde Samsun çevresinde üretim yapılmaktadır.

4.YER FISTIĞI:Bileşiminde ortalama %25 protein, %46 yağ, %16 karbonhidrat ve %5 mineral madde bulunur. Meyveleri fosforca zengin, amino asitlerden “cystine” içermektedir. Aynı zamanda zengin bir B vitamini kaynağı olup, az miktarda da A, C, D ve E vitaminlerini bünyesinde toplamaktadır. Yerfıstığı çerez olarak tüketildiği gibi, yağı yemeklik olarak katı ve sıvı halde kullanılmakta, ballık konserveciliğinde, bisküvi, pasta, şekerleme ve sabun yapımında da kullanılır.Ezilmek suretiyle fıstık ezmesi yapılır. Yerfıstığının hayvan beslenmesinde de önemi büyüktür. Yerfıstığı tropik, subtrfopikal ve ılıman iklim bölgelerinin sıcak kuşaklarında yetiştirilip ısı ve güneş isteği fazladır. Tohumların toprakta çimlenebilmesi için toprak sıcaklığının minimum 12–13 ºC olması gerekir.  Yerfıstığı toprak isteği yönünden seçici bir bitkidir, gevşek yapıda, süzek kumlu topraklarda iyi yetişir. Toprağın kalsiyum ve organik maddece zengin olması verimi arttırmaktadır.Yurdumuzda 1930’lu yıllarda üretimine başlanmıştır. Akdeniz iklim şartlarında iyi yetişmektedir. Üretimin tamamına yakını Akdeniz Bölgemizde, Adana çevresinde gelişmiştir(%91). Diğer üretim alanları, Güney Doğu Anadolu Bölgesi’nin batısında, Ege Bölgesi’nde Muğla, Aydın çevresinde, Güney Marmara Bölümü’nde Balıkesir, Çanakkale çevresinde yoğunlaşmıştır.

5.SUSAM: Yüksek sıcaklık ve ışık isteyen yağ bitkisidir. Su isteği fazla değildir. Kurağa dayanıklıdırTohumları %55–58 oranında yağ içerir. Susam yemeklik yağ, çeşitli şekerlemelerde, parfüm imalatında, kavrularak çerez ve unlu mamüllerin üretiminde kullanılır. Küspesi protein ve vitaminler bakımından zengindir. Değerli bir hayvan yemidir. Yurdumuzda, Güney Doğu Anadolu Bölgemiz başta olmak üzere Akdeniz ve Ege Bölgelerimizde üretimi yapılmaktadır.

E.YEM BİTKİLERİ

1.FİĞ:Meyveleri bakla şeklindedir ve içerisinde 6–9 adet tohum bulunmaktadır. Hayvan yemi olarak yetiştirilmektedir. Ülkemizde tüm bölgelerde yetiştirilebilir. Yeşil ve kuru ot olarak yedirilebileceği gibi daneleri kırma yapılarak ta verilebilir. Hem otu hem daneleri oldukça besleyicidir. Yeşil otunda ortalama yüzde 23,9 ham protein bulunur. Danelerindeki protein oranı ise ortalama yüzde 20’nin üzerindedir. Eksi 8 derecenin altındaki sıcaklıklarda donmaktadır. Bu yüzden kışı sert geçen yerlerde yazlık olarak, sıcak iklim bölgelerinde ise kışlık olarak yetiştirilmektedir. Su tutma kapasitesi iyi olan orta ve ağır topraklar adi fiğ tarımı için uygundur.

2.YONCA:Yonca protein, vitamin ve mineral bakımından zengin, değerli bir yem bitkisidir. Yüksek taban suyu ve durgun su yoncada verim düşüklüğüne ve seyrekleşmeye neden olmaktadır.Genel olarak, Akdeniz ikliminin etkili olduğu alanlarda sonbaharda, diğer serin iklim yörelerinde ise ilkbaharda ekimi yapılmaktadır. Ekim zamanının belirlenmesinde toprak sıcaklığı ve nemi belirleyici olmaktadır. Marmara, Ege, Akdeniz Bölgelerinde kıyı kesimlerinde ve Güneydoğu Anadolu’nun bazı yerlerinde Ekim-Kasım aylarında, diğer bölgelerde ise Nisan-Mayıs aylarında ekim yapılmaktadır.

3.KORUNGA: Korunga, baklagillerden ve çok yıllık bir yem bitkisidir Korunga, hayvanlara yeşil veya kuru olarak yedirilebilir. Yeşil yedirildiğinde şişkinlik yapmayan ve protein içeren değerli bir kaba yemdir. Bitkinin kalınlaşmış bir ana kökü ve çok sayıda yan kökü bulunur. Bitki taç kısmından çok sayıda sap verir. Saplar 100–120 cm boylarındadır. Sap kesiti yuvarlaktır. Taban kısmında içi boştur. Yukarı kısımlarda ise içi dolu olup üzeri tüylüdür. Korunga her iklimde yetişebilir. Fide dönemi dışında kuraklığa özellikle soğuğa dayanıklıdır. Korunga, geçirgen, kireçli, tınlı-kumlu toprakları sever. Yonca tarımına uygun olmayan kıraç, zayıf ve çakıllı topraklarda da korunga yetişir. Her türlü iklim ve toprak şartlarında ekim nöbetine sokularak zayıf ve kıraç alanları ıslah eder. Aynı zamanda kıraç ve erozyona açık yerlerde suni meraların kurulmasında karışıma giren önemli bir bitkidir. Aynı zamanda korunga iyi bir arı merasıdır. Korunga tarımı yapılan yerlerde arıcılık için uygun şartlar oluşur.

4.BURÇAK:Burçak, ülkemizde en fazla bilinen yem bitkilerinden biri olmasına rağmen, istenilen özelliklere sahip bir çeşidimiz yoktur. Burçak tanelerinin kolay sindirilebilirliği ve iyi bir amino-asit bileşimi vardır. Saman gibi kaba yem kaynaklarının değerini arttırmak için kullanılır. Ege, Akdeniz, İç Anadolu, Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde tarımı geleneksel usullerle yürütülmektedir Dik olarak gelişen kök boğazından dallanan burçak, 20–50 cm boya ulaşabilmektedir. Yaprağı 10–12 çift yaprakçıktan meydana gelmektedir.

***Bunlar dışında arpa, mısır, pancarküspesive yulaf da hayvan yemi olarak kullanılmaktadır***

F. MEYVECİLİK

1.ÜZÜM:Türkiye’de en yaygın ve en çok üretilen meyvelerden biridir. Humusça zengin ve kuvvetli topraklarda daha iyi yetişir. Düşük kış sıcaklıklarına dayanıklıdır. Üzüm üretiminde Ege Bölgesi, özellikle Manisa, İzmir ve Denizli başta gelmektedir. İkinci sırada Güney Doğu Anadolu Bölgesi yer alır. 3.sırada İç Anadolu Bölgesi bulunur. Manisa’da özellikle Gediz Ovası çevresi çekirdeksiz kuru üzüm üretimi yapılmaktadır. İç Anadolu Bölgemizde özellikle volkanik toprakların yaygın olduğu sahalarda üzüm üretimi yapılmaktadır. Üzüm yaş ve kuru olarak tüketildiği gibi pekmez, şarap ve rakı yapımında da kullanılmaktadır. Türkiye Dünya kuru üzüm üretiminde birinci sırada yer almaktadır. Üzüm önemli bir ihraç ürünümüzdür.

2.ELMA: Elma, ılık ve serin iklim ve en az 500 mm yağış ister,-35° C soğuğa dayanabilir. Kuraklık ve sıcaktan hoşlanmaz. Toprağı tınlı, tınlı-kumlu, en az 1 m derinlikte olmalıdır. Taşlı ve kireçli toprağı sevmez.Üzümden sonra yetişme alanı en geniş olan meyvedir. Toplandıktan sonra uzun süre dayanma özelliği olduğundan ticari değeri fazladır. Elma yetiştiriciliği ülkemizde hemen her bölgede yapılmaktadır, fakat en uygun yetiştirilme alanları, Kuzey Anadolu’da bulunmaktadır. Kuzey Anadolu Karadeniz Kıyı Bölgesi ile İç Anadolu ve Doğu Anadolu yaylaları arasında ki geçit bölgeleri ve son yıllarda Güneyde Göller Bölgesi de elma yetiştiriciliğinde önem kazanmıştır.Üretimin en fazla olduğu alanlar, başta İç Anadolu Bölgemiz gelmektedir. Diğer önemli üretim alanlarımız Akdeniz Bölgemizde bulunmaktadır. Niğde, Konya, Karaman, Nevşehir, Amasya, Tokat, Kastamonu, Bursa, Burdur, Isparta, Antalya önemli elma üretim merkezlerimizdir.

3.İNCİR:İncir ağacının anayurdu ön Asya ve Akdeniz havzasıdır. 2 çeşit incir vardır. Biri, soluk sarı renkli sultan ya da lop incirdir. Taze olarak tüketilir ve kurutmaya da elverişlidir. İkinci çeşit olan mor renkli incirlere siyah ya da patlıcan inciri denir ve taze olarak tüketilir. Reçeli, pekmezi, ezmesi yapılır. Tatlı ve hamur işlerinde kullanılır. Protein, karbonhidrat, fosfor, kalsiyum, demir, sodyum, potasyum, magnezyum içerir. Kurutulmuşunun besin değeri daha yüksektir. Hücreleri yenileme özelliği vardır. İçerdiği lifle kolesterolün kana karışmadan atılmasını sağlar. Sindirimi kolaylaştırır. Kemik ve diş oluşumunda olumlu etkileri vardır. İçeriğindeki benzaldehit nedeniyle kanserli hücrelerin büyümesini önler. Bağırsakları yumuşatır. Kış ılıklığı ve yaz kuraklığı ister. Yurdumuzda üretimde özellikle Ege Bölgesi’ başta gelmektedir. Özellikle İzmir ve Aydın yöresinde yetiştirilir.Üretimin %80’ i buradan sağlanır. Akdeniz, Güney Doğu Anadolu ve Marmara Bölgelerimizde tarımı yapılmaktadır. Türkiye Dünya kuru incir üretiminde ilk sırada yer almaktadır. Önemli bir ihraç  ürünümüzdür.

4.FINDIK:Anavatanı Türkiye’dir(Doğu Karadeniz). Karadeniz kıyı bölgesi fındık yetiştiriciliği bakımından en uygun iklim özelliklerine sahip alanlardır. Karadeniz Bölgesinde sahilden 60 km. içeriye ve 750m.yüksekliğe kadar ekonomik olarak yetiştirilebilmektedir. Deniz seviyesinden 0-250m.yüksekliğe ve 10km. iç kısımlara kadar olan yöreler sahil kol olarak isimlendirilir, bu alanlar fındık yetiştiriciliği için en uygun yerlerdir. Yıllık ortalama 13-16C sıcaklıkta en verimli şekilde yetişmektedir. En düşük sıcaklığın -8,-10C’yi ve en yüksek sıcaklığında 36-37C’yi geçmemesi gerekir. Yıllık yağış toplamının 700 mm.nin üstünde olması ve yağışın aylara dağılımının dengeli olması gerekmektedir. Haziran ve Temmuz aylarındaki oransal nemin %60’ın altına düşmemesi gerekir. Fındık diğer kültür bitki çeşitlerinden farklı olarak kış aylarında çiçek açmaktadır. Fındık saçaklı kök sistemine sahip bir bitkidir. Kökleri fazla derine gitmemektedir, özellikle eğimli arazilerde 80 cm. toprak derinliğine ulaşabilmektedir. Toprak istekleri bakımından fazla seçici değildir ancak besin maddeleri bakımından zengin, humuslu ve derin topraklarda iyi gelişmektedir. Taşlı, kumlu, çakıllı ve ağır topraklar ile taban suyunun yüksek olduğu yerlerde toprağın havalanması iyi olmadığından fındık kökleri besin maddelerinden yeterince faydalanamaz. Bu nedenle sararma ve büyük oranda dallarda kurumalar meydana gelir. Türkiye dünya fındık üretiminde hem kalite hem de miktar açısından ilk sırada yer alır. Yurdumuzda fındık üretiminin %80’ini Karadeniz Bölgesi karşılamaktadır. En fazla üretim Ordu’dan sağlanır. (Toplam üretimin%30’u) Diğer üretim alanları, Giresun, Trabzon, Samsun, Bolu ve Zonguldak’tır. Marmara Bölgesinde ise Sakarya çevresinde tarımı yapılmaktadır.

Ülkemizde yetiştirilen fındık çeşitleri meyve şekil ve özelliklerine göre üç grupta toplanır:

1.YUVARLAK FINDIKLAR 2.SİVRİ FINDIKLAR 3.BADEM FINDIKLAR.

Fındıkçerez, çeşitli gıda ürünlerinde katkı maddesi ve yağı kozmetik sanayinde kullanılır. İhraç ettiğimiz tarım ürünleri içinde önemli bir yere sahiptir.

5.ANTEP FISTIĞI:Yaz mevsiminin sıcak ve kurak geçtiği, volkanik topraklar en iyi yetiştiği alanlardır. Fazla nem ve yağış istemez. Ancak sulama ile verimin 3 kata kadar arttığı görülmüştür.İran ve Amerika’da üretimin sulamayla gerçekleştirilmesi nedeniyle verim oranı daha yüksektir. Bir yıl çok takip eden yıl az ürün vermektedir. Meyveleri kuru olarak tüketilmesi yanında pasta ve çikolata sanayinde kullanılmaktadır. Başta Gazi Antep, Şanlı Urfa ve Adıyaman olmak üzere, Kahramanmaraş, Mardin, Diyarbakır ve Siirt’te üretimi yapılmaktadır.Ayrıca Akdeniz ve Ege bölgelerimizde üretim yapılmaktadır. İhraç ettiğimiz tarımsal ürünlerimiz arasında önemli bir yere sahiptir.

6.TURUNÇGİLLER (NARENCİYE): Portakal, mandalina, limon, greyfurt(altıntop) ve turunç gibi meyvelerden oluşur.Turunçgiller sıcak iklim bitkileridir. Yurdumuz, dünya turunçgil üretim alanının en kuzey sınırın dadır. Bu nedenle, turunçgil yetişen tüm bölgelerimizde, zaman zaman düşük sıcaklık nedeniyle önemli zararlar meydana gelir. Bazı turunçgil tür ve çeşitlerinin soğuğa dayanımları da farklıdır, örneğin, limonlar dondurucu düşük sıcaklıklara çok dayanıksızdır. Portakal ve altıntoplar ise limonlardan biraz daha dayanıklıdırlar. Mandalinler ve özellikle Satsuma mandalini (Rize mandalini) belirtilen türler ve çeşitler arasında düşük sıcaklığa en dayanıklı olanlarıdır. Turunçgiller, gevşek yapılı, verimli, orta derinlikte, topraklarda daha iyi yetişir. Turunçgil ağaçlarının kökleri çoğunlukla toprağın 60 – 65 santimetre derinliğine kadar yayılırlar. Turunçgilleri derin olmayan topraklarda yetiştirmek mümkündür ancak, sulama ve gübreleme gibi uygulamaların tam zamanında ve gereği gibi yapılması gerekir. Suyun çok güç sızdığı ağır ve yapışkan çok killi topraklar sulama gübreleme gereksinimini arttırır. Üst toprağı gevşek ve kolay işlenebilir yapıda, alt toprağı da suyu tutacak derecede killi olan ve taban suyu yüksekliği bu metrenin altında kalan yerler turunçgil yetiştiriciliğine çok elverişlidir.

Birleşik Milletler, Avrupa Ekonomik Komisyonu tarafından belirlenen en az su oranları şöyledir :
Limonda % 25, Satsuma Mandalinde % 33, Thomson göbekli portakallarda % 30, Washington göbekli portakallarda % 33,diğer portakallarda % 35, Altıntoplarda(greyfurt) % 35.

Turunçgil meyveleri en az bu belirtilen oranlarda su bulundurdukları zaman ağaçlardan koparılabilir.Yurdumuz üretiminde, Akdeniz kıyıları (özellikle Antalya çevresi)başta gelmektedir. İskenderun Körfezi kıyılarından başlayan üretim alanları, Ege Bölgesi kıyılarından kuzeye doğru uzanır. Güney Marmara Bölümünün ılıman kıyı kesimlerinde, Doğu Karadeniz Bölümünde kışların ılıman geçtiği Rize çevresinde ve Güney Doğu Anadolu Bölgesinin batısında(Fırat ırmağının batısı-Akdeniz ikliminin etki sahası)tarımı  yapılmaktadır. Ege Bölgesinde denize dik uzanan dağlar arasından iç kısımlara kadar giren denizin ılımanlaştırıcı etkisi üretim alanlarının genişlemesini sağlamıştır.

7.MUZ: Tropikal iklim bitkisidir.Anavatanı Güney Çin, Hindistan ve Hindistan ile Avustralya arasında kalan adalardır. İlk kez balıkçılar tarafından kullanıldığı sanılmaktadır. Balıkçılar ağ yapmak için muzun yapraklarından yararlanmışlar ve bu şekilde tarımı başlamıştır. Ülkemize ilk defa 1750 yıllarında Mısır’la ilgisi olan zengin bir aile tarafından süs bitkisi olarak, Mısır’dan Alanya’ya getirilmiştir. O yıllarda daha çok süs bitkisi olarak yetiştirilen Muzun meyve verdiğinin görülmesi üzerine, 1930’lu yıllardan sonra meyvesi için ticari amaçla yetiştirilmeye başlanmıştır. Bugün ülkemizde sadece Anamur, Bozyazı, Gazipaşa ve Alanya ilçeleri ile çevresinde üretimi yapılmaktadır. Muz üretiminde, Asya kıtası başta gelmektedir. Bu kıtayı sırasıyla Güney Amerika, Orta Kuzey Amerika, Afrika, Okyanusya ve Avrupa Ülkeleri izlemektedir. Muz ülkemizde Anamur, Bozyazı, Alanya, Gazipaşa ve çevresinde, Toros dağlarının koruduğu mikro klimalarda, çok sınırlı alanlarda yetiştirilmektedir. Bu nedenle üretim miktarı azdır. Muz, şifalı bitki, beyin gıdası veya afrodizyak olarak ünlenmiştir. Gövdeler bir ay suda ıslatılıp, özel tarakla tarandığında ortaya çıkan elyaf kullanılarak ilkel usullerle saç örgüsü gibi halat örülebilmektedir. Lifleri Afrika’daki yerli halk, şapka, hasır ve hediyelik eşya yapımında kullanılmaktadır. Avrupa’da gemi halatı, oto döşemeleri yapımında kullanılmaktadır. Muz gövdesinin, yaprak sapının veya salkımın suyu çok güçlü bir kan kesicidir.

8.KAYISI: Kayısı ağacı yarı sıcak ve kurak geçen bölgelerde, dağların bol güneş gören güneye bakan eteklerinde derin ve su tutmayan, az meyilli ve hafif kireçli olan yamaçlarda çok iyi yetişmektedir. Buralarda yetiştirilen kayısılar genelde hastalıksız, parlak, lezzetli, tatlı, kokulu ve kuru maddesi yüksek meyveler oluşturmaktadır. Kayısı ağacının gövde ve dalları kış aylarında -35°C kadar düşen soğuklara, çiçekleri ise ıslak olmak şartıyla -1°C kadar dayanabilmektedirler. Eğimli arazide soğuk hava alt taraflara çöktüğü için dikilen kayısı ağaçları dondan fazla zarar görürler. Fakat yukarılara çıkıldıkça ağaçların dondan zarar görmesi kısmen önlenmiş olur. İlkbahar donlarından etkilendiği için, ova ve çukurlardan çok amaç ve sırtlar tercih edilmektedir. Kayısı dünya üzerinde İran, Afganistan ve Türkistan’da, Avrupa’da özellikle Akdeniz kıyılarında; Afrika ve Avustralya’da Güney Amerika, Arjantin ve Şili’de Amerika Birleşik Devletlerinde özellikle Kaliforniya’da geniş ölçüde yetiştirilmektedir. Kayısı Büyük İskender’in Asya seferleri sırasında (M.Ö.330–323) İran ve Trans Kafkaslar üzerinden Anadolu’ya getirilmiştir. Daha sonra Romalıların Anadolu’ya istilası sırasında Ermeni tüccarlar tarafından önce İtalya’ya sonra Yunanistan’a götürülüp buradan tüm Avrupa’ya yayılmıştır. Türkiye yıllık 500 bin tonluk üretimle önemli üretici ülkeler arasında yer almaktadır. Ülkemizde kayısı üretimi başta Malatya olmak üzere, Elazığ, Erzincan, Sivas, İçel(Mut), Antalya, Hatay, Kars, Iğdır yörelerinde yapılmaktadır. Isparta ilinde ise eğirdir gölünün kuzey tarafında kayısı üretimi yapılmaktadır.

9.BADEM:Bademin anavatanı Çin ve Orta Asya’dır. Asya ile Avrupa arasındaki İpek yolunda bademin seyyahlar tarafından yendiği bilinmektedir. Seyyahlar bademi bu yolla Yunanistan, Türkiye ve Orta Doğuya getirilmişlerdir. Dünya üretim sıralaması, Yunanistan, İran, İtalya, Fas, Portekiz, İspanya, Suriye, Türkiye ve ABD olarak gerçekleşmektedir.Yazları kurak ve sıcak, kışları ılık ve yağışlı Akdeniz iklimi en ideal üretim alanıdır. Ancak odun kısmının kış soğuklarına dayanıklı olması nedeniyle, kış soğuklarının fazlaca olduğu yerlerde de yetişebilmektedir. Kuraklığa dayanıklıdır. Soğuk rüzgârlardan hoşlanmaz. Ağacının odun kısmı -20°C, -30°C’ ye kadar soğuğa dayanabilir. Toprak istekleri bakımından seçiciliği fazla olmayan bir meyve türüdür. Hafif, derin ve alüvyal topraklarda iyi ürün verir. Kökleri, 3–5 m derine gider.Badem daha çok aşıyla, bazı çeşitleri tohumla üretilir. Ortalama 3–4 yaşında meyve verir. 40–50 yıl ürün verebilmektedir. Türkiye’de Doğu Karadeniz’in kıyı bölgesi ile çok yüksek yaylalar dışında her yöresinde badem yetiştirilmektedir. Badem yetiştiriciliği ülkemizde Ege Bölgesinde yoğunlaşmış olup, bunu Akdeniz, İç Anadolu ve Marmara Bölgeleri izlemektedir. Özellikle Ege ve Akdeniz bölgelerinde Türkiye badem üretiminin üçte ikisi üretilmektedir. Badem yetiştiriciliği açısından en önemli bölge Ege Bölgesi, burada da Datça Yarımadasıdır.

**2004 yılı verilerine göre toplam meyve üretimimiz,14.070.450 tondur.**

G.SEBZECİLİK

Yurdumuzda farklı iklim tiplerinin görülmesi çok çeşitli sebze türlerinin yetişmesini sağlamıştır. Yurdumuzdaki her bölgede çeşitli sebzelerin üretimi yapılmaktadır. Ancak yükselti ve enleme bağlı olarak olgunlaşma zamanları farklılık göstermektedir. En erken olgunlaşma güney kıyılarımızda, en geç olgunlaşma Doğu Anadolu Bölgemizde yaşanır. Sebze üretiminde, sulama, çapalama ve gübreleme büyük öneme sahiptir. Yurdumuzda sebze üretiminde iklim şartları nedeniyle Akdeniz Bölgesi başta gelmektedir. Ege ve Marmara diğer önemli üretim alanlarımızdır. Doğu Anadolu Bölgemiz olumsuz iklim koşulları ve yazların kısalığı nedeniyle sebzeciliğin en az geliştiği bölgemizdir. İç Anadolu Bölgesinde patates üretimi başta gelir. Soğan, domates ve havuç üretilir. Ancak sulama imkânlarının geliştirilememesi nedeniyle sebze tarımı gelişmemiştir. Kışların ılık geçmesi ve güneşli gün sayısının fazla olması nedeniyle Akdeniz ve Ege Bölgelerinde yaygın olarak seralarda sebze üretimi bütün yıl yapılabilmektedir. Ülkemizde 26.593.000 hektarlık tarım alanının, % 1,2’sinde (332 bin hektar) ise sebzecilik faaliyeti sürdürülmekte olup, yılda yaklaşık 35 milyon ton yaş meyve-sebze üretilmektedir. Yurdumuzda, dünyada bilinen ve tüketilen 247 tür sebzenin 80’i tüketilmektedir. Türkiye’de tükettiğimiz 80 sebzenin 60’ı üretilmektedir. Türkiye dünyada en fazla sebze tüketen ülkesi durumundadır. Yurdumuzda yılda ortalama 22 milyon ton sebze üretilmektedir. Tüketim ise kişi başına yılda 341,5 kilodur.( 2004 verilerine göre, toplamsebze üretimimiz,23.215.577 tondur.)Sebze tüketiminde ikinci sırada 241,3 kg ile ABD gelmektedir. Üçüncü sıradaki AB ülkeleri 201,1 kg, dördüncü Asya kıtasında ise kişi başına 198,8 kg sebze tüketimi söz konusudur. En çok tükettiğimiz sebze domatestir.(Kişi başına 40 kg)Tüketilen diğer sebzeler 22 kilo ile kabak, 19 kilo ile biber, 17 kilo ile lahana dır.Dünya sebze üretimi ise 680 milyon ton civarındadır.Ülkemizin bu üretimden almış olduğu pay %3,3’dür. Patates, domates, lahana, soğan, havuç, salatalık en fazla yetiştirilen sebzelerdir. Yaş meyve-sebze ihracatımızın % 46’sının gerçekleştirildiği Avrupa Birliği ülkeleri içerisinde sanayi ürünlerinde olduğu gibi yaş meyve sebzede de en önemli ithalatçımız olan Almanya’yı, İngiltere, Hollanda, Avusturya izlemektedir. Ortadoğu pazarında ise, % 30’luk payı ile Suudi Arabistan yaş meyve sebze ihracatımızda ilk sırada yer almaktadır.

Yaş meyve sebzenin çabuk bozulabilir hassas ürünler olması ihracatında bazı zorlukları da beraberinde getirmektedir. Bu unsurlar ihracatımızı olumsuz yönde etkilemekte, yeterli seviyede ihracat yapılmasını engellemektedir. Bu eksiklikleri etkin bir tarım politikasının olmayışı, hasat sonrası sorunlar, üretici ve ihracatçının örgütlenememesi, bilgi yetersizliği, finansman sıkıntısı ve nakliye sorunları olarak sıralayabiliriz. Arazilerin miras yoluyla bölünmesi üretim alanlarını sürekli küçültmekte, bu durum da verimliliği olumsuz yönde etkilemektedir. Yaş meyve sebze üretiminin küçük ve dağınık birimlerde gerçekleştirilmekte oluşu nedeniyle, finansman sıkıntısı içinde olan üreticiler, yeni üretim teknolojilerinden yeterince yararlanamamaktadır. Uluslararası standartlara ve tüketici tercihlerine uygun üretim yapılamaması nedeniyle, yurt dışı pazarlarda diğer ihracatçı ülkelerle rekabette zorlanmaktadır. Türk ürünleri, özellikle narenciye, Avrupa pazarında ikame ürün niteliğindedir. Başta İspanya ve Güney Amerika ülkeleri olmak üzere, esas satıcı ülkelerden ürün gelmediğinde Türk ürünleri talep edilmektedir. Üretimde gübre ve zirai ilaçların bilinçsiz kullanımı ve hormonlu üretim ihracatımızı olumsuz yönde etkilemektedir. Yurtdışı piyasalarda tüketici tercihleri organik tarım ürünlerine kaymaktadır. Organik üretimin arttırılması(Kimyasal girdi kullanmadan, üretimden tüketime kadar her aşaması kontrollü ve sertifikalı tarımsal üretim biçimi), bu amaçla üreticilerin bilinçlendirilmesi ve desteklenmesi büyük öneme sahiptir.

YUMRULU BİTKİLER

1.PATATES:Patates, ılımanve ılıman serin iklim bölgelerinin bir bitkisidir. Ülkemizde patates tarımı ana ürün olarak ilkbahar ve yaz mevsimlerinde yapılmaktadır. Kışları ılık geçen Akdeniz ikliminin etkisi altında kalan kıyı bölgelerinde patates kış mevsiminde turfanda olarak yetişebilmekte ve yüksek verim alınabilmektedir. Bu bölgelerde kışları boş bırakılan araziler değerlendirildiğinden, ülke ekonomisine büyük katkılar sağlamaktadır. Fotosentez için gerekli enerjiyi, güneşten almaktadır. Işık yoğunluğu arttıkça fotosentez, dolayısıyla yumru verimi artmaktadır. Yükseklere doğru çıkıldıkça ışık yoğunluğu arttığından, yumru veriminde de bir artış olmaktadır.

Patates  çok fazla taşlı ve kumlu topraklar dışında hemen her türlü toprakta yetişebilmektedir. Ancak uygun değerde verim için toprağın derin ve organik madde bakımından zengin ve kumsal yapılı olması gerekmektedir. Taban suyu yüksek ve çorak(tuzlu) topraklarda patates tarımı yapılamaz. Patates yumrularında; nişasta halinde karbonhidrat, protein ve vitaminler gibi önemli besin maddeleri bulunur. Patates, insanlar tarafından doğrudan mutfaklarda tüketildiği gibi işlenerek değişik şekillerde ( cips, parmak patates vs.) tüketilmektedir. Ayrıca ekmek ununa %3–5 oranında patates unu karıştırıldığında, ekmeklerin lezzetini artırmakta ve bayatlamayı geciktirmektedir. Yüksek oranda nişasta içeren çeşitler endüstride (nişasta, alkol vs. )olarak ve bir kısmı da hayvan yemi olarak değerlendirilmektedir. Patates nişastası, salam ve sosis yapımında oldukça yaygın kullanılmaktadır. Patates, insan besini olarak Avrupa ve Amerika ülkelerinde çok fazla tüketilmektedir. Patates bir çapa bitkisidir. Kendisinden sonra ekilecek bitkiye temiz ve havalanmış bir toprak bırakmaktadır. Ülkemizde patates üretiminin en yoğun olduğu illerin başında Niğde Nevşehir İzmir Afyon ve Bolu gelmektedir. Toplam patates üretiminin %39,5 i Niğde ve Nevşehir illerinden karşılanmaktadır.Türkiye, dünyanın önemli patates üreticisi ülkelerinden birisi olmasına rağmen, bugün için ticari üretimde kullanılan yerli bir çeşit yoktur. Tohumluk üretim sisteminin dışa bağımlılığının önlenmesi ve gerçek anlamda yerli patates çeşitlerinin geliştirilmesi mutlak gereklidir.

2.SOĞAN:Bütün bölgelerimizde tarımı yapılabilmektedir. Gelişme devresinde serin havaya ihtiyaç vardır. Fakat baş bağlama ve büyümesi için sıcaklığın fazla olması gerekir. Erken gelişme devresinde ortalama sıcaklık 13 ºC olmalıdır. Baş bağlamaya başladığı zaman sıcaklığı 21ºC ve başın olgunlaşması için de 24–27 ºC olması gerekir. Soğan tarımına en uygun topraklar; gevşek yapıda, yeterli miktarda su tutabilen, kök sisteminin yayıldığı sahalar serin, humuslu ve kolayca işlenebilen verimli topraklardır. İçerdiği vitaminler, mineral maddeler ve diğer besleyici maddeler bakımından çok zengindir. Bağışıklık sistemini güçlendirme özelliğine sahiptir. Güçlü bir idrar söktürücüdür. Vücutta biriken zararlı maddeleri ve suyu atar. Romatizma, idrar tutukluğu, damar sertliğinde faydalıdır. Böbreklerdeki kum ve taşların dökülmesine yardımcı olur. Zihin yorgunluğunu dindirir. Cinsel gücü artırır. Egzama ve diğer cilt hastalıklarında faydalıdır. Öksürük söktürür, bronşları temizler. Astım nöbeti, akciğer hastalıkları, grip ve soğuk algınlığında faydalıdır. Kandaki şeker seviyesini düşürür. Şeker hastalarında faydalıdır. Kolera ve veremde bağırsak solucanlarının düşürülmesine yardımcı olur. İştah açar. Kalbi kuvvetlendirir. Enönemli soğan üretim alanlarımız Bursa –Karacabey çevresidir.

3.SARMISAK:Ana vatanı Orta Asya’dır. Sarımsaküretim alanlarımız Kastamonu çevresinde yoğunlaşmaktadır. Toprak altında büyük bir soğanı bulunur. Sarımsak çok nadir tohum verir. Bu nedenle daha çok soğancıklarla (dislerle) üretilir.Sağlık açısından çok büyük öneme sahiptir. Yüksek tansiyonu düşürür. İştah açar. Solunum ve hazım sistemindeki mikropları öldürür. Grip, tifo ve difteri gibi salgın hastalıklar sırasında faydalıdır. Hazmı kolaylaştırır. Kabızlığı giderir. Bağırsak solucanlarının düşürülmesine yardımcı olur. Kanı temizler. Kalp adalelerini kuvvetlendirir. Böbreklerin normal çalışmasını sağlar. Karında ve bacaklarda toplanan suyun boşalmasında yardımcı olur. Romatizma ve mafsal iltihaplarında faydalıdır. Damar sertliğini önler. Ateşi düşürür. Arpacık ve basur memelerinde faydalıdır. Zehirlenmelerde kullanılır. İdrar tutukluğunu giderir. Zehirli hayvan sokmasında da faydalıdır. Saçların uzamasına da yardımcı olur.

İTHAL ETTİĞİMİZ TARIM ÜRÜNLERİ VE TARIMSAL ÜRÜN İTHALATINDA BAŞTA GELEN ÜLKELER

Türkiye’nin tarım ürünleri ithalatı, 2003’te 5 milyar 257 milyon dolar, 2004’te 6 milyar 501 milyon dolar, 2005’in ocak ve ağustos döneminde 4,4 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir.
İthal ettiğimiz ürünlerin bir kısmı, hammadde olarak aldığımız ve işleyerek ihraç ettiğimiz ürünlerden oluşmaktadır. İthal ettiğimiz başlıca tarım ürünleri:Pirinç, kahve, kakao, muz, kivi, ananas, hindistan cevizi ve hurmadır.

2005’İN İLK SEKİZ AYLIK DÖNEMİNDE, TARIM ÜRÜNLERİ İTHALATI YAPTIĞIMIZ ÜLKELER:

1. ABD ( 994 milyon dolar) % 21.4’lük payla ilk sırada yer almaktadır

2. Almanya( 224.8 milyon dolar)

3. Rusya (200 milyon dolar)

4. Brezilya (163.6 milyon dolar)

5. Arjantin (153 milyon dolar)

6. Bulgaristan (151 milyon dolar)

7. Malezya(150 milyon dolar)

8. Endonezya (140 milyon dolar)

9. İtalya ( 134 milyon dolar)

2004 ve 2005 verilerine göre ithalat kıyaslamasında en büyük artışı Çin sağlamıştır. 2004’ün sekiz ayında Çin’den 37 milyon dolarlık tarım ürünü ithal eden Türkiye, 2005’in aynı döneminde yaptığı tarım ürünü ithalatını 100 milyon dolara çıkarmış. Bu ithalatın önemli kısmını ise tarımsal hammaddeler oluşturmuş. 2004’te 76 milyon dolarlık tarım ürünü ithal ettiğimiz Bulgaristan’dan 2005’te 150.8 milyon dolarlık ithalat yapılmıştır.
Düşüşe geçen ülkeler:Afrika’dan ithal edilen ürünlerde düşüş göze çarpmaktadır. 60 milyon dolarlık ürün aldığımız Fildişi Sahili’nden 2005’te 16 milyon dolarlık tarım ürünü ithal edilmiştir.2004 de 29 milyon dolarlık ürün ithal ettiğimiz Kamerun’dan bu yıl 18 milyon dolarlık ithalat yapılmıştır.

Amerika kıtasından ithal edilen tarım ürünlerinin miktarı her geçen yıl artmaktadır. Türkiye’ye en fazla tarımsal ürün ithalatında bulunan ABD’nin yanı sıra Arjantin ve Brezilya’da Türkiye’ye önemli miktarlarda tarım ürünü ithal etmektedirler. Kanada’dan gerçekleştirilen ithalatta düşüş yaşanmaktadır. Diğer ithalat yaptığımız ülkeler, Ekvador, Küba, Meksika, Peru ve Uruguay olarak karşımıza çıkmaktadır.

Avrupa’dan hemen hemen her ülkeden tarımsal ürün ithal edilmektedir. Avrupa’da en çok ürün ithal ettiğimiz ülke Almanya’dır. Onu 200 milyon dolarla Rusya, 150 milyon dolarla Bulgaristan ve Ukrayna, 134 milyon dolarla İtalya, 130 milyon dolarla Hollanda ve 122 milyon dolarla İspanya takip etmektedir.

Asya’dan, 150 milyon dolarla Malezya ve 140 milyon dolarla Endonezya ve Çin’den ithalat yapılmaktadır. Tayland’dan da 56 milyon doları tarımsal hammaddeler olmak üzere 78 milyon dolarlık ürün alınmaktadır. Vietnam’dan 14 milyon dolarlık ithalat yapılmaktadır. Singapur ile olan ithalatta çok ciddi bir artış yaşanmaktadır.2004 yılında, 886 bin dolarlık tarım ürünü ithal eden Singapur’dan 2005 yılında 4,6 milyon dolarlık tarım ürünü ithal edilmiştir.

2005 yılı verilerine göre ithalat yaptığımız Afrika ülkeleri;Etiyopya’dan 22,5 milyon dolarlık yağlı tohum alınmıştır. 2004 yılında 60 milyon dolarlık tarım ürünü ithal ettiğimiz Fildişi Sahili’nden 2005 yılında 16 milyon dolarlık ithalat gerçekleştirmiştir. Diğer ülkeler arasında 57 milyon dolarla Mısır, 18 milyonla Kamerun ve 12 milyon dolarla Fas dikkat çekmektedir. Bu ülkeler dışında Fas, Gambiya, Mali ve Senegal’den tarım ürünü ithal edilmektedir.

2004 yılı verilerine göre 105 milyon dolarlık tarım ürünü ithal edenAvustralya, 2005 yılında büyük oranda düşüş yaşayarak 20 milyon dolara inmiştir.

İHRAÇ ETTİĞİMİZ TARIM ÜRÜNLERİ

2005 yılında 8 milyar 274 milyon dolarlık tarımsal ürün ihracatı yapılmıştır. İhraç ettiğimiz başlıca tarımsal ürünler, fındık, Antep fıstığı, pamuk, tütün, K.Üzüm, K.İncir, K.Kayısı, haşhaş olarak karşımıza çıkmaktadır.

1923–2004 YILLARINDA GENEL OLARAK TARIM ÜRÜNLERİMİZİN İHRACATIMIZ İÇİNDEKİ YERİ:

1923-1930 DÖNEMİ:İhraç ürünlerinin sektörel dağılımına bakıldığında, tarımsal ürünlerin payının % 86 gibi çok yüksek bir düzeyde olduğu görülmektedir

1950-1960 DÖNEMİ:Bu dönemde ihracatın % 70 kadarını tarımsal mallar oluşturmuştur. Belli başlı ihraç ürünlerimiz ise; tütün, fındık, kuru meyveler, pamuk ve tahıl gibi hammadde niteliğinde tarımsal ürünlerden oluşmaktadır.

1960-1970 DÖNEMİ:Tarım ürünlerinin ihracat içindeki payında artış yaşanmış ve % 80 düzeyine yükselmiştir.

1970-1980 DÖNEMİ:Türkiye’nin ihracatının dünya ihracatı içindeki payı sürekli olarak gerileme göstermiştir.İhraç ürünleri içinde tarım ürünleri ilk sıralarda yer alırken, sanayi ürünlerinin payında belli bir yükselme yaşandığı ve % 27’ler düzeyine yükseldiği görülmektedir.

1980-1990 DÖNEMİ:Bu dönemde ihracata dayalı sanayileşme stratejisini benimsemiştir.Uygulanan politikalar sonucunda, ülkemiz dış ticaret hacmi ve özellikle ihracatında önemli artışlar gerçekleşmiş ve ihracatımızın ürün kompozisyonu da büyük oranda değişmiştir.1979 yılında 2.3 milyar dolar olan ihracatımız 1990 yılına gelindiğinde 12.9 milyar dolar düzeyine çıkmıştır. İhracatımız içinde tarım ürünleri payı hızla gerilerken sanayi mallarının payı önemli oranda artış göstermiştir. Nitekim 1980 yılında % 36 olan sanayi ürünlerinin toplam ihracat içindeki payı 1990 yılına gelindiğinde % 80’e ulaşmıştır

1990-2000 DÖNEMİ:İçve dış faktörler 1990-1993 döneminde ihracatımızın artış hızında yavaşlamaya sebep olmuş, dönem boyunca ihracatımız sadece %18 artmıştır. 2000 yılı toplam ihracatının%7,1’lik bölümünü tarım ve ormancılık ürünleri oluşturmuştur.

2001-2003 DÖNEMİ:2003 yılında tarımsal ürün ihracatımız, bir önceki yıla göre % 30 oranında artış göstermiş ve 5, 3 milyar dolar olmuştur. Alt gruplar itibariyle bakıldığında meyve sebze % 25, hububat ve mamulleri % 37, tarımsal hammaddelerin % 36 oranlarında ihracat artışı sağladığı görülmektedir.

2004 YILI: “Sürdürülebilir ihracat artışını sağlayacak ihracat yapısını oluşturmak” amacıyla hazırlanan İhracat Stratejik Planı 2004 yılı Ocak ayında yürürlüğe konulmuştur. Planın uygulama, izleme ve değerlendirme süreci çerçevesinde 5 stratejik amaç için oluşturulan toplam 20 çalışma grubu bünyesinde 600’ü aşkın kamu/özel sektör temsilcisinin katılımıyla sürdürülen çalışmaların 2006 yılı sonuna dek devam etmesi öngörülmektedir. Planın uygulama süreci, ihracata yönelik tüm faaliyetlerin ortak mutabakatla belirlenerek bir çatı altında toplandığı bir şemsiye oluşturarak etkinliğimizi artırmaktadır. Bu dönemde tarımsal ürünler ihracatımız ise %24,7 oranında artışla 7,5 milyar dolar seviyesini aşmıştır. Alt gruplar itibariyle bakıldığında ise, Fındık ve Mamulleri %85, Kuru Meyve ve Mamulleri %24,4, Meyve ve Sebze mamulleri ise %22,1 oranında ihracat artışı sağlamıştır.

kaynak: cografyamvehayat.com

Etiketler
Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz Atın

Kapalı
Kapalı
Kapalı