Tarım ve Hayvancılık

Türkiye’de Hayvancılık ve Türkiye’de Balıkçılık

TÜRKİYE’DE HAYVANCILIK

Hayvancılık, tarımın bir koludur. Hayvancılık ekonomik değeri olan hayvanların beslenerek, güçlerinden faydalanma ve elde edilen ürünlerin pazarlanması etkinliğidir. Kırsal alanlarda genellikle tarımsal faaliyetlerle beraber yürütülür. Bazı yörelerimizde ise başlı başına temel geçim kaynağı durumundadır. Hayvancılık insanlığın en eski uğraşlarından biridir. İlk olarak gücünden yararlanılmak için evcilleştirilen hayvanlar zaman geçtikte güçlerinin yanında çeşitli ürünlerinden yararlandığımız bir konuma gelmişlerdir. Dünyada ve ülkemizde nüfusun hızla artması  gıda maddelerine olan ihtiyaç ve talebinde aynı nispette artmasını beraberinde  getirmektedir. Dolayısıyla  insanların beslenmesinde et, süt, yumurta gibi hayvansal ürünlerin üretiminin artırılması büyük önem kazanmaktadır. Türkiye sahip olduğu geniş yaylalar, otlaklar ve dağ çayırları nedeniyle zengin bir hayvancılık potansiyeline sahiptir. Yurdumuz hayvan miktarı bakımından dünyada ilk sıralarda yer almaktadır. Hayvan sayımız fazla olmasına rağmen, hayvan başına elde edilen verim çok düşüktür. Hayvancılık işletmelerimizin büyük oranda ölçeklerinin küçük olması, üretimin geleneksel yapıda olması, hayvansal verimin düşük olmasına sebep olmaktadır. Türkiye’de son yıllarda hayvancılığın gerilediği görülmektedir. Devlet hayvancılıkta gerekli destekleri daha fazla sağlamak zorundadır. Hayvanı yetiştirmesini ve bakmasını bilen neslin kaybedilmesi hayvancılığı yok edecektir. Hayvancılığın ticari bir işletme gibi görülmesi ve desteklenmemesi Türkiye’nin et ve süt ürünleri açısından dışa bağımlı duruma gelmesine yol açacaktır.

TÜRKİYE’DE HAYVANCILIĞIN BAŞLICA SORUNLARI

1.Beslenme sorunları :

*Otlakların tahrip edilmesi *Yem üretiminin yetersiz olması.

Özellikle mera ve çayır alanlarının tahıl üretimine yönelik işlenmeye başlandığı, tarımda traktör ve diğer makine kullanımı seferberliğinin başladığı yıllardan itibaren birim başına verimin artırılması yerine çayır, mera alanları sürülerek ekilebilir alanların artırılması yoluna gidilmiş, sonuçta da hayvan yemi üretimi azalmış fakat kolay gelir getiren tahıl vb. bitkisel üretimler artmıştır. Bu yeni araziler hayvan yemi üretmek üzere hemen hiç kullanılmamış ve hayvancılık ihmal edilmiştir.
Ülkemizde yukarıda bahsedilen yanlış tarım politikaları sonucunda toplam tarım arazisi içinde çayır ve mera alanları olarak ayrılan kısım yaklaşık yüzde 4’e indirilmiştir. Bu olumsuz gelişme süreç içinde hayvancılığı olumsuz etkilemiş hem de erozyonun oluşmasına (çölleşme) neden olan faktörlerin başında yer almıştır

2.Hayvan soylarının veriminin düşük olması, soyların ıslah edilmesi

3.Modern hayvancılığın (besi hayvancılığı)yeterli ölçüde gelişmemesi

4.Erken kesimler(süt kuzu ve dana kesimi)

5.Hayvan sağlığı (veterinerlik) hizmetlerinin yetersiz olması

6.Büyük oranda geleneksel,( mera-açık alan hayvancılığı) yöntemlerle yapılan, verimin düşük olduğu doğal koşullara bağımlı hayvancılığın yaygın olması.

7.Tarımsal ürünleri destekleme politikaları 1950’lerden itibaren planlı kalkınma dönemlerinde de, hayvancılık sektörü ve hayvansal ürünler aleyhine devam etmiştir. Bitkisel üretim lehine politika uygulamaları bugün Türkiye’nin hayvancılık sektöründe yaşanan sorunların temel sebepleri arasında yer almıştır.

8.Çiftçilerin eğitilmesi konusunda yeterli çalışmanın olmaması, üretici birliklerinin oluşturulamaması, yeterli kredi desteği sağlanamaması ve pazarlama sorunları.

TÜRKİYE’DE HAYVAN VARLIĞIMIZIN COĞRAFİ DAĞILIŞI VE BUNU ETKİLEYEN FAKTÖRLER

Yurdumuzda büyük oranda mera hayvancılığı yapılmaktadır. Geleneksel yöntemlerin egemen olduğu, verimin düşük olduğu bu yöntemde dağılışı belirleyen en önemli faktör iklim olarak karşımıza çıkmaktadır. Arazinin yapısı, yağış miktarı, aylara dağılımı, doğal bitki örtüsü ve diğer ekonomik sektörlerin gelişme düzeyine bağlı olarak hayvan türlerinin dağılışında bölgelerimiz arasında farklılıklar ortaya çıkmaktadır. 2004 verilerine göre yurdumuzda toplam et üretimi,447.153 ton,toplam süt üretimimiz,10.679.407 tondur

TÜRKİYE’DE TÜR VE IRKLARA GÖRE HAYVAN SAYISI

Koyun Kıl Keçisi Tiftik Keçisi Sığır
1980 48.630.000 15.385.000 3.658.000 15.894.000
1985 42.500.000 11.233.000 2.103.000 12.466.000
1990 40.553.000 9.698.000 1.279.000 11.377.000
1995 33.791.000 8.397.000 714.000 11.789.000
1998 29.435.000 7.523.000 534.000 11.031.000
1999 30.256.000 7.284.000 490.000 11.054.000
2000 28.492.000 6.828.000 373.000 10.761.000
2OO4 25.201.155 10.069.346

Kaynak: TÜİ

Tablo incelendiğinde,1980’li yıllardan itibaren özellikle küçükbaş hayvan sayısında azalma olduğu görülmektedir. Bu azalma Ankara Keçisinde (Tiftik) % 90, kıl keçisinde % 60, koyunda% 40 olarak gerçekleşmiştir.

BÜYÜKBAŞ HAYVANCILIK

Büyükbaş hayvanlar, sığır, manda, at, eşek, deve ve katırdan oluşmaktadır. Büyük baş hayvanlar içinde en çok yetiştirilen sığırdır.

1.İNEK:Sığırlar içinde en yaygın olan inektir. Yetiştirilmeleri küçükbaş hayvancılığa göre daha zordur. Sığır yetiştiriciliği özellikle Doğu Karadeniz Bölümünün yaylaları ile Doğu Anadolu Bölgesinde Erzurum-Kars Bölümünde gelişmiştir. Bu alanlar yaz yağışları ve ilkbaharda kar erimeleriyle beslenen gür otlakların bulunduğu yerlerdir. Bu nedenle büyükbaş hayvancılık yetiştiriciliği için en uygun yerlerdir. Yurdumuzda yetiştirilen sığır varlığının yarısı buralardan sağlanır. Bu bölgelerimizi, İç Anadolu, Marmara ve Ege Bölgesi izlemektedir. Besihanelerinin özellikle büyük şehirler çevresinde yoğunlaşması tüketimin fazla olmasından, şekerpancarı fabrikalarının çevresinde yoğunlaşması ise buradan sağlanan küspenin yem olarak kullanılmasından kaynaklanmaktadır.

2.MANDA:Sulak ve bataklık alanlarda beslenir. Karadeniz Bölgesi kıyı kesiminde, Güney Marmara Bölümünde yetiştirilmektedir. Et kalitesi düşük olduğundan, daha çok sütünden özellikle yoğurt üretiminde ve gücünden faydalanılır.

KÜÇÜKBAŞ HAYVANCILIK

1.KOYUN:Koyunun et, süt, yapağı ve derisinden faydalanılır. Bozkır alanlarının geniş olduğu, düzlük veya hafif eğimli yamaçlar küçükbaş hayvancılık için elverişlidir. İç Anadolu, Güneydoğu Anadolu ve Marmara Bölgesi’ndeki Ergene havzası küçükbaş hayvancılığın yapıldığı önemli yerlerdir. Türkiye’nin iklim şartları koyun yetiştiriciliğine elverişli özelliklere sahiptir. İç Anadolu’da bozkırların geniş alan kaplaması koyun yetiştiriciliğinin gelişmesini sağlamıştır. Ülkemizde genel olarak, Anadolu’nun iç kısımlarında yağlı kuyruklular, denize yakın bölgelerde ince kuyruklular yaygındır.

YURDUMUZDA YETİŞTİRİLEN BAŞLICA KOYUN TÜRLERİ

MORKARAMAN:Genel olarak, Doğu bölgelerimizde yetiştirilir. Vücut renkleri kızıldan mora kadar değişmekte baş, burun, karın altı ve bacaklar çıplaktır. Yağlı kuyrukludur.

AKKARAMAN KOYUNU:Batıda Eskişehir ve Kütahya’dan başlayarak Doğuda Sivas’a kadar, sahil bölgeleri dışında Orta Anadolu’da ve geçit bölgelerinde yetişir.

DAĞLIÇ KUYUNU:Sakarya nehrinden başlayarak, Ege Bölgesinin kıyı kesimlerine kadar uzanan alanlarda yetiştirilir. Kuyruk yağlı olup kalp şeklindedir.

SAKIZ KOYUNU:İzmir ve özellikle Çeşme ilçesinde yetişir. Vücut beyaz renkli, kaba-karışık yapağı ile örtülüdür. Uzun yağsız kuyrukludurlar.

KIVIRCIK KOYUN:Trakya ve Marmara’nın Güneydoğusundaki alanlarda, Ege Bölgesi’nde Manisa, İzmir ve Aydın’da yetiştirilir. Vücut beyaz renklidir. İnce ve uzun kuyruğu vardır.

KARAYAKA KOYUNU:Karadeniz kıyı şeridinde özellikle Sinop, Samsun, Ordu, Giresun ve Tokat’ta yetiştirilir. Kuyruk yağsız ince ve uzundur.

İVESİ KOYUNU: Suriye sınır boyunda Şanlıurfa, Gaziantep ve Hatay’da yetiştirilir. Yağlı kuyruklu koyunlardır. Süt verimi 90–155 litredir.

KARACABEY MERİNOSU:Balıkesir, Bursa yörelerinde yetiştirilir. Süt verimi 50–55 litredir. Vücut beyaz renkli kuyruk ince uzundur.

KONYA MERİNOSU:Vücut beyaz renkli yapağı ile örtülüdür. Kuyruk yağsız ince ve uzundur. Süt verimi 40–50 litredir.

MALYA KOYUNU:Vücut beyazdır. Yarım yağlı kuyruklu koyunlardır

GÖKÇEADA KOYUNU:Gökçeada ve Çanakkale çevresinde yetişir. İnce uzun kuyruklu, küçük yapılı bir ırktır. Süt verimi 50–60 litredir.

TUJ KOYUNU:Türkiye’nin Kuzeydoğusunda, Kars, Ardahan ve Iğdır bölgelerinde yetiştirilir. Süt verimi 55 litredir.

HERİK KOYUNU:Sivas, Amasya, Sinop, Samsun, Trabzon ve Çorum çevresinde yetiştirilir.

HEMŞİN KOYUNU:Karadeniz sahillerinde Artvin dolaylarında yetişir. Kahverengi olmalarına karşın siyahları da vardır. Et ve yapağı kalitesi düşüktür

TAHİROVA KOYUNU:Ege ve Marmara Bölgesinde yetişir. Melezdir. Yavru ve süt verimi yüksektir.

ÖDEMİŞ KOYUNU:Batı Anadolu’da Ödemiş çevresinde yetişir.

MERİNOS: Güney Marmara Bölümünde yetiştirilir. Yünü için yetiştirilmektedir.

2.KIL KEÇİSİ: Keçi Dünya üzerinde pek çok yerde yetiştirilmektedir. Özellikle, Akdeniz ülkeleri ile Hindistan’a kadar olan ılıman kuşaktaki Orta doğu ülkelerinde yaygın olarak beslenmektedir. Zor doğa koşullarına oldukça dayanıklıdır. Dik yamaçlı dağlık alanlarda rahatlıkla yetiştirilebilmektedir.Birçokçeşidi bulunmasına rağmen en çok yetiştirilen kıl keçisidir. Kıl keçisi bulunduğu bölgelerde orman ekosistemine yaptığı olumsuz etki ve tahribat nedeniyle varlığı en çok tartışılan hayvan türüdür. Bu nedenlerle bazı Akdeniz ülkelerinde kıl keçisi beslenmesi yasaklanmış doğaya daha az zararlı ve daha verimli keçi ırklarının geliştirilmesi sağlanmıştır. Kıl keçileri özellikle, meşe ağaçlarının yapraklarını, genç sürgünlerini ve fidanlarını yiyerek beslenirler. Bu nedenle ormanlara zarar vermektedirler. Tüy yapısı nedeniyle kumaş üretimi açısından elverişli değildir, özellikle urgan, çadır ve çuval üretimi amacıyla kullanılır. Ayrıca süt, peynir ve tereyağı elde edilir. Yurdumuzda özellikle Akdeniz Bölgesi başta gelir. Ayrıca, Doğu Anadolu Bölgelerinin engebeli ormanlık sahalarında yetiştirilmektedirler.

2.TİFTİK(ANKARA)KEÇİSİ: Ana vatanı İç Anadolu Bölgesi’dir. Değerli yünlerinden Angora denilen özel yün ipliği elde edilir. Oldukça dayanıklı, ince, uzun, yumuşak, parlak ve beyaz tüy yapısına sahiptir.Ankara başta olmak üzere İç Anadolu bölgesinde,Orta ve Batı Karadeniz bölümlerinin güney kesimleri ile Güney Doğu Anadolu’da yetiştirilir, Türkiye genelinde Konya, Karaman, Eskişehir, Afyon, Çankırı, Çorum, Kastamonu, Kırşehir, Kütahya, Niğde, Yozgat, Bolu, Siirt, Mardin, Bitlis ve Van’da yetiştirilir. En saf olarak Ankara çevresinde yetiştirilmektedir. En önemli saflık göstergesi alnındaki boynuzlar arasındaki mesafedir. Bu mesafe 1–1,5 cm olmalıdır. Ankara çevresinde yetiştirilen saf Ankara Keçilerinde tüm vücut beyazdır. Konya ve çevresi keçileri krem ve sarı renkli, Doğu ve Güneydoğu illerinde yetiştirilenler gümüşi gri, kahverengi ve siyah renktedir.

KÜMES HAYVANCILIĞI

Tavuk, hindi, kaz, ördek, tavşan devekuşu gibi, et ve yumurta üretimi amacıyla beslenen hayvanlardır. Kümes hayvanı varlığımızın %95’ini tavuklar meydana getirir. Kümeslerde bakıldığından doğal şartlara bağımlı olmadan bütün bölgelerimizde yetiştirilebilmektedir. Yurdumuzda modern biçimde tavukçuluk 1970’li yıllardan sonra özellikle, tüketim miktarı fazla olan merkezleri olan, büyük kentlerimiz çevresinde yoğunlaşmıştır. Yurdumuzda özellikle Marmara ve Ege Bölgelerinde gelişmiştir. İstanbul, Ankara, İzmir, Bolu, Sakarya, Manisa ve Balıkesir gibi kentler çevresinde modern tavukçuluk gelişmiştir.

ARICILIK

Arıcılık; toprağa bağımlı değildir, fazla sermayeye ihtiyaç duyulmadan toplumun her bireyi tarafından yapılabilir ve bir yıl gibi kısa bir süre içinde gelir getirmeye başlar. Bu nedenlerle arıcılık günümüzün en önemli tarımsal faaliyetleri içinde yer almaktadır. Ülkemizin sahip olduğu zengin bir bitki örtüsü ve kısa mesafelerde değişen farklı iklim özelliklerine sahip olması arıcılığın gelişmesini sağlamıştır. Bal arılarından; bal, balmumu, arı sütü, arı zehiri, polen ve propolis gibi insan sağlığı ve beslenmesi açısından çok değerli ürünler elde edilir. Ayrıca tarımsal bitkilerde ve doğal bitki örtüsünde tozlaşmayı sağlayarak doğal denge ve tarımsal üretimde büyük bir görevi meydana getirir. Türkiye kovan varlığı ve bal üretiminde, Çin, ABD ve Meksika’dan sonra 4. sırada bulunmaktadır. Bir bal arısı ailesi, görevleri ve özellikleri birbirinden farklı üç bireyi içerir, bunlar; 1 adet ana arı, sayıları mevsimlere göre değişen işçi arı ve erkek arılardır. Ülkemiz arıcılığındaki temel ürünün bal olmasına karşın, bal üretimi yanında arı sütü veya polen ya da her iki ürünün beraber üretimi arıcılığın karlılığını artırmaktadır. Batı bölgelerimizde, bal üretiminin önemli bir kısmını “çam balı” üretimi meydana getirir. Ancak, iklim şartlarına bağlı olarak çam balı üretim miktarında yıldan yıla önemli farklılıklar oluşur. Dünya genelinde en çok üretilen ve ticareti yapılan temel arı ürünü baldır. Bunun yanında bal mumu, polen, arı sütü ve propolis arı ürünleri olarak Dünya ticaretinde önemli yer almaktadır. Bir diğer arı ürünü olan arı zehrinin üretim ve tüketimi diğer arı ürünlerine göre oldukça sınırlıdır. Ülkemizde arıcılık özellikle Ege Bölgesi ve Doğu Anadolu Bölgesi’nde gelişmiştir. Muğla, Manisa, İzmir, Balıkesir, Çanakkale,  Ağrı, Erzurum, Hakkâri, Rize(Anzer Balı), Artvin, Ordu ön sıralarda yer almaktadır.

PROPOLİS: işçi arılar tarafından ağaçlardan toplanan ve kovanda çatlak yerlerin kapatılmasında, kovana giren ve ölen yabancı böceklerin kokuşmasının önlenmesinde, petek hücrelerinin ve kovan iç cidarının parlatılmasında ve yavru alanlarının hastalıklardan korunmasında kullanılır. Bileşiminde reçine, polen, balmumu, yağlar, değişik organik ve inorganik bileşikler vardır. Üretimi, kovanda, giriş deliği ve çevrelerinde toplanan propolisin kazınması şeklinde yapılır.

ANZER BALI:Anzer yaylasında üretilir.Anzer yaylası, Rize’nin İkizdere ilcesine 45 km uzaklıkta bulunan 2000- 3000 metre yüksekliğe sahip büyük bir yayladır. Çok zengin bitki çeşitliliğine sahiptir.450–500 civarında çiçek çeşidi bulunur. Bunlardan 80–90 çeşidi sadece burada yetişir.İklim şartlarına bağlı olarak ağustosun birinci ya da ikinci haftasında sağılma (hasat edilme) denilen işlemle ballar kovanlardan alınır. Hava şartlarının etkisine, çayırların (çimenlerin) erken biçilmesine bağlı olarak bal üretim miktarı değişkenlik arz etmektedir. Üretimin çok az, hatta hiç olmadığı yıllar olmuştur. Anzer yaylasında ağaç yetişmemektedir bu nedenle Anzer balında sadece Anzer yöresinde yetişen endemik çiçeklerin polenleri bulunmalıdır aksi takdirde gerçek Anzer balı oluşmaz. Anzer balına dışarıdan şeker veya herhangi başka bir katkı maddesi verilmemektedir. Anzer balı ısıl işlem görmeden sağılmaktadır. 40°C`nin üzerindeki sıcaklıklar balın içindeki enzimleri ve polenleri etkisiz hale getirdiğinden soğuk sağım yapılmaktadır. Anzer balının sahte olup olmadığını anlamak için polen analizi yapılmaktadır. Anzer balı genellikle hastalıklara şifa niyetiyle tüketilmektedir. Özellikle mide, akciğer, bağırsak hastalıkları, kısırlık tedavilerinde ve daha birçok alanda kullanılmaktadır.

İPEK BÖCEKÇİLİĞİ

İpek böceği dut yaprağı ile beslenir. İpek, böceğin oluşturduğu kozadan (lifli madde) sağlanır. Özellikle, giyim eşyaları ve halı üretiminde kullanılır. Türkiye dünya koza ve ham ipek üretiminde sırasıyla 10.ve 11. sırada yer almaktadır. Genel olarak dut ağacının olduğu her yerde beslenebilmektedir. Yurdumuzun hemen her yerinde dut ağacının yetişebilmesi ipek böcekçiliği açısından uygun bir ülke olmamızı sağlamıştır. En yaygın yetiştirilme alanı Güney Marmara’dır. Türkiye genelinde, Bursa, Balıkesir, Bilecik, Denizli, Elazığ, Ankara, Diyarbakır ve İstanbul’da çevresinde gelişmiştir. Bu alanlar aynı zamanda ipekli dokumacılığın geliştiği merkezlerdir.

SU ÜRÜNLERİ

Başlıca su ürünleri; balıklar, kabuklular(ıstakoz, midye, karides, kerevit),yumuşakçalar (ahtapot, kalamar), sünger, deniz yosunu, inci, mercan ve sedef’tir. Su ürünleri beslenme açısından büyük bir öneme sahiptirler. Taze olarak veya dondurulmuş ve konserve olarak tüketilmektedir. Yurdumuzun üç tarafının denizlerle çevrili olması, sahip olduğu akarsular ve göller nedeniyle zengin bir potansiyele sahiptir.

Yurdumuzda Balık Üretiminin Denizlerimize dağılımı:

1.Karadeniz % 67

2.Ege Denizi % 13

3.Marmara Denizi % 11

4.Akdeniz % 9

Balık çeşitleri açısından bakıldığında, Karadeniz’de 247, Marmara Denizi’nde 200, Akdeniz’de ise 285 tür balık yaşadığı tahmin edilmektedir. İç sularımızda 26’sı ekonomik değer taşıyan 192 tür balık yaşamaktadır. Bu olumlu potansiyele rağmen su ürünlerimizden yeterince yararlanılmamaktadır. Sanayinin gelişmesi, nüfus artışı, çevre kirliliği gibi sebepler, tüm dünya’da olduğu gibi ülkemiz dede denizlerde ve göllerde balık türlerinin azalması, bazı türlerin yok olma riski ile karşı karşıya kalmasına neden olmaktadır.Su ürünleri varlığımızın devamlılığı için suların kirlenmesi önlenmeli, yasak olan avlanma mevsimlerinde avlanılmamalıdır. Bilinçsiz avlanma su ürünlerimizin gün geçtikçe azalmasına neden olmaktadır.

1.BALIKÇILIK: Çeşitli kaynaklara göre insanlar, Pleistosen buzul döneminin sonundaki buzul erimesinden sonra oluşan ısınma döneminde, beslenme çeşitlerine balığı eklemişlerdir. Balıkçılık faaliyetleri, çeşitli şekillerde inlenebilir.Bunlar

1.Tatlı su ve kıyı balıkçılığı

2.Açık deniz balıkçılığı olarak sınıflandırıldığı gibi,

1.Denizlerde

2.Kara içinde yapılan balıkçılık olarak da sınıflandırılabilmektedir.

Yurdumuzda avlanan balıkların büyük bölümüKaradeniz Bölgesi’nden sağlanmaktadır. En fazla avlanan balık, hamsidir. Diğer avlanan balıklar, istavrit, palamut, lüfer, sar dalya ve mezgittir. Diğer iş imkânlarının gelişmemesi, tarım alanlarının azlığı nedeniyle balıkçılık önemli bir geçim kaynağı durumuna gelmiştir. Akdeniz ve Ege bölgelerimizde daha fazla ekonomik getiriye sahip iş imkânlarının bulunması balıkçılığın gelişmesini engellemiştir. Boğazlar balıkların göç yolları üzerinde yer almaktadır. Boğazlar balıkçılık bakımından oldukça zengin kaynaklara sahiptirler. Yurdumuzda balıkçılık büyük oranda kıyı boylarımızda yapılır. Açık deniz balıkçılığı gelişmemiştir.

2004 verilerine göre yurdumuzda avlanan toplam deniz balığı miktarı,456.752 ton, avlanan diğer deniz ürünleri toplamı,4814 tondur.

YURDUMUZDA BALIKÇILIK ÇEŞİTLİ NEDENLERLE İSTENEN ÖLÇÜDE GELİŞEMEMİŞTİR.

BUNUN TEMEL SEBEPLERİ:

1.Su ürünleri tüketim alışkanlığının fazla gelişememesi

2.Açık deniz balıkçılığının yapılamaması

3.Denizlerimizde sanayi ve yerleşim yeri atıkları nedeniyle sürekli olarak artan kirlilik

4.Modern işletme ve balıkçılık tekniklerinin gelişmemesi

5.Avlanma yöntemlerinin verdiği zararlar

6.Modern depolama tesislerinin yetersiz olması

7.Mevsimsiz ve aşırı avlanma balık türlerini

8.Kıyılarımızda çoğunlukla daha fazla gelir sağlanan farklı işlerin tercih edilmesi

2.TATLI SU BALIKÇILIĞI: Türkiye, tatlı su balıkları ve balıkçılığı hususunda oldukça zengin bir ülkedir. Ancak mevcut olumsuzluklar tatlı su balıkçılığımızın gün geçtikçe tükenme tehlikesi ile karşı karşıya kalmasına neden olmaktadır. Tatlı su kaynakları canlı hayatı açısından büyük öneme sahiptir. Akarsularımızın genel olarak boylarının kısa olması ve yaz kuraklığına bağlı olarak seviyelerinin düşmesi balık miktarı açısından zengin olmasını engellemiştir. Tatlı su balıkları bakımından zengin olan ülkemizde 40’ın üzerinde tatlı su balığı türü bulunmaktadır.

BUNLARIN BAŞLICALARI:Acıbalık, Turna, Afanyus, Ankara Çamur balığı, Aynalı Sazan, Bıyıklı Balık, Bodur Yayın, Büyükbaş Kayabalığı, Çapak Balığı, Dağ alabalığı, Dere Alabalığı, Dere Kayabalığı, Dere Pisisi, Dikence, Egrez Balığı, Gambusya, Gökkuşağı Alabalık, Göl Alabalığı, Gördek, Gümüş, Havuzbalığı, Gümüş Sazan, Havuz Balığı, Horozbina, İnci Balığı, Kababurun, Kadife Balığı, Kayabalığı, Kırmızı Havuz balığı, Kızıl göz, Kızılkanat, Koca ağız, Kolyoz Balığı, Küçük Kayabalığı, Levkit Balığı, Levrek, Mini İnci Balığı, Noktalı İncibalığı, Ot Sazanı, Pullu Sazan, Sardalya, Somon, Sudak, Siyah Sazan (Çamur Sazanı), Tahta Balığı, Taşaltı Balığı, Taşısıran Balığı, Tatlı Su Kefali, Trakya Levreği, Turna Balığı, Yayın, Yılan Balığı’dır

3.KÜLTÜR BALIKÇILIĞI:Özel yapılmış havuzlarda, Akdeniz ve Ege kıyılarında yapay dalyanlarda oluşturulan balık çiftliklerinde yapılmaktadır. Bu alanlarda balıkların yapay yollarla yumurtlamaları sağlanır. Kültür balıkçılığında üretilen başlıca balık çeşitleri, Alabalık,  aynalı sazan,  çipura, karides,  levrek, midye, somondur. Ülkemizde kültür balıkçılığının mali olarak çeşitli yollarla desteklenmesi nedeniyle gün geçtikçe gelişmektedir.Ülkemizde, denizlerde ağ kafeslerdeyetiştiricilik yapan 245 işletme bulunmaktadır. Bu işletmeler özellikle, Antalya, Aydın, Balıkesir, Çanakkale, Edirne, Hatay, İzmir, Mersin, Muğla, Ordu, Rize ve Trabzon’da yoğunlaşmaktadırlar. Türkiye’de kurulmuş su ürünleri işletmeleri, Su Ürünleri Kanunu ve buna bağlı olarak yayımlanan Su Ürünleri Yetiştiricilik Yönetmeliği’ne göre faaliyetlerini sürdürmektedirler. Bu işletmelerde uygulanacak projelerde ÇED belgesi istenmektedir. Son yıllarda kurulan işletmelerin tamamı, açık deniz tipi işletmelerdir” dedi.

DÜNYANIN EN ÖNEMLİ BALIKÇILIK ALANLARI

Dünya’nın en önemli balıkçılık alanları, Kuzeybatı Pasifik, kuzeydoğu Atlantik, doğu-orta Pasifik, güneydoğu Pasifik ve Kuzeybatı Atlantik’te yer almaktadır. Yakın dönemlere kadar en çok işletilen balık yatakları Kuzey Yarıküre’de yer alırken, günümüzde bu yatakların iyice azalması Güney Yarı Küre’de balıkçılığın gittikçe gelişmesine neden olmuştur. Pasifik Okyanusu’nda kuzeybatı yatakları balıkçılık bakımından zengin alanlardır. Sığ denizleri, okyanus akıntılarının birleşme alanları olması, girintili-çıkıntılı kıyılara sahip olması ve uygun ılıman iklim koşulları bu alanın dünyada en çok balık tutulan alan olmasını sağlamıştır. Güneydoğu Pasifik’te, Humboldt akıntısıyla bağlantılı alanlarda serin suların yüzeye çıktığı yerlerde önemli balıkçılık alanıdır. Kuzeybatı Atlantik’te dünyanın en geniş kıta şelfi üzerinde özellikle Kuzey Denizi zengin balıkçılık alanlarıdır. Genel olarak bakıldığında sıcak ve soğuk okyanus akıntılarının karşılaştıkları alanların balık varlığı bakımından dünya’nın en zengin kaynaklarına sahip olduğu görülmektedir.

Etiketler
Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı
Kapalı