Türkiye’nin Göreceli Konumu

Ülkemiz; Eski Dünya karaları adı da verilen Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarının birbirine en çok yaklaştığı yerde bulunur. Asya Kıtası’nın batısında, “Küçük Asya” da denilen Anadolu ile Avrupa Kıtası’nın güneydoğusunda bulunan Trakya ülkemizin topraklarını oluşturur. Bu yönüyle ülkemiz hem Asya hem de Avrupa ülkesidir. 814.578 km²lik (adalarla birlikte) gerçek yüz ölçümü ile ülkemiz, bir bakıma Avrupa ile Asya arasında doğal bir köprü oluşturur (Harita 1.9.).

Kıtaların Kesişim Noktası

Türkiye’nin Göreceli Konumunun Sonuçları

• Uluslararası enerji yollarının (boru hatlarının) geçiş noktasında önemli bir kavşak durumundadır.

• İstanbul ve Çanakkale boğazları gibi çok işlek su yollarına sahiptir.

• Üç tarafı denizlerle çevrili bir yarımadadır.

• Kıyılar ile iç kesimler arasında önemli iklim ve bitki örtüsü farkları oluşmuştur.

• Yeryüzü şekilleri oldukça engebelidir. Dağlar geniş yer kaplar ve genel olarak doğu-batı doğrultusunda uzanır. Ortalama yükselti oldukça fazladır (1.132 m).

• Farklı kültürlere komşudur.

• Yer altı ve yer üstü kaynakları bakımından zengindir.

Göreceli konum doğal ve beşerî özelliklerden oluşmaktadır.

1. Doğal özellikler

• Üç kıtanın birbirine yaklaştığı yerdedir. Üç tarafı denizlerle çevrili olup, dünya ticareti bakımından önemli olan Çanakkale ve İstanbul boğazlarına sahiptir.
• Asya ve Avrupa kıtalarını birbirine bağlayan köprü konumundadır ve transit ticaret yolları üzerindedir.
• 3. ve 4. zamanda oluşan genç arazidir. Bu nedenle ortalama yükseltisi fazladır, fay hatları üzerindedir, deprem riski yüksektir, ancak jeotermal ve kaplıca kaynakları yaygındır.
• Yer şekilleri engebelidir. Buna bağlı olarak kısa mesafede iklim, bitki örtüsü, toprak, tarım ürünü farklılaşır.
• Akarsularımız hızlı akışlıdır, buna bağlı olarak hidroelektrik potansiyeli yüksek, ulaşıma elverişsiz ama raftinge elverişlidir.

2. Beşerî Özellikler

• Genç ve dinamik nüfusa sahiptir.
• Tarih boyunca medeniyetlere beşiklik etmiştir.
• Çok sayıda komşusu vardır. Gürcistan, Ermenistan, Nahcıvan (Azarbaycan ), İran, Irak ve Suriye, Yunanistan ve Bulgaristan’a komşudur.
Dünya’nın önemli bir enerji havzası olan Hazar Havzası ve Ortadoğu ülkelerine yakındır.
• Enerji kaynaklarına sahip ülkeler ile enerji tüketicisi olan gelişmiş Avrupa ülkeleri arasındadır.

Tagged : /

Türkiye’nin Jeopolitiği

Türkiye’nin jeopolitik – jeostratejik konumunu analiz etmek ve bu konum çerçevesinde politikalar geliştirmek için dünyada egemen olan güç odaklarını göz önünde bulundurmak gerekir.

Jaque Attali’ye göre, XX’ nci yüzyılın başında dünyada jeopolitik güç merkezleri İngiltere, Fransa, ABD, Almanya ve Rusya idi. Oysa XXI’ nci yüzyılın başında, bu güç merkezleri ABD, AB, Çin, Rusya ve İslâm dünyası olabilecektir (Denk, 2000;20-21).

Bugün için dünya coğrafyasında egemen olan güç odaklarının neredeyse ortasında yer aldığından dolayı jeopolitik açıdan oldukça önemli olan Türkiye, aynı zamanda dünya coğrafyasında büyük askeri güç ve birlik oluşturan NATO’nun üyesi ve güney kanadını oluşturan çok önemli bir devlettir. Ayrıca İslam dünyası ile Hristiyan dünyasının karşılaşma bölgesinde bulunan Türkiye’nin jeopolitik özelliklerinden biri de farklı dinlerin temas alanı olmasıdır.

Batıdan Avrupa kültürü, kuzeyden Rus kültürü, doğudan Asya kültürü ve güneyden Afrika ve Arap kültürü ile çevrili olan Türkiye adeta dünya kültürlerinin de kesişme noktasında yer alır.

Türkiye’nin merkezi coğrafi konumu, ona çoklu jeopolitik açılımlar yapma imkânı vermektedir. Nitekim Brezinski yeni hâkimiyet teorisiyle dünyayı bir satranç tahtasına benzetmiş, en verimli alan olması itibariyle en çetin oyunun Avrasya’da vuku bulacağını ve bu oyunda da baş oyuncunun ABD olduğunu belirtmiştir.

Mevcut küresel koşullarda Avrasya’nın yeni jeopolitik haritasında kilit önemdeki en az beş jeostratejik oyuncu ile beş jeopolitik miğfer devletten bahseden Brzezinski Fransa, Almanya, Rusya, Çin ve Hindistan’ı büyük ve etkin oyuncular, Ukrayna, Azerbaycan, G.Kore, Türkiye ve İran’ı da miğfer devletler olarak değerlendirmektedir. Miğfer devletlerden olan Türkiye ve İran sınırlı kapasiteleri dâhilinde aynı zamanda jeostratejik olarak da etkin devletler olarak kabul edilmektedir (Brzezinski, 1998;41).

Coğrafi olarak etrafında önemli denizleri barındıran İstanbul ve Çanakkale Boğazları, Karadeniz ülkeleri ve Rusya’nın soğuk ve geniş ovalarından, güneyin sıcak ve engin okyanuslarına açılan labirentin tek çıkış kapısıdır. Türk Boğazları Bölgesi’ni elinde bulunduran Roma ve Osmanlı İmparatorluğu’nun doğu ve batıya doğru genişleyerek, uzun süreli devletler kurabilmeleri bu stratejik üstünlüğün göstergesidir. Boğazların kilit konumunu çok iyi kavrayan Napoleon Bonaparte, 7 Temmuz 1807 yılında Çarlık Rusya’sı ile Tilsit Antlaşması’nı imzalayarak müttefik haline gelmesine rağmen, Rusya’nın Boğazlarla ilgili isteklerine “Boğazlara hakim olan, dünyaya hakim olur.” cevabını vererek bir uzlaşma sağlayamamıştır (Pithon;2010).

16. yüzyıl Fransız yazarlarından Petrus Gyllius ise “İstanbul Boğazı, bütün diğer boğazlardan üstündür, çünkü iki denizi ve iki dünyayı tek anahtarla açmaktadır” (İstikbal,2005;296-297) ifadesini kullanmıştır. Bu ve benzeri tespitler boğazların jeopolitik ve jeostratejik anlamda ne denli önemli olduklarını açıkça ortaya koymaktadır. Ayrıca üç tarafı denizlerle çevrili bir yarımada olan Türkiye, Cebeli Tarık Boğazı ile Atlas Okyanusuna, Süveyş Kanalı vasıtasıyla Kızıldeniz ve Hint okyanusuna bağlantılı olup deniz ulaşımında da stratejik bir öneme sahiptir.

Osmanlı Devleti jeopolitik konumu nedeniyle Protestan misyoner teşkilatların dünyayı aralarında paylaşmalarında, esas itibariyle ABD’nin payına düşmüş ve ABCFM (American Board of Commissioners For Foreign Missions) Osmanlı topraklarında 1870 yılına kadar tek başına faaliyetlerde bulunmuştur. Nitekim 1830 antlaşmasından hemen sonra, Osmanlı Devleti’nde Amerikan varlığı özellikle misyonerlik ve eğitim sektöründe kendisini hissettirmeye başlamıştır.

Türkiye’nin son dönemlerde karşı karşıya kaldığı sıkıntıların önemli sebeplerinden biride yine misyonerlik bu faaliyetleridir. Öyle ki 1880 tarihli Bartlett Raporu’nun ilk cümlelerinde, ‘’Misyonerlik faaliyetleri açısından Türkiye, Asya’nın anahtarıdır” (Kocabaşoğlu, 1991;29) ifadeleri yer almaktadır.

Türkiye, bilinen jeopolitik teorilerinden Mackinder’in “Kara Hâkimiyeti Teorisi”ne göre Kalpgâhın yani merkezin bitişiğinde ilk kenar kuşağın önemli bir noktasında bulunmaktadır. Spykman’ın Kenar Kuşak Teorisi’nde, Türkiye, Mackinder’in Kara Hâkimiyeti Teorisi’nde olduğu gibi, İç veya Kenar Hilal bölgesinde yer alır. Diğer Türk ülkeleri ile birlikte düşünülürse, Türk Dünyası toprakları, İç veya Kenar Hilal bölgesinin büyük bir bölümünü kaplar. Spykman’a göre, Türkiye, dünya kalesine sahip olmayı arzulayan bir millet için kaleye yapılacak olan son kuşatma alanı olarak nitelendirilen bölgenin tam ortasındadır. Bu sebeple dünya hâkimiyetinin yolu Türkiye’den geçmektedir (Kalan,2016 ;251-252).

Uluslararası ilişkilerin coğrafyası olarak nitelenebilecek jeopolitik, yeni dönemde mekâna dayalı yeni güç mücadelelerinin temel yöntemine dönüşüyor. Mekânın bizatihi politik bir varlık olduğundan yola çıkılarak, yeni dönemde hemen her ilgi çekici bölge ve ülkenin yeni jeopolitiği belirleniyor. Bölge ve ülkelerin coğrafi konumlarının jeopolitik değeri yeniden tarif edilip buna dayalı olarak yeni pozisyonlar belirleniyor. Doğal kaynakların; sadece bulunduğu coğrafyalar değil, taşıma yollarının içinden geçtiği coğrafi bölge ve ülkelerin de jeopolitik değeri artıyor. Özellikle petrol ve doğalgaz boru hatları; “Kaynağın çıktığı yerin, taşıma güzergâhının ve kaynağa kavuşanın coğrafyasını birbirine aynı stratejik değerde birleştiriyor.”

Şüphesiz Orta Doğu coğrafyası tüm bu hadiselerin en kapsamlı yaşandığı bölgedir. Yeniden jeopolitik hamlelerin hazırlandığı, yeni coğrafi imkanlara göre güç ilişkilerinin gözden geçirildiği Orta Doğu’da, Arap Baharı olarak nitelendirilen yeni siyasi türbülans içinde ve tarihsel çelişkilerin sürekliliğinde jeopolitik mülahazalar ağırlığını koruyor.

Türkiye açısından da durum farklı değildir. Soğuk Savaş sonrası değişen Türkiye jeopolitiği, yeni öncelikleri ve buna dayalı yeni stratejileri zorunlu kılıyor. Her şeyden önce ortadan kalkan blok bağımlılığı, Türkiye açısından yeni coğrafi imkânlar anlamına geliyor. Türkiye, geçmişin kanat ülkesinden yeni dönemin merkez ülkesine dönüşüyor. 20’nci yüzyılın sonlarında dünyadaki köklü ve hızlı gelişmeler, Türkiye’ye hem farklı sorumluluklar yüklemiş, hem de yeni fırsat ve ufuklar açmıştır. Türkiye, Kuzey Atlantik İttifakı’nın bir kanat ülkesi konumundan çıkmış, Avrupa’yı Asya’ya bağlayan Avrasya kuşağında merkezî bir duruma gelmiş, politik, güvenlik ve ekonomik açılardan büyük bir rol ve önem kazanmıştır. Bu nedenle Ankara’ya, öncelikle bölge merkezli ve çok seçenekli dış politika stratejisiyle, yeni jeopolitik boşlukları içinde barındıran tarihin siyasi, ekonomik ve kültürel havzalarında etkin rol edinme ihtiyacı ve imkânı doğuyor.

Bu yapı, tarih ile coğrafyanın adeta Türkiye’nin önüne koyduğu zorunluluk haline geliyor. Yeni dönemin bol seçenekli, çok aktörlü dinamik ortamında Türkiye, sahip olduğu zengin coğrafi potansiyelleriyle güçlü bir senteze ve buna dayalı stratejilere ihtiyaç duyuyor. Ancak bu durum, bir başka gerçeğe daha işaret ediyor: Yüksek coğrafi potansiyellere sahip ülkeler, ellerindeki zenginlikleri son derece hassas, tutarlı ve akılcı yönetmeyi başarmalıdırlar. Aksi takdirde mevcut zenginlikler, o ülkelerin bir türlü engellenemeyen istikrasızlığının temel nedenine dönüşür.

Yeni dünyada mücadelenin esas kaynağı öncelikle ideolojik ve ekonomik olmayacaktır. İnsanlık arasındaki büyük bölünmeler ve hâkim mücadele kaynağı kültürel olacaktır diyen Samuel Huntington medeniyetlerin çatışması global politikaya hâkim olacak ve medeniyetler arasındaki fay hatları geleceğin savaş hatlarını teşkil edecektir ifadelerini kullanmaktadır.

Huntington’a göre dünyanın en bölünmüş ülkesi olan Türkiye kendine uygun misyonun gereğini yapmalıdır. Huntington aynen şunları yazmaktadır: “Kültürler her zaman merkezî bir ülkeye göre gruplandırılır: Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Batı kültürünün, Rusya Ortodoks kültürün merkezidir. Bunların karşısında Afrika ve İslâm dünyasının merkezi zayıf kalmıştır.” Müslümanlara Türkiye’yi lider devlet olarak seçmelerini tavsiye eden Huntington’a göre, Ankara’nın Avrupa’ya yönelik gayretlerine kesin bir son verilmeli ve Türkiye NATO’dan çıkarılmalıdır (Huntington,2015).

Aslında Huntington, bir durum tespiti yapmamakta, bir tespite uygun durum oluşmasını arzulamaktadır. O, medeniyetlerin çatışması için, herkesin kendi safına geçmesini önermektedir. Samuel Huntington 1993’de kaleme aldığı bir incelemede, 21. yüzyıldaki büyük savaşların medeniyetler arasında meydana geleceğini ileri sürerken, karşıt medeniyetlerin de Katolik Dünyası, Ortodoks Dünyası, İslam Dünyası ve Konfüçyen devletler olduğunu belirtmektedir. İleri sürdüğü tezin özeti; 19. yüzyılda devletler, 20. yüzyılda ideolojiler çarpışmıştı ve 21. yüzyılda ise kültürler çarpışacaktır (Huntington, 2015) şeklindedir.

Halbuki Türkiye, tarihî, coğrafî ve kültürel açılardan doğunun olduğu kadar, yine aynı kıstaslarla değerlendirildiğinde, tartışmasız biçimde batının da bir parçasıdır. Türkiye’nin altı asır boyunca Avrupa ile mevcut ortak tarihi bunun en belirgin kanıtlarından biridir. Batının köklü demokrasileri ve pazar ekonomileri ile doğunun gelecek vadeden genç demokrasilerini, Karadeniz ile Akdeniz’i, NATO ile İslâm dünyasını, gelişmiş ülkelerle gelişmekte olanları ve farklı kıtaları birbirine bağlayan Türkiye, İslâm ve diğer dinler arasında da bir dostluk ve iş birliği köprüsüdür.

Medeniyetler Çatışması paradigmasının temel argümanı, Batı Medeniyeti ile İslam Medeniyeti arasında gerçekleşeceği öngörülen kültürel ve dinsel çatışmaya dayanmaktadır. Her ne kadar Huntington, yekpare bir medeniyetten söz edilemeyeceğinin altını çizmişse de, paradigmanın iki temel çatışan aktörünü, Batı ve İslam olarak işaret etmiştir. Asya ve İslam devletlerinin güçlenmesinin Batı’ya meydan okuyacak seviyeye geleceği anlamına taşımakta ve dolaysıyla Asya ve İslam devletlerinin güçlenmemesi gerektiğini ifade etmektedir. Bu açıdan bakıldığında bölge barışını, hatta dünya barışını tehdit eden terörizmin, etnik, ideolojik veya dini düşüncelerden kaynaklansa bile, sonuçları itibarıyla global bir nitelik taşıdığı açıktır.

Tagged : / /

Türkiye’de Bitki Çeşitliliği

Türkiye’de Bitki Çeşitliliği

Dünya’da bitki çeşitliliğinin en fazla olduğu yerler ekvator çevresidir. Buradaki ülkelerden sonra Türkiye, en çok bitki türü barındıran ülkedir.

Avrupa Kıtası, Türkiye’nin yaklaşık 15 katı büyüklüğüne sahip olmasına rağmen, tüm Avrupa Kıtası’nda yaklaşık 12.000 bitki türü yer alırken Türkiye’de 12.000’den fazla bitki türü bulunmaktadır.

 

Bitki Çeşitliliğini Etkileyen Faktörler

  1. İklim

            Ülkemizde farklı iklimler görülmesi bitki çeşitliliğinin zengin olmasını sağlamıştır. Her iklim alanında o iklime özgü bitki toplulukları yaşamaktadır.

İklim Bitki Örtüsü
Akdeniz Kızılçam, kısa boylu ağaçlar: çalılar
Karasal Kısa boylu ot toplulukları: Bozkır
Karadeniz Orman
  1. Yer Şekilleri

Dağların uzanış yönü, eğim ve bakı bitkilerin gelişiminde etkilidir. Buna bağlı olarak yüksek dağlarda, derin vadilerde ve geniş havzalarda farklı türler görülür.

  1. Yükselti

Yağış belli bir seviyeye kadar artar, sıcaklık ise yükseldikçe azalır. Buna bağlı olarak yükselti arttıkça bitki türlerinde farklılaşma görülür.

(Akdeniz’de Maki, İç Kesimlerde Step) à Geniş Yapraklılar à İğne Yapraklılar à Dağ Çayırları

Geniş Yapraklılar İğne Yapraklılar
Kayın Sarıçam
Meşe Karaçam
Kestane Göknar
Ihlamur Ladin
Gürgen Kızılağaç
Dişbudak
  1. Toprak Yapısı

Topraklar, kalınlık, ana kayanın özellikleri ve su tutma kapasitesi gibi bazı farklılıklara sahiptir. Bitkiler yaşama olanağı buldukları, kendi ihtiyaçlarına uygun topraklarda varlıklarını sürdürebilirler.

Türkiye’deki toprak çeşitliliği, bitki türlerinin sayısında da artışa sebep olmuştur.

  1. Jeolojik Evrim

             iklim değişiklikleri, farklı enlemlere ait bitkilerin de buraya uyum sağlamasına yol açmıştır.

  1. Canlıların Etkisi

            Yeni bitki türlerinin ülkemizde denenmesi, arıların döllenmeyi hızlandırması gibi faaliyetler bitki çeşitliliğini olumlu etkiler. Buna karşın insanlar aynı zamanda bitki tahribatı yoluyla bu çeşitliliği azaltabilmekteler.

 

Türkiye’de Bitki Çeşitliliğinin

Fazla Olmasının Nedenleri:

 

1.     Türkiye’de çok çeşitli iklim tiplerinin görülmesi.

2.     Çok çeşitli toprak tiplerinin görülmesi.

3.     Yer şekilleri ve yükseltinin kısa mesafede çeşitlilik göstermesi.

4.     Jeolojik zamanlar boyunca görülen iklim değişmeleri.

5.     İnsanların etkisi

 

 

Bitkilerle İlgili Temel Kavramlar:

  1. Relikt (Kalıntı) Bitki

Eski jeolojik dönemlerden günümüze ulaşmış fakat iklim şartlarının değişmesi sebebiyle günümüzde zorlukla yaşamını sürdüren bitki topluluklarıdır.

Karadeniz kıyısında bulunan Akdeniz iklimi bitkileri ile Akdenizdeki Sığla ağacı relikt bitki özelliğindedir.

Relikt bitkiler: Ihlamur, Kestane, Ladin, Kızılağaç, Ardıç, Göknar, Karaçam

  1. Endemik Bitki

Dünyanın sadece belirli yerlerinde görülen, başka yörelerde rastlanmayan bitkilere endemik bitkiler denir.

Türkiye, endemik bitki sayısı açısından zengindir. Ülkemizdeki bitkilerin yaklaşık üçte biri endemik bitkilerdir. Ülkemizde endemik bitkiler en çok Toros Dağları kuşağında bulunur.

Türkiye’de Endemik Bitki Çeşitliliğinin

Fazla Olmasının Sebepleri

  1. Orta kuşakta yer alması sebebiyle hem kuzey hem güney sektörlü hava kütleleri etkisindedir.
  2. Üç kıtanın kesiştiği yerdedir.
  3. Dağlar kıyıya yakın ve çoğunlukla paraleldir. Bu da kıyı ile iç kesimler arasında kısa mesafede bitki türlerinin değişmesini sağlamıştır.
  4. Yükselti batıdan doğuya doğru artar, bunun sonucunda bitki türleri katmanlaşır.
  5. Türkiye’de mikroklima (çevresine göre derin, çukurluk, korunaklı) alanları fazladır.
  6. Türkiyede farklı toprak ve ana kaya çeşitlerinin bulunması.
  7. Buzul çağlarından fazla etkilenmeyerek birçok bitkinin yaşamını sürdürmesini sağlamıştır.

Türkiye’de Endemik Bitkiler

Doğu Ladini Doğu Karadeniz
Sığla Fethiye, Köyceğiz
Kazdağı Göknarı Kazdağı
Kardelen Doğu Anadolu
Anzerçayı Rize (İkizdere)
Devedikeni Akdeniz ve Ege Bölgesi
Sevgi Çiçeği Ankara
Sarı Meyan Konya
Uludağ Göknarı Uludağ
Kasnak Meşesi Göller Yöresi
Datça Hurması Datça, Teke Yöresi
  1. Kozmopolit Bitki

Yeryüzünde oldukça geniş alanlara yayılmış farklı yetişme koşullarında varlığını sürdürebilen bitki türlerdir.

Ülkemizde Çam ve Meşe bu türdendir.

  1. İnsan Tahribatı İle Ortaya Çıkan Türler
Antropojen Bozkır Ormanların tahribi ile.
Garig Kızılçam ve maki tahribi ile.
Psödomaki Maki benzeri ağaç çalı toplulukları.

Tagged : / / /

Osmanlı Orta Öğretiminde Coğrafya

Eğitim; Belli bir konuda, bir bilgi ve bilim dalında yetiştirme ve geliştirme, eğitme işi. Çocukların ve gençlerin toplum yaşayışında yerlerini almaları için gerekli bilgi, beceri ve anlayışları elde etmelerine, kişiliklerini geliştirmelerine yardım etme, terbiye. Öğretim ise; Belli bir amaca göre gereken bilgileri verme işi, tedris, tedrisat, talim. Öğrenmeyi kolaylaştıracak etkinlikleri düzenleme, gereçleri sağlama ve kılavuzluk etme işi. Bu iki kelimenin anlamlarından da anlaşıldığı üzere, eğitim ve öğretim, birbirinden oldukça farklı, ancak birbirlerini tamamlayan ifadelerdir. Buna göre, bir milletin öz benliği ile ters düşmeyen tüm bilimleri öğrenmek öğretim, onu ülkesinde ve kendi yaşayışında uygulamak ise eğitimdir. Coğrafya dersi, hem eğitim ve hem de öğretim dersidir.

Osmanlı döneminin ilk yıllarından itibaren eğitim ve öğretime büyük önem verilmiştir. Özellikle ilk ve ortaöğretime denk gelen çeşitli eğitim kurumları, eğitim ve öğretimlerini zamanın bilimsel gelişmelerinin üzerinde bir performansla sürdürmüşlerdir. Sözkonusu bu eğitim ve öğretim kurumlarında okutulan derslerden biri de coğrafyadır. İnsanın yaşadığı çevre ile olan ilişkilerini konu alan coğrafya, ilk öğretimden ortaöğretimin son sınıfına kadar temel dersler arasında yerini almıştır.
Continue reading “Osmanlı Orta Öğretiminde Coğrafya”

Tagged : / / / / / / /

Türkiye

Türkiye, resmi adıyla Türkiye Cumhuriyeti, Kuzey Yarımkürede, Avrupa ve Asya kıtaları arasında, kuşbakışı görünümü kabaca doğu-batı doğrultusunda bir dikdörtgeni andıran Anadolu platosu ve Trakya yarımadası üzerinde kurulmuştur. Akdeniz, Karadeniz, bu iki denizi Boğazlar vasıtasıyla birbirine bağlayan Marmara Denizi ve Ege Denizi ile çevrilidir. Eski çağın başlıca uygarlık alanları olan Akdeniz dünyası, Balkanlar, Ortadoğu ve Uzakdoğu göç ve ticaret yollarının kesişim noktasında bulunan Türkiye coğrafyası pek çok medeniyete ev sahipliği yapmıştır.

Türkiye, rejimi demokrasi olan bir cumhuriyettir. Osmanlı Devleti’nin I. Dünya Savaşı sonunda 20. yüzyıl başında yıkılmasından sonra, 1923 yılında Türk Kurtuluş Savaşı ile, Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde kurulmuştur. Türkiye, Müslüman çoğunluğa sahip ülkeler arasında en gelişmiş ve modern ülke haline gelmiştir.

Türkiye Cumhuriyeti demokratik, laik sosyal bir hukuk devletidir. Birleşmiş Milletler, NATO, Avrupa Konseyi ve İslam Konferansı Örgütü Türkiye’nin üye olduğu uluslararası örgütlerdendir. 3 Ekim 2005 tarihinden itibaren Avrupa Birliği’ne tam üyelik için müzakerelere başlanmıştır.

‘Türkiye’ kelimesi

Bilimadamları ve araştırmacılar Türkiye kelimesinin İtalyancadan geldiğini kabul ederler. Prof. Dr. İlber Ortaylı bir makalesinde Cenevizlı ve Venedikli tüccar ve diplomatların, 12. yüzyılda, Türkiye’yi Turchia ve Turmenia olarak tanımladıklarını belirtir. Ayrıca, Türkiye adı ilk defa 1190’da bir yazılı kaynakta, haçlı seferi vekayinamesinde geçmektedir.

Prof. Dr. Abdulhaluk Çay ise Turchia tanımını çok daha gerilere götürür ve Turchia tabirine ilk defa 6. yüzyılda Bizans kaynaklarında rastlandığını belirtir ve şöyle der “Bu tabir 9. ve 10. yüzyıllarda İdil/Volga nehrinden Orta Avrupaya kadar uzanan saha için kullanılmıştır.” Bu kulanımın Kafkasya bölgesinde Hazar Kağanlığı için Doğu Türkiyesi, Arpad hanedanının kurduğu Macar Devleti için Batı Türkiyesi şeklinde olduğunu ve aynı tabirin 12. yüzyıldan itibaren Anadolu için kullanıldığını belirtir. Tarihte 13-14. yy.da Mısır Memlükleri de Türkiye adını kullanmışlardı: ed-devletüt Türkiya (1250-1387). Batılar, Turchia halkına hiçbir zaman Türkiyeli demeyip, Türk(Turc) demişlerdir.

Osmanlı devletinde, 19. yüzyıla kadar Türkiye adı kullanılmadı, devleti Osmaniye, Memaliki Şahane, Diyarı Rum adları kullanıldı. Daha sonra, Genç Osmanlılar arasında Osmaniye yerine Türkistan, Türkeli, Türkili gibi adlar önerildiyse de, Orta Asya’da Türkistan adlı bir devlet olduğundan bu benimsenmedi. Anayasada (1921) Türkiye adı yazıldı ve 1923’de Türkiye adı resmi olarak kabul edildi.

Politik hayat

9 Eylül 1923`te Mustafa Kemal Atatürk tarafından kurulmuş olan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk siyasi partisidir. Merkez kanatta yer alır.

Başlangıçta adı “Halk Fırkası” olan parti 1924 yılındaki kurultayda adını “Cumhuriyet Halk Fırkası” olarak değiştirdi. 1927 yılında “Cumhuriyetçilik”, “Halkçılık”, “Milliyetçilik”, ve “Laiklik” ilkelerini tüzüğüne ekledi. 1935 yılındaki kurultayda daha önceki dört ilkeye “Devletçilik” ve ‘”Devrimcilik” ilkeleri de eklenerek ilkeler altıya çıkarıldı ve partinin adı “Cumhuriyet Halk Partisi” oldu.

Türkiye’deki tek parti yönetiminin, bugünkü anlayış ve tanım çerçevesinde bir demokrasi olmadığı çok açıktır ancak o günlerin koşullarında tek partili cumhuriyet insan haklarına saygı ve özgürlük kriterleri açısından benzersiz bir yerdedir.

Doğu ve Orta Avrupa sağ ve sol diktatörlerin baskısı altında idi. Almanya’da Hitler İtalya’da Mussolini, İspanya’da Franko’nun faşist yönetimleri vardı. Fransa, Belçika ve İsviçre’de kadınlar en temel insan haklarından biri olan siyasal haklardan yoksun bulunuyorlardı. Yani nüfusun yarısını oluşturan kadınların seçme ve seçilme özgürlükleri yoktu.

Tek parti yönetimindeki demokrasi uygulamaları bu perspektif içinde değerlendirildiğinde ve o günün dünyası incelendiğinde bu kriterler açısından bir sıralama yaparsak Türkiye özgürlükçü tarafta yer almaktadır.

II. Dünya Savaşı’nın hemen ardından, gerek uluslararası siyasetteki gelişmeler, gerekse ülke içindeki yeni oluşumlar rejimin genel niteliğinde önemli değişiklikleri gündeme getirdi. Basında ve mecliste çok partili siyasal sistemi savunan bir anlayış oluştu. Buna CHP genel başkanı ve cumhurbaşkanı İsmet İnönü de yaptığı konuşmalarla destek verdi.

Devlet biçimi

Türkiye’nin devlet biçimi cumhuriyettir. Türkiye Cumhuriyeti, Mustafa Kemal önderliğinde 1923’te kurulmuştur. Resmi dili Türkçe’dir. Laik,demokratik,sosyal bir hukuk devleti yönetim anlayışı vardır. Kuvvetler ayrımı esası vardır. Yasama işlerini Türkiye Büyük Millet Meclisi, yürütme işlerini Hükümet, yargı işlerini ise bağımsız mahkemeler yapar. Türkiye’de 1923’te cumhuriyetin ilanı ile devlet başkanı cumhurbaşkanı sıfatını almıştır. Cumhurbaşkanı devletin başı ve başkomutandır. Bu sıfatla Türkiye Cumhuriyeti’ni ve Türk Milleti’nin birliğini temsil eder. Anayasanın uygulanmasını, devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) (Kuruluş: 23 Nisan 1920). Türkiye Cumhuriyeti’nin yasama organıdır. Halk tarafından her 4 yılda bir yapılan seçimler ile belirlenen milletvekilleri TBMM çatısı altında yasama görevini yerine getirmek üzere kanunları belirler. TBMM ye 550 milletvekili seçilmektedir.

Başbakan, Türkiye Cumhuriyeti’nde yürütmenin başıdır. Bakanlar Kurulu’na başkanlık eder. Hükümeti ve icraatlarını yönetir. Türkiye Cumhuriyeti’nde her 5 yılda bir genel seçimle oluşan Meclis tarafından Başbakan, 5 yıl süre ile seçilir.

Türkiye ve Avrupa Birliği

DP, 31 temmuz 1959’da AET’ye ortak üye olmak için topluluk konseyine başvurdu. 27 Mayıs 1960 askeri müdahalesi ve Menderes, Zorlu, Polatkan’ın idamları üzerine Fransa cumhurbaşkanı De Gaulle, Türkiye’nin üyeliğinin dondurulmasını istemiştir. AT ile görüşmeler Eylül 1959-Ekim 1960’da istişari olarak başladı. Askeri darbe yüzünden görüşmeler 1960’a kadar kesildi. Türkiye, gümrük birliği hedefiyle görüşmelerde yer aldı. 1963’e kadar görüşmeler yapıldı. 12 Eylül 1963’de Ankara Anlaşması imzalandı, gümrük birliğine dayalı ve ortak üye olan Türkiye’nin tam üyeliğini amaçlayan anlaşma idi. 22 Temmuz 1970’de Katma Protokol imzalandı. Türkiye 25 Aralık 1976’da tek taraflı kararla bütün yükümlülüklerini dondurdu. 21 Eylül 1979’da iki taraf, ilişkileri 5 yıllığına dondurdu. 6 Şubat 1980’de dışişleri bakanı Hayrettin Erkmen, Türkiye’nin tam üyelik için başvuruda bulunacağını açıkladı. Ancak, 12 Eylül 1980’deki askeri darbe ile ilişkiler 6 yıl daha donduruldu. Türk parlamenterlerin üyelikleri düşürüldü. Avrupa, Türkiye’den demokrasiye dönüş takvimi uygulamasını istedi. 1986’da ilişkiler tekrar başlatıldı. 1987’de uyum anlaşması yapıldı. 18 Aralık 1989’da AT Komisyonu türkiye’nin tam üyelik başvurusu hakkındaki görüşünü açıklamış, topluluğun 1992’den önce yeni üye kabul etmeyeceğini belirtmiştir. 21 Ocak 1992’de iki taraf arasında teknik işbirliği programı imzalandı. 21 Ocak 1992’de çalışma programı Ankara’da imzalandı. 6 Mart 1995’de ortaklık konseyi kararında AB’ye Türkiye’nin gümrük birliği temelinde katılması AP’nin onay sürecine bağlandı. 2003 yılında Türkiye ile üyelik görüşmeleri başladı, ancak ucu açıklık ve hazmetme kapasitesi şartları konuldu, üyelik müzakere başlıkları 2005’de donduruldu. Papa ve Fransa, Almanya gibi kurucu üyelerin liderleri Türkiye’nin AB’ye girmesinin imkansızlığını açıkladılar.

Kıbrıs Barış Harekatı

Kıbrıs Barış Harekatı, 20 Temmuz 1974 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti Devleti Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Garanti Anlaşması’nın III. maddesine istinaden gerçekleştirdiği askeri harekatın adıdır.

1571’de Osmanlı yönetimi Kıbrıs’ta yer aldı. Daha önce Ada’da Venedikliler egemendiler. Osmanlı yönetimi, Venedikliler’in elindeki mülkü Rum Ortodoks Kilisesi’ne aktardı. Kiliseye geniş yetkiler verdi. Böylece Rum Kilisesi’ne ve toplumuna güç geldi. Giderek bu güç Türkiye’den gelip yerleşen Türkler’e karşı kullanılacaktı.

1878’de Rusya karşısında zor durumda kalan Osmanlı, Kıbrıs’ın yönetimini geçici olarak İngiltere’ye verdi. Birinci Dünya Savaşı’nda da İngiltere, Kıbrıs’a el koydu. 1950’lerin sonlarında bağımsızlık hareketi başladı ve uluslararası anlaşmalara dayanan bir Türk-Rum Ortak Devleti kuruldu. Fakat Rumlar böyle bir Ortak Devlet’e razı olmadılar. Kıbrıs’ın tüm yönetimine kendileri el koyma yoluna gittiler; anlaşmaları, uluslararası anlaşmaları çiğneyerek ve Anayasayı çiğneyerek ve soykırımla Türkler’e saldırılarda bulunarak, Rumlar, 1963 yılında Ortak Devlet’i yıktılar.

Kıbrıs Barış Harekatı, 20 Temmuz 1974 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti Devleti Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Garanti Anlaşması’nın III. maddesine istinaden gerçekleştirdiği askeri harekatın adıdır.

Dönemin Başbakanı Bülent Ecevit 5 Temmuz 1974’te Türkiye, Yunanistan ve İngiltere dışişleri bakanlarının çalışmalarına başladığı ve 30 Temmuz’da sona eren I. Cenevre Konferansı konferansında Türk tarafının kabul edilen isteklerinin Kıbrıs Nikos Sampson Hükumeti tarafından uygulanmaması sonucu, adada gelişmelerin kötüye gitmesi sebebi ile Kıbrıs Barış Harekatı emrini vermiş ve Kıbrıs işgal edilmiştir.

Türk Ulusu

Atatürk; Türk Ulusunu “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye Halkı’na Türk Ulusu denir” şeklinde açıklamaktadır.

Bugünkü Türk ulusunun temelleri, 20. yüzyılda gerileyen ve toprak kaybeden Osmanlı’nın kendini tanımlamasıyla ortaya çıkmıştır. 1912-13 yılında kaybedilen Balkan Savaşları sonunda Balkanlar’dan Anadolu’ya göçenlerle Türklük şuurunun gelişmesi, Türk ulusu’nun oluşmasında ilk olgudur. 1915’deki Çanakkale Savaşı ile de bugünkü Türk ulusunun karakteristik özellikleri ortaya çıkmıştır. Çanakkale Savaşı Türk ulusu’nun ne olduğunu özetleyen ikinci olgudur. Çanakkale’den sonra Kurtuluş Savaşı’nın kazanılması “Türk ulusu”nun tanımlanmasında üçüncü olgudur.

Amerikalı Türkolog Carter V. Findley, Dünya Tarihinde Türkler adlı eserinde, bugünkü Anadolu Türkleri’ni; Orta Asya steplerinde başlayan ve Ankara’da son bulan bir otobüs yolculuğuna benzetir. Otobüs Ankara’ya gelene kadar pekçok ara durakta durmuş ve bu ara duraklarda yolcuların kimileri inmiş ya da bazı yeni yolcular binmiş. Bu duraklarda Türkler pekçok kültürel etkileşime girmişler, yeni dinler tanımışlar fakat en önemli mirasları olan Türkçe’yi korumayı başarabilmişlerdir. Türkçe, Anadolu Türklerinin ve ulusunun anlamlandırılmasında temel etkenlerin başında gelmektedir. İkincisi otobüs pekçok durakta durmuş olsa da Orta Asya’da kurulan medeniyetin getirdiği sağlam kültürel birikim ve miras, kimliklerini korumak için dayanak olmuştur.

Türk ulusunun temel yapı taşını “Orta Asya Türk kültürü” oluşturur. Bunun yanında Anadolu’dan kaynaklanan medeniyetler ile İslamın getirdiği medeniyetler de Türk ulusu içinde kendine yer edinmiştir.

Sanıldığı aksine Türk ulusçuluğu, dünya’da en son gelişen “ulusçuluk hareketleri”nden birisidir. Türk milliyetçiliği Balkanlardaki ayrışmalar sonucunda ancak 20. yüzyılda kendini tanımlamaya başlamıştır. Türk edebiyatında, Türk tiyatrosunda, Türk sanat eserlerinde Batı’da olduğu gibi aşırı milliyetçi duygular, yapılanmalar görülmez. Osmanlı’dan gelen paylaşma sentezi ön plandadır.

Irkçılık veya herhangi bir unsurun diğerlerine baskı yapması anayasanın kesin hükümleriyle yasaklanmış olduğu gibi, halkta da, pek çok Batı toplumunun aksine, ırkçılık eğilimi ve alışkanlığı bulunmaz.

Türkiye’de yaşayan herkes etnik kimliğine bakılmaksızın Türk vatandaşıdır. Türk milleti ve devleti ayrılmaz bir bütündür. Herkesin etnik kimliğine saygı duyulur.

Nüfus

Türkiye’nin 2007 yılı tahmini nüfusu 75 milyondur. Kuruluş döneminde Balkan ağırlıklı olan nüfus, Anadolu vilayetlerindeki yüksek nüfus artışı nedeniyle 1980’lerden sonra Anadolu ağırlıklı olmuştur. 1985 sayımına göre Türkiye nüfusunun yüzde 10’u Trakya, yüzde 13,1’i Karadeniz, yüzde 19,4’ü Marmara ve Ege, yüzde 9,2’si Akdeniz, yüzde 7’si Batı Anadolu, yüzde 24,1’i İç Anadolu, yüzde 4,8’i Güneydoğu Anadolu Bölgesi ve yüzde 12,4’ü Doğu Anadolu’da yaşamaktadır. Nüfusun yüzde 33’ü kırsal, yüzde 67’si kentsel alanlarda bulunur.

Yaşlara göre nüfus oranı (2006):
0-14 yaş arası: %25,5 (9.133.226 erkek – 8.800.070 kız)
15-64 yaş arası: %67,7 (24.218.277 erkek – 23.456.761 kadın)
65 yaş ve üstü: %6,8 (2.198.073 erkek – 2.607.551 kadın)

Yaş ortalaması
Toplamda: 28,1 yaş
Erkek: 27,9 yaş
Kadın: 28,3 yaş
Nüfus Artışı: %1,06 (2006)

Türkiye’nin en büyük nüfusuna sahip kentleri sırayla İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Konya, Mersin , Adana, Samsun,Ş.urfa,Kocaeli, Kayseri,Manisa, Antalya,Diyarbakır ve Trabzon’dur

Din

Türkiye laik bir ülke olduğundan din ve devlet işleri ayrılmıştır. Dini veya etnik isimli siyasi parti kurulması anayasaya göre yasaktır. Cumhuriyetin ilk yıllarında dinin devlet kontrolü dışında yürütülemeyeceği kanaatine varılarak, devlet tarafından denetlenmesi gerektiği kararlaştırılmıştır. Buna dayanarak 3 Mart 1924 tarihinde Başbakanlığa bağlı bir teşkilat olarak Diyanet İşleri Başkanlığı kurulmuştur. Bu teşkilat bireylere din hizmetini sağlamak ve camii gibi Müslüman ibadet yerlerini yönetmekle görevlidir.

Süleymaniye Camii-İstanbulDini inanç veya inanmama, dinii kuralları şahıs olarak uygulama veya uygulamama özgürlüğü anayasa’nın korumasındadır.

1923’ten önce geçerli olan dinii kanunlar tamamen geçerlilikten kaldırılmıştır.

Osmanlı Devletinde resmi aidiyet unsuru olan ‘Müslüman’ kavramı 1923’ten bu yana kullanılmaz, bu aidiyetin yerine, ulusal aidiyet olan ‘Türk’ kavramı gelmiştir.

Toplam nüfusun çok küçük (%0,2’den az) bir oranını Gayrimüslimler oluşturur. Bunlar 45.000 Ermeni Gregoryen, 25.114 Musevi, 17.194 Süryani, 2.270 Rum Ortodoks ve yaklaşık 5.628 diğer çeşitli din ve mezheplerden insanlardır (Katolik, Arap Ortodoks, Keldani, vs).

Türkiye’deki Rum Ortodoks, Gayrimüslim nufusun büyük bir kısmı, Lozan Antlaşması gereği Yunanistan’a göç etmiştir. Batı Trakya’da yaşayan Müslümanlar ile İstanbul, Gökçeada ve Bozcaada’da yaşayan Rumlar mübadele dışında bırakılmıştır.

Balkanlar’da ve Kafkaslar’da yaşayan Müslüman ahali Sırp ve Rus Çarlığı orduları tarafından Türkiye’ye sürüldü.

Bugünkü Yunanistan nüfusunun yaklaşık yarısını, Anadolu’dan giden Rumlar oluştururlar. Bu göç edenlerin bir kısmını da hiç Rumca bilmeyen fakat Türkçeyi Yunan alfabesiyle yazan hıristiyanlaşmış Selçuklular yani Türkler oluşturuyordu.Bunlara Karamanlılar adı verilirdi.

Dil

Türkiye’nin resmi dili Türkçedir. Bugün Türkiye Türkçesi nüfusun büyük bir çoğunluğu tarafından konuşulmaktadır. Bölgelere göre birçok farklı şivesi kullanılmakta olup belli bir eğitim seviyesine ulaşanlar İstanbul ağzını tercih etmektedirler.

Tüm halkın iletişimini sağlayan ve hem resmi dil hem de eğitim dili olan Türkçenin yanında gündelik hayatta başka diller de konuşulmaktadır. Bunlar Abazaca,Arnavutça,Boşnakça Marmara bölgesi’nde ve İç Anadolu’da; Lazca, Gürcüce Karadeniz’de; Kurmanca, Zazaca ve Arapça gibi diller Doğu ve Güney Doğu bölgelerinde kullanılmaktadır. Çok az sayıda olmalarına rağmen resmen azınlık durumunda bulunan Rumlar, Ermeniler’in bir kısmı ve Museviler’in küçük bir kısmı gündelik hayatta kendi dillerini konuşmaktadırlar.Ama yapılan araştırmalara göre Türkçe gündelik hayatta daha yaygın konuşulmaktadır.

Diğer yaygın olarak konuşulan dillerle karşılaştırıldığında, daha az sayıda sözcük ve harf ile daha çok bilgi aktarmak olanaklıdır. Diğer pek çok dilde olmayan bir özelliğe göre, bir sözcük köküne ekler ekleyerek, tek sözcüklü tümceler oluşturulabilir.

İdari Bölümler

Türkiye, idari ve mahalli şartlar göz önünde bulundurularak çeşitli idari bölümlere ayrılmıştır. Merkezi idare kuruluşu bakımından illere, iller ilçelere, ilçeler ise köylere ayrılmıştır. Bunlara Mülki İdare Bölümleri denir. İdari bölümlerin tespitinde coğrafi durumları, ekonomik şartları, kamu hizmetlerinin gerekleri ve ulaşım durumları dikkate alınmaktadır. Türkiye’de en büyük idari birime il adı verilir. Bir il; il merkezi, ilçe merkezleri ve ilçelere bağlı bütün köyleri kapsar. İllerde yönetme ve yürütme görevini, devletin atadığı valiler yerine getirir. Cumhuriyetin ilk yıllarında 63 olan il sayısı, değişen şartlar ve ihtiyaçlara göre bugün 81’e ulaşmıştır. Gelişmiş bir çok ilçe de il olmayı beklemektedir.

İlden daha küçük idari birimlere ilçe adı verilir. Her il, büyüklüğüne göre çeşitli sayıda ilçelerden oluşur. İlçelerde mülki amire Kaymakam adı verilir. En küçük idari birime ise köy adı verilir. Muhtar tarafından yönetilen köy, yönetim açısından ilçe merkezine bağlıdır.

Son nüfus sayımına göre Türkiye’de 81 il, 850 ilçe ve 35.000’den fazla köy bulunmaktadır.

Coğrafya ve İklim

Türkiye’nin toprakları 36° – 42° Kuzey paralelleri ve 26° – 45° Doğu meridyenleri arasında yer alır. Kabaca bir dikdörtgeni andırır ve genişliği 1.660 kilometredir. Göller dahil kapladığı alan 814.578 km²’dir. Marmara Bölgesi % 8,5, Ege Bölgesi % 12, Akdeniz Bölgesi % 16, İç Anadolu Bölgesi % 18, Karadeniz Bölgesi % 18, Doğu Anadolu Bölgesi % 21, Güneydoğu Anadolu Bölgesi % 7,5 yer tutar. Trakya’nın yüzölçümü 24.370 km² dir. Türkiye’nin kara sınırlarının uzunluğu 2.573 km, adalar dahil sahil uzunluğu 8.333 kilometredir.

Türkiye 6-21 Haziran 1941 tarihinde yapılan Birinci Türk Coğrafya Kongresi’nde 7 ana coğrafi bölgeye ve 21 coğrafi bölüme ayrılmış, Türkiye’nin yedi coğrafi bölgesinden dördüne komşu olduğu denizin adı verilmiştir, diğer üç bölge de Anadolu bütünü içindeki konumlarına göre adlandırılmışlardır.

Akdeniz Bölgesi %16, Doğu Anadolu Bölgesi %21, Ege Bölgesi %12, Güneydoğu Anadolu Bölgesi %7.5, İç Anadolu Bölgesi %18, Karadeniz Bölgesi %18, Marmara Bölgesi %8.5, yer tutar.

Ülkenin yarısından fazlası, yükseltisi 1.000 metreyi aşan yüksek alanlardan oluşur. Yaklaşık üçte biri orta yükseklikteki ovalar, yaylalar ve dağlar, yüzde 10’u da alçak alanlarla kaplıdır. En yüksek ve dağlık alanlar doğu kesimde yer alır. Kuzey kesimini Kuzey Anadolu Dağları, güney, doğu ve güneydoğu kesimlerini de Toroslar engebelendirir. Ülkenin en yüksek noktası, Ağrı Dağı’nın 5.166 metreye erişen doruğudur. Başlıca geniş düzlükler Çukurova, Konya Ovası ve Harran ovalarıdır. Kaynağı ve denize döküldüğü yer ülke sınırları içinde olan en uzun akarsu 1.355 kilometre uzunluğundaki Kızılırmak’tır. En büyük doğal göl, 3.713 km² alan kaplayan Van Gölü’dür. 817 km²’lik alana yayılan Atatürk Baraj Gölü ise ülkenin en büyük yapay gölüdür. Türkiye’nin en büyük adası olan Gökçeada’nın yüzölçümü 279 km²’dir. Kara parçalarının toplam alanı 770,760 km², su alanlarının toplam alanı ise 9,820 km²’ dir.

Ekonomi

Kuruluş yıllarında Osmanlı Devleti’nin yıkılış döneminin savaş yenilgileri geçmişiyle başlayan Türkiye ekonomisi 1923 sonrası yıllarda harap vaziyetteydi.İstanbul ve İzmir haricinde ne sanayi, ne sermaye sınıfı, ne altyapı, ne de eğitim mevcuttu. En basit ürünler dahi ithal edilmek zorundaydı. 12 milyonluk nüfusun büyük çoğunluğunu okuma yazma bilmeyen yoksul insanlar oluşturuyordu. Anadolu’daki büyük toprak sahipleri de sanayi burjuvazisini oluşturmaktan çok uzaktı.

II. Dünya Savaşı sonrasına kadar devlet ekonomisiyle yaşayan toplum, 1950’den sonra Amerika Birleşik Devletleri’nin de etkisiyle büyük bir kapitalist sanayi kalkınma dönemine girdi. Bugün de sürmekte olan bu kalkınma süreci özellikle büyük toprak sahiplerinin, hızla modern sermaye sınıfına dönüşmesine yolaçtı. Anadolu’nun kalkınması ve alt yapısının oluşması sürecinde 200 milyar ABD dolarından fazla borç oluştu. GAP projesi ile Doğu ve Güneydoğu Anadolu teşvik programları halen sürmektedir.

Yıllık ortalama %6 üzerindeki ekonomik gelişme ile beraber büyük bir değişim ve modernleşme başladı. Öncelikle İstanbul, İzmir ve Mersin, gibi Batı bölgeleri, 1980’den sonra da bütün Anadolu illerinde büyük sermaye ve sanayi oluştu. Bir milyar ABD doları ve üzeri sermayeye sahip holding sayısı 26’ya ulaştı (Forbes 2007 listesine göre). Bunun altındaki yüzbinlerce büyük, orta ve ufak ölçekteki şirket, ve oluşan işçi sınıfı,dinamik bir ekonominin taşıyıcıları oldular.

Eğitim

Kuruluş yıllarında toplam 12 milyonluk nüfusun büyük çoğunluğu okur-yazar değildi. Günümüzde bu oran %90’dır. Türkiye eğitim sistemi; 8 yıllık temel eğitime dayanır. Daha sonra 4 yıllık orta öğrenim dönemi vardır. Üniversiteye geçiş Öğrenci Seçme Sınavı ile gerçekleştirilir. Yaygın eğitim kurumları bazında halkeğitimler bulunmaktadır. Açıköğretim sistemi de pekçok öğrenci tarafından kullanılmaktadır.

1930’lara kadar İstanbul Teknik Üniversitesi ile birlikte İstanbul Üniversitesi ülkedeki sadece iki üniversite iken, günümüzde üniversite sayısı 82’dir.

İstanbul Üniversitesi logosuTürkiye’nin en eski üniversitesi olan İstanbul Üniversitesi’nin kuruluş tarihi 1453 yılına, en eski teknik üniversitesi olan İstanbul Teknik Üniversitesi’nin kuruluş tarihi ise 1773 yılına dayanır.

1961 Anayasasının 120. maddesinde üniversiteler özerk kuruluşlar olarak yer alırken, 27 Ekim 1960 tarihli 115 sayılı yasa, 1946 tarihli 4936 sayılı yasanın bazı maddelerini değiştirip yeni maddeler eklemiştir. Bu yasayla Milli Eğitim Bakanlığı’nın Üniversite üzerindeki yetkileri azalmış, fakülte kurullarına daha geniş katılım sağlanmış ve kadro tıkanıklıklarını aşmak üzere yeni düzenlemeler getirilmiştir. Kısaca yönetim, teşkilat, öğretim üyelği ve yardımcılığı konularında daha geniş özerklik koşullarında yeni esaslar konmuştur.[10]

2002 MEB istatistiklerine göre; toplam 6065 lise (ortaoğretim) bulunmaktadır. Bunların 2637’si genel(düz) lise (özel liseler dahil), 3428 tanesi ise mesleki lisedir.

Kaynaklar

Atatürk, Mustafa Kemal (1927). Nutuk, Cilt 1-2-3, Türk Devrim Tarihi Enstitüsü, İstanbul 1970.
De Lamartine, Alphonse. Osmanlı Tarihi, Cilt 1, Sabah Yayıncılık, İstanbul 1991.
Öztürk, Kazım (1992). Atatürk’ün TBMM Açık ve Gizli Oturumlarındaki Konuşmaları, Cilt 1-2, Kültür Bakanlığı-Atatürk Dizisi. ISBN 975-1763-4-3
Akay, Oğuz (2006). Atatürk’ün Sofrası. Truva Yayınları. ISBN 975-6237-54-6
Meydan Larousse, Meydan Yayıncılık, 1988, Cilt 12, Sh. 357-388, Türkiye Cumhuriyeti.
Temel Britannica, Ana Yayıncılık-Encyclopaedia Britannica, 1992, Cilt 18, Sh. 41-96; Türkiye. ISBN 975-7760-02-1
Türklerin ve Türkiye’nin Tarihi Ansiklopedisi, Milliyet Yayınları, 1982.

Tagged :

Türkiye’de Jeolojik Zamanlarda Meydana Gelen Olaylar

Türkiye’de Birinci Zamanda (Paleozoik’te) Meydana Gelen Olaylar

• Ülkemizin bulunduğu alan bu devrin başlarında tetis denizinin altında bulunuyordu. Daha sonra kuzeyden Rusya ve güneyden Afrika plakalarının birbirlerine yaklaşması sonucunda Ülkemiz’de bu denizin altında kalan tortullar sıkışarak yeryüzüne çıkmış ve Anadolu’nun temelinde bulunan sert kütleler(masif) oluşturmuştur.

Bu devirde oluşan başlıca arazilerimiz:

Menderes
 Zonguldak
 Bitlis
 Mardin
 Tokat
 Kırşehir
 Istıranca masifleri gibi

• Bu zamanda ülkemizin nemli ve sıcak bir iklim hüküm sürmüştür. Dolayısıyla gür bir bitki örtüsü oluşmuş ve bu bitki kalıntılarının çukur alanlarda birikmesiyle Zonguldak ve çevresinde taşkömürü yatakları oluşmuştur.
[writer_slider attachment_ids=”1031″]
Türkiye’de İkinci Zamanda (Mezozoik’te) Meydana Gelen Olaylar

• Bu dönemde Tetis denizinin tabanında ortaya çıkan tortullar aşınmaya uğradıklarından dolayı ülkemiz bir peneplen yani oldukça düz bir görünüm arz ediyordu.
• Aşınan maddeler çukur alanlarda birikerek Toros ve Kuzey Anadolu Dağlarının oluşumuna zemin hazırlamıştır.

Türkiye’de Üçüncü Zamanda (Tersiyer’de) Meydana Gelen Olaylar

• Ülkemizin yer şekillerinin oluşumu ve Anadolu’nun bugünkü şeklini almasında üçüncü zamanda yaşanan olaylar oldukça etkili olmuştur.
• Kuzey Anadolu ve Toros Dağları oluşmuştur.
• Linyit yatakları meydana gelmiştir.
• Kuzey Anadolu Fay Hattı oluşmuştur.
• Van ve Tuz Gölleri kenarlarında volkanik dağlarımız oluşmuştur.

Türkiye’de Dördüncü Zamanda (Kuaterner’de) Meydana Gelen Olaylar

• Anadolu’nun bugünkü görünümü meydana gelmiştir.
• Volkanik dağlar oluşumlarını tamamlamıştır.
• Ege Denizi oluşmuştur.
• Marmara Denizi oluşmuştur.
• İstanbul ve Çanakkale Boğazları oluşmuştur.
• Ülkemiz’deki vadiler, delta ovaları, birikinti konileri ve birikinti ovaları oluşmuştur.

[writer_slider attachment_ids=”1030,1032,1033″]

Tagged : / /

TÜRKİYE COĞRAFYASI

COĞRAFİ KONUM

Herhangi bir noktanın dünya üzerinde bulunduğu yerin tarif edilmesidir.Ülkenin coğrafi konumu, beşeri ve ekonomik özelliklerini büyük oranda belirler. Coğrafi konum matematik ve özel konum olarak iki şekilde ifade edilir.

1.MATEMATİK KONUM

Bir noktanın matematik konumu, Yer küre üzerinde olduğu varsayılan çizgilere göre yapılır. Belirlenen noktanın ekvatora, kutuplara ve başlangıç meridyenine göre bulunduğu yerin ifade edilmesidir. Dünya üzerinde olduğu varsayılan bu çizgiler grid sistemi olarak adlandırılır. Matematik konum ifade edilirken enlem ve boylam dereceleri kullanılır.

TÜRKİYE’NİN MATEMATİK KONUMU VE SONUÇLARI:

**Türkiye, Kuzey Yarım Küre’de 36° – 42° Kuzey enlemleri, 26°-45° Doğu boylamları arasında bulunmaktadır.

**Matematik konumu Türkiye’nin ılıman kuşakta bulunmasına, dört mevsimi yaşamasına neden olmuştur.

**Doğu ve Batı noktaları arasından geçen 19 Meridyen (19×4=76) 76 dakikalık yerel saat farkının oluşmasına nedenolmuştur.

**Bulunduğu boylam değerleri nedeniyle kışın 2 (30° Doğu), yazın 3 (45° Doğu) numaralı uluslararası saat dilimlerini kullanmasına neden olmuştur.

**Dönenceler dışında yer bu nedenle, güneş ışınlarını hiçbir zaman dik açıyla almaz.

**Güneş ışınlarının düşme açısı kuzeye gittikçe daralır.

**Yurdumuzda herhangi bir noktada bulunan bir cismin gölgesi bütün yıl kuzeye düşer.

**Batı rüzgârlarının etki alanındadır. Kuzeyden esen rüzgârlar soğutucu, güneyden esen rüzgârlar sıcaklığı artırıcı etki yapar.

**Yurdumuzda en uzun gündüz ve en uzun geceler en kuzeyde yaşanmaktadır.

**Doğu-batı yönünde 1565 km (Iğdır Ovası-Biga Yarımadası) uzunluğa sahiptir.

**Kuzey-güney doğrultusunda genişliği 650km dir. (Kerempe Burnu-Anamur Burnu)

**Kuzeyde İnce burun (Sinop) , güneyde Toprak tutan köyü (Suriye sınırı) arası 680 km dir.

**Sahip olduğu alan itibarıyla, Avrupa ülkelerinin tümünden, komşularımız içinde ise İran dışında hepsinden daha büyüktür.

**Yurdumuzun izdüşüm alanı 779452 km2, gerçek alanı 818578 km2 dir.

2.ÖZEL KONUM

Dünya üzerindeki herhangibir yerin kıtalara, denizlere, dağ sıralarına, komşu ülkelere, önemli ulaşım hatlarına, önemli yeraltı ve yerüstü kaynaklarına ve siyasi bloklara göre bulunduğu yerin açıklanmasıdır.

TÜRKİYE’NİN ÖZEL KONUMU VE SONUÇLARI:

**Türkiye kuzeyinde; Karadeniz, kuzeydoğusunda; Gürcistan, Ermenistan, Azerbaycan-Nahçıvan, doğusunda; İran, güneyinde; Irak, Suriye ve Akdeniz, batısında; Ege Denizi, kuzeybatısında; Yunanistan ve Bulgaristan bulunmaktadır. Kuzeybatı bölümünün orta kesimlerinde Marmara Denizi yer alır. Marmara Denizi, Çanakkale Boğazı ile Ege Denizine, İstanbul Boğazı ile Karadeniz’e bağlanmaktadır.

Türkiye’nin üç tarafını çevreleyen denizler, dünya okyanuslarına bağlantılıdır. Karadeniz’e komşu olan ülkeler için boğazlar büyük önem taşır. Ayrıca İstanbul Boğazı üzerinde bulunan Boğaziçi ve Fatih köprüleri ile karadan Avrupa ile Asya birbirine bağlanmıştır.

**Avrupa, Asya ve Afrika’nın birleştiği bir noktada yer alan ülkemiz, ekonomik, sosyal, siyasal ve kültürel bir köprü durumundadır.

**Bu durum Türkiye’nin Asya, Avrupa ve Afrika’nın merkezi bir noktasında yer almasına neden olmuştur.

** Türkiye, İstanbul ve Çanakkale boğazları ile büyük bir öneme sahiptir. Karadeniz çevresinde yer alan ülkelerin deniz yollarını kullanabilmeleri, okyanuslara ulaşabilmeleri Türkiye’yi çevreleyen boğazlardan ve denizlerden geçmelerini gerektirmektedir. Bu durum boğazların önemini arttırmaktadır.

** Ülkemizin sahip oluğu iklim çeşitliliği, toprak çeşitliliği ve kısa mesafelerde bile çok değişken olan arazi yapısı, bitki türlerinin zengin olmasına, önemli su kaynaklarının oluşmasına sonuçta insan yaşamına uygun doğal bir ortamın meydana gelmesine neden olmaktadır.

**Ülkemiz özel konumunun olumlu etkileriyle tarihin eski devirlerinden beri yerleşime uğramış, birçok medeniyete ev sahipliği yapmıştır. Bu tarihi miras, tabii güzellikler ve Akdeniz iklimiyle birleşerek önemli turizm potansiyeline sahip olmamızı sağlamıştır.

**Genç arazi yapısına sahip olan yurdumuzda, ortalama yükselti oldukça fazladır.(1130 m) Yükselti batıdan-doğuya doğru artış göstermektedir. Bu durum, iklim özellikleri, ekonomik ve sosyal yapı üzerinde etkili olmaktadır.

**Genel olarak yükseltinin fazla olması nedeniyle, gerçek alan ve izdüşüm alan arasındaki fark fazla olmaktadır.

TÜRKİYE’NİN JEOPOLİTİK KONUMU VE BUNUN SONUÇLARI

**Sahip olduğu coğrafi konum nedeniyle Türkiye hem Asya hem de Avrupa ülkesidir.

**Avrupa, Asya ve Afrika’nın birleştiği bir noktada yer alan ülkemiz, ekonomik, sosyal, siyasal ve kültürel bir köprü durumundadır.

**Balkanlar, Kafkasya ve Ortadoğu arasında merkezi bir konuma sahiptir.

**Türkiye, İstanbul ve Çanakkale boğazları ile büyük bir öneme sahiptir. Karadeniz çevresinde yer alan ülkelerin deniz yollarını kullanabilmeleri, okyanuslara ulaşabilmeleri Türkiye’yi çevreleyen boğazlardan ve denizlerden geçmelerini gerektirmektedir. Bu durum boğazların önemini arttırmaktadır.

**Sanayisi gelişen Avrupa, yeraltı kaynakları ve kullandığı diğer hammaddeler açısından fakir durumdadır. Kafkasya ve Orta Asya’nın sahip olduğu petrol ve doğal gaza ihtiyaç duymaktadır. Türkiye bu kaynakların batıya ulaştırılması açısından, en güvenli koridor durumundadır.

Türkiye, farklı nedenlerle birbirine ihtiyaç duyan bu bloklar arasında vazgeçilemez ve üzerinde yapılan hesapların tarih boyunca bitmediği bitmeyeceği bir noktada bulunmaktadır.Bu nedenle, Türkiye bu üç kıtayı birbirine bağlayan besleyen kan damarları konumundadır.

**Bağımsız devletler topluluğu ile tarihsel bağları bulunan Türkiye zengin kaynaklara sahip bölge devletlerinin Batı ile olan ilişkilerinde önemli bir köprü görevi görecektir.

**Ülkemizin sahip oluğu iklim çeşitliliği, toprak çeşitliliği ve kısa mesafelerde bile çok değişken olan arazi yapısı, bitki türlerinin zengin olmasına, önemli su kaynaklarının oluşmasına sonuçta insan yaşamına uygun doğal bir ortamın meydana gelmesine neden olmaktadır.

**Bu şatlar Türkiye’yi tarımsal kaynakları açısından ihtiyaçlarını karşılayacak imkânlara kavuşturmuştur.

**Dünyada kullanılabilir su kaynaklarının hızla tükenmesi bu açıdan zengin bir potansiyele sahip Türkiye’yi önemli hale getirmektedir.

**Türkiye,sahip olduğu zengin maden çeşitliliği yanında stratejik bakımdan değer taşıyan madenleri nedeniyle önemli bir kaynağa sahiptir. Bu nedenlerle ülkemiz tarihin eski devirlerinden beri yerleşime uğramış, birçok medeniyete ev sahipliği yapmıştır. Bu durum tabii güzellikler ve Akdeniz iklimiyle birleşerek önemli turizm potansiyeline sahip olmamızı sağlamıştır.

**Coğrafi avantajlar yanında dinamik ve eğitim oranı yüksek genç nüfusu ülkemizin en önemli avantajlarından birini oluşturmaktadır.

**Türkiye, dünyanın en sorunlu bölgelerini oluşturan Balkan ülkeleri,Kafkas ülkeleri ve Ortadoğu ülkeleri arasında yer almaktadır.

**Sahip olduğu yeryüzü şekilleri ve bunların uzanış doğrultuları, doğal coğrafi yapının sağladığı avantajlar ülkemizin düşman saldırılarına karşı savunulması açısından avantajlar sağlamaktadır. Sorunlu bir bölgenin merkezinde bulunan Türkiye tüm bu olumsuzluklara rağmen barışçı, demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti yapısıyla çevre ülkeleri açısından olumlu bir model oluşturmaktadır.

**Bu açıdan bakıldığında dünya’da barışın sağlanabilmesinin Türkiye’nin desteği ile gerçekleştirilebileceği kaçınılmaz bir gerçektir.

**Sahip olduğu Jeopolitik konumu nedeniyle, Türkiye’nin taraf olmadığı politikaların uygulamada başarıya ulaşmasının imkânsız olmasına neden olacaktır.

 

Tagged : /

Coğrafya Şifreleri

Ege’de En Çok Yetişen Ürünler: ZÜHTi: Zeytin, Üzüm, Haşhaş, İncir

Rüzgârlar: KaYıP SaKaL: Karayel, Yıldız, Poyraz, Samyeli, Kıble, Lodos…

İç Anadolu’daki Platolar HUCOB: Haymana, Uzunyayla, Cihanbeyli, Obruk, Bozok

Ülkemizde Doğalgaz Santralleri:  OHA: Ovaakça,  Hamitabat, Ambarlı

Ege’deki Kırık Dağlar: MaYBAM… Madra, Yunt, Bozdağlar, Aydın dağları, Menteşe

Akdenizdeki Karstık Ovalar : TAKKE… Tefenni, Acıpayam, Korkuteli, Kestel, Elmalı

İhrac  Ettiğimiz Madenlerimiz: BaCaK  MaBeT BAKIR, CIVA, KROM, MAGNEZYUM, BOR,TUZ

İhrac  Ettiğimiz Ürünler: SıNıF TAKİM… ÇAY, SEBZE, NOHUT, FINDIK, TURUNCGİL ANTEPFISTIĞI, KAYISI, İNCİR, MERCİMEK

Suriye  Sınır Kapılarımız : CCANeY…  Cilvegözü, Ceylanpınar, Akçakale, Nusaybin, Yayladağ

Gübre Fabrikaları:  BİSİMGEM: Bandırma, İstanbul, Sivas, İzmir, Mardin, Giresun, Elazığ, Mersin

BAKIR çıkarılan ve işlenen yerler; K A D E R

İşletmeler için Ortadaki harflere bir de “samsun” ekleyin. Yani “ADES” (Kastamonu-küre) (Artvin-Murgul)

(Diyarbakır-Ergani) (Elazığ-Murgul) (Rize-Çayeli)

DEMİR çıkarılan ve İşlenen Yerler;  S A M İ (Sivas-Divriği ve Kangal) (Adana-Feke ve Kozan) (Malatya-Hekimhan ve Hasançelebi) (İzmir-Dikili ve Torbalı) İşletmeler ise S ve A harfleridir.(Sivas ve İzmir)

Doğu Anadolu’daki Madenler

MeraKLı KABakÇı DEMİR: Manganez, Krom, Linyit, Kükürt, Krom, Kaya tuzu, Çinko Demir

Ege Bölgesi Maden ve Enerji Kaynakları: JETKiLiMCiZADe

jeotermalenerji, Krom, Linyit, Mermer, Cıva, Zımparataşı, Altın, Demir

Tektonik Göller: MUSİBET: Manyas, Ulubat, Sapanca, İznik, Beyşehir, Eğirdir, Tuz Gölü

Heyelan Set Gölleri: UYSAT: Uzungöl, Yedigöller, Sera, Abant, Tortum

Volkanik Set Gölleri:

ERÇEKli NAZİK, HAÇLIy’la beraber VAN GÖLÜ’nde BALIK tutarken ÇILDIRdı. Erçek gölü, Nazik gölü, Haçlı gölü, Van gölü,Balık gölü,Çıldır gölü

Ege’deki platolar: YUBBİ… Yazılıkaya, Uşak, Banaz, Bayat…

GüneyDoğu’daki Platolar: DUAA… Diyarbakır, Urfa, Antep, Adıyaman

Enerji üretilen Göller: Elektrik Hattı gibi “HET”… Hazar gölü, Eğridir gölü, Tortum gölü.

Marmara’daki Tektonik Gölleri: KULİS: Kuş(manyas) gölü, Ulubat gölü, İznik gölü, Sapanca gölü

Sigara fabrikası bulunan İller: SİİMBAAT: Samsun, İzmir, İstanbul, Malatya, Bitlis, Adana, Tokat

Bakır merkezleri: MaKaM SEM SEzsiz harfler: M= Murgul Artvin, K= Küre Kastamonu M= Maden Elazığ. SEM Samsun, Ergani ve Murgul

Ülkemizin Bölgelere Göre Nüfus Yoğunluğu: MEAG

Marmara, Ege, Akdenız, G.Doğu, Karadenız, İç Anadolu, Doğu Anadolu

Türkiye’deki tektonik Göller: BASİT MUHASEBE

Burdur gölü, Acıgöl, Sapanca gölü, İznik gölü,  Tuz gölü,  Manyas Gölü, Ulubat gölü, Hazar (Hozapin) gölü, Akşehir gölü, Seyfe gölü, Eber gölü, Beyşehir gölü, Eğirdir gölü

KARSTİK GÖLLER: Alda gölü,  Suğla Gölü,  Kestel Gölü

Zımpara taşı çıkan yerler: İDAM… İZMİR, DENİZLİ, AYDIN,  MUĞLA

Türkiye’deki kağıt fabrikaları: KAZMaM GİBİ

K(Kastamonu-Taşköprü),A(Afyon),Z(Zonguldak-Çaycuma),M(Mersin-Taşucu),A,M(Muğla-Dalaman) G(Giresun-Aksu),İ,B(balıkesir),İ(İzmit)

KIZILIRMAK ÜZERİNDE BULUNAN BARAJLAR: HOKKA… Hirfanlı, O, Kesikköprü, Kapulukaya,  Altınkaya barajları

YEŞİLIRMAK ÜZERİNDE: HAS… Hasan uğurlu ,Almus, Suat uğurlu

FIRAT NEHRİ ÜZERİNDE: KAK… Keban, Atatürk, Karakaya

Karstik göller: SALDA(selda ormanda AVLANırken SÖĞÜT ağacındaki TEL elini KESTİ(KESTEL) SALDA GÖLÜ, AVLAN GÖLÜ, SÖGÜT GÖLÜ, KESTEL GÖLÜ

EGEDE İLK SIRADA YER ALAN MADEN YATAKLARI (LAZCUMa)

L İNYİT

A LTIN

Z IMPARA TAŞI

C İVA

U RANYUM

M ERMER

a

Bölgelerin Ayrılmasında Etkili Olan Faktörler =YENİDEN

Y erşekilleri

E konomi

N üfus ve yerleşme

İ klim ve bitki örtüsü

DEN ize göre konum

Haritalarda Hangi Yükseltide Hangi Renk Kullanılır, Şu Şekilde Belirtebiliriz:

-Yeşil : (0-500 metre arası yükseltilerde kullanılır)

-Sarı : (500-1000 metre arası yükseltilerde kullanılır)

-Turuncu : (1000-1500 metre arası yükseltilerde kullanılır)

-Kahverengi : (1500-2000 metre arası yükseltilerde kullanılır)

Kodlarsak:  YaSTıK

İç Anadolu’daki ürünler: BEŞPAY

B uğday

E lma

Ş eker pancarı

P atates

A arpa

Y eşil mercimek

 İpekli dokuma: BİG

B ursa

İ stanbul

G emlik

Ülkemizde Olmayan Madenler: KiTaP

K obalt

T itanyum

P latin

Kapatılacak Madenler: CıVıK

C iva ( kanserojen)

V olfram (rezerv az)

K ükürt ( rezerv az)

Bakırın Çıkarıldığı Yerler: KADER

K astamonu-küre

A rtvin- murgul

D iyarbakır- ergani

E lazığ- maden

R ize- çayeli

Civanın Çıkarıldığı Yerler: KİM Bu

K onya

İ zmir

M anisa

B (joker)

U şak

Karstik Ovalar(polye)( şehirler) : BADeM Ismarla

B urdur

A ntalya

D enzili

e (joker)

M uğla

I sparta

Bor Madeni: BEBeK

B alıkesir,bigadiç,susurluk

E skişer-seyitgazi

B ursa-mustafa kemal paşa

e (joker)

K ütahya- emet

GAP Tamamlanınca Artacak Ürünler: PASPaS

P amuk

A yçiçeği

S oyafasülyesi

P irinç

a (joker)

S ebze

Batı Karadeniz Dağları: KILIBIK

K öroğlu

I lgaz

ı (joker)

B olu

ı (joker)

K üre

Kızılırmak Üzerindeki Barajlar(HoKKA)

H irfanlı

o

K esikköprü

K apulukaya

A ltınkaya

Yeşilırmak Üzerindeki Barajlar (HAS)

H asan uğurlu

A lmus

S uat uğurlu

Fırat Nehri Üzerindeki Barajlar (KAK)

K eban

A tatürk

K arakaya

Tagged : / / / / / / / / /

Osmanlı Beyliğinin Coğrafyası

 Bir devletin genişlemesi ve büyümesinde, kuruluş yerinin coğrafyası büyük önem taşır. Dünya tarihinde yer almış olan bütün devletlerin kuruluş yerinin coğrafi özellikleri incelendiğinde, bu önem daha iyi bir şekilde anlaşılır. Tarihte çok sayıda devlet, kuruluş yerinin müsait olmayışından ötürü, ya kurulduktan az bir zaman sonra yıkılmış ya da pek gelişemeden varlığını sürdürebilmişlerdir. Öte yandan bazı devletler de, müsait bir coğrafyada kurulmanın avantajını kullanarak, kısa sürede genişleyerek büyük devlet olmuşlar ve uzun yıllar varlıklarını korumuşlardır. Böyle bir avantajı kullanan devletlerin başında, Osmanlı Devleti gelmektedir.

Osmanlı Devleti’nin kuruluş yeri, Söğüt kasabası ve yakın çevresidir. Beyliğin kurulduğu yıllardaki (1300) sahip olduğu toprak alanı, ancak 9.065 km².dir. Oldukça dar bir alan olan bu bölge, Söğüt kasabası ve çevresini teşkil eder. Bu yörenin coğrafyasına bakıldığında bazı özellikler göze çarpar. Continue reading “Osmanlı Beyliğinin Coğrafyası”

Tagged : / / / / / /

Türkiye’de Kentleşmenin Tarihsel Boyutu

Türkiye ‘de kentleşme süreci için 1950 öncesi ve 1950 sonrası olarak iki farlı dönemden söz etmek mümkündür. 1950’ye kadar çok yavaş artış kaydeden ülkemizin kent nüfusu, bu tarihten sonra özellikle kırsal alanlardaki dönüşümlerden kaynaklanan çözülmenin kentlere yönelik yoğun göçlere neden olması sonucunda çok hızlı bir artış kaydetmiştir. 1950’den sonra artan ve kırdan kente yönelik göçlerin şekillendirdiği bu hızlı kentleşme, günümüzde de devam etmektedir. Ülkemizdeki kentleşme süreci yakından incelendiğinde bölgeler arası ekonomik gelişme farklılıklarının giderek büyümesi eskiden beri göç alan merkezlerin daha fazla göç almalarına neden olurken sanayi, turizm ve tarım faaliyetlerinin gelişmesiyle ortaya çıkan ve giderek güçlenen yeni çekim merkezleri ortaya çıkmıştır. Örneğin GAP’la Şanlıurfa, turizmle Antalya ve sanayiyle Tekirdağ son yıllarda hızlı bir kentleşme olgusu ortaya koymuştur. Bir diğer husus ise kentleşmenin mekansal dağılımındaki yeni ve ilginç gelişmelerdir. 1985’te yoğunlaşan Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu’daki terör olayları bu iki bölgede kente yönelik olan göçü çok fazla artırmıştır. Öyle ki bu yıllarda kentleşme hızında Marmara Bölgesi’ni geride bırakmıştır. Başka bir husus da üniversitelerin kurulmasıdır.
Bu kentleşmeye yeni bir boyut kazandırmıştır. Özellikle Çanakkale, Isparta, Muğla ve afyon illerimizde eğitim kaynaklı kentleşme olgusu aşikârdır. Türkiye’deki kentleşme sürecini dönemsel olarak incelemek gerekirse bunu üç dönemde inceleyebiliriz. 1923-1950 Dönemi 1950 öncesinin temel özelliği ülke bütününde güçlü bir kentleşme hareketinin bulunmamasıdır. Bu dönemde bariz olamasa da bir artış gözlenmiştir.  1935’te % 23,5 olan kentleşme oranı 1950’de %25’e ulaşmıştır. Bu dönemde kente olan göçlerden ziyade kent içi dinamiklerin kentsel nüfusu arttırdığı söylenebilir.

Bu dönemde kentten kente göçler yaşanmıştır fakat belirgin bir artış yoktur. Yukarda da değinildiği gibi bu artış tamamen kentlerin iç dinamikleriyle alakalıdır. Yapılan göçler genel itibariyle büyük kentlere olmuştur. Dönemin genel nüfus artışı ‰ 21,7 iken kentsel nüfustaki artış ‰ 22,5’tür.                 B

u dönemde Ankara’nın başkent olması buraya olan göçü oldukça etkilemiştir. Ayrıca normalin üzerinde – iki katını geçen – bir göç hareketi yaşanmıştır. Ankara’daki artış ‰ 61’dir. 1923-1950 dönemi arasında kentsel nüfusun göç almamasındaki temel faktör bu dönemde köy ve kent olgusunun belirgin olmamasıdır. Yani kentlerin köylerden pekte bir farkının bulunmamasıdır. 1950-1980 Dönemi

Özellikle bir önceki döneme oranla 1950 ile 1960 yılları arasında kentleşme oldukça hızlıdır. Hem büyük şehirler göç alırken hem de kentsel statü kazanan birçok il meydana gelmiştir. 1950 sonrası olağanüstü bir kentleşme söz konusudur. 1950’de % 25 olan kentleşme oranı 1980’de % 43,9’a yükselmiştir. Kentsel nüfustaki artış oranı ise bu dönem içerisinde ‰ 15-27’den ‰50-55’e yükselmiştir.

Bu dönemin bir diğer özelliği ise kente olan göçlerin daha çok kırsal kesimlerden olmasıdır. 1950 öncesi dönemde toplam nüfus artışıyla kentsel nüfus artışı arasında fazla fark yok iken bu dönemde kentsel nüfus artışı toplam nüfus artışını oldukça geçmiştir. Buda kentlerdeki nüfus artışının yarıdan fazlasının göçlerden kaynaklandığını ortaya koyar. cigarettes online 1950’den sonra kentleşmenin hızla gelişmesindeki ana unsurlar sosyal ve ekonomik yapıdaki iyileşmelerdir. Özellikle bu dönemde sanayileşme hamleleri, ulaşımda kolaylık sağlamak için demiryollarından ziyade karayoluna yatırım yapılması ayrıca kırsal alanda artan nüfusla ortaya çıkan toprak yetersizliği (bol nüfuslu ailelerde 1950 öncesi ekilen arazi yaşamı idame ettirmeye yeter iken artan nüfus ile birlikte çocuklar arasında arazinin paylaşımı ile birlikte ekonomik gereksinimlerin karşılanamaz duruma gelmesi) kentlerin cazibesini artırmıştır. Bunun yanı sıra kentlerdeki sağlık, alt yapı, kamu hizmetlerinin iyileşmesi de kentleşmenin hızla gelişmesindeki diğer faktörlerdendir.

Bu dönemden sonra artık göçler sadece Ankara ile sınırlı kalmamış sanayi yatırımları ile birlikte İstanbul, İzmir ve Adana gibi büyük şehirlere de yapılmıştır. 1960-1970 Dönemi Bu dönemde kentsel nüfus artışındaki azalmada en etkin faktör kırsal alanların iticiliğini kaybetmesinden dolayıdır. Kırsal alanlara yapılan devlet desteği ve gelir artışlarıdır. İkinci faktör ise dış göçlerin başlamasıdır. Bu dönemde 569.238 kişi dış göçe maruz kalmıştır. 1970-1980 Dönemi Bu dönem ülkedeki 1950’den sonra kentleşme hızının düşük olduğu dönem olarak göze çarpar. Bu düşüşü 1950-1960’ta ‰ 52,4 19-1970’de ‰ 43,5 1970-1980’de ise ‰ 36,1 yıllarındaki oranlarla ortaya koyabiliriz. Bu gerilmenin nedenleri arasında siyasal koşulların yanında sosyo-ekonomik koşulları saymak mümkündür. 1970 sonrası kalkınma hızı düşerken yatırımlar durma noktasına gelir. Ekonomik bunalımlar sonrasında tarım dışı sektörde işgücü talepleri oldukça düşmüştür. Konut, altyapı, kamu hizmetleri hızla artan nüfusa yetersiz gelmeye başlamıştır. Demografik etkende yavaşlatmıştır.  Şöyle ki hızla artan nüfus artış hızını azaltmaya yönelik yapılan politikalardır. Genç nüfusun kentlere göç etmesi yaşlı nüfusun kırsal alanda kalması da kırsal nüfusun artışını engellemiştir. 1980 Sonrası  Kentleşme hareketleri bu dönemden sonra tekrar hızlanmaya başlamıştır. 1980’de ‰ 54,5’e yükselmiştir. Bu süreçte en fazla artış 1980-1985 döneminde görülmüştür. Öyle ki Cumhuriyet döneminin en yüksek kentsel nüfus artışı yaşanmıştır ve kır nüfusu geçerek ‰ 62,6’ya yükselmiştir. Büyük artıştaki önemli rol yönetsel yapılanmalardır. Üç şehir büyük kent statüsü kazanmıştır. Yine bir diğer önemli hususta kentleşmenin boyutu ve dinamikleridir. Geleneksel kentler dediğimiz İstanbul, Ankara, İzmir’in yanı sıra başka şehirlerde göç almaya başlamıştır. Kentleşme hızına etki eden en önemli faktörlerin başında terör olayları, sanayi ve turizm faaliyetleridir. Marmara bölgesinde İstanbul merkezli başlayan kentleşme burada sanayi faaliyetleri nedeniyle çevre illere de sıçramıştır. Akdeniz kıyılarındaki kentleşmenin en önemli nedeni turizmdir. Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki kentleşmenin en önemli sebebi ise zaman zaman şiddetini artıran terör olaylarıdır. Bunlar neticesinde insanlar kendilerini daha güvende hissetmek için bölge kentlerine göç etmişlerdir.

Tagged : /