Soğuk Havanın Zararlarından Korunmanın Yedi Yolu

1. Hava Tahmin Raporlarını Takip Edin

Soğuk havada dışarıya çıkmadan önce, Hava şartları tehlikeli durumda ise, rüzgarın ve sıcaklığın birlikte etkisini de öğrenin. Rügar hızı yüksek ve sıcaklık düşük ise (wind chill), bunun getireceği olumsuz şartlarda korumasız ciltler birkaç dakikada donabilir.

2. Planlama

Organizasyon, gezi ve dış ortam çalışmalarında sıcak ve soğuk hava etkisi dikkate alınmalıdır.

3. Giysiler

Sıcak tutacak katlı elbiseler giyin. Rezistans görevi gören palto yada kaban giyin. Eldiven, bot ve şapka giymek oldukça önemlidir. Vücut ısısının büyük bir bölümü baş’tan kaybedilir.

 Eşarp, kaşkol ya da yüz maskesi takınız. Parmak, yüz kulak gibi hassas yerleri soğuğa karşı sık sık kontrol ediniz.

4. Sığınak Aramak

Rüzgardan kaçının, kapalı ortamlarda bulunun.

Rüzgar hızı yüksek ve sıcaklık düşük ise, dışarıda geçireceğiniz zamanı kısaltmalısınız.

5. Kuru Kalmak

Islak elbiseler vucudun hızla soğumasına ve üşümesine neden olur. Eğer terliyorsanız, palto yada kabanınızın önünü açın yada çıkartın.

6. Aktif Olmak

Yürümek yada koşmak, vücut sıcaklığımızın artmasına ve korunmasına yardım eder.

7. Kendi Limitlerinizi Bilin

Bazı insanlar soğuğa karşı çok hassastırlar ve çabuk etkilenirler. Özellikle çocuklar, yaşlılar ve kan dolaşımı problemi olanlar.

Alkol almak, sigara içmek ve bazı ilaçların kullanımı, vücudun soğuğa karşı hassasiyetini yükseltir.

Kaynak:

http://www.ec.gc.ca/meteo-weather/default.asp?lang=En&n=5FBF816A-1#Wind%20Chill%20Hazards

Çeviren: Seyfullah Çelik

Tagged :

İklim ve Sağlık Arasındaki İlişkiler

20. yüzyılda meydana gelen hızlı ve büyük çaplı sanayileşme ve ekonomik gelişme birçok problemi de beraberinde getirmiştir. Bu sorunlardan en büyüğünün ise iklim değişikliği ve neden olduğu ya da neden olacağı tahmin edilen büyük çaplı, toplumları derinden etkileyecek, sosyal ekonomik ve çevresel problemler olduğu ortaya çıkmıştır. Bu problemlerden insan hayatı için en önemlisi iklim değişikliğinin doğrudan neden olduğu veya dolaylı olarak tetiklediği, çoğu zaman ölümle sonuçlanan doğal afetler ve sağlık problemleridir.    İnsan hayatı için vazgeçilmez olan unsurlar hava, su, gıda ve barınmadır. Bu unsurlar iklimin insan hayatı ve sağlığına olan etkilerinin de bağlantı noktalarını oluşturmaktadır.

Hava: Ekstrem yüksek hava sıcaklıkları doğrudan öldürücü rol oynar. 2003’de Avrupa’da meydana gelen sıcak hava dalgası 70.000 insanın ölümüne yol açmıştır. Bu yüzyılın ikinci yarısına kadar sıcak hava dalgaların frekanslarının artacağı tahmin edilmektedir. Artan hava sıcaklığı yer seviyesi ozonu gibi hava kirleticilerinin miktarının artmasını tetiklemektedir. Her yıl 1.2 milyon insan kentsel hava kirliliğinden kaynaklanan kardiyovasküler ve solunum yolu hastalıkları sebebiyle hayatını kaybetmektedir.

Su: Değişen yağış  rejimi, yüksek buharlaşma, buzulların erimesi, ekonomik büyüme ve nüfus artışı tatlı su kaynaklarına olan baskıyı her geçen gün artırmaktadır. Artan kuraklık ve su kaynaklarına erişimdeki zorluklar, başta ishalli hastalıklar (ishalli hastalıkların %90’ı) olmak üzere birçok salgın hastalığı tetiklemekte ve ölümlere neden olmaktadır (WHO, 2009).

Gıda: Artan sıcaklıklar ve kuraklık nedeni ile tropikal kuşakta, özellikle birçok Afrika ülkesinde (2020’ye kadar %50 azalma‐IPCC,2007), yıllık tarımsal üretimin ii azalması beklenmektedir. Yetersiz beslenme sonucu her yıl 3.5 milyon insan hayatını kaybetmekte ve bu rakamın artması beklenmektedir. Ayrıca yetersiz beslenme, sıtma, ishal ve solunum yolu hastalıklarına karşı etkilenebilirliğin artmasına neden olmaktadır.

Barınma: Bu yüzyılın sonlarına doğru iklim değişikliğine bağlı olarak ekstrem fırtınalar,  şiddetli yağış  ve sıcak‐soğuk hava dalgalarının frekansında ciddi bir artış  beklenmektedir. 2080’e kadar kıyı yükselmesi nedeni ile etkilenen insan sayısının 10 kat artarak yıllık 100 milyona ulaşması beklenmektedir. Diğer doğal afetlerin de etkisi ile milyonlarca insanın evsiz kalması sonucu göçe zorlanacağı tahmin edilmekte ve bunun sonucunda ciddi toplumsal ve psikolojik travmaların ve toplumsal çatışmaların çıkacağından endişe edilmektedir.

Salgın Hastalıklar: Yüksek sıcaklıklar, değişen yağış  rejimi ve yüksek nem vektörle taşınan ya da su ve yiyeceklerle bulaşan hastalıkların hızla yayılmasına neden olmaktadır. Vektörle taşınan hastalıklar nedeni ile her yıl 1.1 milyon, ishalli hastalıklar nedeni ile de 2.2 milyon insan hayatını kaybetmektedir. Araştırmalar, 2030’a kadar Afrika’da 170 milyon insanın sıtma riski ile, 2080’e kadar da tüm dünyada 2 milyar insanın eklem ağrısı riski ile karşı karşıya olduğunu göstermektedir.

Makalenin tamamı ve Kaynak : MGM

Tagged : / /

Türk Meteoroloji Tarihi

Osmanlı İmparatorluğu Zamanında

a. Tanzimata Kadar

Ülkemizde Selçuklular ve Osmanlılar döneminde rasathaneler kurulmuş olmasına rağmen, bunlar daha ziyade astronomik gözlemler yapmışlardır. Bunlardan Ali Kuşçu ve Uluğbey’in kurduğu rasathaneler en tanınmışlarıdır. Türklerde astronominin en fazla geliştiği dönem Semerkant ekolü diye bilinen Uluğbey dönemidir(1449). Yüksek matematiğin Anadolu’ya girmesi de bu döneme rastlamaktadır. Semerkant’ta Bursalı Kadızade-i Rumî’nin öğrencilerinden Şirvanlı Fethullah, Kastamonu’ya gelerek orada astronomi ve geometri okutmaya başlamıştır.

İstanbul’a ilk yerleşen Türk astronomu ise Ali Kuşçu’dur. Ali Kuşçu Uluğbey’le beraber çalışmış onun ölümünden sonra Uzun Hasan’ın hizmetine girmiş ve elçi olarak Fatih Sultan Mehmet’e gönderilmiştir. Fatih Ali Kuşçu’nun bilgisine hayran kalmış ve kendisini Ayasofya medresesine müderris yapmıştır. Ali Kuşçu, Türk tarihinde ilk matematik ve astronomi profesörüdür. Ali Kuşçu’nun ölümü ile astronomi çalışmaları yarıda kalmıştır.

Ali Kuşçu’nun ölümünden yaklaşık yüz yıl sonra, Osmanlı İmparatorluğu’nda astronomi ve meteoroloji alanında önemli bir çalışmaya rastlanmaktadır. 1577 yılında Takiyettin bin Mehmet bin Ahmet Efendi tarafından bir rasathane kurulmuştur. Aslen Şamlı olan Takiyettin (1521-1585), Şam ve Kahire’de öğrenim gördükten sonra bazı medreselerde müderrisliklerde bulunmuş ve III. Murat zamanında İstanbul’a gelmiştir. İstanbul’da III. Murat’ın hocası Hoca Sadettin Efendi ve Ali Kuşçu’nun torunu Kutbettin ile tanışarak kendini astronomiye vermiştir. Müneccimbaşı Mustafa Çelebi’nin ölümü üzerine Hoca Sadettin Efendi’nin yardımı ile müneccimbaşılığa atanmıştır. Takiyettin Mehmet 1577 yılında tüm masrafları hazineden karşılanmak üzere Fransız Büyükelçiliği ile Tophane arasındaki sırtta bir rasathane kurmuştur. Fakat bu rasathanenin de ömrü kısa sürmüştür.

b. Tanzimattan I. Dünya Savaşı’na Kadar

Osmanlı İmparatorluğu’nda Tanzimatla birlikte çeşitli yerlerde değişik tarihlerde meteorolojik rasatlar yapılmaya başlanmıştır. İstanbul, İzmir, Kudüs, Trabzon, Tekirdağ, Merzifon gibi Osmanlı İmparatorluğu’nun çeşitli yerlerinde gerek özel gerekse devletin emrinde olmak üzere yabancılar tarafından birçok meteorolojik rasat yapılmıştır. Kayıtlı en eski rasatlar İstanbul’da Saint-Benois ve Bebek’te bulunan yabancı okullarda yapılan rasatlardır. 1839-1847 yılları arasında yapılan bu rasatlarda sıcaklıklar ölçülmüştür. Daha sonra 1847-1854 yılları arasında İstanbul, İzmir, Trabzon, Kayseri, Bursa, Sakız, Erzurum, Erivan ve Musul’da diğer iklim elemanlarını da içeren rasat kayıtlarına rastlanmaktadır. Haydarpaşa İngiliz Mezarlığı’nda Mr. W.H. Lyne ise 1865-1886 yılları arasında gözlemler yapmıştır. Yabancı okullar arasında Amerikan Kolejleri (Merzifon, Malatya, Harput, İzmir, Tarsus) de bazı rasatlar yapmışlardır. Ayrıca Erenköy’de Thomson Çiftliği’nde (1875-1893) yapılan rasatlar 1928 yılında Prof. Dr. Antal Réthly tarafından yayınlanmıştır. Büyükdere’de 1891-1906 yılları arasında yapılan rasatlarda ise sıcaklık, basınç, nem ve yağış bilgileri yer almaktadır.

Osmanlı İmparatorluğu’nda meteorolojinin kurumsallaşma çalışmaları 1867 yılında Kandilli Rasathanesi’nin kurulması ile başlamış ve bu kurumsallaşma Cumhuriyet Türkiye’sinde tamamlanmıştır. Kandilli Rasathanesi, Fransız Hükümetinin tavsiyeleri üzerine İstanbul’da Rasathane-i Amire ismi ile kurulmuş ve bu kuruluşun ilk sorumlusu da Aristide Coumbary olmuştur.

1868 yılından itibaren elde edilen rasat sonuçları ve imparatorluğun diğer yerlerinden alınan bilgiler yayınlanmıştır. Bu dönemde; İstanbul, Soulina, Köstence, Varna, Burgaz, Trabzon, Rodos, Kavala, Selânik, Manastır, Valona, Çanakkale, Elbassan, Durazzo, Beyrut ve Fao’da rasatlar yapılmıştır. Dikkat edildiğinde rasat yapılan yerler ticaretin ve limanların olduğu bölgelerdir. 1868 yılının son aylarında (Kasım ve Aralık 1868) İzmir, Diyarbakır ve Bağdat’ta da rasatlara başlanmıştır. Haziran 1869’da Berlin, Temmuz 1869’da Petersburg ve Tiflis’in rasat bilgileri de telgraf hatları ile alınmaya başlanmış ve bu bilgiler imparatorluk topraklarında yapılan meteorolojik rasatlarla birlikte değerlendirmeye tabi tutularak tahminler yapılmaya başlanmıştır.

Kandilli Rasathanesi’nin kurulmasından altı yıl sonra Viyana’da toplanan ilk Uluslararası Meteoroloji Kongresi’nde Türkiye de temsil edilmiştir. Bu kongrede; İstanbul, İzmir, Sinop, Bursa, Trabzon ve o zamanlar İmparatorluk toprakları içerisinde bulunan Selânik, Avlonya ve Beyrut’ta birer meteoroloji istasyonu kurulmasına karar verilmiştir.

İmparatorluk içinde Viyana Kongresi kararları çerçevesinde 1875’te, özellikle de ulaşım ve iletişimin yaygınlaştığı onaltı merkezde meteorolojik rasatların telgrafhane memurları tarafından yapılması yoluna gidilmiştir. Bu merkezlerde günde üç kez elde edilen meteorolojik bilgiler telgrafla İstanbul’da bulunan meteoroloji merkez bürosuna gönderilmeye başlanmıştır.

Bu arada Kandilli Rasathanesi bir yangın sonucu tamamen yanmış ve meteorolojik çalışmalarına son vermek zorunda kalmıştır. 31 Mart Olayı’ndan sonra kurulan Osmanlı Hükümeti’nde Maarif Nazırı (Eğitim Bakanı) olan Emrullah Efendi, 21 Haziran 1910 tarihinde bir tezkere ile rasathanenin yeniden kurulması için Fatin Hoca’yı (Prof. Mehmet Fatin Gökmen) görevlendirmiştir. Fatin Hoca, rasathanenin İcadiye Tepesi’ne kurulmasını kararlaştırmış ve Fransız Ulusal Meteoroloji Müdürü Prof. Angot ile yaptığı görüşmeler ile gerekli meteorolojik alet ve cihazları temin ederek 1 Temmuz 1911 tarihinden itibaren meteorolojik rasatlar yeniden yapılmaya başlanmıştır. Ayrıca burada İstanbul için yapılan hava tahminleri Posta Telefon ve Telgraf İdaresi ile Demiryolları İdaresi’ne bildirilerek kullanıcıların hizmetine sunulmuştur.

c. I. Dünya Savaşı’ndan Cumhuriyete Kadar

Hava araçlarının gelişmesi, sabit balonların ve uçakların savaşta kullanılması ile bir meteoroloji teşkilâtının kurulmasına ihtiyaç duyulmuştur. Bu teşkilâtı kurma görevi Alman Karargâh-ı Umumiyesi Rasadat-ı Cevviye Teşkilâtı Başkanı Müşavir Hans Hergesell tarafından Prof. Dr. Weickmann’a verilmiştir. 20 Ekim 1915’te Osmanlı topraklarında kurulacak olan meteoroloji teşkilâtı konusundaki faaliyetler büyük bir hız kazanmıştır. Dr. Weickmann İstanbul’da kalıp işlerin yürütülmesi için gerekli koordinasyonu yaparken, beraberinde getirdiği uzmanlar meteoroloji istasyonlarının kurulacağı yerlere gitmişlerdir. Bütün meteoroloji istasyonları, Alman alet ve cihazları ile kurulmuştur.

İstanbul’daki meteoroloji merkezi Kuruçeşme’de Caferağa Köşkü’nde “Kuvva-i Havaiye Müfettişliği Rasadat-ı Havaiye Müdürlüğü” ismiyle Ağustos 1915’te faaliyete başlamıştır. L. Weickmann, Osmanlı topraklarında kurulacak olan meteoroloji teşkilâtı için altmış civarında Alman uzmanı da beraberinde getirmiştir. Gelen uzmanlar, kurulacak teşkilâtın ilk elemanlarını oluşturmuşlar ve yanlarına Osmanlı Ordusu’nda yedek subay olarak görev yapan Türkler seçilerek Rasadat-ı Havaiye Müdürlüğü’nde göreve başlamışlardır. Ordudan seçilen yedek subaylar İstanbul’da Osmanlı-Alman Genel Karargâhı’nda meteoroloji alanında eğitime tabi tutulmuşlardır. Genel Karargâh’taki eğitimde Fatin Gökmen de dersler vermiştir. Eğitimlerini tamamlayan yedek subaylar Almanlar tarafından kurulan Edirne, Gelibolu, İzmir, Sevdiköy, Zonguldak, Sinop, Ankara, Eskişehir, Konya, Sivas, Diyarbakır, Adana, Brumana, Beyrut, Kudüs ve Musul meteoroloji istasyonlarında göreve başlamışlardır. Bu merkezlerden elde edilen bilgiler ile Osmanlı İmparatorluğu’nun müttefiki olan Bulgaristan, Avusturya-Macaristan ve Almanya’dan şifreli şekilde alınan gözlemler Kuvva-i Havaiye Merkez Şubesi olan İstanbul Vaniköy’de haritalara işlenerek tahminler yapılmıştır.

Her istasyonda gözlem için barometre, barograf, psikrometre, termograf, higrograf, azami ve asgari termometre, plüviyometre ve anemometre bulunmaktadır. Ayrıca Vaniköy, Edirne, Gelibolu, Sevdiköy, Adana ve Kudüs’te yer seviyesinden 6000 metreye kadar yüksek seviye rüzgar ölçümleri yapılmıştır. Bunun için yüksek seviye sondaj aleti ve teodolit bulunmaktadır.

İstanbul için yapılan hava tahminleri Posta, Telefon ve Telgraf İdaresi ile Demiryolları İdaresi’ne bildirilerek kullanıcıların hizmetine sunulmuştur.

22 – 25 Nisan 1918 tarihleri arasında İstanbul’da bir meteoroloji kongresi toplanmış ve bu kongrede Bahriye (Deniz), Harbiye (Savaş), Maarif (Eğitim) ve Ziraat (Tarım) Bakanlıklarına bağlı olarak faaliyet gösteren İmparatorluk içindeki meteoroloji istasyonları bir çatı altında toplanmıştır. Böylece gereksiz yere masraf yapılmasının önüne geçilmesi, Deniz Bakanlığı tarafından kurulmasına karar verilen Kuvvetli Rüzgâr Uyarı Merkezinin, Savaş Bakanlığı Meteoroloji Merkezi ile ortaklaşa çalışmasına karar verilmiştir. Tarım ve Eğitim Bakanlıklarına bağlı olan iklim istasyonlarının bir komisyon oluşturularak, birlikte çalışmaları ve bu komisyonun kuracağı iklim istasyonlarının aynı zamanda Deniz ve Savaş Bakanlıklarının işine yarayan gözlemleri de yapacak meteoroloji istasyonları kurması ve ilgili bakanlıklara bildirmesi karar altına alınmıştır. I. Dünya Savaşı’nın sonlarına doğru toplanan bu kongrede alınan kararlar, savaşın sona ermesi ile hayata geçirilememiştir. Rasadat-ı Havaiye Teşkilâtında görev yapan yedek subay Türk personel ise savaş sonunda terhis edilmiş, bazıları ise esir düşmüştür. Rasadat-ı Havaiye Teşkilâtında görevli yedek subayların terhis edilmesi ile bu teşkilât ortadan kalkmıştır.

Cumhuriyet Döneminde

a. Cumhuriyetin İlânından Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün Kuruluşuna Kadar

Cumhuriyet kurulduğunda meteoroloji alanında sadece Kandilli Rasathanesi miras olarak kalmıştır. Maarif Vekâleti Müdürler Encümeni 19 Ağustos 1924 tarihinde aldığı bir kararla Kandilli Rasathanesi’nin bir genel müdürlüğe dönüştürülerek İstanbul Darü’l Fünunu’na bağlanmasını kararlaştırmıştır. Ancak Fatin Hoca, bir rasat merkezi konumunda olan Kandilli Rasathanesi’nin Darü’l Fünun’a bağlanmasına karşı çıkarak ayrı bir rasathane müdürlüğü kurulmasını önermiştir. Bundan sonra Millî Savunma, Tarım ve Bayındırlık Bakanlıkları ayrı ayrı meteoroloji teşkilâtları oluşturma yoluna gitmişlerdir.

Meteorolojik bilgilere duyulan ihtiyaç, kısa sürede ülkenin her tarafında birbirinden bağımsız meteoroloji üniteleri doğurmuştur. İsmet Paşa’nın Başbakanlık yaptığı Cumhuriyet Hükümeti, Türkiye’de meteorolojik çalışmaları yürütmek için Budapeşte Rasathanesi Şube Müdürü Prof. Antal Réthly’i görevlendirmiştir. 1925 yılında Türkiye’ye gelen Réthly, ön hazırlıklardan sonra 12 Kasım 1925 tarihinde Tarım Bakanlığı’na bağlı olarak Rasadat-ı Cevviye (Meteoroloji Enstitüsü) ismi ile Ankara Etlik’te ilk meteoroloji istasyonunu faaliyete geçirmiştir.

İlk örgütlenme çalışmalarına İstanbul ve Trakya çevresinden başlanmıştır. 1926 yılının başında önce Kandilli Rasathanesi’nin çalışmalarını incelemek üzere İstanbul’a gelen Prof. Dr. Antal Réthly, buradan Edirne’ye geçmiş ve orada Ankara’dan sonra ilk meteoroloji istasyonunu kurmuştur. Örgütlenme çalışmalarını yürütmeye başladığında Prof. Dr. Antal Réthly, Ankara’daki çalışmaları yürütmek için de Jòsef Szemiàn’ı görevlendirmiştir.

1926 yılı sonunda Türkiye’nin Batı, Güney, Trakya ve Orta Anadolu Bölgelerinde iklim çalışmaları için gerekli meteorolojik veriler düzenli bir şekilde elde edilmeye başlanmıştır. Yine Prof. Dr. Antal Réthly’nin girişimleri ile 3 Mayıs 1927 tarihinde A

Ankara’da kurulan meteoroloji merkezinin inşaatının sona ermesi ile Etlik’teki rasathane, 15 Ekim 1927 tarihinde yeni binasına taşınmıştır.

b. Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün Kuruluşu

Türkiye’de meteorolojik hizmetlerin tek elden ve düzenli bir şekilde yürütülmesi çalışmaları 1936 yılı içerisinde ele alınmıştır. Devlet Meteoroloji İşleri Genel Direktörlüğü’nün kurulması için oluşturulan komisyon, 11 Şubat 1936’da Bakanlar Kurulu’na bir kanun tasarısı sunmuştur. Devlet Meteoroloji İşleri Genel Direktörlüğü’nün kurulmasının gerekçeleri Başbakan İsmet İnönü başkanlığında Bakanlar Kurulu’nda görüşülerek kabul edilmiş ve 30 Kasım 1936 tarihinde Başbakanlık Kararlar Müdürlüğü’nün 6/3727 sayılı yazısı ile Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunulmuştur.

Devlet Meteoroloji İşleri Genel Direktörlüğü’nün oluşturulmasına dair kanun tasarısında şu gerekçeler yer almaktadır:

“Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasından önce ülke içinde hava olaylarıyla uğraşan çeşitli istasyon şebekeleriyle çalışan bir kuruluş yoktu. Son on yıl içerisinde ülkemizin hava, iklim bilgilerine olan gereksinim kendini o kadar kuvvetle hissettirmiştir ki, ilk önce 1925’te Tarım ve Millî Savunma Bakanlıkları iklim ve gözlem teşkilâtı kurmak suretiyle işe başlamışlardır.

Türkiye Cumhuriyeti’nin teknik ve idari birimlerinden her birinin hava ve iklim bilgilerine kuvvetle gereksinim duymalarının nedeni Cumhuriyetin, ülkenin muhtaç olduğu bütün teknik işlerde en açık adımlarla ilerlemekte olmasının ve bu adımları atarken en sağlam teknik esaslara dayanmak lüzumuna inanmasından gelmektedir.

Devletin bütün işlerinin çağdaş ve modern şekillerle yürütülmesi, devletin harcayacağı para ve emeklerden en yüksek randımanı alabilmesi işlerin içeriğine göre hava ve iklime olan ilgilerinin bilinmesine ve iş üzerinde havanın tesirlerinin ve sonuçlarının hesaba katılmış olmasına bağlıdır. Bu nedenledir ki, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin hava gözlem teşkilâtına olan gereksinimi çok açık bir zorunluluk haline gelmiştir.

Çeşitli bakanlıkların şimdiye kadar kurmuş olduğu gözlem istasyonlarının personeli ve malzemeleri yine yukarıdaki sebeplerden dolayı çok noksan olduğu ve bunların yetiştirilmesi, gereksinimlerinin karşılanması para ve olanaklara bağlı olduğundan yeni oluşturulacak olan kurumun tam bir suretle faaliyete geçmesi için üç senelik bir programın yapılması uygun görülmüştür.”

Türkiye Büyük Millet Meclisi Tarım Komisyonu 28 Aralık 1936 tarih ve 8 sayılı kararıyla, Millî Savunma Komisyonu 5 Ocak 1937 tarih ve 15 sayılı kararıyla ve Bütçe Komisyonu da 8 Ocak 1937 tarih ve 52 sayılı kararıyla raporlarını TBMM Başkanlığı’na sunmuşlardır.

27 madde ve 10 geçici maddeden oluşan Devlet Meteoroloji İşleri Umum Müdürlüğü Kuruluş Kanunu 10 Şubat 1937 tarih ve 3127 sayı ile kabul edilmiştir.

3127 sayılı kanun kabul edildikten sonra TBMM Başkanlığı 11 Şubat 1937 tarih ve 1/649/2077 sayılı tezkeresi ile onaylanması için Cumhurbaşkanlık Makamına göndermiştir. Ulu önder Gazi Mustafa Kemâl Atatürk DMİ Umum Müdürlüğü Kuruluş Kanunu’nu 19 Şubat 1937 tarihinde imzalamış ve yayınlanmak üzere Neşriyat Müdürlüğü’ne göndermiştir.

c. Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün Kuruluşundan Günümüze

Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün kuruluşundan ikibuçuk yıl sonra II. Dünya Savaşı patlak vermiştir. Bu Türkiye’nin ekonomik ve insan kaynaklarının büyük bir kısmının savunmaya ayrılmasına neden olmuştur. Meteoroloji Genel Müdürlüğü savaş sırasında Silahlı Kuvvetlerin emrine girmiş ve çalışmalarını da buna göre yürütmüştür.

II. Dünya Savaşı daha oldukça yeni bir kuruluş olan Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü için de büyük bir tecrübe olmuştur.

II. Dünya Savaşı’nın sona ermesinden sonra meteorolojik hizmetlerde de hızlı bir gelişme meydana gelmiştir. Meteoroloji Genel Müdürlüğü uluslararası işbirliğinin artması sonucu kurulan Dünya Meteoroloji Teşkilâtı’na 31 Mayıs 1949 tarihinde üye olmuştur.

Başbakanlığa bağlı olarak hizmet veren Meteoroloji Genel Müdürlüğü 15 Mayıs 1957 tarihinde 6967 sayılı kanunla Tarım Bakanlığı’na bağlanmıştır. 5 Ocak 1978 tarihinde ise tekrar Başbakanlığa bağlanmıştır. Bugün Türkiye’de meteorolojik hizmetleri yürütmekten sorumlu tek kuruluş olan Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü’nün 3127 sayılı kuruluş kanunu 1986 yılında değiştirilerek 3254 sayılı kanunla; kuruluş, görev, yetki ve sorumlulukları yeniden belirlenmiştir. 1991 yılında çıkarılan Kanun Hükmünde Kararname ile Çevre Bakanlığı’na bağlanan Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü, 28 Şubat 1992 tarihli Cumhurbaşkanlığı tezkeresi ile ve 3812 sayılı kanunla Temmuz 1992 tarihinden itibaren tekrar Başbakanlığa bağlı bir kuruluş haline getirilmiştir. Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü’nün verdiği meteorolojik hizmetlerin ürünleri, 3 Kasım 1994 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanan Döner Sermaye İşletmesi Yönetmeliği ile ücretlendirilmiştir.

02 Kasım 2011 tarih ve 28103 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 657 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile ismi Meteoroloji Genel Müdürlüğü olarak değiştirilmiştir.

Tagged : /

Bulutlar

Bulutlar

Serbest atmosferde, buz kristalleri, ve su damlacıkları gibi gözle görülür parçacıkların bir araya gelmesiyle oluşan bulut, hava parselinin atmosfer içerisinde yükselmesi ile içerisinde bulunan su buharının yoğunlaşması sonucunda oluşur. Sisin buharlaşması şeklinde oluşumu da söz konusudur.

Yoğunlaşma çekirdekleri adı verilen toz ve duman parçacıkları sayesinde su buharı yoğunlaşabilir. Bulutun oluşumunda her şeyden önce, ister konvektif faaliyetle olsun, isterse bir dağ yamacının zorlamasıyla olsun veya isterse yerin ısınmasıyla yere yakın yerlerdeki hava parselinin ısınarak yükselmesi sonucunda olsun yükselme, soğuma ve yoğunlaşma gerekli olan üç temel özelliktir.

Bulutlar yüksekliklerine göre üçe ayrılırlar:

  1. Yüksek Bulutlar
    • Cirrus
    • Cirrocumulus
    • Cirrostratus
  2. Orta Bulutlar
    • Altocumulus
    • Altostratus
    • Nimbostratus
  3. Alçak Bulutlar
    • Stratus
    • Stratocumulus
    • Cumulus
    • Cumulonimbus
BULUTLAR Kutup Bölgelerinde Orta Enlemlerinde Bölgelerinde
Yüksek Bulutlar 3.000-8.000 Metre 5.000-13.000 Metre 8.000-18.000 Metre
Orta Bulutlar 2.000-4.000 Metre 2.000-7.000 Metre 2.000-8.000 Metre
Alçak Bulutlar 0 -2.000 Metre 0 -2.000 Metre 0 -2.000 Metre

Yüksek Bulutlar

Cirrus

Beyaz renkte, çok ince iplikler halinde veya dar şeritler şeklinde bağımsız bulutlardır. Görünümleri lif veya ipek parlaklığındadır. Bu bulutlar genellikle Cirrocumulus ve Altocumulus bulutları ile Cumulonimbus bulutlarının üst kısımlarından meydana gelir. Cirrus bulutları, çok ufak buz kristallerinden meydana gelmiştir.

Ci

Cirrocumulus

Kum taneleri veya küçük dalgacıklar halinde, oldukça küçük kümeciklerden meydana gelmiş ince, beyaz ve gölgesiz bulut örtüsüdür. Bulutlar toplu halde oldukları gibi, ayrı ayrı parçacıklar halinde de görülebilirler.

Cirrocumulusler, Cirrus veya Cirrostratus bulutlarının şekil değiştirmesinden veya parçalar halindeki Altocumuluslerin küçülmesinden meydana gelirler. Bu bulutlar tamamen buz kristallerinden ibaret olup, bazen aşırı soğumuş su damlacıkları da görülür.

Cc

Cirrostratus

Cirrostratuslar gökyüzünü tamamen veya kısmen kaplar ve genellikle Hale olayını meydana getirirler. Bunlar şeffaf, saça benzer, beyazımsı lifler halinde düzgün görünümlü bulutlardır. Cirrostratuslar küçük buz kristallerinden oluşurlar. Bu bulutlar fazla kalın olmadıklarından şeffaf görünürler. Güneş ve ay ışığını geçirirler.

Cs

Orta Bulutlar

Altocumulus

Altocumulus bulutları, genellikle gölgeli, beyaz renge sahiptir. Bu bulutlar kısmen lif halinde yayılmış olduğu gibi ayrı ayrı durumda olan ince tabakalar, yuvarlak kütlelerden ve tomurcuklardan meydana gelir. Düzgün şekildeki parçacıkların gökyüzünün ancak yarısını kaplayacak kadar genişliğe sahip olduğu görülür.

Ac

Altostratus

Gökyüzünün büyük bir kısmını veya tamamını kapatan, çizgili, lif veya düzgün görünüşteki grimsi veya mavimsi renkteki bulut tabakasıdır. Bazı kısımları çok ince olduğundan, Güneş; sanki buzlu cam arkasındaymış gibi bir görünüm alır. Bu bulut hale olayını göstermez.

As

Nimbostratus

Genellikle koyu gri renkteki bulut tabakasıdır. Bunlar çoğu zaman yere kadar ulaşan ve devamlılık gösteren yağmur ve karın düştüğü bulutlardır. Çok kalın olduklarından, güneş ve ayın görülmesi mümkün değildir. Nimbostratus bulutunun altında, parçalar halinde alçak bulutlar meydana gelebilir.

Bu bulutlar yatay ve dikey olarak çok geniş sahaları kaplarlar. Su damlaları, yağmur damlaları, kar kristalleri, kuşbaşı kar taneleri ve bunların karışımından meydana gelirler. Nimbostratusler dikey gelişmeli bulutlar sınıfından oldukları için; en alçak bulut seviyesinden, yüksek bulut seviyesine kadar çok kalın bir tabakayı tamamen kaplarlar.

Ns

Alçak Bulutlar

Stratus

Genellikle gri renkte, düzgün görünüme sahip bulutlardır. Stratus’lerden çisenti, buz prizmaları ve kar grenleri yağışı meydana gelir. Güneş bu bulutlardan görüldüğü zaman, bulutun sınırları kolayca teşhis edilebilir. Çok düşük sıcaklıklar dışında Stratus, hale olayını meydana getirmez. Bu bulutlar bazen düzensiz sıralar halinde de meydana gelebilir. Stratus’lerin karakteristik yağışı çisenti olup, rüzgarın sakin veya hafif olduğu dönemlerde görüşü kısıtlayacak şekilde yere yakın seviyelerde görülebilmektedirler.

St

Stratocumulus

Stratocumulus’ler gri veya beyazımtrak renkte, yada her iki renge birden sahip olan bulutlardır. Bu bulutlar toplu halde veya ayrı ayrı olabilen mozaik görünümünde yuvarlak kütleler ve tomarlardan meydana gelirler. Stratocumulusu meydana getiren elemanlar, genellikle sıralar halinde ve tepeleri düz şekildedir.

Sc

Cumulus

Üst kısımları karnabahar görünümünde olan; küme, kubbe veya kuleler halinde dikine olarak gelişen, genel olarak yoğun durumda bulunan bağımsız bulutlardır. Cumulus’lerin güneşle aydınlanan kısımları çoğu zaman parlak beyaz görünüme sahiptir. Bu bulutların tepe ve yan kısımları tomurcuğu andıran kümeler halinde olmasına karşılık, tabanları daha koyu ve hemen hemen düzdür. Cumulusler bazı zamanlarda düzensiz şekillerde de bulunabilirler.

Cumulus bulutları genel olarak su damlalarından meydana gelmiştir. Bulut içindeki sıcaklığın sıfırın altına düştüğü yerlerde, aşırı soğumuş su damlaları ve buz kristalleri de bulunur. Dikine gelişmeye sahip Cumulus’lerde yağmur ve sağanak şeklinde yağışlar meydana gelir.

Cu

Cumulonimbus

Dağ ve kuleler biçiminde, büyük bir dikine uzanışa sahip, yoğun ve koyu bir buluttur. Üst kısımları genellikle düz, lifli veya çizgili bir görünüme sahiptir. Cumulonimbus bulutlarının üst kısımları örs veya sorguç şeklinde yayılır. Bu bulutların altında düzensiz biçimde alçak bulutlar oluşabilir. Bunlar Cumulonimbus’lerle bir arada veya ayrı olarak bulunabilirler.

Gökyüzünün büyük bir bölümünü kapladıklarında, tabanları Nimbostratus bulutunu andırır. Bu durumda bulutun yapmış olduğu yağış şekline bakılmalıdır. Sağanak yağışlarla birlikte şimşek, gök gürültüsü veya dolu varsa bulut; Cumulonimbus bulutudur.

Bu bulutlar tek bulut halinde oldukları gibi, birçok Cumulonimbus bulutunun meydana getirmiş olduğu büyük bir bulut silsilesi halinde de olabilirler. Böyle bir Cumulonimbus grubu içindeki her Cumulonimbus bulutuna Oraj meydana getirmesi sebebiyle Oraj Hücresi adı verilir.

Cb

Tagged : / / / / / / / / /

Kümülonimbus Bulutu nedir?

Kümülonimbus (Cb), kümülüs bulutlarının dikey olarak gelişerek büyümesiyle oluşan konvektif fırtına bulutu. Tabanı 4 km altında bulunur. Kümülonimbus tek başına, gruplar halinde veya soğuk cephe hattı boyunca termodinamik kararsızlığa bağlı olarak cumulus congestus bulutundan gelişebilir.

Üst bölümünün bir kısmı genellikle düzgün, ipliksi ya da çizgilidir, bu kısma şeklinden dolayı örs adı verilir. Örs kısmı cirrostratus ve cirrus gibi bulutlardan oluşur. Ancak, her cumulonimbus bulutunda örs yapısı oluşmaz. Havanın nem oranı ile doğru orantılı olarak bulut tabanı alçalır. Sıcak ve nem oranının azaldığı yaz günlerinde bulut tabanının deniz seviyesinden yüksekliği 3 kilometreyi aşabileceği gibi, kışın deniz üzerinden geçen soğuk havanın etkisi ile gelişen kar kümülonimbuslarının taban yüksekliği 500 metrenin de altına inebilir. Ayrıca tabanı daha alçakta bulanan kümülonimbuslar yıldırım açısında daha tehlikelidir.

Örnek görsel

Bulutun tepe yüksekliği, tepe enverziyonun seviyesine ve termodinamik kararsızlığa bağlı olarak 11 kilometre yukarıda bulanabilir. Öte yandan kışın deniz veya göl etkisi ile gelişen kümülonimbuslar yaz aylarında görülenlere göre oldukça sığ durumdadırlar. Bunların hem tabanları yere çok yakındır, hem de tepe yükseklikleri 5 kilometreyi pek geçmez.

Çoğu kez koyu renkte bu bulutun tabanı çevresinde, onunla birleşmiş ya da birleşmemiş durumda aksesuar bulutlar da eşlik edebilir.

İzobar Haritaları ve İzobar Haritalarının Özellikleri Nelerdir?

Aynı basınç değerlerine sahip noktaların birleştirilmesiyle ortaya çıkan eğrilere izobar (eşbasınç) eğrisidenir. Bu eğrileri kullanarak çizdiğimiz haritalara ise izobar haritası denir.

Bu haritalar görünümü itibariyle eş yükselti (izohips) haritalarına benzer. Fakat izobar haritasında gösterilen değerler yükseltiyi değil basınç miktarını gösterir.

Özellikleri

– Bir izobar eğrisi üzerindeki tüm noktalarda basınç değeri aynıdır.
Basınç değerleri milibar (mb) olarak ifade edilir.
– İki izobar eğrisi arasındaki basınç farkı her zaman birbirine eşittir.
– İç içe kapalı eğriler basınç merkezlerini gösterir. Gösterilen yer yüksek ya da alçak basınç merkezi olabilir. Basınç merkezinde yer alan A harfi alçak basıncı, Y harfi yüksek basıncı gösterir. Basınç merkezinin türünü basınç değerlerine bakarak da tespit edebiliriz.
– İzobar haritaları o bölgedeki rüzgar hızı ve yönü hakkında da bilgi verir. İzobar eğrilerinin sıklaştığı yerlerde rüzgarın hızı yüksektir, seyrekleştiği yerlerde ise rüzgarların hızı azdır.
– İzobar haritalarında cepheler gösterilebilir.

Tagged : / /

Türkiye’de Rüzgâr Aşındırma ve Biriktirme Şekilleri

Özellikle çöl, kurak ve yarı kurak iklim alanlarında etkilidir.

Rüzgar küçük toprak parçalarını havalandırır, bunları parçalayarak ya da diğer kayalara çarparak aşındırma, farklı bölgelere taşıyarak ise biriktirme yapar.

Genel olarak rüzgar aşındırmasının fazla olduğu yerlerde: Bitki örtüsü zayıf, yağış miktarı az, fiziksel aşındırma fazladır.

 Rüzgar Aşındırma Şekilleri

Mantar Kaya

Rüzgar aşındırması daha çok yüzeyde etkilidir. Sert bir kayayı sürekli alttan aşındıran rüzgar üzeri geniş altı dar bir kaya oluşturur. Buna mantar kaya denir.

Şahit Kaya

Mantar kaya ile aynı şekilde oluşmuştur. Ancak burada rüzgar zemini fazla aşındıramamıştır.

Tafoni

Kayaların içindeki yumuşak bölümlerin aşınmasıyla ortaya çıkan gözeneklerdir.

Yardang

Rüzgarın esiş yönüne paralel uzanan tepelere yardang denir.

Rüzgar Biriktirme Şekilleri

Kum Tepeleri

Rüzgarın sürüklediği kum tanelerinin doğal bir engele takılarak birikmesiyle oluşur.

Barkan

Rüzgarın esiş yönünün tam tersi yönde açılmış hilal şeklindeki kum tepelerine denir.

Lös

Kumların taşıdığı ince materyalleri biriktirmesiyle oluşan depolara lös denir.

Tagged : / / / / /

Yükseğe çıkıldıkça hava neden soğur?

Yüksek rakımlı yerlerin, dünyamızın ısı kaynağı Güneş’e daha yakın olduğuna göre sıcaklığın daha fazla olması gerekmez mi? Dahası, bulutlardaki nem havanın sıcak olmasını sağlamaz mı? O halde neden uçaklarda ısıtma sistemi bulunur? Neden dağcılar donarak ölür?

Yukarıdaki yazıyı okuyan çoğu kişi, güneş ışınlarının dünyaya çarpmak için 150 milyon km yol kat ettiğini düşünerek güneşe birkaç bin metre daha yakın olmanın bu kadar büyük bir fark yaratmayacağının farkına varacaktır. Yüksek rakımda ısının düşük olmasının nedeni, ısıyı tutacak olan ya da en azından ısının sabit kalmasını sağlayacak olan atmosferin ya da atmosferik basıncın olmamasıdır. Deniz seviyesinde atmosfer basıncı 1,00 atm’dir (standart atmosfer). Yerden beş bin metre yükseğe çıkıldığında ise basınç 0.83 atm civarındadır.  Aradaki fark yaşamsal faaliyetlerimizi yerine getirmemizi engellemez; ancak basınçta az da olsa bir değişiklik meydana gelir.

Bu küçük değişiklik bizim için olmasa da gazlar için önemlidir. Çünkü basınçtaki bir değişiklik gazlar için ısıdaki değişiklik anlamına da gelir. Şartların değişkenliği göz önünde bulundurulduğunda bu farkı gözlemlemenin iki yöntemi vardır. Basınç dış güçtür ve basınç uygulanan şeye enerji pompalar. Bu yüzden yüksek basınç etkisi altındaki gaz moleküllerinin daha az basınç etkisi altında olan gaz moleküllerine göre daha yüksek enerjiye sahip olması mümkündür. Başka bir yöntem ise; basınç azaldıkça gazın hacmi artar. Büyük bir alanda aynı gaz molekülleri varsa, birbirleriyle çok fazla sürtünmezler ve kinetik enerjileri daha büyük bir alana yayılır. Bu durumda ısı da azalır.

Düşük rakımda – özellikle şehirlerde – hava moleküllerinin birbirleriyle etkileşimi daha fazladır. Ancak yüksek rakımda hava molekülleri geniş alanda birbirlerinden bağımsız ve yalnızdır. Havada sürtünmeksizin dolanmaları için daha fazla alan vardır. Bu yüzden küçük bir alanda basınçla sıkışmazlar.

Kaynak: io9.com

Tagged : /

Hava Durumu Neden Halen Kesin Tahmin Edilemiyor

Sizce bu kadar gelişmiş teknolojiye ve cihazlara rağmen neden hava durumunu tam olarak bilemiyoruz.  Sizce atmosfere milyonlarca sensör yerleştirsek havayı tahmin edemez miyiz ? 20.yy sonlarında doğru meteorologlar bilgisayarların doğmasıyla bilim insanları kesin hava tahmini yapmanın artık an meselesi olduğunu düşünmeye başladılar. Bu nedenle dünyanın her yerinde hava istasyonları kurmaya başladılar, Daha güçlü ve hızlı bilgisayarlara sahip oldukça bütün verileri işleyebilecek hava durumunu tümüyle tahmin edeceklerini düşünüyorlardı.

Fakat yanılıyorlardı, çünkü evrenin kaos yapısı ve kuantum belirsizliği bunu imkansız kılıyor. Kelebek etkisi de denilen bir kaotik etki nedeniyle, siz istediğiniz kadar havayı kontrol edecek sensör yerleştirin, bu sensörler arasında bir kelebeğin kanat çırpması tayfunlar, fırtınalar yaratabiliyor. Bunu açıklamak için ikili sarkaç testi kaosu mükemmel şekilde tanımlayan bir deney aslında. Eğer iki  basit sarkacı yer çekiminin etkisine bırakırsanız hareketleri  benzer şekilde olacaktır. Fakat bu sarkaçların ucuna bir sarkaç daha bağlarsanız, hareketleri tahmin etmek oldukça zor olacaktır. Sarkaçlar bu durumda kaos teorisine uygun bir şekilde birbirinden bağımsız olarak hareket etmektedir. Sarkaçları nanometre düzeyinde hatta atomik düzeyde aynı yüksekten bırakamayacağınızdan sarkaçların hareketleri de önceden öngörülememektedir. İşte hava olaylarında da sistemde ufak bir değişiklik kaotik ve büyük değişimlere yol açabilmektedir.

Her hava taneciğinin  pozisyonunu ve durumunu tahmin edemeyeceğimizden hava durumunu da tahmin etmemiz bu nedenle mümkün değil. İşte bu belirsizlik hava durumunun tahmininde zorluklara neden oluyor. Dünyada havada yaklaşık 10^44 molekül var bunlardan birinin pozisyonunun hesaplanmasındaki en ufak hata hava durumunu tahmin etmenizi imkansızlaştırabilir. Yine de hava tahminleri bize az çok bilgi verebilir ama kesin hava durumunu tahmin etmek bu nedenle imkansız. Kaos teorisi halen NSA vb. gizli kurumlar tarafından üzerinde çalışılan bir teori. Bu teoriyle ilgili filmlere örnek verecek olursak The Bank(Banka-Kelebek Etkisi) ve Pi filmi verilebilir. Bu sayede borsa gibi insan etkenine bağlı devasa sistemler çözülmeye çalışılıyor.

Tagged : /

Global Isınma Her Yerde Eşit Değil: Bazı Yerler Tam Tersine Soğumakta

Florida State Üniversitesi’nden bilim insanları ilk kez global toprak ısınmasına bakarak, son yüz yılda dünyanın hangi bölgelerinin ısınıp hangi bölgelerinin soğuduğuna ilişkin verileri net bir şekilde ortaya koydu. Araştırmaya göre dünya giderek ısınsa da, tarihi kayıtlar dünyanın her yerinde global ısınmanın aynı hızda ilerlemediği anlaşıldı. Elde edilen bu yeni sonuç,  bilim adamlarını bile şaşırtmışa benziyor. “Global ısınma bizim anladığımız gibi değil, ” diyor Meteroloji Bölümü’nden Doç. Dr . Zhaohua Wu Florida State Üniversitesi’nden Okyanus Atmosferik Tahmin Araştırmaları merkezinden Zhaohua Wu ve Fei Ji iklim araştırmaları yapan ekip,  Direktör Eric Chassignet ve Jianping Huang ile birlikte ortak çalışma yürütüyor. Wu ve meslektaşları tarafından geliştirilen yeni analiz metodu sayesinde 1900’lerden beri tüm dünya çapında (Antartika hariç) toprak yüzey sıcaklıkları değişiyor. Bilim insanlarının daha önce yaptığı global ısınmaya dair araştırma ısınmanın her yerde aynı olmadığına ilişkin veri sağlamıyordu.  Fakat araştırma ekibi Arktik ve subtropikal bölgeler  iki yarım kürede kayda değer ısınma sirkülasyonu tespit ettiler. Fakat en büyük ısı birikimi ise kuzeyin orta yüksekliklerinde gözlendi. Ayrıca dünyanın bazı bölgelerinde gerçekten soğuma olduğu gözlendi. “Global ısınma eşit olarak gerçekleşmiyor. Isıttığınız ve soğuttuğunu bölgeler mevcut,” diyor Chassignet. Örneğin, 1910 ila 1980 arasında dünyanın geri kalanı ısınsa da, ekvatorun güneyinde (Andes civarı) gerçekten  bir soğuma var ve 1990’ lara kadar bir değişim yok. Yani ekvatorun güneyinde dünyanın geri kalanına kıyasla önemli bir değişim gözlenmiyor. Dünya’nın nerede ve ne zaman ısınıp soğuduğuna ilişkin detaylı bilgi sağlanmasıyla daha geniş bir içerik elde edilebilecek.

Araştırma Referansı : Fei Ji, Zhaohua Wu, Jianping Huang, Eric P. Chassignet. Evolution of land surface air temperature trend. Nature Climate Change, 2014; DOI:10.1038/nclimate2223

kaynak : gercekbilim.com/global-isinma-yerde-esit-degilmis/

Tagged : / /