Dünya Haritaları – Dünya Dilsiz Haritaları

Harita, yeryüzünün tümünün ya da bir parçasının belirli oranlarda küçültülüp bir düzlem üzerinde gösterimidir. Yeryüzü düzleme açılamayan kapalı bir şekil olduğundan küçültme ile birlikte harita projeksiyonları kullanılarak düzleme izdüşüm işlemi de yapılır.

Haritanın temel işlevi, bölgenin topografyası ya da ilişkili diğer konularda, jeolojisi, jeomorfolojisi, iklimi, trafiği, yeraltı kaynakları, değişik bakış açılarından ekonomisi vb. hakkında bilgi vermektir.

Başlarda haritacılık yalnız savaşlar sayesinde var olmuş, daha sonraları ilmi meselelerde ve siyasi meselelerde söz sahibi konuma gelmiştir. Haritacılık anlayışında en doğru hesapları yapabilen denizciler olduğundan dolayı Portekizler haritacılık tarihinde önemli bir yer tutar. Yine aynı biçimde ünlü gök bilimci Ptolemaios (Batlamyus) tarihi geçmişinde haritacılığa ismini altın harflerle kazımıştır.

Bu haliyle harita, insandan (haritayı üreten kartograf) insana (harita kullanıcısı) yer referanslı bilgi aktaran, genel olarak basılı bir iletişim aracıdır.

Haritalar, basılı haritalar ve sayısal haritalar olmak üzere iki gruba ayrılabilir. Sayısal harita (vektör harita, raster harita, matris harita) niteliğindeki coğrafi veriler, Ulusal Coğrafi Veri Altyapısı’nın temel altlık verilerini oluşturur.

Anadolu Medeniyetleri Müzesinde yer alan ve MÖ 6200 yıllarına tarihlenen Çatalhöyük kent planını gösteren harita, dünyanın bilinen en eski haritasıdır.

Görsel Kaynak : cografyaharita.com

Tagged : / / / /

İzobar Haritaları ve İzobar Haritalarının Özellikleri Nelerdir?

Aynı basınç değerlerine sahip noktaların birleştirilmesiyle ortaya çıkan eğrilere izobar (eşbasınç) eğrisidenir. Bu eğrileri kullanarak çizdiğimiz haritalara ise izobar haritası denir.

Bu haritalar görünümü itibariyle eş yükselti (izohips) haritalarına benzer. Fakat izobar haritasında gösterilen değerler yükseltiyi değil basınç miktarını gösterir.

Özellikleri

– Bir izobar eğrisi üzerindeki tüm noktalarda basınç değeri aynıdır.
Basınç değerleri milibar (mb) olarak ifade edilir.
– İki izobar eğrisi arasındaki basınç farkı her zaman birbirine eşittir.
– İç içe kapalı eğriler basınç merkezlerini gösterir. Gösterilen yer yüksek ya da alçak basınç merkezi olabilir. Basınç merkezinde yer alan A harfi alçak basıncı, Y harfi yüksek basıncı gösterir. Basınç merkezinin türünü basınç değerlerine bakarak da tespit edebiliriz.
– İzobar haritaları o bölgedeki rüzgar hızı ve yönü hakkında da bilgi verir. İzobar eğrilerinin sıklaştığı yerlerde rüzgarın hızı yüksektir, seyrekleştiği yerlerde ise rüzgarların hızı azdır.
– İzobar haritalarında cepheler gösterilebilir.

Tagged : / /

Türkiye Fiziki Haritaları ve Türkiye Siyasi Haritaları

Harita Nedir?

İlk çağlardan beri insanların üzerinde yaşadıkları dünyanın şeklini ve büyüklüğünü öğrenme merakı ve ulaşım,imar…vb sorunların çözülmesi için harita yapımına ihtiyaç duymuşlardır.Bu ihtiyaçları karşılama çabalarıyla haritacılık gelişmiştir.Günümüzde sağlıklı şehirleşmenin yolu, genel anlamda imar planına göre şehrin düzenlenmesiyle sağlanmaktadır. Bir şehirde imar planının yapılması için, kadastro ve halihazır haritalarının acil olarak üretilmesi gerekmektedir. Bununla birlikte bir şehir için çok gerekli olan teknik altyapı tesislerinin yerlerinin belirlenmesinde, bu tesislerin bakımında ve gerektiğinde onarımı için, itfaiye ile ilgili yangın vanalarının yerlerinin belirlenmesinde, 3194 sayılı imar kanununun 18.maddesine göre arazi düzenlenmesinde, imar sahası içinde gelişme bölgelerinin tespitinde, buna benzer konuları için haritaya ihtiyaç duyulmaktadır.

Yeryüzünün bir parçasının gökyüzünden kuşbakışı görünümünün matematik yöntemlerle küçültülerek ve üzerine özel işaretler koyarak bir düzlem üzerine çizilmiş şekline HARİTA denir. Haritaların kolay ve anlaşılır olabilmesi için en gerekli ayrıntılara yer verilir. Yapılan bir çizimin harita özelliğini gösterebilmesi için çizimin belirli bir ölçek dahilinde yapılması gerekir. Harita üzerindeki iki nokta arasındaki uzunluğun,arazide aynı iki noktanın arasındaki ölçülen yatay mesafesine olan oranını ÖLÇEK olarak adlandırırız. Haritaların alt köşelerinde hangi ölçekte yapıldıklarını gösteren işaretler vardır (1:500000 – 1:250000 – 1:50000 – 1:25000 gibi). Bir haritada bu ölçeğin paydasında yer alan rakam ne kadar büyük olursa haritanın ölçeği o kadar küçük olur.1:50000 ölçekli bir harita üzerindeki 1 cm gerçekte 50000cm karşılık gelir(500m). Bütün ölçekli haritalarda her bir kare 1 km2 dir.

Yeryüzündeki detaylar harita üzerinde sembollerle gösterilir.Bu sembollerin ne anlama geldiğini haritanın kenarında gösterilir.Sembollerin ve açıklamalarının bulunduğu bu kısma lejant adı verilir. Lejant, Haritalarda kullanılan işaret ve renklerin ifade edildiği tablodur. Haritanın okunmasını sağlar.Haritayı kullanacak kişi bu kısmı iyi özümsemelidir.

Harita, yeryüzünün tümünün ya da bir parçasının belirli oranlarda küçültülüp bir düzlem üzerinde gösterimidir. Yeryüzü düzleme açılamayan kapalı bir şekil olduğundan küçültme ile birlikte haritaprojeksiyonları kullanılarak düzleme izdüşüm işlemi de yapılır.

Haritanın temel işlevi, bölgenin topografyası ya da ilişkili diğer konularda, jeolojisi, jeomorfolojisi, iklimi, trafiği, yeraltı kaynakları, değişik bakış açılarından ekonomisi vb. hakkında bilgi vermektir.

Başlarda haritacılık yalnız savaşlar sayesinde var olmuş, daha
sonraları ilmi meselelerde ve siyasi meselelerde söz sahibi konuma gelmiştir. Haritacılık anlayışında en doğru hesapları yapabilen denizciler olduğundan dolayı Portekizler haritacılık tarihinde önemli bir yer tutar. Yine aynı biçimde ünlü gök bilimci Ptolemaios (Batlamyus) tarihi geçmişinde haritacılığa ismini altın harflerle kazımıştır.

Bu haliyle harita, insandan (haritayı üreten kartograf) insana (harita kullanıcısı) yer referanslı bilgi aktaran, genel olarak basılı bir iletişim aracıdır.

Haritalar, basılı haritalar ve sayısal haritalar olmak üzere iki gruba ayrılabilir. Sayısal harita (vektör harita, raster harita, matris harita) niteliğindeki coğrafi veriler, Ulusal Coğrafi Veri Altyapısı’nın temel altlık verilerini oluşturur.

Anadolu Medeniyetleri Müzesinde yer alan ve MÖ 6200 yıllarına tarihlenen Çatalhöyük kent planını gösteren harita, dünyanın bilinen en eski haritasıdır.

Kaynaklar : jeodezi.ktu.edu.tr ve wikipedia

Tagged : / /

Türkiye Dilsiz Haritaları

Harita, yeryüzünün tümünün ya da bir parçasının belirli oranlarda küçültülüp bir düzlem üzerinde gösterimidir. Yeryüzü düzleme açılamayan kapalı bir şekil olduğundan küçültme ile birlikte harita projeksiyonları kullanılarak düzleme izdüşüm işlemi de yapılır.

Haritanın temel işlevi, bölgenin topografyası ya da ilişkili diğer konularda, jeolojisi, jeomorfolojisi, iklimi, trafiği, yeraltı kaynakları, değişik bakış açılarından ekonomisi vb. hakkında bilgi vermektir.

Başlarda haritacılık yalnız savaşlar sayesinde var olmuş, daha sonraları ilmi meselelerde ve siyasi meselelerde söz sahibi konuma gelmiştir. Haritacılık anlayışında en doğru hesapları yapabilen denizciler olduğundan dolayı Portekizler haritacılık tarihinde önemli bir yer tutar. Yine aynı biçimde ünlü gök bilimci Ptolemaios (Batlamyus) tarihi geçmişinde haritacılığa ismini altın harflerle kazımıştır.

Bu haliyle harita, insandan (haritayı üreten kartograf) insana (harita kullanıcısı) yer referanslı bilgi aktaran, genel olarak basılı bir iletişim aracıdır.

Haritalar, basılı haritalar ve sayısal haritalar olmak üzere iki gruba ayrılabilir. Sayısal harita (vektör harita, raster harita, matris harita) niteliğindeki coğrafi veriler, Ulusal Coğrafi Veri Altyapısı’nın temel altlık verilerini oluşturur.

Anadolu Medeniyetleri Müzesinde yer alan ve MÖ 6200 yıllarına tarihlenen Çatalhöyük kent planını gösteren harita, dünyanın bilinen en eski haritasıdır.

Tagged : / /

Ölçekleri Birbirine Çevirmek

  1. Kesir Ölçeği Çizgi Ölçeğe Çevirmek

1/200000 kesir ölçeğini çizgi ölçeğe çevilelim:

Her biri 1 cm uzunluğunda beş çentikli bir doğru çizip birimine km yazalım¹, İkinci çentiğin üzerine sıfır koyalım;

 

Kesir ölçeğin paydasını cm’den km’ye çevirelim:

200000 cm = 2 km

Çıkan sonucu sıfırın yanlarına yazıp sağa doğru bir kat arttırarak yazalım:

  1. Çizgi Ölçeği Kesir Ölçeğe Çevirmek

Yukarıdaki çizgi ölçeği kesir ölçeğe çevirirken ölçek formülünü yazarız, harita uzunluğu ve gerçek uzunluğu tek çentiğe göre² hesaplarız:

NOTLAR:

  1. Kesir ölçeği çizgi ölçeğe çevirirken birim km olmak zorunda değildir. Sizden istenen birime çevirmeniz gereklidir.
  2. Yukarıda çizgi ölçeği kesir ölçeğe çevirirken tek çentiğe göre hesapladık ancak çentiklerin toplam uzunluğu harita uzunluğu, çizgi üzerindeki ilk ve son sayılar toplanarak gerçek uzunluk elde edilerek ve sonradan sadeleştirilerek de sonuç bulunabilir.
  3. Çentikler arası her zaman 1 cm olmayabilir. Yukarıdaki çizgi ölçeği kesir ölçeğe çevirme örneğinde çentik uzunluğu 1 cm kabul edilerek işlem yapılmıştır.
Tagged : / / / / /

Mobil haritacılık

Mobil Haritacılık Mobil bir platforma monte edilmiş, yüksek algılama gücüne sahip donanımlar yardımıyla, konuma bağlı noktasal verilerin toplanması anlamına gelir.

Kullanılan donanımlardan bir kaçı; dijital kameralar, lazer tarayıcılar, ışıklı radar, navigasyon ve konumlandırma sistemleridir.

Mobil Haritalama yapılan bölgede, cadde-sokak ve buna bağlı alanlarda yer alan her türlü obje, nesne ya da taşınmaza görüntüleri bir paket olarak sunulur. Hazırlanan veri ve görüntü kümesi sayesinde uzunluk, yükseklik, mesafe ve alan hesaplama gibi temel işlevlerle uygulamalarını çalıştırabilirler.

Kullanıcılar noktasal koordinat alabilir, varsayılan noktadan 360 derece keşif yapabilirler. Farklı birimlerin, aynı alan üzerinde çalışmasına izin verir. Bu sayede alt yapı çalışmalarının farklı kurumlarca tek altlık üzerinde oluşturulması sağlanır.

Tagged :

Pîrî Reis Haritası

Pîrî Reis (Osmanlı Türkçesiپیری رئیس‎; 1465-1470, Gelibolu – 1554, Kahire), TürkOsmanlı denizci ve kartografı. Asıl adıMuhyiddin Pîrî Bey‘dir. Künyesi Ahmet ibn-i el-Hac Mehmet El Karamani‘dir. Amerika’yı gösteren Dünya haritaları ve Kitab-ı Bahriye adlı denizcilik kitabıyla tanınmıştır.

Hayatı

 

Pîrî Reis’in ilk dünya haritasının bir parçası Karamanlı bir ailenin çocuğu olan Ahmet Muhyiddin Pîrî’nin ailesi II. Mehmed devrinde padişahın emri ile Karaman’dan İstanbul’a göç ettirilen ailelerdendir. Aile bir süre İstanbul’da yaşamış, sonraGelibolu’ya göç etmiştir. Pîrî Reis’in babası Karamanlı Hacı Mehmet, amcası ise ünlü denizci Kemal Reis’tir.

Pîrî denizciliğe amcası Kemal Reis’in yanında başladı; 1487-1493 yılları arasında birlikte Akdeniz’de korsanlık yaptılar; Sicilya, Korsika, Sardunya ve Fransa kıyılarına yapılan akınlara katıldılar. 1486’da Endülüs’te Müslümanların hakimiyetindeki son şehir olan Gırnata’da katliama uğrayan Müslümanlar Osmanlı Devleti’nden yardım isteyince o yıllarda deniz aşırı sefere çıkacak donanması bulunmayan Osmanlı Devleti, Kemal Reis’i Osmanlı Bayrağı altında İspanya’ya gönderdi. Bu sefere katılan Pîrî Reis, amcası ile birlikte müslümanları İspanya’dan Kuzey Afrika’ya taşıdı.

Venedik üzerine sefer hazırlığına girişen II. Beyazid’in Akdeniz’de korsanlık yapan denizcileri Osmanlı donanmasına katılmaya çağırması üzerine 1494’te amcası ile birlikte İstanbul’da padişahın huzuruna çıktı ve birlikte donanmanın resmi hizmetine girdiler. Pîrî Reis, Osmanlı Donanması’nın Venedik Donanması’na karşı sağlamaya çalıştığı deniz kontrolü mücadelesinde Osmanlı donanmasında gemi komutanı olarak yer aldı, böylece ilk kez savaş kaptanı oldu. Yaptığı başarılı savaşların sonucunda Venedikliler barış istediler ve iki devlet arasında bir barış anlaşması yapıldı. Pîrî Reis, 1495-1510 yıllarında İnebahtı, Moton, Koron, Navarin, Midilli, Rodos gibi deniz seferlerinde görev aldı. Akdeniz’de yaptığı seyirler sırasında gördüğü yerleri ve yaşadığı olayları, daha sonra Kitab-ı Bahriye adıyla dünya denizciliğinin de ilk kılavuz kitabı olma özelliğini taşıyacak olan kitabının taslağı olarak kaydetti.

piri reis haritası
piri reis haritası

Pîrî Reis’in Kitab-ı Bahriye’sinde Rodos adası Pîrî Reis, 1511’de amcasının bir deniz kazasında ölümünden sonra Gelibolu’ya yerleşti. Barbaros Kardeşler’in idaresi altındaki donanmada halaoğlu Muhiddin Reis ile Akdeniz’de bazı seferlere çıktıysa da daha çok Gelibolu’da kalıp haritaları ve kitabı üzerinde çalıştı. Bu haritalardan ve kendi gözlemlerinden yararlanarak 1513 tarihli ilk dünya haritasını çizdi. Atlas Okyanusu, İber Yarımadası, Afrika’nın batısı ile yeni dünya Amerika’nın doğu kıyılarını kapsayan üçte birlik parça, bu haritanın günümüzde elde bulunan bölümüdür. Bu haritayı dünya ölçeğinde önemli kılan, günümüze kalmamış olan[kaynak belirtilmeli], Kristof Kolomb’un Amerika haritasındaki bilgileri içeriyor olması rivayetidir. Barbaros Kardeşler, 1515 yılında dünyanın en büyük deniz güçlerinden birisini oluşturmuş ve Kuzey Afrika’da fetihler yapmışlardı. Pîrî Reis, Oruç Reis’in kaptanlarından birisi olarak hediye sunmak üzere yardımını bekledikleri Yavuz Sultan Selim’e gönderildiğinde Yavuz’un yardım olarak verdiği iki savaş gemisi ile geri döndü. Pîrî Reis, 1516-1517 yıllarında İstanbul’a geldiğinde tekrar Osmanlı donanmasının hizmetine girdi; Derya Beyi (Deniz Albayı) rütbesini aldı ve Mısır seferine gemi komutanı olarak katıldı. Donanmanın bir kısmı ile Kahire’ye geçip Nil ırmağını çizme fırsatı buldu.

Pîrî Reis, İskenderiye’nin ele geçirilmesinde gösterdiği başarılar ile padişahın övgüsünü kazandı ve sefer sırasında haritasını padişaha sundu. Günümüzde bu haritanın bir parçası mevcuttur, diğer parçası kayıptır. Bazı tarihçilere göre, Osmanlı padişahı dünya haritasına bakmış ve “Dünya ne kadar küçük…” demiştir. Sonra da, haritayı ikiye bölmüş ve “biz doğu tarafını elimizde tutacağız..” demiştir.. Padişah, daha sonra 1929’da bulunacak olan diğer yarıyı atmıştır. Bazı kaynaklarca, günümüzde bulunamamış olan doğu yarısını, Hint Okyanusu’nun ve onun Baharat yolunun kontrolünü ele geçirmek için Padişahın yapacağı olası bir sefer için kullanmak istediği bile iddia edilmektedir.

Pîrî Reis seferden sonra, tuttuğu notlardan Bahriye için bir kitap yapmak amacıyla Gelibolu’ya döndü. Derlediği denizcilik notlarını bir Denizcilik Kitabı (Seyir Kılavuzu) olan Kitab-ı Bahriye’de bir araya getirdi.

Kanuni Sultan Süleyman’ın dönemi, büyük fetihler dönemiydi. Pîrî Reis, 1523’deki Rodos seferi sırasında da Osmanlı Donanması’na katıldı. 1524’de Mısır seyrinde kılavuzluğunu yaptığı sadrazam Pargalı Damat İbrahim Paşa’nın takdiri ve desteğini kazanınca, 1525’da gözden geçirdiği Kitab-ı Bahriye’sini İbrahim Paşa aracılığıyla Kanuni’ye sundu.

Pîrî Reis’in 1526’ya kadar olan yaşamı Kitab-ı Bahriye’den izlenebilir. Pîrî Reis, 1528’de, ilkinden daha içerikli ikinci dünya haritasını çizdi.

1533 yılında Barbaros Hayrettin Paşa kaptan-ı derya olunca Pîrî Reis de Derya Sancak Beyi (Tümamiral) ünvanı alan Pîrî Reis, sonraki yıllarda, güney sularında devlet için çalıştı. Barbaros’un 1546’da ölümünün ardından Mısır Kaptanlığı (Hint Denizleri Kaptanlığı da denilirdi) yaptı, Umman Denizi, Kızıl Deniz ve Basra Körfezi’ndeki deniz görevlerinde yaşlandı. Osmanlı donanmasında yaptığı son görev idamıyla sonuçlanan Mısır Kaptanlığı oldu.

İdam Edilişi

Mısır Kaptanı Pîrî Reis 1552’de Umman ve Basra üzerine 30 gemiyle çıktığı seferde, Hürmüz Kalesi’ni kuşatmıştı. Portekizlilerden aldığı haraç karşılığı kuşatmayı kaldırdı ve donanmasıyla Basra’ya döndü. Tamire muhtaç donanmayı orada bırakıp ganimet yüklü üç gemi ile Mısır’a döndü, gemilerden birisi yolda battı. Donanmayı Basra’da bırakması kusur sayıldığı için Mısır’da hapsedildi. Basra valisi Kubat Paşa’ya ganimetten istediği haracı vermemesi, Mısır Beylerbeyi Mehmet Paşa’nın politik hırsı yüzünden hakkında padişaha olumsuz rapor verildi ve dönemin padişahı Kanuni Sultan Süleyman’ın fermanı üzerine 1554’te boynu vurularak idam edildi.[kaynak belirtilmeli] İdam edildiğinde 80 yaşının üzerinde olan Pîrî Reis’in terekesine devletçe el konuldu.

Popüler kültürdeki yeri

Ubisoft’un yapımcılığını yaptığı Assassin’s Creed: Revelations oyununda Pîrî Reis donanma için çalışan ve suikastçi birliğinin üyesi olan önemli bir karakterdir.

Başlıca eserleri

  • Kitab-ı Bahriye
  • Piri Reis’in Haritası (İlk Dünya Haritası)
  • Hadikat’ül Bahriye
  • Bilad-ül Aminat
  • Eşkalname
Tagged : / /

Dünya Haritaları

Dünya (Yerküre, eski: Küre-i Arz), Güneş Sistemi’nde Güneş’e en yakın üçüncü gezegendir. Güneş Sistemi’ndeki en yoğun ve beşinci büyük gezegendir. Yaşamın olduğu bilinen tek gezegendir.

Katı ya da ‘kaya’ ağırlıklı yapısı nedeniyle üyesi bulunduğu yer benzeri gezegenler grubuna adını vermiştir. Bu gezegen grubunun kütle ve hacim açısından en büyük üyesidir. Büyüklükte, Güneş Sistemi’nin 8 gezegeni arasında gaz devlerinin büyük farkla arkasından gelerek, beşinci sıraya yerleşir. Tek doğal uydusu Ay’dır. Yeryüzü, Yerküre, Mavi Gezegen ya da latince adıyla Terra olarak da anılır.

Yerkürenin oluşumu

Yapılan araştırmalar sonucu gezegeninin yaşı 4,467 milyar yıl olarak hesaplanmıştır. Geçen bu zaman dilimi, karmaşık bileşik yapılar ve içerdiği elementler göze alındığında, Güneş, Dünya ve diğer gezegenler dahil Güneş Sistemi’ndeki yapıları oluşturan moleküler bulutsunun kaynağı, ömrünü önceden tamamlamış bir genç tip yıldızın dağılmış artıklarının ve yıldızlar arası maddenin bir merkez etrafında dönerek gittikçe yoğunlaşmasıyla oluşmuştur. Merkezde yoğunlaşan Hidrojen ve Helyum molekülleri yeni bir G2 türü yıldızı, yani Güneş’i oluşturmaya başlamış, çevre disklerdeki yoğunluklu bölgelerde ise gezegenler oluşmaya başlamıştır. Dünya ise Güneş’e 3. sırada yakınlıkta bulunan karasal bir iç gezegendir.

Oluşum diskleri süreci veya sonrasında bu karasal gezegenler, ağır göktaşı çarpışmalarına sahne olmuştur. Göktaşları yapısında bulunan donmuş buzlar, silikat ve metal yapılar, karaların ve okyanuslarının oluşmasını sağlamış, merkezde yoğunlaşan ağır demir ve nikel elementleri ise gezegenimizin çekirdeğini oluşturmuştur. Ağır göktaşı bombardımanı, asteroid kuşağının Jüpiter’in güçlü çekim etkisi sonucu daha kararlı hale gelmesiyle gittikçe azalmıştır. Uygun koşullar oluştuğunda gelişmeye başlayan canlı hayat sonrasında özellikle bitkiler ve yaptıkları fotosentez ile atmosfer’imizin yapısal bileşimi önemli oranda değişmiş ve oksijen oranının yükselmesine neden olmuştur.

Dünya Fiziki Haritası
Dünya Fiziki Haritası

Dünya’nın yaşı

Dünya’nın yaşı doğrudan doğruya kayaçların yaşıyla ölçülemez. Çünkü bilinen en yaşlı kayaçlar bile bugün artık yeryüzünde var olmayan daha yaşlı kayaçlardan oluşmuştur. Bugüne kadar saptanabilen en yaşlı kayaçlar Grönland’ın batısında bulunmuştur ve 4,1 milyar yaşındadır.

Bugün Dünya’nın yaşını hesaplamak için elde edilen en iyi yöntem radyoaktif elementlerin yarılanmaları sonucu başka elementlere dönüşümleridir. Örneğin radyoaktif uranyum elementinin uranyum-238 ve uranyum-235 gibi iki ayrı tipte atomu (izotop) vardır. Bu atomların ikisi de çok yavaş bir süreçle kurşunatom larına dönüşür. Öbür uranyum izotopundan biraz daha ağır olan uranyum-238’in dönüşümüyle daha hafif bir kurşun izotopu olan kurşun-206, uranyum-234’in dönüşümüyle de biraz daha ağır bir izotop olan kurşun-207 atomları oluşur. Uranyum-235’in kurşuna dönüşme hızı uranyum-238’in dönüşme hızından altı kat daha fazladır. Bu nedenler, incelenen bir kayaçtaki kurşun-206 ve kurşun-207 atomlarının oranı kayacın yaşına bağlı olarak değişir. En yaşlı olduğu düşünülen bir kurşun minerali ile bugün okyanuslarda oluşan kurşunun izotop yapısı arasındaki fark, ancak bu iki örneğin oluşumları arasında 4,55 milyar yıllık bir zaman dilimi olmasıyla açıklanır. Bu süre de Dünya’nın yaşı olarak kabul edilir.

[lightbox full=”http://www.cografik.com/wp-content/uploads/2014/05/dünya-siyasi-haritası.jpg”][/lightbox]

Biçimi

Dünya’nın üzerindeki topografik oluşumlar ve kendi ekseni etrafındaki eksantrik hareketi nedeniyle düzgün bir geometrisi yoktur. Geoibs bir biçimdedir, fakat ekvatordaki yarıçapı kutuplardaki yarıçapından fazladır. Bu kutuplarından basık özel küresel geometrik şekil geoit (Latince, Eski Yunanca Geo “dünya”) yani “Dünya şekli” diye adlandırılır. Referans küremsinin ortalama çapı 12.742 km’dir (~40.000 km/π). Yer’in ekseni etrafında dönmesi ekvatorun dışarı doğru biraz fırlamasına neden olduğu için ekvatorun çapı, kutupları birleştiren çaptan 43 km daha uzundur. Ortalamadan en büyük sapmalar, Everest Dağı (denizden 8.848 m yüksekte) ve Mariana Çukuru dur (deniz seviyesinin 10.924 m altı). Dolayısıyla ideal bir elipsoide kıyasla Yer’in %0,17’lik toleransı vardır. Ekvatorun şişkinliği yüzünden Yer’in merkezinden en yüksek nokta aslında ekvatordadır.

İç yapısı

Yerin içi, diğer gezegenler gibi, kimyasal olarak tabakalardan oluşur. Yerin silikattan oluşmuş bir kabuğu, yüksek viskoziteli bir mantosu, akışkan bir dış çekirdeği ve katı halde bir iç çekirdeği vardır.

Yerin tabakaları aşağıda belirtilen derinliklerdedir:

Derinlik (Km) Tabaka
0–60 Litosfer (5 ila 200 km arası değişir)
0–35 Kabuk (5 ila 70 km arası değişir)
35–60 Üst Manto
35–2890 Manto
100–700 Astonosfer
2890–5100 Dış çekirdek
5100–6378 İç çekirdek

24 Aralık 1968, Apollo 8’den Dünya’nın Ay Üzerinde doğuşu

Dünya’nın dış kabuğu ile bu kabuğun üzerindeki atmosfer(hava) ve hidrosfer (okyanuslar ve denizler)katmanları doğrudan gözlemle incelenebilir. Oysa Dünya’nın iç bölümlerine ulaşarak yapısını doğrudan inceleme olanağı yoktur. Dünya’nın iç yapısına ilişkin bütün bilgiler depremlerin incelenmesinden ve Dünya’nın içinde var olduğu düşünülen maddeler üzerindeki deneylerden elde edilmiştir. Yanardağların varlığına ve yerkabuğunun yüzeyindeki ısı akışı ölçümlerine dayanarak Dünya’nın iç böümlerinin çok sıcak olduğunu biliyoruz. Yerkabuğunun derinliklerine doğru indikçe kayaçların sıcaklığı her kilometrede 30 °C kadar yükselir. Böylece; kabuğun en alt katmanlarının çok daha üstünde yer alan kayaçlar kızıl kor haline dönüşür. Aslında Dünya’nın büyüklüğüne oranla yerkabuğu çok incedir. Eğer Dünya’yı bir futbol topu büyüklüğünde düşünürsek kabuğu da ancak topun üzerine yapıştırılmış bir posta pulu kalınlığındadır. Kabuğun altında kalan kayaçlar ise akkor sıcaklığına kadar ulaşır.

Depremlerin nedeni, yerkabuğundaki bir kırıkla birbirinden ayrılan iki büyük kütlenin (levhanın) birdenbire harekete geçerek üst üste binmesi ya da uzaklaşması sonucunda yerkabuğunun şiddetle ileri geri sarsılmasıdır. Büyük bir depremde bazi titreşimler Dünya’nın öbür yüzündeki dairesel bir alanda “odaklanır”. Buna karşılık bazı titreşimler çekirdeği aşıp öbür yana geçmez. Böylece Dünya’nın öbür yüzünde hiçbir titreşimin duyulmadığı halka biçiminde bir “gölge” belirir. Bu gölgenin boyutları ölçülerek çekirdeğin büyüklüğü hesaplanabilir. Ayrıca deprem titreşimlerinin yayılma hızi saptanarak içinden geçtikleri maddelerin yoğunluğu, dolayısıyla bileşimi belirlenebilir. Eritilmiş kayaçlarla yapılan laboratuvar deneyleri bu çalışmalara büyük ölçüde ışık tutar. Dünya’nın yüzeyi, kalınlığı 6 ile 70 km arasında değişen bir “kabuk” katmanıyla örtülüdür. Yerkabuğu denen bu katman daha ağır maddelerden oluşan ve 2.865 km derine inen çok kalın “manto” katmanının üzerine oturur. Mantonun bittiği yerde Dünya’nın merkezine kadar kadar 3.473 km boyunca uzanan “çekirdek” başlar. Jeologlara göre, içteki manto katmanı çok büyük kabarma harektleri sonucunda yerkabuğunu iterek birçok yerde yüzeye cıkmıştır. Ayrıca normal olarak yerkabuğunun yapısında bulunmayan bazı kayaçlar da yanardağı hareketleri nedeniyle Dünya’nın yüzeyine ulaşmıştır. Jeologlar bu verilere dayanarak mantonun üst kesimlerinin “ültrabazik” korkayaçlardan oluştuğunu ileri sürerler. Bir yanda “asit” kayaç olarak nitelenen granitin yer aldığı kayaç sınıflandırmasının öbür ucunda bulunan bu ültrabazik kayaçlar ağır demir ve magnezyumsilikatlardan oluşur. Mantonun alt bölümlerinin de aynı yapıda, ama daha ağır ve yoğun olduğu sanılmaktadır. Çekirdeğin yapısındaki maddeler ise hem mantodakilerden daha ağır, hem de hiç değilse çekirdeğin dış bölümünde sıvı haldedir. Buna karşılık çekirdeğin içinin manto ve kabuk gibi katı olduğu sanılıyor. Yerçekirdeğin olağanüstü bir basınç vardır. Bilinen elementlerin çoğu böylesine büyük bir basınç altında çok yoğunlaşmış olarak bulunabilir; ama jeologların genel kanısı, bazı demirli göktaşları (meteoritler) gibi çekirdeğin de metal halindeki nikel ve demirden oluştuğudur..

Yerkabuğu

NASA tarafından, çok sayıda resim bir araya getirilerek oluşturulmuş, yeryüzünün birleşik gece görüntüsü. Parlak ışıklı bölgelerde insan eliyle yapılmış aydıntlatmalar görülüyor. Avrupa kıtası, Hindistan, Japonya, Nil boyu ve Amerika ile Çin’in doğu kesimlerindeki yoğun nüfuslanma net olarak anlaşılabilirken Orta Afrika, Orta Asya, Amazonlar veAvustralya’da seyrek yerleşimler göze çarpıyor.

Yerkabuğu mantoya oranla daha hafif maddelerden oluşmuştur ve bu iki katman arasındaki geçiş bölgesi nerdeyse kesadamin bir sınır çizer. Bu geçiş bölgesi, böyle bir sınırın varlığını ilk kez saptayan Yugoslav bilim adamı Andrija Mohoroviçiç’in (1857-1936) adıyla “Mohoroviçiç süreksizliği” kısaca “M-süreksizliği” ya da “moho” olarak anılır. Bu sınırın varlığını gösteren en önemli kanıt yerkabuğundaki deprem titreşimlerinin süreksizlik bölgesinden geçip mantoya ulaştığında birdenbire hızlanmasıdır.

Yer kabuğu okyanusların ve denizlerin altında uzandığı zaman “okyanus kabuğu”; kıtaları oluşturduğu zaman da “kıta kabuğu” olarak adlandırılır. Okyanus kabuğunun kalınlığı 6–8 km arasındadır. Oysa ortalama kalınlığı 40 kilometreyi bulan kıta kabuğu yüksek sıradağların altında 60-70 kilometreye ulaşır.

Okyanus kabuğu üç katmandan oluşur. En alt katman, yerin derinlerindeki erimiş maddelerin (magmanın) katılaşmasıyla oluşan korkayaçlardır. Orta katman yanardağ lavrarından, üst katman ise temel olarak kum ve çamur gibi tortullardan oluşur. Okyanus kabuğu sürekli hareket halindedir. Bu nedenle kabukta okyanus sırtları boyunca çatlaklar oluşur ve bu çatlakların arasından yüzeye çıkan erişmiş maddelerin sertleşmesiyle okyanus kabuğuna yeni katmanlar eklenir. Bu yeni kabuk sertleşdikten sonra yılda 1 ile 10 cm kadar ilerliyerek yavaş yavaş okyanus sırtından iki yana doğru yayılır. Böylece okyanus sırtları suyun altında yüksek sırdağlar oluşturur.

Yerkabuğu çok sayıda eğri levhanın yan yana dizilmesiyle oluşan bir bütün olarak düşünebilir. Bu levhalar mantonun oldukça yumuşak üst katmanına oturduğu için sağa sola hareket edebilir. Okyanus sırtları, okyanus çukurları ve bazı uzun kırıklar yalnızca levhaların kenarlarında oluşur; bu kırıkların olduğu yerlerde de levhalar kayarak birbirinin üstüne binebilir. Levhalardan çoğunun üzerinde bu levhalarla birlikte hareket eden bir ya da birkaç kıta bulunur. Nitekim, bir zamanlar iki kıtaya ayıran okyanus kabuğunun çökmesiyle kıtalar bazı yerde birbirine iyice yaklaşmış, hatta üst üste binmiştir. Örneğin aralarındaki okyanus kabuğu çökmesi sonucunda Hindistan ile Asya kıtası çarpışmış ve iki karanın kenarları yükselerek Himalaya Dağları’nı oluşturmuştur. Büyük ve şiddetli depremlerin hemen hepsi bu levhaların kenarlarında, bir levhanın öbürünün altına girmesiyle olur. Aynı biçimde, en etkin yanardağlar da okyanus kabuğunun ya İzlanda’da olduğu gibi yükselerek sırta dönüştüğü ya da Andlar’da olduğu gibi çökerek kıtaların altına girdiği yerlerde bulunur.

Okyanus tabanının yanlara doğru yayılarak genişlemesi çok çarpıcı bir biçimde kanıtlanmıştır. Bu kanıtlamanın en önemli dayanak noktası da Dünya’nın magnetik alanının yukarıda anlatıldığı gibi zaman zaman yön değiştirmesidir. Yerkabuğunun derinliklerindeki erimiş magma yüzeye çıkarak kristalleşirken bazı mineral parçacıkları mıknatıslanır. Böylece her biri Dünya’nın magnetik kutuplarını gösteren küçük birer mıknatısa dönüşür. Jeologlar yaşları bilinen lav katmanlarının, yapılarındaki mıknatıslanmış parçacıklar bazen kuzey, bazen güney magnetik kutbuna yönelecek biçiminde yan yana yerleştiğini saptamışlardır. Bunun nedeni, bir katmandaki mıknatıslanmış parçacıkların kuzey ve güney kutuplarının Dünya’nın magnetik kutuplarına uygun olarak dizilmesi, sonra magnetik kutuplar yön değiştirdiğinde üstteki yeni katmanda bulunan parçacıkların bir önceki katmandakilere ters yönde yerleşmesidir. Kısacası okyanus kabuğu magnetik bantlı dev bir kayıt aleti, yani bir teyp gibi Dünya’nın magnetik alanındaki bütün değişiklikleri bir bir kaydetmiştir.

Levha hareketleri:

Ana madde: Levha hareketleri

Levha hareket teorisi’ne (tektonik levha teorisi olarak da bilinir) göre Yer’in en dış kısmı iki tabakadan oluşur: kabuğu da kapsayan litosfer ve mantonun katılaşmış dış kısmı. Litosferin altında astenosfer bulunur, bu mantonun yüksek viskoziteli olan iç kısmıdır.

Litosfer, astenosferin üzerinde, tektonik levhalara ayrılmış bir halde yüzmektedir. Bu plakalar belli temas noktalarında üç tür hareketten birini gösterirler: yaklaşma, uzaklaşma veya yan yana kayma. Bu temas noktalarında depremler, volkanik faaliyetler, dağ oluşumları ve okyanus dibi hendekler oluşur.

Ana plakalar şunlardır:

  • Afrika levhası, Afrika’yı kapsar.
  • Antarktik plakası, Antarktika’yı kapsar
  • Avustralya plakası, Avustralya’yı kapsar. (Hint plakası ile 50-55 milyon yıl önce birleşmiştir)
  • Avrasya levhası, Asya ve Avrupa’yı kapsar.
  • Kuzey Amerika plakası, Kuzey Amerika ve kuzey-doğu Sibirya’yı kapsar
  • Güney Amerika plakası, Güney Amerika’yı kapsar.
  • Büyük Okyanus plakası, Büyük Okyanus’unu kapsar

Önemli küçük plakalar arasinda Hint plakası, Arap Levhası, Karaip plakası, Nazka plakası, Skotia plakası ve Anadolu Levhası sayılabilir.

Aşınma

Kıtaları oluşturan güç, levha hareketlerinin motoru olan Yer’in iç enerji kaynağıysa, çok daha büyük bir dış enerji kaynağı, kıtaları aşındırarak yok etme sürecinde etkili olur: Güneş enerjisi. Atmosfer hareketlerini ve su döngüsünü sürdürmek için gerekli enerjiyi sağlayan güneş ışınları, su ve rüzgar aşındırması ile kıta yüzeylerinden koparılan minerallerin yine bu iki araç yardımıyla okyanus tabanlarına taşınarak çökmesine yardımcı olur. Bu mekanizma ile okyanus kabuğu üzerinde gittikçe kalınlaşarak biriken tortul kaya katmanı, dalma-batma mekanizması sırasında yerküre içlerine taşınarak yeniden erir.

Aşınma mekanizması, suyun yerçekimi etkisi altındaki hareketlerini izler, yüksek dağların aşınarak alçalmasına, okyanus derinliklerinin dolarak yükselmesine yol açar, sonuçta yer yuvarlağının girinti ve çıkıntılarının törpülenerek çekim etkisi ile belirlenmiş ideal jeoit biçimine yaklaşması yönünde çalışır.

Dünya’nın hareketi

Dünyanın kendi çevresinde dönüşünü gösteren bir canlandırma

Dünya kendi çevresinde (23 saat, 56 dakika, 4.098903691 saniye) ve güneş çevresinde (365 gün,5 saat, 48 dakika, 9 saniye, 763.545,6 mikrosaniye) hareket eder. Günlük ve yıllık hareketlerine bağlı olarak gece, gündüz, mevsimler, kayaçların oluşması ve diğer canlılık ve biyolojik olaylar gerçekleşir. Mevsimlerin oluşmasında etken ise yaklaşık 23 derecelik eksen eğikliğidir.

Hareketleri

Sürekli olarak hareket eden Dünya’nın iki çeşit hareketi vardır. Bu hareketlerden birisi kendi ekseni etrafında olur ve batıdan doğuya doğrudur. Bu dönmesini 24 saatte tamamlar. Dünya’nın kendi ekseni etrafındaki bu dönmesi ile birlikte olan ikinci hareketi güneş etrafındadır. Güneş etrafında Dünya, elips şeklinde çok geniş bir yörünge üzerindeki hareketini de 365 gün 6 saatte, yani bir yılda tamamlar. Dünya’nın kendi ekseni etrafındaki ve güneş etrafındaki bu iki hareketi, iki önemli olaya sebep verir. Kendi ekseni etrafında dönmesi ile gece ve gündüz,güneş çevresinde 23 derece 27 dakika eğiklikle dönmesi mevsimleri oluşturur ve mevsimlerin ardalanmasını sağlar.

Dünya’nın yüzeyi

Dünya’nın yüzölçümü 509.200.000 km2dir. Bunun %70’i 360.600.000 km2 ile denizleri; %30’u 148.600.000 km2 ile karaları oluşturur.
Kuzey kutup çevresinde karalarla çevrilmiş bir deniz, Güney Kutup çevresinde denizlerle kuşatılmış bir kara parçası vardır.

İsim Uzaklık Dönüşü
Ay 386.694 km 27 gün, 7 saat, 43.7 dakika
238,700 mi
Tagged : /

Akarsu Biriktirme Şekilleri

1. Irmak Adası

Eğimin azaldığı yerde akarsuyun taşıdığı materyalleri üzerinde biriktirmesiyle oluşan adacıklardır.

2. Birikinti Konisi

Yüksek bir alandan kaynağını alan akarsu eğimin azaldığı yerde taşıdığı materyalleri biriktirir. Bunun sonucunda oluşan yer şekline birikinti konisi denir.

4. Dağ Eteği Ovası

Dağlık arazilerin yanlarındaki ovalarda oluşan birikinti konilerinin birleşmesiyle ortaya çıkar.

4. Dağ İçi Ovası

Birbirine karşı iki dağ arasında bulunan bir akarsuya doğru akan akarsuların oluşturduğu birikinti konilerinin birleşmesiyle oluşmuş ovalardır.

5. Taban Seviyesi Ovası

Kara içine sokulan bir körfezin akarsular tarafından alüvyonlarla doldurulmasıyla ortaya çıkan ovalardır.

6. Delta Ovası

Akarsuların taşıdıkları materyalleri deniz kıyısında biriktirmesi ile oluşan kıyı ovalarıdır.

Delta oluşması için; kıta sahanlığı geniş, gelgit etkisi az, akarsuyun bol alüvyon taşıyor olması gereklidir.

Türkiye’deki akarsular çoğunlukla delta oluşturmuştur.

Tagged : /

Türkiye’nin Yeryüzü Şekilleri

TÜRKİYE’DE YERYÜZÜ ŞEKİLLERİNİN OLUŞUMU VE GENEL ÖZELLİKLERİ

JEOLOJİK DEVİRLERDE MEYDANA GELEN GELİŞMELER:

A.BİRİNCİ JEOLOJİK ZAMAN (PALEOZOİK):

1.Büyük oranda,tortul taşlar ve sert kireç taşlarından meydana gelen,İstanbul ve Zonguldak çevresi,Ilgaz ve Sultan dağları,Ala dağlar ve Bolkar dağları,Mardin çevresi,Menteşe yöresi ve Menderes kütleleri oluşmuştur.

2.Yaşanan sıcak ve nemli dönemler sonucunda oluşan büyük ormanlar tortul tabakalar içerisinde kalarak taş kömürünü meydana getirmiştir.Zonguldak taş kömürü yatakları da bu zamanda oluşmuştur.

B.İKİNCİ JEOLOJİK ZAMAN (MEZOZOİK):

1.Birleşik olan kıtalar birbirinden uzaklaşarak ayrılmaya başlamıştır,

2.Kuzeyde Avrasya kıta platformu,güneyde Afrika ve Hindistan kıta platformları arasındabüyük Tetis denizi oluşmuştur.(Günümüzdeki,Atlas Okyanusundan-Himalayalara kadar)

3.Günümüzdeki Toroslar ve Doğu Anadolu’nun büyük bölümü bu denizin tabanı durumundaydı.

4.Tetis denizi,milyonlarca yıl süren aşındırma ,taşıma ve biriktirmelere bağlı olarak büyük bir birikim alanı (Jeosenklinal) durumuna gelmiştir.

5.Bu dönemde,günümüzdeki Kuzey Anadolu dağlarımız sığ denizlerle kaplıydı.

6.Tetis denizinde oluşan büyük birikim alanı ikinci zamanın sonuna doğru kıvrılma hareketleriyle yükselmeye uğramış ve kara görünümü almıştır.

7.Alp-Himalaya kıvrım hareketine bağlı olarak yurdumuzda oluşan arazilerde ,2.zaman sonundan özellikle, 3.zaman başlarından itibaren şiddetli bir aşınma dönemi başlamıştır.

C.ÜÇÜNCÜ JEOLOJİK ZAMAN (TERSİYER):

1.Alp orojenik hareketleri şiddetli bir aşamaya girmiştir.

2.Bu hareketlere bağlı olarak,Tetis birikim alanları(Jeosenklinal) hızla yükselerek,Kuzey Anadolu ve Toros dağ kuşaklarını meydana gelmiştir.

3.Günümüzde Karadeniz’in yerleştiği alan, sığ bir iç deniz durumundadır.

4.İç Anadolu’nun çukur alanları göl haline gelerek tortul birikmeler oluşmaya başlamıştır.

5.Yurdumuzda,linyit,petrol ve tuz yatakları oluşmuştur.

6.Zamanın sonlarına doğru,Anadolu yarımadası yan basınçlara uğrayarak,bütünüyle yükselmeler, kubbeleşmeler,derin ve uzun faylar oluştu.

7.Karadeniz ve Akdeniz’in yerleştiği alanlarda derinlik arttı.

8.Oluşan fay hatları ülkemizin günümüzde etkin bir deprem alanında bulunmasına neden olmuştur.

D.DÖRDÜNCÜ JEOLOJİK ZAMAN (KUATERNER):

1.Mevcut fay hatlarına bağlı olarak,yeryüzüne çıkan lavlar,Doğu Anadolu ve İç Anadolu’da belirli hatlar boyunca volkan konilerinin oluşmasına neden olmuştur.(Nemrut,Erciyes,Tendürek,Hasan dağı)

2.Yaşanan iklim değişmelerine bağlı olarak, etkisi az olmakla beraber ,Batı Anadolu’da 2200m.Doğu Anadolu’da 2500m den yüksek alanlarda buzullaşma meydana gelmiştir.

3.Günümüzde Ege denizinin bulunduğu kara parçası (Egeid), doğu-batı yönlü fayların etkisiyle bloklar halinde çökmüş,Akdeniz’in sularının işgaline uğramıştır.

4.Egeid kara parçasında yer alan yüksek alanlar binlerce ada meydana getirmiştir.

5.Ege denizini oluşturan sular vadi ve boğazları doldurarak Karadeniz’e ulaşmıştır.

6.Bunun sonucunda İstanbul ve Çanakkale boğazları meydana gelmiştir.

TÜRKİYE’NİN YAKIN JEOLOJİK DÖNEMDE OLUŞMASININ GENEL SONUÇLARI:

1.Ortalama yükselti fazladır.

2.Büyük oranda Alp orojenik hareketleriyle oluştuğundan,dağlar genelde doğu-batı yönlü olarak uzanmaktadır.

3.Batıdan doğuya gidildikçe yükselti artmaktadır.

4.Yoğun olarak depremler yaşanmaktadır.

5.Zengin linyit yataklarına sahiptir.

6.Yüksek ve geniş düzlüklere sahiptir.

7.Dış kuvvetler oldukça güçlüdür.Akarsular denge profiline ulaşmamıştır.

A.TÜRKİYE’NİN DAĞLARI VE COĞRAFİ DAĞILIŞLARI

1.OROJENİK HAREKETLERLE MEYDANA GELEN DAĞLAR

KIVRIM DAĞLARI(SIRADAĞLAR)

Orojenik hareketler, kıtaların birbirine yaklaşmaları sonucunda meydana gelirler.Yerkabuğu üzerindeki yüksek alanlar dış kuvvetlerin etkisiyle aşındırılır.Aşınan malzeme eğim doğrultusunda taşınarak çukur alanlarda yada göl ve deniz diplerinde biriktirilir.Bu büyük birikim alanlarına Jeosenklinal adı verilir.Jeosenklinallerde birikmiş olantortulların yan basınçlar ve sıkışmaların etkisiyle kıvrılması yada kırılması ile meydana gelen olaylara Orojenez denir.Jeosenklinal alanlarındaki tortullar genç ve elastiki birikimler ise yan basınçların etkisiy­le sıkışarak kıvrılır.Böylece kıvrım dağları meydana gelir.Kıvrılmalar sonucunda yüksek­te kalan kısımlaraAntiklinalalçakta kalankısımlaraSenklinal adı verilir.

KIRIK DAĞLARI

Jeosenklinallerde birikmiş olan tortullar sert ve yaşlı kütlelerden oluşmuşsa orojenik hareketler sırasında yan basınçlar ve sıkışmala­rın etkisiyle kıvrılamaz, kırılırlar.Kırılma sırasında oluşan çatlamalara Fay adı veri­lir.Fay hattı boyunca çöken kısımlara Graben,çökmeyen yüksekte kalan kısımlara ise Horst adı verilir.

2.VOLKANİK DAĞLAR

Yerin derinliklerindebulunan kızgın, ergimiş haldeveyüksek bir basınç altında bulunanmağmanın üzerindeki, basıncınartması durumundayerkabuğunun kırıklı alanlarından yeryüzüne çıkar.Mag­manınyeryüzüne çıkmasınavolkanizma, magmanın çıktığı yerle­reyanardağ veya volkandenir.Yeryüzüne çıkanerimiş haldekimaddelere lavdenir. Bunun dışında volkanizma sırasında yeryüzüne katı olarak volkan bombasıadı verilen taşlar,kül, tüf,su buharıve diğer çeşitli gazlar çıkar. Bu maddeler yeryüzüne çıkarak koni şeklinde birikirler.Buna volkan konisi adı verilir. Volkanın ağzında bulunan çukurluğaKraterdenir. Kraterin yan kısımlarının çökmesi yada patlama ile parça­lanarak dağılması ile geniş­leyen geniş kraterlereKalderaadı verilir.Volkanik püskürmeler sırasında yeryüzüne yakın yerlerde gaz patlamalarından kaynaklanançukur­luklara Maaradı verilir.

Pasifik Okyanusu’nun kenarında bir kuşak üzerinde aktif volkanlardan oluşan hatta Pasifik Ateş Çemberi adı verilir.Diğer bir kuşak Alp-Himalaya sistemiüzerinde yer alır, bu kuşak Güney Avrupa’dan başlayarak Anado­lu üzerinden İran’a oradan Himalayalara ve Güney Asya’ya kadar ulaşır.

KITA OLUŞUMU (EPİROJENEZ)

Yer kabuğunu meydana getiren tabakaların karşılıklı durumları bozulmadan geniş alanlarda ve

yavaş biçimde oluşan,dikey yöndeki yaylanma hareketleridir.Bunlar hafif yükselme ve alçalmalar şeklinde meydana gelir.

Epirojenezi Meydana Getiren Temel Nedenler:

1.İzostatik Nedenler:Yeryüzündeaşınan alanlarıkütle kaybeder, bu nedenle hafifler ve yükselir. Büyük birikim alanları ise zamanla ağırlaşır ve alçalır.Bu durum yaylanmalara neden olur.

2.Termik Nedenler:Buzullarla kaplı alanlarda ağırlığın etkisinde kalan karasal kütleleralçalır ve çöker, yakın çevrelerinde ise yükselme meydana gelir.Buzulların erimesi durumunda ağırlık ortadan kalktığından karalar hafifler ve yükselir.

Transgresyon(Deniz ilerlemesi):Epirojenik hareketler sırasında karalar alçalır veya deniz tabanı yükselirse deniz karaya doğru ilerler. Buna transgresyon denir.

Regresyon (Deniz gerilemesi):Karalarda yükselme yada deniz tabanında çökme oluştuğunda deniz geriye çe­kilir. Buna da regresyon denir.

Epirojenik Hareketlere Bağlı Olarak:

1.Kara ve deniz dağılışında değişme meydana gelir.

2.Ortalama yükselti değişir.

3.Kıyı taraçaları meydana gelir.

TÜRKİYE’DE DAĞLARIN COĞRAFİ DAĞILIŞLARI

1.Kuzey Anadolu Dağları:

Alp sisteminin ülkemizdeki kuzey kanadını meydana getirmektedirler.Bunlar Kocaeli yarımadasının doğusundan başlayarak Gürcistan sınırına kadar uzanırlar.

Yıldız Dağları,Trakya’nın kuzeyinde,Karadeniz kıyısına paralel olarak kuzeybatı-güneydoğu

doğrultusunda uzanırlar, 800 ile 1000 m arasındaki yükselti,İstanbul Boğazı’na doğru alçalır ve yükseltisini tamamen kaybeder.

Kuzey Anadolu dağlarının en yüksek noktası, Doğu Karadeniz’de Kaçkar Dağlarıdır. (3937 metre). Kaçkar dağları üzerinde buzul şekilleri bulunmaktadır.Kıyı ileiç kesimler arasındaki ulaşım, Kalkanlı(Zigana) geçidi ile sağlanır.Orta Karadeniz’de bulunan dağlar dış kuvvetlerin etkisiyle aşınarak yükseltilerini kaybetmiştir.Burada bulunan Canik Dağları yüksek plato görünümündedir. Batı Karadeniz’de yükselti tekrar artar. Dağlar kıyıdan iç kesimlere doğru birbirine ve kıyıya paralel sıralar halinde uzanırlar.Batı Karadeniz’de yer alan bu dağlar, kuzeyden güneye doğru, Küre,Bolu, Ilgazve Köroğlu Dağlarıdır.( 2000-2500 metre)

2.Güney Anadolu Dağları (Toroslar):

Alp kıvrım kuşağının güney kanadını meydana getiriler.

Batı Toroslar,Antalya körfezinin iki yanında uzanır.Göller Yöresi’ne doğru birbirine yaklaşırlar . Beydağları, Elmalı Dağları, Geyik Dağları ve Sultan dağlarından oluşur.Ortalama yükseklikleri, 2000-2500 m civarındadır.Kıyılar ve iç kısımlar arasında ulaşımı büyük oranda engellerler.Bu nedenle ulaşım geçitlerden sağlanır.Çubuk geçidi,Göller Yöresini Antalya’ya, Sertavul geçidi ve Göksu vadisi İç Anadolu’yu Silifke’ye bağlar

Orta Toroslar,Taşeli platosu ile Uzun yayla arasında yer alırlar.Burayı oluşturan önemli dağlar olan Bolkar ve Aladağlar(3500m),kuzeydoğuya doğru,Tahtalı ve Binboğa dağları ile devam etmektedir. Orta Toroslar’da ulaşımı engellediğinden,ulaşım Gülek boğazından sağlanır.Nur (Amanos) dağları, İskenderun Körfezi’nin doğusunda,kuzey-güney yönünde uzanmaktadır.Amik ovası ile Çukurova arasındaki ulaşım bu dağlar üzerindeki Belen Geçidi ile sağlanır.

3.Güneydoğu Anadolu Dağları :

Bölgeyi kuzeyden bir yay gibi kuşatan Güneydoğu Toroslar bölgenin en önemli dağlarını meydana getirirler.Bu dağların en yüksek noktası Hakkari’de bulunan Buzul dağlarının doruğudur. (Ulu doruk 4135m) Güneydoğu Toroslar bölgeyi, Doğu Anadolu bölgesinden ayıran doğal bir set durumundadır.Burada bulunan başlıca dağ sıraları,Malatya Dağları,Genç Dağları,Bitlis Dağları, Hakkari Dağları’dır.Karacadağ volkanik kütlesi bölgeyi tam ortadan iki bölüme ayırmıştır. Geniş yayvan ancak yükseltisi fazla olmayan volkanik bir alan meydana getirmiştir.Mardin Eşiği,1000m civarında yükseltiye sahiptir.Doğuya doğru yükselti artar.

4.Doğu Anadolu Dağları :

Kuzey ve Güney Anadolu dağları burada birleşerek oldukça dağlık ve engebeli bir saha meydana getirmişlerdir.Kuzeyden-güneye doğru üç dağ sırası yer alır;

1.Sıra: Çimen, Kop, Mescit, Allahüekber ve Yalnızçam dağlarından, (Karadeniz’den ayırır)

2.Sıra: Mercan, Palandöken,Aras Güneyi ve doğuda Ağrı Dağından,

3.Sıra:Güneydoğu Toroslar’dan (Güneydoğu Anadolu’dan ayırır) meydana gelmektedir.Bölgenin diğer önemli dağları,Karagöl ve Bingöl dağlarıdır.Bölgenin doğusunda,Van gölünün kuzey ve batı kesimlerini ine alacak şekilde,kuzeydoğu –güneybatı yönünde uzanan volkanik dağlar yer almaktadır.Bunlar,Büyük Ağrı, Küçük Ağrı, Süphan, Nemrut, Tendürek dağlarıdır.

5.İç Anadolu Dağları :

Kuzey ve güney kısımları sıradağlarla çevrilidir.İç kısımlar,sade bir görüntüye sahiptir.Ana görüntü olarak geniş bir plato görünümüne sahiptir.Kuzeyde Ankara çevresinde yer alan Elmadağ ve İdris dağları ve Ayaş dağları,batıda Mihalıççık dağları,Sündiken dağları,ve Sivrihisar dağları yer almaktadır.Bozok platosunun doğusunda,Ak dağlar ,Uzunyayla platosunun kuzey ve batısında Tecer ve Hınzır dağları yer almaktadır.Bölgenin güneydoğusunda, kuzeydoğu-güneybatı yönünde uzanan genç volkanik dağlar yer almaktadır.Erciyes,Melendiz,Hasan,Karacadağ ve Karadağ bölgede yer alan volkanik dağlardır.

6.Batı Anadolu Dağları :

Ege bölgesinin ,İç Batı Anadolu bölümünde,Sandıklı,Murat,Eğri göz ve Emirdağ yer alır. Bursa çevresinde,Türkmen,Domaniç ve Uludağ(Eski bir iç volkanik kütlenin aşınması sonucu oluşmuştur) bulunmaktadır. Edremit Körfezinin kuzeyinde Kaz dağı, Çanakkale Boğazı güneyinde Biga dağları yer alır.Gediz vadisinin kuzeyinde,Yunt ve Kozak dağları,Gediz ve Küçük Menderes vadileri arasında, Boz dağ,Küçük ve Büyük Menderes vadileri arasında Aydın dağları. Güneyde yer alan Menteşe dağları oldukça engebeli bir sahadır.Bu alanda ayrıca Honaz ve Babadağ yer almaktadır. Batı Anadolu’da Ege bölgesinin asıl Ege bölümünde bulunan dağların tamamına yakını Horst durumundadır.Bunlar doğu-batı yönlü birbirine paralel fayların kırılarak çökmesi sonucunda yüksekte kalan kısımlardan(Horst)meydana gelmişlerdir.Doğu-batı yönünde Ege Denizine dik olarak uzanırlar.(Kuzeyden güneye doğru Madra dağı,Yunt dağı, Boz dağlar ve Aydın dağları)

TÜRKİYE’NİN YERYÜZÜ ŞEKİLLERİNİN GENEL ÖZELLİKLERİ

1.Türkiye’nin gerçek alanı,814.578 km2,izdüşüm alanı,779.452 km2 dir.Dolayısıyla gerçek alan ile izdüşüm alanı arasında 35.126 km2 fark meydana gelmektedir.Bu durum,ülkemizde ortalama yükselti ve engebeli alanların fazla olduğunu göstermektedir.(Ülkemizde ortalama yükseltisi 1132 metredir.)

2.Ülkemizde ana şekillerin oluşumu özellikle 3. ve 4. Jeolojik zamanlarda meydana gelmiştir.Bu nedenle büyük oranda genç arazi yapısına sahiptir.

3.Türkiye, Alp-Himalaya genç kıvrım dağlar kuşağı üzerinde yer almaktadır.

4.Özellikle kuzey ve güney kıyılarımızda yer alan dağ sistemleri , Alp-Himalaya kuşağındaki kıvrım hareketlerine bağlı olarak meydana gelmiştir.

5.Alp kıvrım hareketleriyle yükselen bu alanlarda daha sonra kuvvetli bir aşınma dönemi başlamıştır. Özellikle akarsuların etkisiylebüyük oranda alçalma yaşanmıştır

6.Yükselti batıdan doğuya doğru artmaktadır,Ege kıyılarından başlanarak, İç Batı Anadolu bölümüne gelindiğinde ortalama 1 000 metreye varan yükselti, İç Anadolu’nun doğusunda 1200 metreye ulaşır,doğuya doğru artan yükselti,Doğu Anadolu platolarında 2000-2500 metreye çıkmaktadır.

7.Yükseltinin batıdan-doğuya doğru artmasına bağlı olarak,sıcaklık düşer,donlu ve karlı günlerin sayısı artar,yağış miktarı artar,tarımsal ürünler geç olgunlaşır,ulaşımda güçlükler artar,kışların süresi uzarken,yazlar daha kısa sürer.

8.Ülkemizde,dağların geniş yer kaplaması ve engebeli alanla fazla olması, ulaşımı zorlaştırıryol yapım maliyetini arttırır,kısa mesafelerde iklim şartlarında büyükdeğişmelere neden olarak,bitki örtüsü çeşitliliğinin artmasında etkili olur,tarım alanı daralır, yerleşme güçleşir, erozyonun ve heyelanların fazla olmasına neden olur, akarsuların akış hızının fazla olmasına neden olarak, hidroelektrik potansiyelin artmasını ağlar( Özellikle Doğu Anadolu en yüksek potansiyele sahiptir.)

9.Dağlar doğal su deposu durumundadırlar,kış turizminin gelişmesini sağlarlar.Peneplen alanlarının yükselmesiyle oluşan,yüksek ve geniş düzlüklerin oluşturduğu yaylalar hayvancılığın gelişmesine ve turizme önemli katkılar sağlar.

10.Dağlarımız genel olarak ,Alp-Himalaya sisteminin etkisiyle doğu-batı yönlü uzanışa sahiptirler. Genel olarak,Akdeniz ve Karadeniz’dekıyıya paralel, Ege Bölgesi’ndedik bir uzanışa sahiptirler.

11.Akdeniz ve Karadeniz’de dağlarımızın kıyıya paralel uzanmasına bağlı olarak,deniz etkisi iç kısımlara giremez,kıyılar iç kısımlardan daha fazla yağış alır,buna bağlı olarak ormanlar kıyıda yoğunlaşmıştır,kıyı ile iç kısımlar arasında ulaşım zordur, yol yapım maliyeti yüksektir.Kıyılarda tarım alanları ,doğal liman ve koylar az, falezler yaygındır.Boyuna kıyı tipi oluşmuştur.

Bunlara bağlı olarak,dağların denize bakan yamaçlarıyla iç kısımlara bakan yamaçları arasında iklim, bitki örtüsü, yetişen ürünler farklıdır.

12.Ege kıyılarında büyük oranda dağlar kıyıya dik uzanmaktadır.Bunun sonucu olarak,

doğu-batı yönünde,ulaşım kolay, yol yapım maliyeti azdır.Deniz etkisi iç kısımlara kadar girebilmektedir.Bu durum İzmir limanının ardında geniş bir hinterlandın oluşmasını sağlayarak önemli duruma gelmesini sağlamıştır.Kıyılarda girinti,çıkıntı,doğal limanlar ve körfezler fazladır. Enine kıyı tipi oluşmuştur.

13.Kuzey ve Güneyde yer alan sıradağlarımız,Doğu Anadolu’da, birbirine yaklaşmaktadır. Bu nedenle bölge Türkiye’nin en yüksek bölgesi,çatısı durumundadır.Bu duruma bağlı olarak, karasal iklim egemendir.Kışlar soğuk ve uzun, yazlar kısa geçer. Tarım alanları dar,tarımsal ürün çeşidi ve üretim miktarı azdı.Bu nedenle, hayvancılık en önemli geçim kaynağı durumundadır.Engebe,yükselti ve uzun kış koşulları yol yapım ve bakım maliyetini yüksektir.Akarsuların hidroelektrik potansiyeli fazladır.

14.İç Anadolu etraf yüksek dağ1arla çevrilidir,kıyı alanları ile bölge arasında doğal bir set meydana getirmiştir.Ancak bölge içerisinde genel olarak yer şekilleri sadedir.Buna bağlı olarak,karasal iklim egemendir,kapalı havzalar geniş alanlar kaplamaktadır,ülkemizde platoların en yaygın olduğu bölgedir.Geniş düzlük alanlar nedeniyle tarım alanları fazladır. Bölge içinde ulaşım kolay, yol yapım maliyeti düşüktür.Yurdumuzun en önemli tahıl ekim alanlarına sahiptir.Arazinin uygun olması tarımsal iş makinelerinin kullanımını arttırmıştır.

15.Marmara bölgesi ülkemizde ortalama yükseltinin en az olduğu bölgedir.Buna bağlı olarak,tarım alanları fazla,ulaşım kolay, yol yapım maliyeti düşüktür.

16.Güneydoğu Anadolu bölgemiz büyük oranda ova ve platolarla kaplanmıştır.Düzlüklerin fazla olması, tarım alanlarının geniş ve ulaşımın kolay olmasına neden olmuştur.

B.TÜRKİYE’NİN ÖNEMLİ OVALARI VECOĞRAFİ DAĞILIŞLARI

Ova:Akarsularla parçalanmamış ve çevresine göre alçakta bulunan geniş düzlüklere ova denir.

Oluşumlarına Göre Ovalar:

1.Tektonik(Çöküntü) Ovaları:Bursa,Muş,Erzincan,Manyas, Susurluk, Karacabey, Adapazarı, Malatya,Pasinler

2.Delta Ovaları:Çukurova,Bafra,Çarşamba

3.Karstik Ovalar:Muğla,Elmalı,Ketsel,Kovada, Gölova, Korkuteli, Gölhisar, Elmalı,Ula, Tefenni Acıpayam

4.Göl yeri Ovaları:Akşehir,Eber,Hotamış,Sultan sazlığı çevresindeki ovalar

5.Dağ eteği Ovaları:Nur dağlar eteğindeki ovalar

Bulundukları Yere Göre Ovalar:

1.Kıyı Ovaları: Deniz kıyılarında bulunan ve 150-200 m.ye kadar yükselebilen ovalardır.Genişlikleri veuzunlukları bulundukları kıyıların özelliğine ve akarsu havzasının büyüklüğüne göre değişir. Bunların başlıcaları: Çarşamba (Yeşilırmak), Bafra(Kızılırmak), Sakarya(Sakarya), Çukurova (Seyhan ve Ceyhan), Ege Bölgesi’nde kırılma veya çökmeler sonucu oluşmuş çukurlukların akarsular tarafından taşınan alüvyonlarla doldurulması sonucu oluşan ovalar,Bakırçay(Bakırçay) ,Gediz (Gediz),Küçük Menderes,Büyük Menderes ovaları.Göksu Deltası(Silifke Ovası),(Göksu),Dalaman, Köyceğiz,Eşen,Finike,Manavgat ve Samandağ Ovaları diğer kıyı ovalarıdır.

1.İç Bölgelerdeki Ovaları:

Bergama,Soma,Kırkağaç,Torbalı,Tire,Bayındır,Ödemiş,Manisa,Akhisar,

Turgutlu,Salihli, Alaşehir, Söke,Koçarlı,Aydın,Yenipazar,Nazilli,Sarayköy

Kütahya,Simav,Afyon,Sandıklı,Karacabey,Balıkesir,Pasinler,Erzurum,Erzincan,

Suşehri,Niksar,Erbaa,Taşova,Ladik,Merzifon, Suluova, Tosya,Çerkeş, Bolu,Düzce,Muş,

UluovaBingöl,Ardahan,Iğdır,Afşin-Elbistan,Bulanık, Konya,Ereğli, Eskişehir, Kayseri,Develi,Ankara,Amik,Burdur,Tefenni,Isparta,Gelendost, Gençali,Ergene, Malatya,

Korkuteli,Elmalı,Ketsel,Gembos,Yellice,Şuhut,Karabedir, Çukurkuyu, Dörtyol-Erzin ovaları,Yüksekova,Harran başlıca iç ovalarımızdır.

Ovaların Ekonomik Yaraları:

1.Önemli tarım alanlarıdır.

2.Hayvancılık açısından önem taşırlar.

3.Yeraltı ve yerüstü suları bakımından zengin kaynaklara sahiptirler.

4.Ovalarda,ulaşım kolaydır, yol yapım maliyeti azdır.

C.TÜRKİYE’NİN DENİZLERİ VE KIYILARI

Ülkemiz üç tarafı ,Karadeniz, Akdeniz, Ege Denizi ve Marmara Denizi ile çevrili bir yarımada görünümündedir.Ülkemizde kıyılarımızın toplam uzunluğu 8337 km.yi bulmaktadır.Kıyılarımız içinde en fazla uzunluğa Ege Denizi kıyıları sahiptir.

Karadeniz deniz sınırı………………..: 1695 km

Gürcistan sınırı-İstanbul Boğazı…….:1518 km,

İstanbul Boğazı-Bulgaristan sınırı…..: 177 km)

Akdeniz deniz sınırı ………………….: 1577 km

Ege Denizi sınırı ………………………: 2805 km

Seddülbahir-Meriç Nehri ağzı……….:212 km

Kumkale- Dalaman çayı ağzı…………: 2593km)

Marmara denizi ve Boğazlar sınırı…..: 1189 km

Tüm adalarımızın deniz sınırı………..: 1067 km

A.Karadeniz Kıyıları:

1.Batıda Bulgaristan sınırından başlayıp doğuda Gürcistan sınırına kadar uzanmakta ve 1685 km. uzunluğa sahiptir.

2.IV. zaman başlarında meydana gelen çökmeler sonucu şekillenmiştir.

3.Girinti ve çıkıntı azdır.

4.Kıyıda derelerin ağızlarında küçük delta ve kumsallar meydana gelirken büyük ırmakların

ağızlarında büyük delta ovaları olan,Bafra ve Çarşamba ovaları meydana gelmiştir.

5.Falezli yüksek kıyılardır.

6.Boyuna kıyı tipi görülür.

7.Doğal liman azdır.

8.Son Buzul Çağı’nda tatlı su gölü halinde olan Karadeniz’e,Çanakkale Boğazı, Marmara Denizi ve İstanbul Boğazı aracılığı ile Akdeniz’in tuzlu suları ulaşmış ve günümüzden yaklaşık 3000 yıl önce Karadeniz’in suları bugünkü tuzluluk seviyesine ulaşmıştır.Karadeniz’de tuzluluk oranı Marmara ve Ege’den daha azdır.Bunun temelsebepleri,yağışın fazla, akarsu havzalarının geniş,sıcaklık ve buharlaşmanın az olması ile enlemin etkisidir.

9.200 metreden sonra oksijenin yerini kükürt dioksit gazı alır.Bu nedenle balıklar ve diğer canlılarderinliğin 200 metreyi aşmadığı yüzey sularında bulunmaktadırlar.

10.Karadeniz, Marmara denizinden yüksektir.Oluşan seviye farkı nedeniyle Karadeniz’in sularıüstten Marmara denizine doğru akıntı meydana getirir.

B.Marmara Kıyıları:

1.Karadeniz ve Ege Denizi arasında yer alır.Bu denizlerden,Çanakkale veİstanbul Boğazı ile ayrılır.

2.Üçüncü zaman sonu ile dördüncü zaman başlarında yer kabuğunda meydana gelen çökmeler sonucu meydana gelmiştir.

3.Derinliği fazladır.Orta kısımlarında 1000-1200 m. derinlikte çukurlar yer alır.

4.Kıyı tipleri:İstanbul Boğazı ve Haliç kıyıları Ria kıyı tipi,Büyük ve Küçük Çekmece Kıyıları limanlı kıyı tipi,Kapı dağı Yarımadası,tombolo özelliğindedir.

C.Ege Kıyıları:

1.Ege Denizi III. Zaman sonu ile IV. zaman başında şiddetli yer hareketleri sonucu meydana gelen çökmeler ile çukurlukların sular altında kalması sonucunda ortaya çıkmıştır.

2.En uzun kıyılarımız burada yer alır.

3.Çok sayıda ada ve takımadalar,sayısız koy ve körfezler yer almaktadır.

4.Dünya’nın en girintili çıkıntılı kıyılarındandır.

5.Şelf alanı geniştir.

6.Tuzluluk oranı Marmara denizine göre daha yüksektir.

7.Güneybatı Anadolu’da ,Ria kıyı(Menteşe kıyıları) tipi görülürken diğer kıyıları,enine kıyı tipi özelliği göstermektedir.

D.Akdeniz Kıyıları:

1.Toros Dağları büyük oranda kıyıya paralel ,batı kesiminde ise kıyıya dik biçimde uzanır.

2.Girinti ve çıkıntı azdır.

3.Falez oluşumu fazladır.

4.Tuzluluk oranı ve derinliği en fazla olan denizimizdir.

5.Fethiye ve Kaş kıyılarında dalmaçya kıyı tipi,diğer kıyılarda boyuna kıyı tipi görülmektedir.

D.TÜRKİYE’DE AKARSULARIN OLUŞTURDUĞU ŞEKİLLER

Akarsular, yer yüzünün şekillenmesinde en etkili dış kuvvetlerdir.Ülkemizde bulunan akarsular, aşındırma ve biriktirme faaliyetlerini günümüzde devam ettirmektedirler. Tür­kiye’nin şekillenmesini sağlayan akarsular, yer şekillerinin oluşumunu,aşındırma ve biriktirme yoluyla meydana getirirler.

Denge Profili:Akarsu yatağının taban seviyesine(0m-Deniz seviyesi) ulaşması sonucunda ortaya çıkan profile denge profili denir.

Denge Profiline Ulaşmış Bir Akarsuyun Özellikler:

1.Yatak eğimi azalmıştır.

2.Akış hızı yavaşlamıştır

3.Aşındırma gücü azalmıştır

4.Biriktirmesi artmıştır

5.Enerji potansiyeli azalmıştır

6.Eğim iyice azaldığından,üzerinde taşımacılık yapılabilir

Aşındırmayı artıran koşullar:

1.Su miktarının fazlalığı

2.Akış hızının (eğimin) fazlalığı

3.Yük miktarının çokluğu

4.Bitki örtüsünden yoksunluk

5.Arazinin dirençsizliği

Biriktirmeyi Etkileyen Koşullar:

1.Yatak eğiminin (hızın) azalması

2.Su miktarının azalması

3.Yük miktarının artması

AKARSULARIN OLUŞTURDUKLARI AŞINDIRMA ŞEKİLLERİ

Akarsuların oluşturdukları başlıca aşındırma şekilleri:Vadi,Menderes, Dev kazanı, Peribacası, Kırgıbayır, Plato, Peneplen dir.

1.VADİLER:Türkiye’de ortalama yükseltinin fazla oluşu ve dağların fazla yer kaplaması akarsu aşındırmasının etkili olmasına neden olmaktadır.Yurdumuzda akarsu aşındırmayla oluşan en önemli şekiller vadilerdir.Eğimin fazla olduğu yerlerde derine aşındırma fazladır, dar ve derin vadiler oluşur.Eğimin azaldığı yerlerde yanlara aşındırma artar yatık yamaçtı vadiler oluşur.

YARMA(BOĞAZ)VADİ

Dağların enine aşındırılmasıyla iki yanda bulunan çukur alanların birleştirilmesiyle meydana getirilir.Yurdumuzda,özellikle Kızılırmak ve Yeşilırmak vadileriyle Doğu Anadolu Bölgesi’ndeki akarsu vadilerinde yaygın olarak görülür.

KANYON VADİ

Yatay tabakalı arazilerde,özellikle kalkerli yada volkanik arazilerde akarsuların derine aşındırmasıyla meydana gelir.Yurdumuzda,Torosların kalkerli alanlarında ve özellikle Göksu vadisi boyunca yer alırlar.Antalya’daki Köprülü Kanyon en güzel örneklerinden biridir.

YATIK YAMAÇLI VADİ

Akarsuların yana doğru aşındırmasının güçlü olduğu alanlarda bir yamacı daha fazla aşındırmasıyla meydana gelirler.

TABANLI VADİ

Eğimin azalmasına bağlı olarak,derine aşındırmanın azalması,yana doğru aşındırmanın artmasıyla vadi yamaçları yatıklaşır.Bu tip vadilere tabanlı vadi denir.Kızılırmak,Sakarya ve Ege Bölgesi’ndeki akarsu vadileri genelde bu biçimdedir.Genelde diğer akarsuların düzlüklere ulaştıkları yerlerde vadileri geniş tabanlıdır.

ÇENTİK VADİ

Bunlara tabansız vadi,kertik vadi veya çentik vadi isimleri verilir.‘’V’’biçimli vadilerdir.Eğimin fazla derine aşındırmanın çok olduğu yerlerde oluşur.Özellikle Doğu Karadeniz dağlarının kuzey yamaçlarında bunlara rastlanır.

2.DEV KAZANI:

Akarsu yatakları içerisinde çağlayan ve çavlanlarda suyun düştüğü yerlerde oluşan çukurlardır. Küçük göller meydana getirirler.Yurdumuzda Düden ve Manavgat’ta bunlara rastlanmaktadır.

3.MENDERES:

Akarsular eğimin azaldığı alanlarda,geniş vadi tabanlarında gücün azalmasına bağlı olarak yanlara doğru aşındırma yapar.Bunun sonucunda zamanla büklümler meydana getirir. Buna menderes denir.Vadi tabanına gömülmüş olan mendereslere gömük menderes

4.PERİ BACASI:

PERİ BACALARININ OLUŞUMU 1.AŞAMA

PERİ BACALARININ OLUŞUMU SON AŞAMA

Yarı kurak ve kurak iklim bölgelerinde, sağanak yağışların meydana getirdiği sel sularının yumuşak dirençsiz alanları aşındırarak dirençli kaya ve onun baskısıyla oluşmuş sert kısımların açığa çıkmasıyla oluşan doğal şekillerdir.

Peribacalarının oluşumunu sağlayan faktörler:

Volkanik tüflü arazi

Kurak ve yarı kurak iklim

Sağanak yağış

Eğimli arazi

Bitki örtüsünden yoksunluk

Yer yer dirençli kayalar

Yurdumuzda bu şekiller,Nevşehir, Ürgüp, Göreme, Ih­lara çevresinde yer almaktadır.

5.PLATOÇevresine göre yüksek olan ve akarsular tarafından derin olarak parçalanmış geniş düzlüklerdir.Dördüncü zamanda yaşanan epirojenik hareketler nedeniyle Türkiye genel olarak yüksek bir ülkedir.Bu nedenle ülkemizde platolar geniş alan kaplamaktadırlar.Platolar genelde yayla olarak ifade edilebilmektedir.Ancak her yayla plato özelliği taşımamaktadır.

Oluşumlarına göre platolar:

1.Aşındırma platoları (Kocaeli Platosu)

2.Tabaka düzlüğü platosu(Uzunyayla,Cihanbeyli,Haymana)

3.Lav platoları (Erzurum-Kars çevresinde ve Ürgüp-Nevşehir çevresinde)

4.Karstik platolar(Taşeli platosu)

Yurdumuzda Bulunan Önemli Platolar:

İç Anadolu Bölgesi’nde:Yurdumuzda platolar bakımından en zengin bölgedir.Obruk, Cihanbeyli, Haymana,Bozok ve Uzunyayla başlıca platolarıdır.

Ege Bölgesi’nde:İç Batı Anadolu eşiğinde,Yazılıkaya Platosu

Akdeniz Bölgesi’nde:Orta Toroslarda Taşeli Platosu

Karadeniz Bölgesi’nde:Orta Karadeniz bölümünde,Canik dağlarında yer alan platolar

Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde:Gaziantep,Şanlıurfa

Doğu Anadolu Bölgesi’nde:,Erzurum-Kars platoları ve Ardahan Platosu yer almaktadır.

Marmara Bölgesi’nde:Çatalca-Kocaeli Platosu

Platoların Ekonomiye Katkıları:

1.Alçak platolar,önemli tarım üretim alanlarıdır.Önemli orandaki buğday ve arpa ekim alanları bu

platolar üzerinde yer almaktadır.

2.Mera hayvancılığının yapıldığı alanlardır.Yazın hayvanların otlatıldığı süt, peynir ve yağ elde edilen

alanlardır.

3.Yayla olarak değerlendirilen platolar sosyal ve ekonomik hayat açısından büyük değer taşırlar

6.KIRGIBAYIR (BADLANDS):

Kurak ve yarı kurak bölgelerde, bitki örtüsünden yoksun ara­zilerde, sağanak yağışlar sonucunda akışa geçen sel suları yamaçlarda yarıntılar oluşturur.Bu yarıntılardan oluşmuş arazilereKırgıbayır denir.Son derece parçalanmış, engebeli üzerinde yürünmesi dahi çok zor olan arazilerdir. İç Anadolu Bölgesi’nde yaygın olarak yer almaktadırlar.

7.PENEPLEN(YONTUKDÜZ):Akarsuların ve diğer tüm dış kuvvetlerin ortak aşındırma süreci sonunda yüksek yer şekillerinin aşınıp çukur alanlara dolması sonucunda meydana gelen düzleşmeyle ortaya çıkanhafif dalgalı düzlüklere peneplen denir.Tüm dış kuvvetlerin ortak amacı yeryüzünü peneplen durumuna ulaştırmaktır. Peneplen aşınma sürecinin son safhasını meydana getirir.Yurdumuz

AKARSULARIN OLUŞTURDUKLARI BİRİKTİRME ŞEKİLLERİ

Akarsular aşındırdıkları maddeleri eğim doğrultusunda taşırlar,yatak eğimlerinin azalması durumunda akarsuların taşıma gücü azalır.Taşıma güçlerinin azaldığı yerde taşıdıkları maddeleri biriktirirler.Biriktirmedeki, temel etken yatak eğimin azalmasıdır.

Akarsuların oluşturdukları başlıca biriktirme şekilleri: Delta ,Dağ eteği ovası,Birikinti konisi,Dağ içi ovası,Taban seviyesi ovası,Seki,Irmak adası dır.

1.DELTA:Akarsuları taşıdıkları alüvyonları denizin içine doğru biriktirmesiyle oluşan üçgen biçimli alüvyalovalara delta ovası adı verilir. Delta ovaları verimli tarım arazileridir.

Deltanın oluşabilmesi için;

* Gel-git olayının belirgin olmaması

* Kıyının sığ olması

* Akarsu ağzında eğimin azalması

* Kıyıda güçlü akıntıların bulunmamasıgerekir.

Yurdumuzdaki başlıca delta ovaları:Çarşamba,Çukurova,Bafra,Bakırçay,Gediz,Küçük ve Büyük Menderes,Silifke ovalarıdır.

2.DAĞ ETEĞİ OVASI:

Dağlık alanlardan inen akarsuların hızı eğimin azalmasına bağlı olarak dağ eteklerinde azalır.Bu alanlarda meydana gelen birikim alanlarına dağ eteği ovası adı verilir.

3.BİRİKİNTİ KONİSİ:

Yamaçlardan inen akarsu ve sel sularının eğimin iyice azalmasına , akarsuyun hızının kesilmesine ve taşıma gü­cünün azalmasına bağlı olarak dağ eteklerinde oluştur­duğu biriktirme şekilleridir.Birikinti konileri zamanla gelişerek verimli tarım alanı durumuna gelebilir.

4.DAĞ İÇİ OVASI:

Dağlık bölgelerde,dağlar arasındaki ve dağların iç kısımlarındaki düzlük alanlarda eğimin azalmasına bağlı olarak oluşan birikim alanlarına dağ içi ovası adı verilir. Yurdumuzdaki başlıca dağ içi ovaları,Bolu,Muş ve Erzincan ovalarıdır.

5.TABAN SEVİYESİ OVASI:

Akarsuların göllere veya denizlere ulaştıkları yerlerdehızları azalır. Bu nedenle getirdikleri alüvyonları artık taşıyamaz ve akarsuyun aşağı çığırında biriktirerek taban seviyesi ovalarını meydana getirirler.

6.SEKİ:

Akarsuların alüvyonlarla doldurdukları vadi tabanlarının, gücünün tekrar artması sonucunda yeniden kazılması sonucu akarsu yatağının kena­rında basamaklar şeklinde oluşan şekillere seki denir.Seki eski vadi tabanının parçalarıdır.

7.IRMAK ADASI:

Özellikle kurak geçen dönemlerde,akarsu yatağındaki suların azalmasına bağlı olarak yatağın genişlediği yerlerde oluşan kum adalarıdır.Çoğunlukla yağışlı dönemde suların seviyesinin yükselmesiyle ortadan kalkar.Kum adaları akarsuyun taşıdığı su miktarı ve akış hızına bağlı olarak yer değiştirirler. Kum adaları üzerinde yoğun bir bitki örtüsünün bulunması kum adalarının yer değiştirmediğini gösterir.

E.TÜRKİYE’DE KARSTİK ŞEKİLLER

Yağışlar,yüzey ve yer altı suları tarafındankalker, jips, kayatuzu, dolomit (Karstik taş )gibi eriyebilen taşların kimyasal olarak aşındırılmasına karstlaşma bunun sonucunda ortaya çıkan şekillere karstik şekillerdenir.Özellikle kalker(kireç taşı) üzerinde meydana gelen Karstik şekiller daha belirgin ve daha uzun ömürlüdür.Yurdumuzda özellikle Toroslar üzerinde oldukça yaygındır. Bu nedenle yurdumuzda Karstik şekillerin en yaygın olduğu alanlar Toros dağlarıdır. Toroslar üzerinde özellikle,Göller yöresi ve Taşeli platosu karstlaşmanın en yaygın olduğu alanlardır.Jips ve kayatuzu taşlarının erimesi ile oluşan karstik şekiller daha az ömürlüdür.

KARSTİK AŞINDIRMA ŞEKİLLERİ

1.LAPYA:

Karstik aşındırma şekillerinin en küçüğüdür. Özellikle karstik platolarda,kalkerli yamaçlarda yağmur ve kar sularının yüzeyi eriterek açtıkları küçük oluklardır.Çukurluklar keskin sırtlarda yan yana sıralanarak pürüzlü yüzeyler oluşturur.Bu yüzeylerin derinleşmesiyle meydana gelen ve keskin sırtlardan oluşmuş çukurlara Lapya adı verilir.Büyüklükleri birkaç cm ile birkaç metre arasında değişir.

2.DOLİN:Oval biçimli erime çukurluklarıdır.Derinlikleri az, genişlikleri fazladır.Bunlar lapyaların bir araya gelmesiyle meydana gelir.Özellikle Toroslar’da yaygın olarak görülür.Bunlara, kokurdan, koyak, tava gibi isimlerde verilir.

Dolinler oluşum şekillerine göre:

Erime Dolinleri:Suların kayaların gözenek ve çatlaklarına girerek eritmeleri ile meydana gelir

Çökme Dolinleri:Tektonik hareketlere bağlı olarak çöken alanlarda veya mağara tavanlarının çökmesiyle oluşan çukur alanlarda meydana gelirler.Yamaçları daha diktir.

3.UVALA: Dolinlerin genişleyip, derinleşmesiyle oluşurlar.Dolinlerden daha büyüktürler.

Tabanlarında erimeden geriye kalan kalker çıkıntıları dolinlerden ayrılmasını sağlar.

4.OBRUK:Baca veya kuyu biçimindeki, derin çukurluklara obruk denir. Derinliği 250-300 m.yi bulabilmektedir, bazılarının tabanında göl bulunur.Yurdumuzda, İç Anadolu’nun güneyinde Obruk platosu,İçel’de Cennet ve Cehennem mağaralarıönemli obruk örnekleridir.

5.POLYE(GÖL OVA):Karstik alanlarda uvalaların genişleyip birleşmesiyle meydana gelen genişliği birkaç kilometre, uzunluğu ise 20-30 kilometreyi geçen,ova görünümlü geniş karstik çukurlara polye denir. Yurdumuzda, Akdeniz Bölgesi’nde Muğla,Kestel, Elmalı ve Akseki ovaları polyedir.Polyeler kalkerli alanlarda en önemli tarım arazilerini meydana getiriler.

6.MAĞARA:Kalkerli arazilerde çatlaklar boyunca yeraltına sızan suların oluşturduğuboşluklara karstik mağara denir.Başlıca karstik mağaralarımız: Karain,Damlataş, Narlıkuyu,İnsuyu’dur

7.DÜDEN (SU BATAN-SU YUTAN):Kalkerli arazide erimeler ile oluşan çukurluklara düden denir. Düdenler yer altı sularını birbirine bağlar,yüzey sularının yer altı sularına ulaşmasını sağlar.Bunlara su batan adı da verilir.

8.KÖR VADİ:Ağız yan kısımları kapalı olduğundan suların düdenler aracılığı ile yer altına indiği vadilerdir.Bu durumda vadi içinde kaybolan sular akışını yeraltında sürdürür. Bu akarsuların yeryüzünde süreklilik göstermeyen vadilerine kör vadi denir.Antalya yakınında bulunan Varsak vadisi bunun en önemli örneklerinden biridir.Kovada gölünün suları bir çok kör vadi tarafından Aksu ırmağına taşınmaktadır.

KARSTİKBİRİKTİRME ŞEKİLLERİ

Birikim şekilleri,kalsiyum karbonat bakımından zengin olan karstik suların içindeki karbondioksit gazının uçması ve kalsiyum oksidin (kirecin) bırakılması ,tortulanmasıyla meydana gelirler.

1.TRAVERTEN:Yeraltından gelen sıcakve kalsiyum karbonatlı su kaynakları yeryüzüne çıktıklarında aktığı alanlarda, kirecin çökelmesi ile oluşan basamaklardır.Dünya’daki en güzel örnekleri Denizli-Pamukkale’de yer almaktadır.Bunların beyaz olmasını sağlayan yüzeylerini kaplayan kalker tüfüdür.

PAMUKKALE TRAVERTENLERİNİ MEYDANA GETİREN SULAR

KARAHAYIT(RENKLİ TRAVERTENLER)

Pamukkale’nin 5 km kuzeyinde, Karahayıt kasabasında yer alır.

2.SARKIT:Karstik mağaralar içinde tavandan sızan ve kalsiyum karbonat açısından zengin suların içindeki kirecin tavanda birikmesi ile meydana gelirler.

3.DİKİT:Kalsiyum karbonatça zengin suların mağara tavanından damlayarak içindeki kireci mağara tabanında biriktirmesi ile meydana gelirler.

4.SÜTUN:

Sarkıt ve dikitlerin birleşmesi ile meydana gelmektedirler

İNSUYU MAĞARASI (SÜTUN)

F.TÜRKİYE’DE BUZULLARIN OLUŞTURDUKLARIŞEKİLLERİ

Dördüncü jeolojik devrin başlarında yaşanan buzul döneminde,Türkiye’de buzullaşma meydana gelmiştir.Günümüzde 3500 metrenin üzerindeki alanlarda buzullara ve buzulların meydana getirdiği şekillere rastlanmaktadır.Yurdumuzda en fazla görülen buzul şekilleri,buzul vadileri ve buzul sirkleridir.Buzul sirklerinin sularla dolmasıyla meydana gelen sirk gölleri meydana gelmiştir.

Yurdumuzda buzullaşmanın yaşandığı başlıca alanlar:

1.Büyük Ağrı Dağı:12km2 yi bulan takke buzulu ile kaplıdır.

2.Buzul Dağları

3.Sat Dağları

4.Bingöl Dağları

5.Kaçkar Dağları

6.Bolkar Dağları

7.Aladağlar

8.Süphan Dağı

9.Erciyes Dağı

G.TÜRKİYE’DE RÜZGARLARIN OLUŞTURDUKLARI ŞEKİLLER

Rüzgarlar, kuraklığın etkisinde kalan,yağışın az,bitki örtüsünün zayıf olduğu alanlarda etkili olmaktadırlar.En etkili olduğu alanlar çöllerdir.Rüzgarlar aşındırma,taşıma ve biriktirme yoluyla çeşitli yer şekillerinin oluşumunu sağlarlar.Yurdumuzda rüzgarın etkisiyle oluşan yer şekilleri oldukça azdır.

Yurdumuzda etkili olduğu başlıca alanlar:

1.İç Anadolu Bölgesi’nde Karapınar çevresi kumul alanları.

2.Batı Karadeniz kıyılarında,Şile,Karasu,Kum köy’de Akdeniz kıyılarında Antalya-Alanya arası ileSeyhan ve Ceyhan’ın oluşturduğu Çukurova deltasında kıyı kumullarına rastlanmaktadır.

BİRİKTİRME ŞEKİLLERİ:

KUMUL:Rüzgarın taşıdığı kum ve tozları biriktirmesiyle oluşan yığınlardır.

BARKAN:Kumulların rüzgar hareketine bağlı olarak hilal biçimi almasıdır.

AŞINDIRMA ŞEKİLLERİ:

MANTARKAYA:

Aşındırma şeklidir.Rüzgarın taşıdığı materyalle birlikte çarptığı kayaların yumuşak kısımlarını aşındırmasıyla sert kısmın bir masa gibi üstte kalmasıyla meydana gelirler.

H.TÜRKİYE’DE DALGA VE AKINTILARIN OLUŞTURDUKLARI ŞEKİLLER

AŞINDIRMA ŞEKİLLERİ:

Falez(Yalıyar):Aşındırma şeklidir.Kıyılarımızda meydana gelen başlıca aşındırma şekilleri falez(yalıyar)dır.Özellikle dağların kıyılara paralel uzandığı ve kıyıdan itibaren hemen yükseldiği alanlarda oluşmaktadır.Dalgaların kıyıdaki dik alanlara çarparak oluşturduğu oyukların çökmesiyle meydana gelen dikliklerdir.Yurdumuzda oluştukları başlıca alanlar:

1.Doğu ve Batı Karadeniz

2.Marmara denizinde özellikle İstanbul ve Tekirdağ arasında

3.Akdeniz’de özellikle Köyceğiz-Kemer arasında

Kıyı Platformu(Dalga Aşınım Düzlüğü):Falezlerin önünde göçmelere bağlı olarak oluşan materyaller zaman içinde dalgalar tarafından parçalanarak deniz dibinde biriktirilir.Falezlerin gerilemesi ile oluşan bu sığ düzlüğe kıyı platformu denir.

BİRİKTİRME ŞEKİLLERİ:

Kumullar(Plaj):Birikim şeklidir.Bütün kıyılarımızda ve özellikle delta alanları ile koy ve körfezlerde oluşmuşlardır.

Kıyı Oku:Dalga ve akıntıların taşıdıkları materyalleri kıyıdan itibaren açıklara doğru bir yol gibi biriktirmesiyle meydana gelirler.

Kıyı Kordonu(Koy Seti):

Bir koyun önünü kapatacak biçimde bir burundan diğerine uzanan birikimlerdir.Bunlar zamanla koyun ağzını kapatarak lagün göllerini oluşturur.

Lagün(Deniz Kulağı-Kıyı Set Gölü):Birikim şeklidir.B.ve K.Çekmece,Durusu gölü başlıca set gölleridir.Çarşamba,Bafra,Çukurova ve Göksu delta ovalarında da set gölleri meydana gelmiştir.

Tombolo(Saplı Ada):

Özellikle kıyı oklarının kıyı yakınında bulunan bir adayı kıyıya bağlaması ile meydana gelir.Kapıdağ yarımadası ve Sinop’ta Boztepe yurdumuzdaki tombolo örnekleridir.

H.TÜRKİYE’DE HEYELANLAR VE YER GÖÇMELERİ

NOT:Konuya ilişkin bilgiler Afetler Coğrafyası başlığı altında ele alınmıştır.

I.TÜRKİYE’DE TOPRAK EROZYONU VE KORUNMA YOLLARI

Erozyon:Toprak örtüsünün dış güçler tarafından süpürülmesidir.Yurdumuz Dünya’da toprak erozyonunun en fazla olduğu ülkelerden biridir.Konya Karapınar çevresinde özellikle rüzgar erozyonu etkili olmaktadır.

Yurdumuzda erozyonun en fazla etkili olduğu sahalar:Özellikle dağlık ve engebeli alanlarda şiddetli olmaktadır.Doğu Anadolu Bölgesi’nin kuzey,güney ve batı kısımları,Toros dağları,İç Anadolu’nun doğu kısımları,Ege Bölgesi’nde dağlık alanlar, özellikle İç Batı Anadolu bölümü ile Menteşe Yöresi, Güney Marmara ve Karadeniz Bölgesi şiddetli erozyon tehdidi altındadır. Diğer alanlarda orta şiddette erozyon oluşmaktadır.

Yurdumuzda Erozyonun Şiddetli Olmasının Temel Nedenleri:

1.Arazinin çok engebeli olması

2.Yamaç eğimlerinin fazla olması

3.Bitki örtüsünün büyük oranda tahrip edilmesi

4.Arazinin yanlış kullanılması

5.Jeolojik yapının aşınmayı arttırması

6.İklim (Sağanak yağmurlar)

Erozyonun Etkileri:

1.Tarım alanlarında verim düşer

2.Tarım alanlarımız azalır

3.Baraj gölleri taşınan malzemeyle dolar

4.Arazide toprak örtüsü yok olduğundan çıplak hale gelerek

5.Doğal dengenin bozulmasına bağlı olarak bir çok bitki ve hayvan türü yok olur

Erozyondan Korunma Yolları:

1.Doğal bitki örtüsü korunmalıdır.

2.Otlak ve mera alanları korunmalıdır.

3.Yamaçlarda teraslama yapılmalıdır.

4.Eğimli tarım arazilerinde toprağı eğim yönüne dik biçimde sürmek

5.Nadas oranı azaltılmalıdır.

6.Halkın bilinçlendirilmesi

kaynak : http://www.cografyamvehayat.com/turkiye%E2%80%99de-yeryuzu-sekilleri.html

Tagged : /