Toprak Horizonları (Katmanları)

Horizon, kelime anlamı olarak toprağı meydana getiren katmanlara horizon adı verilir. Toprak profiline yüzeyden alta doğru bakıldığında toprağın renk, yapı ve bünye gibi fiziksel özellikleri ile asitlik, besin kapasitesi gibi kimyasal özelliklerinin değiştiği görülür. Toprak profilin de görülen bu değişme ve horizonlaşma durumuna bağlı olarak sınıflandırılmaktadır.

Toprak horizonları genetik gelişme ve ana materyalden meydana gelen sapmalar (farklılıklar)’ı belirten O, A, E*, B, C, R, harfleri ile gösterilir.

Toprak Horizonları

O horizonu

Organik maddeyi kapsayan üst horizon olup, burada çeşitli derecede ayrışmış organik madde ve humus yer alır. Bu horizon, sadece nemli soğuk bölgelerdeki topraklarda bitkilerden dökülen organik artıkların yeterince ayrışmamasından dolayı oluşur. Sıcak nemli bölgede, toprağa dökülen organik madde kısa süre içerisinde ayrıştığından organik horizon bulunmaz.

A horizonu

Mineral toprak tabakasının en üst katı veya O horizonunun altında olup organik maddenin karıştığı ve bu nedenle de genellikle koyu renkli olduğu toprağın yıkanma horizonudur. Yıkanmaya bağlı olarak horizondan kil gibi ince unsurlu maddeler ile bitki besin maddelerinin bir kısmı taşınmıştır. Organik maddenin etkisinden dolayı genellikle taneli yapı gösterir. Soğuk nemli bölgelerde A horizonu aşırı derecede yıkanmaya uğradığı için genellikle boz renkli ve silis bakımından zengindir. Yarı kurak –yarı nemli bölgelerde koyu renklidir. Bu horizon; A1 , A2 ve A3 rumuzları ile ifade edilen alt horizonlara ayrılır. A1 organik maddenin en fazla bulunduğu horizondur, A2 yıkanmanın en fazla olduğu ve dolayısıyla A horizonunun özelliğini en iyi yansıtan orta kattır. A3 ise A horizonu ile B horizonu arasındaki geçiş horizonudur.

E horizonu

B horizonunu gösteren profil

Silikat killeri, Fe, Al, OM ve bunların farklı kombinasyonlar şeklinde taşınmalarının esas görünüm olduğu mineral horizonlardır. Altındaki B horizonundan ve üstündeki A horizonundan daha açık renktir.

B horizonu

A horizonundan yıkanan alkalı madde, killer ve çeşitli oksitlerin biriktiği horizondur. Genellikle açık renklidir, kil birikiminden dolayı da ağır bünyeli blok ve kaba blok yapı gösterir. Yarı kurak bölgelerde bu horizonun altında beyaz renkli olan kireç lekeleri yer alır. A horizonuna göre asitlik düşüktür. Kendi arasında B1, B2 ve B3 harfleri ile alt horizonlara ayrılır. B1, A ve B horizonları arasındaki geçiş horizonudur, B2 birikmenin hakim olduğu horizondur, B3 ise C horizonu ile B horizonu arasındaki geçiş katıdır.

C horizonu

Ana materyalin ayrıştığı bir horizondur. Ana materyalin özelliğini iyi şekilde yansıtır. Yumuşak ana materyaller üzerinde birkaç cm ve daha fazla kalınlıktayken sert kayalar üzerinde son derece sığdır.

R horizonu

Ana materyalin bulunduğu kattır. Ağaçların derine giden kökleri buradan besinleri alırlar.

Kaynaklar

  1. ^ Atalay,İ., ‘genel fiziki coğrafya’,2005 sf.353
  2. ^ ORMANCI,İ.F.,AKGÜL,M.,’Taban arazi üzerindeki değişik toprak profillerinin oluşumu,sınıflandırılması ve özellikleri’,2007 sf.3-6
Tagged : / / / / / /

Başlıca Toprak Tipleri ve Özellikleri

A. ZONAL TOPRAKLAR

Herhangi bir bölgede etkili olan iklim ve bitki örtüsü şartlarına göre oluşmuş ve normal profil (A, B, C horizonları) özelliğine sahip topraklardır.

Laterit Topraklar: Dönenceler arasındaki sıcak-nemli iklim bölgesinin toprağıdır. Rengi kiremit kırmızısıdır. Bitki örtüsü gür olmasına rağmen aşırı yıkanma ve humusun büyük bir kısmının tüketilmesinden dolayı bu topraklar humus bakımından fakirdir.

Kırmızı Topraklar (Terra-rossa): Akdeniz iklim bölgesinde kalkerler üzerinde oluşan topraklardır. Bünyesinde demir oksit oranı fazla olduğundan renkleri kırmızıdır.

Kahverengi Orman Toprakları: Nemli orta kuşağın yayvan yapraklı orman sahasında oluşan topraklardır. Humus bakımından zengindir.

Podzol Topraklar: Soğuk nemli bölgelerin iğne yapraklı orman sahasında oluşan topraklardır. Yıkanma fazla olduğundan mineral bakımından fakirdir.

Tundra Toprakları: Tundra iklim bölgesinin topraklarıdır. Kışın donmuş olan toprak, yazın çözülerek bataklık hâlini alır. Tarıma elverişli değildir.

Çöl Toprakları: Çöllerde oluşan topraklardır. Yağış azlığı ve şiddetli buharlaşma nedeniyle kireç, toprak yüzeyinde birikerek sert bir tabaka meydana getirir.

Kahverengi ve Kestane Renkli Bozkır Toprakları: Orta kuşağın yarı kurak alanlarında bozkırların görüldüğü yerlerde oluşan topraklardır. Yağış azlığı nedeniyle kireç daha derine taşınamayıp A horizonunun alt kısmında birikmiştir.

Çernezyom Topraklar (Kara topraklar): Karasal iklimin yarı nemli sahalarında, çayır bitki örtüsü altında oluşan topraklardır. Zonal topraklar içinde en verimli olanıdır.

B. İNTRAZONAL TOPRAKLAR

Bu toprakların oluşumunda topografya ve ana materyal etkilidir. Bu nedenle topraktaki bütün horizonlar gelişmemiş olup toprak genellikle A, C horizonludur.

Halomorfik Topraklar: Bu topraklar kurak ve yarı kurak bölgelerde, suyla eriyik hâldeki çeşitli tuz ve karbonatların suyun buharlaşmasıyla toprağın yüzeyinde veya çeşitli derinlikler de birikmesiyle oluşmaktadır. Bunlar “tuzlu topraklar” ve “tuzlu-sodik (alkali) topraklar” olarak iki gruba ayrılır.

Hidromorfik Topraklar: Bataklık alanlarında veya taban suyu seviyesinin yüksek olduğu sahalarda oluşan topraklardır.

Kalsimorfik Topraklar: Yumuşak kireç taşı ve killi kireç taşı (marn) depoları üzerinde oluşan topraklardır. Kireç yönünden zengindir. Bu topraklar ikiye ayrılır.

1.Vertisoller: Eski göl tabanlarındaki killi ve kireçli depolar üzerinde oluşan topraklardır. Toprak killi olduğu için kurak mevsimde çatlar ve bu çatlaklara üst kısımdan sürekli toprak dökülür. Yağışlı mevsimde ise toprak su ile doygun hâle geldiği için şişerek çatlaklardan dökülen toprak tekrar yukarı itilir ve âdeta yerinde döner. Olayla bağlantılı olarak bunlara dönen toprak anlamına gelen “vertisol“ismi verilmiştir.

2.Rendzinalar: Yumuşak kireç taşları üzerinde oluşan bu topraklar, genellikle koyu renkli olup alt kısmında kireç birikimi mevcuttur.

C. AZONAL TOPRAKLAR

Dış kuvvetler tarafından taşınan malzemelerden oluşan topraklardır. Bu toprakların horizonları yoktur.

Alüvyal Topraklar: Akarsuların taşıyıp biriktirdikleri malzemelerden oluşan topraklardır. Verimli olan bu topraklar her türlü ürün için oldukça elverişlidir.

Kolüvyal Topraklar: Dağlık sahalarda eğimli yamaçlar boyunca ufalanan malzemenin dağların eteklerinde birikmesi ile oluşan topraklardır. Özellikle bitki örtüsünden yoksun yamaçlarda çözülen malzeme, yağmur ve sel suları tarafından taşınarak etekte biriktirilir.

Yamaçlarda aşınma devamlı olursa ince malzemeler sürekli taşındığından geriye sadece iri malzeme kalır ve bu iri malzemenin hâkim olduğu taşlı (litosol) topraklar meydana gelir.

Regosoller: Volkanlardan çıkan kum boyutundaki malzeme ve akarsuların biriktirdiği depolar veya yamaç eteklerindeki kumlu kolüvyal depolar üzerinde oluşan topraklardır.

Lösler: Rüzgârların taşıyıp biriktirdiği malzemelerden oluşan topraklardır.

Morenler: Buzulların taşıyıp biriktirdiği malzemelerden oluşan topraklardır.

Tagged : / / / / / / /

Toprak Oluşumunu Etkiyen Faktörler

Toprak oluşumunda ve toprağın belli özelliklerinin ortaya çıkmasında bazı faktörler etkili olmaktadır. Bu faktörlerin başlıcaları şunlardır.

1. İklimin Etkisi
2. Anakayanın Etkisi
3. Zamanın Etkisi
4. Yerşekillerinin Etkisi
5. Canlıların ve Bitki Örtüsünün Etkisi

Bu faktörleri inceleyelim

Bu faktörler içerisinde en önemli faktör iklimdir.

1) İklimin Etkisi

İklim başta fiziksel ufalanma ve kimyasal çözünmeyi etkiler. Sıcaklığın ve nem oranının fazla olduğu alanlarda ise kimyasal çözünme, nem oranın az olduğu kurak ve yarı kurak alanlarda fiziksel ufalanma görülür.

Bu oluşuma etki eden iklim elemanları ise, sıcaklık ve yağıştır. Bu iki önemli faktör fiziksel ve kimyasal çözünmeyi, bitki örtüsünün yetişmesini, bitki kalıntılarının ayrışarak humusa dönüşmesini ve topraktaki canlı hayatın aktivitesini etkiler.

Yağışın fazla olduğu yerlerde aşırı yıkanma sonucu toprağın üst kısmındaki mineraller eriyerek sızan sularla birlikte alt kısımlara geçer. Ayrıca topraktaki humusta suyla böylece taşınır. Böylece de toprak besin yönünden fakirleşmiş olur.

Yağışın az olduğu bölgelerde ise bu kez yıkanma yetersiz olduğu için topraktaki tuz ve kireç oranı fazladır.

2) Ana kayanın Etkisi

Toprağın altında bulunan ve ayrışarak toprağı oluşturan kayaya ana kaya denir. Bu yüzden oluşan toprak ana kayaya benzer. Toprağın rengi, geçirimlilik derecesi, gibi özellikler ana kayanın özelliklerini taşır.

Örneğin; ana kayanın kalker olduğu yerlerde kireçli topraklar, kil oranın fazla olduğu ana kaya etrafında geçirimsiz topraklar yer alır. Volkanik arazi üzerinde taşlı, kumlu topraklar meydana gelir.

Ancak zamanla toprak oluşumunun ileri safhalarında organik maddelerin toprağa katılmasıyla, ana kayanın toprak üzerindeki etkisi gittikçe azalır. Örnek olarak; toprağın içindeki kireç zamanla topraktan uzaklaşarak, topraktaki kireç miktarı azalır ya da olmaz.

Çözünen kayaçların özelliği toprak tipini etkiler. Kireç taşları üzerinde kırmızı renkli topraklar, killi tabakalar üzerinde işlenmesi zor sertleşmiş topraklar, volkanik kayaçlar üzerinde taşlı, kumlu esmer topraklar oluşur.

3) Yer şekillerinin Etkisi

Toprak oluşumu üzerine yer şekillerinin etkisi, eğim, yükselti, bakı faktörleriyle açıklanır.

Eğim: Eğim çok fazla olduğu yamaçlarda toprağın oluşması ve zeminde tutunması oldukça zordur. Toprak içinde suyun hareketi, eğimi yönünde olur. Eğimli yamaçlar, eğer bitki örtüsünden de yoksun ise üsteki toprak tabakası kolayca aşağılara ineceğinden çıplak kayalık alanlar oluşacaktır. Eğimin fazla olduğu alanlarda toprak tabakası daha ince olacaktır.

Yükselti: Yükselti arttıkça sıcaklık da azalmaktadır. Belirli bir seviyeye kadar yağış miktarı da artar. Ancak çok yükseklerde yağışta da azalma olur.

Sıcaklığın ve yağışın yükseltiye bağlı olarak gösterdiği bu farklılık, bitki örtüsü ve toprak oluşumunu da farklı şekilde etkilemekte yükselti basamaklarına bağlı olarak dağ yamaçlarında farklı toprak kuşakları oluşur.

Bakı: Güneşe dönük yamaçlarda sıcaklık yağış gibi iklim elemanları güneş görmeyen yamaçlara göre farklılık gösterir. Buda toprak oluşum şartlarını değiştirir. KYK’de güney yamaçlar çok ısınır ve buharlaşma fazladır. Bu yamaçlarda toprakta buharlaşmadan dolayı tuz ve kireç oranı daha fazladır. Bu yamaçlarda toprakta buharlaşmadan dolayı tuz ve kireç oranı daha yüksektir.

4) Bitki Örtüsünün Etkisi

Önce toprak oluşur, sonra toprak üzerindeki bitki gelişir. Bitki örtüsünün fazlalığı topraktaki organik çözünmeyi hızlandırır. Toprak düzeyine düşen dal, yaprak ve meyvelerden oluşan bitki kalıntıları, iklim koşullarına bağlı olarak birkaç yıl içerisinde mikroorganizmalar tarafından parçalanarak humusa dönüşmektedir. Humus toprağın rengini koyulaştırır ve daha verimli olmasını sağlar.

Bitkiler kökleri ile toprağın derinliklerine iner ve kalın bir toprak örtüsünü erozyona karşı korur. Yine bitkilerin gelişen kökleri ana materyali parçalayarak toprağın derinleşmesine ve toprak profilinin gelişmesine katkıda bulunur.

5) Zaman Etkisi

Kayaların fiziksel, kimyasal, organik ufalanması, toprağa canlıların karışması uzun zaman alır. Toprak oluşumunun süresi ana kayanın direncine ve iklim şartlarına bağlıdır. Örneğin kayaçların dirençli yağışın yeterli olmadığı, kışların çok sert geçtiği, bitki örtüsünün cılız olduğu yerlerde ayrışma süreci kesintiye uğradığından, toprak oluşumu için daha uzun zaman geçmesi gerekir.

Tagged : / / / / / /

Türkiye’nin Platoları

TÜRKİYE’NİN PLATOLARI:

Akarsular tarafından derin vadilerle parçalanmış düz veya hafif engebeli yüksek düzlüklere plato denir.

Genellikle eş anlamda kullanılan plato ile yayla sözcüğünü birbirinden ayırmak gerekir. Çünkü yayla daha çok yaz aylarında hayvancılık faaliyeti ve dinlenme amaçlı kullanılan geçici yerleşim alanı iken plato, bir yeryüzü şeklidir. Günümüzde turizm etkinliklerinin yapılmaya başlandığı yaylalarda hayvancılık faaliyeti esastır.

Türkiye’deki önemli yer şekillerinden biri de platolardır. Büyük bir bölümü aşınmaya uğramış olan Anadolu’nun Dördüncü Jeolojik Zamanda toptan yükselmesi platoların geniş alan kaplamasına neden olmuştur. Ancak ülke genelindeki toptan yükselmenin bölgelere göre farklı olması, platoların farklı yükseltilerde yer almasını sağlamıştır. Örneğin, Güneydoğu Anadolu’da platolar 600-700 m yükseklikte yer alırken, İç Anadolu’da 1000-1500 m, Doğu Anadolu’da ise 1800-2500 m arasında bulunmaktadır.

OLUŞUMLARINA GÖRE PLATOLAR

Yatay duruşlu platolar: Kumlu, killi ve kalker özelliğindeki yatay uzanışlı tabakalara sahip eski tortuların akarsular tarafından yarılması ile oluşmuştur. Ülkemizin en geniş plato alanına sahip olan İç Anadolu Bölgesi’nde bu tür platolara sıkça rastlanır.

Bunlardan Obruk platosu, Tuz Gölü’nün güneyi ile Konya Ovası arasında uzanır. Tuz Gölü’nün batısında Cihanbeyli ve kuzeybatısında Haymana Platosu yer alır. Yukarı Kızılırmak bölümünde bulunan Bozok ve Uzunyayla platoları ile iç Batı Anadolu Bölümü’ndeki Uşak-Eşme, Kütahya-Afyon arasında yer alan Yazılıkaya da bu tür platolardandır.

Yer şekilleri bakımından sadeliği ile dikkat çeken Güneydoğu Anadolu Bölgesi de yatay uzanışlı platolara sahiptir. Batıda yer alan Gazi Antep ve Şanlı Urfa platoları bu tür platolar arasında yer alır. Bölgenin diğer platoları; Diyarbakır Havzası, Mardin ve Mazıdağı çevresindeki parçalı arazilerdir.

Lav platoları: Volkanik faaliyetlerin yaygın olduğu alanlarda lav akıntılarının çukurları doldurması sonucu meydana gelen hafif dalgalı düzlüklerin akarsular tarafından yarılması ile oluşmuşlardır. Bu tür Platolar daha çok Doğu Anadolu Bölgesi’nde görülür. Erzurum-Kars platoları ile Allahüekber ve Yalnızçam Dağarı üzerinde yer alan bazı düzlükler bunlara örnektir. Ayrıca toptan yükselmenin en fazla olduğu Doğu Anadolu Bölgesi, Türkiye’nin en yüksek platolarına sahiptir.

Karstik platolar: Su ile kolaylıkla çözünen kalkerli yapıya sahip arazilerde akarsu aşındırması sonucu oluşmuşlardır. Akdeniz Bölgesi’ndeki Taşeli platosu bu türdendir.

Aşınım platoları: Uzun yıllar boyunca aşınan yüzeylerin yükselmesi ile olusurlar. Ülkemizin dağlık bölgeleri olan Karadeniz ve Akdeniz bölgelerinde bu tür platolara rastlamak mümkündür. Orta Karadeniz Bölümü’ndeki Canik ve Giresun dağları üzerindeki düzlükler ile Fatsa ve Şebinkarahisar arasındaki Perşembe Platosu, bunlara örnektir.

Türkiye’nin ortalama yükseltisi en az bakımından en alçak bölgesi olan Marmara Bölgesi’ndeki Çatalca ve Kocaeli Platolarıda birer aşınım platosudur.

PLATOLARIN GENEL ÖZELLİKLERİ

Ortalama yükseltileri genel olarak 1000 m’nin üzerindedir.

Büyük bir bölümünde tahıl tarımı ve küçükbaş hayvancılık yapılır. Daha yüksek olanlarda ise büyükbaş hayvancılık faaliyeti ön plana çıkar. Bu nedenle platolar, ovalardan sonra Türkiye ekonomisine katkısı olan ikinci önemli yer şekilleridir.

Platoların ortalama yükseltisinin fazla olması ülkemiz genelinin toptan yükselmelere uğradığını gösterir.

Ovalardan sonra nüfusun yoğunlaştığı önemli yerleşim alanlarıdır.

Bazı platolarımızda yaylacılık faaliyetleri de yapılmaktadır.

Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde yer alan platolarda akarsuların derin vadiler içinde akması, yaz aylarının kurak geçmesi sulama sorununu ortaya çıkarmıştır. GAP’ın tamamlanmasıyla söz konusu sorunun büyük bir bölümü çözümlenmiş olacaktır.

TÜRKİYE’NİN OVALARI

Akarsuların taşıdıkları alüvyonları, deniz kıyısında biriktirmesiyle oluşan ovalara delta ovası veya kıyı ovası denir. Üç tarafı denizlerle çevrili olan ülkemizin kıyılarında, bu tür ovalara sıkça rastlanır.

Delta ovalarının ülkemizdeki varlığı; akıntı ve gelgitin kıyılarımızda etkili olmadığının bir göstergesidir. Çünkü, deltaların oluşabilmesi için kıyılarda gelgit ve akıntıların fazla etkili olmaması gerekir. Ayrıca kıyının sığ olması ve denize dökülen akarsuların bol miktarda yük taşıması, delta oluşumunu hızlandıran diğer etkenlerdir.

Alçak ovalar adıyla da bilinen kıyı ovaları, genellikle büyük akarsuların denize döküldüğü yerlerde oluşur. Bu tür ovaların oluşumunda bazen denizlerdeki seviye değişiklikleri ve tektonik olaylar da etkilidir.

Dağların kıyıya paralel uzandığı Karadeniz kıyılarımızda, derinliğin de etkisiyle delta ovasına fazla rastlanmaz.

KARADENİZ BÖLGESİ KIYI OVALARI: Derinliğin iyice azaldığı Orta Karadeniz bölümü ile Sakarya Nehri ağzında yer alır. Bunlar; Bafra, Çarşamba ve Sakarya delta ovalarıdır. 

Bafra delta ovası: Ülkemizin en büyük akarsuyu olan Kızılırmak’ın ağzında yer alan Bafra ovası, çok sayıda kıyı oklarına ve lagünlere sahiptir.

Çarşamba delta ovası: Yeşilırmak’ın getirdiği malzemelerle oluşan bu ovada da çok sayıda kıyı oku ve lagünler bulunur.

Sakarya delta ovası: Marmara Bölgesi ve Karadeniz Bölgesi’nin kıyı sınırında yer alan bu ova Sakarya Nehri’nin getirdiği malzemelerle oluşmuştur. Ancak kıyının derin ve akıntılı olması nedeniyle delta denize doğru fazla gelişemeyip daha çok doğu-batı doğrultusunda bir uzanış göstermiştir.

EGE BÖLGESİNDEKİ DELTA OVALARI: Kuzeyden güneye doğru; Meriç, Bakırçay, Gediz, Küçük Menderes ve Büyük Menderes ovalarıdır.

Meriç delta ovası: Az eğimli geniş bir havza alanında yayılış gösteren Meriç nehrinin taşıdığı bol miktardaki alüvyonlarla oluşmuştur. Hızla gelişmesi nedeniyle ovada zaman zaman taşkın olayları meydana gelmektedir.

Bakırçay delta ovası: Bakırçayı’nın getirdiği malzemeleri Çandarlı Körfezi’nde biriktirmesiyle oluşmuştur. M.Ö. 150-300 yılları arasında burada yer alan Eleia limanı Bakırçayı’nın getirdiği alüvyonlarla dolarak kıyıdan uzakta bataklık hâlini almıştır.

Gediz delta ovası: İzmir Körfezi’ne dökülen Gediz nehri ağzında oluşmuştur. 1886 yılına kadar bulunduğu yerin daha güneyinde akış gösteren Gediz nehrinin biriktirdiği malzemelerin, İzmir Körfezi’ni doldurması tehlikesiyle şimdiki yatağına kaydırılmıştır. Günümüzde de biriktirme hızlı bir şekilde devam ettiği için körfezin dolma tehlikesi henüz ortadan kalkmış değildir. Bu yüzden söz konusu alanda bu duruma çözüm bulmak amacıyla bazı faaliyetler sürdürülmektedir.

Küçük Menderes delta ovası: Denize doğru hızla ilerleyen bu delta ovası, M.Ö bir liman şehri olan Efes’in zamanla iç kesimlerde yer almasına sebep olmuştur.

Büyük Menderes delta ovası: Büyük Menderes nehrinin getirdiği alüvyonlarla meydana gelmiştir. Oluşumu hızlı bir şekilde gerçekleşen bu ova. son 300 yılda denize doğru yaklaşık 6 km kadar ilerlemiştir.

Ege Bölgesi’ndeki Bakırçay, Gediz, Küçük ve Büyük Menderes delta ovalarının bir başka özelliği de çöküntü alanları üzerinde gelişmiş olmalarıdır. Bu nedenle bu ovaların iç kesimlere doğru olan kısımları çöküntü ovası, denize doğru uzantıları ise delta ovası özelliğindedir.

AKDENİZ BÖLGESİ DELTA OVALARI: Başında Çukurova gelir.

Çukurova, ülkemizdeki en büyük delta ovasıdır.

Seyhan ve Ceyhan nehirlerinin getirdiği alüvyonlarla oluşmuştur. Yaklaşık 90 km lik bir alan kaplamaktadır. Delta üzerinde değişik zamanlarda farklı aşınımlarla oluşmuş üç taraça basamağı yer almaktadır. Seyhan ve Ceyhan nehirleri bazı dönemlerde delta üzerinde birleşmiş, bazı dönemlerde ise ayrılmışlardır. Bu yüzden delta üzerinde bu eski akarsu izlerini de görmek mümkündür. 

Seyhan ve Ceyhan nehirlerinin getirdiği bu alüvyonlara zamanla Tarsus çayının getirdiği malzemeler de eklenince söz konusu alanda çok geniş bir delta ovası oluşmuştur. Hızla gelişimini sürdüren bu ovanın kenar kısımlarında çok sayıda kıyı set gölü ve rüzgârların oluşturduğu kumullar yer almaktadır.

Göksu delta ovası: Silifke yakınlarında denize dökülen Göksu nehrinin taşıdığı alüvyonlarla meydana gelmiştir. Delta üzerinde yer yer bataklık ve göllere rastlanmaktadır.

Akdeniz Bölgesi’ndeki diğer bir delta ovamız ise Asi ovasıdır. Bu delta ovalarının dışında kıyı ovası olarak bilinen diğer ovalarımız, batıdan itibaren Köyceğiz, Dalaman, Eşençayı, Finike, Antalya, Serik ve Manavgat ovalarıdır. Bu ovalar, alüvyonlarla kaplı olmasına rağmen kıyı düzlüğü ovası olarak bilinir. Bunların en büyüğü Antalya Ovası’dır.

İÇ OVALAR: Eski göl tabanları ile çöküntü alanlarında yer alır. Ülkemizde, Üçüncü Jeolojik Zamanda kıvrım olaylar, ile toptan yükselme ve alçalmalar da görülmüştür. Toptan yükselme ve alçalmalar, Dördüncü Jeolojik Zamanda da devam etmiştir. Bu olaylar sırasında Türkiye’nin birçok yerinde çöküntü alanları meydana gelmiştir. Zamanla göl sularıyla kaplanan çöküntü alanlarının akarsuların getirdiği alüvyonlarla dolması sonucu göller kurumuş ve iç bölge ovaları oluşmuştur.

Yüksek ovalar olarak da bilinen iç bölge ovalarının bir kısmı, belli bir fay hattı boyunca sıralanırken, bir kısmı ise dağınık durumdadır. Belli bir fay hattı boyunca sıralanan ovalarımızın başında,

Kuzey Anadolu Fay Kuşağı üzerinde yer alan ovalar gelmektedir. Doğuda Pasinler’den itibaren, batıda İzmit Körfezine kadar uzanan bu ovalar şunlardır: Pasinler, Erzurum, Erzincan. Suşehri (Sivas), Niksar, Erbaa (Tokat), Taşova, Suluova, Merzifon (Amasya). Tosya (Kastamonu), Kurşunlu, Çerkeş (Çankırı), Bolu, Düzce, Adapazarı ve Sapanca ovalarıdır.

Batı Anadolu Fay Kuşağı Üzerinde yer  alan ovalar: Kuzeyden güneye doğru şöyle sıralanır: Bakırçay grabeninde Bergama, Soma ve Kırkağaç ovaları yer alırken, Küçük Menderes çöküntüsünde Torbalı, Tire ve Ödemiş ovaları bulunur. Gediz vadisinde Manisa, Akhisar, Turgutlu, Salihli ve Alaşehir ovaları uzanır. Ege Bölgesi’nin en büyük ovası olan Büyük Menderes grabeninde ise; Söke, Koçarlı, Aydın, Yenipazar ve Sarayköy ovaları yer alır. Bu bölgede grabenler dışında bulunan diğer ovalar; Kütahya, Simav, Afyon ve Sandıklı ovalarıdır.

Akdeniz Bölgesi’ndeki iç ovaların önemli bir bölümü karstik kökenli polye ovalarıdır. Karstik ova olarak adlandırılan polye ovalarının çoğu tektonik çöküntü alanlarında oluşmuştur. Bunlar, daha çok Batı ve Orta Toroslar ile Güneydoğu Anadolu ve Ege bölgeleri çevresinde bulunur. En önemlileri; Elmalı, Korkuteli (Antalya), Kestel (Burdur), Tavas, Acıpayam (Denizli) ve Muğla ovalarıdır. Bu ovaların tabanında yer yer bazı göllere rastlanır.

Güneydoğu Anadolu Fay Kuşağı boyunca uzanış gösteren iç ovalar, Nur Dağlarının güney eteklerinden itibaren; Amik, Kahraman Maraş, Adıyaman, Malatya, Elazığ, Muş, Varto, Hınıs, Karlıova ve Göynük çöküntü ovalarıdır. Ortalama yükseltisinin fazla olmaması nedeniyle Doğu Anadolu Bölgesi’nin yerleşmeye en müsait yerleri buralardır. Çünkü bu ovalar çevrelerine göre alçak ve verimli olup, iklim açısından daha elverişli özelliklere sahiptir.

Doğu Anadolu Bölgesi’nde yer alan diğer çöküntü ovaları ise İğdır, Erzurum, Erzincan, Bingöl, Afşin ve Elbistan ovalarıdır.

İç Anadolu Bölgesi’ndeki ovalarımızın çoğu çöküntü ovalarıdır. Bunların başlıcaları Konya, Eskişehir, Akşehir, Ereğli, Mürted ve Çubuk ovalarıdır.

Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ndeki ovalarımız da tektonik kökenlidir. Diğer iç bölge ovalarımıza göre yükseltileri daha azdır. Bunlar; Nizip, Suruç, Altınbaşak ve Ceylanpınar ovalarıdır.

İÇ BÖLGE OVALARININ ÖZELLİKLERİ:

Erzurum Ovası: Etrafı fay ve volkanik dağlarla çevrili olan bu ova, tektonik çöküntü sonucu meydana gelmiştir. Ovanın, orta ve doğu kesimleri yer yer bataklıklarla kaplıdır.

Iğdır Ovası: Çevresindeki yüksek kütleler arasında oldukça çukur bir alan oluşturan Iğdır Ovası, yaklaşık 800 m yüksekliğe sahiptir. Buna bağlı olarak bu ova, Doğu Anadolu’ya göre mikroklima (küçük iklim alanı) iklim alanıdır. Doğu Anadolu’ya göre daha ılıman bir iklime sahip olan bu ovada, başta pamuk olmak üzere çeşitli tarım ürünleri yetiştirmek mümkündür.

Konya Ovası: Türkiye’nin Çukurova’dan sonra ikinci büyük ovasıdır. Daha önceleri göl suları ile kaplı olan bu ovanın çevresinde, bazı bataklık alanlar ve patlama çukurları yer almaktadır.

Malatya Ovası: Fırat nehri tarafından derin yarılmış olan Malatya Ovası, iç bölge ovalarımız arasında farklı bir görünüme sahiptir. Zamanla Fırat Nehri’nin gömülmesi sonucu ova, plato özelliğine kavuşabilir.

OVALARIN ÖNEMİ :

1-Ovalar tarım ürünlerinin yetiştirildiği çok sayıda yerleşmelerin bulunduğu ve ulaşımın kolaylıkla sağlandığı sahalardır.

2-Ovalarımız önemli tarım sahalarıdır.

3-Ovalarımız önemli kentlerin kurulduğu sahalardır.

4-Ulaşım kolaylığı ve ucuz maliyetle konut ve sanayi tesisi inşaatı ovaları cazip hale getirmektedir.

[writer_slider attachment_ids=”1287,1286,1285″]

Tagged : / / / / /

Türkiyenin Ovaları

TÜRKİYENİN OVALARI VE PLATOLARI…

   TÜRKİYENİN OVALARI ,PLATOLARI,OLUŞUM ŞEKİLLERİ VE BÖLGELERE GÖRE  DAĞILIŞLARI…                                                      TÜRKİYE’NİN PLATOLARI PLATO: Akarsularla derince parçalanmış hafif engebeli, çoğunlukla geniş saha kapsayan yüzey şekline plato denir.  İÇ ANADOLU : Tuz gölü ve Konya ovası arasında OBRUK

Tuz gölünün batısında CİHANBEYLİ

Tuz gölünün kuzeybatısında HAYMANA

Eskişehir ve Afyon arasında YAZILIKAYA

Kızılırmak yayında BOZOK(Kızılırmak)

                Yukarı Kızılırmak bölümünde Yozgat-Akdağmadeni arsında yükseklikleri 1000-1500 m arasında, tortul tabakalar arasında platolar bulunur.

DOĞU ANADOLU:

Doğu Anadolu Bölgesinde bazalt lavları üzerinde 1500-2000 m arasında Erzurum-Kars ve Ardahan Platoları vardır. Ayrıca 2000-2500 m aralığında Alahuekber ve Yalnızçam dağları üzerinde platolar bulunur.

EGE : İç Batı Anadolu eşiğinde özellikle Uşak dağları üzerindeki platolar.

AKDENİZ: Orta Toroslarda Taşeli

KARADENİZ: Orta Karadeniz’de Canik-Giresun Dağ. üzerinde ayrıca Fatsa-Şebinkarasihar arasında Perşembe yaylası.

G.DOĞU ANADOLU: Gaziantep ve Şanlıurfa platoları.

Not: Ülkemizdeki platolar, ya yatay tabakalı yapılar üzerinde ve lavların yayıldığı alanlarda yada aşınma sonucu düzleşmiş değişik araziler üzerinde bulunur. Platolardaki tarımsal faaliyetleri, iklim koşulları ve yükseklik durumu belirler.

                                   TÜRKİYE’NİN OVALARI

OVA: Vadilerle parçalanmamış çevrelerine göre alçakta olan geniş düzlüklere ova denir. Ülkemizde ovalar iki gruba ayrılır. Kıyılarda delta ovaları ve iç kesimlerdeki ovalar.

1-KIYI OVALARI: Kıyı ovaların oluşmasında akarsuların taşıdığı alüvyonların miktarı, kıyılardaki akıntı ve dalga faaliyetleri ve kıyıların derinliği etkili olmuştur.

Bafra Ovası: Kızılırmak oluşturmuştur. Çok verimli bir ovadır. Deltada kıyı gölleri bulunur. En büyüğü Balık gölüdür.

Çarşamba Ovası: Yeşilırmak’ın taşıdığı alüvyonlarla oluşmuştur.

Sakarya Ovası: Delta ovasında ziyade bir taban seviyesi ovası özelliği taşır.

Meriç Deltası: Küçük bir oluk içende oluşmuş olup Meriç nehrinin getirdiği alüvyonlarla meydana gelmiştir.

Gediz Ovası: Gediz nehri oluşturmuştur. İzmir Körfezi’nin dolma tehlikesi durumunda nehrin yatağı değiştirilmiştir.

Küçük Menderes Ovası: Faylanma sonucu çöken sahalara zamanla alüvyonların dolmasıyla oluşmuştur.

Büyük Menderes Ovası:  Büyük Menderes ırmağının getirdiği alüvyonla oluşmuştur. Ovada Çamiçi gölü yer almaktadır.

Çukurova: Seyhan ve Ceyhan nehri oluşturmuştur. Türkiye’nin en büyük delta ovasıdır.

2-İÇ BÖLGELERDEKİ OVALAR: iç bölgelerdeki ovalarımızın büyük bir bölümü, tektonik çanaklar içinde göl ve akarsu depolarının birikmesi sonucu meydana gelmiştir. İç bölgelerde yer alan ovalar, fay kuşaklarındaki çöküntü sahaları boyunca görülür.

              Doğu Anadolu Fay Kuşağındaki Ovalar:

Muş ovası: karasu ve Murat nehirleri, menderesler çizerek akarlar

 Bingöl ovası, Murat nehri tarafından oluşturulmuştur.

Elazığ ve Uluova: Bu ovalar bir yerleşme ve tarım alanıdır.

Antakya-K.Maraş Ovası: Nur Dağı doğusunda bir graben içinde yer alır.

Amik ovası: Asi nehrinin oluşturduğu bir çöküntü ovasıdır.

               Kuzeydoğu Anadolu’da çökme sonucu oluşmuş olukların içerisinde geniş ovalar bulunur. Bunlar:

Göle ovası: Daha çok çayır ve bataklıklar yaygındır.

Ardahan ovası: Ovayı, Kura nehri sular.

Erzurum ovası: Türkiye’nin en yüksek ovalarından biridir (2000m)

Pasinler-Horasan Ovası: Aras nehrinin oluşturduğu bir ovadır.

Iğdır ovası: Etrafı dağlarla çevrilidir. Yüksekliği azdır. Sebze meyve ve yetiştirilir.

                Kuzey Anadolu Fay Kuşağındaki Ovaları

Bu kuşak üzerinde doğu da Erzincan ile batıda İzmit Körfezi arasında  Suşehri, Erbaa, Niksar, Taşova, Ladik Merzifon, Suluova ,Tosya, Kargı, Kurşunlu, Çerkeş, Vezirköprü, Taşköprü, Bolu, Düzce, Adapazarı ve Sapanca olukları bulun ur.

               İç Anadolu ovaları: İç Anadolu’da eski bir göl tabanı durumunda bulunan ve Türkiye’nin en büyük ovası olan Konya Ovası önemli yer kaplar.

Akşehir-Eber Ovası: Kuzeyde Emirdağları ile güneyde Sultan Dağları arasında bitişik halde bulunur. Bu ovalar üzerinde aynı zamanda göllerde bulunur. Ayrıca, Kayseri ve Develi ovaları ,Aksaray ovası, Ankara’da Akıncı ovası ve Çubuk ovası ve Eskişehir ovası bulunur.

                   Güney Doğu Anadolu Ovaları:

Türkiye’nin en büyük ovalarından biri olan ve Urfa’nın Suriye sınırında Altınbaşak, (Ceylanpınar) ovası bulunur. Ayrıca burada G.A.P kapsamında bulunan ovalar (Suruç, B. Antep, Klis) geniş yer kaplar.

                   Batı Anadolu Ovaları: Denizden başlayarak 200m yüksekliği kadar ulaşan ve kuzeyden güneye sıralanan Bakırçay, Gediz, K. ve B. Menderes ovaları bulunur. Ayrıca iç kısımlarda Bornova, Simav, Sandıklı, Afyon, Bursa,İnegöl,Karacabey,ve Balıkesir, ovaları yer alır.

 

OVALARIN ÖNEMİ :

1-Ovalar tarım ürünlerinin yetiştirildiği çok sayıda yerleşmelerin bulunduğu ve ulaşımın kolaylıkla sağlandığı sahalardır.

2-Ovalarımız önemli tarım sahalarıdır.

3-Ovalarımız önemli kentlerin kurulduğu sahalardır.

4-Ulaşım kolaylığı ve ucuz maliyetle konut ve sanayi tesisi inşaatı ovaları cazip hale getirmektedir.

[writer_slider attachment_ids=”1277,1278,1279,1280,1281″]

Tagged : / /

Türkiye’de Jeolojik Zamanlarda Meydana Gelen Olaylar

Türkiye’de Birinci Zamanda (Paleozoik’te) Meydana Gelen Olaylar

• Ülkemizin bulunduğu alan bu devrin başlarında tetis denizinin altında bulunuyordu. Daha sonra kuzeyden Rusya ve güneyden Afrika plakalarının birbirlerine yaklaşması sonucunda Ülkemiz’de bu denizin altında kalan tortullar sıkışarak yeryüzüne çıkmış ve Anadolu’nun temelinde bulunan sert kütleler(masif) oluşturmuştur.

Bu devirde oluşan başlıca arazilerimiz:

Menderes
 Zonguldak
 Bitlis
 Mardin
 Tokat
 Kırşehir
 Istıranca masifleri gibi

• Bu zamanda ülkemizin nemli ve sıcak bir iklim hüküm sürmüştür. Dolayısıyla gür bir bitki örtüsü oluşmuş ve bu bitki kalıntılarının çukur alanlarda birikmesiyle Zonguldak ve çevresinde taşkömürü yatakları oluşmuştur.
[writer_slider attachment_ids=”1031″]
Türkiye’de İkinci Zamanda (Mezozoik’te) Meydana Gelen Olaylar

• Bu dönemde Tetis denizinin tabanında ortaya çıkan tortullar aşınmaya uğradıklarından dolayı ülkemiz bir peneplen yani oldukça düz bir görünüm arz ediyordu.
• Aşınan maddeler çukur alanlarda birikerek Toros ve Kuzey Anadolu Dağlarının oluşumuna zemin hazırlamıştır.

Türkiye’de Üçüncü Zamanda (Tersiyer’de) Meydana Gelen Olaylar

• Ülkemizin yer şekillerinin oluşumu ve Anadolu’nun bugünkü şeklini almasında üçüncü zamanda yaşanan olaylar oldukça etkili olmuştur.
• Kuzey Anadolu ve Toros Dağları oluşmuştur.
• Linyit yatakları meydana gelmiştir.
• Kuzey Anadolu Fay Hattı oluşmuştur.
• Van ve Tuz Gölleri kenarlarında volkanik dağlarımız oluşmuştur.

Türkiye’de Dördüncü Zamanda (Kuaterner’de) Meydana Gelen Olaylar

• Anadolu’nun bugünkü görünümü meydana gelmiştir.
• Volkanik dağlar oluşumlarını tamamlamıştır.
• Ege Denizi oluşmuştur.
• Marmara Denizi oluşmuştur.
• İstanbul ve Çanakkale Boğazları oluşmuştur.
• Ülkemiz’deki vadiler, delta ovaları, birikinti konileri ve birikinti ovaları oluşmuştur.

[writer_slider attachment_ids=”1030,1032,1033″]

Tagged : / /

Yer Kabuğunun Malzemesi: Kayaçlar

 Yer kabuğunu oluşturan ve birleşiminde mineraller ile organik maddelerin bulunduğu katı materyallerin bütününe kayaç denir. Oluşumlarına göre kayaçlar 3 ana gruba ayrılır:

1. Püskürük Taşlar (Magmatik Kayaçlar)

Bu kayaçların tamamı minerallerden oluşmaktadır. Dünya ilk oluştuğunda tamamen püskürük kayaçlardan oluşmaktaydı. Oluşumu günümüzde de devam eden bu kayaçlar iki gruba ayrılır.

a. İç Püskürük Taşlar

Magmanın, yerkabuğunun içine sokularak yavaş yavaş soğuması ve katılaşmasıyla oluşur. Soğuma yavaş olduğundan iri kristallidir. Açık renklidir. En yaygın iç püskürük kayaç granittir. Diğer iç püskürük taşlar: Siyanit, Diyorit, Gabro.

b. Dış Püskürük Taşlar

Yerin derinliklerinden gelen magma yüzeye çıkarak atmosferle karşılaşınca hızla soğur ve katılaşır. Bu nedenle küçük kristallidir. Koyu renkli ve camsı yapıdadır. Dış püskürük kayaçlar: Bazalt, andezit, obsidyen, tüf.

 

2. Tortul Kayaçlar (Sedimanter Kayaçlar)

            Bu taşların kökeni de magmadır. Ancak dış kuvvetlerin etkisiyle bulundukları yerden koparılarak yer çukurluklarında (senklinal) birikip tabakalar halinde oluşurlar. Bünyelerinde canlı kalıntıları (fosil) bulundururlar. Genellikle tabakalı, gözenekli ve yumuşaktırlar. Tortul taşlar oluşumlarına göre üç gruba ayrılır:

 

a. Fiziksel (Mekanik) Tortul Taşlar

Akarsu, rüzgar, buzul, dalga gibi dış kuvvetlerin yeryüzünden kopardıkları parçacıkları senklinal çanaklarda biriktirmesi ile oluşur. Fiziksel Tortul Taşlar: Konglomera, kumtaşı, kiltaşı, breş.

b. Kimyasal Tortul Taşlar

Suda çözülmüş maddelerin suyun durgunlaşması, soğuması ya da buharlaşması gibi sebeplerle çözülmesiyle oluşur. Kimyasal Tortul Taşlar: Kalker (Kireçtaşı), kaya tuzu, jips, alçı taşı, bor, traverten, sarkıt, dikit.

c. Organik Tortul Taşlar

Bitki ve hayvan kalıntılarının fosilleşmesiyle oluşan taşlardır. Bunlardan bitki kökenli olanlar turba, linyit, taş kömürü, antrasit; hayvan kökenli olanlar tebeşir, mercankaya.

3. Başkalaşım (Metamorfik) Kayaçlar

Tortul ve püskürük kayaçların şiddetli basınç ve sıcaklık etkisiyle veya bünyelerine bazı sıvı ve gazların karışmasıyla değişikliğe uğrayıp farklı özellikleri kazanan taşlardır.

Kireçtaşı -> Mermer

Taşkömürü -> Elmas

Kuvars -> Kuvarsit

Granit -> Gnays

Kiltaşı -> Şist

UYARI: Madenlerden linyit, taş kömürü, antrasit ve petrol dışındakilerin tamamının oluşumu volkanik kökenlidir.

Tagged :

Tor Topoğrafyası

Asit bileşimli bir iç püskürük kaya olan granitler üzerinde ilginç yer şekilleri gelişmektedir. Kurak iklim bölgelerinde dirençli bir kaya olan granitler, nemli iklim bölgelerinde ise zayıf bir kayaca dönüşür. Bu kayaçlar içerisinde yer alan feldspatlar su ile temas edince kolayca çözünmeye uğrar. Bu kayalar üzerinde nemli iklim bölgelerinde tor topoğrafyası adı  verilen yer şekilleri gelişir.

Tor topografyasına İskoçya’nın  kuzeyinde yaygın olarak rastlanılır. Türkiye’de Uludağ üzerinde de tor topografyasına rastlanmaktadır.

Tagged : /

Kayaçlar ve Yer Şekilleri

KAYAÇ (Taş) : Yerkabuğunun yapı malzemesi olan, bir veya birden fazla minerallerden oluşan ve organik malzemelerden meydana gelen katı cisimlere denir.

Kayaçlar çok basit bir ifade ile mineral topluluklarıdır.

MİNERAL: Kayaçların yapısını oluşturan, belirli bir kimyasal bileşime sahip organik veya inorganik özellikteki katı bileşiklerdir.

* Canlı organizmadaki hücre gibi cansız doğada mineraller en küçük birimi oluşturur.

* Her bir mineral farklı elementlerden oluşur.

* Her bir kayaç çeşidi de farklı mineraller içerir.

* Mineraller yan yana gelerek kayaçları kayaçlarda yan yana gelerek kıtaları ve yer kabuğunu meydana getirirler.

Not: Kuvars,Kalsit ve Feldispat gibi Mineraller, doğada bulunan yaklaşık 2000 mineral içinde en yaygın olanıdır.

KAYAÇ DÖNGÜSÜ: Tüm kayaçlar sürekli bir dönüşüm içindedir. Püskürük, tortul ve başkalaşım kayaçları ufalanarak ve ayrışarak, tortul kayaçların ham maddesini oluşturur. Ayrıca püskürük ve tortul kayaçlar başkalaşım kayaçlarına, başkalaşım kayaçları da magma içine dalarak tekrar eriyik hale dönüşürler. Bu olaya Kayaç Döngüsü adı verilir.

KAYAÇLARIN ÖZELLİKLERİ:

* Birçok kayaç çok sayıda minerallerin birleşmesi ile oluşmuştur. Tek bir mineralde oluşan kayaç da vardır.

* Örneğin Granit kuvars ve feldispat minerallerinden oluşmuş iken kireçtaşı sadece kalsit mineralinden oluşmuştur

* Bazı kayaçlar aşınmaya karşı dirençli iken

*  İnsanlar tarih boyunca kayaçları değişik amaçlarla kullanmışlardır.

* Bazen kayaçları kesici aletlerin yapımında, bazen bitkileri öğütmek için, bazen de onları süs eşyası kap ve kacak yapımında kullanmışlardır.

* Ayrıca kayaçları oyma suretiyle onlardan barınak ve yırtıcı hayvanlardan korunmak için yaralanmışlardır.

* Günümüzde de insanlar kayaçlardan inşaat faaliyetlerinde, yollarda kaldırımların döşenmesinde sanayide ve değişik alanlarda yaralanmaktadır.

* Kayaçların setlik dereceleri mineral özelliklerine göre değişir.

* Yeryüzündeki kayaçlar, dış kuvvetlerin ve yer kabuğu hareketlerine bağlı olarak sürekli aşınıp şekillenirler.

*  Genel olarak granit, bazalt, kireç taşı, andezit gibi kayaçlar aşınmaya karşı dirençli olduklarından çevresine göre belirgin ve yüksek yer şekilleri oluştururlar.

*  Buna karşın alüvyon, kil, marn gibi kayaçlar aşınmaya karşı dirençsiz olduklarından çevresine göre alçak ve belirgin olmayan yer şekilleri oluşturmaktadır.

KAYAÇLARIN SINIFLANDIRILMASI

* Kayaçların sınıflandırılmasında en önemli ölçüt Jeolojik konumları ve oluşum süreçleridir.

1) PÜSKÜRÜK(KATILAŞIM/MAĞMATİK/VOLKANİK) KAYAÇLAR 

* Püskürük kayaçlar magmanın soğuyarak katılaşması sonucu oluşurlar.

* Kökenlerini magma(yunanca hamur demek ) oluşturduğu için bunlara magmatik kayaçlar da denir.

* Yerin iç kısımlarında aşırı sıcaktan dolayı erimiş halde bulunan magmanın, yeryüzünde ve yeryüzüne yakın yerlerde soğuyarak katılaşması sonucu oluşan kayaçlardır.

* Püskürük kayaçlar oluştukları yere göre 2’ye ayrılır.

A) İÇ PÜSKÜRÜK KAYAÇLAR

* Magma yerin derinliklerinde ağır ağır soğuması sonucu oluşan kayaçlardır.

* Soğuma yavaş olduğundan genellikle çok sert, iri taneli ve açık renkli olurlar.

* Bu taşlar her ne kadar yerin altında oluşmuşlarsa da dış kuvvetlerin zamanla üzerindeki tabakaları aşındırması sonucu açığa çıkarlar.

* İç püskürük kayaçların başlıcaları Granit, Siyenit ve diyorit’tir.

* Yeryüzünde en çok rastlanan iç püskürük kayaç granit’tir.

* Granitler, fiziksel ve kimyasal ayrışmaya uğradıklarında değişik boyut ve şekillerde bloklara dönüşür.      Bu şekilde granit bloklardan oluşan topografya’ya TOR TOPOGRAFYASI denir ki bu topografya kuzey İskoçya’nın tanıtıcı yer şekillerindendir.

B) DIŞ PÜSKÜRÜK KAYAÇLAR 

* Magmanın yeryüzüne çıkarak orada soğuması sonucu oluşan kayaçlardır.

* Soğuma magmanın atmosfer koşullarıyla karşılaşmasına bağlı olarak hızlı bir şekilde gerçekleştiğinden genellikle ince kristalli ve koyu renkli olurlar.

* Bazen çok geniş alanlara yayılan lav akıntıları şeklinde bazen de yayılmadan katılaşan lavların oluşturduğu yığınlar şeklinde bulunabilirler. Başlıca dış püskürük kayaçlara bazalt, andezit, volkancamı, sünger taşı ve volkanik tüf örnek gösterilebilir. Fosil bulundurmazlar.

2)TORTUL(SEDİMANTER) KAYAÇLAR    

* Yeryüzünü oluşturan kayaçlar dış kuvvetler tarafından ufalanarak taşınır. Taşınan malzemeler akarsu,göl ve okyanus tabanları ile çukur alanda birikir. Bu malzemeler zaman içinde sıkışarak,taşlaşıp tortul kayaçları oluşturur.

* Bu kayaçlar genellikle tabakalar halindedir.

* Bu tabakalar içinde yer alan bitki ve hayvan kalıntıları olan Fosiller oluştukları dönemlere ait özellikler hakkında bilgi verir.

* Tortul kayaçlar oluşumlarına göre 3’e ayrılır.

Not: Tortul kayaçlar tabakalı bir yapıya sahip olmaları, fosil bulundurmaları ve çok geniş alanlara yayılmaları ile diğer kayaçlardan ayrılır.

A) ORGANİK TORTUL

* Bitki ve hayvan kalıntılarının deniz ya da göl çanaklarında birikmesi ile oluşurlar.

* Karbonca zengin olan bu kayaçların en tipik örneği taş kömürüdür.

* Kömürden daha yaşlı Antrasit ile kömürden daha genç olan linyit ve turba diğer organik tortul kayaçlardır.

* Hayvanların iskelet ve kabuk kısımlarının birikmesi ile mercan kayaları ve tebeşir meydana gelir.

B) FİZİKSEL(KIRINTILI/TAŞINMIŞ)KAYAÇLAR 

* Akarsular, Rüzgârlar ve buzullar tarafından kayalardan koparılan parçaların çukur yerlerde birikmesi ile ve bu irili ufaklı taneciklerin doğal bir çimento ile birleşmesi sonucu oluşur.

* Kayacın içerisinde daha çok kil bulunuyorsa Kiltaşı, kum bulunuyorsa Kum taşı, çakıl bulunuyorsa Çakıl taşı(konglomera) meydana gelir. Eğer çimento ile bağlanan çakıllar köşeli ise Breş, yuvarlak ise Puding ismini alır.

C) KİMYASAL TORTUL KAYAÇLAR

* Suda eriyerek çözünebilen minerallerin daha sonra çökelerek birikmesi sonucunda oluşmuşlardır.

* Bu kayaçların en yaygın olanları Kalker (Kireçtaşı), Jips (Alçıtaşı), ve Kayatuzu’dur.

* Kimyasal süreçler sonucunda çökelme ile oluşurlar.

* Sertlikleri azdır. Bu nedenle aşınmaya karşı dayanıksızdırlar.

* Sularda çözünmüş halde taşınan bikarbonatların, suyun buharlaştığı yerlerde çökelmesi ile Travertenler oluşur.

* Mağaralara sızan kireç sularının buharlaşması ile de Sarkıt-Dikit ve Sütun gibi oluşumlar meydana gelir.

* Tuzlu suların yaygın olduğu göl ortamlarında ise Kaya tuzu ortaya çıkar.

* Direnci az olduğundan Jips Kireçtaşına göre daha kolay erir.

NOT: Kalker (Kireçtaşı), Jips (Alçıtaşı), ve Kaya tuzu gibi kolay eriyebilen kayaçların yaygın olduğu alanlara Karstik alanlar denir, bu yörelerde oluşan şekillere de karstik şekiller denir. Türkiye’de Akdeniz Bölgesi karstik arazinin en yaygın olduğu yerdir.

Türkiye’de Akdeniz Bölgesindeki karstik şekiller Kireçtaşına bağlı oluşmuş iken, Sivas-Çankırı yöresinde Jipse bağlı, Tuz gölü çevresinde de Kaya tuzuna bağlı karstik oluşumlar vardır.

Karstik Şekillerin oluşturduğu topoğrafyaya KARST TOPOĞRAFYASI denir.

3) METAMORFİK (BAŞKALAŞIM) KAYAÇLAR  

* Püskürük ve Tortul kayaçların yüksek sıcaklık ve Basınç koşulları altında kalarak zamanla renk ve şekil değiştirmeleri sonucunda başkalaşım metamorfik kayaçlar oluşur.

* Bu şekilde oluşan yeni kayacın direnci de daha yüksektir.

* Başlıca örnekler mermer, Gnays, kuvarsit ve elmas’tır

* Metamorfik kayaçların oluşum süreçlerine bağlı olarak gözenekliliği ve geçirimliliği azdır.

* Bu kayaçları oluşturan mineraller, geçirdikleri önemli değişmeler nedeniyle artık gözle ayırt edilemez.

Tagged : /

Karst Topoğrafyası

Suyun içinde erimiş halde bulunan maddelerin çökelmesiyle oluşmaktadır. Kireç taşı, göllerde, denizlerde ve yeraltı sularında yaygın olarak bulunan kirecin çökelmesiyle oluşmaktadır.

Kimyasal kayaçlar Kireçtaşı (kalker), traverten, kayatuzu, jips (alçı taşı) ve dolomit örnek verilebilir.

Kimyasal tortul kayaçlar su ile temasa geçince kolayca çözünmektedir. Bundan dolayı nemli ve sıcak iklim koşulları altında kimyasal tortul kayaçların bulunduğu sahalarda lapya, dolin, uvala, obruk ve polye gibi karstik şekiller oluşmaktadır.

Ayrıca mağaralar, sarkıtlar, dikitler, sütunlar da karst topoğrafyasının yer şekilleridir.

Karstik şekiller özellikle saf ve kalın kireç taşları üzerinde daha iyi gelişme göstermektedir. Jips, anhidrit ve kaya tuzları üzerinde oluşan karstik şekiller ise kolayca tahrip olmaktadır.

Tagged :