Dünya Güneş’e En Uzak Olduğu Dönemde Olmasına Rağmen Havalar Neden Aşırı Sıcak?

Dünya’nın Güneş etrafındaki yörüngesinin elips şeklinde olduğunu biliyoruz. Bu elips şeklindeki yörüngenin en yakın günü, 147 milyon km uzaklıkta olduğumuz Ocak ayı başında gerçekleşti. En uzak olduğumuz noktayı ise bugün yaşıyoruz, Güneş’ten an itibariyle tam 152 milyon km uzaklıktayız.

Aslına kozmik ölçekte bakılırsa, 5 milyon km çok da büyük bir mesafe sayılmaz. Kaldı ki sıcak ve soğuk havaları belirleyen şey 5 milyon km’lik bir uzaklık değil. Dolayısıyla gün ve hafta itibariyle yaşadığımız bu sıcak havaların asıl nedeni farklı; gezegenimizin eksen eğikliği.

Gezegenimiz  yörüngesinde 23.5 derecelik bir açıyla dönüyor. Bu nedenle yaz aylarında gezegenin kuzey kutbu Güneş’e dönük olurken, kış aylarında gezegenin güney kutbu Güneş’e dönük oluyor. Sonbahar ve ilkbahar başında iki kutup da eşit açılarla Güneş’i görüyor.

Güneş ışınları gezegene ne kadar dik bir açıyla geliyorsa, alan başına daha fazla ışık alınıyor. Bunu bir benzetmeyle açıklamak gerekirse, bir bardağa pipetleri yandan yerleştirmeye çalıştığınızı düşünün. Bir de tamamen dik şekilde bardağa yerleştirdiğinizi hayal edin, ikinci durumda daha fazla pipet bardağa sığacaktır.

Daha fazla ışık huzmesi demek, daha fazla enerjinin gezegene ulaşması demek. Daha fazla enerji de havanın daha fazla ısınması anlamına geliyor. Peki şu an anormal sıcaklıklar yaşamamızı bununla açıklayabilir miyiz? Cevap evet; ara sıra böyle anormal sıcaklıkların yaşanmasını, Güneş ışıklarının dönem dönem ekstra fazla gelmesiyle açıklayabiliyoruz.

Yine de küresel ısınmanın da bu konuda etki ettiği bir gerçek. Örneğin 2015, tarihteki en sıcak ikinci yıldı; 2016, tarihin en sıcak yılıydı; 2017 ise tarihin en sıcak üçüncü yılıydı. Dolayısıyla küresel ısınmanın sıcaklıkları ekstra artırdığını inkar edemeyiz.

Bir diğer neden ise günöte adı verilen Güneş’e en yakın olduğumuz bu günde, Güneş’e dönük olan kuzey yarımkürenin çok fazla karaya sahip olması nedeniyle ekstra ısınması. Ocak ayında Güneş’e daha yakın olmamıza rağmen, güney yarımküre Güneş’e dönük olduğundan ve kara miktarının az olmasından ötürü, sıcaklık zor ısınan okyanuslara yayılıyor ve havalar nispeten daha serin oluyor.

Tagged : /

Evren ne kadar büyük ?

Teknolojinin gelişmesi sayesinde astronomlar, Büyük Patlama’dan sonra meydana gelen olayları daha derinlemesine inceleme fırsatı bulabildi. Ancak bu, evren ile ilgili her bilgiye sahip olduğumuz anlamına gelmiyor. Evren’in sonsuzluğu, şekli ve genişliği gibi değişik nedenlere göre değerlendirilir. Peki, evren ne kadar büyük? Bilim adamları, henüz tam bir rakam veremiyor.

Gözlemlenebilen Evren

Astronomlar, evrenin yaşının 13,8 milyar olarak hesaplıyor. Işık hızı ve mesafe arasındaki bağdan dolayı yalnızca Dünya’dan 13,8 milyar ışık yılı uzaklıktaki mesafe gözlemlenebiliyor. Yani okyanus ortasındaki bir gemiden nasıl yalnızca belli mesafeler gözlemlenebiliyorsa astronomlar da teleskopları ile ancak Dünya’dan 13,8 milyar ışık yılı uzaklığı gözlemleyebilir. Dünya’nın neresinden gözlem yapılırsa yapılsın dünya yarıçap kabul edildiği için her noktadan ancak 13,8 milyar ışık yılı mesafe gözlemlenir.

“Gözlemlenebilir” kelimesinin kullanılmasından anlaşılacağı gibi, daha uzağın gözlemlenememesi orada bir şey olmadığı anlamına gelmez; yalnızca gözlemleyemediğimiz için bilmeyiz.

Gözlemlenebilir küre çap olarak 28 milyar ışık yılı mesafede görünse de aslında daha büyüktür. Bilim adamları, evrenin genişlediğini biliyor. Bilim adamları, Büyük Patlama esnasında Dünya’dan 13,8 milyar ışık yılı uzaklıktaki bir noktayı gözlemleyebilirken, bugün aynı nokta 46 milyar ışık yılı uzaklıktadır. Bu da gözlemlenebilir çapın 92 milyar ışık yılı mesafe olduğunu kanıtlar.

Dünya’yı Evren’in merkeziymiş gibi düşünerek gözlemlenebilir alanın belirlenmesi, insanlığı Evren’in merkezine koymak gibi görünebilir. Okyanus’taki gemiden kara görünmemesi o geminin okyanusun tam ortasında olduğu anlamına gelmez. Bu örnekte olduğu gibi Evren’in kenarını göremiyor olmamız Evren’in merkezinde olduğumuz anlamına gelmez.

Evren’in Şekli

Evren’in büyüklüğü, büyük oranda şekliyle ilişkilendirilir. Bilim adamları, evrenin şeklinin kapalı (sonlu) ve küresel, açık (sonsuz) ve eyer şeklinde ya da kağıt gibi düz ve sonsuz olduğunu tahmin ediyor.

Sonlu bir Evren’in büyüklüğü sonlu olduğundan ölçülebilir; aynı durum kapalı, küresel Evren için de geçerlidir. Ancak sonsuz Evren’i ölçmek mümkün değil. Çünkü sonsuzu ifade eden bir ölçüm mevcut değil.

NASA, 2013 yılında Evren’in 0,4 hata payıyla düz olduğunu duyurdu. Düz bir evren, sonsuz bir evren demek. Sonsuz evren’in büyüklüğü ise sonsuz.

Kaynak: space.com

Tagged :

Yıldızlar neden yanıp sönerler?

Gökyüzüne baktığımızda yıldızları ve gezegenleri ayırt edebiliriz. Yıldızlar yanıp söner; ancak gezegenler yanıp sönmez. Yıldızlar, gezegenler, hatta Güneş ve Ay bile değişik miktarda da olsa yanıp söner. Yani atmosfer dışında konumlanmış her şey yanıp söner.

“Yanıp sönme” sözcük öbeğini astronomik terim “astronomik ışıldama/parlama” olarak ifade edilebilir. Her ne kadar yaşamak için atmosfere ihtiyaç duysalar da astronomi bilimi, bilim sahnesinde kendisine yer edindiği günden beri astronomların en büyük sorunu gökyüzündeki cisimlerin görüntülenmesini engelleyen atmosfer ve atmosferik türbülans olmuştur. Neden mi? Çünkü atmosfer, gözlem esnasında gökyüzünden görüntü alınırken bulanıklığa neden olmakla kalmaz bir de hava partikülleri görüntünün arka planında kirliliğe neden olur.

Yıldızların yanıp söner gibi görünmesinin de nedeni atmosferdir. Bir yıldızın ışığı atmosferden geçerken hava ısısındaki değişikliklerden dolayı kırılır. Bu da dünyadan bakıldığında ışığın yanıp sönüyormuş gibi görünmesine neden olur. Oysa aynı gözlem uzaydan yapılsa ışık sabit kalır.

Yıldızlar yanıp söner gibi görünürken gezegenlerin öyle görünmemesinin nedeni ise hem yıldızlara kıyasla dünyaya daha yakın olmaları hem de atmosferik koşullardan yıldızların ışığı kadar etkilenmiyor olmalarıdır.

Astronomlar, atmosferik türbülans ile iki şekilde mücadele eder:

Gözlemleri atmosferin üstünden yaparak:

Hubble Uzay Teleskobu, atmosferin dışında konumlandırılmış, atmosferin olumsuz etkilerinden (görüntüde bulanıklık ve partiküllerin oluşturduğu arka plan kirliliği vb.) bağımsız görüntü alınabilmesini sağlayan bir uzay teleskobu. Hubble, milyarlarca ışık yılı uzaklıktaki galaksileri atmosferik kırınımlar olmadan çözümleyebilir.

Atmosferik türbülansın neden olduğu sapmaların etkisini azaltarak:

Kullanılan teleskopların çoğunda atmosferin neden olduğu kırınımları yansıtarak etkisini azaltmayı hedefleyen uyarlanabilir optikler kullanılır.

Astronomlar kendi gözlem alanları içerisinde yapay bir yıldız yaratarak gökyüzüne güçlü bir lazer yansıtır. Çünkü yapay yıldızın nasıl göründüğünü bilirler, böylece atmosferin neden olduğu kırınımların etkisini teleskopta ayırt edebilirler. Her ne kadar bu yöntem uzaya bir teleskop yerleştirmek kadar iyi bir yöntem olmasa da daha ucuzdur.

Kaynak: universetoday.com

Tagged :

Kayıp ksenon paradoksuna yeni bir çözüm

Dünya’daki kayıp ksenonun nereye gittiğine dair yeni bir cevap ortaya çıktı – gezegenin atmosferi, beklenen gaz miktarından %10 daha az içeriyor1. Dünya milyarlarca yıl önce oluşmaya başlayınca, atmosferik ksenonun gezegenin çekirdek bölgesinde demir ve nikel bileşikleri şeklinde bulunabileceğine ilişkin hesapsal modeller mevcut. Diğer araştırmacılar çalışmayı tebrik ediyor, ancak Dünya’nın merkezi’ne ksenonu taşımadaki pratik zorluklardan dolayı paradoksu çözme konusunda şüphe ile bakıyor.

Argon ve kripton gibi daha hafif asal gazlara göre, Dünya’daki ksenonun oranı karbonlu kondroitler olarak bilinen meteoritlerde (Dünya’da ham madde olarak kabul edilir) saklı olandan çok daha düşüktür. Bu çapraşıklığı açıklamak için pek çok girişimde bulunulmuştur.

Bazıları, ksenonun Dünya’dan seçimli olarak giderildiği konusunda kuşkularını bildiriyor. Örneğin, Almanya’daki Bayreuth Üniversitesi’nde deneysel jeobilimciler olarak çalışan Svyatoslav Shcheka ve Hans Keppler, 2002 yılında Nature isimli prestijli bilim dergisinde yayınladıkları bir çalışmada, ilk olarak oluşan magma okyanusunda çözünmüş argon ve kriptonun, çözünmeyen ksenonu meteorit bombardımanı ile uçurduğu görüşünü bildirmiştir2. Magma katılaştığı zaman, argon ve kripton atmosfere geri verilmiş olabilir. Diğerleri, Dünya’da ksenonun hâlâ dağılmış durumda olabileceği çeşitli yollar bulmak yolunda gidiyor. Buna örnek olarak Artem Oganov ve arkadaşları verilebilir, bu grup 2012 yılında Dünya’nın çekirdeğindeki oksitler ve silikatların küçük miktarda ksenon safsızlıkları içerdiğini öne sürdü.

Ksenon-demir yapısının üstten (soldaki resim) ve çokgensel (sağdaki resim) gösterimi. Demir atomları altın, ksenon atomları da mavi renkle gösterilmiştir © NPG.

Hesapsal fizikçi Yanming Ma ve Jilin Üniversitesi’nde (Çin) çalışan arkadaşları kendi elektronik yapı algoritmalarını kullanarak Dünya’nın iç çekirdeğindeki aşırı yüksek basınç ve sıcaklıklar altında ksenonun demir ve nikel ile (çekirdeğin birincil bileşenleridir) çok sayıda kararlı metaller arası bileşikler oluşturabileceğini ortaya çıkardılar. Bunlar arasında en kararlı olanları XeFe3 ve XeNi3tür. University College London’daki Chris Pickard grubu tarafından geliştirilen alternatif bir algoritma da benzer sonuçlar vermiş. Ma, şöyle diyor: “Ksenon-demir ve ksenon-nikel bileşikleri, ksenon için şu ana kadar Dünya’nın iç kısmında fiziksel ve enerjetik olarak kararlı olan tek bilinen bileşikleridir”. Hesaplarına göre argon ve kripton benzer bileşikler oluşturmamaktadır.

Oganov ve Shcheka bu basit kimyasal sonuçtan etkilenmişler ve Oganov’a göre “kimyada yeni bir dünyayı açan” asal bir gazın “kararlı ve stokiyometrik bir bileşiğinin keşfedilmesi” olayı ile karşı karşıyayız.

İki yazar da henüz bu sonucun kayıp ksenon paradoksunu çözmeye yeteceğini düşünmüyor. Oganov, araştırmacıların kendi verilerine göre ksenon bileşikleri çekirdekteki basınçlar altında kararsız olduğunun ortaya çıktığını belirtiyor ve demir ve nikelin nasıl olup da ksenon ile çekirdekte bileşik oluşturabileceğini soruyor.

Shcheka ise, jeokimyasal delillere göre kayıp ksenonun çok erken dönemde kaybolduğunu söylerken iç çekirdeğin Dünya tarihinin daha sonraki zamanlarında oluştuğunu belirtiyor ve şöyle bir soru soruyor: “Dünya’nın oluşumu ile çekirdek oluşumu arasındaki zaman zarfında ksenon nerede idi?”.

Kaynaklar

1 L Zhu et alNat. Chem., 2014, DOI: 10.1038/nchem.1925

2 S S Shcheka and H Keppler, Nature, 2012, 490, 531 (DOI:10.1038/nature11506)

rsc.org/chemistryworld/2014/04/new-solution-missing-xenon-paradox-nickel-iron-earth-core

Tagged :

Merkezinde 3 dev karadelik bulunan gök ada keşfedildi

Bilim insanları merkezinde sadece bir tane değil üç tane dev karadelik bulunan bir uzak gök ada keşfettiler.

Bilim insanlarına göre bu yeni buluş birbirlerine yakınca bağlanmış bu dev karadelik kümelerinin daha önce düşünülenden daha yaygın olduğunu ve onları bulmanın daha kolay bir yolunu ortaya koyuyor. Güneş’in kütlesinin milyarlarca katına sahip olan dev karadelikler, evrende bulunan tüm büyük gök adaların kalbinde bulunmaktalar.

Çoğu gök ada merkezinde sadece bir tane dev karadelik bulunduruyor. Bunun yanında, gök adalar birbirleriyle birleşerek evrim geçiriyorlar ve birleşmiş gök adalar zaman zaman merkezlerinde birden fazla dev karadelik bulundurabiliyorlar.

Astronomlar alfabe çorbasını anımsatan SDSS J150243.09+111557.3 ismindeki bir gök adayı gözlemlediler. Beklentilerine göre bu gök ada birden çok dev karadeliğe sahip olabilirdi. Bu gök ada Dünya’dan 4,2 milyar ışık yılı uzaklıkta bulunuyor, araştırmanın başında bulunan ve Güney Afrika’daki Cape Town Üniversite’sinde radyo astoronom olarak çalışan Roger Deane “evrenin genişliğinin üçte biri uzaklıkta” diyor.

Bu gök adayı araştırmak için bilim insanları birbirlerinden 10.000 kilometre uzaklıkta konumlanmış büyük radyo antenlerini kullandılar. Kısace VLBI adı verilen bu teknikle araştırmacılar Hubble Uzay Teleskobu ile görülebilenden 50 kat daha fazla detayı görebildiler.

İki astronom beklentilerine ters bir şekilde gök adanın iki yerine üç tane dev karadeliğe ev sahipliği yaptığını fark ettiler. Bu üçlü karadelikten iki tanesi birbirine oldukça yakın, işte bu yakınlık nedeniyle önceden bunu tek bir karadelik olarak düşünmüşler.

Bilim insanlarının detaylı çalışması Nature dergisinde yayımlandı.

Kaynak: mashable.com/2014/06/27/black-hole-trio-distant-galaxy/

Tagged :

Evren Balon Şeklinde Mi? Çoklu Evren Teorisi Test Ediliyor

Perimeter Ortaklığı Fakültesi’nden Matthew Johnson ve diğer bilim insanları çoklu evren teoreminin hipotezini bilimsel açıdan test edilebilir bir dünyaya taşımaya çalışıyor. Büyük patlamadan önce her şey sadece vakumdu. Vakum karanlık enerji adı verilen bir genişleme alanıyla (Higgs alanı) kaplandı. Sanki bir demlikteki suyun buharlaşırken kabarcıklar çıkarması gibi balonlara ayrıldı. Her balon bir diğer enerjisi az olan vakumu içerdi ve halen hiçlikte değildi. Bu enerji nedeniyle balonlar genişlemeye başladı. Sonunda kaçınılmaz olarak bazı balonlar birbirlerine çarpmaya başladı. Buarada ikinci bir balonun üretilme ihtimali var. Bu balonlar birbirinden ayrı ve seyrekte olabilir ya da aynı bir köpükteki gibi birbirine yakında olabilir.

İşte bu balonları her birinin bir evren olduğunu düşünün. Bu resmi canlandırdığınızda sanki köpüklü bir evrenler denizi ortaya çıkıyor. İşte bizim evrenimizin bu evrenlerden sadece biri. Çoklu evren hipotezinde ceviz kabuğundaki kabarcıklar gibi … Aslında hiç de kötü hikaye değil. Bilim insanları fiziksel açıdan motive olarak evrenin düşündüğümüzün aksine kozmik bir genişlemeden ibaret olmadığını destekliyor. Continue reading “Evren Balon Şeklinde Mi? Çoklu Evren Teorisi Test Ediliyor”

Tagged : /

Neptün

Neptün Güneş sisteminin Güneş’ten uzaklık sırasına göre 8. gezegenidir. Kütle açısından Jüpiter ve Satürn’den sonra üçüncü, çap açısından bu iki gezegen ve Uranüs’ün ardından dördüncü sırada gelir. Adını Roma deniz tanrısı Neptunus’tan alır. 1846 yılında Urbain Le Verrier ve Johann Gottfried Galle tarafından bulunmuştur. Gaz devleri sınıfına girmektedir. Güneşe olan uzaklığından dolayı Neptün gezegeni hakkında kesin bilgiler bulunmamaktadır. Fakat gezegenin yakınlarından geçen Voyager 2 uzay sondasından alınan bilgilere göre, gezegen 22300 km lik yarı çapa sahiptir ve kendi ekseni etrafındaki dönüşünü 17.24 saatte tamamlamaktadır. Neptün’ün yüzeyinde en yüksek sıcaklıklar -220° C’a yaklaşır ve astronom A. Dollfus, gezegenin üstünde, hareketsiz gibi görünen düzensiz lekeler gözlemiştir. Buna dayanılarak, her şeyin don olayı nedeniyle hareketsizleştiği ve atmosfer akımları bulunmadığı sanılmaktadır. Gezegenin göğünde, Triton ve Nereid adları verilen, çok soluk renkli 2 ay vardır; daha büyük olan birincisinin boyutları Yer’in uydusu Ay’ınkinden büyüktür. Bu gezegen X ışınları (gama ışınları) yaymaktadır.  Continue reading “Neptün”

Tagged : /