Çığ nedir, nasıl oluşur?

Türkiye’de özellikle Doğu Anadolu Bölgesi’nde kar yağışı ile görülen tehlikelerden birisi Çığ olayları…. Peki çığ nedir? Çığ anında ne yapılmalı?

ÇIĞ NEDİR, NASIL OLUŞUR?

Çığ, genellikle bitki örtüsü olmayan engebeli, dağlık ve eğimli arazilerde, vadi yamaçlarında tabakalar halinde birikmiş olan kar kütlesinin iç ve/veya dış kuvvetlerin etkisi ile başlayan bir ilk hareket sonucu (tetiklenen), yamaçtan aşağıya doğru hızla kayması olarak tanımlanır.

Çığ kısaca, kar tabakası veya tabakalarının iç ve dış kuvvetler etkisi ile yamaç eğim yönünde gösterdiği akma hareketidir. Kar tabakalarının birbirlerinden farklı özellikleri olacağından; çığ, bazen diğer bir tabaka üzerinde kayan bir tabaka veya tabakalar ile veya tüm tabakaların zemin üzerinde topluca kaymaları sonucunda oluşur.

TÜRKİYE’DE ÇIĞ

Türkiye’nin özellikle kuzey-kuzeydoğu ve doğu kesimlerinde, çığ olayına uygun topografik ve meteorolojik koşullara sahip dağlık alanlar mevcuttur. Ortalama yüksekliği 1000 m’yi geçen ve çığ oluşumuna uygun alanların yüzölçümü bu bölgeler içinde çok yüksek bir yüzdeye sahiptir. Dağlık alanların, Türkiye yüzölçümünün yaklaşık 1/3’ünü oluşturduğunu düşünecek olursak, çığ olayının meydana geldiği alanların yayılımının ne kadar büyük olduğu anlaşılır. Bu bölgelerde meydana gelen çığlar, yerleşim yerlerini, yolları, turistik tesisleri ve diğer bütün devlet yatırımlarını tehdit etmektedir. Çığ olayının yerleşim yerlerine etkisi her afet türü gibi sosyal ve ekonomik açıdan olmaktadır.

ÇIĞ ANINDA NE YAPILMALI?

Çığ genellikle çok hızlı gelişir ve hareket eder. Bu nedenle, çığın oluşması fark edildikten sonra mümkün olduğunca hızlı ve soğukkanlı olunmalıdır. Çığın başlangıç anından sonra, eğer bina içinde değil dışarıda bulunuyorsanız,

– Çığ başladığında, çığın büyüklüğüne, hızına, patikanın genişliğine, etrafta bulunan araçlara (araba, kayak, kar aracı veya hiçbir şey) ve var olan daha güvenli yerlere (büyük ve sabit kayalar, yamaç aşağı girintiler, vb.) bağlı olarak, o alandan çok hızlı bir şekilde ayrılmaya karar vermek gerekir.

– Çığın daha yavaş ve yüksekliğinin az olduğu kenar kısımlarına ulaşmaya çalışmak,

– Bağırarak veya başka ses kaynaklarını (korna, çan, ıslık, siren) kullanarak, diğer insanları uyarmak,

– Eğer çığa yakalanmamız kesin ise veya o anda kayak yapıyor iseniz, kayak sopalarını (batonlar bileğe bağlı olmamalıdır) ve kayakları çıkarıp atmak, sabit bir ağaç (yeterince güvenilir olmasa da çığın büyüklüğüne göre çare olabilir), kaya veya başka bir cisme tutunmaya çalışmak,

– Kırılmış ağaç ve kaya parçalarından uzak kalmaya veya korunmaya çalışmak,

– Yerden de destek alarak yüzme hareketi yaparak akan karın üstünde kalmaya çalışmak,

– Ağzı sıkıca kapatmak, eğer mümkünse kafa karın altında kaldığı anda uzun süre nefesi tutmaya çalışmak,

– Önerilen diğer bir yöntem de akış sırasında oturma pozisyonu almaktır. Bu yöntemde bacaklar ve kollar birbirlerine yapıştırılır ve çığ durmadan kısa süre önce, bacaklar ile yeri sertçe iterek (eğer zemin altta ise veya zemin üzerindeki kar sertleşmeye başlamış ise) kalkmaya çalışmak. Çünkü çığ durduktan sonra, betonumsu bir özellik kazanacak olan kar içinde, değil kalkmak parmağımızı oynatmak bile imkansızdır.
Çığ durmadan önce mutlaka bir el yüzün önünde (ağız ve burnu kapatacak şekilde), diğer el de başın üstünde (yüzeye doğru uzatarak) tutmak ve kar altında kalınan zaman boyunca bizim için hayati önem taşıyacak olan nefes alınan boşluğu (hava kesesi) genişletmek ve bu arada başı sağa sola çevirmeye çalışmak da fayda vardır. Bu hava kesesi, çok küçük olsa bile ağız ve burnun kar ile dolmaması demektir. Kesenin varlığı, kazazedenin her zaman kurtulma şansının olduğunu ümit etmesini sağlar.

– Karda ses iletimi az olmasına rağmen, eğer yüzeye yakın olunduğu hissedilirse ya da öyle olabileceği varsayımını ihmal etmemek için bağırmak faydalı olabilir.

– Bazı olaylar ve araştırmalar göstermiştir ki, sırt çantası taşıyan insanların çığın topuğu civarında yüzeyde kalma şansları, taşımayanlardan daha fazladır.

Eğer bir aracın içinde bulunuyorsanız;

– Motoru durdurup, ışıkları söndürmeli,

– Araçtaki oksijen miktarını korumak için sigara içmemeli ve kibrit yakmamalı,

– Eğer telsiz varsa çağrı yapmalı ve telsizi alıcı konumunda sürekli açık tutmalı,

– Dışarı ses (korna) ve ışık verecek herhangi bir alet (fener gibi) faydalı olabilir,

– Eğer araçta bir çubuk veya benzeri bir alet var ise, bunu kar içine yukarı doğru batırıp kurtarmaya gelecek olanların çubuğu görmelerini ümit etme şansımız da olabilir

– En son olarak da çevreleyen karı kazmaktır. Ancak, kazarken kişi kendini kesinlikle güvende hissetmiyorsa araç içinde kalmanız daha emniyetlidir.

ÇIĞDAN SONRA NE YAPMALI?

Çığ olduktan sonra, en kısa zamanda ilgili kişi ve kuruluşlara haber verilmelidir. Ancak, afet olduktan sonra ilgili kişilere ulaşılamıyor ise aşağıda verilen telefonlara haber verilmesi, size en kısa zamanda yardımın ulaşmasını sağlayacaktır. Bu numaralar sizde yok ise, hemen şimdi kolay erişebileceğiniz bir yere not ediniz! Bu numaralar;

155 Polis
156 Jandarma
179 Alo Valilik

KAYNAK: NTV
Tagged : /

Türkiye’de Doğal Afetler

Yerleşim, üretim, altyapı, ulaşım, haberleşme gibi genel yaşamın zorunlu araçlarını ve sürekliliğini bozacak ölçüde aniden ve belirli bir süreç içerisinde meydana gelen doğal yer ve hava hareketlerine doğal afet denir.

Doğa olaylarının afete dönüşmesinde, ülkemizin jeolojik, jeomorfolojik ve meteorolojik özelliklerinin yanında beşeri coğrafyanın da etkisi vardır. Bunların başlıcaları; göç alan yerlerin plansız kentleşmesi, tarıma elverişli düzlüklerin yerleşme ve sanayi alanlarına dönüştürülmesi ve ekolojik dengenin bozulmasıdır.

Doğal afetler üç şekilde sınıflandırılabilir.

1. Yer kökenli (jeolojik ve jeomorfolojik) doğal afetler: Deprem, heyelan, kaya düşmesi, tsunami, volkan püskürmesi.
2. Atmosfer kökenli doğal afetler: Sel-taşkın, aşırı kar, çığ, sis, don, fırtına, yıldırım, kuraklık.
3. Biyolojik kökenli doğal afetler: Bulaşıcı hastalıklar, böcek istilası.

Türkiye’de en sık meydana gelen doğal afetler:
Deprem % 61,
– Sel % 15,
Heyelan % 14,
– Kaya düşmesi % 5
– Yangın % 4
– Çığ % 1.

Türkiye’de 20. yüzyılın başından bu yana meydana gelen doğal afetlerde yaklaşık 100 bin insan hayatını kaybetti, 175 bin insan yaralandı. Yaklaşık 650 bin konut da yıkıldı veya ağır hasar gördü.

Türkiye’de Depremler

Türkiye, Dünya’nın en önemli deprem kuşaklarından biri olan Alp-Himalaya Deprem Kuşağı (Akdeniz Deprem Kuşağı) üzerinde yer almaktadır. Afrika, Avrasya ve Arap levhaları arasında yer alan ülkemiz, Arap levhasının her yıl 23 mm. hızla ilerleyerek Anadolu levhasını sıkıştırması sonucu depreme maruz kalmaktadır. Bu levha hareketleri belirli deprem kuşaklarının oluşmasını sağlamıştır.

Ülkemizdeki deprem kuşaklarını üç ana kuşak üzerinde toplamak mümkündür.

1. Kuzey Anadolu Fay KuĢağı (KAF)

Saroz Körfezi’nden başlar. Marmara Denizi, İzmit Körfezi, Adapazarı, Düzce, Bolu, Çankırı, Merzifon, Suluova, Erbaa, Niksar, Kelkit Vadisi, Erzincan, Erzurum, Bingöl ve Muş’u etkileyerek Vangölü’nün kuzeyine kadar uzanır.

2. Batı Anadolu Fay KuĢağı (BAF)

Bu sistem Ege Bölgesi’nde ve Güney Marmara çöküntü alanlarının kenarlarında yer almaktadır. Büyük Menderes, Küçük Menderes ve Gediz Grabenleri, İzmir Körfezi kıyıları, Bakırçay Grabeni, Edremit Körfezi kıyıları, Ulubat ve Manyas Gölleri, Bursa, Yenişehir, İnegöl, İznik depresyonlarının oluşumuna neden olan faylar bu kuşakta yer alır.
3. Doğu Anadolu Fay KuĢağı (DAF)

Kızıldeniz üzerinden Lut Gölü hattında, kuzey yönünde devam eden fay Hatay, Kahramanmaraş, Adıyaman, Malatya, Hazar Gölü, Elazığ, Bingöl, Karlıova, Varto güzergahını izleyerek Kuzey Anadolu Fay Kuşağı ile birleşir.

Bölge ölçeğinde depremlerin dağılışına bakıldığında Marmara ve Ege Bölgeleri topraklarının % 95’inin 1. derecede deprem bölgesi içinde yer aldığı görülmektedir. Nüfus yoğunluğu ve ekonomik potansiyel yönünden bakıldığında da en duyarlı ve riskli bölgelerin yine buralar olduğu anlaşılır.Doğu Anadolu’nun büyük bölümü 1. ve 2. derece deprem bölgesinde yer alırken, en rizksiz bölge Güneydoğu Anadolu Bölgesi’dir.

1., 2., 3. ve 4. derecede deprem bölgeleri sismik açıdan riskli bölgeler kabul edilirse, topraklarımızın % 96’sının deprem riski altında olduğu, nüfusumuzun ise % 98’inin deprem tehdidi altında yaşadığı ortaya çıkar. Ayrıca, Afet İşleri Genel Müdürlüğü verilerine göre sanayi kuruluşlarımızın % 98’i, barajların ise % 92’si çeşitli derecelerde deprem kuşakları içinde yer almaktadır.

Deprem riskinin az olduğu yerler

– Doğu Karadeniz kıyıları,
– Trakya’nın kuzeyi (Ergene Havzası),
– Tuzgölü’nün güneyinde kalan Konya, Karaman, Taşeli Platosu, Anamur Kuşağı,
– Mardin yöresi.

Not: En yıkıcı depremler, fayların olduğu ve yeraltı suyu bakımından zengin olan dolgu ve alüvyal alanlarda meydana gelmiş ve gelmektedir. Çünkü, bu sahalarda zeminin gevşek olması, yeraltı suyunun deprem esnasında hareket etmesi hasarı arttırmaktadır.

Depremden korunma

– Halkın depreme karşı bilinçlendirilmesi,
– Dolgu, gevşek yapılı araziler yerine sağlam zeminlerin seçilmesi,
– Dayanıklı, esnek, hafif inşaat malzemelerinin kullanılması.

Türkiye’de Sel-Taşkın

Sel-taşkınlar, ülkemizde sıcaklık yükselmesine bağlı kar erimeleri ve ilkbahar yağışlarının başlamasıyla gerçekleşir. Sel ve taşkın felaketlerinde ön plana çıkan sebeplerden; sel-taşkın riski olan yerlerin yerleşime açılması, yerleşim birimlerinde kuru dere yataklarının doldurularak yol haline getirilmesi, yatak içlerine çöp ve moloz dökülmesi ile akarsu ve dere yataklarının daraltılması, ormanların tahrip edilmesi, akarsu havzalarına kurulan sanayi tesisleri ile arazinin yapısının değiştirilmesi dikkat çekmektedir.
Özellikle akarsu ağızlarına kurulmuş kentler büyük risk altındadırlar. Ülkemizde sel felaketlerine en fazla Hatay, Adana, Zonguldak, Trabzon, İstanbul, Edirne, Gaziantep, Giresun, Aydın, İzmir’de rastlanır.

Türkiye’de Heyelan

Fazla eğimli yamaçlar, tabakaların eğim doğrultusunda uzanması, killi toprakların varlığı, bol yağış, kar erimeleri, inşaat çalışmaları, ormanların tahrip edilmesi heyelan olayında etkilidir.
Heyelanlar, ülkemizde en çok (% 65) kar erimelerinin olduğu ilkbahar döneminde görülmektedir. Kar erimeleri toprağı suyla doygun hale getirerek yamaç dengesini bozmaktadır.
Ülkemizde heyelanlara en sık Doğu Karadeniz Bölümü’nde rastlanır. İl bazında bakıldığında Trabzon, Kastamonu, Zonguldak, Kahramanmaraş, Adana heyelanların en çok görüldüğü yerlerdir.
Heyelandan korunmanın en etkili yolu, heyelan bölgesindeki yerleşim alanlarını başka tehlikesiz bölgelere taşımaktır. Ancak, yüksek maliyetli otoyol, baraj, tünel gibi inşaat faaliyetlerinde drenaj kanalları, setler, taraçalama gibi korunma yöntemleri de uygulanmaktadır.

Not:

Heyelan sonucu, ülkemizde Abant, Yedigöller, Tortum ve Sera Gölleri oluşmuştur.
– Ülkemizde heyelan dışında, kaya düşmesi de önemli kütle hareketlerindendir. En çok, kaya çatlakları içindeki suyun sık sık donma-çözülme faaliyetlerine uğradığı kış ve ilkbahar aylarında görülmektedir. En fazla bu olayın kaydedildiği yerler Kayseri, Niğde, Erzincan ve Çoruh Vadisi’dir.

Türkiye’de Çığ

Çığ oluşumunda; kar katmanının kalınlığı, donmuş eski kar üzerine yeni kar yağması, yüksek yerlerde biriken karın ısı artışı nedeniyle gevşemeye başlaması, bitki örtüsünden yoksunluk, fazla eğim gibi faktörler etkilidir.
Ülkemizde en çok Tunceli, Bingöl, Bitlis, Erzurum ve Van’da görülmektedir. Aşırı kar yağışının görüldüğü, arazi eğiminin çok olduğu bütün yörelerimizde çığ tehlikesi yaşanmaktadır. Çığın en fazla görüldüğü aylar Ocak (% 37) ve Şubat (% 33) ayıdır.

Türkiye’de Orman Yangınları

Genellikle yaz mevsiminde hava sıcaklığının artması, yağışlı dönemlerde yıldırım düşmesi, insanların kasıt ve ihmali (anız yakma, sigara, piknik ateşi, tarla açma vb.) sonucu oluşur.

Türkiye ormanlarının % 60’ı risk altındadır. Kahramanmaraş’tan başlayıp, Akdeniz ve Ege’yi takiben İstanbul’a kadar uzanan 1700 km.lik sahil bandının 160 km. içerideki bölümü orman yangınları bakımından en hassas bölgedir.Orman yangınlarının % 80’i Haziran-Ekim döneminde çıkmaktadır. Artan nüfus ve aşırı tüketim, doğal kaynakların özellikle de ormanların hızla yok olmasına neden olmaktadır. Yangınlar sonucu bu kayıp; erozyon, su kaynaklarının bozulması, hava kirliliği, çölleşme, sel, heyelan, çığ gibi felaketleri de beraberinde getirmektedir.

Türkiye’de Kuraklık

Yağışların, kaydedilen normal seviyelerinin önemli ölçüde altına düşmesi sonucu, arazi ve su kaynaklarının olumsuz etkilenmesine ve hidrolojik dengenin bozulmasına neden olan doğal afet kuraklıktır.
Başlangıç ve bitişinin belirsiz oluşu, aynı anda birden fazla kaynağa etki etmesi ve ekonomik boyutunun yüksek olması en önemli özellikleridir.
Yağış azlığı nedeniyle, özellikle İç Anadolu, Tuzgölü çevresi, Kayseri Develi Ovası, Malatya Ovası, Iğdır Ovası kuraklık tehdidi altındadır.
Yazın buharlaşmanın şiddetli olması nedeniyle ise Altınbaşak (Harran) Ovası, Suruç, Ceylanpınar Ovaları kuraklık tehdidi altındadır.
Kuraklık artışı: Tarımda verimi düşürür, sulama ve içme suyu miktarını azaltır, hidroelektrik üretimi düşürür, orman yangınlarını artırır, otlaklar kuruduğu için hayvancılıkta verimi düşürür.

 

Yararlanılan Kaynak : cografyabilimi.net/turkiyede-dogal-afetler/

Yararlanılan Görsel Kaynak : cografyaharita.com/turkiye-dogal-afet-haritalari.html

Tagged : / / / / / /

Karbondioksit’te korkutucu artış

Dünya MeteorolojiAjansı verilerine göre,atmosferdeki karbondioksit oranı geçtiğimizay tarihin en yüksek seviyesine ulaştı. Dünya genelindeki 12 ayrı istasyondan gelenveriler, Kuzey Yarımküre’de milyonda 400 ppm seviyesine çıkıldığını gösteriyor.Bilimadamlarına göreDünya bu oranı insanının yaşamadığı 15 milyonönce de gördü.
Dünya Meteoroloji Ajansı’nın verilerine göre, atmosferdeki karbondioksit oranı endişe verici bir eşiği geçti.
Livescience’da yer alan haberegöre, Kuzey Yarımküre’deki tüm izleme istasyonlarından gelen veriler, insanlık tarihinde kaydedilen en yüksek seviyeye ulaşarak, milyonda 400 ppm oldu.
Dünyanın en uzun sürekli çalışan CO2 izleme sitesi Mauna Loa Rasathanesi, Nisan için ortalama CO2 konsantrasyonu 400 ppm üzerinde olduğunugösterdi.
12 ayrı istasyonlarından gelen veriler de ay boyunca 400 ppm’in aşıldığını gösteriyor.
Karbondioksitartışının en büyük nedeni,sanayi yatırımları ve insanoğlunun faaliyetleri.
Sanayi Devrimi sırasında bu oran 278 ppm’di. Bilimadamları, atmosferdeki bu kadar yüksek orandaki karbondioksidin15 milyon 800 bin yıl önce, henüz insanların Dünya’da yaşamadığı bir dönemdegörüldüğünü söylüyor.
Yani, insanlar bu kadar yüksek orandakarbondioksit olan bir Dünya’da hiç yaşamamışlardı.

Tagged : /

Türkiye’nin Beşeri Coğrafyası

NÜFUS

Nüfus, belirli bir yerde yaşayan insan sayısını ifade eder.

NÜFUS ARTIŞI

Doğum oranı ile ölüm oranı arasındaki farknüfus artışınıgösterir. Bir ülkede doğum oranı fazla, ölüm oranı az ise nüfus artışı meydana gelir. Ölüm oranı doğum oranından fazla olursa, nüfusta azalma meydana gelir. Genellikle az gelişmiş ülkelerde nüfus artış hızı fazla, gelişmiş ülkelerde ise nüfus artış hızı azdır.

Nüfus artış hızı ile kalkınma hızı arasında bir ilişki bulunmaktadır.

Buna göre;

Nüfus artışının olumlu sonuçları olduğu gibi, olumsuz sonuçları da olabilmektedir.

Continue reading “Türkiye’nin Beşeri Coğrafyası”

Tagged :