Öğrenilmiş Çaresizlik | Garcia Etkisi | Kendini Gerçekleştiren Kehanet

Öğrenilmiş Çaresizlik

Kpss öğrenme psikolojisi içindeki öğrenilmiş çaresizlik, organizmanın göstermiş olduğu tepkilerin sonuca ulaşmaması durumunda, sonucu değiştiremeyeceğine karşı oluşan inançtır. Öğrenilmiş çaresizlik, bireyseldir ve sadece bir kehanetten ibarettir. Öğrenilmiş çaresizlik içine düşen birinin benlik saygısı düşer.

Ne kadar ders çalışırsa çalışsın sınavdan düşük not alan birinin nasıl olsa yüksek not alamayacağım deyip ders çalışmaktan vazgeçmesi öğrenilmiş çaresizlik için örnektir.
Öğrenilmiş çaresizlikte pasiflik söz konusudur. Ayrıca pekiştireç ve cezadan kaçmaya isteksizlik vardır.

Ön Koşullanma

Diğer adı da duyusal ön şartlanma olan ön koşullanma, tepkisel koşullanmanın bazı durumlarda koşul ilişkisi oluşmadan önce aralarında bağlantı kurulmuş olan uyarıcıları da etkisi altına almasıdır. Ön koşullanma, bir uyarıcıya koşullanma gerçekleştikten sonra, koşullanma gerçekleşmeden önce bu uyarıcının ilişkili olduğu diğer uyarıcıya aynı tepkinin verilmesidir.

Bir çocuk tırnak makasıyla tırnağını keserken yanlışlıkla elini keser ve canı yanar. Tırnak makasını görünce artık korkmaya başlar. Kullandığı tırnak makasında törpü de vardı. Çocuk artık törpü görünce de korkar. Çünkü canının yandığını hatırlar.

Burada ön koşullanma törpü görünce korkmasıdır.

Kendini Gerçekleştiren Kehanet

Kpss öğrenme psikolojisi içinde yer alan kendini gerçekleştiren kehanet, bir kişi neyi beklerse onun gerçekleşme ihtimali daha fazladır şeklinde açıklanabilir. Olması beklenen şeylerin başımıza gelmesidir.

!Sınava ne kadar çalışırsa çalışsın geçemeyeceğini düşünen Elif (Öğrenilmiş çaresizlik yaşıyor), sınavı gerçekten kötü geçtiğinde ”ben zaten demiştim” gibi ifadeler kullanması kendini gerçekleştiren kehanet için örnektir.

Garcia Etkisi (Olumsuz Tat Koşullanması)

Organizmanın bir olayla ilgili yaşanan olumlu ya da olumsuz durumun, aradan bitişiklikle açıklanamayacak bir süre geçtikten sonra baş bir durumla zihinsel olarak ilişki kurmasıdır.

Akşam midesi bulanan Ahmet, bunun nedenini öğlen yediği pideye bağlar. Bundan sonra pide yemez.

John Garcia fareler üzerinde yaptığı bir araştırmada, fareleri bir bölümde cam kaptan su içirmekte, radyasyonlu bölümde is plastik kaptan su içirmektedir. Radyasyonlu bölmede plastik kaptan su içen fareler doğal olarak hastalanmaktadır. Farelerin önüne radyasyon olmayan bir bölmede cam ve plastik kaptan ayrı sular verildiğinde, fareler hep cam kaptan su içmektedir. Çünkü hastalıklarını plastik kaptan içilen suya bağlamaktadırlar.

25 yaşında cildinde bozulmalar gören birinin bu durumu ergenlik dönemindeki sivilcelere bağlaması.

Garcia’nın Çalışmaları

  • Koşullanmanın gerçekleşebilmesi için koşullu ve koşulsuz uyarıcı arasındaki sürenin kısa olması gerekmez. Yani bitişiklik kavramını çürütmüştür.
  • Her türlü uyarıcıya koşullanma gerçekleşmez.
  • Organizma biyolojik olarak bazı uyarıcıları eşleştirmeye diğer uyarıcılara nazaran daha hazırdır. Bunu da hazırlanmışlık kavramıyla açıklamaktadır.
Garcia burada Pavlov’un belirttiği ”her türlü uyarıcı ile koşulsuz uyarıcı arasında bağlantı kurulabilir” düşüncesinin yanlış olduğu ifade etmiştir.
Kaynak: kpsskonu.com
Tagged : / / / /

Klasik Koşullanma İlkeleri

Bitişiklik: Koşullanmanın oluşması için koşullu ve koşulsuz uyarıcının kısa süre içerisinde verilmesidir. Aradaki zaman ne kadar kısa ise koşullanma o kadar çabuk ve güçlü gelişecektir.

Garcia bu ilkeyi yıkacaktır.

Habercilik (Uyaran Sıralaması): Rescorla tarafından ortaya konulan habercilik, bir uyarandan sonra yeni bir uyaran geleceğine ya da uyaranın kesileceğine dair koşullanmasıdır.

  • Olumlu Habercilik (İleriye Koşullanma): Kendisinden sonra koşulsuz uyarıcının geleceğine dair haber vermesidir. Diğer adı da ileriye dönük koşullanma olan olumlu habercilikte, önce koşullu uyarıcı sonra koşulsuz uyarıcı vardır.

Zil + Et (Koşulsuz uyarıcı) > Olumlu habercilik.

Zil + Elektrik Şoku (Koşulsuz uyarıcı) > Olumlu habercilik.

  • Olumsuz Habercilik (Geriye Koşullanma): Bir uyarıcının koşulsuz uyarıcının kesileceğine dair haber vermesidir. Diğer adı da geriye dönük koşullanmadır.
Zil çalınca dersin biteceğinin haber verilmesi > Olumsuz habercilik.
Rescorla’ya göre, koşullanmada uyaran sırası önemli değildir. Bu ilk kez ortaya konulan bir düşüncedir. Ayrıca koşulsuz uyarıcı önce gelse bile koşullanma gerçekleşmektedir.

Pekiştirme: öğrenme psikolojisi klasik koşullanma ilkeleri içinde yer alan pekiştirme kavramı koşulsuz uyarıcının pekiştireç görevi üstlenmesiyle gerçekleşir. Klasik koşullanmada pekiştireç yani koşulsuz uyarıcı organizmanın tepkisinden önce verilmelidir.

Zil sesinin hemen ardından et verilmesi sırasında oluşan klasik koşullanmada et, koşulsuz uyarıcı olduğu gibi aynı zamanda pekiştirme görevi üstlenmektedir.
  • Birincil Pekiştireç: Öğrenilmemiştir ve koşulsuz uyarıcının kendisidir.
Et, çikolata, elektrik şoku vs.
  • İkincil Pekiştireç: Öğrenilmiştir ve koşullu uyarıcının kendisidir.
Zil sesi, para, okul vs.

Alışma: Klasik koşullan ilkeleri içindeki alışma, bir uyarıcıyla sürekli karşılaşma durumunda organizmanın bu uyarıcıya karşı duyarlılığını yitirmesidir. Organizmanın bir uyarıcıya eskisinden daha az tepki vermesidir.

Edimsel koşullanma içinde de alışma kavramı vardır ancak değişik şekilde tanımlanacaktır.
Zil sesine salya tepkisi veren köpeğe uzun bir süre sonra sadece zil sesi verilir ve ardından et verilmezse, köpek zil sesine daha az salya salgılamaya başlar.

Alfa Tepkisi: Organizmanın beklenen tepkiye benzer olarak vereceği her tepkiye alfa tepkisi denir.

Zil sesinden sonra birkaç kez et verilir. Daha sonraki zil seslerinde köpek salya salgılamak yerine zil sesine dikkatini verir ve o yöne doğru odaklanır. Bu yakın tepkiye alfa tepkisi denir.

Sönme (Deneysel Çözülme): Koşulsuz uyarıcının ortamdan çekilmesi durumunda davranışın bırakılmasıdır.

Zil sesinden sonra et verilmemesi durumunda bir süre sonra köpek salya salgılamaz. Sönme gerçekleşir.

Kendiliğinden Geri Gelme: Sönmüş bir tepkinin sonra tekrardan ortaya çıkmasıdır. Yani koşulsuz uyarıcı verilmeden davranışın gerçekleştirilmesidir.

Kendiliğinden geri gelme sönmüş bir tepkinin yok olmadığının da kanıtıdır.
Zil sesine salya tepkisi vermeyi bırakan köpek uzun bir süre sonra zil sesine salya tepkisi verirse kendiliğinden geri gelme gerçekleşir.

Genelleme (Uyarıcı Genellemesi): Bir uyarıcıya benzeyen diğer uyarıcılara da aynı tepkinin verilmesidir.

Köpekten korkan bir çocuğun diğer bütün tüylü hayvanlardan da korkması uyarıcı genellemesine örnektir.

Ayırt Etme: Genellemenin tam tersidir. Bir tepkinin tek bir nesne ya da durum karşısında sergilenmesi ve bunun dışındaki hiçbir nesne ya da duruma karşı sergilenmemesidir.

Anaokulunda azar işittiği için oyuncakları toplayan Emre’nin eve geldiğinde oyuncakları toplamaması.
Genelleme benzer uyarıcılara aynı tepkinin verilmesi iken, ayırt etme benzer uyarıcılar olsa dahi sadece içindeki tek bir uyarıcıya tepki verilmesidir.

Korku Koşullanması: Koşullu bir uyarıcıyla korku tepkisi eşleştirildiğinde, korku koşullanması ortaya çıkmaktadır.

Oğlu kibriti eline her aldığında anne yüksek sesle çocuğuna bağırır. Bir süre sonra sonra çocuk kibritten korkmaya başlar.

Geçici Koşullanma: Koşulsuz uyarıcının organizmaya eş aralıklarla verilmesidir. Bu koşullanma sürecinde sadece koşulsuz uyarıcı kullanılır.

Saat başı et verilen köpek, bir sonraki saat başında et olmasa dahi ister istemez salya salgılayacaktır.

Birden Fazla Uyarıcıya Koşullanma (Üst Düzey Koşullanma): Organizmanın birden fazla sayıda koşullu uyarıcıya aynı tepkinin vermesinin sağlanmasına üst düzey koşullanma denir. Koşullanan uyarıcı sayısı iki ise ikinci dereceden koşullanma, üç ise üçüncü dereceden koşullanma denir.

Birden fazla uyarıcıya koşullanma sağlamak için organizma önce bir uyarıcıya koşullandırılır. Daha sonra bu koşullu uyarıcı, koşulsuz uyarıcı yerine kullanılarak yeni bir nötr uyarıcı ile ilişkilendirilir.

1. Düzey:

Zil > Salya

Zil+Işık > Salya

2. Düzey

Işık > Salya

Islık + Işık > Salya

3. Düzey

Islık > Salya

Şimdi de klasik koşullanma ilkeleri içinde birden fazla uyarıcıya koşullanmanın gerçekleşmeme nedenlerini inceleyelim.

  • Gölgeleme: Aynı anda ortama giren iki uyarıcıdan birisinin şiddetinin daha fazla olması ve organizmanın şiddetli olan uyarıcıya tepki vermesidir. (Koşullu Uyarıcı)
İki uyarıcı aynı anda verilmek zorunda ve bunlardan birisi daha baskın olmak zorundadır.
Hem zil sesi hem de ışık aynı anda verildikten sonra ortama et konur. Birkaç denemeden sonra köpek sadece zil sesine salya salgılarsa gölgeleme gerçekleşir.
  • Engelleme: İki uyarıcı ortama sırayla verilirken şiddetli olan uyarıcı ya da ilk koşullanılan uyarıcı (ilk uyarıcı değil dikkat) ikincisine izin vermez.
Engellemede baskınlık değil ket vurma söz konusudur.
Zil sesine salya tepkisi için koşullanan köpeğe önce zil sesi sonra ışık verilirse köpek ışığa koşullanmaz. Çünkü zil sesi ışığı engeller.
Tagged : / / / /

Klasik Koşullanma Temel Kavramları

Klasik Koşullanma (Pavlov)

Kpss eğitim bilimleri açısından çok özel bi yere sahip olan klasik koşullanma bir fizyolog olan Ivan Pavlov’un, köpeklerin salya sistemlerini araştırmasıyla ortaya çıkmıştır. Araştırdığı köpeklerin bakıcılarını görmesiyle hatta ayak seslerini duymasıyla bile salya akıttığını gören Pavlov, bu salya tepkisinin normalde ete karşı göstermesi gerektiğini bilmekteydi. Bunun üzerine Pavlov araştırmasına yeni bir yön vererek köpeklerin neden et dışındaki uyarıcılara tepki verdiğini araştırmaya başlamıştır.

Klasik Koşullanma Temel Kavramları

Pavlov’un klasik koşullanma sürecinde zil sesine tepki vermeyen köpeğin, zil sesinin hemen ardından et verilmesiyle bir süre sonra köpeğin zil sesine de tepki vermesi yani salya akıtması temel deneyini oluşturmuştur. Birçok kpss kaynağında bu örneğin görülme nedeni Pavlov’un gerçekten bu deneyle klasik koşullanmayı oluşturmasıdır.

  • Klasik Koşullanma Öncesi:

[one_half]Add content here[/one_half][one_half_last]Add content here[/one_half_last]

Koşulsuz Uyarıcı (Doğal): Doğuştan var olan öğrenilmemiş uyarıcılardır. Bu uyarıcılara verilen tepki otomatiktir ve o türdeki tüm organizmalarda görülür.

Koşulsuz Tepki (Doğal): Koşulsuz uyarıcıya verilen öğrenilmemiş tepkidir. Doğuştan sahip olunan ve refleksif bir tepkidir.

Koşulsuz uyarıcı ile koşulsuz tepki arasında doğuştan getirilen öğrenilmemiş bir bağ bulunmaktadır.

Nötr Uyarıcı: Koşullanma öncesi organizma için herhangi bir anlam ifade etmeyen ve herhangi bir tepkiye yol açmayan uyarıcılardır.

  • Klasik Koşullanma Gerçekleşme Süreci:
Zil + Et = > Salya Tepkisi

Kpss eğitim bilimleri öğrenme psikolojisi içinde klasik koşullanmanın gerçekleşme sürecinde, nötr uyarıcı ile koşulsuz uyarıcı aynı anda verilerek bir sonraki basamakta köpeğin sadece zile tepki vermesi amaçlanmaktadır.

Pekiştirme (Pekiştireç): Klasik koşullanma sürecinde koşulsuz uyarıcının üstlendiği görevdir. !Klasik koşullanmada pekiştirme tepkiden önce yapılır yani organizma pasiftir.

  • Birincil Pekiştireç: Koşulsuz tepkileri oluşturan uyarıcılara birincil pekiştireç denir.
Et => Salya deneyinde et birincil pekiştireçtir.
  • İkincil Pekiştireç: Koşullu tepkileri oluşturan uyarıcılara ikincil pekiştireç denir.
Zil => Salya deneyinde zil ikincil pekiştireçtir.

Bitişiklik: Nötr uyarıcı ile koşulsuz uyarıcının verilmeleri sırasında arasındaki verilme sürelerinin kısa tutulmasıdır. Böylece organizma bu iki uyarıcı arasında bir ilişki kurabilmektedir.

Eğer nötr uyarıcı ile koşulsuz uyarıcı arasında zaman farkı fazla olursa koşullanma gerçekleşmeyebilir.
  • Klasik Koşullanma Sonrası:
Zil (Koşullu Uyarıcı) => Salya Tepkisi (Koşullu Tepki)

Köpek artık zil sesine de tepki vermeye başlamıştır. Buradaki zil sesi artık nötr uyarıcı değil koşullu uyarıcıya dönüşmüştür. Köpeğin bu koşullu uyarıcıya verdiği tepki de koşullu tepkiye dönüşmüştür.

Koşullu Uyarıcı: Başlangıçta herhangi bir tepki oluşturmayan nötr uyarıcının koşulsuz uyarıcıyla eşleştirilmesi sonucu nötr uyarıcının koşullu uyarıcıya dönüşmesidir.

Bütün koşullu uyarıcılar koşullanma öncesinde nötr uyarıcılardır.

Koşullu Tepki: Koşullu uyarıcıya verilen tepkidir.

Koşullu uyarıcı öğrenilmiş bir uyarıcıdır. Dolayısıyla koşullu tepki de öğrenilmiştir.

Klasik Koşullanma Örnekleri ve Ayrıntılar

  • Zil + Et aynı anda verilirse eş zamanlı koşullanma gerçekleşir.
  • Önce zil çalmaya başlanır ve zil devam ederken et verilirse gecikmeli koşullanma gerçekleşir.
  • Nötr uyarıcı ile koşulsuz uyarıcı eşleştirilmelidir. Nötr uyarıcı yapılan tekrarlar yoluyla koşullu uyarıcı haline dönüşmelidir.
Bu şartlar olmadan öğrenmeden bahsedilemez.
  • Zil çalınır ve belli bir müddet sonra et verilirse izli koşullanma oluşur.
  • Zil kullanmadan belli zaman aralıklarıyla et verilirse temporal (geçici ya da zamansal) koşullanma gerçekleşir.
Köpeğin farklı uyarıcılara aynı tepkiyi vermesinin nedeni yiyecek beklentisidir.
  • Klasik koşullanma yani tepkisel koşullanmanın gerçekleşmesi için her zaman davranışın tekrar edilmesine gerek yoktur. Koşulsuz uyarıcının çok kuvvetli olduğu durumlarda tek bir eşleşme yeterli olabilir.
  • Birincil pekiştireçlerin pekiştirici etkisi doğuştan gelir. İkincil pekiştireçlerin pekiştirici etkisi ise öğrenme yoluyla kazandırılır.
Et uyarıcısı direk salyayı getirir ve et birincil pekiştireçtir. Tek başına zil koşullu uyarıcı olarak görev aldığında ve salya geldiğinde, burada zil uyarcısı öğrenme yoluyla kazanılmıştır ve zil ikincil pekiştireç durumundadır.
  • Koşulsuz uyarıcı et gibi organizmanın istediği uyarıcı olabileceği gibi, elektrik şoku gibi istenmeyen bir uyarıcı daolabilmektedir.
Önce bir zil çalar ve ardından köpeğe elektrik şoku verilir. Birkaç denemeden sonra köpekte zil sesini duyunca huzursuzluk başlar. Burada elektrik şoku koşulsuz uyarıcı ve pekiştirme görevindedir.
  • Klasik koşullanma içinde organizma pasiftir. Yani öğrenme isteği dışındadır.
  • Klasik koşullanma yani tepkisel koşullanma da pekiştirme, tepkinin ardından değil tepkinin öncesinde yapılır.

 

Kaynak: kpsskonu.com

Tagged : / / / /

Davranışçı Yaklaşım Kuramlarının Özellikleri

  • Davranışçı yaklaşım kuramlarında temel ilke pekiştirilen davranışlar öğrenilir. Bu edimsel kuramın da temel ilkelerinden biridir.
  • İçebakış yöntemi ve içgüdü gözlenemeyeceğinden reddedilir.
  • Psikolojinin ya da öğrenmenin konusu sadece gözlenebilen ve ölçülebilen davranışlardır.
  • İnsan ve diğer canlılar arasında herhangi bir ayırım söz konusu değildir. Çünkü öğrenmenin kimyası aynıdır.
Bu özellik davranışçı yaklaşım kuramlarının en çok eleştiri alan görüşüdür. Kpss eğitim bilimleri davranışçı yaklaşım konuları içinde karşımıza sıkça çıkmaktadır.
  • Davranışçı yaklaşım kuramlarının temel felsefelerinden biri de J. Lorke’nin ”boş levha” kavramıdır. Bu boş levha çevreden gelen uyarıcılarla doldurulur.
  • Bilgi nesneldir ve bireydn bağımsız halde çevrede var olmaktadır.
  • Öğrenmede pekiştirme, tekrar, yaparak yaşayarak öğrenme, etkin katılım söz konusudur.
  • Organizma pasiftir.
  • Davranışlar bütün değildir. Elementçi (parçacı) bir anlayışla çözümlenir.
  • Alışkanlık ve fobiler kazanılır.
  • Davranış bozukluklarının sebebi yanlış koşullanmalardır.
  • Refleksler üzerinde etkilidir.
Özellikle klasik koşullanma reflekslerin geliştirilmesinde etkilidir.
  • Davranışçı yaklaşım kuramcıları olaylara bir realist gözüyle yaklaşmaktadır.
Açıkça gözlenip ölçülemeyen şey bilimsel olarak da incelenemez.
  • Hayvanlar incelenerek insan öğrenmesini açıklamaya çalışır.
  • Hemen hemen tüm davranışçı yaklaşım kuramcıları uyarıcı tepki bağının öğrenmede önemli bir faktör olduğuna inanır.
Bu özelliğe dayanarak davranışçılar, ”U-T Kuramcıları” , ”Bağlaşımcılar”, ”Çağrışımcılar” olarak anılmaktadırlar.
  • Davranışçılar, öğrenmede dışsal faktörlerin etkin olduğundan bahsetmektedir.
Ceza, dışsal pekiştireçler, dıştan güdülenme vs.
kaynak: kpsskonu.com
Tagged : / / / /

Öğrenme Kuramları

Bireyler birçok davranışı öğrenme yoluyla elde etmektedir. İnsanlar kendi olgularını devam ettirebilmek için de sürekli öğrenmek zorundadır. Öğrenme kuramları içerisinde öğrenmenin nasıl gerçekleştiğini göreceğiz. Kuramcıların bir kısmı öğrenmenin insan ve hayvanda aynı olduğuna dikkat çekmiş, bir kısmı da insanın sadece kendisinin öğrenebileceği, insanların öğrenme konusunda hayvanlarla kıyaslanamayacak kendine has olgular olduğundan bahsetmiştir.

Öğrenme kuramları temel olarak davranışçı ve bilişsel olarak incelenmektedir. Diğer öğrenme yaklaşımları da bu iki kavrama yakın öğrenme kuramlarından oluşmaktadır. Şimdi bu öğrenme kuramlarını başlıklar halinde inceleyelim.

1) Davranışçı Öğrenme Kuramları: Kpss soruları açısından en önemli kuramların başında gelen davranışçı kuramların öncüsü Watson’dur. Temel düşüncenin insanların boş bir levha gibi işlenmeye hazır olduklarıdır. John Locke’un bu düşüncesinden yola çıkan Watson istediği herhangi birini istediği özelliklerde yetiştirebileceğini iddia etmiştir.

  • Tepkisel Koşullanma – PAVLOV
  • Bitişiklik Kuramı – WATSON
  • Bağlaşımcılık – THORNDIKE
  • Edimsel Koşullanma – SKINNER
  • Sistematik Davranış – HULL

Davranışçı kuramcılar genel olarak çevreyi öğrenmede etkin olarak görmüşlerdir. Onlara göre öğrenmede dışsal süreçler önemlidir ve öğrenme tamamen çevresel koşullar tarafından şekillenmektedir. Bu yüzden davranışçılara çevreci kuramcılar da denmektedir.

* Davranışçı Öğrenme Kuramlarının Genel özellikleri

  • Hayvan davranışları incelenerek insan davranışlarına ulaşılabilir.
  • Sadece gözlenebilen davranışlar öğrenme olarak kabul edilebilir. Buradan yola çıkarak organizmanın kapalı bir kutu olduğunu ve içinde olup bitenlerin görülemeyeceğini savunurlar.
Bu noktada bilişsel davranışçılar, açıklamadan da anlaşılabileceği gibi davranışçıların zihinsel özelliklerinin bilimsel olarak incelenemeyeceğini savunmalarını çok ağır bir şekilde eleştirmektedir.
  • Tüm davranışlarda uyarıcı tepki bağı olduğunu savunurlar.

2) Bilişsel Ağırlıklı Davranışçı Öğrenme Kuramları: Davranışçı kuramlarla bilişsel kuramlar arasında sentez niteliği taşımaktadır. Bu kuramcıların bazı yönleri davranışçı kuramı destekler nitelikte, bazı yönleri de bilişsel kuramları destekler niteliktedir.

  • İşaret – Gestalt Öğrenme – TOLMAN
  • Bilişsel – Sosyal Öğrenme – BANDURA

3) Bilişsel Öğrenme Kuramları: Kpss eğitim bilimleri öğrenme psikolojisi içerisinde önemli bir yere sahip olan bilişsel öğrenme kuramları içsel süreçler ve bireysel faktörler üzerinde durmaktadır. Öğrenmenin uyarıcı tepki bağı ile değil, çevreden gelen uyarıcıların beyinde var olan benzer yaşantılarla ilişkilendirilmesi ve yeni anlamlar yüklenmesi sonucu gerçekleştiğini savunur.

  • Gestalt Kuramı – KOFFKA, KOHLER, WERTHEIMER
  • Bilgiyi İşleme Kuramı – GAGNE

Bilişsel kuramcılar, sadece gözlenebilen davranışların öğrenme olduğunu iddia eden davranışçılara tepkilidirler. Onlara göre davranışın her zaman ölçülüp gözlenebilmesi şart değildir.

Bilişsel kuramcılar kavrayarak öğrenme, önceki öğrenmelerle bağıntı kurma, anlamlı bütünler oluşturma gibi düşünceler üzerine yoğunlaşmaktadır.

4) Hümanist (İnsancıl) Öğrenme Kuramları: Kpss eğitim bilimleri öğrenme psikolojisi içinde yer alan hümanist kuramcılar insanın biricik, tek ve benzersiz olduğunu vurgular. Benlik tasarımı, özsaygı gibi kavramlar üzerinde durmuşlardır.

  • İhtiyaçlar Hiyerarşisi – MASLOW
  • Danışan Odaklı Terapi – ROGERS

5) Yapılandırmacı Yaklaşımlar: Bilginin nasıl içselleştirildiği ve düşünme sisteminin nasıl işlediği konuları üzerinde duran yapılandırmacı yaklaşımlar, büyük oranda bilişsel kuramcılara benzemektedirler.

  • Bilişsel Yapılandırmacılık – PIAGET
  • Sosyal Yapılandırmacılık – VYGOTSKY

6) Nörofizyolojik Kuram: Kpss öğrenme psikolojisi içerisinde yer alan son öğrenme kuramı da beyin temelli kuram olarak da bilinen nörofizyolojik kuramdır. Öğrenmeyi biyokimyasal değişme olarak gören bu kuramcılar her yeni öğrenmenin beyinde yeni bağ oluşturduğunu savunurular.

kaynak : kpsskonu.com

Tagged : / / / /

Öğrenmeyi Etkileyen Faktörler

Öğrenen İle İlgili Faktörler

Öğrenmeyi etkileyen faktörler arasında yer alan öğrenenle ilgili faktörler de 6 ayrı alt başlık olarak karşımıza çıkmaktadır.

1) Türe Özgü Hazıroluş: Organizmanın öğrenilecek davranışı gerçekleştirebilmesi için sahip olması gereken biyolojik donanımdır. Yani organizmanın donanımsal yapısının davranış için uygun olmasıdır.

Muhabbet kuşuna insana özgü ses çıkarmasını öğretebilirsiniz. Ancak bir kanaryaya bunu öğretemezsiniz.

2) Olgunlaşma: Organizmanın bir davranışı gerçekleştirebilecek fiziksel ve zihinsel yeterliliğe sahip olmasıdır. Yaş ve zeka olarak alt başlıklar halinde incelenebilir. Öğrenmenin gerçekleşmesi için, bilişsel ve fiziksel olgunlaşmanın tamamlanmış olması gerekmektedir.

1 yaşındaki bir çocuk tuvaletini tutamaz. 2 yaşındaki bir çocuk ipliği iğneden geçiremez.
1.5 yaşındaki bir çocuğa yazı yazmayı öğretemezsiniz. Çünkü bu etkinlik için yeterince bilişsel olgunlaşmaya erişemediği gibi kalemi tutmak için gerekli olan ince motor becerilerini de henüz kazanamamıştır.

Olgunlaşma, Kpss a grubu soruları içerisinde önemli bir yer teşkil etmektedir. Büyüme ile karıştırılmamalıdır.

3) Genel Uyarılmışlık Düzeyi: Bireyin çevreden gelen uyarıcıları alma düzeyidir. Öğrenmeyi etkileyen faktörler içerisinde olgunlaşma ile beraber en önemli yere sahip öğelerden biridir. Eğitim Bilimleri soruları içerisinde karşımıza sık sık çıkmaktadır. Genel uyarılmışlık düzeyi belli bir düzeye kadar öğrenmeyi olumlu etkilerken sonrasında olumsuz etkilemektedir. Kpss 2009 sorusunda genel uyarılmışlık düzeyi ile öğrenme hızı arasında çan eğrisi biçiminde bir ilişki bulunduğundan bahsedilmektedir.

Genel uyarılmışlık düzeyi ile kaygı seviyesi de aynı orantıda etkilidir. Kaygı da belli bir seviyeye kadar öğrenmeyi olumlu etkilerken, aşırı kaygı öğrenmeyi olumsuz etkilemektedir.

4) Güdü: Kpss içerisinde öğrenmeyi etkileyen faktörler arasında yer alan bir diğer öğrenen faktörü de güdüdür. Bir ihtiyaç sonucu organizmayı davranışa iten güçtür. Güdülerimizin kaynağı ihtiyaçtır.

Bir güdü; İhtiyacın hissedilmesi => İhtiyacı gidermek için gösterilen davranış => İhtiyacın giderilmesi şeklinde meydana gelmektedir.

* Birincil Güdüler: Fizyolojik ihtiyaçlarla ilgili biyolojik dengeyi sağlamak için gerekli olan açlık, susuzluk, cinsellik gibi dürtülerle ilişkilidir.

* İkincil Güdüler: Fizyolojik ihtiyaçlar dışında kalan başarı, takdir edilme gibi ihtiyaçlarla ilgilidir.

* İçsel Güdüler: Güdünün kaynağı bireyin kendisi ile içsel güdüdür. Tüm birincil güdülerin yanı sıra, kendine dikkat etme, kendini gerçekleştirme arzusu, başarma arzusu gibi ihtiyaçları kapsamaktadır. Dışsal güdüye göre çok daha etkilidir.

* Dışsal Güdüler: Organizmanın, içinde yaşadığı çevrenin etkisiyle onu davranışa iten güçtür. Bireyin kendisi kabul ettirme , beğendirme gibi ihtiyaçları ön plana çıkmaktadır. Bazen sonradan içsel güdüye dönüşebilmektedir.

5) Eski Yaşantılar: Bireyin önceki öğrenmeleri bugünkü öğrenmelerini, bugünkü öğrenmeleri de önceki öğrenmelerini etkilemektedir. Buna öğrenmenin aktarılması denmektedir. Öğrenmeyi etkileyen faktörler içerisinde ve Kpss eğitim bilimleri soruları içerisinde en çok karıştırılan konulardan biri olan öğrenmenin aktarılmasını alt başlıklarıyla beraber inceleyelim.

* Olumlu Aktarma: Eski öğrenmelerimizin bugün öğrenmelerimizi kolaylaştırmasına olumlu aktarım denilmektedir. Yani bir alandaki öğrenmenin başka bir alandaki öğrenmeyi olumlu etkilemesidir.

Bisiklet kullanmayı bilen birinin, motosiklet kullanmayı daha rahat öğrenmesi.

* Olumsuz Aktarma: Eski öğrenmelerimizin bugün öğrenmelerimizi zorlaştırmasına olumsuz aktarma denir. Yani bir alandaki öğrenmenin başka bir alandaki öğrenmeyi olumsuz etkilemesidir.

F klavye ile bilgisayar kullanan birisin, Q klavye kullanmaya başlarken bunu öğrenmede zorlanması.

* İleriye Ket Vurma: Eskiden öğrenilen bilgi yeni bilgiyi unutturmuşsa buna ileriye ket vurma denir. Yani önceki öğrenmenin yeni öğrenmeyi unutturmasıdır.

Yeni telefon hattı alan birinin , numarası sorulduğunda bir önceki telefon numarasını vermesi.
İleriye ket vurma olumsuz aktarma ile karıştırılmamalıdır. Olumsuz aktarma daha çok devinişsel hareketlerle yani gözlenebilen ya da ölçülebilen hareketlerle ilgiliyken, ileriye ket vurma unutma ve hatırlama gibi bilişsel süreçlerle ilgilidir. Ayrıca olumsuz aktarma davranışçılar tarafından, ileriye ket vurma ise bilişsel kuramcılar tarafından kullanılmaktadır.

* Geriye Ket Vurma: Yeni öğrenmenin eski öğrenmeyi unutturmasıdır. Bir başka deyişle eski bilgiyi hatırlamak istediğimizde zorlanıyorsak ve yerine yeni bilgiyi kullanıyorsak bu geriye ket vurma oluyor.

Yeni telefon hattı alan birinin, eski numarası sorulduğunda hatırlayamaması ya da unutması.

* Öncelik Etkisi: İlk öğrenilen bilgilerin sonradan öğrenilenlere göre daha iyi hatırlanmasıdır.

* Sonralık Etkisi: Sonradan öğrenilen bilgilerin önceden öğrenilenlere göre daha iyi hatırlanmasıdır.

Öncelik ve sonralık etkisi ket vurma ile karıştırılmamalıdır. Öncelik ya da sonralık etkisi sadece bir durumun daha iyi hatırlanıp hatırlanmaması ile ilgili bir durumdur. Yani bu iki kavramda ket vurmadaki gibi unutma üzerine bir vurgu yapılmamıştır.
Bir kişinin eline 30 kelimelik sıralı bir nesne listesi verilsin. Kişiden bunun incelenmesini istediğimizde ve belli bir süre sonra kağıdı elinden alıp bize hatırlayabildiklerini söyle dediğimizde ilk 4-5 kelimeyi daha iyi hatırlayıp söylüyorsa bu öncelik etkisi; son 4-5 kelimeyi söylüyorsa sonralık etkisi mevcuttur.

6) Dikkat: Zihinsel enerjinin belli bir uyarıcıya yönelmesi durumudur. Öğrenmeyi etkileyen faktörler içerisinde yer alan dikkat, eğer bireyin ihtiyaçlarından kaynaklanıyorsa istemli dikkat, çevredeki güçlü bir uyarıcı etkisiyle oluşuyorsa istemsiz dikkat olarak karşımıza çıkar.

Karnı aç olan birinin, dışarıda gezerken önce lokantaları görmesi. => İstemli Dikkat

Ders çalışan bir çocuğun dışardan gelen bir kavga sesine odaklanması. => İstemsiz Dikkat

Öğrenme Yöntemi İle İlgili Faktörler

Öğrenmeyi etkileyen faktörler arasında ikinci başlık olan yöntemle ilgili faktörler de 4 başlık altında incelenmektedir.

1) Konunun Yapısı: Konunun parçalara bölünerek ya da bütün halinde çalışılmasıyla ilgilidir.

En etkili konu çalışma yöntemi bütün – parça – bütün şeklinde olmaktadır. Konu önce bütün olarak görülüp sonra parçalara ayrılır ve sonra da tekrar bütünleştirilerek çalışma tamamlanır.

2) Zaman Kullanımı: Konunun aralıklı ve toplu çalışma olarak çalışılmasıdır.

* Aralıklı Çalışma: Hatırda kalıcılığı yüksektir. Ancak yapılan araştırmalar sınav başarılarının düşük olduğunu göstermektedir.

* Toplu Çalışma: Sınav başarısı için olumlu yanıt verirken, bilgilerin uzun süre kalıcılığı anlamında olumsuz etkiye sahiptir.

3) Geribildirim (Dönüt): Öğrenen kişiye, konuyu ne derece öğrenip öğrenmediğini ya da hangi konularda başarılı olup olmadığını veya tekrar etmesi gereken konuların neler olduğu hakkında fikir vermektir.Dönüt sık ve hemen verilmelidir.

4) Etkin Katılım: Öğrencinin derse aktif olarak katılması demektir. Etkin katılım arttıkça öğrenmenin düzeyi de artmaktadır. Bu yüzden hatırlamayı8 kolaylaştırmak ve öğrencinin başarısını arttırmak için etkin katılım olmalıdır.

Öğrenme Malzemesi İle İlgili Faktörler

Öğrenmeyi etkileyen faktörler içindeki son alt başlık da öğrenme malzemesi ile ilgili faktörlerdir.

1) Algısal Ayırt Edilebilirlik: Bir uyarıcının hakim olan ortamdaki diğer uyarıcılardan daha güçlü olmasıdır.

Kitaplarda koyu veya farklı renklerle yazılan bölümler. Aynen şimdi burada olduğu gibi.

2) Anlamsal Çağrışım (Çağrışımsal Anlam): Bir konu öğrenilirken , bireyin önceki öğrenmelerinden yararlanarak aralarında bağ kurmasıdır.

Geçmiş yaşantılar ile anlatılan konular arasında benzerlik sağlanıyorsa anlamsal çağrışım gerçekleşir.

Anlamsal çağrışımlar bireyin konuya odaklanmasını sağladığı gibi, hatırlamalarında ipucu olabilmektedir ve bireyin konuyu örgütleyebilmesini sağlamaktadır.

3) Kavramsal Gruplandırma: Konu içerisinde yer alan alt başlıkların, hiyerarşik bir düzene sokularak iki boyutlu bir çizelge ile aralarındaki ilişki gösterilerek kavram haritası şeklinde gösterilmesidir. Kavramsal gruplandırma konuya özgüdür ve konu hakkında yeterli bilgiye sahip bireyler buna benzer haritalar oluşturabilir.

4) Çağrışımsal Gruplandırma: Kavramsal gruplandırmadan farkı konuya özgü değil de bireye özgü olmasıdır. Anlamlılık düzeyini arttırmak için kullanılmaktadır.

5) Telaffuz Edilebilirlik: Anlatılan konunun öğrenenin dilsel gelişimine uygun bir biçimde verilmesi, onların anlayabileceği kavram ve örneklerle anlatılmasıdır.

kaynak: kpsskonu.com

Tagged : / / / /

ÖĞRENME PSİKOLOJİSİ TEMEL KAVRAMLAR

1) Davranış: Bir varlığın direkt ya da dolaylı olarak gözlemlenebilen her türlü etkinliğe davranış denir.
Davranışlar zıplama, yürüme, gülme gibi izlenebilen eylemleri içerdiği gibi, korkma,öğrenme, düşünme gibi izlenemeyen eylemleri de içerebilmektedir. Gözlenebilen davranışlar açık, gözlenemeyen davranışlar da kapalı davranışlardır.

* Bilişsel Davranışlar: Dikkat, algılama, hatırlama, sebep sonuç ilişkisi kurma, hayal etme gibi zihinden oluşturulan eylemleri kapsamaktadır.

* Duyuşsal Davranışlar: Korkma, sevinç, hoşlanma gibi beyin süzgecinden geçerek duygularla ilişkili olarak ortaya çıkan davranışlardır.

* Devinsel (Psikomotor) Davranışlar: Koşma, zıplama, yazı yazma gibi el göz koordinasyonu ile ilgili her türlü etkinliği kapsamaktadır.

* Öğrenilmiş Davranışlar: Öğrenme ürünü olarak sonradan kazanılmış davranış türüdür.

* İstendik Davranışlar: Planlı eğitim sonucu ya da gelişigüzel kültürlenme süresi sonunda ortaya çıkan öğrenilmiş davranışlardır.

* İstenmedik Davranışlar: Hatalı eğitim ya da kötü kültürlenme sonucu ortaya çıkan öğrenilmiş davranışlardır.

* Geçici Davranışlar: Alkol, ilaç vs etkisiyle oluşan kısa süreli davranışlardır.

* Doğuştan Gelen Davranışlar: İçgüdüsel ya da refleksif davranışlarla ortaya çıkan davranışlardır. Belli bir uyarıcısı olan , ertelenebilen ani ve basit davranışlar refleksif davranışlardır. Doğuştan potansiyeli olan, olgunlaşma sonucu ortaya çıkan türe özgü davranışlara da güdüsel davranış denmektedir. Örneğin bir arının bal yapması güdüsel bir davranış türüdür.

2) Öğrenme: Öğrenme insanda yaşantı yoluyla davranışlarda kalıcı izli değişikliklere yol açmaktadır. Öğrenme için bir formal eğitim gerekmemektedir. Öğrenme her yerde ve her an olabilen bir davranıştır. Öğrenmenin özelliklerine bakalım:

– Öğrenme bir yaşantı sonucu meydana gelir. Çevre burada önemlidir.

– Öğrenme kalıcı ya da izlidir. yani geçici bir davranış değildir.

– Öğrenme muhakkak bir davranış değişikliği getirir. olumlu ya da olumsuz olması fark etmez.

Refleks, içgüdü gibi doğuştan gelen davranışlar ya da sadece büyüme ile oluşan davranışlara öğrenme diyemeyiz.

Hangileri öğrenmedir?

Diline limon alan birinin ağzının sulanması. (Doğuştan gelen davranıştır, öğrenme değildir.)

Limon kelimesini duyunca ağzının sulanması. (Bir bebeğe limon gösterirseniz ağzı sulanmaz, ancak limonu diline değdirirseniz ağzı sulanır. Dolayısıyla limon kelimesini duyunca ağız sulanıyorsa bu sonradan öğrenilmiş bir davranıştır ve öğrenmedir.)

Anneni sesini duyunca bebeğin ağlamasını kesmesi. (Annenin sesi duyulduğunda bebek susuyorsa istediği şeye kavuşacağını bildiği için rahatlamış ve susmuştur. Bu doğuştan gelen bir özellik değil sonradan öğrenilmiş bir davranıştır ve öğrenme gerçekleşmiştir.)

Elektrik şoku verilen köpeğin bir o yana bir bu yana koşması. (Köpek burada acıdan kaçmaktadır ve dolayısıyla refleksif bir davranıştır. Öğrenme değildir.)

kaynak: kpsskonu.com

Tagged : / / / / /