Kohlberg Ahlak Gelişimi

Kohlberg Ahlak Gelişimi, Piaget’in ahlak kuramının aslında yeniden anlamlandırılmasıdır. Kohlberg, bu kurama dayalı olarak kendi kuramını geliştirmiştir. Kohlberg, Piaget’in ahlak kuramındaki temel doğrulara bağlı kalmasıyla beraber, ahlaki ikilem içeren bazı hikayeler kullanmıştır. Bu hikayelerde, bireyin davranışları ”doğru – yanlış” cevaplarıyla ilişkilendirilir. Fakat Kohlberg ahlak gelişimi kuramını ”doğru – yanlış” cevaplarına göre değil, bu cevaplara yapılan açıklamalarla ortaya çıkarmaktadır.

Kohlberg’e göre ahlaki evreler düzenli bir sıra izlemektedir. Bir sonraki evreye ancak bir önceki evre sindirilince geçilebilir.

Evreler arasında ardışıklık vardır ve asla geriye dönülemez!

Her basamak bir sonraki basamağın ön koşuludur. Her birey farklı evrelerde sonlanabilir.

Dolayısıyla toplumsal ahlak ikinci plandadır. Bireysel ahlak ön plandadır.

Bilişsel gelişim, ahlaki gelişim için ön koşuldur fakat yetersizdir. Ahlaki gelişim için empati şarttır.

Bu şart Ceza ve İtaat Eğiliminden sonra geçerlidir.

Kohlberg, insanların altı yargı aşaması geçirdiğini söylemiştir ve bunları üç düzey içerisinde açıklamıştır. Bunlara genel olarak bir bakalım ve sonra ayrıntılarına geçelim.

1. Gelenek Öncesi Düzey

  • Ceza ve İtaat Eğilimi
  • Saf Çıkarcılık (Araçsal İlişkiler Eğilimi)

2. Geleneksel Düzey

  • İyi Çocuk Eğilimi (Kişilerarası Uyum)
  • Kanun ve Düzen Eğilimi

3. Gelenek Sonrası Düzey

  • Toplumsal Sözleşme Eğilimi
  • Evrensel Ahlak İlkeleri Eğilimi
Kohlberg’e göre üst düzey ahlaka ulaşabilmek için üst düzel bilişsel gelişime, yani soyut düşünebilmeye ihtiyaç duyulur. Fakat bunun tersi mümkün değildir. Şöyle ki; üst düzey ahlaka sahip bireyler kesinlikle soyut düşünmektedir, ancak her soyut düşünen üst düzey ahlaka sahip olmayabilir.

Gelenek Öncesi Düzey

Kohlberg’e göre gelenek öncesi düzeyde, ihtiyaç karşılanırken otoriteye itaat ve çıkarlar göz önünde tutulmaktadır. Davranışın fiziksel etkileri önemlidir ve İD baskındır.

İtaat ve Ceza Dönemi: Davranış sonucunda sadece doğru ve yanlışa bakılır. Doğru ve yanlışı belirleyen ödül ve cezadır. Otorite varsa kural vardır. Birey bu aşamada dürtüsel hareket eder ve kurallar tamamen dışsaldır.

Davranışın yapılıp yapılmaması, otoriterin varlık, yokluk durumuna göre değişmektedir.

Bireyi cezadan kaçıran tüm davranışlar doğrudur.

Örnekler:

– Odasında televizyon izleyen Mahmut, annesinin geldiğini duyunca hemen çalışma masanın başına oturmuş ve ders çalışmaya başlamıştır.

– Kırmızı ışıkta karşıya geçen yayaya sorulur:  ‘Burada bir trafik polisi olsaydı, yine kırmızı ışıkta geçer miydiniz?’ ”Hayır” cevabı alınır.

– Çocuklar Yusuf Dede’nin bahçesinden kiraz çalmaya, sadece Yusuf Dede evde yokken giderler.

Saf Çıkarcı Dönem (Araçsal İlişkiler Eğilimi): İhtiyaç karşılandığı sürece kurallara uyulur. Birey için her şey karşılıklıdır. Doğru olan, diğer insanların ihtiyaçlarını da dikkate alan somut ve pragmatik bir alışveriştir.

Bireyin kendisi yine birinci plandadır. Ancak, ilk kez kendisi dışındaki diğer insanların da bazı ihtiyaçları olduğunu anlar.
Bu eğilimde olan bireyler, çıkarlarına göre davranmaktadır. Dolayısıyla burada doğru davranış, kişinin gereksinimlerini tatmin eden davranıştır.
Gör beni göreyim seni, kısasa kısas gibi deyimler, ‘Kan verin, bir gün sizin de ihtiyacınız olabilir’ gibi sloganlar saf çıkarcı eğilime uygun davranışlardır. Eskiden yayınlanan Avrupa Yakası dizisindeki Burhan Altıntop karakteri, Şener Şen’in Neşeli Günler filmindeki Ziya karakteri saf çıkarcı eğiliminde olabilir.

Örnekler:– Borçlarından kurtulmak için adam öldüren Muhittin, bu cinayeti gören kişiyi de öldürür.

– Önceki yıllarda mal bildirimi yapmayanların hapis cezası aldığını bilen ve mal bildirimi yapmayı unutacağından korkan Kamil, bu cezanın artık yürürlükte olmamasıyla birlikte mal bildirimi yapmanın önemli olmadığını düşünür.

– Arkadaşlarıyla yemeğe giderken normalde en az parayı vermeye çalışan Tankut, arkadaşlarından birinin parasının çıkışmadığını anlayınca herkesin yemek parasını eşit şekilde bölüşerek ödemesini ister.

Geleneksel Düzey

Birey kişi sayısını biraz daha genişletecektir ve bu dönemle birlikte birey, ilk kez kendi ihtiyaçlarını ikinci plana atacaktır. Empati yeteneğiyle birlikte birey artık kendini başkalarının yerine koyabilmektedir.

Geleneksel düzeyde grubun beklentileri bireyin kendi beklentileri kadar değerlidir. Grupsal bir bencillik anlayışı vardır. Kendi bulunduğu grup, diğer gruplardan üstün tutulmalıdır.

Kabul görme anlayışı vardır. Geleneksel düzey için anahtar kelimemiz budur.

İyi Çocuk Eğilimi (Kişilerarası Uyum): Çevresindeki insanların ihtiyaçları ve beklentilerine, kendine biçilen role göre davranır. Grubuna karşı düşünceli ve özverilidir. Bu süreçte artık birey, olayları çevresindeki kişilerin gözleriyle görmeye başlar, yani empati kurar.

İyi davranış demek başkalarını mutlu etmek demektir.

Örnekler:– Fuat, takdir almak için ders çalışan bir çocuktur.

– Tarık, otobüste ‘eğer kalkmazsam beni ayıplarlar’ endişesiyle bir teyzeye yer vermektedir.

– Annesine kavga etmeyeceğine söz veren Mehmet’in yolu tinerciler tarafından kesilir ve onlar tarafından dövülür. Kolu yaralanan Mehmet olayda hiçbir suçu olmamasına rağmen annesine yolda düştüğünü söyler.

Kanun ve Düzen Eğilimi (Toplumsal Uyum): Değer yargıları, kurallar toplumun düzeni için olmazsa olmaz olarak görülür. Dolayısıyla kanunların, yönetmeliklerin değiştirilmesine, ihlaline karşı çıkarlar. Kanun ve düzen eğiliminde genel anlamda yasaların, kanunun üstünlüğü esastır.

Doğru davranış kanunlar içinde değerlendirilir, kanunlar tartışılmadan, sorgulanmadan uygulanır.

Örnekler– Veli, denizde dubaları geçip açılan arkadaşlarının tüm ısrarına rağmen, ‘Dubaları Geçmek Yasaktır’ tabelasından ötürü açılmamıştır.

– Murat, etrafta hiç polis olmadığı halde yol bomboşken karşıya geçmek için yeşil ışığın yanmasını beklemektedir.

– Sigara içmenin yasak olduğu bir alanda sigara içenleri gören Yasemin, sigara içenleri ilgili görevliye hemen şikayet etmiştir.

Önemli UyarıGeleneksel  düzeyin 3. evresi olan İyi Çocuk Eğilimi ile 4. evresi olan Kanun ve Düzen Eğilimi arasındaki farka dikkat ediniz. 3. evrede bireyin tanıdığı ve bildiği daha yakın kişilerle olan ilişkilerine bakılırken 4. evrede tanımadığı fakat toplumun oluşturduğunu bildiği kişiler referans olarak alınır.

Gelenek Sonrası Düzey (İlkeli Ahlak)

Kohlberg ahlak gelişimi konusunda gelenek sonrası düzeyde artık çıkarcılık tamamen bitmiştir. Bağımsız değerler sistemi oluşmuştur. Gelenek sonrası düzeyde yer alan bireyler, mevcut otoriteden bağımsız olarak toplumsal düzeni, yasaları, kanunları artık sorgulayabilmektedir.

Bu düzeydeki bireyler kuralları reddetmezler, aksine savunurlar ancak bu kurallar önce sorgulanır ve değerlendirilir.

Kohlberg, Piaget’in her bireyin soyut işlemler dönemine çıkamayacağı bilgisine paralel olarak, insanların büyük bir kısmının geleneksel düzeyden ahlaki yargılarda bulunduklarını, gelenek sonrası düzeye çok az sayıda insanın çıkabileceğini belirtmiştir.

Sadece üst kimliğe sahip bireyler üst düzey ahlaka ulaşabilir. (James Marcia)

Toplumsal Sözleşme Eğilimi: Toplumun üzerinde anlaştığı konular korunmalıdır. Ancak ihtiyacı karşılamayan düzenler toplum yararına değiştirilebilir.

Kanunların toplumun ihtiyacına göre değişitirilebilmesi özelliği, kanun ve düzen eğiliminden farkını gösterir.

Örnek– Atanamayan öğretmenler bakanlık önünde atama sayılarına ilişkin karara karşı protesto yürüyüşüne katılmıştır. ( Bu örnekte karara karşı çıkanlar toplumsal sözleşme eğilimindedirler. Kanun ve düzen eğiliminde olan bir birey ise bu protestoya katılmayı reddetmektedir.)

Evrensel Ahlak İlkeleri Eğilimi: Sistem ve kurallardan çok insan hakları, özgürlük, adalet, demokrasi gibi ilkeler ön planda tutulur. Yarar tüm insanlık içindir. Etik ilkeler göz önünde tutulur ve ahlak üstü bir anlayış oluşur. Evrensel ahlak düzeyi, bireyin ahlak ilkelerini kendinin seçip oluşturduğu, ahlak gelişiminin son aşamasıdır.

Evrensel ahlak ilkesine ulaşan bireyler ideallerine sıkı sıkıya bağlıdır ama aynı zamanda bunları sorgulamaya da açıktır. Buna açık alıcık denir.

Örnek– Mustafa, denizde boğulmak üzere olan birini, yüzme bilmemesine rağmen canını riske atarak kurtarmaya çalışmaktadır.

Kohlberg’e Yapılan Eleştiriler

Diğer düşünürler ve ahlak kuramları savunucuları tarafından bazı eleştiriler yapılmıştır. Bunları madde olarak sıralayalım:

  • Kohlberg sadece ahlaki düşünce üzerinde yoğunlaşmıştır. Davranışa yansıyıp yansımaması üzerinde durmamıştır.
  • Sadece adalet üzerinde durmuştur. Kuramında Adalet = Ahlak anlayışı vardır.
  • Cinsiyet ve kültürel farklılıklar göz ardı edilmiştir.

kpsskonu.com

Tagged : / / / /

Piaget Ahlak Gelişimi

Piaget’e göre ahlak gelişimi, bilişsel gelişime paralellik göstererek ilerler. Bilişsel gelişimi etkileyen faktörlerin ahlak gelişimini de etkilediğini savunur. Bu sebeple ahlak gelişimdeki üst düzeyde gelişim gösterilebilmesi için bilişsel gelişimde üst düzey gelişimin gerçekleşmesi gerekir. Ancak bunun tersi doğrudur diyemeyiz çünkü üst düzey bilişsel gelişime ulaşmış herkes üst düzey ahlaka sahip olmuş olamaz.

Piaget ahlak öncesi evre, dışa bağımlı ahlak, ahlaki özerklik olarak üç dönemde ahlak gelişimini incelemiştir.

Ahlak Öncesi Evre (0-5 yaş)

Piaget 5 yaşına kadar çocukların çevresinde gördüğü olayları aynen taklit ettiğini söyler. Yani çevrelerinde gördükleri olayların ne oldukları, ne anlama geldikleri hakkında fikri yoktur. Yetişkinlerin otoritesine körü körüne bağlıdırlar. Bu dönem Piaget’in bilişsel kuramında duyusal motor ve işlem öncesi döneme denk gelmektedir. Çocukta empati duygusu yoktur. Çocukta bu dönemde hakim olan benmerkezci yapı bunu engellemektedir.

Dışa Bağımlı Ahlak (Ahlaki Gerçekçilik- Heteronom Ahlak) Evresi (6-10 yaş)

6-10 yaş arasındaki çocuklar artık çevrelerindeki olayların anlamlarını kısmen de olsa anlamaya başlarlar. Kurallara mutlak uyum bu dönemin temel özelliğidir. Çocuklara göre kural büyük bir otorite tarafından konulmuştur ve asla sorgulanamaz. Yanlış davranış bu dönemdeki çocuklara göre otomatik olarak cezayı gerektirir. Fakat kendileri de kesin ve değişmez olarak kabul ettikleri bu kurallara uymakta zorlanırlar. Bu evrede çocuklar olayın nedenini, niyetini sorgulamaz. Onlar için nesnel olan sonuç önemlidir.

Ahlaki Özerklik (Otonom Ahlak) Evresi (11 yaş ve üzeri)

Bu evreden itibaren çocuklar kuralların insanlar tarafından konulan basit şeyler olduğunu anlar. Kuralların isteğe ve faydasına göre değiştirilebileceğini anlarlar. Bir kural çiğnenmişse sonuca değil önce nedene ve niyete bakılır ve ahlaki değerlendirme buna bağlı olarak yapılır. Bu evrede nesnel sorumluluk önemini yitirmiş öznel sorumluluk ön plana getirilmiştir.

Bilişsel gelişim kuramına göre bireyler bir alt dönemin sonlarına doğru üst dönemin özelliklerinin belirtilerini göstermeye başlar.

 

kpsskonu.com

Tagged : / / / /

Ahlak Gelişimi

Ahlak gelişimi bireyin yaşadığı toplumun kurallarını içselleştirmesi olarak tanımlanabilmektedir. Birey bu içselleştirmeyi gerçekleştirirken yeni değerler sistemi oluşturur ve kendinden de bir şeyler katar. Bunu yapmak içinde bilişsel gelişimde bir düzey gerektirir.

Yapılan bazı tanımlamalara göre ahlak; doğruyu yanlıştan ayırt etme, bu ayrıma göre davranma, erdemli davranışlar ile onur duygusunu yaşama ve insanın kuralları çiğneyen eylemleri için suçluluk duymasıdır.

Psikanaliz Kuramlarında Ahlak Gelişimi

1. Frued

Çocukların ahlak kurallarını faillik evrede, kendi cinsiyetteki ebeveynlerinden özdeşim yolu ile öğrenirler. Bu özdeşim sonucu çocukta süperego ortaya çıkmaktadır.

Süperego vicdan ve ego ideali olarak iki bölümden oluşur. Vicdan bireyin yapmaması gerekenleri, ego ideali ise yapması gerekenleri içermektedir. Kişi vicdanının sözünü dinlemez ise suçluluk hissedecektir. Eğer ego idealinin isteklerine yerine getiremez ise utanç hisseder. Frued’a göre kişinin vicdan ve ego ideallerine uygun davranmasının nedeni bu suçluluk ve utanç duygularıdır.

Ali bakkala girdiğinde raftaki çikolataları görür ve kimseye çaktırmadan cebine onları atabileceğini fark eder. Bu noktada çocuğun süperegosu devreye girerek vicdan duygusu ile olayı hırsızlık olarak değerlendirecektir. Çocuk çikolataları çaldığında suçluluk hissedecektir.

2. Erikson

Erikson’un ahlak gelişimi ile ilgili fikirleri bir çok yönden Frued ile uyuşmaktadır. Faka Frued’un görüşünden farklı olarak ahlak gelişim sürecinde anne ve babanın birlikte bir etkis olduğu görüşünü savunur.

Erikson suçluluk ve utanma duygularının yanı sıra gururu da düşüncesine eklemiştir. Çocuğun sadece suçluluk ve utanma duygularından kaçmadığını aynı zamanda kendisi ile gurur duyduğunu savunur.

Bakkaldan çikolataları çalmadan çıkıp eve giden Ali kendisi ile gurur duyar.

Öğrenme Kuramlarında Ahlak Gelişimi

1. Skinner / Edimsel Koşullanma

Çocuğun ahlaka uygun davranış gerçekleştirdiğinde pekiştirilmesini, uygun olmayan davranışlarında ise cezalandırılması gerektiğini savunur.

Ali bu kez arkadaşları ile bakkala gider ve bir arkadaşının gizlice çikolataları cebine koyduğunu görür. Ona engel olmak ister ve tartışmaya başlar. Bunu gören ve durumu anlayan bakkal Ali’ye bir çikolata hediye eder ve arkadaşına kızar. Ali’nin aynı davranışı benzer durumlarda da göstermesi beklenir.

2. Sosyal Öğrenme / Bandura

Bandura bireylerin çevresindeki diğer insanları gözlemleyerek doğrudan ceza ve pekiştirme ile öğreneceklerinden fazlasını öğrenirler.

Ali’nin, arkadaşının hırsızlık yapma girişimini engellediği için bakkal tarafından ödüllendirildiğini gören Mehmet’in hırsızlık yapmaya çalışan kişileri engellemesi gerektiğini öğrenmiş olur.
kaynak : kpsskonu.com
Tagged : / / / /

Vygotsky Dil Gelişimi

Dil ile zihin arasında çok güçlü bir etkileşim olduğunu savunan Vygotsky, 2 yaşa kadar düşünme ve konuşmanın birbirinden bağımsız olduğunu, 2 yaşından sonra bu ikili arasında güçlü bir etkileşim olduğunu savunur.

1. Özel Konuşma (Benmerkezi Konuşma – Ben İçin Konuşma)

Çocuk yüksek sesle ve kendi kendine konuşur. Çocuk bir problemle karşılaştığında özel konuşma sayesinde kendine rehberlik eder ve problemlerin çözümünü kolaylaştırır. Vygotsky benmerkezci konuşmanın ortadan kaybolmadığını savunur. Sadece içsel konuşmaya dönüşür ve üst düzey düşünme becerisini sağlar.

2. İçsel Konuşma

7 yaşından itibaren ortadan kalkan benmerkezci konuşma yerini içsel konuşmaya bırakır. Çocuk içinden sessizce düşünür. İçsel konuşma Vygotsky’e göre konuşma gelişiminin en son evresidir. Fakat aslımda çocuktaki benmerkezci düşünceyle aynı  işleve sahiptir. Dışından konuşma, düşüncenin sözcüklere dönüşmesi, maddeleştirilmesi ve nesneleştirilmesidir. İçinden konuşmada ise süreç tersine döner. Konuşma içsel düşünmeye döner. (Vygotsky, 1985)

3. Kavram Gelişimi

Vygotsky kavram gelişimi ile Piaget’in kuramına karşı bir düşünce getirmiştir. Piaget kardeş kavramı gibi kavramların ancak 11-12 yaş civarında kazanılacağını belirtir. Vygotsky ise bu konuda herhangi bir ayrım yapmaz. Bu kavramlar ikiye ayrılır:

a. Kendiliğinden Edinilen Kavramlar

Bu kavramlar gündelik hayatta kullanılan kavramlardır. Bu türdeki tüm kavramlar tümdengelim yolu ile öğrenilen kavramlardır. Bu kavramlar öğrenilirken çocuk büyüklerinden gördükleri davranışları sözlü tekrarlar şeklinde tekrar ederler. Vygotsky buna kişisel konuşma demektedir.

b. Öğretilen Kavramlar

Öğretilen kavramlar gündelik hayatta değil okulda karşılaştığımız kavramlardır. Önce tek bir kavram öğrenilir, sonra bu kavramın ilişkilerini öğrenir ve genelleme yapar. Yani öğretilen kavramlar tümevarım yoluyla edinilmektedir.

Dil gelişiminde belirli dönem ve evreler için verilen yaş aralıkları bireyden bireye farklılık gösterebilir. Dilin gelişimi çocuğun içinde bulunduğu çevre, ailenin sosyal ve ekonomik durumu, cinsiyet, iki dillilik, çevresel faktörler gibi olaylardan etkilenir. Uyarıcılar açısından zenginleştirilmiş bir çevre çocukların dil gelişimini olumlu yönde etkiler. Bu çocukların akranlarına göre dil gelişimlerinin üst düzeyde olduğu görülür. Kız çocukları genellikle erkeklerden daha önce konuşmaya başlar ve sözcük kapasiteleri daha fazladır. İkiz çocuklar mimikleriyle de anlaştıkları için konuşmaya genellikle daha geç başlarlar. İki dil kullanılan bir ortamda büyüyen çocukların da dil gelişimi daha yavaştır. Çocuğun geçirebileceği hastalık ve bazı kazalar da dil gelişimini olumsuz etkileyebilir.

kaynak: kpsskonu.com

Tagged : / / / /

Piaget ve Dil Gelişimi

Piaget’e göre dilin gelişimi bilişsel gelişime bağlıdır. Dil gelişimi daima bilişsel gelişimle paralel ilerler ve bilişsel gelişimin önüne geçemez. Dil gelişimi ve sembolik oyun arasında güçlü bir ilişki vardır. Piaget çocuk konuşmaları üzerinde yaptığı araştırmalar sonucunda benmerkezci ve sosyalleşmiş konuşma olarak çocuk konuşmalarını ikiye ayırmıştır. Dil gelişiminin olgunlaşması sürecinde konuşma süreci benmerkezci konuşmadan başlar ve sosyalleşmiş konuşmaya geçer. Ve benmerkezciliğin bu geçiş sonrasında ortadan kalktığı görülür.

1. Otistik Konuşma (0-2 yaş)

Piaget bebeklik yıllarındaki konuşmaları bu şeklide değerlendirir. Süreç daha çok morgem ve telegrafik özellikler taşır.

2. Benmerkezci Konuşma (3-6 yaş)

Çocuk bu dönemde çevreyle bir iletişim çabası göstermez ve kendi hakkında konuşur. Karşısındaki kişinin onu dinleyip dinlememesi, cevap vermemesi çocuk için önemli değildir. Monolog tarzda bir konuşma görülür. Piaget’e göre okul öncesi dönemdeki çocukların yarısı bu bu şekilde davranmaktadır.

Örnek;Büyük bir ev yapacağım, kırmızı kalemim nerede? Buldum buradaymış. Şurada küçük bir kapı, burada bir pencere olsun. Bacasından dumanlar çıkıyor, çocuklar bahçede top oynuyor…..

3.Sosyalleşmiş Konuşma (7 yaş ve sonrası)

Çocuk bu dönemde karşısındakilerden isteklerde bulunur, bazen kızar, bazen soru sorar. Yani bir iletişim ve etkileşim halindedir.

4. Piaget’e Göre Dil Gelişiminin Evreleri

a Agulama

Ağlama (0-2 ay): Refleksif ve bilinçsiz tepkidir. Bebeğin ihtiyaçlarını belli eder.

Babıldama (2-6 ay): Bebek anlamsız ve bilinçsiz sesler çıkarmaya başlar. Çevreyi ve çıkardığı seslere verilen tepkileri gözlemler. Chomsky bu evre de bebeklerin dünya dillerindeki tüm sesleri çıkardıklarını söyler. Yani bu evrenin evrensel olduğunu savunur.

Çağıldama (Heceleme ) (6-12 ay): Ünlü ve ünsüz harfleri sıraya koyarak sesler çıkarmaya başlar. “ba-ba, ma-ma gibi..”

b. Tek Sözcük (Morgem) (12-18 ay)

Anlamlı ilk sözcüklerin söylendiği, dil gelişimi açısından en kritik dönemdir. Bebek söylediği tek kelime ile çok şey anlatmaya çalışır.

c. Telgrafik Konuşma (18-24 ay)

Bu evrede artık sözcükler birleştirilmeye başlanır. 2- 3 sözcük yan yana getirilerek kısa yoldan anlam iletilir.

d. İlk Gramer Konuşması (24-60 ay)

Çocuk gramer kazanmaya başlar yani cümle yapı ve kurallarını öğrenmeye başlar. Kelime kapasitesi hızla artar, ilk kurallı cümle ortaya çıkar. 24kelime sayısı 500-600’e çıkar. 30 aylık bir çocuk 300-400 kelime kullanırken, 72 aylık olduğunda ise 8000-12000 kelime kullanmaktadır. Yani 3-6 yaş arasında kelime bilgisinde büyük bir artış olmaktadır.

 

kaynak: kpsskonu.com

Tagged : / / / /

Dil Gelişimi

Dil Gelişiminde Temel Kavramlar

1. Fonem (Ses): Bir dilde var olan en küçük ses birimidir.

“s”,”e”,”h” gibi

2. Morfem (Biçimbirim): Bir dildeki en küçük ve anlamlı birimdir.

“at”, “tut”, “yaş”, “le”, “dı” gibi

Morfemler ”at” gibi tek sözcüklerden oluşabileceği gibi kal – dı gibi farklı morfemlerin birleşiminden oluşabilir. Sadece biçimlendirmeler belirli kurallara göre oluşur. Kal-dı deriz ama dı-kal diyemeyiz. Her bir fonem yani ses bir araya gelerek bir hece yani morfem oluşturur.

3. Semantik (Anlam): Anlam bilimi anlamındadır. Konuşma dilindeki kelimelerde anlam yüklemelerini inceler.

4. Sentaks ( Söz Dizimi): Gramer bilgisine uygun davranış göstermedir.

5. Pragmatik : Farklı dinleyicilere uygun konuşma ve sıra ile konuşma gibi iletişimsel kullanım kurallarıdır.

6. Morgem ( Tek sözcük) : Dil gelişiminde “tek sözcük” evresi olarak bilinen evredir. Bu evrede tüm çocuklar tek kelime ile birden çok şey anlatmak istemektedir. Kullanılan kelimenin herkes tarafından bilinen veya kabul edilen bir kelime olmasına gerek yoktur. Çocuk kendi oluşturduğu ses dizilerini de morgem olarak kullanabilir.

Örnek;2 yaşındaki İrem çok sevdiği köpeği kastederek “hav” demektedir.

7. Telegrafik Konuşma: İki sözcük evresi olarak bilinen evredir. Çocuk bu evrede iki kelimeyi yan yana getirerek kullanmaya başlar. Ve bir şeyler anlatmaya çalışır.

2,5 yaşındaki Ahmet’in annesine “Anne su” demesi.

8. Aşırı Kurallaştırma: Çocuğun öğrenmiş olduğu bir kavramla ilgili kuralı tüm durumlara uygulamasıdır.

ayakkabıcı = doğru ise manavcı, bakkalcı, öğretmenci, berberci kavramları da çocuk için doğrudur.

9. Eksik Kurallaştırma: Çocuğun bir olayla ilgili öğrendiği kuralları, sadece o olayla sınıflandırılmasıdır. Bu yönüyle aşırı kurallaştırmanın tersi olarak kabul edilebilir. Eksik kurallaştırma ile “özelden özele akıl yürütme” arasında yakın ilişki vardır.

Örnek:Beş yaşındaki Ali üst kat komşusu Ayşe hanıma “misafir” demektedir. Bir gün alt kat komşusu Sevinç Hanım gelince, annesinin onca sözüne karşın Sevinç hanımı “misafir” kabul etmez.

10. Alıcı Dil:  Alıcı dil, çocuğun çevresindeki kişilerin dilini anlama becerisidir. Eğer çocuk yeni bir sözcük öğrendiğinde,  ilgili olabilecek diğer sözcükleri de öğrenmek istiyorsa alıcı dil becerisi gelişmiştir. Alıcı dil, çocuğun dili öğrenmeye ne kadar istekli olduğunu gösterir.

11. İfade Edici (İfadesel)Dil: İfade edici dil, çocuğun kendisini anlata bilme becerisidir. Yani ifade edici dilin gelişmesini (çocuğun kendisini etkin bir şekilde ifade edebilmesinin) ön koşulu, alıcı dilinin gelişmiş olmasıdır.  Alıcı dil yetenekleri yeteri kadar gelişmemiş çocukların, ifade edici dilleri de yeterli seviyeye ulaşmaz.

12. Yansıtıcı Dil: Karşılıklı konuşmada, karşımızdaki kişinin içini dökmesi, dilediği sayıda cümle kurarak kendini istediği gibi ifade edebilmesi, başarmak için nelere ihtiyacı olduğunu, çocuğun kendi konuşmaları içerisinden çekip bulmasını sağlamak amacıyla kullanılır.

13. Benmerkezci Dil: Okul öncesi dönemde görülen bu dil “benmerkezci düşünmenin” özelliklerini yansıtmaktadır. Özellikle çocukların gerçekleştirdiği “sembolik oyunlar” sırasında bu dili ortaya koydukları görülmektedir.

Bu dili kullanan çocuklar ;

  • Sadece kendileri hakkında konuşur,
  • Dışsal konuşmanın özellikleri taşır,
  • Duydukları konuşmaları tekrar eder,
  • Düşündüklerini ortaya çıkarabilmek için çevresindeki insanlardan çeşitli sorular yöneltmesini ister,
  • Yaptığı eylemleri sanki karşılarında birisi varmış gibi sesli olarak anlatır.

14. Anne Dili (Bebeğe Yönelik Konuşma): Ailenin konuştuğu dilin özelliği, çocuğun dil gelişimini etkilemektedir. Anne babalar, çocuklarıyla konuşurken genellikle bir yetişkin ile olan konuşmalarına göre çok daha basit bir dil kullanırlar. Aile çocukları ile olan konuşmalarında:

  • Oldukça titiz bir ses kullanır.
  • Konuşma hızı çok yavaştır.
  • Cümleler oldukça kısadır.
  • Dil bilgisi açısından basittir.
  • Somut kelimelere yer verir.

15. Yeniden Biçimlendirme (Yayılım): Anne babalar, çocuklarının kurduğu basit cümleleri, dil bilgisi açısından daha doğru şekilde ve genellikle biraz daha uzun hale getirerek tekrarlar. Bu duruma yeniden biçimlendirme denir.

16. Tekrarlama: Bir çocuğun çevresinde duyduğu konuşmaları sürekli aynı şekilde tekrar etmesidir.Tekrarlama özellikle ilk çocukluk yıllarında gözlenir.

 

kaynak: kpsskonu.com

Tagged : / / / /

Oyun Gelişimi

Gardiner, çok eskilerden beri oyun oynadıklarını belirtmiştir. Oyun önceden zaman kaybı olarak görülmüş fakat günümüzde kişilik gelişiminin ve toplumsal gelişmenin temelini oluşturduğu görülmektedir. Bruner Oyun Gelişimi kuramında “Oyun çocuğun temel görevidir.” diyerek, oyunun önemini vurgulamıştır.

Piaget Oyun Gelişimi kuramında oyunun önemine vurgu yapmıştır. Oyun sayesinde çocuk gerçek dünyayı kendi dünyasına uydurmaya çalışır.

1.Oyunun İşlevleri

Çocuk oyun aracılığı ile dünyayı zihinlerinde istedikleri gibi algılar. Dünyayı keşfedip bireye özgü tepkilerin ortaya çıkmasını sağlar. Bilişsel gelişim için gerekli uyarılmayı sağlar. Birçok oyun çocuğa tırmanma, koşma, atlama gibi hareket becerilerinin ve eşgüdümün gelişmesine yardımcı olur.

2.Oyun Türleri

a.Uğraşsız oyun

Çocuğun odanın bir yerinde oturup gözlem yapması ve anlık ilgisini çeken şeyleri izleyerek kendini meşgul eder. İlgisini çeken bir şeyler yoksa kendi bedeni ile oynar, sandalyeye çıkar, iner.

b.Seyirci

Çocuk sadece belli bir grubu gözler ve bu çocuklarla sık sık konuşur ve sorular yöneltir. Kendisi tam olarak oyuna dahil olmaz.

c.Yalnız başına oyun (Bağımsız oyun)

Çocuk yalnız ve bağımsız olarak oyuncaklarla oynar. Diğer çocukalrın yaptıkları ile ilgilenmez ve ilgisini çekmez.

d.Paralel etkinlik

Çevredekilerle aynı oyunu oynar fakat onlardan bağımsızdır. Kendi kuralları vardır ve diğer çocukların kuralları ile ilgilenmez. Piaget’in Paralel oyun kavramı ile aynı özelliktedir.

Çevresindeki çocuklar trencilik oynuyorsa oda onlara katılır fakat hepsi farklı yönlere dağılır. Birlikte uyumlu hareket etmezler.

e.Birlikte oyun

Çocuk artık diğer çocuklarla birlilkte oynamaya başlamıştır. Aynı ekinliği yapıp sohbet ederler. Fakat henüz iş bölümü yoktur ve örgütlenmiş davranış göstermezler. Bireysel ilgileri hala ön plandadır.

f.İşbirliği kurucu – Örgütlü – Tamamlayıcı oyun

Bu oyun çağındaki çocuklarda belirgin bir biçimde gruba ait olma duygusu görülür. Ortaya belii bir ürün çıkarmak ve yarışmaya dayalı amaca ulaşmak için işbirliği yaparak çalışırlar. Bu oyunun şekli yetişkin yaşamın canlandırılması gibidir.

kaynak: kpsskonu.com

Tagged : / / / /

Mizah Gelişimi

McGhee’ye göre mizahın temelini oluşturan şey acayiplik, tutarsızlıktır. Fakat ona göre tutarsızlık tek başına mizah için yeterli değildir. Çocukların bu tutarsızlığı edebilecek düzeyde bilgili olmaları ve neşeli bir ruh halinde olmaları gerekmektedir. Buna göre, çocukların değerlendirdiği mizah türünün , onların bilişsel gelişimlerine bağlı olduğu söylenebilir.

Bay Jones bir lokantaya gitti ve akşam yemeği için bütün bir pizza ısmarladı. Garson pizzayı altı parçayamı yoksa sekiz parçaya mı bölmesini istediğini sorduğunda, Bay Jones şöyle dedi: Altıya bölerseniz iyi olur hiçbir zaman sekiz parça yiyemem. ( McGhee, 1979)
Madde korunumunu kazanmış ve belli bir seviyeye ulaşmış olan tüm çocuklar bu fıkrayı komik bulurken, madde korunumunu henüz kazanamamış çocuklar bunun bir fıkra olduğunu bile anlayamamıştır.

Gerçekten de mizah anlayışıyla, bilimsel gelişim düzeyi arasında güçlü bir ilişki bulunmaktadır. Bu durumu farklı bir örnekle açıklayalım:

3 yaşındaki Paul’un babası, sakal, gözlük ve kocaman bir plastik bir burun taktığından çocuk korktu ve ağlamaya başladı. Ancak 9 yaşındaki erkek kardeşi için bu durum son derece komikti. Büyük çocuk somut işlem düzeyine ulaşmış ve babasını önceki haliyle düşünebiliyordu; Dahası onun gerçekten değişmediğini biliyordu (McGhee, 1979).

McGhee, mizahın bilisel gelişime paralel olarak değişmez evrelerden oluştuğunu ve bu sıra ile ortaya çıktığını belirtmiştir.

1.Evre:Nesnelere Karşı Tutarsız Davranışlar(1-2 yaş)

Bir nesnenin, sanki başka bir nesneymiş gibi kullanmasıyla başlayan evredir. “Mış gibi yapma” bu evrenin en önemli özelliğidir.

Çocuk eline bir oyun küpü alır ve sanki telefonmuş gibi kulağına götürür. Sonra telefonu kapamış gibi yaparak oyun küpünü tekrar yerine koyar. Neşeli bir ruh haliyle gülümsemeye başlar.
Annesi onun ayak parmaklarını ‘’yer’’ gibi yapar, sonra da ‘’tadını kötü bulur’’. Çocuk yine gülmeye başlar.

2.Evre: Nesnelerin, Olayların, İnsanların Tutarsız Olarak Adlandırılması (3-4 yaş)

Çocuğun sözcük dağarcığını artması ile başlar. Bu evredeki mizah anlayışı çocukların bildikleri nesne yada uzuvlara bilerek farklı ve yanlış isimler takmalarıdır.

Amcası Berke’ye elini gösterip ayak, ayağını gösterip burun der. Çocuk gülmekten katılır.

3.Evre: Kavramsal Tutarsızlık (5-6 yaş)

Bu evrede 1. ve 2. mizah anlayışı kaybolmaz fakat farklılaşarak evrenin özellikleri ile kaynaşır. Çocuklar anlamsız sözcük ve uyaklı sözcük bulmaktan keyif alır.

Berke, kerke, serke,merke, yerke,zerke

4.Evre: Çoklu Anlamlar ve Yetişkin Türü Mizah (7-8 yaş)

Somut işlemler dönemine girmiş çocuklarda oluşur. Sesteş kelimelerin mizah konusu yapılması ile gerçekleşir.

Çocuk: Anne bu spreyle ne yapıyorsun?Anne: Koltuk altına sıkıyoruz oğlum.Çocuk: O zaman evdeki bütün koltukların altına sıkayım mı? (Gülümseyerek)

Mizah duyguları en gelişmiş çocukların çatışma dolu ailelerden geldiğini savunan bir görüştür.

kaynak: kpsskonu.com

Yetişkinlerde Bilişsel Gelişim

Yetişkinler üzerinde gerçekleştirilen birçok bilişsel gelişim çalışması üniversite öğrencileri üzerinde yapılmıştır. Bunlar arasında W.Perry ve M.Belenky’nin çalışmaları dikkat çekicidir. Yetişkinlerde bilişsel gelişim alanında ilk olarak W. Perry çalışmalarına bakalım.

1) W. Perry

W.Perry, Harvard üniversitesinden bir grup öğrenci üzerinde yaptığı araştırmalarda üniversite öğrencilerine “Gerçeklik nedir?”, “Bilgi nereden gelir?” gibi epistemolojik sorular yöneltmiştir. W.Perry1970 yılında yaptığı bu çalışmanın ardından 11 yıl sonra çalışmasını tekrarlamış ve benzer sonuçlar elde etmiştir. Araştırmalarında üniversite eğitiminin ve yaşantısının bu kişiler üzerinde bilişsel olarak ne gibi etkiler ve değişiklikler oluşturduğunu bulmaya çalışmıştır.

W.Perry’ e göre düşünsel değişim seyri;

a. Temel İkilemcilik

Bu aşamada bilgi birey için mutlaktır. Yani bir şey ya siyah ya beyazdır, arası yoktur. Güçlü önyargılara sahip olunan bir dönemdir. Bir üst aşamaya geçmeleri için var olan önyargılarına uymayan yaşantılardan geçmeleri gerekmektedir. Yaşantılar öğrenciye yaşamın kuralının siyah yada beyaz olmadığını, arada bazı renklerinde olduğunu bireye gösterir.

b. Çoğulculuk

Bu aşamadaki birey, herkesin kendince doğru olduğuna inanır. Çoklu bakış açıları fark edilmiştir.

c. Görelilik

Birey bu aşamada herkesin kendince bir fikri olduğunu ve bu fikirlerden herhangi birinin doğru olabileceğini anlar. Bilginin mutlak olmadığını görür.

d. Görelilikte Kalıcılık

Birey bu aşamada bazı fikirlerin doğruluk payını diğerlerine göre kıyaslar ve anlar.

2) Belenky’e Göre Bilmenin Beş Aşaması

Belenky’nin ortaya koyduğu bu dönemler, W.Perry’nin epistemolojik dönemlerine benzer. Bu dönemler şunlardır:

a. Sessizlik: Dışsal otoriteye tümden bağımlılık vardır.

b. Edinilmiş Bilgi: Çoğulculuk hakimdir. Bilgiye sahip kişiler özen ve dikkatle dinlenerek doğru bilgiler elde edilebilir.

c. Subjektif Bilgi: Bilgi kişiseldir.

d. Yaşantısal Bilgi: Bilgi edinmek objektif yolla olur.

e. Yapılandırılmış Bilgi: Bilgi tamamen bağımsaldır. Bilgiyi edinmek hem kişisel hem de objektif yolla olur.

Tagged : / / / /

Bruner ve Bilişsel Gelişim Dönemleri

Bruner da Piaget gibi bilişsel gelişimi evrensel bir anlayış biçimi ile incelemiştir. Ona göre bilişsel gelişim, tepkilerin uyarılardan bağımsız hale gelmesidir. İlk çocukluk yıllarında birey çevreden gelen uyarıcılara bağlıdır. Yani tepkiler uyarıcılara bağlıdır. İlerleyen süreçte ise özellikle dil kazanıldıktan sonra uyarıcılar kontrol edilmeye başlanır ve tepkiler uyarıcıdan bağımsız hale gelmeye başlar.

Bruner’a göre;

  • Bir kültürün içinde doğmuş olmak bilişsel gelişim için yeterli değildir. Bilişsel gelişim süreci etkili bir öğretici-öğrenici ilişkisi gerektirir. Öğretici olan kişi çocuğun öğrenimini adım adım ilerleyecek biçimde şekillendirmelidir. Bu olaya yol gösterme denir. Buna göre öğretmenler, anneler, babalar ve toplumun tüm üyeleri çocukların bilişsel gelişimini kazanmada ve öğretmede sorumluluk sahibidir.
  • İnsanlar ancak dil kullanarak iletişim kurabilir, tartışabilir ve dil sayesinde birbirine öğretebilirler.
  • Bruner bilişsel gelişimi “ bireyin kendisinin farkında olmasıdır” şeklinde açıklar.
  • Bireylerin bilişsel gelişim seviyelerine göre olaylara bakış açıları da değişmektedir. Örneğin küçük bir çocuğun yağmur yağması ile ilgili görüş ve düşünceleri olgun bireyin düşüncelerinden farklıdır.
  • Bruner’da bilişsel gelişimi Piaget gibi bilginin kodlanması, işlenmesi, depolanması ve sıralanması şeklinde incelemiştir.

Bilişsel Gelişim Dönemleri

Kpss gelişim psikolojisi dersinde Bruner’ın bilişsel gelişim dönemlerini inceleyelim.

  1. Eylemsel Dönem(0-3 yaş)
  • Bilişsel gelişimin ilk aşamasıdır.
  • Bu dönemde çocuk çevreyi anlama çabası içindedir.
  • Bu dönemde psikomotor öğrenmeler yoğundur.
  • Öğrenmeler yaparak-yaşayarak gerçekleşir.
  • Bu dönem çocukları için nesneler sadece birer araçtır. Nedenleri sorgulamazlar.
Çocuk eline verilen kitapla sadece oynar, yırtar vs.
  1. İmgesel Dönem (4-6 yaş)
  • Bilişsel gelişimin ikinci aşamasıdır.
  • Görsel bellek gelişmiş fakat yeterli düzeyde değildir.
  • Çocuklar algılarının tutsağı durumundadırlar.
  • Gördükleri bir nesne ortamdan kaldırıldığında bile onu tarif veya resmedebilirler.
Çocuk eline verilen kitabı inceler, resimlerine bakar.
  1. Sembolik Dönem (7 yaş ve üstü)
  • Bilişsel gelişimde son dönemdir.
  • Çocuk artık birçok alanın sembolünü kullanabilir.
  • Atasözleri ve deyimler gibi soyut düşünceler içeren cümleleri anlar ve kendi de düşüncelerini bu şekilde anlatabilir.
Çocuk eline verilen kitabı okur,araştırma yapar
Tagged : / / / /