Ukrayna

DEVLETİN ADI: Ukrayna
BAŞŞEHRİ: Kiev
NÜFUSU: 51.944.000
YÜZÖLÇÜMÜ: 604.000 km2
RESMİ DİLİ: Ukranca
DİNİ: Hıristiyanlık
PARA BİRİMİ: Ruble

Avrupa’da yer alan bir devlet. Kuzeyinde Beyaz Rusya, doğusunda Rusya Federasyonu, güneyinde Azak Denizi, Karadeniz, Moldavya ve Romanya, batısında Macaristan, Çek Cumhuriyeti ve Polonya yer alır.

Tarihi

Bölgede tarih boyunca çeşitli devletler kuruldu. Dokuzuncu asırda kurulan ve ilk Rus devleti olan Kiev Prensliği, 13. asırda Moğol saldırılarına maruz kalarak yıkıldı. Batı Ukrayna’da Galiçya ve Volinya Prensliği 11. asırdan 14. asra kadar hakimiyetlerini devam ettirdi.

Ülke topraklarının büyük bölümü 14. asırda Litvanya’nın hakimiyeti altına girdi. Polonya ve Litvanya’yı tek bir federe devlet haline getiren Lublin birliğinin 1569’da sağlanmasından sonra Ukrayna toprakları fiilen Polonya’nın hakimiyetine girdi. Zaporojye Kazaklarının lideri Bogdan Hmelnitski Polonya yönetimine karşı ayaklandı ve 1651’de Rus Çarından yardım istedi. Bu durum Rus Çarlığı ile Polonya arasında savaşa sebep oldu. Savaşın ardından Dinyeper Nehrinin doğusunda kalan topraklarla Kiev Rusların hakimiyetine girdi. Kırım’ın 1783’te Rus hakimiyetine girmesi üzerine Karadeniz kıyısında yeni yerleşim merkezleri kurulmaya başladı.

On sekizinci asırda Polonya topraklarının paylaşılması üzerine Dinyeper’in batısındaki Ukrayna toprakları Rus hakimiyetine, Galiçya ise Avusturya hakimiyetine bırakıldı. On dokuzuncu asırda Ukrayna’da milliyetçi hareketler yaygınlaşınca, Rus çarı bu hareketleri bastırmak için şiddetli tedbirlere başvurdu. Ukraynacayı kullanmayı sınırladı. Avusturya-Macaristan İmparatorluğu hakimiyeti altında yaşıyan Ukraynalılar ise daha rahattılar. Birinci Cihan Harbinin başladığı sırada Galiçya’da yaşıyan Ukraynalılar kendi kültür, siyasi ve dini kurumlarını geliştirmişlerdi.

Rusya’da 1917 devriminden sonra Harkov’da Ukrayna Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti kuruldu. Avusturya-Macaristan İmparatorluğunun yıkılması üzerine Ukraynalılar 1918’de Galiçya’nın yönetim merkezi Lemberg’i ele geçirerek Batı Ukrayna Milli Cumhuriyetini kurdular. Bu devlet 1919’da Ukrayna Milli Cumhuriyetiyle birleştiyse de 1919 Haziranında Ukrayna askeri Galiçya’dan çıkarıldı. Bukovina Romanya’nın, Macaristan toprakları içinde kalan eski Ukrayna şehirleriyse yeni kurulan Çekoslovakya’nın hakimiyetine girdi. Çeşitli devletler 1917-21 arasında Ukrayna’nın hakimiyetini ele geçirmek için çalıştılarsa da başarılı olamadılar. Ukrayna 1924’te Sovyetler Birliğini meydana getiren 15 cumhuriyetten biri oldu.

İkinci Dünya Harbine kadar Ukrayna hızla sanayileşti ve tarımda kollektifleştirme politikası uygulandı. Bu harekete köylü büyük tepki gösterdi. Stalin döneminde bölgede baskılar arttırıldı ve Ukraynacanın kullanımı yasaklandı. Sadece Çekoslovakya’da yaşayan Ukraynalılar geniş siyasi ve kültürel haklara sahiptiler.

Alman-Sovyet saldırmazlık Paktının 1939’da imzalanmasıyla Polonya’nın hakimiyeti altında bulunan Doğu Galiçya ve Batı Volniya toprakları Ukrayna Sovyet Sosyalist Cumhuriyetine bırakıldı. 1941 Haziranında Rusya’ya saldıran Almanlar kısa sürede Ukrayna’yı işgal ettiler. Başlangıçta Ukraynalılardan destek gören Almanlar, daha sonraları gerilla direnişiyle karşılaştılar. Almanların savaş sonunda mağlup olmaları üzerine bütün Ukrayna toprakları Rusya’nın hakimiyeti altına girdi.

1989’da Rusya’da başlayan reformlar Ukrayna’da da köklü değişikliklere sebep oldu. İlk çok partili seçimler yapıldı. Ülke yeni bir siyasi ve ekonomik döneme girdi. Ukrayna 1991’de bağımsızlığını ilan etti ve aynı sene Bağımsız Devletler Topluluğunun kurucuları arasında yer aldı.

Fiziki Yapı

Ülke toprakları, Doğu Avrupa Ovasının büyük bölümünü kaplar. Kuzeydoğusunda Orta Rusya Platosunun bir uzantısı yer alır. Karadeniz kıyıları boyunca uzanan Karadeniz düzlüğü, Kırım Yarımadasında Kuzey Kırım Düzlüğünü meydana getirir. Batıda yer alan Karpat Dağlarının uzunluğu 240 km’yi geçer. Karadeniz ile Azak Denizi arasında kalan Kırım Dağları birbirine paralel üç alçak sıradan meydana gelir. Bu sıralar arasında vadiler yer alır.

Başlıca akarsuları Dinyester ve Dinyeper nehirleri olup, Azak-Karadeniz Havzasına doğru akar. Pripet Bataklıklarının bir bölümü ve bir içdeniz olan Azak Denizi ülke sınırları içinde kalır.

İklimi

Ukrayna ılıman bir iklim kuşağında yer alır.

Tabii Kaynaklar

Madenler: Ukrayna; manganez cevheri bakımından dünyanın en zengin bölgelerindendir. Ayrıca önemli miktarda demir cevheri vardır.

Nüfus ve Sosyal Hayat

Ukrayna’nın nüfusu 51.944.000 olup, nüfus yoğunluğu 86’dır. Nüfusun % 72,7’si Ukraynalı, % 22’si Rus, % 5,3’ü diğer milletlerden meydana gelmektedir. Halkın % 67’si şehirlerde, % 33’ü köylerde yaşamaktadır. Başlıca şehirleri Sivastopol, Odessa, Harkov, Denetsk, Krivay Rog, Zaporojye’dir.

Ukrayna’da 7-17 yaşları arasında eğitim mecburi ve parasızdır. Eğitim Ukraynaca yapılmaktadır. Ayrıca Rusça, Moldavya dili, Lehçe, Bulgarca, Macarca, Fransızca, Almanca, İspanyolca ve İngilizcenin kullanıldığı okullar da vardır. Ülkede 140’tan fazla yüksek öğretim kurumu ile Ukrayna Cumhuriyeti Bilimler Akademisine bağlı çok sayıda ilmi çalışmalar yapan kurum vardır. Ukrayna’da okuma yazma bilmeyen hiç yok gibidir.

Ekonomi

Ekonomi tarım ve sanayiye dayalıdır. Tarımda makina yaygın şekilde kullanılır. Ülke çapında yaklaşık sekiz bin kollektif çiftlik (Kolhoz) ile 1700 civarında devlet çiftliği (Sovhoz) vardır. Bu çiftliklerde et ve süt için büyükbaş hayvan beslenir. Ayrıca tahıl, sebze, patates ve şekerpancarı yetiştirilir.

Ukrayna’da çelik sanayii gelişmiştir. Ülkede ayrıca metalurji araçları, dizel lokomotifler, televizyon ve traktör üreten fabrikalar vardır. Sun’i gübre, sülfirik asit ve şeker fabrikaları ekonomide önemli yer tutar. Sanayi tesislerinde kullanılan enerjinin hemen tamamı fosil yakıtlarından elde edilir.

Siyasi Hayat

Ukrayna’da en yüksek yasama organı Yüksek Meclistir. Meclis üyeleri beş yılda bir yapılan seçimlerle belirlenir. Yüksek Meclis Devlet Başkanı ve Bakanlar Kurulu üyelerini atar.

Tagged :

Uganda

DEVLETİN ADI: Uganda Cumhuriyeti
BAŞŞEHRİ: Kampala
NÜFUSU: 17.200.000
YÜZÖLÇÜMÜ: 241.040 km2
RESMİ DİLİ: İngilizce
DİNİ: Hıristiyan, Müslüman, Putperest
PARA BİRİMİ: Şilin

Doğu Afrika’da yer alan bir devlet. Kuzeyde Sudan, batıda Zaire, güneyde Rwanda ve Tanzanya, doğuda Kenya ile komşu olan Uganda, 4° 13’ kuzey ve 1° 23’ güney enlemleriyle 29° 35’ ve 35° 02’ doğu boylamları arasında bulunur.

Tarihi

Bugünkü Ugandalılar, iki grup halinde ülkeye göç edenlerin soyundan gelmektedirler: İlk grup olarak, 15. asır civarında güneye doğru gelenler ülkenin bugünkü Bantu halklarını meydana getirdiler; daha sonra Nil yöresinden ve Sudan’dan gelen ikinci grup kuzeydeki ve doğudaki kabileleri kurdular. Uganda’da Bunyoro, Ankole, Buganda ve Toro gibi kralıklar kuruldu. On altıncı ve 17. yüzyıllarda en kuvvetli devlet Bunyoro Krallığı idi. On sekizinci asırda Buganda bölgede hakim olmak için Bunyoro’ya karşı giriştiği mücadelede üstünlüğü ele geçirdi. 1840 yıllarında Arap tüccarlar ülkeye gelerek, bir kısım Ugandalıların Müslüman olmalarına sebep oldular. 1884-85 BerlinKonferansında Avrupa’nın sömürgeci devletleri Afrika’yı paylaşma planı üzerinde anlaştılar. 1880 sonlarında İngiltere veAlmanya aralarında anlaşma yaparak Doğu Afrika’yı paylaştılar. Kenya ve Uganda İngiltere’ye, Tanganika Almanya’ya kaldı. 1894’ten itibaren Uganda İngiltere’nin himayesi altına girdi.

Uganda 9 Ekim 1962’de bağımsız oldu. Devlet Başkanlığına otuz altıncı Uganda Kralı İkinci Mutesa geçti. Bilahare darbeyle başkan olan Dr. Milton Obote zamanında çok az bir Yahudi azınlığı, 90.000 İngiliz ve İngilizlerin Hindistan’dan getirdiği 50.000 Hindu, Uganda’nın bütün askeri, kültürel ve ekonomik imkanlarını ele geçirdiler. 1971’de Uganda Ordusu Dr. Milton Obote’yi devirerek, orduda çok sevilen İdi Amin’i devlet başkanlığına getirdiler. İdi Amin Yahudileri, İngiliz ve Hinduları ülkeden çıkardı (Bkz. İdi Amin). Bunun zamanında Müslümanlığa geçenler hızla çoğaldı. Bu durum bazı güçleri aşırı derecede tedirgin etti. İdi Amin’i öldürmek için 26 suikast düzenlendi. Bunlar neticesiz kalınca Hıristiyan Tanzanyalılar Uganda’yı işgal etti. Sürgünden dönerek siyasi oyunlarla 1980 Aralık ayında Cumhurbaşkanı olan Hıristiyan Dr. Milton Obote 100.000’e yakın Müslümanı çocuk, ihtiyar, kadın demeden katletti. 1985’te bir darbeyle yönetimi ele geçiren Basilio Olara Okello, kısa bir süre sonra Yoweri Museveni idaresi altındaki Ulusal Direniş Hareketi tarafından devrildi. Cumhurbaşkanlığı görevini alan museveni, darbeden sonraki üç yıl içinde Muhalif gerilla gruplarını etkisiz hale getirerek, iktidarını sağlamlaştırdı. 1980’den sonra ilk genel seçimler 1989’da yapıldı ve seçimleri Ulusal Direniş Konseyi kazandı. Ülke sosyal ve ekonomik kargaşa içindedir (1994-Şubat).

Fiziki Yapı

Uganda’nın büyük bir bölümü yayla halindedir. Kuzeyde ve kuzey-batıda arazinin deniz seviyesinden yüksekliği 600 ila 900 metredir. Victoria Gölü bölgesindeyse 1000 ila 1500 metre arasında değişir. Yayla üzerinde birçok dağlar yükselmekte olup, bunlar ülkenin doğu ve batı sınırlarına hakimdirler. Yüksekliği 4800 metreyi aşan Ruwenzori Dağları Zaire sınırı tarafından ikiye bölünür. 4321 metre yüksekliğindeki VolkanikElgon Dağı, Kenya sınırı boyunca uzanır. 4504 metre yüksekliğindeki volkanik Virunga Sıradağı, Zaire ve Rwanda ile paylaşılır.

Uganda yüzölçümünün yaklaşık olarak % 16’sı (42.439 km2) su ile kaplıdır. Ülkenin başlıca gölleri, Victoria, Albert, Edward, Kyoga ve George gölleridir. Victoria Gölü, Nil Nehrinin ana kaynağını teşkil eder.

İklim

Uganda ekvator üzerinde olmasına rağmen, ülkenin yüksek rakımı sebebiyle iklim ılımandır. Ülkenin hiçbir yerinde aşırı sıcaklık görülmez. Güneyde yıllık sıcaklık ortalamaları 13°C ile 23°C arasında, kuzeyde ise 18°C ile 30°C arasında değişir. Uganda’nın büyük bölümü yılda en az 1000 mm’lik yağış alır. Uganda’da erozyon, kuraklıktan daha önemli bir mesele durumundadır.

Tabii Kaynaklar

Uganda’da çok değişik tipte bitkilere rastlanır. En yaygın bitki türü ülkenin bütün kuzeyini kaplayan seyrek ağaçlı savanadır. Diğer farklı bitki türleri Victoria Gölü ve Albert Gölünün doğusu civarındaki eski ormanlardan kalan ağaçlar, doğudaki Karamoja bölgesindeki kurak bozkırlar, güney ve güneybatıdaki açık otluk savanalar, dağlık bölgelerin ormanları ve bunların yüksek kısımlarındaki kırlardır. Uganda’da çok değişik cinste vahşi hayvanlara rastlamak mümkündür. Şempanze, goril, fil, ceylan, aslan, su aygırı, yaban sığırı ve zebra ülkenin belli başlı vahşi hayvanlarıdır. Ülkenin önemli yeraltı zenginlikleri bakır ve kobalttır.

Nüfus ve Sosyal Hayat

Uganda nüfusu 17.200.000 olup, bunun ancak çok küçük bir yüzdesi (% 8,1) şehirlerde yaşar. Nüfusun büyük bölümüVictoria Gölü civarında, doğuda Algon Dağı ve Rwanda sınırı yakınında toplanmıştır. Kilometrekareye düşen kişi sayısı 59’dur. Ülkenin tek büyük şehri 773.500 nüfuslu başşehir Kampala’dır.

Uganda halkının % 98’i Afrika asıllıdır. Az sayıda Güney Asyalı, Arap ve Avrupalı vardır. Afrikalılar kullandıkları dillere göre 4 ana etnik gruba ayrılırlar: Bantu dilleri, Nil yöresi dilleri, Nil-Hami dilleri ve Sudan dilleri. Bantu, nüfusun % 65’ini teşkil etmekte olup, Uganda’nın güneybatı yarısının tamamını işgal eder. Belli başlı Bantu grupları Ganda, Nicole, Toro, Nyoro, Soga, Gisu ve Kiga’dır. Nil yöresi halkları Uganda’nın kuzey iç kesiminde bulunur. Lango, Acholi ve Alur grupları bunların başlıcalarını teşkil ederler. Nil-Hami halkları kuzeydoğu Uganda’da mevcut olup, bunlardan Iteso ve Karamojong büyük ana grupları meydana getirirler. Sudanlı gruplar Uganda’nın kuzeybatı köşesinde yaşarlar. Bu grupların en büyüğü Lugbara’dır.

Uganda’da çok sayıda değişik kabile dilleri konuşulur. Mükemmel olmamakla birlikte aynı dil ailesindeki kabileler birbirleriyle anlaşabilmektedirler. Dört ana grup arasındaki anlaşma umumiyetle resmi dil olan İngilizce vasıtasıyla sağlanmaktadır.

Uganda halkının % 62’si Hıristiyan, % 6’sı Müslüman kalanı putperesttir. İlkokul çağındaki çocukların yaklaşık olarak yarısı okula devam etmekte olup, halkın % 25’i okuma-yazma bilmektedir. Ülkede bir üniversite, yüksek öğretmen okulları, bir teknik yüksek okul ve yüksek ticaret okulu mevcuttur.

Siyasi Hayat

Uganda, Cumhuriyetle idare edilen bir ülke olup, 10 eyalet ve 34 kazaya ayrılmıştır. Yapılan askeri darbeler yüzünden 1967 tarihli Anayasa askıya alınmıştır. Ülke Birleşmiş Milletlere,Afrika Birliği Teşkilatına ve İngiliz Milletler Topluluğuna üyedir.

Ekonomi

Uganda ekonomisi tarıma dayanır. Yetiştirilen belli başlı yiyecek bitkileri muz, manyok, süpürgedarısı, mısır, yerfıstığı, susam ve fasulyedir. Ana ticaret bitkileri ülke ihracatının % 80’ini teşkil eden kahve ve pamuktur. Ayrıca çay ve tütün de ihracat maksadıyla yetiştirilir.

Uganda’da hayvancılık gelişmekte olup, ülkenin kuzeydoğusunda ve güneybatısında sığır, keçi ve koyun yetiştirilmektedir. Ülkenin büyük göllerinde ve baraj göllerinde balıkçılık ileri durumdadır.

Gıda, çimento, yapı malzemeleri ve tekstil ülkenin gelişmiş sanayileridir. Turizm giderek gelişme kaydetmektedir.

Uganda karayollarının uzunluğu yaklaşık 28.332 km olup, bunun 2240 km’si asfalttır. Kampala ile Kenya’nın Mombasa şehri arasında işleyen demiryolu batıda Kasese’ye ve Kenya sınırındaki Tororo’dan Albert Nil’i yakınındaki Pakwach’a uzatılmıştır. Kompala’nın yakınlarında Entebbe’de milletlerarası havaalanı vardır.

Tagged :

Türkiye

Türkiye, resmi adıyla Türkiye Cumhuriyeti, Kuzey Yarımkürede, Avrupa ve Asya kıtaları arasında, kuşbakışı görünümü kabaca doğu-batı doğrultusunda bir dikdörtgeni andıran Anadolu platosu ve Trakya yarımadası üzerinde kurulmuştur. Akdeniz, Karadeniz, bu iki denizi Boğazlar vasıtasıyla birbirine bağlayan Marmara Denizi ve Ege Denizi ile çevrilidir. Eski çağın başlıca uygarlık alanları olan Akdeniz dünyası, Balkanlar, Ortadoğu ve Uzakdoğu göç ve ticaret yollarının kesişim noktasında bulunan Türkiye coğrafyası pek çok medeniyete ev sahipliği yapmıştır.

Türkiye, rejimi demokrasi olan bir cumhuriyettir. Osmanlı Devleti’nin I. Dünya Savaşı sonunda 20. yüzyıl başında yıkılmasından sonra, 1923 yılında Türk Kurtuluş Savaşı ile, Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde kurulmuştur. Türkiye, Müslüman çoğunluğa sahip ülkeler arasında en gelişmiş ve modern ülke haline gelmiştir.

Türkiye Cumhuriyeti demokratik, laik sosyal bir hukuk devletidir. Birleşmiş Milletler, NATO, Avrupa Konseyi ve İslam Konferansı Örgütü Türkiye’nin üye olduğu uluslararası örgütlerdendir. 3 Ekim 2005 tarihinden itibaren Avrupa Birliği’ne tam üyelik için müzakerelere başlanmıştır.

‘Türkiye’ kelimesi

Bilimadamları ve araştırmacılar Türkiye kelimesinin İtalyancadan geldiğini kabul ederler. Prof. Dr. İlber Ortaylı bir makalesinde Cenevizlı ve Venedikli tüccar ve diplomatların, 12. yüzyılda, Türkiye’yi Turchia ve Turmenia olarak tanımladıklarını belirtir. Ayrıca, Türkiye adı ilk defa 1190’da bir yazılı kaynakta, haçlı seferi vekayinamesinde geçmektedir.

Prof. Dr. Abdulhaluk Çay ise Turchia tanımını çok daha gerilere götürür ve Turchia tabirine ilk defa 6. yüzyılda Bizans kaynaklarında rastlandığını belirtir ve şöyle der “Bu tabir 9. ve 10. yüzyıllarda İdil/Volga nehrinden Orta Avrupaya kadar uzanan saha için kullanılmıştır.” Bu kulanımın Kafkasya bölgesinde Hazar Kağanlığı için Doğu Türkiyesi, Arpad hanedanının kurduğu Macar Devleti için Batı Türkiyesi şeklinde olduğunu ve aynı tabirin 12. yüzyıldan itibaren Anadolu için kullanıldığını belirtir. Tarihte 13-14. yy.da Mısır Memlükleri de Türkiye adını kullanmışlardı: ed-devletüt Türkiya (1250-1387). Batılar, Turchia halkına hiçbir zaman Türkiyeli demeyip, Türk(Turc) demişlerdir.

Osmanlı devletinde, 19. yüzyıla kadar Türkiye adı kullanılmadı, devleti Osmaniye, Memaliki Şahane, Diyarı Rum adları kullanıldı. Daha sonra, Genç Osmanlılar arasında Osmaniye yerine Türkistan, Türkeli, Türkili gibi adlar önerildiyse de, Orta Asya’da Türkistan adlı bir devlet olduğundan bu benimsenmedi. Anayasada (1921) Türkiye adı yazıldı ve 1923’de Türkiye adı resmi olarak kabul edildi.

Politik hayat

9 Eylül 1923`te Mustafa Kemal Atatürk tarafından kurulmuş olan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk siyasi partisidir. Merkez kanatta yer alır.

Başlangıçta adı “Halk Fırkası” olan parti 1924 yılındaki kurultayda adını “Cumhuriyet Halk Fırkası” olarak değiştirdi. 1927 yılında “Cumhuriyetçilik”, “Halkçılık”, “Milliyetçilik”, ve “Laiklik” ilkelerini tüzüğüne ekledi. 1935 yılındaki kurultayda daha önceki dört ilkeye “Devletçilik” ve ‘”Devrimcilik” ilkeleri de eklenerek ilkeler altıya çıkarıldı ve partinin adı “Cumhuriyet Halk Partisi” oldu.

Türkiye’deki tek parti yönetiminin, bugünkü anlayış ve tanım çerçevesinde bir demokrasi olmadığı çok açıktır ancak o günlerin koşullarında tek partili cumhuriyet insan haklarına saygı ve özgürlük kriterleri açısından benzersiz bir yerdedir.

Doğu ve Orta Avrupa sağ ve sol diktatörlerin baskısı altında idi. Almanya’da Hitler İtalya’da Mussolini, İspanya’da Franko’nun faşist yönetimleri vardı. Fransa, Belçika ve İsviçre’de kadınlar en temel insan haklarından biri olan siyasal haklardan yoksun bulunuyorlardı. Yani nüfusun yarısını oluşturan kadınların seçme ve seçilme özgürlükleri yoktu.

Tek parti yönetimindeki demokrasi uygulamaları bu perspektif içinde değerlendirildiğinde ve o günün dünyası incelendiğinde bu kriterler açısından bir sıralama yaparsak Türkiye özgürlükçü tarafta yer almaktadır.

II. Dünya Savaşı’nın hemen ardından, gerek uluslararası siyasetteki gelişmeler, gerekse ülke içindeki yeni oluşumlar rejimin genel niteliğinde önemli değişiklikleri gündeme getirdi. Basında ve mecliste çok partili siyasal sistemi savunan bir anlayış oluştu. Buna CHP genel başkanı ve cumhurbaşkanı İsmet İnönü de yaptığı konuşmalarla destek verdi.

Devlet biçimi

Türkiye’nin devlet biçimi cumhuriyettir. Türkiye Cumhuriyeti, Mustafa Kemal önderliğinde 1923’te kurulmuştur. Resmi dili Türkçe’dir. Laik,demokratik,sosyal bir hukuk devleti yönetim anlayışı vardır. Kuvvetler ayrımı esası vardır. Yasama işlerini Türkiye Büyük Millet Meclisi, yürütme işlerini Hükümet, yargı işlerini ise bağımsız mahkemeler yapar. Türkiye’de 1923’te cumhuriyetin ilanı ile devlet başkanı cumhurbaşkanı sıfatını almıştır. Cumhurbaşkanı devletin başı ve başkomutandır. Bu sıfatla Türkiye Cumhuriyeti’ni ve Türk Milleti’nin birliğini temsil eder. Anayasanın uygulanmasını, devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) (Kuruluş: 23 Nisan 1920). Türkiye Cumhuriyeti’nin yasama organıdır. Halk tarafından her 4 yılda bir yapılan seçimler ile belirlenen milletvekilleri TBMM çatısı altında yasama görevini yerine getirmek üzere kanunları belirler. TBMM ye 550 milletvekili seçilmektedir.

Başbakan, Türkiye Cumhuriyeti’nde yürütmenin başıdır. Bakanlar Kurulu’na başkanlık eder. Hükümeti ve icraatlarını yönetir. Türkiye Cumhuriyeti’nde her 5 yılda bir genel seçimle oluşan Meclis tarafından Başbakan, 5 yıl süre ile seçilir.

Türkiye ve Avrupa Birliği

DP, 31 temmuz 1959’da AET’ye ortak üye olmak için topluluk konseyine başvurdu. 27 Mayıs 1960 askeri müdahalesi ve Menderes, Zorlu, Polatkan’ın idamları üzerine Fransa cumhurbaşkanı De Gaulle, Türkiye’nin üyeliğinin dondurulmasını istemiştir. AT ile görüşmeler Eylül 1959-Ekim 1960’da istişari olarak başladı. Askeri darbe yüzünden görüşmeler 1960’a kadar kesildi. Türkiye, gümrük birliği hedefiyle görüşmelerde yer aldı. 1963’e kadar görüşmeler yapıldı. 12 Eylül 1963’de Ankara Anlaşması imzalandı, gümrük birliğine dayalı ve ortak üye olan Türkiye’nin tam üyeliğini amaçlayan anlaşma idi. 22 Temmuz 1970’de Katma Protokol imzalandı. Türkiye 25 Aralık 1976’da tek taraflı kararla bütün yükümlülüklerini dondurdu. 21 Eylül 1979’da iki taraf, ilişkileri 5 yıllığına dondurdu. 6 Şubat 1980’de dışişleri bakanı Hayrettin Erkmen, Türkiye’nin tam üyelik için başvuruda bulunacağını açıkladı. Ancak, 12 Eylül 1980’deki askeri darbe ile ilişkiler 6 yıl daha donduruldu. Türk parlamenterlerin üyelikleri düşürüldü. Avrupa, Türkiye’den demokrasiye dönüş takvimi uygulamasını istedi. 1986’da ilişkiler tekrar başlatıldı. 1987’de uyum anlaşması yapıldı. 18 Aralık 1989’da AT Komisyonu türkiye’nin tam üyelik başvurusu hakkındaki görüşünü açıklamış, topluluğun 1992’den önce yeni üye kabul etmeyeceğini belirtmiştir. 21 Ocak 1992’de iki taraf arasında teknik işbirliği programı imzalandı. 21 Ocak 1992’de çalışma programı Ankara’da imzalandı. 6 Mart 1995’de ortaklık konseyi kararında AB’ye Türkiye’nin gümrük birliği temelinde katılması AP’nin onay sürecine bağlandı. 2003 yılında Türkiye ile üyelik görüşmeleri başladı, ancak ucu açıklık ve hazmetme kapasitesi şartları konuldu, üyelik müzakere başlıkları 2005’de donduruldu. Papa ve Fransa, Almanya gibi kurucu üyelerin liderleri Türkiye’nin AB’ye girmesinin imkansızlığını açıkladılar.

Kıbrıs Barış Harekatı

Kıbrıs Barış Harekatı, 20 Temmuz 1974 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti Devleti Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Garanti Anlaşması’nın III. maddesine istinaden gerçekleştirdiği askeri harekatın adıdır.

1571’de Osmanlı yönetimi Kıbrıs’ta yer aldı. Daha önce Ada’da Venedikliler egemendiler. Osmanlı yönetimi, Venedikliler’in elindeki mülkü Rum Ortodoks Kilisesi’ne aktardı. Kiliseye geniş yetkiler verdi. Böylece Rum Kilisesi’ne ve toplumuna güç geldi. Giderek bu güç Türkiye’den gelip yerleşen Türkler’e karşı kullanılacaktı.

1878’de Rusya karşısında zor durumda kalan Osmanlı, Kıbrıs’ın yönetimini geçici olarak İngiltere’ye verdi. Birinci Dünya Savaşı’nda da İngiltere, Kıbrıs’a el koydu. 1950’lerin sonlarında bağımsızlık hareketi başladı ve uluslararası anlaşmalara dayanan bir Türk-Rum Ortak Devleti kuruldu. Fakat Rumlar böyle bir Ortak Devlet’e razı olmadılar. Kıbrıs’ın tüm yönetimine kendileri el koyma yoluna gittiler; anlaşmaları, uluslararası anlaşmaları çiğneyerek ve Anayasayı çiğneyerek ve soykırımla Türkler’e saldırılarda bulunarak, Rumlar, 1963 yılında Ortak Devlet’i yıktılar.

Kıbrıs Barış Harekatı, 20 Temmuz 1974 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti Devleti Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Garanti Anlaşması’nın III. maddesine istinaden gerçekleştirdiği askeri harekatın adıdır.

Dönemin Başbakanı Bülent Ecevit 5 Temmuz 1974’te Türkiye, Yunanistan ve İngiltere dışişleri bakanlarının çalışmalarına başladığı ve 30 Temmuz’da sona eren I. Cenevre Konferansı konferansında Türk tarafının kabul edilen isteklerinin Kıbrıs Nikos Sampson Hükumeti tarafından uygulanmaması sonucu, adada gelişmelerin kötüye gitmesi sebebi ile Kıbrıs Barış Harekatı emrini vermiş ve Kıbrıs işgal edilmiştir.

Türk Ulusu

Atatürk; Türk Ulusunu “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye Halkı’na Türk Ulusu denir” şeklinde açıklamaktadır.

Bugünkü Türk ulusunun temelleri, 20. yüzyılda gerileyen ve toprak kaybeden Osmanlı’nın kendini tanımlamasıyla ortaya çıkmıştır. 1912-13 yılında kaybedilen Balkan Savaşları sonunda Balkanlar’dan Anadolu’ya göçenlerle Türklük şuurunun gelişmesi, Türk ulusu’nun oluşmasında ilk olgudur. 1915’deki Çanakkale Savaşı ile de bugünkü Türk ulusunun karakteristik özellikleri ortaya çıkmıştır. Çanakkale Savaşı Türk ulusu’nun ne olduğunu özetleyen ikinci olgudur. Çanakkale’den sonra Kurtuluş Savaşı’nın kazanılması “Türk ulusu”nun tanımlanmasında üçüncü olgudur.

Amerikalı Türkolog Carter V. Findley, Dünya Tarihinde Türkler adlı eserinde, bugünkü Anadolu Türkleri’ni; Orta Asya steplerinde başlayan ve Ankara’da son bulan bir otobüs yolculuğuna benzetir. Otobüs Ankara’ya gelene kadar pekçok ara durakta durmuş ve bu ara duraklarda yolcuların kimileri inmiş ya da bazı yeni yolcular binmiş. Bu duraklarda Türkler pekçok kültürel etkileşime girmişler, yeni dinler tanımışlar fakat en önemli mirasları olan Türkçe’yi korumayı başarabilmişlerdir. Türkçe, Anadolu Türklerinin ve ulusunun anlamlandırılmasında temel etkenlerin başında gelmektedir. İkincisi otobüs pekçok durakta durmuş olsa da Orta Asya’da kurulan medeniyetin getirdiği sağlam kültürel birikim ve miras, kimliklerini korumak için dayanak olmuştur.

Türk ulusunun temel yapı taşını “Orta Asya Türk kültürü” oluşturur. Bunun yanında Anadolu’dan kaynaklanan medeniyetler ile İslamın getirdiği medeniyetler de Türk ulusu içinde kendine yer edinmiştir.

Sanıldığı aksine Türk ulusçuluğu, dünya’da en son gelişen “ulusçuluk hareketleri”nden birisidir. Türk milliyetçiliği Balkanlardaki ayrışmalar sonucunda ancak 20. yüzyılda kendini tanımlamaya başlamıştır. Türk edebiyatında, Türk tiyatrosunda, Türk sanat eserlerinde Batı’da olduğu gibi aşırı milliyetçi duygular, yapılanmalar görülmez. Osmanlı’dan gelen paylaşma sentezi ön plandadır.

Irkçılık veya herhangi bir unsurun diğerlerine baskı yapması anayasanın kesin hükümleriyle yasaklanmış olduğu gibi, halkta da, pek çok Batı toplumunun aksine, ırkçılık eğilimi ve alışkanlığı bulunmaz.

Türkiye’de yaşayan herkes etnik kimliğine bakılmaksızın Türk vatandaşıdır. Türk milleti ve devleti ayrılmaz bir bütündür. Herkesin etnik kimliğine saygı duyulur.

Nüfus

Türkiye’nin 2007 yılı tahmini nüfusu 75 milyondur. Kuruluş döneminde Balkan ağırlıklı olan nüfus, Anadolu vilayetlerindeki yüksek nüfus artışı nedeniyle 1980’lerden sonra Anadolu ağırlıklı olmuştur. 1985 sayımına göre Türkiye nüfusunun yüzde 10’u Trakya, yüzde 13,1’i Karadeniz, yüzde 19,4’ü Marmara ve Ege, yüzde 9,2’si Akdeniz, yüzde 7’si Batı Anadolu, yüzde 24,1’i İç Anadolu, yüzde 4,8’i Güneydoğu Anadolu Bölgesi ve yüzde 12,4’ü Doğu Anadolu’da yaşamaktadır. Nüfusun yüzde 33’ü kırsal, yüzde 67’si kentsel alanlarda bulunur.

Yaşlara göre nüfus oranı (2006):
0-14 yaş arası: %25,5 (9.133.226 erkek – 8.800.070 kız)
15-64 yaş arası: %67,7 (24.218.277 erkek – 23.456.761 kadın)
65 yaş ve üstü: %6,8 (2.198.073 erkek – 2.607.551 kadın)

Yaş ortalaması
Toplamda: 28,1 yaş
Erkek: 27,9 yaş
Kadın: 28,3 yaş
Nüfus Artışı: %1,06 (2006)

Türkiye’nin en büyük nüfusuna sahip kentleri sırayla İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Konya, Mersin , Adana, Samsun,Ş.urfa,Kocaeli, Kayseri,Manisa, Antalya,Diyarbakır ve Trabzon’dur

Din

Türkiye laik bir ülke olduğundan din ve devlet işleri ayrılmıştır. Dini veya etnik isimli siyasi parti kurulması anayasaya göre yasaktır. Cumhuriyetin ilk yıllarında dinin devlet kontrolü dışında yürütülemeyeceği kanaatine varılarak, devlet tarafından denetlenmesi gerektiği kararlaştırılmıştır. Buna dayanarak 3 Mart 1924 tarihinde Başbakanlığa bağlı bir teşkilat olarak Diyanet İşleri Başkanlığı kurulmuştur. Bu teşkilat bireylere din hizmetini sağlamak ve camii gibi Müslüman ibadet yerlerini yönetmekle görevlidir.

Süleymaniye Camii-İstanbulDini inanç veya inanmama, dinii kuralları şahıs olarak uygulama veya uygulamama özgürlüğü anayasa’nın korumasındadır.

1923’ten önce geçerli olan dinii kanunlar tamamen geçerlilikten kaldırılmıştır.

Osmanlı Devletinde resmi aidiyet unsuru olan ‘Müslüman’ kavramı 1923’ten bu yana kullanılmaz, bu aidiyetin yerine, ulusal aidiyet olan ‘Türk’ kavramı gelmiştir.

Toplam nüfusun çok küçük (%0,2’den az) bir oranını Gayrimüslimler oluşturur. Bunlar 45.000 Ermeni Gregoryen, 25.114 Musevi, 17.194 Süryani, 2.270 Rum Ortodoks ve yaklaşık 5.628 diğer çeşitli din ve mezheplerden insanlardır (Katolik, Arap Ortodoks, Keldani, vs).

Türkiye’deki Rum Ortodoks, Gayrimüslim nufusun büyük bir kısmı, Lozan Antlaşması gereği Yunanistan’a göç etmiştir. Batı Trakya’da yaşayan Müslümanlar ile İstanbul, Gökçeada ve Bozcaada’da yaşayan Rumlar mübadele dışında bırakılmıştır.

Balkanlar’da ve Kafkaslar’da yaşayan Müslüman ahali Sırp ve Rus Çarlığı orduları tarafından Türkiye’ye sürüldü.

Bugünkü Yunanistan nüfusunun yaklaşık yarısını, Anadolu’dan giden Rumlar oluştururlar. Bu göç edenlerin bir kısmını da hiç Rumca bilmeyen fakat Türkçeyi Yunan alfabesiyle yazan hıristiyanlaşmış Selçuklular yani Türkler oluşturuyordu.Bunlara Karamanlılar adı verilirdi.

Dil

Türkiye’nin resmi dili Türkçedir. Bugün Türkiye Türkçesi nüfusun büyük bir çoğunluğu tarafından konuşulmaktadır. Bölgelere göre birçok farklı şivesi kullanılmakta olup belli bir eğitim seviyesine ulaşanlar İstanbul ağzını tercih etmektedirler.

Tüm halkın iletişimini sağlayan ve hem resmi dil hem de eğitim dili olan Türkçenin yanında gündelik hayatta başka diller de konuşulmaktadır. Bunlar Abazaca,Arnavutça,Boşnakça Marmara bölgesi’nde ve İç Anadolu’da; Lazca, Gürcüce Karadeniz’de; Kurmanca, Zazaca ve Arapça gibi diller Doğu ve Güney Doğu bölgelerinde kullanılmaktadır. Çok az sayıda olmalarına rağmen resmen azınlık durumunda bulunan Rumlar, Ermeniler’in bir kısmı ve Museviler’in küçük bir kısmı gündelik hayatta kendi dillerini konuşmaktadırlar.Ama yapılan araştırmalara göre Türkçe gündelik hayatta daha yaygın konuşulmaktadır.

Diğer yaygın olarak konuşulan dillerle karşılaştırıldığında, daha az sayıda sözcük ve harf ile daha çok bilgi aktarmak olanaklıdır. Diğer pek çok dilde olmayan bir özelliğe göre, bir sözcük köküne ekler ekleyerek, tek sözcüklü tümceler oluşturulabilir.

İdari Bölümler

Türkiye, idari ve mahalli şartlar göz önünde bulundurularak çeşitli idari bölümlere ayrılmıştır. Merkezi idare kuruluşu bakımından illere, iller ilçelere, ilçeler ise köylere ayrılmıştır. Bunlara Mülki İdare Bölümleri denir. İdari bölümlerin tespitinde coğrafi durumları, ekonomik şartları, kamu hizmetlerinin gerekleri ve ulaşım durumları dikkate alınmaktadır. Türkiye’de en büyük idari birime il adı verilir. Bir il; il merkezi, ilçe merkezleri ve ilçelere bağlı bütün köyleri kapsar. İllerde yönetme ve yürütme görevini, devletin atadığı valiler yerine getirir. Cumhuriyetin ilk yıllarında 63 olan il sayısı, değişen şartlar ve ihtiyaçlara göre bugün 81’e ulaşmıştır. Gelişmiş bir çok ilçe de il olmayı beklemektedir.

İlden daha küçük idari birimlere ilçe adı verilir. Her il, büyüklüğüne göre çeşitli sayıda ilçelerden oluşur. İlçelerde mülki amire Kaymakam adı verilir. En küçük idari birime ise köy adı verilir. Muhtar tarafından yönetilen köy, yönetim açısından ilçe merkezine bağlıdır.

Son nüfus sayımına göre Türkiye’de 81 il, 850 ilçe ve 35.000’den fazla köy bulunmaktadır.

Coğrafya ve İklim

Türkiye’nin toprakları 36° – 42° Kuzey paralelleri ve 26° – 45° Doğu meridyenleri arasında yer alır. Kabaca bir dikdörtgeni andırır ve genişliği 1.660 kilometredir. Göller dahil kapladığı alan 814.578 km²’dir. Marmara Bölgesi % 8,5, Ege Bölgesi % 12, Akdeniz Bölgesi % 16, İç Anadolu Bölgesi % 18, Karadeniz Bölgesi % 18, Doğu Anadolu Bölgesi % 21, Güneydoğu Anadolu Bölgesi % 7,5 yer tutar. Trakya’nın yüzölçümü 24.370 km² dir. Türkiye’nin kara sınırlarının uzunluğu 2.573 km, adalar dahil sahil uzunluğu 8.333 kilometredir.

Türkiye 6-21 Haziran 1941 tarihinde yapılan Birinci Türk Coğrafya Kongresi’nde 7 ana coğrafi bölgeye ve 21 coğrafi bölüme ayrılmış, Türkiye’nin yedi coğrafi bölgesinden dördüne komşu olduğu denizin adı verilmiştir, diğer üç bölge de Anadolu bütünü içindeki konumlarına göre adlandırılmışlardır.

Akdeniz Bölgesi %16, Doğu Anadolu Bölgesi %21, Ege Bölgesi %12, Güneydoğu Anadolu Bölgesi %7.5, İç Anadolu Bölgesi %18, Karadeniz Bölgesi %18, Marmara Bölgesi %8.5, yer tutar.

Ülkenin yarısından fazlası, yükseltisi 1.000 metreyi aşan yüksek alanlardan oluşur. Yaklaşık üçte biri orta yükseklikteki ovalar, yaylalar ve dağlar, yüzde 10’u da alçak alanlarla kaplıdır. En yüksek ve dağlık alanlar doğu kesimde yer alır. Kuzey kesimini Kuzey Anadolu Dağları, güney, doğu ve güneydoğu kesimlerini de Toroslar engebelendirir. Ülkenin en yüksek noktası, Ağrı Dağı’nın 5.166 metreye erişen doruğudur. Başlıca geniş düzlükler Çukurova, Konya Ovası ve Harran ovalarıdır. Kaynağı ve denize döküldüğü yer ülke sınırları içinde olan en uzun akarsu 1.355 kilometre uzunluğundaki Kızılırmak’tır. En büyük doğal göl, 3.713 km² alan kaplayan Van Gölü’dür. 817 km²’lik alana yayılan Atatürk Baraj Gölü ise ülkenin en büyük yapay gölüdür. Türkiye’nin en büyük adası olan Gökçeada’nın yüzölçümü 279 km²’dir. Kara parçalarının toplam alanı 770,760 km², su alanlarının toplam alanı ise 9,820 km²’ dir.

Ekonomi

Kuruluş yıllarında Osmanlı Devleti’nin yıkılış döneminin savaş yenilgileri geçmişiyle başlayan Türkiye ekonomisi 1923 sonrası yıllarda harap vaziyetteydi.İstanbul ve İzmir haricinde ne sanayi, ne sermaye sınıfı, ne altyapı, ne de eğitim mevcuttu. En basit ürünler dahi ithal edilmek zorundaydı. 12 milyonluk nüfusun büyük çoğunluğunu okuma yazma bilmeyen yoksul insanlar oluşturuyordu. Anadolu’daki büyük toprak sahipleri de sanayi burjuvazisini oluşturmaktan çok uzaktı.

II. Dünya Savaşı sonrasına kadar devlet ekonomisiyle yaşayan toplum, 1950’den sonra Amerika Birleşik Devletleri’nin de etkisiyle büyük bir kapitalist sanayi kalkınma dönemine girdi. Bugün de sürmekte olan bu kalkınma süreci özellikle büyük toprak sahiplerinin, hızla modern sermaye sınıfına dönüşmesine yolaçtı. Anadolu’nun kalkınması ve alt yapısının oluşması sürecinde 200 milyar ABD dolarından fazla borç oluştu. GAP projesi ile Doğu ve Güneydoğu Anadolu teşvik programları halen sürmektedir.

Yıllık ortalama %6 üzerindeki ekonomik gelişme ile beraber büyük bir değişim ve modernleşme başladı. Öncelikle İstanbul, İzmir ve Mersin, gibi Batı bölgeleri, 1980’den sonra da bütün Anadolu illerinde büyük sermaye ve sanayi oluştu. Bir milyar ABD doları ve üzeri sermayeye sahip holding sayısı 26’ya ulaştı (Forbes 2007 listesine göre). Bunun altındaki yüzbinlerce büyük, orta ve ufak ölçekteki şirket, ve oluşan işçi sınıfı,dinamik bir ekonominin taşıyıcıları oldular.

Eğitim

Kuruluş yıllarında toplam 12 milyonluk nüfusun büyük çoğunluğu okur-yazar değildi. Günümüzde bu oran %90’dır. Türkiye eğitim sistemi; 8 yıllık temel eğitime dayanır. Daha sonra 4 yıllık orta öğrenim dönemi vardır. Üniversiteye geçiş Öğrenci Seçme Sınavı ile gerçekleştirilir. Yaygın eğitim kurumları bazında halkeğitimler bulunmaktadır. Açıköğretim sistemi de pekçok öğrenci tarafından kullanılmaktadır.

1930’lara kadar İstanbul Teknik Üniversitesi ile birlikte İstanbul Üniversitesi ülkedeki sadece iki üniversite iken, günümüzde üniversite sayısı 82’dir.

İstanbul Üniversitesi logosuTürkiye’nin en eski üniversitesi olan İstanbul Üniversitesi’nin kuruluş tarihi 1453 yılına, en eski teknik üniversitesi olan İstanbul Teknik Üniversitesi’nin kuruluş tarihi ise 1773 yılına dayanır.

1961 Anayasasının 120. maddesinde üniversiteler özerk kuruluşlar olarak yer alırken, 27 Ekim 1960 tarihli 115 sayılı yasa, 1946 tarihli 4936 sayılı yasanın bazı maddelerini değiştirip yeni maddeler eklemiştir. Bu yasayla Milli Eğitim Bakanlığı’nın Üniversite üzerindeki yetkileri azalmış, fakülte kurullarına daha geniş katılım sağlanmış ve kadro tıkanıklıklarını aşmak üzere yeni düzenlemeler getirilmiştir. Kısaca yönetim, teşkilat, öğretim üyelği ve yardımcılığı konularında daha geniş özerklik koşullarında yeni esaslar konmuştur.[10]

2002 MEB istatistiklerine göre; toplam 6065 lise (ortaoğretim) bulunmaktadır. Bunların 2637’si genel(düz) lise (özel liseler dahil), 3428 tanesi ise mesleki lisedir.

Kaynaklar

Atatürk, Mustafa Kemal (1927). Nutuk, Cilt 1-2-3, Türk Devrim Tarihi Enstitüsü, İstanbul 1970.
De Lamartine, Alphonse. Osmanlı Tarihi, Cilt 1, Sabah Yayıncılık, İstanbul 1991.
Öztürk, Kazım (1992). Atatürk’ün TBMM Açık ve Gizli Oturumlarındaki Konuşmaları, Cilt 1-2, Kültür Bakanlığı-Atatürk Dizisi. ISBN 975-1763-4-3
Akay, Oğuz (2006). Atatürk’ün Sofrası. Truva Yayınları. ISBN 975-6237-54-6
Meydan Larousse, Meydan Yayıncılık, 1988, Cilt 12, Sh. 357-388, Türkiye Cumhuriyeti.
Temel Britannica, Ana Yayıncılık-Encyclopaedia Britannica, 1992, Cilt 18, Sh. 41-96; Türkiye. ISBN 975-7760-02-1
Türklerin ve Türkiye’nin Tarihi Ansiklopedisi, Milliyet Yayınları, 1982.

Tagged :

Tuvalu

Tuvalu, Büyük Okyanus’unda bir Okyanusya ülkesidir. Malesef küresel ısınma nedeniyle deniz seviyesinin yükselmesi başkenti deniz seviyesinden sadece 5 m yüksekte olan Tuvalu için büyük bir tehdit oluşturmaktadır. Eğer küresel ısnma nedeniyele sıcaklık 1 derece daha artarsa tuvalu sulara gömülecektir. Tuvalu halkı şimdiden Avusturalya ve Yeni Zelanda’ya göç etmektedir. Konum: Okyanusya’da, Güney Pasifik Okyanusunda adalar grubu Coğrafi konumu: 8 00 Güney enlemi, 178 00 Doğu boylamı

Coğrafi Verileri

Haritadaki konumu: Okyanusya
Yüzölçümü: 26 km²
Sınırları: 0 km
Sahil şeridi: 24 km
İklimi: tropikal
Arazi yapısı: Alçak ve dar mercan atolleri.
Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Pasifik Okyanusu 0 m
en yüksek noktası: 5 m
Doğal kaynakları: balık
Doğal afetler: Tropikal fırtınalar
Nüfus Bilgileri

Nüfus: 11,810 (Temmuz 2006 verileri)
Nüfus artış oranı: %1.51 (2006 verileri)
Mülteci oranı: 0 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini)
Bebek ölüm oranı: 19.47 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini)
Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 68.32 yıl erkeklerde: 66.08 yıl kadınlarda: 70.66 yıl (2006 verileri)
Ortalama çocuk sayısı: 2.98 çocuk/1 kadın (2006 tahmini)
Ulus: Tuvalulu
Nüfusun etnik dağılımı: Polinezya %96, Mikronezya %4
Din: Congregationalist %97, Yedinci Gün Adventist %1.4, Baha’i %1, diğer %0.6
Diller: Tuvaluca, İngilizce
Yönetimi

Ülke adı: Tuvalu
eski adı: Ellice Adaları
Yönetim biçimi: Anayasal monarşi ve parlamenter demokrasi
Başkent: Funafuti
İdari bölümler: yok
Bağımsızlık günü: 1 Ekim 1978 (İngiltere’den)
Milli bayram: Bağımsızlık günü, 1 Ekim (1978)
Anayasa: 1 Ekim 1978

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: ACP (Afrika – Karayip – Pasifik Ülkeleri), AsDB (Asya Kalkınma Bankası), C, ESCAP (Asya ve Pasifikler Ekonomik ve Sosyal Komisyonu), IFRCS (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Toplulukları Federasyonu), Intelsat (Uluslararası Telekomünikasyon ve Uydu Örgütü), ITU (Uluslararası Telekomünikasyon Birliği), Sparteca, SPC (Güney Pasifik Komisyonu), SPF, UN (Birleşmiş Milletler), UNCTAD (Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı), UNESCO (Eğitim-Bilim ve Kültür Örgütü), UPU (Dünya Posta Birliği), WHO (Dünya Sağlık Örgütü), WTrO (Dünya Ticaret Örgütü)

Ekonomik Göstergeler

GSYİH: Satınalma Gücü paritesi – 14.94 milyon $ (2002 verileri)

GSYİH – reel büyüme: %1.2 (2002 verileri)
Enflasyon oranı (tüketici fiyatlarında): %3.9 (2005 verileri)
Endüstri: Balıkçılık, turizm, hindistancevizi
Tarım ürünleri: hindistancevizi; balık
İhracat: 1 milyon $ (2004)
İhracat ürünleri: hindistancevizi, balık
İhracat ortakları: Almanya %60.5, İtaly %20.1, Fiji %6.9 (2005)
İthalat: 9.186 milyon $ (2004)
İthalat ürünleri: Gıda, hayvanlar, mineral yakıtlar, makine, sanayi malları
İthalat ortakları: Fiji %46.1, Japonya %18.9, Çin %18.2, Avustralya %7.7, YZ %4.1 (2005)
Para birimi: Avustralya Doları (AUD); Tuvalu Doları
Para birimi kodu: AUD
Mali yıl: Takvim yılı
İletişim Bilgileri

Kullanılan telefon hatları: 700 (2002)
Telefon kodu: 688
Radyo yayın istasyonları: AM 1, FM 1, kısa dalga 0 (2004)
Radyolar: 4,000 (1997)
Televizyon yayını yapan istasyonlar: 0 (2004)
Televizyonlar: 800
Internet kısaltması: .tv
Internet servis sağlayıcıları: 1 (2000)
Internet kullanıcıları: 1,300 (2002)

Tagged :

Türkmenistan

DEVLETİN ADI: Türkmenistan Cumhuriyeti
BAŞŞEHRİ: Aşkabat
YÜZÖLÇÜMÜ: 448.000 km2
NÜFUSU: 3.859.000
RESMİ DİLİ: Türkmence
DİNİ: İslamiyet
PARA BİRİMİ: Ruble

Orta Asya’da bulunan bir Türk Devleti. Kuzeyinde Kazakistan, doğusunda Özbekistan, güneyinde İran ve Afganistan, batısında Hazar Gölü yer alır.

Tarihi
Türkmenler, altıncı yüzyıldan itibaren Göktürklerin idaresinde toplanan Türk kabilelerinden bir kısmı gibi kendi aralarında birlik kurarak Tula-Selenga ırmakları bölgesinde Dokuz-Oğuz kağanlığını meydana getirdiler. Göktürk kağanlığının; Kutluğ tarafından 682’de ikinci defa kurulmasından sonra Göktürkler hakimiyetlerini kabul etmeyen Türkmenler üzerine yürüdüler. Tula Irmağı kıyısında yapılan savaşta Türkmenler yenildiler. Fakat, Göktürklerin hakimiyetini kabul etmediler. İlteriş Kağan, Türkmenler üzerine birçok sefer daha düzenledi ve Baz Kağanı öldürdü. Türkmenlerin merkezi Ötüken ve çevresini ele geçirdi. Bu yenilgi karşısında İlteriş Kağan’ın hakimiyetini kabul etmek mecburiyetinde kalan Türkmenler, Göktürklerin Kırgız Seferine katıldılar. Daha sonra Göktürklere isyan eden Türkmenler birçok savaşta mağlup olunca Çin taraflarına göç ettiler. Bir müddet sonra yurtlarına döndüler. Uygurlara yardım ederek Göktürklerin yıkılmasını sağladılar. Türkmenler, Uygur Devletinin dayandığı başlıca boylardan biri oldu. Fakat zaman zaman Uygurlara karşı da isyan etmekten geri durmadılar. Uygurların yıkılmasından sonra batıya göç ederek Sir Derya (Seyhun) kıyılarına ve onun kuzeyindeki bozkırlara yerleştiler.

Türkmenler onuncu asırdan itibaren göçebe hayatı yanında yerleşik bir hayat sürmeye de başladılar. Bu asrın başlarında Oğuzlar, Maveraünnehr çevresine yerleşip Yabgu denilen hükümdarların idare ettiği bir devlet kurdular. Türkmenlerin bu sırada başşehirleri Sir Derya kıyısındaki Yeni Kent idi. Yabgu Devleti zamanında Türkmenler Üçok ve Bozok diye ikiye ayrıldılar.

Onuncu asrın sonlarında İslam dinini kabul ederek iyice güçlenen Türkmenler, komşuları Peçenekler ve Hazarlarla savaşarak onları yendiler. İslam dinini kabul eden ve Selçuklu hakimiyetine giren Türkmenler, Oğuz Yabgu Devleti hükümdarının kendilerine kötülük yapacağından çekinerek, İslam diyarı olan Horasan’a göç ettiler. Maveraünnehr’de kalan diğer Türkmen boyları da Kıpçakların hücum ve baskıları neticesinde dağıldılar ve Türkmen Devleti yıkılmış oldu. Yerlerinde kalan Oğuzlar ise Karacuk Dağları bölgesinde, Mankışlak’ta ve Sir Derya Nehri kıyılarında yerleştiler. Daha sonra Karahıtayların ve Karlukların baskısı neticesinde Selçuklulara tabi oldular.

Türkmenlerin birçoğu Selçuklular devrinde yerleşik hayata geçtiler. On birinci yüzyılın ikinci yarısından itibaren akın akın İran, Irak, Anadolu ve Suriye’ye doğru yayıldılar. Gittikleri yerlerde doğruluğun, adaletin, ilmin ve medeniyetin müdafiliğini yaptılar. İnsanlara hizmet etmek, ilmin ve medeniyetin yayılmasını sağlamak için pekçok cami, medrese, kervansaray, hamam ve köprüler yaptırdılar.

Mankışlak ve Sir Derya Nehri kıyılarında kalan Türkmenler o havalinin askeri istila yolları üzerinde olmamasından, on yedinci asrın ortalarına kadar daha rahat ve müstakil bir hayat yaşadılar. Fakat 1639 ve 1700 yıllarında, bilhassa Kazaklara indirdikleri darbeyle Orta Asya’nın Rus istilasına açılmasına sebep olan Moğol asıllı Kalmukların hücumlarına uğradılar. Mankışlak bölgesinde yaşayan o devir Türkmen boylarının en büyüğü ve kuvvetlisi olan Teke Türkmenleri Kopet Dağı bölgesine çekildiler. Orada diğer Türkmen boylarıyla birleşerek kuvvetlendiler. Bu Türkmen boyları Türkmen-Özbek işbirliğinin ayakta tuttuğu Hive Hanlığına vergiyle bağlandılar. İran’da hakimiyeti eline geçiren Afşar Türkmen beylerinden Nadir Şahın Orta Asya hanlıklarını işgal ettiği devrelerde de onun hakimiyetini kabul ettiler.

Nadir Şahtan sonra bir müddet İran ve Hive Hanlığının baskı ve hücumlarına maruz kalan Türkmenler, 1835’ten itibaren Merv bölgesine doğru yayılmaya başladılar. Daha sonra İran ve Hive Hanlıkları tekrar Türkmenlere saldırılara başladılar. Türkmenler 1855’te Hive ordusunu ağır bir mağlubiyete uğratarak, Hive Hanlığı saldırılarından kurtuldular. Ancak, Türkmenistan üzerinde hak iddia eden İran saldırıları onları zor durumda bıraktı. Sulh isteyen Türkmenler karşısında, savaşı kazanacağından emin olan Hasan Mirzan, 30.000 kişilik ordu 33 top ile Türkmen topraklarında ilerlemeye başladı. Bu sırada Türkmenlerin başında bulunan Hurşid Han, diğer Türkmen boylarından yardım istedi ve zaman kazanmak için Karakum Çölüne çekildi. Kuvvetlerini bir araya toplayıp, ikmal yollarını kesen Hurşid Han, İran ordusunu büyük bir mağlubiyete uğrattı. Böylece Türkmenler tam manasıyla istiklallerini kazandılar. Halkının refahı için çalışan Hurşid Han, kurduğu barajlar ve açtırdığı kanallarla Türkmen topraklarını münbit bir hale getirdi.

Ağır mağlubiyetin ardından bir müddet Türkmen topraklarına saldırmayan İran, daha sonraki saldırılarda da başarı elde edemedi. Rusların Orta Asya’ya doğru istilalarını hızlandırdıkları devirde, İranlıların yaptıkları hücumlar Türkmenlere oldukça büyük zarar verdi.

Türkmenlerle Ruslar arasındaki ilk münasebet on dokuzuncu asrın ilk yarısında, Rusların İranlılara karşı kazandıkları başarılar sonunda Hazar Denizindeki Aşura’da bir üs kurmalarından sonra (1846) başlamıştır. Ruslar 1859’da Hazar’ın doğu sahillerinde bir kale kurduktan sonra, Türkmenlere karşı askeri seferler düzenleyerek, pekçok Türkmen yerleşme merkezini tahrip ettiler. Osmanlı-Rus (1877/1878) Harbi üzerine Türkmenler üzerine gönderilen Rus birlikleri Kafkasya’ya çekildi. Osmanlı ordusunun mağlubiyeti, Türkmenler üzerinde çok kötü tesir yaptı. Bazı devlet ileri gelenleri Ruslara teslim olmayı teklif ettiler. Yapılan toplantılar neticesinde Türkmen ileri gelenleri kanlarının son damlasına kadar Ruslarla savaşma kararı aldılar. Ruslar Türkmenistan’ı ele geçirmek için büyük harekat başlattılar. Birçok kaleyi ele geçiren Rus birlikleri Göktepe’de ağır bir mağlubiyete uğradılar. Göktepe’deki bu Türkmen başarısı Rusların o ana kadar Orta-Asya’daki yenilmezlik vasıflarını yıktı.

Ruslar, 1881’de Göztepe’yi ele geçirmek üzere takviye birlik alarak saldırdılar. Uzun süren savaşlar neticesinde Göktepe Rusların eline geçti. Rus kumandanı Skobelev, yayınladığı bir bildiriyle, Türkmenlerden Rus çarının hakimiyetini kabul etmelerini istemişse de bunun cevapsız kalması üzerine, harekata devam ederek Aşkabad’a kadar olan Türkmen topraklarını işgal etti. Ruslar, Aşkabad’dan sonraki ilerlemelerini İngilizlerin baskıları ile durdurdular.

Türkmenistan’daki Rus idaresi ve sömürüsü işgal ettikleri diğer Türk memleketlerinden farklı olmayıp, yalnız daha sıkı bir şekilde denetimleri altında tutmak olmuştur. Toprakların verimli kısımları Türkmenlerin ellerinden alındı. Yirminci asrın başlarında diğer Türk memleketlerinde olduğu gibi Türkmenistan’da da fikri ve siyasi bir uyanış başladı. 1916’da Rus yönetimine karşı başlayan ayaklanmaya Türkmenler etkili bir şekilde katıldılar.

1917 Rus Devrimini takip eden iç savaş neticesinde, savaşı kazanan bolşevikler, bütün Türk illerindeki kurtuluş hareketlerini önledikten sonra Türkmenistan’daki milli ayaklanmayı da bastırdılar. Aşkabad’ın temmuz 1919’da, Krosnovodsk’un da Şubat 1920’de düşmesinin ardından bölgede bolşevikler yönetimi ele geçirdi.

1924’e kadar Türkistan Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti ismiyle anılan Türkistan, 1924’te yapılan idari değişiklikle Sovyetler Birliğini meydana getiren 15 Cumhuriyetten biri haline getirildi.

Sovyetler Birliğinde başlayan reformlar, Türkmenistan’da da köklü değişikliklere sebep oldu. Ülke yeni bir siyasi ve ekonomik döneme girdi. Türkmenistan, 22 Ekim1991’de bağımsızlığını ilan etti. Aynı sene Bağımsız Devletler Topluluğuna katıldı.

Fiziki Yapı

Türkmenistan topraklarının beşte dördünü Karakum Çölü kaplar. Güneyinde yer alan Kugitang ve Kopet dağları, Pamir, Altay sıradağlarının kollarıdır. Kopet Dağları İran’la olan tabii sınırı da çizer. Ülkenin kuzey doğusunda Küçük (772 m), Büyük Balkan (1880 m) ve Krasnovods (308 m) yaylaları, bulunur. Kugitang Dağlarının en yüksek noktası 3319 metredir.

Ülke coğrafi yapısından anlaşıldığı gibi akarsu yönünden fakirdir. Belli başlı akarsuları Hazar Denizine dökülen Atrek, Karakum Çölünde kaybolan Tecen ile Murgap ve ülkenin kuzey doğusundan bir bölümü geçen Amu Derya’dır. Sulama gayesiyle Cumhuriyette birçok kanal ve gölet inşa edilmiştir. Karakum Çölü boyunca uzanan ve dünyanın en büyük sulama ve taşımacılık kanalı olan Karakum Kanalının yapımı 1950’li senelerden beri devam etmektedir. Günümüzde(1994) 900 km’si, tamamlanan kanalın önümüzdeki yıllarda bitirilmesi planlanmıştır. Kanalın bitmiş hali 1400 km olacaktır.

Dünyanın en büyük gölü olan Hazar Denizinin bir bölümü Türkmenistan sınırları içinde kalır.

İklim

Türkmenistan’da sert bir kara iklimi hakimdir. Sıcaklık gün ve sene içinde büyük farklılıklar gösterir. Yazın nadir olarak 35°C’nin altına düşen sıcaklık, Karakum Çölünde gölgede 50°C’ye kadar yükselir. Kışın sıcaklık bazı bölgelerde -33°C’ye kadar düşer. Türkmenistan çok az yağış alır. İlkbaharda görülen yağışlarda kuzeybatı 80 mm, çöle yakın bölgeler 100-150 mm, güneybatıdaki yaylalar 200-300 mm yağış alır. Mevsim dönemlerinde ülke İran ve Afganistan yönünden esen kum fırtınalarına sahne olur.

Tabii Kaynaklar

Madenler: Türkmenistan yeraltı zenginlikleri bakımından oldukça zengindir. Çeleken yarımadasına Nebit Dağ, Kum Dağ ve Okarem’de petrol ve doğal gaz yatakları vardır. Ayrıca Karakum’da doğalgaz, Gavrdak’ta kükürt, kurşun, Kara Boğaz Gölünde kalium, madeni tuz çıkarılmaktadır. Bunların yanında İyod, brom yatakları da işletilmektedir.

Bitki örtüsü ve hayvanlar; Türkmenistan topraklarının vahalar, vadi ve platolar dışında kalan kısmının tabii bitki örtüsü çöl bitkileridir. Kopet Dağları arasında kalan vadilerde badem, incir, ceviz, nehir kıyılarında ise kara kavak, söğüt ve kamış yetiştirilir. Türkmenistan’da en sık rastlanan yabani hayvanlar tilki, yaban kedisi, Karakum ceylanı, dağ koyunu ve keçisi, çita, vaşak ve oklu kirpidir. Sürüler halinde göç eden su kuşları kışın Hazar Denizinin doğu kıyılarında konaklar. Hazar Denizinde başta havyarıyla meşhur mersinbalığı olmak üzere çeşitli balık türleri yaşar.

Nüfus ve Sosyal Hayat

3.714.000 nüfusa sahip Türkmenistan’da nüfus artışı % 2,7’dir. Nüfusun % 72’sini Türkmenler, % 9,5’unu Ruslar, % 2,5’unu Kazaklar, % 9’unu Özbekler, % 7’sini diğer milletler meydana getirir.

Türkmenistan’da Aşkabat, Krasnovodski (Kızılsu), Mari (Merv), Taşağuz Cercoz olmak üzere beş eyalet bunlara bağlı olarak 21 mahalle, 14 şehir vardır.

Türkmenistan’da eğitime, nüfusa oranla çok önem verilmektedir. 1925’te kabul edilen Türkmen Yomut dili edebi dil olarak kullanılmaktadır. Okuma-yazma oranı % 99’dur. Ülkede 9 üniversite ve İlimler Akademisine bağlı 56 enstitü vardır. Eğitim 7-17 yaş arası mecburi ve parasızdır.

Türkmenler sünni olup Hanefi mezhebindendir. Sovyet yönetimi 1928’de Türkmenler arasında İslamiyeti tamamen kaldırtmak gayesiyle din aleyhtarı büyük bir kampanya başlatmışlardır. Bu, Orta Asya’da yürütülen en sert İslam aleyhtarı kampanya idi ve 1941 senesine kadar sürmüştü. İkinci Dünya savaşı sırasında kampanya durdurulmuşsa da 1948’de yeniden başlatıldı ve son yıllara kadar devam ettirildi. Neticede resmi dini makamlar zayıfladı. Fakat gayri resmi İslami hareketler güç kazandı. 1948’den bu yana basılan din aleyhtarı kitapların çoğu tasavvufa yönelikti.

Siyasi Hayat

Türkmenistan’ın idari yapısı Başkanlık sistemine dayanmaktadır. Cumhurbaşkanlığına bağlı Bakanlar Kurulu bulunmaktadır. Çok partili sistem vardır. Meclis 50 üyeden meydana gelir. Milletvekili seçimleri beş senede bir yapılır.

Ekonomi

Türkmenistan ekonomisi tarıma dayanır. Tarımda pamukçuluk mühim yer tutar. Ayrıca kavun, karpuz yetiştirilir ve üzüm bağları bulunmaktadır. Mungap, Tecen ve Kopet Dağı eteklerinde pamuk, Çarcuy’da kavun-karpuz yetiştirilmekte olup Aşkabad, Göktepe ve Merv’de üzüm bağları vardır. Bunların dışında bir miktar buğday, arpa, mısır ve tütün de yetiştirilmektedir. Ekonomide hayvancılık önemli yer tutar. En çok Karakul koyunları beslenir. Koyunu büyükbaş hayvan ve tavuk takip eder.

Türkmenistan’da tekstil sanayii önemli ölçüde gelişmiştir. Aşkabad Merv, Çarcuy, Taşağuz ve Saya’da tekstil fabrikaları vardır. Bu fabrikalarda başta pamuk olmak üzere yün ve ipekli kumaşlar dokunur. Gıda sanayiine ait fabrikalar Bayram Ali, Taşağuz, Aşkabad ve Krasnovodsk’ta toplanmıştır. Ayrıca ufak makina inşa ve elektroteknik sanayi bulunmakta olup, bunlarda Aşkabad, Çarcuy ve Krasnovodsk gibi önemli şehirlerde kurulmuştur. Kimya sanayiine ait fabrikalar ise Çeleken, Bekdaş, Çaray’da faaliyet göstermektedir.

Maden yününden zengin olan Türkmenistan’da çıkarılan petrol borularla nakledildiği Krasnovodsk rafinerisinde işlenmektedir. Bayram Ali ve Darvasa’da çıkarılan doğal gaz Buhara ve Urala sevkedilir. Petrolün dışında kükürt, kurşun, kalsiyum madeni, tuz, iyod, krom, cıva gibi madenler çıkarılarak işlenmektedir. Madenlerin tarıma elverişli olmayan bozkır ve çöl gibi bölgelerde bulunması, bu bölgelerin nüfusunun artmasına sebep olmuştur.

Türkmenistan’da ayrıca halıcılık çok gelişmiştir. Türkmen halıları dünyaca meşhurdur. Türkmenistan ile Türkiye arasında tıp, sağlık, telekominikasyon, ekonomi, ticari ve turizm alanlarında ön görüşmeler neticesinde çeşitli anlaşmalar yapılmıştır.

Ulaşım

Ulaşım belli başlı yerleşim noktası arasında yapılmaktadır. Çarlık döneminde yapılmış olan Krasnovodsk-Çarcuy arasındaki Kafkasötesi demiryolu ve Merv-Kuşka, Çarcuy-Kungnk ve Karşı-Termes arasındaki demiryollarının uzunluğu 2120 kilometredir. Ayrıca 8700 km’lik bir şose bağlantısı olup, bunların dışında ulaşım nehirlerde ve bilhassa Türkmen kanalında yapılır.

Tagged :

Tunus

DEVLETİN ADI: Tunus Cumhuriyeti
BAŞŞEHRİ: Tunus
NÜFUSU: 8.413.000
YÜZÖLÇÜMÜ: 154.530 km2
RESMİ DİLİ: Arapça
DİNİ: İslam
PARA BİRİMİ: Tunus Dinarı

Kuzey Afrika’da yer alan bir kıyı ülkesi. Batıda Cezayir, güneydoğuda Libya, doğuda ve kuzeyde Akdeniz ile çevrilidir.

Tunus, Akdeniz bölgesinin orta kesiminde, karşısında bulunduğuİtalya Yarımadası ve Sicilya Adası ile birlikte, Doğu ve Batı Akdenizi birleştiren ve ayıran bir boğaz meydana getirir Sardunya Adasından 200 km, Sicilya Adasından 140 km uzaklıkta bulunan Tunus, Avrupa ve Afrika kıtaları arasında bağlantıyı kolaylaştırır. Güneyden kuzeye genişliği 756 km, batıdan doğuya ise 351 km dir. Kıyılarının uzunluğu 1200 km’dir.

Tarihi

Tunus, gerek Akdeniz ve Kuzey Afrika hakimiyeti ve gerekse Avrupa’nın Afrika ile olan münasebetleri bakımından büyük bir stratejik öneme sahiptir. Tunus’un coğrafi konumu göçebe Berberilerden sonra, daha çok deniz yoluyla gelen çeşitli etnik toplulukların ülkeye yerleşmesinde en büyük faktör olmuştur.

M.Ö. 1000 yılından itibaren Fenikeliler, Tunus’ta ticaret merkezleri kurmaya başladılar. M.Ö. 5. yüzyıl sonlarında Fenikeliler Tunus’a gelip yerleştiler ve burada Kartaca Cumhuriyetini kurdular. Tunus, daha sonra batıdan gelen Vandalların, 6. yüzyılda da Bizanslıların hakimiyeti altına geçti.

Müslümanların Tunus’a (Afrikiyye) gelişi (647-1228): MüslümanArapların 647 yılında başlayan yayılmaları Ukbe bin Nafi’nin 670’te Kayruvan (Kariouane) şehrini kurmasıyla neticelendi. Tunus (Afrikiyye), hazret-i Muaviye zamanında 667 (H.45) yılında alındı. Bizanslılar bazı önemli şehirleri ellerinde tuttular. Berberi ayaklanmaları neticesinde Müslümanlar geçici olarak Afrikiyye’den uzaklaştılarsa da, Hasan bin en-Numan zamanında Berberiler, Afrikiyye’yi Müslüman Araplara bıraktılar (698). Bundan sonra Kayruvan Müslüman Afrikiyye’nin başşehri olarak kaldı. Bütün Afrikiyye Müslüman oldu ve İslamiyyet her tarafa buradan yayılmaya başladı. İkinci Abbasi halifesi Cafer Mensur zamanında,Abbasi hakimiyeti yaygınlaştı.

Emevi ve Abbasi halifelerine bağımlı olan Afrikiyye’yi önce Ağlebiler, sonra Kayruvan’da bir Şii halifeliği kuran (910) Fatımiler yönetti. Kayruvan ve Mahdiya şehirleri Fatımilerin merkezi oldu. Fatımiler 972’de başşehri Kahire’ye taşıdıkları zaman Afrikiyye Berberi sülalesi Zirilerin iktidarı altına girdi. Ziriler zamanında Tunus, Sicilya’daki Normanların istilasına uğradı. Zirilerin son hükümdarı Hasan bin Ali, Fas’taki Muvahhidin Devletinden yardım istedi. Muvahhidin Devletinin kurucusu Abdülmümin, Normanları Tunus’tan kovarak (1159-1160), Afrikiyye’yi Tunus’ta oturan bir vali tarafından yönetilen bir eyalet haline getirdi. Bundan sonra Afrikiyye, Tunus adını aldı.

On altıncı yüzyılda İspanya ve Osmanlı Devletinin, Akdeniz hakimiyeti için yaptıkları savaşlar sonunda Hafriler yıkıldı. 1534 yılında Barbaros Hayreddin Paşa, Tunus’u ele geçirdi. AncakHafsi Hanedanından Hasan, İspanya Kralı Beşinci Şarlken’den yardım istedi ve Beşinci Şarlken başşehir Tunus’u işgal etti ve Barbaros Hayreddin PaşaCezayir’e çekilmek zorunda kaldı. İspanya Kralı Hafsi Hanedanından Hasan’ı tekrar, kendisine vergi vermek şartıyla Tunus’un başına getirdi. Başşehir Tunus 1574 yılına kadar tekrar Hafsi Hanedanlığının elinde kaldı. Bu arada Barbaros Hayreddin Paşa ve Turgut Reis 1556’da Gafsa’yı, 1558’de Kayrevan’ı ele geçirdiler. Tunus’un doğu ve güney sahilleri Türklerin eline geçti. CerbeAdası deniz üssü olarak kullanıldı. Barbaros Hayreddin Paşa, İspanya’daki Endülüslü Müslümanlardan 100.000 kadarını kurtararak Kuzey Arfika’ya getirdi. Nihayet 1574’te Uluç Ali Reis ile Sinan Paşa, Tunus şehrini (Halkul-Vad Kalesini), ele geçirmek suretiyle bütün Tunus, Osmanlı İmparatorluğunun bir eyaleti haline geldi.

Osmanlı Devleti zamanında Tunus, önceleri Yeniçerilerin desteklediği bir Dayı vasıtasıyla, daha sonra da bir Bey vasıtasıyla yönetilmeye başlandı.

İlk beylik sülalesi Birinci Murad Bey tarafından kurulan Muradi sülalesidir (1612-1631). 1710’dan sonra Beyler, irsi yoldan tahta çıktılar. Bu arada Fransa, İngiltere, İspanya ve İtalya Tunus’ta ekonomik faaliyetlerde bulunmaya başladılar. Fransa 1830’da Cezayir’i işgal ettikten sonra, Tunus ile daha fazla ilgilenmeye başladı.

Bu sıralarda Osmanlı İmparatorluğu kendi başındaki birçok meseleler yüzünden Tunus’a daha fazla yardım edemedi. 1876-1877 Osmanlı-Rus Savaşı da bunu önledi. Tunus’ta Fransa, İngiltere ve İtalya’nın gözü ve çıkarları vardı. 1878’de Kıbrıs’ı elde eden İngiltere, Fransa’nın Tunus’taki özel imtiyazlarını tanıdı. Fransa, bazı Tunuslu aşiretlerin (Krumirlerin) Cezayir topraklarına yaptıkları akınları ve bazı toprak taleplerini bahane ederek 1881 yılında Tunus’a asker çıkardı. 12 Mayıs 1881’de yapılan Bardo Antlaşmasıyla; Tunus Beyi, dış hükümranlığı, siyasi ve ordu işlerini bir Fransız Genel Valisine bırakıyordu. Tunus’un Muher ve güney kesiminde başlayan ayaklanmalar güçlükle bastırıldı. Vali Paul Cambon, yeni bey Ali bin Hüseyin’e (1882-1902) Marsa Sözleşmesini kabul ettirince (1883), Fransız himayesi resmen kurulmuş oldu.

Bütün bu olanları Osmanlı İmparatorluğu protesto ederek kabul etmediğini bildirdi. Resmi padişah fermanlarında Tunus Osmanlı eyaleti olarak zikredilmeye devam etti. Fransız himaye rejimi Tunus’un bağımsızlığını kazanmasına kadar devam etti (1956). Tunus’taki Fransız idaresi 78 yıl sürdü.

1930’larda Habib Burgiba önderliğinde Tunuslular bağımsızlık mücadelesine başladılar. İkinci Dünya Harbi esnasında Tunus bir savaş alanı oldu. Harpten sonra Burgiba yeni Destur Partisini kurarak bağımsızlık mücadelesine devam etti. Nihayet 1956 yılında Tunus bağımsızlığını kazandı. Bağımsızlığını kazandıktan sonra Tunus Cumhuriyetini ilan eden Burgiba, ilk Tunus Cumhurbaşkanı oldu. Birçok reformlar yaparak laik eğilimli bir rejim kurdu.

Burgiba, 1965’te İsrail’e karşı yumuşak ve ılımlı davranılması gerektiğini savundu. Fakat bu düşünceleri şiddetle tenkit edildi. 1979’da Mısır’ın Arap Birliğinden çıkarılmasından sonra, Tunus eski bakanlarından Chadli Kılibi’nin de genel sekreter olmasıyla, Tunus, Arap Birliğinin karargahı oldu.

Ocak 1980’de Libya’da eğitim görmüş komandoların Gafsa şehrini ele geçirmeleri, Tunus’un Fransa ve ABD’den destek istemesine sebep oldu. Olayların yatışmasından sonra başbakanlığa getirilen eski Milli Eğitim Bakanı Muhammed Mzali, siyasi hayatı kısmen olsun liberalleştirdi. Siyasi mahkumların çoğu serbest bırakıldı ve siyasi partiler kanuni olarak tanınmaya başlandı.

Bağımsızlıktan beri tek başına iktidarda olan Sosyalist Destur Partisinden başka, Komünist Partisi dahil üç siyasi partiye daha izin verildi.

Ölünceye kadar Devlet Başkanı seçilen Burgiba, 1987 senesinde sağlık durumu gerekçe gösterilerek devlet başkanlığı görevinden alınarak yerine General Zeynelabidin bin Ali geçti. Bu yönetim değişikliği ülkede belirli bir liberalleşme ve ekonomide köklü yeniliklerin yapılmasına sebep oldu. General Zeynelabidin radikal Müslümanlara karşı büyük tedbirler aldı. Bunların desteklediği Nakda Partisinin birçok üyesini hapsettirdi. Bu tutumunu hala sürdürmektedir (1994). 21 Mart 1994’te yapılan parlamento ve devlet başkanlığı seçimlerinde Zeynelabidin bin Ali ve partisi oyların % 99’unu alarak devlet başkanlığına yeniden seçildi.

1982 yılında Lübnan’dan çıkarılan Filistin Kurtuluş Teşkilatı mensupları ve Lideri YaserArafat Karargahını Tunus’a taşıdı. Böylece Tunus, Filistin Kurtuluş Teşkilatının Karargahı oldu.

Fiziki Yapı

Tunus, fiziki yapısı itibariyle üç bölgeye ayrılır. Kuzey bölgesi, Sahil bölgesi veGüney bölgesi.

Kuzey bölgesi, Atlas Dağlarının Akdeniz kıyısı boyunca uzanımı olan iki dağ şeridinin bulunduğu bölgedir. Bunların arasında Mecarda Vadisi bulunmaktadır. Bölge nadiren 1000 m’yi aşan yüksekliklere sahip olmasına rağmen dağlık olarak nitelendirilebilir. Ülkenin en yüksek noktaları olan Eş-Şenebi (1544 m), ve Zaguon (1295 m) dağları bu bölgede yer alır.

Sahil bölgesi, ülkenin Tunus şehri güneyindeki kıyı bölgesini içine alan Suse, Sifakis ve Kayrevan şehirlerinin bulunduğu bölgedir. Bu bölge kuzey bölgeden Dorsal Dağı ile ayrılır. Bölge yumuşak tepeleri, geniş ovaları ve plajları ile meşhurdur.

Güney bölgesi 34’üncü enlem dairesinden güneye geçince Gabes Körfezinin çerçevelediği geniş Cafara ve Nefta ovalarından ve Büyük Sahraya ulaşan düzlük arazilerden meydana gelir. Buraya step ve çöl bölgesi de denilmektedir. Rakım 200 m’nin altındadır.

Yaklaşık 1200 km uzunluğundaki Tunus kıyıları genelde düzdür. Gabes Körfezinde gelgit olayı oldukça önemlidir. Deniz yükselmesi iki metreyi bulur. Akdeniz’de en yüksek gelgit olayı burada olur. Ülkenin önemli nehirleri Mecorda ve Miliare’dir.

İklim

Tunus’ta bariz bir şekilde Akdeniz iklimi hüküm sürer. Yazları sıcak ve kurak, kışları ılık ve bölgeye göre az veya çok yağışlıdır. Yağmurlar sonbahar ortasında başlar ve ilkbaharın ortasına kadar devam eder. Güneye inildikçe yağmurlar azalır ve iklim düzensizleşir. Kışın sıcaklık 0°C altına düşmez. Yazın 40°C’ye kadar çıkar. Sıcaklık denizin etkisine bağlı olarak değişir ve kıyılar iç kesimlere göre daha serindir. Kuzeyde yıllık yağış ortalaması 610 mm civarındadır. Tunus ve Bizerte çevresindeyse 500 mm dolaylarındadır. Yağışlar düzensiz olup, seneden seneye farklılık gösterir.

Tabii Kaynakları

Tunus’un % 43’ü bozkır ve çöl, % 6’sı ormanlarla kaplıdır. Çok yağmur alan yerlerde ormanlar yer alır. Vadiler çok münbit olup, her çeşit mahsul yetişir. Kuzeyde 900.000 hektarlık meşe ve çam ormanları bulunur. Güneyde sıcağa dayanıklı cinsten bitkiler yer alır. Tunus’ta yabani hayvanlar olarak ençok yabandomuzu ve dağkeçisi bulunur.

Tunus’un önemli yeraltı zenginlikleri fosfat, demir, petrol, kurşun ve çinkodur. Ülkedeki fosfat yatakları, Afrika’nın en büyük rezerv noktalarındadır. Petrol rezervleri bakımından kıta ülkeleri arasında beşinci sırayı, doğal gaz kaynakları bakımından ise dördüncü sırayı alır.

Nüfus ve Sosyal Hayat

Tunus nüfusu, ülkenin yerlileri olan Berberilerle Arapların karışımından ortaya çıkmıştır. Ayrıca safkan Berberilerle, Araplar da sayıca önemlidir. Ülkede çok eskiden İspanya’dan göç eden Yahudi azınlığı mevcuttur. Bağımsızlıktan sonra giderek azalan Fransızlar 60.000 civarındadır. Tunus’ta Türk asıllı aileler mevcut olup, Türk soylu olmak burada iftihar vesilesidir.

Tunus halkı ırkçı değildir. Halkın % 98’i Müslüman olup, geri kalanını Hristiyan ve Yahudiler teşkil edir. Müslüman halkın hemen hemen hepsi sünnidir. Çoğunluğu Maliki mezhebindedir. Tunus’ta Arapça konuşulur. Fransız işgali çok sürdüğü için Fransızca bilenlerin sayısı da çoktur. Gazete ve dergilerin yarısı, Radyo ve TV’nin birer kanalları Fransızca yayın yapar.

Nüfusun yaklaşık % 70’i kuzeyde yaşar. Nüfus dağılışı çok düzensizdir ve tarım kaynaklarına bağlıdır. Nüfus yoğunluğunun km2 başına 70 kişiden çok olduğu Mecerda ovaları ve Tunus bölgesi ve kıyılar en kalabalık kesimlerdir. Buna mukabil 2 kilometre kareye 10 kişiden az düşen bozkırlarda, özellikle yarı göçebeler yaşar. Tunus’un en önemli şehri başşehir Tunus olup, nüfusu 1,5 milyona yaklaşmıştır. Diğer önemli şehirler Sefakis, Suse, Kayrevan ve Bizerte’dir.

Eğitimde Fransız sistemine bağlı kalınmıştır. İlkokullardan itibaren öğretimin Arapça yapılması sağlanmışsa da üniversitede öğretim Fransızca olarak yürütülmektedir. Tunus Üniversitesine bağlı 9 fakülte, 3 enstitü ve 4 yüksek okulla yüksek tahsil yapılmaktadır. Tunus halkının % 62’si okuma-yazma bilmektedir.

Siyasi Hayat

Tunus 17 vilayete ayrılmıştır. Kanuni sistemi İslam kanunları veFransız medeni kanunu esas alınarak, Türk ve ABD örneği bir anayasa ile yürütülür. Seçimler her beş yılda bir yapılmakta olup, oy verme yaşı 21’dir. Temsilciler Meclisi(Millet Meclisi) 141 üyeden meydana gelmiştir. Cumhurbaşkanı beş senede bir halk tarafından seçilir. Anayasaya göre cumhurbaşkanı olan kişi arka arkaya birden çok dönem için seçilebilir. Tunus Birleşmiş Milletlere, Arap Birliğine ve Afrika Birliği Teşkilatına üyedir.

Ekonomi

Tunus ekonomisi genel olarak tarıma dayanmakta olup, toplam nüfusun % 50 ila 60’ı bu sektörde çalışmaktadır. Buğday, arpa, zeytin, narenciye, meyve, sebze ve hurma başlıca tarım ürünleridir. Koyun, keçi, sığır ve kümes hayvanları yetiştirilen başlıca hayvanlardır. Son yıllarda balıkcılık önemli bir gelir kaynağı halini almıştır.

Turizm madencilik, yiyecek, konserve, tekstil, hafif sanayi malları ve sun’i gübre ana sanayi kollarıdır. Ülkede tarım ürünlerine dayalı sanayi kollarının geliştirilmesine çalışılmaktadır. Yerli hammaddelerden fosfatın bütün işlenme safhalarının Tunus’ta gerçekleştirilmesi için büyük çaba harcanmaktadır. Tunus madenlerini işleyecek kadar yeterli sayıda tesise sahip değildir. Gerek istihdam ve gerekse ihracat imkanlarının artması için imalat sanayiine büyük önem verilmektedir.

Tunus’un ithal ettiği belli başlı mallar, sanayi malları, tarım aletleri, tüketim, yiyecek, giyecek ve enerji malzemeleridir. Fosfat, petrol, zeytinyağı, narenciye, demir cevheri, balık ve tekstil ana ihraç mallarıdır.

Tunus en çok Fransa, İtalya, Birleşik Almanya ve ABD ile ticaret yapar. Kuveyt, Suudi Arabistan, ABD, Kanada ve BirleşikAlmanya yardım aldığı başlıca ülkeler arasındadır.

Tunus’ta karayollarının uzunluğu 17.220 km, demiryolları ise 2189 km’dir. Ülkede dört ana liman olan Tunus, Bizerte, Sousse ve Sefakis’a ilave olarak çok sayıda ikinci derecede liman vardır. Tunus yakınındaki El-Auina Havaalanı büyük, milletlerarası bir havaalanıdır. İç havayolları Tunus’un belli başlı şehir merkezlerini birbirine bağlar.

Tagged :

Togo

DEVLETİN ADI: Togo Cumhuriyeti
BAŞŞEHRİ: Lomé
NÜFUSU: 3.700.000
YÜZÖLÇÜMÜ: 56.785 km2
RESMİ DİLİ: Fransızca
DİNİ: Putperestlik, Hıristiyanlık, İslamiyet
PARA BİRİMİ: CFA Frankı

Batı Afrika’nın güneyorta kıyısında yer alan bağımsız bir devlet. Togo, batıda Gana, kuzeyde Yukarı Volta, doğuda Benin devletleriyle komşudur.

Tarihi

Togo toprakları 19. yüzyıla kadar kuvvetli krallıkların bir parçası olarak kaldı. Ülkede sırayla Mossi İmparatorluğu, Ashanti Konfederasyonu ve Dahomey Krallığı hüküm sürdüler. 1884’te bir Alman temsilcisi ve Togo’nun başkanı arasında imzalanan anlaşma sonucunda, Togo için yeni bir dönem açıldı. Almanya’nın ülke üzerindeki resmen kontrolü, 1884-1885 konferansından sonra başladı. 1897 ve 1899 yıllarında İngiltere, Fransa ve Almanya arasında yapılan anlaşmalarla bugünkü Togo’nun sınırları çizildi. Birinci Dünya Harbinin ilk günlerinde, Fransız ve İngiliz birlikleri başşehir Lomé’yi işgal ettiler. Togo, 1919’dan itibaren, ilk önce Milletler Cemiyetinin bir mandası olarak, sonra Birleşmiş Milletler adına Fransa tarafından yönetilen bir ülke haline geldi. 27 Nisan 1960’ta Togo’da Cumhuriyet ilan edilerek bağımsız bir devlet kuruldu. 1961 seçimlerinden sonra Başkanlık sistemine geçildi ve Olympio ülkenin ilk başkanı seçildi. Olympio’nun 1963’te öldürülmesi üzerine Grunitaky seçimleri kazanarak başkan oldu. Aynı sene yürürlüğe giren anayasayla yeni bir meclis kuruldu. 1967’de Genelkurmay Başkanı Albay Gnassingbe Eyadema yaptığı bir darbeyle yönetimi ele geçirdi. 1979’da düzenlenen yeni anayasa ile ülkede tek partili sisteme geçildi ve darbeden sonra ilk genel seçimler yapıldı. Eyadema 1985’teki seçimleri de kazanarak ikinci defa devlet başkanı oldu. Eyadema’ya karşı bu arada birkaç kez başarısız darbe teşebbüsünde bulunuldu. Eyadema bu görevini halen sürdürmektedir (Ocak-1994).

Fiziki Yapı

Uzun dar bir şerit halinde 600 km boyunca Gine Körfezine uzanan Togo, azami 120 km’lik bir genişliğe sahiptir. Kıyı, alçak ve düz ovalarla kaplıdır. Güneybatıdan kuzeydoğuya doğru, Gana’dan Benin’e giden bir dağ silsilesi yer alır. Bu dağlar güneyde Togo Dağları, kuzeydeyse Atokara Dağları adını alır. Dağların deniz seviyesinden ortalama yüksekliği 600 m’dir. Bu dağlardan birçok nehir kaynaklanır. Bunların en önemlisi Mono olup, diğer önemli nehirler Ogou ve Oti’dir.

İklim

Togo iki farklı iklim bölgesine ayrılır. Ortalama aylık sıcaklıkların 21°C ila 31°C arasında değiştiği güneyde sıcak ve nemli bir iklim hüküm sürer. Kıyıdan dağların yakınına kadar yıllık yağış ortalamaları 760 mm ile 1270 mm arasında değişir. En yağışlı aylar mayıs, haziran ve eylüldür. Dağların kuzeyindeyse aylık sıcaklık ortalamaları 19°C ila 22°C arasında değişmekte olup, iklim güneye nazaran daha soğuktur. Yıllık yağış miktarları dağların yakınından kuzeye kadar 1040 mm ila 1300 mm arasında değişir.

Tabii Kaynakları

Togo ormanları 39.000 km2lik bir sahayı kaplar. Ağaçların büyük çoğunluğu gemi inşaatında kullanılır. Aslan, leopar ve fil, maymun, suaygırı ve timsah ülkenin belli başlı vahşi hayvanlarıdır. Ülkede önemli maden olarak sadece fosfat bulunur.

Nüfus ve Sosyal Hayat

3.700.000 nüfuslu Togo halkının % 16’sı şehirlerde, geri kalanı köylerde yaşar. Ülkenin tek önemli büyük şehri 366.476 nüfuslu başşehir Lomé’dir.

Togo nüfusunun büyük çoğunluğunu Batı Afrikalı Zenciler meydana getirir. Ülkede yaklaşık on sekiz kadar etnik grup vardır. Bunların en önemlisi ülkenin güney yarısının üçte birinde yaşayan Ewe olup, nüfusun % 20’sini teşkil eder. Diğer önemli etnik gruplar Aloposo, Ana, Mina, Kabye, Masari, Konkomba ve Kabrai’dir. Togo halkının büyük bir çoğunluğu putperest olup, geri kalanı Hıristiyan ve Müslümandır.

Togo’nun resmi dili Fransızca olmakla birlikte günlük işlerde çok sayıda değişik kabile dilleri kullanılır. Güneyde umumiyetle Ewe dili konuşulur. Diğer önemli diller Kotokoli, Kabrai, Hausa, Ana ve Bassari’dir. Küçük bir ülke olan Togo’da 40’tan fazla şive vardır.

Togo’da, okuma-yazma oranı % 10 civarında olup, nüfusun ancak % 1’i ikinci derecenin üstünde eğitim görmektedir.

Siyasi Hayat

Togo cumhuriyetle idare edilen bir ülke olup, 1979 anayasasına göre yürütme yetkisi yedi senede bir seçilen devlet başkanının elindedir. Milli Meclis 77 üyeden meydana gelir ve beş senede bir halk tarafından seçilir. Devlet başkanı yeniden aynı göreve seçilebilir. Hükumet üyelerini atayan devlet başkanı, Milli meclisi dağıtma yetkisine de sahiptir. Togo Birleşmiş Milletler ve Afrika Birliği Teşkilatına üyedir.

Ekonomi

Togo’nun ekonomisi esas itibariyle tarıma dayanmakta olup, halkın % 78’i tarımla uğraşır. Tarım, gayri safi milli hasılanın yaklaşık % 50’sini, ihracatın ise % 70’ini teşkil eder. Ülkenin her yerinde küçük çiftçi aileleri tarafından yiyecek bitkileri yetiştirilir. Ülkenin başlıca ihraç bitkileri kahve, palmiye ürünleri, hurma yağı özü, kakao ve pamuktur. Diğer önemli ticaret bitkileri büyük hindistancevizi ve yerfıstığıdır. Yiyecek bitkileri olarak Togo’da tatlı patates, manyok, akdarı ve pirinç yetiştirilir.

imalat sanayii, Togo ekonomisinin küçük bir parçasını meydana getirir. Ülkede tekstil ve ayakkabı sanayii gelişmiştir. Dışardan makinalar, gıda maddeleri, inşaat malzemeleri, kimyasal madde ve kağıt ürünleri satın alır.

Togo dış ticaretin büyük bölümünü Fransa ile yapar. Diğer ticaret yaptığı önemli ülkeler Birleşik Almanya, Hollanda ve Belçika’dır.

Ülkede yaklaşık 7547 km karayolu vardır. Bunun ancak % 22’si asfalttır. Bazı karayolları genellikle kurak mevsimde geçişe müsaittir. Demiryolu ağının uzunluğu ise 400 km’den fazladır. En işlek limanı olan Lomé’de milletlerarası bir havaalanı bulunur.

Tagged :

Tayvan

DEVLETİN ADI: Milliyetçi Çin (Tayvan) Cumhuriyeti
BAŞŞEHRİ: Taypey
YÜZÖLÇÜMÜ: 36.182 km2
NÜFUSU: 20.727.000
RESMİ DİLİ: Çince, Tayvan Dili, (Hakka Dili)
DİNİ: Budizm, Taoizm, Konfüçyüsizm
PARA BİRİMİ: Yeni Tayvan Doları

Batı Pasifik Okyanusunda, doğudan ve güneyden Çin Deniziyle çevrili, Çin Halk Cumhuriyetinin (kıyılarının) güneydoğusuna düşen bir Çin ada cumhuriyeti.

Tarihi

Tayvan’a 17. yüzyıl başlarında büyük ölçüde Çinli göçü olmuştur. 1620’li yıllarda ada, Felemenklerin (Hollandalıların) kontrolü altında kalmıştır. 1895’ten 1945 yılına kadar 50 yıllık bir süreJapon idaresi altına girmiştir. İlk olarak Tayvan Devleti kendini Japon baskısı altında, 1 Ocak 1912’de göstermiştir. Mançu Sülalesinin idaresine son verilmiş ve cumhuriyet ilan edilmiştir. Bu aynı zamanda genel mahiyette olmak üzere Çin Devletinin başlangıcı sayılır. Bu devletin asıl kurulma başlangıç hareketiniyse 1911 Wuçang Ayaklanması meydana getirir.

Komünizmin 1949’da Çin’de rejim olarak yerleşmesi üzerine Çankayşek liderliğinde komünizme karşı olanlar birleşip, Milliyetçi Çin olarak devlet kurdular. Önceleri BM’ye üye bir ülke olan Tayvan, Kızıl Çin’in 1972’de BM’ye kabul edilmesi üzerine üyelikten vazgeçti. Bundan sonra iki ülke arasındaki gerginlik sürüp gitti. 1978 yılında ABD, Tayvan Cumhuriyetiyle olan münasebetlerini sertleştirdi. 1979’da iki ülke arasındaki savunma anlaşması iptal edildiyse de 1980’li yıllarda dolaylı ticari ilişkiler kuruldu. Chiong Ching-Kuo’nun yönetimi sırasında ilk defa muhalefet partilerinin kurulmasına izin verildi. 1949’dan beri devam eden sıkıyönetim 1987’de kaldırıldı. 1988’de Chiong Ching-Kuo’nun ölümü üzerine yerine Lee Tenghui geçti. 1989Aralık ayında ilk defa çok partili seçimler yapıldı.

Fiziki Yapı

Tayvan’ın yüzölçümü yaklaşık 36.182 km2dir. Bu yüzölçüme çevresindeki küçük adacıklar da dahildir. Çin’den yaklaşık 130 km doğuda olup, esas kıtadan Tayvan Boğazıyla ayrılır. Kuzeyden güneye olan uzunluğu yaklaşık 393 km ve batıdan doğuya genişliğiyse 165 km kadardır. Çevresinde yaklaşık 77 tane adacık vardır.

Tayvan toprakları doğuya doğru dikleşir ve batıya doğru da gittikçe yükselir. Orta bölgede yer alan Chungyang Shanmo dağ silsilesi ülkenin yarısına yakın bir bölümünü meydana getirir ve ada boyunca kuzeye ve güneye uzanan 4 büyük dağ zincirini ihtiva eder. Bölgedeki zirvelerin çoğu 3500 m’yi aşmaktadır. En yüksek nokta olan Morrison Dağı 3997 m’dir. Doğu kıyı bölgelerindeyse Taitung Dağları bulunur. Kuzeydeki Tatun grubuysa volkanik dağlardan meydana gelmiştir.

Merkezi dağ silsilesinin etrafını 100 ila 500 m arasında değişen bir yüksekliğe sahip olan dar bir etek bölgesi çevirmektedir. Buradan itibaren arazi yaylalara kadar alçala açala devam eder. Kıyı bölgeleri ve nehir havzaları oldukça düzdür. Batı kıyı bölgesindeki alçak yaylaları; sellerin ve gel-git olayının getirdiği topraklardan meydana gelmiştir.

Tayvan, esas olarak 35.966 km2lik büyük bir adayla toplam olarak 1255 km2 eden üç adacık grubundan teşekkül etmiştir. Bu gruplardan başşehri Makung olan Pescador Adaları 127 km2, Spartlay Adaları 0,7 km2 ve Pratos Adaları 1,5 km2lik yüzölçüme sahiptir. Ayrıca Milliyetçi Çin Birlikleri, Kıta Çini önündeki Jinmen, Matsu ve Tungyin adalarını işgal etmiş durumdadır.

İklim

Tayvan Adası, Yengeç dönencesi tarafından iki bölgeye ayrılır. Dolayısıyla ülke iklimi, bulunduğu yerin coğrafi tesirlerinin etkisi altındadır. Ayrıca ada etrafını, Sıcak Sapon veya Kara Akıntısı diye bilinen okyanus akıntısı çevirmiştir. Ada, kuzeydoğu kış musonları sebebiyle bol yağışlıdır. Bu bölge nispeten kuru bir hava içine girdiğinde, bu sefer güneybatı musonları güney Tayvan’a yağış getirir. Yıllık yağış miktarı aşağı yukarı 1000 ila 1500 mm civarındadır. Bu rakam dağlık bölgelerde 5000 mm’ye kadar ulaşır. Ortalama hava sıcaklığı yaz aylarında 25°-33°C arasında ve kış aylarında 10°C ila 15°C arasında değişiklik gösterir.

Tabii Kaynakları

Tayvan tropikal bitkilerden, yüksek dağ bitkilerine kadar değişen çeşitlilikte zengin bir bitki örtüsüne sahiptir. Ülkenin yaklaşık % 60’ını ormanlar kaplamıştır. Alçak bölgelerde çoğunlukla bambu ve akasya tipi ağaçlar bulunur. Biraz daha yükseklerde alt tropikal ve orta sert tahtalık ağaçlar vardır. Daha da yükseklerde 200 çeşide yakın ağaç türü yetişir. Bunlardan selvi, meşe, köknar, çam ve ladin ağaçları ekseriyeti teşkil eder. Ayrıca az da olsa mangrov, eğreltiotu, banyan (hintinciri), açalya (Amerikan hanımeli), zambak ve rodedendron türü bitkiler oldukça çoktur.

Tayvan’da hayvan cinsi olarak genellikle geyik, keçi, yaban domuzu, maymun türleri, manda ve sarı öküz yetişir. Yaklaşık 12’si zehirli olmak üzere 37 tür de yılan çeşidi vardır. Kıyılarıysa zengin balık kaynağıdır.

Ülkede 70’in üstünde mineral elde edilir. Bunların en önemlisi kömürdür. Bundan başka mermer ve kireçtaşı da oldukça boldur.

Nüfus ve Sosyal Hayat

Tayvan’ın nüfusu yaklaşık 20.727.000’dir. Nüfus artışı % 2 dolayındadır. Ülkenin nüfus yoğunluğu 553’tür. Nüfusu meydana getiren insanların % 98’ine yakın bir bölümü esas olarak Han Çinlileri soyundan gelmektedir. Ayrıca Endonezya kökenli bir kısım insanlar da mevcuttur. Çinli nüfusun büyük bir kısmı Kızıl Çin zulmünden kaçan insanlardan müteşekkildir. Ayrıca bir miktar da Malezyalı ve Polinezyalılar vardır.

Nüfusun % 60’ına yakın bir bölümü şehirlerde, geri kalanı da köylerde bulunur. Çince resmi dildir. Fakat bugünkü konuşulan Çince, Kızıl Çin’de konuşulandan farklı olarak, Eski Çincedir. Bundan başka Tayvan dili de yaygındır. Özellikle Hakka ve Fukien lehçeleri konuşulur.

Ülke insanlarının büyük bir bölümü Konfüçyüs inancına bağlıdır. Ayrıca Taoist ve Budistler de vardır. Son yıllarda İslamiyet, diğer dünya ülkelerinde olduğu gibi burada da hızla yayılmaktadır. Halen 350.000’i aşkın Müslüman yaşamaktadır.

Halkın okuma-yazma oranı % 80 dolayındadır. Eğitim ve öğretim Çincedir. Çocukların milliyetçi olarak yetişmelerine çok dikkat edilir.

Tayvan, Çince “Tay-Van” kelimelerinden gelmektedir. Ülkenin resmi adı Milliyetçi Çin veya Çin Cumhuriyetidir. Ayrıca Formoza Devleti olarak da bilinir. Başşehri Taypey’dir. Diğer önemli şehirleri Takao, Tainan, Kiilun, Kagi, Tartya, Syakwo, Herta ve Kwarrenko’dur.

Siyasi Hayat

Tayvan, cumhuriyetle idare edilen bir ülkedir. Hemen hemen sınırsız yetkileri haiz cumhurbaşkanı 6 senede bir milli meclis tarafından seçilir. Milli meclisi meydana getiren yasama meclisi 386 üyeden ve denetleyici meclisiyse 60 üyeden meydana gelir. Ayrıca başşehir Taypey, ayrı bir eyalet parlamentosuna sahiptir. Taypey sitesininse yine kendine ait bir parlamentosu vardır. Ülke idari olarak bir merkez, 4 eyalet ve 16 il (Hsien)e bölünmüştür. Her ilin, kendisine ait kaza ve nahiyeler üzerinde geniş nüfuz ve selahiyeti mevcuttur.

Ekonomi

Tarım, Tayvan ekonomisinin ana unsurudur. Yaklaşık toprakların dörtte biri ekilidir. Pirinç ve çay en önemli iki üründür. Bundan başka tatlı patates, buğday, yerfıstığı, soyafasulye, darı, muz, şekerkamışı ve yerelması da yetiştirilir. Nüfusun % 45’i tarım alanında çalışır. % 25’lik bir bölümse sanayi sektöründedir.

Ticaretini daha çok, ABD, Japonya, Kuveyt, Suudi Arabistan, Hong Kong ve Birleşik Almanya ile yapar. Dışarıya tekstil, kimya ürünleri, kereste, şeker, çay, pirinç, ananas, madenler, tuz ve muz, endüstri ürünleri ve elektrik, elektronik alet ve malzemeleri satar.
Ülkedeki başlıca endüstriler şunlardır: Şeker, petrol, kömür, alüminyum, gübre, alkali, makina, elektrik enerjisi, balık, gemi yapımı, (metal) madencilik, tekstil, elbise ve kumaş, elektrik ve elektronik, cam, kağıt ve kimya endüstrileri. Yeraltı madenleri oldukça zengindir. Kömür, kireçtaşı, mermer, alüminyum ve petrol başlıca önemli mineralleridir. Dışarıdan petrol, çeşitli mineraller, kereste ve çeşitli sanayi ürünleri satın alır.

Tayvan ayrıca turizm bankacılık ve sigortacılık alanlarında da söz sahibi bir ülkedir.

Yaklaşık olarak 19.945 km uzunluğundaki karayolu sistemi ve 4800 km civarındaki demiryolu uzunluğu ülke ulaştırması için kafi gelmektedir. Karayollarının % 85’i asfalt kaplamadır. Deniz ve hava ulaştırma sistemiyse hem iç, hem de dış hat seferler olmak üzere oldukça gelişmiştir. Taoyünan ve Kao-hsiung’da milletlerarası havaalanı vardır.

Tagged :

Tayland

DEVLETİN ADI: Tayland Krallığı
BAŞŞEHRİ: Bangkok
YÜZÖLÇÜMÜ: 518.000 km2
NÜFUSU: 56.800.000
RESMİ DİLİ: Tay dili (İngilizce, Çince, Malayca)
DİNİ: İslam, Budizm
PARA BİRİMİ: Baht (=100 stang)

Güneydoğu Asya’da, 5° 32’ -20° 28’ kuzey enlemleri ve 97° 21’-105° 38’ Doğu boylamları arasında yer alan, kuzeyden Burma ve Laos, doğudan Laos, Kamboçya ve Siyam Körfezi, güneyden Malezya ve batıdan Burma ve Andaman Deniziyle çevrili, eski adı Siyam olan, mevki itibariyle büyük stratejik önemi haiz bir krallık.

Tarihi

Ülkenin ilk yerlileri Güney Çin’den göç eden insanlardır. Taylandlılar, 11. yüzyılda bölgeye gelerek bir krallık kurdular. Tayland kurulduğundan bu yana Avrupalı güçlerin istilasına ve sömürgeciliğine uğramayan Güneydoğu Asya’nın biricik ülkesidir. Şüphesiz bunda, Tayland Kralı Mongkut’un rolü büyüktü. Bundan sonra yerine geçen oğlu Kral Chulalongkorn da aynı siyasetle bu durumu devam ettirdi. Kral Chulalongkorn 1851 yılından 1910 tarihine kadar tahtta kaldı. Ülkesinin gelişme ve kalkınmasında büyük çaba sarfetti. İngiltere ve Fransa ile çeşitli ticari anlaşmalar imzaladı.

Tayland’da 1932 yılında monarşik idareyi sınırlayıcı kansız bir ihtilal oldu. 1941 yılında ülke Japonlarca işgal edildi. Harpten sonra batı siyaseti gütmeye başlayan Tayland, Vietnam’a 11.000 kişilik bir askeri birlik gönderdi. 1972 yılında bu birliklerini tekrar geriye çekti.

1976 yılında yeni bir ihtilal oldu. Bu sefer ihtilal kanlıydı. Bunu 1977 ihtilali takip etti. 1983 yılında Vietnam askeri birlikleri, Tayland, Kamboçya sınırı yakınlarında Kamboçya mülteci kamplarına saldırdı. 30.000’e yakın mülteci Tayland’a sığındı. Bunun üzerine Vietnamlılar ülkeye girdiler. Fakat çok geçmeden Taylandlılar saldırganları geri püskürttü. 1988’de seçimleri kazanarak başbakan olan Tümgeneral Chatichai, 25 Şubat 1991’de yapılan askeri darbeyle yönetimden uzaklaştırıldı. Darbecilerin lideri General Suçinda Kraprayun’dır. Askeri Cuntanın hazırladığı anayasa gereğince Milli Meclisin 360 üyesinin belirleneceği seçimler 22 Mayıs 1992’de yapıldı. Seçimlerde hiçbir parti tek başına iktidara gelecek sandalye sayını elde edemedi. Generallerin desteklediği Erdem Birliği Partisi, Cuntanın yolsuzlukla suçlayarak iktidardan uzaklaştırdıkları partilerle bir koalisyon hükümeti kurdu. Fakat bir süre sonra çıkan olaylardan sonra hükümet krizi yaşanmaya başlandı. Kurulan geçici hükümetin ardından 13 Eylülde yapılan seçimler neticesinde muhalefet partileri 185 sandalye elde ederek yeni hükümeti kurdular (Ocak 1994).

Fiziki Yapı

Tayland mevki itibarıyle güneydoğu Asya’da, Malay Yarımadası ve Hint-Çin’i üzerinde yer alan bir ülkedir.

Ülke şekil itibariyle sap kısmı, Malay Yarımadası üzerinde bulunan açılmış bir çiçeğe benzer. Çiçeğin sap kısmının doğusunda Siyam Körfezi ve batısında Andean Denizi bulunur. Bir bakıma ülke şekil bakımından küçük bir baltaya da bezer Kuzey-güney noktaları arası yaklaşık 1650 km ve doğu-batı noktaları arası ise 800 km kadardır. En dar bölge 64 km olan Kra İstnumus’tur.

Ülkenin yüzölçümü yaklaşık 518.000 km2dir. Bu geniş toprakların kuzeydoğusunda toplam yüzölçümün üçte birine yakın genişlikte bir yayla mevcuttur. Yayla ortada Chao Phraya Nehrinin verimli alüvyonlu vadisine doğru gittikçe alçalır.

Tayland beş coğrafi bölgeye ayrılabilir: Chao Phraya Menam (Merkezi Platolar bölgesi), Korat Yaylası, Güney Tayland (Yarımada bölgesi), Kuzeybatı bölgesi ve Dvaravati bölgesi (Güneydoğu bölgesi).

Chao Phraya Nehri Bölgesi, küçüklü büyüklü nehir ve kanallarla doludur. Kuzeybatı bölgesinde Ping, Wang, Yom ve Nan adlarında dört nehir bulunur. Bölge aynı zamanda dağlıktır. Ülkenin en yüksek noktası 2756 m’lik Inthanon Tepesidir. Başşehir Bangkok, güneydoğuya doğru uzanan Dvaravati bölgesindedir. Dördüncü bölge Korat Yaylası, Mekong Nehrinin suladığı geniş bir bölgedir. Sonuncu bölge olan Güney Tayland, Malay Yarımadası üzerinde dar bir bölgedir. Ülkedeki mevcut ovalar umumiyetle alüvyonludur. Sahiller ise kumluk ve düzensizdir.

İklim

Tayland’ın iklimi bütün yıl hemen hemen sıcak ve nemlidir. Orta bölgelerde yer alan ovalarda sıcaklık nadir olarak 18°C’nin altına iner. Kasım ve şubat aylarında hava sıcaklığı aşağı yukarı bu miktardadır. Mart ve mayıs aylarında ise bu rakam 38°C’ye kadar yükselir. Ortalama sıcaklık 28°C civarındadır.

Orta bölgedeki ovalar yağışlı bir atmosfer içerisindedir. Fakat, Barmese Dağları buralara gelecek nemli rüzgarları keserek yağış miktarını düşürür. Güney kıyı bölgeleri ortalama 5600 mm’lik yağış alırken, diğer bölgelerdeki yıllık yağış ortalaması 1000 mm civarındadır. Haziran ayından ekim ayına kadar yaz musonları ülkeye şiddetli yağışlar getirir. Tayland’da üç mevsim vardır. Mart-mayıs ayları sıcak, Haziran-ekim ayları yağmurlu ve Kasım-şubat ayları serindir.

Tabii Kaynakları

Ülkenin bitki örtüsü oldukça zengindir. Baştanbaşa bütün topraklar yeşile bürünmüştür. Burma sınırında yer alan Salween Nehri civarı bölgeler, kıymetli “tik kerestesi” elde edilen tik ağaçları ve diğer bölgeler teng, yangı ve tekian gibi ağaçlarla kaplıdır. Bundan başka mangrov ve cevzülcinan cins ağaçları pekçoktur. Muson mevsimindeki sık yağışlarla bir tropik ülke olan Tayland, tropik bitki yetişmesi için çok elverişlidir. Sert ve yumuşak ormanların çeşitli yerli türleri ve geniş miktarda bambu ve Hint kamışı vardır.

Tayland’da en çok ve meşhur olan hayvan fildir. Öyle ki Tay hanedanlığının sembolü olmuştur. Maymun, Siyam kedisi, geyik, tapir, uçan maki, papağan, sincap, gibbon ülkede yaşayan diğer hayvanlardır. Ayrıca nesli tükenen kooprey (bir cins vahşi öküz) ve hog geyiği gibi nadir bulunan hayvanlar da yaşamaktadır. Ülkede pekçok çeşitli tropikal kuş cinsi mevcuttur. Serçe, ötleğen, güvencin, bıldırcın, tavuskuşu, kumru, sülün ve leylek bunların başlıcalarıdır.

Ülkenin yeraltı kaynakları oldukça zengindir. Başlıca mevcut mineraller; antimon, kalay, petrol, gaz, kurşun, tungsten, manganez, demir, tuz, volfram, çinko, linyit ve alçıtaşıdır.

Nüfus ve Sosyal Hayat

Tayland yaklaşık 56.800.000 kişilik bir nüfusa sahiptir. Bunun % 80’lik bir ekseriyeti Tay soyu, geri kalanıysa Çinli ve Asyalı milletlerden teşekkül etmiştir. Ülkenin nüfus artışı % 3 civarındadır.

Sınır dağları ve en güney uç bölgesi üzerinde yaşayanlar hariç, ülke insanları homojen yapıdadır. Tay halkı esas olarak Moğol asıllıdır. Taylılar Tay lisanını kullanırlar. Tay lisanı, ülkenin resmi dilidir. Ayrıca İngilizce yaygındır. Nüfusun % 10’una yakın bir bölümünü meydana getiren Çinlilerse kendi dilleri olan Çinceyi kullanırlar. Tay ve Çin asıllı bu insanlar genellikle budisttirler. Ülkedeki Müslüman nüfusu % 7 dolayındadır. Tayland’da 200 Müslüman okulu ve 1500 cami vardır. Daha çok, etnik olarak üçüncü büyük grup olan Malaylar Müslüman olmakla şereflenmişlerdir. Ülkede bir miktar Mon (Pegun), Kamboçyalı, Vietnamlı ve batılı insanlar da vardır.

Tay toplumu klan veya sıkı sınıf ayrılıkları taşımayan gevşek bir yapıdadır. Monogami aileler temel sosyal birim kabul edilir. Çoğunlukla köylerde yaşar ve tarımla uğraşırlar. Genellikle iç ticaret ve el sanatları bunların elindedir. Yalnız uzak mesafelere yapılan ticaret Çinli tüccarların kontrolü altındadır.

Bangkok, ülkenin en büyük ve en gelişmiş şehri olup, Tayland’ın başşehridir. Yaklaşık iki milyonun üzerinde bir nüfusa sahiptir. Bangkok ile Tayland’ın diğer köyleri ve şehirleri arasındaki kültür ve ekonomik farklılık oldukça büyüktür. Tayland’ın diğer önemli şehirleri Ayuttuya, Korat ve Çiengmai’dir.

Tayland halkının yaklaşık % 84’ü okur yazardır. Özellikle 1950 yılından sonra eğitim ve öğretime önem verilmiştir. Yerli okullar yanında, birçok İngilizce öğretim yapan yabancı okullar mevcuttur. Ülkede yüksek öğrenim olarak, toplam 18 üniversite vardır. Eğitimle birlikte sağlık ve sosyal hayatta da önemli gelişmeler 1950 yıllarından sonra kendini göstermiştir. Uzun yıllar pekçok insanın ölümüne sebep olan sıtma hastalığı son yıllarda tamamen kontrol altına alınmıştır.

Siyasi Hayat

Tayland krallıkla idare edilen bir ülkedir. Ülke, bir anayasaya sahip monarşik bir yönetim sistemi içindedir. İdari olarak 72 eyalete (Changwat) ayrılmıştır. Tayland’da her eyalet bir vali tarafından idare edilir. Eyaletler, bölgelere (Amphoe), onlar da küçük bölgelere (Tambol) ve bunlar da köylere (Muban) ayrılır. Önceki kral, aynı zamanda hükümet başkanlığı da yapıyordu. Sonraları bu görevi ortadan kaldırıldı. Yasama yetkisi 360 üyeli Milli Meclisin elindedir. Meclis üyeleri dört yılda bir halk tarafından seçilir. Tayland, Güneydoğu Asya ülkeleri teşkilatı ASEAN (Association of Southeast Asion Nations) üyesi bir ülkedir.

Ekonomi

Tayland ekonomisi esas itibariyle tarıma dayanır. Toprak ve toprak mülkiyeti ülkede çok önemlidir. Orta bölgelerde yer alan ovalar, ülkenin ekilebilen en müsait topraklarıdır. Başlıca tarım ürünleri mısır, pancar, meyve-sebze, pirinç, şekerkamışı, kokonat, tütün, biber, baharat, jüt, manyok kökü, hindistancevizi, fasulye ve pamuktur. Pirinç ülkenin dış ticaretinde en önemli üründür.

Tayland’ın toplam yüzölçümünün beşte üçüne yakın bir bölümü ormanlıktır. Kereste çok önemli bir gelir kaynağıdır. Diğer orman ürünleri arasında tik ağacı, mangal kömürü, hezaren (hintkamışı), lak ve reçine (çam sakızı) de üretilir.

Tayland maden bakımından çok zengin bir ülkedir. Dünyada kalay üreten ülkeler arasında beşinci büyük ülkedir. Antimon, tungsten, demir ve manganez diğer önemli minerallerdir. Ülkede tabii gaz üretimi gelişmiştir. Ayrıca petrol bulma çalışmaları son yıllarda artmış ve kıyı bölgelerde petrol bulunmuştur. Ülke tuz yönünden çok zengindir.

Tayland’da başlıca endüstri dalları; çimento, kağıt, lastik, gıda, çelik, dokuma, elektronik, plastik, tahta, seramik, otomobil, montaj, ilaç, tekstil, elektrik aletleri, kereste, şeker, pamuk, tütün, ipek ve ipekli dokumadır. Son yıllardaki hükümet harcamaları geniş ölçüde, gübreleme, çimento, kalay tasfiyeciliği, petrol rafinerileri, asfalt yapımı, askeri güç üsleri, sulama kanalları ve havayolu ulaşımı alanlarına yapılmaktadır. Cam ve kağıt endüstrileriyse gelişme yolundadır.

Tayland’ın en büyük ihraç maddesi pirinçtir. Bundan başka çeşitli tarım ve orman ürünleri de satar. Ticareti daha çok, Japonya, ABD, Suudi Arabistan, Hollanda ve Singapur iledir. Turizm, ülkenin büyük bir gelir kaynağıdır.

Ülkenin güney bölgeleri Siyam Körfezine ve Andeman Denizine açıktır. Dolayısıyla bir kısım ticaretini Bangkok ve Sattahip limanlarından deniz yoluyla yapar. Ülkenin en işlek limanı Bangkok’tur Kanalların bulunduğu alanlarda gemi servisleri mevcuttur. Yaklaşık 84.764 km karayolu mevcut olup bunun % 40’ı asfalttır. Demiryolları yaklaşık 4000 km’dir. Ülkede tarifeli sefer yapılan 23 havaalanı olup, Bangkok yakınlarındaki Don Muang Havaalanı milletlerarasıdır.

Balıkçılıkta, hem tatlı su hem de denizde balık avlanmasının geliştirilmesi hedef alınmıştır. Ormancılığın geliştirilmesi için ormanların sürekli bir program içinde çoğaltılmasına çalışılmaktadır

Tagged :

Türkistan

Asya kıtasında Türklerin yurdu manasına gelen büyük bir ülke. Tabii coğrafyası, etnoğrafik ve tarihi manasıyla Türkistan’ın hudutları şöyledir: Güneyden Gürgan Nehri, Horasan Dağları, Kopet Dağı, Kuhi Baba, Mezduran, Tapcak ve Ak Dağları, Hindukuş Sırtları, Mustag-Kuenker Sıradağları; doğudan, Doğu Türkistan’ın doğu hudutları, Sucav civarında 98°50’ kuzey paraleli, 40°50’ doğu meridyeni noktası; kuzeyden Cungarya ve Kazakistan’ın kuzey hudutlarını meydana getiren İrtiş Havzası ve Aral-İrtiş su ayırımı hattının kuzey yamaçları; batıdan Kuzey Ural Dağı, Yayık Nehri, İdil’in denize döküldüğü yer olan Bökey Orda ve Hazar Deniziyle çevrilidir. Yüzölçümü altı milyon kilometrekare civarındadır.

Türkistan; Batı Türkistan, Doğu Türkistan, Afgan yahut Güney Türkistan ve İran Türkistan’ı olmak üzere dört bölüm halinde incelenir. Batı Türkistan, Türkmenistan, Özbekistan, Tacikistan, Kırgızistan, Kazakistan; Doğu Türkistan Çin Halk Cumhuriyeti; Güney Türkistan, Afganistan; İran Türkistan’ı da İran hudutları içindedir. Güneydeki Afgan Türkistan’ı; Afganistan’ın kuzeyinde bend-i Türkistan ve Hindukuş dağ sırası önünde Seyhun Vadisine ve Batı Türkistan Çukureli’ne doğru uzanan alçak sahadır. Afgan Türkistan’ının en büyük şehri Mezar-ı şeriftir. İran Türkistan’ı; İran’ın Estarabad ve Deregiz vilayetlerini içine alır.

Türkistan, Türklerin yurdu manasınadır. Tarihi geçmişi çok uzundur. Binlerce yıldan beri Türklerin yurdu olup, topraklarında pekçok devlet kuruldu. Üzerinde çok büyük hadiseler olup, tesiri hala mevcuttur. Türkistan’ın tarihi eskiden Türk devletleri, Çinliler, Moğollar, 19. yüzyıldan itibaren de Ruslar, Çinliler, Afganlılar, İranlılarla alakalıdır. Türkistan’a hakim Türk devletleri kuran Hunlar, Tabgaçlar, Göktürkler, Uygurlar, Karahanlılar, Gazneliler, Selçuklular, Harezmşahlar olup, 13. yüzyılın başında da Moğolların işgaline geçti. Moğollardan sonra da çeşitli hanlıkların idaresinde kaldı. Batı Türkistan 1867 yılında Rusya’nın işgalindeyken 1991 yılında Özbekistan ve Türkmenistan’ın öz toprakları oldu. Doğu Türkistan Çin’in işgalinde, Güney Türkistan ise Afganistan’ın hakimiyetinde bulunmaktadır. İran Türkistan’ı İran’dadır.

Batı Türkistan

Batı Türkistan, Türkmenistan, Özbekistan, Tacikistan, Kırgızistan ve Kazakistan topraklarıdır.

Volga Nehri ağzından Hazar Denizine kadar uzanan Ural Dağlarından Güney Sibirya’ya kadar uzanıp, doğuda Altay Dağları ile güneyde Kopet Dağı, Bend-i Türkistan, Hindukuş ve Tanrı Dağları ile çevrilidir. Moğolistan, Çin, Afganistan ile de huduttur. Yüzölçümü 3.999.400 km2dir. Batı Türkistan’da Türkmenistan, Özbekistan, Tacikistan, Kırgızistan, Kazakistan, 1991 yılına kadar Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliğine dahil otonom devletlerdendi.

İklim ve Fiziki Yapı

Türkistan’da tam bir kara iklimi hüküm sürer. Yazlar kuru ve sıcak, kışlar ise soğuk geçer. Değişik bölgelerinde değişik ısılar mevcuttur. Kuzey güney arasında da ısı farkları mevcut olup, kış aylarında ısı sıfırın altında seyreder. Türkistan; vadi, çöl, dağ, göl ve nehirlerle kaplı bir arazi yapısına sahiptir.

Türkistan vadiler ülkesi olarak bilinir. 30’dan ziyade önemli yayla mevcuttur. Fergana Vadisi 800.000 km2 ve deniz seviyesinden 900 m yüksekliktedir. Bu bölgede Özbekistan, Kırgızistan ve Tacikistan devletlerinin pamuk ve ipek ürünü elde edilmektedir. Burası Türkistan’ın bahçesi olarak bilinmektedir.

Balkaş Gölü ve Sarı Nehir arasında 180.000 km2lik Petpak Çölü, 350.000 km2lik Karakum, 300.000 km2lik Kızılkum çölleri Türkistan’ın belli başlı çölleri olarak bilinmektedir.

Bölgede irili ufaklı on beş dağ ve silsile mevcut olup, Altay Dağı, Tanrı Dağı, Alax, Pamir ve Kopet dağları en yaygın tanınan dağlardır. Türkistan’da 35.000 civarında küçük-büyük göl mevcuttur. Hazar, Aral, Balkaş ve Işıkkal gölleri en önemlileridir.

Türkistan’da sekiz tanesi 1000 km’nin üzerinde 4500 adet nehir mevcuttur. Kırk adedi de 500 km’nin üzerinde uzunluğa sahiptir. Ural, Topal, Siri Derya, Amu Derya bu nehirlerin başlıcalarıdır.

Jeopolitik durumu: Türkistan; Avrasya’nın merkezidir. Buradan Yakındoğu, Avrupa ve Asya’nın diğer ülkelerine ulaşmak kolaydır. Türkistan sınırından kuş uçuşu Moskova 1000 km olup, bu mesafeler Ukrayna’ya 700 km, Rostov’a 710 km, Erzurum’a 1010 km, Tahran’a 640 km, Kabil’e 290 km, İslamabad’a 700 km, Lahor’a 840 km, Moğolistan’a 740 km ve İran Körfezine 1000 km kadardır. Bu mesafeler ışığında Türkistan’ın jeopolitik mevkiinin önemi çok daha iyi anlaşılacaktır.

Nüfusu: 40.000.000 üzerinde nüfusa sahip Türkistan’da Türkistan’ın yerlileri olan Türkler 28.000.000 nüfusa sahiptir. Türkler; Özbek, Kazak, Kırgız, Tacik, Türkmen, Karakalpak ve Tatarlardan müteşekkildir (Bkz. Özbekistan, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Türkmenistan, Karakalpaklar, Tatarlar). Tabii nüfus artışı yıllık % 3,5 oranındadır. Bölgedeki azerbeycanlı, Başkırt ve Tatarlar Türkistanlı olarak Müslüman ve Türk olmaları hasebiyle çok tutkun olup, aynı örf, adet ve geleneklere sahiptirler.

Grup içerisinde Özbekler 12.5 milyon nüfusla en güçlü topluluğu teşkil ederler. Türkistanlılar aynı dile (Türkçe), aynı tarihe, aynı kültüre ve aynı dine (İslam) sahip olmaları sebebiyle birbirlerine sıkı sıkıya bağlı bir bütün teşkil ederler.

Tacik Türklerini Ruslar ve Batılılar Türkistanlı saymak istemezler. Buna sebep olarak Tacik dili konuşulmasını gösterirler. Tacik dili mevcuttur. Ancak Tacik Türklerinin bir kısmı Özbek Türkçesini de konuşur, diğer taraftan da bir kısım Özbek Türk’ü Tacik dilini konuşur veya en azından dili anlar ve bilir. Bu genellemenin dışında kalabilecek küçük bir dağlı azınlık vardır. Kaldı ki bunlar da Tacik dili konuşmazlar. Orijinal Türkistan nüfusu ile her bakımdan içiçe ve müşterek bir hayat yaşayan Tacikler, Türkistanlıların ayrılmaz bir parçası kabul edilir.

Türkistan’da Rus azınlıklar yanında Ukraynalı, Alman, Koreli, Ermeni, Gergiyan, Estonyalı ve benzeri azınlıklar da bulunmaktadır.

Türkistan hammadde açısından büyük önem taşır.

a) Kömür: Dağılmadan önce Rusya’nın toplam kömür rezervlerinin % 45’inden fazlasını üreten Türkistan’da elli adet kömür madeni işletilmektedir.

b) Petrol: Türkistan’da bugüne kadar henüz açılmamış seksen adet petrol yatağı mevcuttur. En önemli petrol yatakları; ikinci Baku olarak adlandırılan Ural, Neft Dağı, Andijan, Aktuba ve Mangişlak’tır. Mangişlak’taki petrol rezervleri Venezüella’daki kapasiteye sahiptir. Aktuba ise bundan daha zengin petrole sahip yataklar olarak bilinmektedir.

c) Tabii Gaz: Yine dağılmadan önceki Rusya’nın tabii gaz rezervlerinin % 50’si Türkistan’daydı. Buhara yakınlarındaki Gasli, tabii gazın en zengin olduğu bölgedir.

Hayvancılık: Türkistan hayvancılık yönüyle müstesna bir yere sahiptir. Yeterli yeşil saha ve yem mevcuttur. Sığır ve koyun, Ruslar tarafından yetiştirilmektedir. 620 milyon hektar elverişli arazi tarıma tahsis edilmiştir.

Nakliye: Türkistan bölgesinde toplam 248.400 km’lik karayolu mevcut olup, bu miktarın 184.990 km’si asfaltlanmıştır. Demiryolu ulaşım şebekesinin 20.720 km’yi bulduğu bilinmektedir.

Sosyal yapı: Türkistan halkı bütün Türkler gibi örf, adet ve geleneklerine bağlı bir millettir. Din; bütün baskılara rağmen tesirini sürdürmektedir. Hiçbir din eğitimi olmasa bile Türkistan halkı her vesileyle Müslüman olduğunu göstermektedir. Dinsizlik Türkler için çok ayıplanacak bir husus olma özelliğini muhafaza etmektedir. Türkistan sosyal yapısında ciddi tahribat açmış olmasına rağmen komünizm Türk Milletinin dini inançlarını yok edememiş, bilakis din konusunda yeni nesiller daha da istekli yetişmektedir.

Gerek Çarlık ve gerekse komünist Rus idarelerinin tek gayesi Türkistan ahalisini Ruslaştırmaktı. Akıl almaz baskı ve işkenceler bir asırdır Türkistan’da uygulana gelmiştir. Buna rağmen arzulanan Ruslaşma yerine milli benliğe dönüş hızlanmış ve böylece Türkistan’da bulunan Türk devletleri tek tek hürriyet ve bağımsızlıklarını kazanmışlardır. Rus komünist idaresi karşısında milli benliğin esas kaynağını da İslamiyet teşkil etmiştir.

Türkistan Müslüman bir ülkedir. Müslüman olan Türkistan nüfusunun % 94’ü de Ehl-i sünnet itikadına mensuptur. Her ne kadar İslamiyet Sovyet rejimi tarafından kaldırılmaya çalışılmışsa da bölge halkı üzerinde İslamiyetin çok büyük tesiri vardır. Rusya’da komünistler iktidara gelince, Türkistan’da on dört bin cami ve mescidi yıkıp, tahrip etmişlerdi.

Tarih boyunca bölgede pekçok İslam alimi, ilim adamı yetişmiştir. Bunlardan bazıları:

İmam-ı Buhari: Meşhur hadis alimi.
Ali ibni Sina: Tıp ilminin önemli şahsiyeti.
Farabi: Meşhur filozof.
Tirmizi: Meşhur hadis alimi.
El-Biruni: Matematik ve astronomi alimi.
Harezmi: Cebir ilminin kurucusu.
Serahsi: Meşhur İslam hukukçusu.
Uluğ Bey: Meşhur astronom ve alim.

Dil: Türkistan nüfusunun ana dili Türkçe olup, Özbek, Kazak, Kırgız, Karakalpak Türkmen lehçeleri konuşulur. Bu lehçelerden teşekkül eden Türkçe, nüfusun % 90’ı tarafından konuşulan dildir. Bunun dışında % 10 halkın konuştuğu dil Tacik dili olup, Türkçenin bir lehçesi gibidir. Türkistan Türkçesine, Çağatay Türkçesi de denmektedir.

Türk dilini inceleyen ilk Türk alimi Mahmud Kaşgari’dir. Türkistanlı lenguistikçi (dil bilgini) olan Kaşgarlı Mahmud’un 11. yüzyılda yazdığı Divanü Lügat-it-Türk adlı eseri Türk dili sözlüğü niteliğindedir.

İdari yapı: Bugün Türkistan’da beş idari bölüm mevcut olup bunlar: Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Türkmenistan ve Özbekistan’dır. Türkistan’da 43 bölge, 506 eyalet, 246 şehir, 446 kaza ve 4445 köy mevcuttur.

Şehirler: Günümüz Türkistan’ında 246 şehir mevcuttur. Semerkand bundan 2500 yıl önce kurulmuş eski bir yerleşme yeridir. Taşkent, Oş, Merv, Buhara, Tirmiz gibi vilayetlerin de iki bin yıllık mazileri vardır.

Sovyet rejimi birçok yeni şehir inşa etmek yoluna gitmiştir. Endüstri yerleşme merkezleri olan bu yeni şehirler Türkistan şehirciliğine benzememekte ve yerleşim tarzlarına uymamaktadır. Bu yönüyle Türkistan’da eski ve yeni yerleşim merkezlerini ayırt etmek gayet kolaydır. Ayrıca eski yerleşim yerlerinde tarihi bağlılık ve maziyi yaşatma gayretlerinin daha fazla olduğu dikkatlerden kaçmamaktadır.

Doğu Türkistan

Doğu Türkistan, Çin Halk Cumhuriyeti hudutları içindedir. Çinliler, Sinkiang derler. Kuzeybatıda Tacikistan, Kırgızistan, Kazakistan Cumhuriyetleri, Kuzeydoğuda Moğolistan, doğuda Çin, güneyde Tibet, güneybatıda Keşmir, Afganistan’la sınırlanmıştır. Uzakdoğu ile orta ve yakındoğuyu birleştiren tarihi yollar buradan geçer. Yüzölçümü 1.828.418 km2dir.

Doğu Türkistan, Çungarya, Tarım ve Çaydam olmak üzere üç büyük parçaya ayrılır. Ülke ahalisinin % 85’i Türk’tür. Gerisinin çoğu Çinli’dir. Bir miktar Moğol, Tibetli, Rus da vardır. Buradaki Türkler Uygur Türklerindendir. Edebi dil Kaşgar şivesi olup, Yeni Uygurcadır. Türklerin hepsi Ehl-i sünnet olup, Hanefi mezhebindendir.

Başlıca şehirleri Aksu, Huten, Sayram, Turfan, Beşbalık, Hami (Koml), Kulça’dır. Bu şehirlerin hepsi de tarihi Türk şehirleridir. Ruslar ve Çinliler bu Türk ülkesinin bağımsız olmasını önlemek için her türlü baskı usulüne başvurmuşlardır. Bugün tamamen Çin hakimiyetindedir.

Doğu Türkistan tarihte ilk Türk Devleti olarak bilinen Hun İmparatorluğundan itibaren birçok büyük Türk Devletinin çekirdeğini teşkil eder. Göktürk Devleti, Uygur Devleti, Karahanlı Devleti bunların en meşhurlarındandır.

Siyasi, ekonomik ve askeri yönden Asya’nın en stratejik bölgelerindendir. Asırlar boyunca hür ve bağımsız yaşamış olan Doğu Türkistan, Rus ve Çin devletlerinin tarih boyunca dikkatini çekmiş, açık veya sinsi düşmanlıklarına maruz kalmıştır. Asya ile Avrupa arasında sahip olduğu tarihi ipek yolu, yeraltı ve yerüstü zenginlikleriyle Rusya ile Çin arasında paylaşılmaz bir ülke haline gelen Doğu Türkistan, 1760 yılında Mançur Çin İmparatorluğu tarafından işgal ve istila edilmiştir. 1863 yılında bir ara yeniden hürriyetine kavuştu. 1870’e doğru Yakup Han merkezi Kaşgar olmak üzere Doğu Türkistan’ın en büyük parçasını bir devlet halinde topladı. Bu devletin Osmanlı Devletine bağlı olduğunu ilan ederek, Osmanlı Padişahı Sultan Abdülaziz Hana biat edip, onun adına hutbe okuttu. Babıali (Osmanlı Hükümeti) bu bağlılığı kabul etti. Ülkeye askeri mütehassıslar gönderildi. Doğu Türkistan, Yakup Han idaresinde 1876 yılına kadar on üç yıl müstakil olarak yaşadı. Ancak, Asya’da güçlü bir Müslüman Türk Devletinin kurulmasından ve hele bunun Osmanlı Devletiyle alakasından korkan Rusya ve Çin, işbirliği yaptılar. İngiltere’nin de işe karışmasıyla devlet yıkıldı. 1867 yılında Yakup Hanın zehirlenmesiyle Türk Devletinin parçalanmasından istifade eden Mançur-Çin İmparatorluğu Doğu Türkistan’ı yeniden istila etti. İkinci istiladan sonra Mançur-Çin emperyalizmi Doğu Türkistan’da tam bir baskı ve terör idaresi kurmuştur. Bu istiladan sonra Doğu Türkistan’ı Çinlileştirme demek olan asimilasyon hareketlerine hız verilmiştir. Bu maksatla Doğu Türkistan’ın adı değiştirilip “yeni sömürge” manasına gelen “Sinkiang” (Şincan) adı takılmış, bunun dışında birçok şehir ve kasabanın da isimleri değiştirilip, Çince isimler verilmiştir. Çin’in başka eyaletlerinden yüzbinlerce Çinli göçmen getirtilip, Türk unsuru eritilmek istenmiştir. Türkler Çinlilerle evlenmeye zorlanmış, İslam dini ve Türk gelenekleri yasaklanmıştır. Camiler ve medreseler kapatılmış veya devamlı kontrol altında tutulmuştur.

Çin zulmüne karşı 1931’de milli bir ayaklanma olmuş, 1933’te ise Doğu Türkistan ekseriyet itibariyle Çin esaretinden kurtulup, merkezi Kaşgar olmak üzere, müstakil Türk İslam Devleti kurulmuştur. Fakat Çinliler Rusların askeri yardımıyla bu milli ayaklanmayı bastırıp, devleti yıkıp dağıtmıştır. 1944’te İli vilayetinden başlayarak yine Çin mezalimine karşı bir milli ayaklanma daha meydana gelmiştir. Kısa zamanda “Torbagatay” ve “Altay” adındaki zengin ve stratejik ehemmiyete sahip vilayetler kurtarılmış, merkezi İli vilayeti olmak üzere yine müstakil Doğu Türkistan devleti kurulmuştur. Kurulan bu milli devlet, Doğu Türkistan’ı kurtarmak üzere harekete geçmiş ve her cephede Çinlileri mağlubiyete uğratmış, bundan Çinliler büyük korku ve endişeye kapılmıştır. Bunun üzerine Çinliler yine Ruslardan yardım istemişlerdir. Rusya da baskı ve tehditle Doğu Türkistan Devletini Milliyetçi Çin ile anlaşmaya mecbur etmiştir.

1949 yılında Komünist Çin kuvvetlerince işgal edilmesinden sonra Doğu Türkistan Türk-İslam kültüründen tamamen koparılmış ve komünist bir ülke haline getirilmek istenmiştir. Tam bir hakimiyet sağlayabilmek için onun tarihteki yeri ve şöhreti unutturulmak istenmiş ve dünya kamuoyuna Doğu Türkistan “Yasak Bölge” olarak ilan edilmiştir. Yakın bir zamana kadar hiçbir kimse Doğu Türkistan hakkında doğru bilgiyi alamamış, seyahat etme imkanı bulamamıştır. Şu var ki Doğu Türkistan’da hürriyet mücadelesi durmamış, hemen her sene birkaç direniş hareketi vukubulmuştur. Bunların sonucunda bazan kısa ömürlü müstakil cumhuriyetler ilan edilmiş, bazan da korkunç katliamlar yapılmıştır.

Kızıl Çin’deki Türklerin milli mukavemet hareketleriyse daha ağır şartlar altında yürütülmektedir. Ancak bu hürriyet hareketleri ve mücadeleleri kamuoyuna kapalı tutulmakta Birleşmiş Milletlere aksettirilmemektedir.

İklim ve Fiziki Yapı

Doğu Türkistan’ın güneyinde Kun-lun Sıradağları batıda Bağımsız Devletler Topluluğu ile sınırı meydana getiren çeşitli dağ kütleleri, doğuda Turfan Hendeğinin Lob-nor’un alçak çöküntüleri vardır. Kuzeydoğudaki Moğolistan sınırı önemli coğrafi şekilleri olmayan bozkırlardan geçer. Tanrı Dağları Doğu Türkistan’ı net bir şekilde ikiye böler. Kuzeyde Çungarya, Altay Dağlarına yaslanan bir bozkır bölgesidir. Dağların eteğinde bol olan ırmaklar, geçitleri aşarak Rusya’daki göllere ulaşır. Bunların en önemlisi Balkaş Gölüne dökülen İli’dir.

Tanrı Dağları ve Kun-lun arasındaki bölge Çin topraklarının en çölsü bölgesidir (Taklamakan Çölü). Dağlardan birçok akarsu iner: Kaşgar Derya, Yarkent Derya, Huten Derya. Bu nehirler birbirine yaklaşarak çöküntünün ortasındaTarım’ı meydana getirirler. Tarım havzasının kuzeyinde çölsü Turtan çöküntüsü daha da alçaktır (Deniz seviyesinden 277 m aşağıda). İklim burada çok serttir. Ocak ortalaması -10°C, Temmuz ortalaması 32,5°C’dir.

Tabii kaynaklar: Doğu Türkistan tabii kaynaklar bakımından çok zengin bir ülkedir. Petrol ve benzeri zenginliklerin yanında demir, uranyum ve çeşitli maden yatakları bulunmaktadır. Doğu Türkistan’ın kömür alanları jeologlara göre dünyanın kömür ihtiyacını altmış yıl karşılayabilecek zenginliktedir. Çungarya’da petrol, demir ve maden kömürü yatakları, Tien-şan kenarında kükürt, tuz, petrol ve maden kömürü yatakları vardır. Ulaşım güçlüğü ülkenin kalkınmasına başlıca manidir. Yeni demiryolları yapımına hız verilmektedir.

Ekonomi: Çinli nüfusun aniden artması Doğu Türkistan’a açlık ve felaket getirmiştir. İşsizlik çoğalmıştır. Yeni Çinli liderler halkın hayat standardını düzeltmek için kendi işlerini yürütmelerine izin vermiştir. Fakat yatırım için sermayenin zor sağlanmasından dolayı çok az kimse bu imkandan faydalanabilmektedir. Çiftçilere her ailenin nüfusuna göre toprak verilmiştir. Bu toprak kişi başına 990 m2dir. Ekilecek mahsul hükümet tarafından tayin edilmektedir. Her çiftçiden “yer parası” ve “su parası” adı altında çeşitli vergiler alınmaktadır. Bunun dışında çiftçiler elde ettikleri mahsulün % 20’sini devlete teslim etmek mecburiyetindedir. Ev yapmak için her çiftçi ailesine küçük arsalar verilmiştir. Evlerin inşası çiftçilerin kendi imkanlarına terk edilmiştir. Bu şartlar altında ev yapmak mümkün olmamakta ve çiftçi halk kerpiç harabelerde yaşamaya devam etmektedir.

El işleriyle uğraşan sanatkarlara ve küçük esnafa devlet iş vermekten aciz olduğu için bunların sanatlarını icra etmekte serbest bırakmış, ancak halkın yoksul olması sebebiyle esnaf iş yapamamaktadır.

Kızıl Çin’in yıllık milli gelirinin % 40’ını Doğu Türkistan temin etmekte olduğu halde, Müslüman Doğu Türkistan halkı sefalete terk edilmiştir. Bütün yeraltı ve yerüstü zenginlikleri Çin’e akıtılmakta, Doğu Türkistan dünyada emsali görülmemiş şekilde sömürülmektedir. Doğu Türkistanlı Müslümanlar zaruri ihtiyaçlarını karneyle temin etmektedirler.

Nüfus ve Sosyal Hayat

Resmi istatistiklere göre bugün Doğu Türkistan’da yaşayanların sayısı yaklaşık on iki milyondur. Nüfusun etnik ana bölümleri şöyledir:

Uygurlar: 5.800.000
Kazaklar: 870.000
Diğer Türk kaynaklı gruplar: 90.000
Moğollar: 100.000
Mançular: 70.000
Çinliler: 5.000.000

Bununla birlikte eyalette yerleşmiş Çinli sayısı resmi kayıtlarda belirtilenin çok üstünde tahmin edilmektedir. 1949 yılından önce Doğu Türkistan’daki Çinli nüfusun 200.000 kişi olduğu tahmin edilmekteydi. Urumçi’nin nüfusu o günden buyana 80.000 kişiden 800.000 kişiye çıkarak on katına ulaşmıştır. Şehirlerde oturanların yaklaşık % 80’i Çinli’dir. Doğu Türkistan’daki Çinli nüfusun çoğalması Çinlilerle yerli halk arasında gerilimin artmasına yol açmıştır. Aksu, Kaşgar, İli ve Kargalık’ı da içine alan bir kısım şehirlerde geçmişte kargaşalıklar çıkmıştır.

Eğitim imkanları mahdut olan Doğu Türkistan’da yalnızca bir üniversite, 12 yüksek okul, 800 lise, 1400 orta ve ilkokul bulunmaktadır. Urumçi Üniversitesinin on fakültesinde 1727’si Doğu Türkistanlı olmak üzere, 3154 öğrenci vardır. Yabancı dil olarak Türkçe, İngilizce ve Rusça okutulmaktadır. Ayrıca eğitimin yalnızca Çince yapıldığı Çin okulları da vardır. Çin eğitim teşekküllerinde Uygurca mecburi dil olmadığı halde, Uygur okullarında Çince mecburidir.

Doğu Türkistan’da toplam 24.000.000 km’yi bulan yol şebekesinin 5.200 km’si asfaltlanmıştır. Çin’den gelip, Urumçi üzerinden Korla’ya giden bir de demiryolu vardır. Bu demiryolunun toplam uzunluğu 2.350 km’dir. Urumçi’den Korla, Kuçar, Hoten gibi şehirlere düzenli uçak seferleri de yapılmaktadır.

Mao (1949-1976) devrinde dini, kültürel ve siyasi bakımdan baskı yapılan Doğu Türkistan halkına onun ölümünden sonraki Çinli liderler daha pragmatik davranmışlar, özellikle Afganistan’ın Sovyetlerce işgali Çinlilerin davranışlarını değiştirmelerini gerektirmiştir. Hükümetin baskı siyasetinde bir gevşeme olmuş ve Doğu Türkistanlılara dini ve kültürel alanlarda belli bir derecede hürriyet verilmiş, önceleri zorla kabul ettirilmiş olan yabancı Latin alfabesi fesh edilmiştir. Yerli halk Çincenin fonetiğine dayanılarak hazırlanmış Latin alfabesinin uygulanmasını, kimliklerinin yok edilmesi Arap ve Müslüman dünyasıyla olan kardeşlik ve kültürel bağların çözülmesi için eğitimde yapılan devrimleri Çin komplosu saydığından, tedirgin edici faktörlerden biri böylece ortadan kalkmıştır. Latin alfabesinin feshini Doğu Türkistanlıların yaklaşık bin yıldır kullanmakta olduğu Kur’an harflerinin yeniden kabul edilmesi takip etmiştir.

Doğu Türkistan tarihinde ilk defa Çinliler halkın Türk asıllı olduğu gerçeğini kabul etmiştir. Uygur halkına kendi tarihlerini yazma izni verilmiştir. Uygurlar, Kazaklar, Kırgızlar, Özbekler, Tatarlar ve Taciklerden meydana gelen Doğu Türkistanlı halk Müslümandır. İslamiyeti 934 yılında başşehri Kaşgar olan Karahanlı Devletinin hükümdarı Abdülkerim Satuk Buğra Hanın idaresinde kabul etmişlerdir.

Mao idaresi esnasında Doğu Türkistanlı Müslümanlara, Kur’an-ı kerim okumak, İslam ahkamını yerine getirmek, camiye gitmek ve İslami konularda vaz vermek yasaklanmıştı. Camiler kapatılmış, birçoğu da değiştirilerek baraka, komünist parti merkezleri, büroları, hatta mezbahalar haline getirilmiştir.

Son yıllarda bu hassas konularda hükümet politikasında biraz gevşeme olmuş, camiler açılmış, bir kısmı da yenilenmiştir. Doğu Türkistan’ın birkaç şehrinde medreselerin yeniden açılması için hükümetle mutabakata varılmıştır. Bu ümit verici gelişmelere rağmen ülkenin tamamında dini eğitim yasağı yine de devam etmektedir.

Doğu Türkistanlı halkın siyasi hürriyeti ve hükümet reisinin gerçek yetkisi yoktur. Bütün güç Doğu Türkistan Komünist Parti Sekreterinin elindedir. Bütün önemli mevkileri Çinliler tutmaktadır. “Gerekirse mevki verin, fakat yetkiyi teslim etmeyin” formülü hala geçerlidir. Akrabalarını görmek, vatanı ziyaret etmek maksadıyla Doğu Türkistan’a giden Türklere kara yolculuğu yapma izni verilmemektedir. Hatta turistik geziler için Doğu Türkistan’a giden yabancılara da kara yolculuğu yaptırılmamaktadır. Siyasi gözlemcilere göre bunun sebebi Doğu Türkistan’a geniş ölçüde Çinli göçmen yerleştirilmesini gözden uzak tutmaktır. Doğu Türkistan’ın pekçok bölgesine Çinlilerden başkasının girmesi yasaktır.

Çin’de son yıllarda tatbik edilen birden fazla çocuk yapmama kanunu Doğu Türkistanlı Türklere de uygulanmaya başlanmıştır. Fabrikada çalışan Türk asıllı işçiler Çinlilerin onda birine bile ulaşamamakta ve Çinlilere sağlanan lojman ve sıhhi tesisler, Türklere sağlanmamakta, sefalete itilmektedirler.

1949 yılında Kızıl Çin tarafından işgal edildikten sonra Doğu Türkistan’da tam bir şiddet ve baskı rejimi uygulamıştır. 1954’ten 1955’e kadar yürütülen “reform hareketi” sırasında Doğu Türkleri feodal, karşı devrimci gibi ithamlar adı altında müthiş bir işkence ve baskıya maruz bırakılmış, bütün maddi varlıkları komünistler tarafından gaspedilmiştir. Böylece Doğu Türkistan Müslümanları bitmeyen yoksulluklara itilmiştir. Münevver Müslümanlar işkencelerle yok edilmiştir.

Çin’in hakimiyetinde yaşayan milletlerin kültürleri, milli sanat, örf ve adetleri, dini inançları ibadetleri ortadan kaldırılmıştır. On yıl devam eden bu devrim sırasında, Türklerin manevi değerleri yok edilmek istenmiş, İslamiyete saldırılmış, Çinlilere benzemeye zorlanmışlardır.

Tagged :