Madagaskar

DEVLETİN ADI: Demokratik Madagaskar Cumhuriyeti
BAŞŞEHRİ: Antananirova
NÜFUSU: 12.804.000
YÜZÖLÇÜMÜ: 587.041 km2
RESMİ DİLİ: Hıristiyan, Müslüman, Putperest
DİNİ: Madagaskar dili ve Fransızca
PARA BİRİMİ: Madagaskar Frankı

Hint Okyanusunun batısında, Madagaskar Adası ve yakınındaki küçük adalar üzerinde kurulmuş bir Afrika ülkesi, Afrika kıtasından Mozambik Kanalı ile ayrılan Madagaskar, 11° 57’-25° 36’ güney enlemleri ile 43° 13’-50° 29’ doğu boylamları arasında yer alır.

Tarihi

Madagaskar hakkında ilk bilgiler Arap kaynaklarından, bilhassa 10. yüzyıl ortasında Doğu Afrika’yı ziyaret eden El-Mesudi’den elde edilmektedir. Ada, çağımız öncesinden itibaren Endonezyalılar ve Afrikalılar tarafından nüfuslandırılmıştır. On ikinci yüzyılda Araplar, kuzeybatı kıyısında küçük bir kasaba kurdular. Zamanla adaya İslamiyet yayıldı. Gaskar Adası bir Portekizli tarafından 1500’de tesadüfen keşfedilinceye kadar Avrupalılarca bilinmiyordu. 1643 yılında Fransızlar o zamanlar küçük krallıklara bölünmüş olan adada, Dauphin Kalesini kurdular. On sekizinci asırda doruk noktasında olan Sakalava Krallıkları, aynı asrın sonunda yerini Merina Krallığına bıraktı. Bu krallık, İngiltere ile dostluk anlaşması imzalayarak, kapısını Avrupalılara açtı. Bu arada Fransızlar 1841’de Nassi Beyi işgal ederek Sakalavaları himayesi altına almak istedi. Fransa, himayesini kabul etmeyen Sakalava kıyısını bombaladı. 1885 yılında yapılan anlaşmayla, dış işlerinde başkan olan bir Fransız yöneticinin otoritesi altında bir çeşit himaye devlet kuruldu. 1896’da Fransız parlamentosu, Madagaskar’ı sömürge haline getirdi. İkinci Dünya Savaşından sonra, Madagaskarlılar bağımsızlık için çetin bir mücadeleye giriştiler. 1947’de ihtilal patlak verdi, kısa bir müdahaleden sonra isyan bastırıldı. 60.000 ile 90.000 arasında insan öldü veya yaralandı. Ada bundan sonra direkt olarak Paris’ten idare edilmeye başlandı. 1958’de Madagaskar, Fransız Cemiyeti içinde muhtar bir cumhuriyet oldu. 26 Haziran 1960’ta da tam bağımsızlığa kavuştu. 10 yıllık şekli bir bağımsızlıktan sonra hala ülkede 50.000 Fransız askeri vardır. Yabancı yatırımların üçte ikisi ihracatın dörtte üçü, ticari değere sahip bitkilerin yarısından fazlası Fransız ithalat-ihracat şirketlerinin elinde idi. Kurak ve fakir olan güneyde 1972 başlarında, 100.000 öğrenci, yabancı ekonomik hakimiyete son verilmesi için boykot yaptı. Boykot sindirildi fakat, Mayıs 1972’de başşehirde yeni kargaşalıklar başgösterince; hükumet, iktidarı ordu komutanına bıraktı. 1972-1975 yılları arasında geçici bir hükumet kuruldu. 30 Aralık 1975’te ikinci bir cumhuriyet ilan edildi. Yeni devletin adı Demokratik Madagaskar Cumhuriyeti oldu. Yeni cumhuriyet geniş bir devletleştirme politikası takib etti. Fransız askerlerini ülkeden çıkardı. 1991 senesi başlarında başlayan iç karışıklıklar yüzünden Temmuz ayında olağanüstü durum ilan edildi ve bir süre sonra sosyalistlerin kurduğu hükumet istifa etti. Bir süre sonra meclis ve Yüksek Devrim Konseyi feshedilerek, Zafy başkanlığında Yüksek Devlet Organı kuruldu. Başkanlık seçimlerinin ilk turu 25 Kasım 1992’de yapıldı. Seçimlere hile karıştırıldığı gerekçesiyle ikinci tur 1993 senesine ertelendi.

Fiziki Yapı

Yüzölçümü itibariyle dünyanın dördüncü büyük adası olan Madagaskar, kuzeyden güneye 1570 km uzunlukta olup, azami genişliği 575 kilometredir. Yaklaşık 4800 km’den fazla olan kıyı hattı, bütün uzunluğu boyunca uzanan dağ zinciri ile coğrafi yapısının değişikliği dikkate değerdir. Ada üç tabii coğrafi bölgeye ayrılır: Dağlık iç bölge, doğu kıyısı ve batı kıyısı.

Yüksek yaylalar ismini alan dağlık iç bölge, deniz seviyesinden 900 ila 1500 m yükseklikte olup, yüksekliği 1830 m’yi aşan üç dağ silsilesini ihtiva eder. En yüksek tepe olan Maromokotro (2876 m), kuzeydeki Tsratanna sıra dağları üzerindedir. Yaylaların yüzeyleri, birbirinden farklı özellikler arz eder. Bütün istikametlerde çaprazvari vadiler ve derin dereler bulunur. Dağlık bölgenin yüksek kesimlerinde, çukur şeklinde büyük alçak basınç alanları ve bataklık ovalar mevcuttur.

Genişliği ortalama 50 km olan doğu kıyısı, yüksek yaylalar ve Hint Okyanusu arasında yer alır. Erozyona maruz kalmış tepeleri ve bataklıkları ile özellik kazanır. Tek girinti olarak Antongil Körfezini ihtiva eden kıyı hattı, dağların ana eksenine paraleldir. Bu kıyıdan Hint Okyanusuna dökülen nehirler kısa olup, ancak kısa mesafelerde ulaşıma elverişlidir.

Bazı yerlerde genişliği 190 km’ye ulaşan batı kıyısı, ovaları çöküntü alanları ve yaylaları ile doğu kıyısına nazaran daha değişken, daha çok girintili çıkıntılı bir görünüm arz eder. Bu kıyı, Madagaskar’ın en önemli coğrafi özelliğidir. Buradan Mozambik Kanalına dökülen nehirler daha uzun ve büyük bölümleri ulaşıma elverişlidir.

İklim

Adada iklim değişiklikleri, enlem farklılıklarından ziyade yükseklik farklılıklarına bağlıdır. Kıyılarda iklim genellikle sıcak ve nemlidir. Dağlık iç kesimlerde ise ılımandır.

Madagaskar’da iki mevsim vardır: Sıcak (yağışlı) mevsim ve soğuk (kurak) mevsim. Sıcak mevsim, günlük yağmurlar ve fırtınalar dönemidir. Bu mevsim, yüksek yaylalarda, kasım sonundan nisan sonuna kadar devam eder. Doğu kıyısında daha uzun, batı kıyısında daha kısadır. En güneyde sadece iki ay sürer (aralık ve ocak). Soğuk mevsim nisandan kasıma kadar devam eder. Bu mevsimde doğu kıyısı ve kuzey batısı yağışlı, yüksek yaylalar ise nemlidir. Batı kıyısı kurak, güney kıyısı daha da kuraktır. Senelik yağış ortalaması bölgelere göre değişmektedir. Antongil kıyısında 3700 mm olan yağış miktarı, kuzeybatı kıyısında 2100 milimetreye, batıda 940 milimetreye, güneybatıda ise 355 kilometreye düşmektedir. İç platoda bu miktar 1200-1325 mm arasında değişmektedir. Yıllık sıcaklık ortalaması ise kıyılarda 21°C-27°C, iç platoda ise 13°-19°C arasındadır. En soğuk ay temmuz ayıdır.

Tabii Kaynaklar

Bir zamanlar Madagaskar’ı kaplayan kesif ormanlara, günümüzde ancak kıyı hattında ve merkezi dağ silsilesinin yamaçlarında rastlamak mümkündür. Tabii bitki örtüsü, tarla açmak için yakılarak veya kesilerek yok edilmektedir. En kesif ormanlar, kuzeybatıda Ankaizina yaylalarında, Tsratanna dağ silsilesinde ve Sahamalaza Körfezi yakınlarındadır. Ormanlar koyu kırmızı ve güzel kokulu ağaçlarla demir ağacı gibi kıymetli ağaçları ihtiva eder. Güneyde sık dikenli fundalıklar (kaktüs ve bodur ağaçlara karışan dev otlar) bulunur. Ada hayvanları kendisine has bir özelliğe sahiptir. Önemli ölçüde bulunan timsahlar dışında, fil, maymun veya aslan gibi büyük hayvanlar yoktur. Bununla beraber sadece Madagaskar’da bulunan ve maymuna benzeyen hayvanlar bol miktarda bulunur. Ayrıca bostan kirpisi, yarasa, yaban domuzu gibi memeli hayvanlara da rastlamak mümkündür. Madagaskar, yeraltı zenginlikleri olarak krom, mika, grafit ve ikinci derecede kıymetli taşları ihtiva eder. 1980’de büyük petrol rezervleri bulunmuştur. Halihazırda petrol çıkarılmamaktadır.

Nüfus ve Sosyal Hayat

12.804.000 nüfuslu Madagaskar halkının büyük çoğunluğu (% 84) kırsal kesimde yaşar ve çiftçilikle geçinir. Yaklaşık 663.000 nüfusa sahip, başşehir ve aynı zamanda tek büyük şehir olan Antananarivo, yüksek yaylalar bölgesindedir. Nüfus artış oranı, % 2,6 civarındadır.

Fransız işgalinden önce ve sonra, ticaret, iç göçler ve idari yapı sebebiyle birbirine sıkıca bağlı olan etnik gruplar dağılmıştır. Madagaskar halkının en kalabalık ve nüfuzlu grubunu meydana getiren Merina kabilesi orta kesimdeki dağlık arazilerde yaşar. Bundan başka, Bertsileo, Sakalava, Mahafaly, Antaimoro, Antaisaka gibi etnik gruplar da vardır. Ayrıca Madagaskar’da Avrupalı, Çinli ve Hintli azınlıklar da mevcuttur. Resmi dil Madagaskar lisanı ve Fransızcadır. Yirminci yüzyıla kadar eğitim, misyonerlerin elinde kalmıştır. Günümüzde halkın yaklaşık % 50’si okur yazardır. Yüksek öğrenim Madagaskar Üniversitesinde ve ilmi araştırma enstitülerinde yapılmaktadır. Madagaskar ahalisinin takriben üçte biri Hıristiyandır. Hıristiyanlık on dokuzuncu asırda misyonerler tarafından ülkede yayılmıştır. Madagaskar’da, bilhassa kuzeybatıda birkaç yüz bin Müslüman bulunmaktadır. Kırsal kesimdeki halkın çoğu eski dinlerini devam ettirmektedir.

Siyasi Hayat

30 aralık 1975’te ilan edilen Demokratik Madagaskar Cumhuriyetinde, Cumhurbaşkanı yedi yıl süreyle seçilir. Cumhurbaşkanı 12 üyeli ihtilal konseyine başkanlık eder. Başbakan, Cumhurbaşkanı tarafından tayin edilir. Milli Halk Meclisinin altı yıllık süreyle işbaşına geldiği ülkede, sosyalizm esaslarına bağlı tek bir parti vardır. Madagaskar, Birleşmiş Milletler Teşkilatına ve Afrika Birliği teşkilatına üyedir.

Ekonomi

Madagaskar ekonomisi son yıllara kadar büyük çoğunlukla Fransız iktisadi kuruluşlarının kontrolü altında idi. Günümüzde hükumet, uyguladığı hızlandırılmış bir devletleştirme politikası ile, yaklaşık sanayinin % 35’ini, ihracatın % 78’ini, ithalatın % 60’ını, bankacılığın ve sigortacılığın tamamını devletleştirmiştir.

Ekonomide öncelik, halkın % 80’inden fazlasının meşgul olduğu tarıma verilmiştir. Ülkede yetişen tütün, vanilya, çay, karanfil, biber ve kahve gibi tarım ürünleri ihraç edilmektedir. Halkın temel gıda maddesi olan pirinç yetiştirilmekte ise de şehirli halk için, düzenli olarak yılda 100 bin tonun üstünde pirinç ithal edilmektedir. Madagaskar’da yetiştirilen 10 milyon baş sığır, ülkenin dondurulmuş et ihraç etmesine imkan vermektedir. Tarım ürünleri ihracat gelirlerinin % 30’unu sağlar. Ülkede çıkarılan krom, mika, grafit ve ikinci derecede kıymetli taşlar ihraç edilmektedir. Son yıllarda keşfedilen büyük petrol rezervleri sayesinde Madagaskar’ın petrol ihraç eden bir ülke durumuna gelmesi beklenmektedir. Mamül maddelerinin çoğu ithal edilmekte ise de, sıkı bir ithalat politikası sebebiyle ticaret dengesi ülke lehine kaymaktadır. Enflasyon % 8 civarında tutulmaktadır.

Ulaşım sahası, sosyal ve ekonomik gelişme için büyük engel teşkil etmektedir. Yolların uzunluğu ve bakımı yetersizdir. Sömürge devrinden kalma demiryolları geliştirilmemiştir. Bu eksikliklere karşılık olarak hava yolu ulaşımı geliştirilmeye çalışılmaktadır. Başşehir yakınlarındaki İvanto havaalanı ülkenin tek milletlerarası havaalanıdır.

Tagged :

Macaristan

DEVLETİN ADI: Macaristan Halk Cumhuriyeti
BAŞŞEHRİ: Budapeşte
YÜZÖLÇÜMÜ: 93,030 km2
NÜFUSU: 10.600.000
RESMİ DİLİ: Macarca
DİNİ: Roma Katolikliği
PARA BİRİMİ: Forint

Orta Avrupa’da Türkiye’nin yedide biri kadar büyüklükte bir halk cumhuriyeti. Kuzeyde Çekoslovakya, batıda Avusturya, güneyde ve güneybatıda Yugoslavya, doğuda da Romanya ve Rusya ile çevrilidir.

Tarihi

Eski kaynaklarda Macaristan’dan Panonya diye bahsedilmektedir. Macaristan’ın bulunduğu Tuna havzası ve Karpatlar bölgesi, coğrafi yer itibariyle kuzeyden ve doğudan devamlı gelen istilaların, akınların mecburi geçiş yolu olmuştur. M.Ö. üçüncü asırda Keltler’in, sonra Daklar’ın istila ettiği Panonya, M.Ö. 1. asrın sonlarında Romalıların hakimiyetine girmiş ve bu hakimiyet M.S. 4. asıra kadar sürmüştü. Panonya 4. asırda Attila idaresindeki Hunların, 6. asırda da Volga Nehrinin doğusundan Tuna Havzasına kadar gelen Avar Türklerinin istilasına uğradı ve Avarlar burada kuvvetli bir imparatorluk kurdular. İki yüz elli yıl Orta Avrupa’ya hakim oldular. Önceleri Şamanistken giderek Hıristiyanlığı benimsemeye başladılar ve 769’da Charlemagne tarafından ortadan kaldırılan Avar Türkleri, böylece Hıristiyanların özellikle Slavların arasında eriyip kayboldular.

1869 yılında Urallar’ın doğu yamaçları ve Orta Volga arasında yerleşmiş olup, Hazar Türklerinin bir kolu olan Arpatlar batıya göç ederek, Karpatlar ve Tuna havzasını işgal ettiler. Macarlar’ın asli unsurunu meydana getiren Arpatların güneye ve batıya yaptıkları akınlar, Germen İmparatoru Birinci Otto tarafından önlenince göçebelikten yerleşik hayata geçtiler. Moğol istilasına kadar Macaristan’da istikrarlı bir devre başlamış oldu. Orta Asya gelenek ve yaşayış tarzlarını bir süre devam ettiren Arpatlar, Prens Geza zamanında Hunlar ve Avarlar gibi Hıristiyanlığı kabul ettiler. Türklüklerini tedricen kaybedip Hıristiyanlaşmalarına rağmen, Macaristan’da bugün bile birçok Türkçe kelime ve yer adları kullanılmaktadır. Mesela, tyuk, (tavuk), birska (bıçak), szakall (sakal), tengez (deniz), sarga (sarı) teknö (tekne), borju (buzağı), sator (çadır) gibi daha pekçok kelime, Macarların Türk asıllı olduklarını bariz bir şekilde göstermektedir.

Moğol istilasından sonra Arpat Hanedanının yerine, yabancı soydan gelen Anju Hanedanı geçti. 1787’den itibaren Macaristan’da idareyi ele alan Sigismund ile beraber bazı fasılalar olmasına rağmen Macar Halkı, Alman asıllı krallarca idare edildi. Macarlar, Osmanlıların Balkanlardaki ilerleyişini durdurmak için 1396’da 130.000 kişilik bir orduyla harekete geçtiler. Niğbolu önlerinde Yıldırım Bayezid Han (1389-1402) karşısında ağır bir yenilgiye uğradılar. Ancak bundan sonra, devamlı surette, bizzat veya yardımcı olarak Osmanlı fütuhatını engellemeye çalıştılar. 1526’da Mohaç’ta tekrar Macar ordusu Osmanlılara yenildi ve Orta Macaristan fethedildi. Macaristan Osmanlı hakimiyeti altına girmişse de bu hakimiyet tam olarak kurulmayıp, Transilvanya ve Karpatlar bölgesi Osmanlı tabiiyetinde kalmak üzere Prens Zapolya’ya verildi. Kuzey ve kuzeybatı Macaristan Avusturya’da kaldı. Zapolya’nın ölümüyle halefi ve varisi Janos isimli bir çocuğa taç giydirilince, Osmanlılar Avusturya’ya fırsat vermeden buraya yerleşmek için, Macaristan’ın tamamı Osmanlı eyaleti haline getirildi ve Budin Beylerbeyliğine bağlandı.

Macaristan 1699’daki Karlofça Antlaşmasına kadar yüz altmış beş sene Osmanlı hakimiyetinde kaldı. Osmanlıların Macaristan’daki hakimiyet devirleri, bugün bile hasreti çekilip çeşitli vesileler ile bunun ifade edildiği tam bir huzur, sükun, adalet ve imar devri oldu. Burada görev yapan Osmanlı paşa ve devlet adamlarının da yaptırdıkları başta hamamlar olmak üzere pekçok eserler büyük bir yekun teşkil etmekte olup, Macaristan’ın Avusturya idaresine düştüğü zaman yapılan tahribata rağmen bazıları günümüze kadar gelebilmiştir. O devirlerde mezhep savaşları ile çalkalanan Avrupa’da, Macaristan başta olmak üzere, Osmanlı toprakları Protestanların sığınak yeri oldu. Osmanlı-Macar münasebetleri sosyal ve iktisadi, her alanda gelişti ve Macaristan’da Osmanlı kıyafetleri giymek moda oldu. 1604’teki Osmanlı-Avusturya savaşında Macarlar Osmanlıların yanında yer aldılar ve kurulan Erdel Beyliği içişlerinde bağımsız ancak, Osmanlı Devletine tabi olmak üzereMacarlara verildi.

Macaristan 1689’da Avusturya’nın eline geçtikten sonra da bağımsızlık hareketleriOsmanlılarca desteklendi. 1682-1684’te İmre Thököly’nin, 1703-1711’de Ferenc Rakoczi’nin bağımsızlık hareketleri başarısızlıkla sonuçlanınca diğer isyancılar ile beraber Osmanlı Devletine sığındılar. Thököly İzmit’te, Rakoczi Tekirdağ’da ölene kadar misafir muamelesi gördüler. 150 yıl sonra Osmanlı Devletine gelen Macar heyeti, Tekirdağ’a yerleştirilen mültecilere verilen araziyi satın almak için kendilerine müracaat eden Türk köylülerine hayran kaldılar. Rakoczi’nin arkadaşı Kelemen Mikos’un yazdığı ve mültecilerin hayatını anlatan Türkiye Mektupları isimli eseri bugün Macar tarihi ve edebiyatının kaynak kitapları arasında sayılmaktadır.

Ferenc Rakoczi’nin başarısız teşebbüsünden sonra Macaristan Avusturya’nın yarı kolonisi haline geldi ve bugüne kadar, Osmanlı hakimiyetindeki hürriyetini, iki dünya savaşı arasındaki devir hariç bir daha göremedi. 1785’te Almanca resmi dil olarak kabul edilip, Avusturya ile Macaristan arasında gümrük birliği ilan edildi. 1848’de Lajos Kossuth’un bağımsızlık hareketi (Bkz. Kossuth, Lajos) Rusya’nın yardımıyla bastırıldıktan sonra büyük bir baskı rejimi başladı, ancak 1876’da Macaristan,Avusturya sınırları içinde federatif bir devlet haline gelebildi. Böylece Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ismiyle ikili bir monarşi kuruldu. Avusturya, 1914’te Birinci Dünya Harbine girince Macaristan da katılmak mecburiyetinde kaldı. Ancak Avusturya’nın teslim olması üzerine Macaristan ayrılarak cumhuriyet ilan olundu. 1919’da bastırılan Bela-Kun idaresindeki komünist ayaklanmasından sonra Amiral Horty 1 Mart 1920’de kral naipliğine getirildi. Macaristan, 1920’de yapılan Trianon Antlaşması ile topraklarının üçte ikisini, nüfusunun beşte birini kaybetti.

İki dünya savaşı arasında Macaristan ideolojik ve ekonomik yönden Hitler Almanyası’na yaklaştı ve Antikomintem pakta katıldı. 1941’de Almanya ile beraber Rusya’ya karşı İkinci Dünya Savaşına girdi. Ancak 1944’te Almanya ile arası açılınca Hitler Macaristan’ı işgal ettirdi. Amiral Horty’nin Macaristan’da yirmi dört yıllık idaresi sona erip, yerine Szalas getirildi.

Szalas’ın kurduğu terör rejimine karşı başlayan muhalefet, komünistlerin güçlenmesine ve Rusların Macaristan’ı işgaline yol açtı. 4 Şubat’ta cumhuriyet ilan edildi ve aynı sene madenler, ağır sanayi tesisleri, bankalar devletleştirildi. Üç milyon hektar arazi, sahiplerinden zorla alındı. Macaristan İşçi Partisi öncülüğünde kilisenin mallarına el konuldu ve kilise aleyhtarlığı kampanyası başlatıldı. Ancak başgösteren tepkiler sonucu 1953’te ülkede mevcut bulunan Sovyet askerleri İmre Nagy’ı başa getirerek yumuşama politikası takip etmeye başladılar. İmre Nagy’ın reformlarına tahammül edemeyip, 1955’te görevden alınınca Macaristan’da muhalefet çok büyük oldu. 1956’da tekrar hükumetin başına getirilen İmre Nagy, Macarların Sovyet işgal güçleri aleyhine “artık yoldaş değiliz” diye başlattıkları ihtilal hareketi sırasında Macaristan’ın Varşova Paktından çekilip, tarafsız kaldığını, 2 Kasım 1956’da Birleşmiş Milletlere, 3 Kasımda da Sovyet Büyükelçisi Yuri Andropov’a bildirdi. “Eskunzuk, eskunzuk hogy tovabb nem leszunk!” (Yemin ediyoruz, artık köle olmayacağız!) diyen Macar halkının hürriyet mücadelesi, 4 Kasım’da Budapeşte’ye giren yüzlerce Sovyet tankı tarafından kanla bastırıldı. Binlerce Macar, komünizmden kurtulmak için seyirci durumda kalan Batı’ya iltica ettiler. İmre Nagy de yakalanarak 1958’de idam edildi. 1989’da komünist parti feshedildi. 1990 seçimleri çok partili oldu ve merkez sağ partiler iktidara geçtiler.

Fiziki Yapı

Ülkenin tamamı oldukça alçak olup, en yüksek tepeler 900 ila 1000 metreyi aşmamaktadır. Macaristan, dört tabii bölgeye ayrılır. Büyük faylar, volkanik akıntılar ve sıcak su kaynaklarıyla bölünen batıdan kuzeydoğuya doğru 400 km boyunca uzanan Macar Sırtı denilen bölge, bunlardan birincisini teşkil eder. Bu dağlık bölge, üçe ayrılabilen ova bölgeleri karşısında duvar gibi durmaktadır. Bu ova bölgeleri; Tuna ötesi (Transtuna) bölgesi, Tuna Tisza nehirleri arasındaki bölge ve Tisza ötesi bölgesi (Trantisza)dir. Tuna’nın batısındaki bölgelerden meydana gelen Transtuna, Avusturya sınırındaki Alplerin son yamaçlarını, Mecsek tepelerini, Kisalföld ve Mezaföld ovalarını ihtiva eder. Tuna ve Tizsa nehirleri arasındaki bölgenin kuzeyindeki topraklar kumlu, güneyindekiler ise kaygandır. Tisza Nehrinin doğusunda yani Trantisza bölgesinde Büyük Ova bulunur.

Ülkeden geçen iki büyük nehir vardır. Bunlardan birincisi olan Tuna Nehri, 2850 m uzunluğunda olup, uzunluğu itibariyle Volga’dan sonra Avrupa’nın en uzun nehridir. Macaristan’ı baştanbaşa ikiye bölen Tuna Nehri, Karadeniz’e dökülmeden önce sekiz ülkeden geçer. Macaristan büyük bir nehir olan Tuna sayesinde zümrüt gibi güzel tabii zenginliklere sahiptir. Budapeşte,Tuna’nın iki yakasında kuruludur. İkinci büyük nehir Tisza ise, 968 km uzunluğunda olup, Ukrayna’da Karpatlardan doğar, Yugoslavya’daki Karlofça yakınlarında Tuna ile birleşir. Macaristan’ın güneyinde, kuzeydoğudan güneybatıya 90 km boyunda genişliği 10 ila 15 km olan ve Macar Denizi denilen Orta Avrupa’nın en büyük gölü Balaton bulunur. Avusturya-Macaristan sınırında ise derinliği az, buna karşılık 200 km2lik bir yüzölçüme sahip olan Neusiedle Gölü yer alır. Bu gölün büyük kısmı Avusturya’ya aittir.

İklim

Avrupa’daki merkezi durumu sebebiyle denizden uzak olan Macaristan’da kara iklimi hüküm sürer. Yıllık yağış ortalaması 700 mm civarındadır. Yağış farkları batıdan doğuya gidildikçe azalır. Özellikle Büyük Ovanın bazı kısımları, kuraklık sebebiyle sıkıntı çeker. Bu toprakların değerlendirilmesi sulamaya bağlıdır. Sıcaklık en soğuk ay olan ocakta -1°C ile 3°C arasında, en sıcak olan temmuzda ise 19°C ile 23°C arasında değişir.

Tabii Kaynaklar

Macaristan hammade ve enerji kaynakları bakımından fakirdir. Madenlerinin en önemlisi Vertes Dağlarından çıkarılan boksittir. Boksit üretiminde Avrupa’da ikincidir. Pek az maden kömürü Pécs yakınlarında, linyit Dorag’da ve Tatabanya’da, Tuna ötesinde ve Slavokya sınırında işletilmektedir. Romanya sınırında önemli ölçüde tabii gaz, Balaton Gölünün batısında petrol çıkarılmaktadır. Nisbeten az miktarda manganez ve uranyum yatakları da vardır.

Macaristan sıcak su kaynakları bakımından oldukça zengin olup, bunlardan bir kısmı tıbbi değer taşımaktadır. Özellikle Budapeşte veBudin, dünyanın en güzel kaplıcalarına sahiptir. Böyle 100’ü aşkın sıcak su kaynağı Budin içinde ve civarında mevcuttur.

Tuna ötesi topraklarının ve dağlarının bitki örtüsü yaprakları dökülen ormanlardan (meşe, kayın, ıhlamur, kestane) meydana gelmiştir. Fakat bunlar bozkır şartlarının hüküm sürdüğü Büyük Ova yakınlarındaki arazide aniden kaybolur. Önceleri Macaristan’da başka yerde bulunmayan bazı balıklar, büyük av hayvanları ve çok sayıda göçmen kuşlar bulunuyordu. Günümüzde bunların çoğunun nesli tükenmektedir. Fakat hala bazı enteresan kuşlara (mesela siyah leylek) ve memeli hayvanlara (vaşak, kurt gibi) dağlarda ve Büyük Ovanın uzak köşelerinde rastlanmaktadır.

Nüfus ve Sosyal Hayat

10.600.000 nüfusa sahip Macaristan, nüfus dağılımı bakımından üç büyük tarihi ve ekonomik bölgeye ayrılır. Tuna ötesi(Transtuna), Büyük Ova ve Kuzey yüksek arazisi nüfusun yaklaşık % 48’i Büyük Ovada, % 38’i Tuna ötesinde, % 14’ü de kuzey yüksek arazisinde yaşamaktadır. Macar halkının % 45’i şehirlerde, % 55’i köylerde yaşar. Kilometrekare başına nüfus yoğunluğu 93 kişidir. En büyük şehri, sanayi ve kültür merkezi Budapeşte olup, nüfusu 2.115.000’dir. Macaristan etnik yapısı itibariyle Orta Avrupa’nın en homojen devletidir. Nüfusun % 97’si Macar’dır. Macarca, Fin-Uygur dil ailesine dahil olup, ülkenin resmi dilidir. Macaristan’da az miktarda Almanlar, Slovaklar mevcuttur. Nüfusun % 67’si Katolik, % 28’i Protestan, % 3’ü Ortodoks, % 2’si Yahudidir. Mecburi eğitim 6 yaşında başlar ve en az 8 yıl devam eder. Ülkede 16 civarında üniversite, 75’i aşkın yüksek teknik okul mevcuttur. Macar halkı ancak çok küçük bir oranda özel mülkiyet edinme hakkına sahiptir. Üretim mallarının hemen hemen hepsi devlet kontrolündedir.

Siyasi Hayat

Macaristan’da ilk yazılı anayasa, 18 Ağustos 1949’da kabul edildi. Anayasaya göre devlet bir halk cumhuriyetidir.

Devlet gücünün en yüksek organları, parlamento (milli meclis) ve başkanlık konseyidir (hükumet yönetim kurulu). Tek meclisli parlamentonun 349 üyesi, başkanlık konseyinin 21 üyesi vardır. Başkanlık konseyi üyeleri, parlamentodan seçilir ve parlamentoya karşı sorumludur. En üst idari merci, bakanlar kurulu olup, üyeleri hükumet yönetim kurulunun tavsiyesi üzerine parlamento tarafından seçilir ve azledilir. Başkanlık konseyinin başkanı Macaristan’ın devlet başkanıdır, bakanlar kurulu başkanı ise başbakan gibi görev yapar.

Mahalli, ekonomik, sosyal ve kültürel faaliyetler, bir üst seviyedeki bölge otoritesine karşı sorumlu olan konseyler hiyerarşisiyle yönetilir. Macaristan, 19’u komita ve beşi komita statüsünde olmak üzere 24 idari üniteye bölünmüştür. Bunların konseyleri doğrudan doğruya bakanlar kuruluna karşı sorumludur.

Adalet işleri anayasa mahkemesi, yüksek mahkeme ve komitaya, belediyeye ve mıntıkaya ait mahkemelerce yürütülür. Anayasa mahkemesi ve yüksek mahkemenin hakimleri, beş yıllık süreyle parlamento tarafından, diğer hakimler ise üç yıllık süreyle mahalli konseyler tarafından seçilir. Savcı başkanı, altı yıllık süreyle parlamento tarafından seçilir ve buna karşı sorumludur.

Komünistlerin iktidarı ele geçirdiğinden 1990’daki seçime kadar, bütün genel seçimlerde, sadece komünistlerin hakim olduğu bir partinin seçim listesi oy kullanma hakkı olanlar tarafından tek liste olarak kullanılmakta idi. 1989’da Komünist Parti feshedildi. 1990’da yapılan seçimi Merkez Sağ Parti kazandı.

Parlamento, yasama yetkisini sadece hükumetin kanun tasarılarını tasdik etmekte kullanır. Bakanlar kurulu ekseriya, parlamentonun tasdikine sunmadan resmi emirler yayınlar.

Ekonomi

Tabiat şartları tarım için elverişli bir durum arz eder. Toprakların % 67’si işlenmeye elverişli, % 15,3’ü çayır ve otlaklardır. Toprağın % 97,6’lık bir kısmı devlet çiftliklerine ve kooperatiflere ait olup, devlet sektörünün elindedir. Esas tarım ürünleri buğday (2.742.000 ton) ve mısırdır (3.800.000 ton). Bunlar Kisalföld, Tuna ve Tisza arasındaki bölge ve Alföld’de yetiştirilir. Bununla beraber ekili tarlaların % 40’ını meydana getiren tahıllar, sanayi bitkilerine göre önemini kaybetmektedir. Doğudaki kurak bölgelerde ve Tisza Vadisinde sulanan topraklar artırılarak, pirinç üretimine ve meyve ağaçları yetiştirilmesine ve hatta pamuk üretimine imkan sağlanmıştır. Tokaj, Bakony Tepesi ve Eger’de bağcılıkla ilgili ürünler, Mecsek Tepelerinde meyve ağaçları özellik kazanır. Hayvancılık her zaman önemli bir rol oynar. 2.000.000’dan fazla sığır, 3.277.000 civarında koyun yetiştirilir.

Macaristan, hammaddeleri ve enerji kaynaklarının azlığı sebebiyle, sanayileşmede zorluk çekmektedir. Miskole yakınlarındaki Kazineborcika’da, Budapeşte’nin güneyindeki Dunajvaras’ta, başkentin banliyösündeki Çsepel kombinalarında çelik ve dökme demir üretilir. Bununla beraber, hammaddelerin büyük kısmı ithal edildiğinden, taşkömürü zor ve pahalı şartlarda işletildiğinden demir sanayii az kar getirir. Boksitin bolluğu, bunu işletmek için enerji ithal etmesine rağmen, Macaristan’ı Doğu Avrupa ülkelerinin en fazla alüminyum üreten ülkesi yapmıştır. Bütün sanayi merkezlerinde bilhassa Budapeşte’de bulunan makina aletleri, ulaşım malzemeleri imalatı (traktör, motosiklet, otobüs, demiryolu malzemesi) sanayiinin temel sektörünü teşkil eder. Kimya sanayi Macaristan’ın sülfürik asit, kauçuk ihtiyaçlarını ve çok sayıda petrol cinslerini karşılar. Miskole, Tatabanya ve Budapeşte bölgesinde büyük kimya kombinaları kurulmuştur. Tekstil ve gıda sanayii önceden beri önemini devam ettirmektedir (un sanayii, şeker sanayii gibi). En önemli endüstri merkezi, fabrikaların üçte birinin bulunduğu Budapeşte’dir.

Dış ticaretin üçte ikisi Doğu Avrupa ülkeleriyle, özellikle Rusya ile (% 30’dan % 35’e kadar ithalat ve ihracat) sonra Çekoslovakya iledir. Ticaretin geri kalanı Batı Avrupa, Arjantin ve Birleşik Arap Cumhuriyeti ile yapılır. Hammaddeleri ve yarı mamul maddeleri (ithalatın üçte ikisi) ithal eder. Makina endüstrisi (% 30 ila % 35), tüketim endüstrisi ve gıda endüstrisi ürünlerini ihraç eder. İthalat ve ihracat dengelidir.

Turizm gelişmektedir. Beşte dördü Rusya ve diğer sosyalist ülkelerden olmak üzere her yıl 2.500.000 turist Macaristan’ı ziyaret etmektedir. Turizmi geliştirmek için, kış sporları ve sıcak su tesisleri modernleştirilmiştir.

Macaristan iyi bir ulaştırma şebekesine sahiptir. Karayolu ağı ve demiryolu ağı Budapeşte’de düğümlenir. 30.000 km’ye ulaşan karayollarının % 99’u asfaltlanmıştır. Demiryolu ağı ise 13.200 kilometredir. Tuna ve Tisza nehirleri üzerinde ulaşım önemli bir rol oynar. Budapeşte, Terihegy’de milletlerarası bir havaalanına sahiptir.

Tagged :

Lüksemburg

Lüksemburg Dükalığı, ya da kısaca Lüksemburg Fransa, Almanya ve Belçika ile komşu, denize kıyısı olmayan, kuzeybatı Avrupa’da bir ülkedir. Lüksemburg Avrupa Birliği üyesidir.

Tarihçe

Bu küçük ülkenin tarihi 963’te kont Siegfried’in Lütteburg kalesini kurdurmasıyla başlar. 15.yüzyılda 4 Kutsal Roma-Germen İmparatorluğu imparatoru Lüksemburg’dan çıkmıştır. Bunlardan Karl I, Lüksemburg’u 1354’te düklüğe dönüştürmüştür. 1443’te Bourgogne sülalesinin eline geçen ve yüzyıllarca yabancı milletlerin egemenliğinde yaşayan düklük Bourgogne sülalesinden Marie’nin Avusturya imparatoru Maximillien I ile evlenmesi ile Habsburglara geçmiştir.

Habsburg’ların bölünmesi ile ailenin İspanyol koluna geçti. 1684’te Fransa kralı 16. Louis tarafından ele geçirilen, 1697’de Habsburgların geri aldığı ülke 1794’te yine Fransız işgaline uğramıştır. 1815’e kadar Fransız egemenliği altında kalan ülke Viyana Kongresi’nde bağımsız bir büyükdüklük olarak Hollanda’ya geçmiştir.1830 ayaklanmasından sonra Belçika’ya geçmiştir.

Fransız İmparatoru Napoléon III’ün ele geçirme girişiminin başarısızlığa uğramasından sonra 1827’de bağımsızlığa kavuşan Lüksemburg Büyükdüklüğü büyük devletlerin himayesi altına alınmış ve 1868’de üstünde birçok değişiklikler yapılmasına rağmen günümüzde de aynı geçerli olan anayasa kullanılmaktadır. O tarihten itibaren yansızlık politikası uygulamasına karşın her iki dünya savaşında da Alman işgalinde kalan Lüksemburg, 1947 Mart’ında Belçika ve Hollanda’yla iktisat ve gümrük birliği Benelüks’ü oluşturmuş, 1949’da NATO’ya, 1957’de Avrupa Ekonomik Topluluğuna üye olmuştur.

Coğrafi Verileri

Konum: Batı Avrupa’da, Fransa ile Almanya arasında yer alır.
Coğrafi konumu: 49 45 Kuzey enlemi, 6 10 Doğu boylamı
Haritadaki konumu: Avrupa
Yüzölçümü: 2,586 km²
Sınırları: toplam: 359 km
sınır komşuları: Belçika 148 km, Fransa 73 km, Almanya 138 km
Sahil şeridi: 0 km (kara ile çevrili)
İklimi: Kıtasal ve ılıman iklim arasında değişiklik gösterir.
Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Moselle Nehri 133 m
en yüksek noktası: Buurgplaatz 559 m
Doğal kaynakları: Demir, işlenebilir topraklar
Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %23.94
sürekli ekinler: %0.39
diğer: %75.67
Sulanan arazi: 10 km² (1993 verileri)
Coğrafi not: kara ile çevrili

Nüfus Bilgileri

Nüfus: 474,413 (Temmuz 2006 verileri)
Nüfus artış oranı: %1.23 (2006 verileri)
Mülteci oranı: 8.75 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini)
Bebek ölüm oranı: 4.74 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini)
Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 78.89 yıl
erkeklerde: 75.6 yıl
kadınlarda: 82.38 yıl (2006 verileri)
Ortalama çocuk sayısı: 1.78 çocuk/1 kadın (2006 tahmini)
HIV/AIDS – hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.2 (2001 verileri)
HIV/AIDS – hastalıklarından ölenlerin sayısı: 100 den az (2003 verileri)
Ulus: Lüksemburg’lu
Nüfusun etnik dağılımı: Kelt Kökenliler, Portekizler, İtalyanlar, Slavlar ve Avrupalılar
Din: Roma Katolikleri, Protestanlar, Museviler ve Müslümanlar
Diller: Lüksemburg ca (ulusal dil), Almanca (resmi dil), Fransızca (resmi dil)
Okur yazar oranı: 15 yaş ve üzeri için veriler
toplam nüfusta: %100
erkekler: %100
kadınlar: %100 (2000 verileri)

Yönetimi

Ülke adı: Resmi tam adı: Lüksemburg
Yerel tam adı: Grand Duche de Luxembourg
yerel kısa şekli: Luxembourg
Yönetim biçimi: Meşruti Monarşi
Başkent: Lüksemburg
İdari bölümler: 3 bölge; Diekirch, Grevenmacher, Lüksemburg
Bağımsızlık günü: 1839 (Hollanda’dan)
Milli bayram: Milli gün 23 Haziran
Anayasa: 17 Ekim 1868

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: ACCT, AG (Avustralya Grubu), Benelux (Belçika, Hollanda, Lüksemburg Ekonomik Birliği), CCC (Gümrük İşbirliği Konseyi), CE (Avrupa Konseyi), EAPC (Avrupa – Atlantik Ortaklık Konseyi), EBRD (Avrupa Yatırım ve Kalkınma Bankası), ECE (Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu), EIB (Avrupa Yatırım Bankası), EMU (Avrupa Ekonomi ve Para Birliği), Avrupa Birliği, FAO (Tarım ve Gıda Örgütü), IAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı), IBRD (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası), ICAO (Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü), ICC (Milletlerarası Ticaret Odası), ICFTU (Uluslararası Serbest Ticaret Birlikleri Konfederastonu), ICRM (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Hareketi), IDA (Uluslararası Kalkınma Birliği), IEA (Uluslararası Enerji Ajansı), IFAD (Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu), IFC (Uluslararası Finansman Kurumu), IFRCS (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Toplulukları Federasyonu), ILO (Uluslarası Çalışma Örgütü), IMF (Uluslararası Para Fonu), IMO (Uluslararası Denizcilik Örgütü), Intelsat (Uluslararası Telekomünikasyon ve Uydu Örgütü), Interpol (Uluslararası Polis Teşkilatı), IOC (Uluslararası Olimpiyat Komitesi), IOM (Uluslararası Göçmen Teşkilatı), ISO (Uluslararası Standartlar Örgütü), ITU (Uluslararası Haberleşme Birliği), NATO (Kuzey Atlantik Asemblesi), NEA (Nükleer Enerji Kurulu), NSG, OECD (Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü),OPCW, OSCE (Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Örgütü), PCA (Daimi Hakemlik Mahkemesi), UN (Birleşmiş Milletler), UNCTAD (Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı), UNESCO (Eğitim-Bilim ve Kültür Örgütü), UNIDO (Endüstriyel Kalkınma Örgütü), UPU (Dünya Posta Birliği), WCL (Dünya Emek Konfederasyonu), WEU (Batı Avrupa Konseyi), WHO (Dünya Sağlık Örgütü), WIPO (Dünya Fikri Mülkiyet Teşkilatı), WMO (Dünya Meteoroloji Örgütü), WTrO (Dünya Ticaret Örgütü), ZC

Ekonomik Göstergeler

GSYİH: Satınalma Gücü paritesi – 32.6 milyar $ (2006 verileri)
GSYİH – reel büyüme: %5.7 (2006 verileri)
GSYİH – sektörel bileşim: tarım: %1
endüstri: %13
hizmet: %86 (2005 verileri)
Enflasyon oranı (tüketici fiyatlarında): %2.6 (2006 verileri)
İş gücü: 203,000 (2006)
Sektörlere göre işgücü dağılımı: hizmet %86, endüstri %13, tarım %1 (2004 verileri)
İşsizlik oranı: %4.1 (2006 verileri)
Endüstri: Bankacılık, demir – çelik, gıda maddeleri, kimyasallar, metal ürünleri, mühendislik, cam, alüminyum
Endüstrinin büyüme oranı: %4.3 (2006 verileri)
Elektrik üretimi: 3.203 milyar kWh (2005)
Elektrik tüketimi: 6.14 milyar kWh (2005)
Elektrik ihracatı: 2.346 milyar kWh (2005)
Elektrik ithalatı: 5.287 milyar kWh (2005)
Tarım ürünleri: Arpa, yulaf, patates, buğday, meyve, üzüm, çiftlik hayvanları
İhracat: 19.55 milyar $ (2006)
İhracat ürünleri: Makine ve ekipman, çelik ürünleri, kimyasallar, kauçuk, cam
İhracat ortakları: Almanya %21, Fransa %16.3, Belçika %9.2, Birleşik Krallık %8.3, İtalya %7.5, İspanya %6.6, Hollanda %4.3 (2005)
İthalat: 24.22 milyar $ (2006)
İthalat ürünleri: Mineraller, metaller, gıda maddeleri, kaliteli tüketim ürünleri
İthalat ortakları: Belçika %28.2, Almanya %21.8, Çin %12.8, Fransa %9.6, Hollanda %5.1 (2005)
Para birimi: Euro (EUR)
Para birimi kodu: EUR
Mali yıl: Takvim yılı

İletişim Bilgileri

Kullanılan telefon hatları: 244,500 (2005)
Telefon kodu: 352
Radyo yayın istasyonları: AM 2, FM 9, kısa dalga 2 (1999)
Radyolar: 285,000 (1997)
Televizyon yayını yapan istasyonlar: 5 (1999)
Televizyonlar: 285,000 (1998 verileri)
Internet kısaltması: .lu
Internet servis sağlayıcıları: 8 (2000)
Internet kullanıcıları: 315,000 (2005)
Ulaşım ve Taşımacılık

Demiryolları: 274 km (2005)
Karayolları: 5,227 km (2004)
Su yolları: 37 km
Boru hatları: doğal gaz 155 km (2006)
Limanları: Mertert
Hava alanları: 2 (2006 verileri)
Helikopter alanları: 1 (2006 verileri)

Tagged :

Lübnan

DEVLETİN ADI: Lübnan Cumhuriyeti
BAŞŞEHRİ: Beyrut
YÜZÖLÇÜMÜ: 10.400 km2
NÜFUSU: 2.900.000
RESMİ DİLİ: Arapça
DİNİ: İslam, Hıristiyan, Dürzi
PARA BİRİMİ: Lübnan Lirası

Güneybatı Asya’da ve DoğuAkdeniz kıyısında bulunan bir Ortadoğu devleti. Lübnan’ın kuzey ve doğusunda Suriye, güneyinde İsrail ve batısında Akdeniz bulunur.

Dinleri, ırkları ve kültürleri birbirinden çok farklı olan insanların yaşadığı, bitki örtüsü ve iklim bakımından da tezatlara sahip, karışık bir ülkedir. Bu yüzden Ortadoğu’nun İsviçre’si sayılır.

Tarihi

Lübnan’ın en eski tarihi Fenikeliler’le başlar. Fenikeliler’den sonra Lübnan’a sırasıyla asurlular, Yeni Babilliler, Persler, Makedonyalılar ve Romalılar sahip oldular.

Hazret-i Ömer zamanında, 643 yılından itibaren Suriye’nin fethi için gönderilen İslam orduları, aynı tarihlerde Lübnan’ı da fethetti. Bu arada Suriye’den göç eden Maruni Arapları, Lübnan Dağlarının kuzey bölgelerine yerleştiler. Bugünkü iç karışıklıkların sebebi olan Dürziler ise on birinci yüzyılda güneyden Lübnan’a girdiler.

Lübnan daha sonra Haçlı saldırılarına maruz kaldı ve birçok küçük Haçlı devletçikleri kuruldu. Bunlar da Memlukler zamanında özellikle Baybars ve Kalavun dönemlerinde temizlendi.

Osmanlı Devletinin ilk olarak Müslümanların halifesi ünvanına da sahip olan padişahı Yavuz Sultan Selim Han, 1516 ve 1517’deki Mısır Seferi sırasında Memlük Devletine son vermiş ve Lübnan’ı da Osmanlı sancağı yapmıştı.

Osmanlı adalet ve idaresindeki Lübnan, özel bir statüye sahipti. Otonom idare sistemiyle yönetilirdi ve ayrı bir vergi (haraç) sistemine tabiydi. Dolayısıyla Lübnan, refah seviyesi yüksek, türlü kolaylıklara sahip ve harplerden uzak bir halde sakin bir sancaktı. Komşu bölgelerin insanları akın akın Lübnan’a göç ederek nüfusu arttırmaya başladı. Bu kadar rahatlığa rağmen Fakreddin Maan adlı bir Dürzi yönetiminde iken, Osmanlı Devletiyle münasebetleri bozuldu. Maan, 1613’te Osmanlı ordusunun korkusuyla İtalya’ya kaçtıysa da 1618’de geri döndü. Mısır’a kadar sınırlarını genişletti. Nihayet 1633’te gerekli cezası verildi.

1799’da Napolyon’a karşı Akka’da, Lübnan idarecilerinden olan Başir-II muharebe ederek Fransızlar bozguna uğratıldı. Lübnan tam 402 yıl Osmanlı idaresi altında kaldı. Son dönemlere doğru Lübnan’da sayıları artan Dürzi ve Maruniler, isyanlar çıkarmaya başlamıştı. Fransızlar Marunileri, İngilizler ise Dürzileri destekliyorlardı. Nihayet Birinci Cihan Harbi sonunda Lübnan, Fransız mandası altına girdi. 1926’da çıkan Dürzi Atraş Paşa isyanı büyük bir katliam sonucu bastırıldı.

Kıtalara hakim Osmanlı Devleti yıkılınca, bütün bölgelerde olduğu gibi Lübnan’da da idari sistem tamamen bozularak karışıklıklar arttı. Sultan İkinci Abdülhamid Han zamanında Osmanlı Devletinin en büyük ve en gelişmiş şehirlerinden biri olan Beyrut, savaş alanına döndü. 1941’de Fransa mandası altında bağımsız oldu. 1943’te manda da kaldırıldı, seçimler yapıldı. Hükumet ve idari sistemde dinlerin eşit etkisi esas olmak üzere hazırlanan Milli Pakt (1943’te) kabul edildi.

Buna göre, Lübnan batı ile dost olan Arap Birliği üyesi bir devlet oluyordu. 1945’te Birleşmiş Milletlere katıldı.

Arap-İsrail Harbinde,Arap devletleri safında İsrail’e taarruz etti. Harbin sonunda yurtsuz kalan 400.000 Filistinli, Güney Lübnan’da mülteci kamplarına alındı. Bugün dış güçlerin müdahalesi ile Lübnan iç savaşı, tedavisi mümkün olmayan kangren haline gelmiştir. 1975’ten bu yana iç savaş muhtelif şekiller değiştirerek devam etmektedir.

Fiziki Yapı

Güneybatı Asya’da 33°-35° kuzey enlemleri ve 35°-36° doğu boylamları arasında yer alan Lübnan, ismini, “Beyaz Karlar” manasına gelen Lübnan Dağlarından alır.

Küçük bir ülke olmasına rağmen fiziki yapı oldukça farklıdır. Kuzeyden güneye 217 km uzunluğa ve doğudan batıya 32 ila 80 km kadar genişliğe sahip olan ülke, başlıca dört bölgeye ayrılabilir: Kıyı bölgeleri, Bekaa Vadisi, Lübnan Dağları, Antil Lübnan Dağları. Kıyı bölgeleri verimli olup, nüfusu kalabalık olan tarım alanlarıdır. Önemli ticaret merkezleri buradadır.

169 km uzunluğunda ve yaklaşık 10-56 km genişliğindeki Lübnan Dağları denizin yanısıra uzanır. Yükseklikleri kuzeyde 3100 m ve Beyrut civarında ise 2500 m’ye ulaşır. Bu dağları yer yer yaklaşık 300 m derinliğindeki kanyonlar kesmektedir. Bu dağlara paralel olan Anti-Lübnanlar ise Suriye sınırını teşkil ederler.

Lübnan Dağlarının sona erdiği yerde yaklaşık 180 km uzunluğunda ve 10 ila 16 km genişliğindeki Bekaa vadisi yer alır. Kuzeydeki Oronte ve güneydeki Litani nehirleri buradan doğar.

10.400 km2lik yüzölçümü olan Lübnan’ın en yüksek yerleri Kurnet-es Sauda ve 2814 m ile Hermon Dağıdır. İki nehrin kaynaklarını ayıran Baalbek bölgesi ise yaklaşık 900 m yüksekliğindeki Bekaa Vadisinde yer alır.

İklim

Tıpkı fiziki yapısı gibi iklimi de farklılık arz eder. Çok değişken olan iklimi, yaz ayları sıcak ve kurak, kış ayları ise yağışlı geçer. Yaz ayları sıcaklık ortalaması yaklaşık 30°C iken, kışın 11°C olur. Lübnan Dağlarının batı etekleri yılda ortalama 1270 mm yağış alırken, Anti-Lübnan’da bu rakam çok daha düşüktür. Dağların zirveleri sürekli karla kaplı olup, kış mevsimi hiç bitmez. Bekaa Vadisi ise yaklaşık 380 ila 635 mm yağış alır. Bu bölgede kışlar soğuk, yazlar kurak ve sıcak geçer.

Tabii Kaynakları

Lübnan yeterli yeraltı kaynaklardan mahrum olup, sadece toprakları nisbeten verimlidir. Bu toprakların % 32’si daimi ekim alanıdır. Bunların da ancak % 21’i sulanabilmekdedir. Topraklarının % 35’i üretim potansiyeline haiz ise de su kaynaklarının kıtlığı yüzünden kullanılamamaktadır. Sadece yaklaşık 68.000 hektarlık bir arazi sulanabilmektedir.

Lübnan diğer Ortadoğu ülkelerinde olduğu gibi, petrolce zengin ülkelerden biridir. Bunun dışında diğer madenler hemen hemen yok gibidir.

Lübnan Dağlarında önceleri limon ve sedir ağaçları pek fazlaydı. Öyle ki sedir ağacı Lübnan’ın sembolü olmuştu. Fakat bugün bu özellik oldukça azalmıştır. Lübnan ormanlarının kerestesi çok makbuldür.

Nüfus ve Sosyal Hayat

Birçok etnik grubun birarada bulunduğu Lübnan’da, bütün Batı Asya ülkesinden insanlar mevcuttur. Bu duruma, Osmanlı Devletine bağlı olarak yaşadığı 402 yıl boyunca sahip olduğu özel statüsü sebep olmuş denilebilir. Değişik zamanlardaki istila ve göçler, Haçlı Seferleri, iç çatışmalar, cihan harpleri, Avrupalıların istila emelleri ve günümüzdeki süper güçlerin karmakarışık olan Ortadoğu’yu ellerine geçirme arzuları küçük bir Ortadoğu ülkesi olan Lübnan’ı mozaik taşına çevirmiştir. Bu yüzden nüfusun yarıdan fazlası yabancı kaynaklıdır.

Diğer özelliklerinde olduğu gibi din ve dilde de Lübnan karışıklık arz eder. Nüfusun % 50’den fazlası Müslüman ise de bunun bir kısmı Şiilerden meydana gelir. Diğer önemli büyük topluluk Hıristiyanlar olup, çoğunluğu Katoliktir. Arap ırkına mensup olan Maruni Hıristiyanları oldukça fazladır. Ayrıca Melehitler, Ermeniler, Gregoryanlar ve Suriye Ortadoksları da mevcuttur. Üçüncü büyük grup ise, Dürziler olup, sayıları 80.000’i bulmaktadır.

Yaklaşık 2.900.000 nüfuslu bir ülke olan Lübnan’da kilometrekareye 279 kişi düşer ve çoğunluğu resmi dil olan Arapçayı konuşur. Ayrıca Türkçe ve Ermenice de konuşulur. Bunun yanında Fransızca da oldukça yaygındır.

Nüfusun % 90’ı Arap, % 6’sı Ermeni olup, diğerleri karışık ırklardandır. Nüfusun % 75’i okur yazardır. Devletin açtığı ve içinde Türkçe öğrenim de yapılan Beyrut Üniversitesinden başka Amerikan ve Arap Üniversiteleri de mevcut olup, genellikle İngilizce, Fransızca ve Arapça öğrenim yapılır.

Günümüz Lübnan’ı kardeş kanı dökülen ve her an iç harbin eşiğine gelebilen bir ülkedir. Emperyalist ülkeler, geçmişte olduğu gibi bugün de “böl-parçala-yut” prensibiyle Lübnan’ı bölme çabasındadır. Bugün Lübnan’da birçok milis kuvvetleri bulunmaktadır. Halen Lübnan’da yaklaşık 400.000 Filistinli mülteci, kamplarda kalmaktadırlar.

Hıristiyan dünyası Haçlı zihniyetinden asla vazgeçmiş değildir. Evvelce Katolikler Fransızlarca ve Ortadokslar Ruslarca ve Dürziler İngilizlerce destekleniyordu. Durum bugün için de aynıdır. Hıristiyan gerillalar Avrupalılarca destek görmekte, İsrail ve Suriye birlikleriyle birlikte Lübnanlı Müslümanlara ve Filistinlilere küçük Haçlı seferleri düzenleyerek kan ve ölümün sembolü olmaktadırlar.

Bugün Lübnan’da 7 ayrı ordu vardır; bunlar (50 bin kişilik) İsrail, (20 bin kişilik) Hıristiyan Falanjist, (12 bin kişilik) Lübnan, (30 bin kişilik) Suriye, (7 bin kişilik) Hür Lübnan, (15 bin kişilik) Filistinli gerillalar ve (7 bin kişilik) Amal ordularıdır. Ayrıca barış gücü de mevcuttur (1993). Dolayısıyla Lübnan her an patlamaya hazır bir barut fıçısı görünümündedir.

1975’te başlayan iç savaştan bu yana silahlı çatışmalar, bu kadar fazla asker ve sivil teşkilatlar bulunması dolayısıyla zaman zaman artmış ve ateşsiz bir gün hemen hemen hiç geçmemiştir.

Siyasi Hayat

Lübnan parlamenter cumhuriyet rejimi ile idare edilir. Beş idari bölgeye ayrılır. Dört yılda bir seçilen 99 üyeli bir meclis bulunur. Devlet Başkanı, Maruni Hıristiyanlarından olmak üzere altı yıllığına seçilir. Hükumeti kuran başbakan, Sünni Müslümandır. Meclis başkanı ise Şii’dir.

Her ne kadar meclis sandalyeleri kontenjana tabi ise de, milletvekilleri oldukça karışık dini topluluklarca seçildiğinden mecliste belli bir dini topluluğun çoğunluğu elde ettiği pek görülmez.

Politik partiler din farklılıklarını göz önüne alarak hareket etmektedirler. Bugün Lübnan’da Sağcı Falanjistler (Hıristiyanlar), sağcı Müslüman Kardeşler, Yoksunlar Hareketi, Sosyalist Parti, Baasçılar, Iraklı Baasçılar, Nasırcılar, Komünistler, Sünniler, Şiiler olmak üzere çok sayıda grup vardır. Bunlardan başka Maruni keşişlerinin idare ettikleri Sedir Savunucuları Cephesi ve Maruni Birliği Milisi ve yedi ayrı ordu, hususi milis kuvvetler ve Ermeni teşkilatları bulunmaktadır.

Ortadoğu’nun ticaret ve turizm merkezi iken 1975-1976 iç harbinden bu yana savaş, terör, kan ve barut içinde kalan ve imha olan Lübnan’da 80.000’in üzerinde yabancı asker vardır.

Ekonomi

Ortadoğu’nun ekonomik bakımdan en gelişmiş ülkelerinden biridir. Lübnan ekonomisine özel teşebbüs hakim olup, ülke liberal iktisat sistemini uygulamaktadır.

Halkın çoğu tarımla uğraşır, bununla beraber milli hasılanın % 35’ini ticaret ve % 13’ünü de imalatçılık meydana getirir. Lübnan ekonomisi özellikle 1950’den sonra gelişme göstermiştir. Serbest pazar olması, Lübnan’ı, Arap Ortadoğusu’nun ticari ve mali merkezi haline getirmiştir. Kişi başına düşen milli gelir, 884 dolardır. Daha çok İtalya, Fransa, Suudi Arabistan, Kuveyt, Ürdün ve Suriye ile ithalat ve ihracat münasebetleri içerisindedir.

Temel gıda mahsülü (Creal) olmakla beraber, buğday, arpa, muz, üzüm, şekerkamışı, zeytin, patates, pamuk ve çeşitli sebze ve meyveler yetiştirilir. Tarım ürünleri temel ihraç maddeleri olup, bunların yanında yünlü eşyalar, deri ve çimento da satılır. Bunlara karşılık dışardan endüstri hammaddeleri, makina, çeşitli eşyalarla hayvan ve hayvani ürünler ithal edilir. Gıda, şeker, tekstil, çimento ve petrol endüstrileri mevcuttur. İki büyük petrol boru hattı Lübnan’da son bulur. Bu yüzden petrol ve transit taşımacılıktan Lübnan büyük karlar sağlamaktadır.

Bunlardan başka mobilya ve kağıt endüstrileri çok önemlidir. Lübnan, en fazla geliri, transit taşımacılıktan elde etmektedir. Beyrut, dünyanın önemli ticari ve mali merkezlerindendir. Normal devrelerde ticaret ve bankacılık merkezi olduğu gibi, aynı zamanda Arap Ortadoğusunun dağıtım kapısıdır. Hava ulaşımı ağırlıkta olmak üzere, transit taşımacılığın üçte ikisi Beyrut’tan geçmektedir. Fakat bu özellikleri iç savaşlar sebebiyle sarsılmaktadır.

Lübnan’ın diğer önemli gelir kaynaklarını mücevherat satımı ve turizm teşkil etmektedir. Elektrik enerji ihtiyacının büyük bir kısmını Litani Nehri üzerindeki Karun Barajından sağlamaktadır.

Ülke mükemmel bir karayolu şebekesine sahiptir. Ayrıca 420 km’lik demiryolu da vardır. Sayda, Beyrut ve Trablus limanlarına her türlü gemi yanaşabilmektedir. Beyrut havaalanı ise Ortadoğu’nun işlek hava limanıdır.

Tagged :

Litvanya

DEVLETİN ADI: Litvanya Cumhuriyeti
BAŞŞEHRİ: Vilnius
YÜZÖLÇÜMÜ: 65.200 km2
NÜFUSU: 3.750.000
RESMİ DİLİ: Litvanca
DİNİ: Hıristiyanlık
PARA BİRİMİ: Ruble

Baltık Denizi kıyısında yer alan bir Avrupa devleti. Kuzeyinde Letonya, doğusunda Beyaz Rusya, güneyinde Polonya, batısında Baltık denizi yer alır.

Tarihi

Ülkenin yerleşik halkı olan Litvanlar, Baltık kıyısına M.Ö 3000 yıllarında gelip yerleştiler. Uzun yıllar ticaretle uğraşarak geçimlerini temin ettiler. Baltık ülkeleri M.S. 9. asırda Vikinglerin istilasına uğradı. Fakat Litvanya bağımsızlığını korudu. Litvanlar 1236’da Mindavgas’ın idaresinde bir birlik sağladılar. Mindavgas, Hıristiyanlığı kabul ederek kendini kral ilan etti ise de Litvanlar Hıristiyanlığı kabul etmedi ve 1263’te Mindavgas’ı öldürdüler. Litvanya Grandüklüğü 1290’da yeniden birleşti. On dördüncü asır boyunca topraklarını genişlettiler ve bölgede en önemli güçlerden biri oldu. Litvanlar ancak 1387’de Hıristiyanlığı kabul ettiler. Litvanların Hıristiyanlığı kabul etmeleri Polonya ile sıkı ilişkilere girmelerine sebeb oldu. Bu ilişkiler neticesinde 1569’da Litvanya Polonya’ya bağlı bir bölge haline geldi. On sekizinci asrın sonlarında Polonya’nın parçalanması üzerine Rusya Litvanya topraklarını ilhak etti.

Birinci Dünya Harbi sırasında Litvanya topraklarının büyük bölümünü Almanlar işgal etti. Aralık 1917’de Litvanya Ulusal Konseyinin bağımsız Litvanya Devletini kurmasına ses çıkarmayan Almanya, tam manasıyla bağımsız olarak hareket etmelerine izin vermedi. Ertesi sene Litvanya Almanya ile ilişkisini keserek yeniden bağımsızlığını ilan etti ve aynı sene Kasım ayında Augustinan Voldemanas başkanlığında bir hükumet kuruldu. Bu sırada Ruslar bölgede sosyalist bir idare kurmak için Baltık ülkelerini işgal ettiler. Kızılordu Litvanya,Estonya ve Letonya tarafından mağlup edilerek geri çekilmek mecburiyetinde bırakıldı.

Litvanya bu sırada bölgede egemenliği kurmak isteyen Almanlara bağlı kaldı. Almanlar Litvanyalıların düzenli ordu kurmasına mani oldu. Alman orduları 15 Aralık 1919’da Litvanya’dan çekildi. Bir süre sonra Litvanya ve diğer Baltık ülkelerini tanıyan Rusya bir seri antlaşma imzaladı.

Litvanya’da 1926 senesi Aralık ayında otoriter bir başkanlık rejimine geçildi. Milliyetçi tek parti yönetimi, Cumhurbaşkanı Antanas Smetona’nın 1929’da başbakanı görevden alarak kendini halkın lideri ilan etmesi ile iyice otoriter bir hal aldı.

Almanya’nın 1939’da Polonya’yı yenmesinden sonra Rusya Baltık ülkeleri ile karşılıklı yardımlaşma anlaşmaları imzaladı ve bu ülkelerde askeri üsler kurmak için izin verilmesini istedi. Diğer Baltık ülkeleri gibi Litvanya da uluslararası alanda bir müttefik bulamayınca Ruslara üs kurması için izin verdi. 14-15 Temmuz 1940’ta yapılan seçimleri Sovyet yanlısı adaylar kazandı. Seçimler sonrası kurulan Litvanya hükumeti ve parlamentosu Sovyetler Birliğine katılma kararı aldı. SSCB Yüksek Sovyeti bu isteği onayladı ve Litvanya Sovyetler Birliği cumhuriyetleri arasına girmiş oldu.

İkinci Dünya Harbi sırasında Almanya’nın işgaline uğrayan Litvanya’da 473.000’e yakın insan öldü. Savaşın ardından bölgeye hakim olan Sovyet hükumeti çok sayıda Litvanyalıyı sürgüne gönderdi. Sosyalist rejim yeniden kurulunca Litvanya’da 1951’e kadar gerilla harbi devam etti. 1951’den sonra iç karışıklıklara kesin olarak son verildi ve Sovyetler Birliği tamamen Litvanya’da hakimiyeti ele geçirdi.

Litvanya 1991’e kadar Sovyetler Birliğini meydana getiren 15 cumhuriyetten biri olarak kaldı. Rusya’da başlayan reform hareketleri neticesinde 1991’de Litvanya bağımsızlığını ilan etti. Rusya Federasyonu dahil Avrupa devletleri Litvanya Cumhuriyetini tanıdı.

Fiziki Yapı

Yüzölçümü 65.200 km2 olan Litvanya topraklarında, geçmişteki buzulların tesiri yaygın olarak görülür. Genelde ülke toprakları düzdür. Kıyı düzlüklerinin ardından kum, çakıl ve çakıl taşlarından meydana gelen Ziezmariai Ovası yer alır. Ovadaki kum tepeleri sık çam ormanları ile kaplıdır. Ülke topraklarını sulayan akarsular Menderes meydana getirerek Baltık Denizine dökülür. Beyaz Rusya sınırında irili ufaklı göller vardır.

İklim

İklimi ılımandır. Atlas Okyanusundan gelen hava kütlelerinin etkisi altındadır. Yazlar genelde serin ve yağışlı geçer.

Tabii Kaynaklar

Madenler: Ülke topraklarında çeşitli madenler bulunur. Denizde petrol arama çalışmaları devam etmektedir. Başlıca madenleri sülfat, alçıtaşı, kireçtaşı, demir cevheri, turba, dolomit’tir.

Bitki örtüsü ve hayvanlar: Ziezmariai Ovasında bulunan kum tepeleri çam ormanları ile kaplıdır. Yabani hayvan bakımından ülke toprakları çok zengindir. Başlıca av hayvanları sığır, mink, vaşak, yaban domuzu, geyik, kurt, tilki, susamuru, porsukdur. Ayrıca 300’den fazla kuş türü yaşar.

Nüfus ve Sosyal Hayat

3.750.000 olan Litvanya nüfusunun % 80’ini Litvanlar, % 9’unu Ruslar, % 8’ini Polonyalılar, % 2’sini Beyaz Ruslar meydana getirir. Nüfusun büyük kısmı tarımla uğraşır. İlk ve orta öğretim mecburi olup parasızdır. Ülkede 12 yükseköğretim kurumu vardır. Seramik, ahşap oymacılığı ve dokumacılık gibi el sanatları yaygın olarak yapılır.

Ekonomi

Ülke ekonomisi tarım ve sanayiye dayalıdır. Hayvancılık gelişmiş olup genelde mandıracılığa ve domuz besiciliğine dayanır. Başlıca tarım ürünleri keten, şekerkamışı, patates ve yem bitkileridir.

Ülke dört ekonomik bölgeye ayrılmıştır. Doğu Litvanya’da metal işleme, ahşap işleme, genel imalat ve hafif sanayiden meydana gelen bir sanayi sektörü vardır. Güney Litvanya’da metal işleme, imalat ve gıda işleme sanayiinden meydana gelen bir sanayisi vardır. Hayvan yetiştiriciliği ve şekerkamışına dayalı tarım yapılır. Ülkenin elektrik üretimini karşılayan hidroelektrik santralleri bu bölgededir. Kuzey Litvanya tarım bölgesidir. Batı Litvanya ekonomisi ise gemi yapımı ve tamiratı ile balık işlemeciliğine dayanır.

Tagged :

Liechtenstein

Liechtenstein ,İsviçre ve Avusturya arasında yer alan, denize kıyısı bulunmayan küçük bir ülkedir.

Coğrafya ve iklim

Lihtenştayn, Orta Avrupa’da, İsviçre ile Avusturya arasında yer almaktadır. 160 km²’lik yüzölçümü ile Avrupa’nın dördüncü küçük devletidir. Sınırları 76 km uzunluğundadır.

Ren Vadisi ülkenin yarısını kaplar. Diğer yarısı ise Alp bölgesinden oluşmaktadır.

Hükümet merkezi 5.000 nüfuslu Vaduz’dadır.

Lihtenştayn, Özbekistan ile birlikte ne kendisinin ne de komşularının denize kıyısı olmayan iki ülkeden biridir.

Ülkenin en yüksek noktası 2.599 m yüksekliğindeki Grauspitz dağlarıdır. En alçak noktası 430 m irtifadaki Ruggeller Riet’dir.

Vaduz’da 2004 yılında ortalama sıcaklık 10°C idi. Vaduz’da 2004 yılında ortalama yağış miktarı yaklaşık 891 mm olmuştur.

Nüfus

Lihtenştayn’ın nüfusu 2004 yılı itibarıyla yaklaşık 34.600’dür. Nüfus yoğunluğu km² başına 216 kişidir artış hızı 2004 yıl sonu itibarıyla % 0,9’dur.

Ülkede ikamet eden yabancıların oranı takriben % 34’tür. Bunlardan 884’ü T.C. vatandaşıdır.

Lihtenştayn’daki 1.000 kişiden 6’sı göçmendir. Lihtenştayn halkının yaş ortalaması 38,2’dir.

Siyaset

Lihtenştayn, demokratik parlamenter monarşiyle idare edilmektedir. Devlet başkanı Prens II. Hans Adam ‘dır. Prensin siyasi yetkileri hayli geniştir. Kanunları veto edebilir, referanduma sunabilir, parlamentoyu dağıtarak seçimlere gidebilir. Ancak 2003’te yapılan anayasa değişikliğiyle ülkede cumhuriyet ilan edilmesi halinde prensin bunu önleyecek veto yetkileri elinden alınmıştır.

Parlamento 25 milletvekilinden oluşmaktadır. Başbakan Otmar Hasler’e bağlı dört bakan bulunmaktadır. Kabine, parlamentonun önerisi ile dört yıllığına göreve getirilir.

Ülkenin milli bayramı 15 Ağustos’tadır.

İktisat

2001 yılında Lihtenştayn’ın gayri safi yurt içi hasılası 4,2 milyar İşviçre Frangı idi. Bu da Türkiye’nin gayrısafi yurt içi hasılasının yaklaşık 1/60ioluşturmaktadır.

Lihtenştayn’da 250’den fazla çalışanı olan 15 işletme vardır. Ticari şirketlerin % 70’inden fazlası 1 ila 9 kişi arasında kişi çalıştıran küçük işletmelerdir.

Pek çok Lihtenştayn firması araştırma ağırlıklı alanlarda uzmanlaşmış olup, küresel pazar liderleridir.

Lihtenştayn Ticaret ve Sanayi Odası’nda (LIHK) kayıtlı bulunan sanayi işletmeleri 2004 yılında araştırma ve geliştirme konularında yaklaşık 307 milyon İsviçre Frangı tutarında yatırım yapmıştır. Bu da kişi başına 8.900 İsviçre Frangından fazla bir rakama tekabül etmektedir.

2004 yılı itibarıyla Lihtenştayn’da 15 banka bulunmaktadır

Lihtenştayn’daki bankalar 2004 yıl sonu itibarıyla 107 milyar İsviçre Frangı tutarında müşteri varlığını yönetmiştir. Bu bankaların toplam bilanço değeri takriben 34 milyar İsviçre Frangıdır. Karşılaştırma gerekirse: İsviçre bankaları 2004 yıl sonu itibarıyla yaklaşık 3‚550 milyar İsviçre Frangı yönetmiştir.

Lihtenştayn 2004 senesinde yaklaşık 104.000 turisti misafir etmiş ve bu turistlerden 50.000’i geceleme yapmıştır.

Aralık 2005 verilerine göre Lihtenştayn’da işsizlik oranı %2,4’tür.

Lihtenştayn, ağırlığını sanayi ürünleri ve imal edilmiş mamullerin oluşturduğu (gayri safi yurt içi hasılanın %40’ı) çeşitli mal ve hizmetler ihraç eden bir ülkedir.

Lihtenştayn Ticaret ve Sanayi Odası’nda (LIHK) kayıtlı bulunan 32 sanayi şirketi, 2004 yılında 5,1 milyar İsviçre Frangının üzerinde ihracat gerçekleştirmiştir. Ülkenin kişi başına ihracatı yaklaşık 14.000 İsviçre Frangıdır.

Lihtenştayn’da 2004 yıl sonu verilerine göre 29‚500 kişi istihdam edilmiştir. Kişi başına 0,85 çalışan düşmektedir. Çalışanlardan yaklaşık 15.600’ü Lihtenştayn’da ikamet etmektedir. 13.900 kişi ise yurt dışından (öncelikle Avusturya ve İsviçre’den ) ülkeye girip çalışmaktadır. Ülkedeki iş gücünün ikisini yabancı uyruklular oluşturmaktadır. Bunlardan 317’si Türk vatandaşıdır.

Lihtenştayn Ticaret Odası’na kayıtlı (LIHK) sanayi işletmeleri, 2004 yılında yurt dışındaki yaklaşık 187 kuruluşta 28.400 kişiyi istihdam etmiştir.

Spor

Ülke nüfusunun %45’i (15.510 kişi) en az bir spor derneğine üyedir. Her 198 Lihtenştaynlıdan biri bir spor derneği başkanıdır.

Lihtenştayn Futbol Birliği, Lichtenstein’da üye sayısı en fazla olan spor kuruluşudur: 7 kulüpte toplam 2.500 üyesi vardır. Her 20 Lihtenştaynlıdan biri aktif futbol oyuncusudur.

2006 Mart FIFA dünya derece listesinde Lihtenştayn 124. sırada bulunmaktaydı.

Alp disiplini kayak Kayak, Lihtenştayn’ın ulusal sporudur. Lihtenştayn Kayak Birliği 1936 yılında kurulmuştur. Bu birlik sekiz adet klübü ve yaklaşık 2.500 üyesi ile Lihtenştayn’da üye sayısı en fazla spor derneklerinden biridir.

Lihtenştayn toplam 9 olimpiyat madalyası kazanmıştır, bu madalyaların hepsi de Alp disiplini kayak branşında kazanılmıştır. Böylece her 3.845 Lihtenştayn’lıya bir olimpiyat madalyası düşmektedir.

Malbun’daki Lihtenştayn Kayak Merkezi, toplam 21 km uzunluğunda kayak pistine sahiptir.

Çeşitli

Lihtenştayn denize kıyısı olmayan, ülkelerle çevrili bir kara ülkesidir–Türkiye ise iki farklı kıt’a, Avrupa ve Asya üzerindeki bir ülkedir.

Lihtenştayn’da yaşayan T.C. uyruklular, İsviçrelilerden, Avusturyalılardan, İtalyanlardan ve Almanlardan sonra en büyük beşinci yabancı grubunu oluşturur.

Lihtenştayn’lı Manfred Schurti, 1972 senesinde Formula Süper V şampiyonasında Avrupa şampiyonu olmuştur.

Yaklaşık 3.150 işletmesiyle Lihtenştayn’da 11 kişiye 1 işletme düşmektedir.

Tagged :

Libya

DEVLETİN ADI: Libya Arap Halk Sosyalist Cemahiriyesi
BAŞŞEHRİ: Trablus
NÜFUSU: 4.447.000
YÜZÖLÇÜMÜ: 1.759.540 km2
RESMİ DİLİ: Arapça
DİNİ: İslam
PARA BİRİMİ: Libya Dinarı

Afrika kıtasının, kuzeyinde Akdeniz kıyısında yer alan bir ülke. 32°-20° kuzey enlemleri ile 10°-25° doğu boylamları arasında kalır. KuzeydeAkdeniz, doğuda Mısır, güneydoğuda Sudan güneyde Nijer ve Çad, batıda ise Cezayir ve Tunus’la çevrilidir.

Tarihi

Libya’nın bilinen ilk tarihi, ülkede mevcut mağara, harabe ve eski eserler üzerinde yapılan araştırmalara göre, M.Ö. 400 yıllarında yaşamış olan Berberilerle başlar. Eski Yunanlılar Libya’nın en eski yerlileri olarak bilinen Berberilere, “Lebular” ve ülkeye de “Lebu” diyorlardı. Zamanla bu kelime, “Libya” şeklinde söylenmiştir. Berberiler, uzun müddet Fenikelilerin istilasında kalmışlardır. Libya, bundan sonra birçok milletlerin istilasına uğradı ve pekçok medeniyetlerin tesirinde kaldı. Libya’yı önce Kartacalılar, sonra Romalılar idareleri altına aldılar. Romalılar buraya “Afrika” adını verdiler. Bu isim yıllar sonra bütün kıta için söylenir oldu. Libya, bunlardan sonra 642 yılına kadar Vandallar ve Bizanslıların istilasında kaldı.

Mekke’de doğan İslam güneşi, 642 yılında Libya’yı aydınlatarak, Afrika karanlığını ve Bizans zulmünü ortadan kaldırdı. Emevi orduları bölgeyi bunlardan temizleyerek, İslam dininin buralarda yayılmasına sebeb oldu. Emevilerden sonra kurulan Abbasi Devletinin meşhur halifesi Harun Reşid zamanında, Libya’ya “Ifrikiye” adı verildi ve devlete bağlı valilerce idare edildi. Uzun yıllar Abbasi hakimiyetinde kaldıktan sonra, 910 yılında Fatimilerin işgaline uğradı. Kısa bir müddet sonra, önce Eyyubi Devletine daha sonra Memluklere bağlandı. Libya 1551 yılına kadar Memluk sultanlarının idaresi altında kaldı. Aynı yıllar, Osmanlı Devletinin Asya, Avrupa ve Afrika’da fetihler yaparak zaferden zafere koştuğu yükselme dönemidir.

Bir zamanlar İspanya ve Malta şövalyelerinin elinde inleyen Trablus, 1551 yılında, meşhur Kaptan-ı derya Turgut Reis tarafından fethedilmiş ve Libya, Osmanlı Devletine bağlanmıştı. Libya, 400 yıl Osmanlı adaleti ve idaresi altında huzur ve refah içinde yaşadı. Osmanlı Devletine bağlı ayrı bir il idi. Osmanlı padişahının tayin ettiği valilerce idare edilir ve her yıl devlete vergi verirdi. Fakat Osmanlı Devletinin son zamanlarında iş başına geçen İttihat ve Terakki Partisinin beceriksizlikleri, üç kıtaya yayılmış büyük Osmanlı topraklarının elden çıkmasına sebep olduğu gibi, Libya da aynı akıbete uğradı. İttihat ve Terakkicilerin tecrübesiz ve bilgisiz idareleri sırasında Libya’ya gerekli önem verilmedi. Dünyanın içinde bulunduğu siyasi buhranlar Afrika’da da kendisini göstermiş ve İtalyanlar, Libya’ya saldırmışlardır. Bundan sonra Libya, diğer Afrika ülkeleri gibi Avrupalı milletlerin mücadele alanı olmuştur. Nihayet 1911 yılında Ouchy Antlaşması ile ülke, İtalyanların eline geçti. Bu tarihten itibaren 1951 yılına kadar devam eden kargaşalıklar dönemine girdi.

Libya’daki mevcut azınlıkların liderleri olan Ahmed eş-Şerif, M.İdris ve M.İbn Ali el-Sanusi gibi emirler, Avrupalılara karşı isyanları başlattılar. Ülke içinde İtalyanlarla şiddetli çarpışmalar oldu. İtalyanlar birçok katliamlar yaptılar. Nihayet müttefiklerin yardımı ile 1951 yılında yabancıların idaresi son bularak Libya Krallığı kuruldu. 1953 yılında Arap Birliğine ve 1955 yılında da BM’ye üye oldu. Libya, 1963 yılında on yönetim bölgesine ayrıldı. Krallık, 1969’da meşruti krallık haline getirildi. Fakat çok geçmeden iki yıl sonra ordu içindeki genç subaylar grubu ihtilal hazırlığına girdiler. O sıralarda Türkiye’yi ziyaret etmekte olan Kral İdris devrildi. İhtilal sırasında yüzbaşı rütbesiyle Silahlı Kuvvetler Komutanı olan Kaddafi, ihtilalden sonra, önce başbakan ve sonra da devlet başkanı oldu. Muammer Kaddafi, ülke yönetimini ele geçirdikten sonra “ihtilal lideri” olarak Libya’yı yeni bir düzen içine soktu. Arab-İsrail Harbi neticesi parçalanan Arab Birliği yerine Mısır ve onun yanında yer alan Arap ülkelerine karşı, Red Cephesini kurdu. Rusya ile yakın ilişkiler içerisine girerek politikasını Moskova’ya paralel bir tarzda yürüttü. Kendisinin yazdığı ve sosyalist fikirlerini ihtiva eden Yeşil Kitab istikametinde bir Arap Birliği düşüncesine kapıldı. Mısır ile birleşme çabası boşa çıkınca Suriye ile birleşme kararı aldı.

1980’de, bir uranyum kaynağı olan Çad ile resmi olarak birleşti. Son olarak Tunus ile birleşmeye teşebbüs edildiyse de, Mısır birleşmesi gibi başarısızlığa uğradı ve birçok karışıklıklar ortaya çıktı. Libya’daki ABD ve İngiltere’ye ait üsler kapatıldı. ABD ile karşılıklı ticari misillemelerin ve Akdeniz’deki askeri sürtüşmelerin arkasından ABD uçakları Trablusgarb ve Bingazi’yi bombaladı. Bu saldırı Kaddafi’nin ülke içindeki yerini yeniden güçlendirdi (1986). Libya’nın Mısır, Uganda ve Çad’ın içişlerine karışmaya kalkışması üzerine, bu ülkelerde birçok silahlı çatışma meydana geldi. Çad’a gönderilen Libya kuvvetleri mağlup olarak geri döndü. Kaddafi, Castro politikasını Afrika kıtasında benzeri bir şekilde tatbik ederek Libya’daki birçok müesseseleri devletleştirmiş ve hür dünya ülkeleri ile olan ilişkilerini gerginleştirmiştir. 1986’dan itibaren Amerika’nın Petrol ve havacılık sektörlerine uyguladığı ambargo, büyük ekonomik sıkıntıya yol açtı. 1990 yılında Kaddafi, Amerika ile ilişkilerini geliştirmeye başladı.

Fiziki Yapı

Yüzölçümü 1.759.540 km2ye ulaşmaktadır. Toprak bakımından Afrika’nın dördüncü büyük ülkesidir. Bu geniş toprakların hemen hemen % 95’i çöl veya kurak arazidir. Kuzeyde Akdeniz ve güneyde Ekvator Afrikası arasında bir kum denizine benzeyen Büyük Sahra Çölünün, yaklaşık 1300 km uzunluğundaki büyük bir bölümü, Libya topraklarının tamamına yakın kısmını meydana getirir.

Libya’nın, Tunus ve Mısır arasında bulunan Akdeniz kıyılarının uzunluğu, yaklaşık 1912 km’dir. Kıyıdan itibaren gittikçe yükselen Libya toprakları, umumiyetle yüksek yayla görünümünde olup, başlıca üç büyük bölgeye ayrılır; Bunlar Fizan, Trablus ve Sirenaik bölgeleridir.

Akdenize bir kavis şeklinde girmiş olan Sirenaik bölgesi, düz girintisiz çıkıntısız olan kıyılardan itibaren yükselmeye başlar. Kıyıya paralel uzanan Yeşil Dağı (Cebel-ül-Ahdar) buradaki mevcut yaylanın en yüksek yeri olup, yaklaşık 880 m yüksekliğindedir. Kuzeydoğudaki bu yüksek yayla, güneydeLibya Çölüne doğru alçalmaya başlar.

Sidra Körfezinin batısında yeralan ve ortalama 650 m yüksekliğinde olan Trablus bölgesi, irili ufaklı vahalara sahip olup, verimli topraklarla kaplıdır. Bu bölgenin en yüksek yeri olan Nefusa Dağı, bölgeyi kuzey rüzgarlarına karşı örter.

Libya topraklarının büyük bir bölümünü meydana getiren ve Kuzey Afrika’yı hemen hemen kaplamış olan Büyük Sahra Çölü ıssızdır. Sahra Çölünde iklim de çok farklılık gösterir. Bazı yerlerine on yıl boyunca hiç yağmur yağmaz.

İklim

Libya iklimi yükseklik ve denize yakınlık bakımından çeşitlilik arz eder. Fakat genel olarak ülke, çöl ikliminin tesiri altındadır. Yazları oldukça sıcak ve kurak, kışları çoğunlukla ılık ve az yağışlı geçer. Bu yağışlar, birkaç haftayı bulmaz. Bahar aylarında güneyden esen Ghibli rüzgarı, Sahranın kavurucu sıcaklığını kuzeye doğru taşır.

Kıyı bölgelerde Akdeniz iklimi ve kıyıya yakın ve paralel uzanan yaylalarda yüksek ova iklimi hüküm sürer. Libya’da genel olarak yıllık sıcaklık ortalaması kışın 15°C ve yazın 38°C civarındadır. Bugüne kadar en fazla (rekor seviyede) sıcaklık, 1922 yılında Aziziye bölgesinde 58°C olmuştur. Yıllık yağış ortalaması Trablus’ta 400 mm, Sirenaik’de 500 mm’dir.

Kuzey yükseltiler, çoğunlukla üzüm bağları ve meyve bahçeleri ile kaplı iken, güney bölgelerde koruluklar bodur çalılar ve otlara rastlanır. Daha güneyde ise bu bitki örtüsü de bulunmaz ve kavurucu sıcaklığın getirdiği yarı yarıya çatlamış çöl toprakları mevcuttur. Trablus bölgesi, tarım ürünleri bakımından en fazla verimin alındığı vahalara sahiptir. Kıyı ile Nefusa Dağı arasında yer alan Gefera Ovası umumiyetle ağaçlık bölge olup, verimli topraklara sahiptir. Çöllerin bol olduğu Fizan bölgesinde ise yer yer görülen vahalar sadece hurma ağacı yetiştirilmesine imkan verir.

Tabii Kaynaklar

Libya, yer itibariyle Akdeniz kıyısına yakın olmakla beraber, Afrika kıtasının özelliklerini üzerinde taşıyan bir ülkedir. Kıyı bölgeleri hariç, ülkenin % 95’i çöl veya kurak topraklardan meydana gelir. Büyük SahraÇölünün ülkeye çok tesiri vardır. Çölün % 20’lik bölümü saf kumdur, diğer bölgeleri ve özellikle Libya topraklarında kalan kısımları, çıplak iri kayalıklardan meydana gelmiştir.

Trablus ve Sirenaik bölgelerinde yer yer yeşil sahalar mevcutsa da, güneydeFizan bölgesinde vahaların bulunduğu bölgeler hariç, sadece çölün kurak ve yarı çatlak toprakları yer alır. Vahalar civarındaki ağaçlıklar dışında ülkenin önemli bir orman zenginliği yoktur.

Kıyı bölgeler nisbeten sulak olup, Akdeniz ikliminin tesirinde kalan muhitlerde zeytinliklere ve ardıç, zakkum gibi nadiren yetişen ağaç topluluklarına rastlanır. Maden bakımından fazla zengin olmayan Libya’nın en önemli gelir kaynağı, petroldür. Mevcut petrol yatakları ülke ihtiyacını karşıladığı gibi önemli ihraç kaynağı durumundadır.

Nüfus ve Sosyal Hayat

Libya nüfusu 4.447.000 olup, bunun büyük çoğunluğu kuzeybatı bölgesi ve özellikle Trablus civarında yaşamaktadır. Ülke topraklarının çok geniş olması ve ayrıca büyük bir bölümünün hayat şartları için müsait olmaması sebebiyle nüfus yoğunluğu çok düşük olup, ancak kilometrekareye bir veya iki kişi düşmektedir. Bu rakam Trablus bölgesinde biraz artarak beş kişiye ulaşır.

Nüfusun büyük bir bölümü Arap veya Araplaşmış Berberilerden meydana gelir. Trablus, Bingazi, Derne, Zuara, Homs, Misurata ve Beyda nüfusun en kalabalık olduğu başlıca büyük şehirlerdir. Şehirlerden başka, ülkenin özellikle batı kesiminde yer alan vahalardaki insanlar, daima çölün getirdiği birtakım zorluklarla karşı karşıyadırlar. Bunlardan iç bölgelerde bulunan Sebha, Murzuh, Cufra, Derg ve Gadames vahaları nisbeten kalabalıktır. Buradaki insanlar çoğunlukla sepet örme, deve yetiştiriciliği ve deri dabağlamacılığı işleriyle uğraşırlar. Nüfusun sadece % 5’i hemen hemen tamamen çöl olan Fizan bölgesinde yaşar.

Resmi dil Arapça olup, halkın tamamı tarafından konuşulur. Ayrıca Berberice, Tebuca ve Sudani dillerine de çok az olmak üzere rastlanmaktadır.

Libya halkının çoğunluğu Sünnidir. Pek az olmakla birlikte Vehhabilik ve mezhepsizlik de taraftar bulmuştur.

Libya’da eğitim ve öğretim seviyesi düşük olup, halkın yaklaşık % 50’si okur-yazardır. 1940-1943 yılları arasında ülkedeki bütün okullar İtalyanlarca kapatılmıştı. Daha sonra yavaş yavaş okullar açılmaya başlandı ve dışardan öğretmenler getirildi. Devlet, ülkenin en önemli gelir kaynağı olan petrol karlarını bu alanda harcamaya hız verdi. 1956 yılında ilk üniversite (Libya Üniversitesi) açıldı. 1960 yılından sonra okulların sayısı artırıldı. 6-12 yaş grubuna öğretim mecburiyeti getirildi. Berda’daki İslam Üniversitesi, ülkenin ikinci büyük üniversitesidir. Ayrıca ülkede tarım endüstrileri, teknik ve meslek okulları mevcuttur. Devlet okullarında ihtilalden sonra eğitim ve öğretim, sosyalist felsefe esaslarına göre yürütülmektedir. Libya’da basın ve yayın, devlet kontrolündedir. Günlük olarak yayın yapan 7 özel gazete devletleştirilmiştir. Sağlık hizmetleri de devlet kontrolündedir.

Libya, uzun yıllar Osmanlı idaresi ve Türk-İslam kültürü altında kalmıştır. Bundan başka Birinci Dünya Harbinin cereyan ettiği cephelerden biridir. Dolayısıyla tarihi mirası, Libya’ya turizm açısından önemli bir gelir kaynağı teşkil etmektedir.

Siyasi Hayat

Önceleri meşruti krallıkla yönetilmiş olan Libya, 1960 ihtilalinden sonra cumhuriyet rejimine dönmüştür. Her ne kadar halihazır idare şekli İslam cumhuriyeti ise de, bütün güç “İhtilal Konseyi”nin ve onun ihtilal lideri Muammer Kaddafi’nin elindedir. Bir yandan sosyalizm prensiplerini uygulayarak, diğer yandan da mevcut Müslüman potansiyeli kullanarak, Arap dünyasının ve İslam camiasının lideri olma arzusunda olduğu için, idari tarzı birtakım tezatlar arz eder. Libya’nın, askeri cunta idaresinde, bir devlet başkanı, bir başbakanı ve bakanlar kurulu mevcuttur. Devlet başkanı Kaddafi, aynı zamanda İhtilal Komuta Konseyi Başkanıdır. Ülkeyi her bakımdan kontrolünde bulunduran İhtilal Komuta Konseyi, başbakan ve bakanlar kurulunu tayin etmektedir. Bu tayinler devlet başkanınca onaylanmaktadır.

Libya, 10.9.1980 tarihinde, Suriye ile birleştiğini açıklamıştı. Ortak bir hükumet ve ortak bir devrim kongresinin kurulacağına dair bildiri yayınlandı. Fakat bu birleşme fiilen gerçekleşmedi. Aynı olay Mısır ile de tekrarlanmış ve bir netice alınamadığı gibi aksine ülkeleri birbiriyle çatışma safhasına getirecek derecede, dostluk münasebetleri bozulmuştu.

İdari olarak on ayrı bölgeye ayrılmış olan Libya, askeri kontrol altında merkezi bir cumhuriyet olup, 1969’dan bu yana “sosyalizm” ve “üçüncü evrensel teori” fikirleriyle dolu Yeşil Kitap istikametinde yönetilmektedir. Libya’nın yeni adı “Libya Arap Halk Sosyalist Cemahiriyesi” olarak değiştirilmiş ve “hükumet ve devlet”yerine “Büyük Halk Kongresi” kurulmuştur. Buna göre Halk Kongresinin beş kişilik “Sekreterya”sının birinci sekreteri, Devlet Başkanıdır.

Kaddafi, tıpkı Castro gibi Moskova taraftarı bir politika takip etmiş, yeni bir fikir sistemi kurma çabasına girmiştir. Uyguladığı bu politika, Libya’yı komşuları, diğer Afrika ülkeleri ve hür dünya ülkeleri ile çeşitli sürtüşmelere getirmiştir. Bir İslam Cumhuriyeti olmak iddiasını taşımasına rağmen, devlet idaresinde İslam dininin temel esaslarını reddederek, İslamla ilgisini sadece isim seviyesinde tutmuştur.

Ekonomi

Önceleri son derece bozuk olan ekonomik denge, petrol yataklarının bulunması sayesinde normale döndü. Bugünkü durum itibari ile ekonominin yardımcı unsurlarını tarım ve hayvancılık teşkil ediyorsa da, asıl ana gelir, petrol ve petrol ürünlerindendir. Son yıllardaki petrol ihracatının önemli ölçüde artışı, Libya’yı dünyaya tanıtmış ve dünyada petrol ihraç eden ülkelerin altıncısı durumuna getirmiştir. Petrolden başka diğer önemli gelir kaynağı tabii gazdır. Fakat bundan elde edilen gelir, petrol, gelirinin ancak yarısına ulaşabilmektedir. Libya’nın yılda 120.000.000 ton olan petrol üretimi ve yan ürünleri, ona Avrupa’daki iş hayatına katılma fırsatı vermiştir. Mesela Libya Arap Bankası, İtalyan Fiat Şirketinin en büyük hissedarlarından biri durumuna gelmiştir. Fakat bütün bunlara rağmen Libya dış borçlardan kurtulamamıştır. Dış borçların yanısıra Libya’nın politik açıdan yaptığı aşırı masraflar ve ABD ile İngiltere’ye olan gerginliği, ekonomisini tehdit etmektedir. İngiltere’yi bölgeden uzak tutabilmek için Malta’ya yaptığı askeri ve mali yardımlar, siyasi rejimini yerleştirmek maksadıyla Çad ve Sudan’a yaptığı müdahaleler ekonomisini önemli ölçüde sarsmıştır.

Libya’nın dış ticaretinin % 98’ini petrol, petrol ürünleri ve tabii gaz meydana getirir. Ayrıca deri ve post, yerfıstığı, zeytinyağı, hurma, tütün, selüloz, badem ve çeşitli cins meyveler ve turunçgiller, diğer ihracat ürünleridir.

Balıkçılık diğer bir gelir kaynağı olup, özellikle ton balığı avlanır. Hayvancılık deve, sığır, merkep, at, koyun ve keçi yetiştirmekten ibaret olup et, deri, yün ihracatı açısından önemli bir gelir kaynağıdır.

El sanatları ve dokuma endüstrisi yanısıra sigara, deri ve zeytinyağı sanayi kolları ve inşaat sektörü gelişmiştir. Özellikle inşaat yapımı için dış ülkelerden işçi ve mühendis gelmektedir. Bu bakımdan Türkiye ile sıkı bir ekonomik bağ kurulmuştur. Libya, Türkiye’den başka Mısır, ABD, İngiltere ve Fransa ile ticari münasebetler kurmuş durumdadır.

Trablus, Bingazi, Sebha’daki modern havaalanları Libya’yı dünyanın mühim merkezlerine bağlar. Yurtiçi ulaşımını küçük jet uçakları (tayyareleri) sağlar. Havayolu ulaşımı, ülkenin büyük şehirlerini ve petrol merkezlerini birbirine bağlar ve en müsait ulaşım vasıtasıdır. 1964’ten itibaren karayolu sistemine ağırlık verilmeye başlandı. Ülkedeki karayolu uzunluğu 19.300 km’ye ulaşmış olup, yarısından fazlası asfalt kaplanmıştır. Ülkede hiç demiryolu yoktur.

Tagged :

Liberya

DEVLETİN ADI: Liberya Cumhuriyeti
BAŞŞEHRİ: Monrovia
NÜFUSU: 2.780.000
YÜZÖLÇÜMÜ: 99.067 km2
RESMİ DİLİ: İngilizce
DİNİ: Hıristiyanlık
PARA BİRİMİ: Liberya Doları

Afrika’nın batı kıyısında yer alan en eski zenci cumhuriyeti. Kuzeyde Sierra Leone ve Gine; doğuda Fildişi Kıyısı, güney ve batıda Atlas Okyanusu ile çevrilidir.

Tarihi

Liberya toprakları, 16. yüzyıldan itibaren Portekizliler tarafından keşfedilmiştir. Liberya’nın modern tarihi, 1821’de Amerika Birleşik Devletlerinden azad edilen kölelerle yüklü bir geminin, Monrovia’ya gelmesiyle başladı. 1847’de ülkeye yeni yerleşmiş olan zenciler, kendilerinin buraya gelmesini destekleyen Amerikan Sömürge Cemiyeti ile bağlarını kopararak, bir istiklal beyannamesini yayınladılar. Kabileler, bu Amerikan-Liberyalılarının 19. yüzyılın ikinci yarısında içeri doğru yayılmasına karşı koymaya çalıştı. Grebo ve Kru kabileleri, 20. yüzyıla kadar Amerikan-Liberyalılarına karşı direnmeye devam etti. En son büyük kabile ayaklanması, 1915’te vuku buldu. Liberya müttefikler safında İkinci Dünya Savaşına girdi. Savaş sonrası dönemde ABD ile karşılıklı savunma paktında olan Liberya, soğuk savaş meselelerinde batı taraftarı bir ülke oldu. Birleşmiş Milletler Teşkilatının kurulduğu sene, bu teşkilata üye oldu. 1960’da, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyine seçilen ilk Afrika devleti oldu. 1963’te Afrika Birliği Teşkilatına kurucu bir üye olarak katıldı. 12 Nisan 1980’de, o zamana kadar Afrika’nın en istikrarlı ülkesi olarak bilinen Liberya’da Başçavuş Samuel K. Doe başkanlığındaki darbe ile yönetimi askeriye ele geçirdi. Darbede başkan öldürüldü. İşbaşına gelen 17 üyeli cunta hükumeti, anayasayı geçici olarak iptal etti. Askeri yönetimin hazırladığı Anayasa 1984 Temmuzunda kabul edilerek yürürlüğe girdi. 1985’te yapılan seçimleri, General rütbesi alan Doe, hile karıştırarak kazandı. Doe’nin yönetiminden dolayı çıkan iç karışıklıklar savaşa dönüştü. Başkan Samuel Doe Eylül 1990’da devrildi. Amos Sawyer başkanlığında bir geçici hükumet kuruldu. Çarpışan karşıt gruplar arasında ateşkes antlaşması imzalandı. Fakat buna rağmen yer yer küçük çapta çatışmalar devam etti. 1992’de toplanan konferans geçici başkanlığa tekrar Sawyer’i getirdi. Gruplar arasında görüşmeler devam etmektedir (1993).

Fiziki Yapı

Liberya 99.067 km2lik bir yüzölçümüne sahiptir. Ülke toprakları genel olarak iki coğrafi bölgeye ayrılır: Kıyı ovası ve üzerinden birçok nehirlerin geçtiği yayla. Kıyıdaki ova, içeriye doğru yaklaşık 50 km kadar uzanır. Sonra, tedrici olarak, deniz seviyesinden yüksekliği 250 metre olan bir yaylaya dönüşür. Moro, Lofa, St. Paul, St. Jhon ve Cess nehirleri, kıyıya paralel yapılacak bir yolculuğu zorlaştırırlar. Yayla bölgesi yüzeyi, Bomi Tepeleri ve Bong ve diğer dağlarla bölünmüştür. Yüksekliği 1850 m’ye ulaşan Nimba Dağı, Gine sınırı boyunca uzanır.

İklim

Kıyıda iklim, sıcak ve nemlidir. Senelik sıcaklık ortalaması 27°C’dir. Fakat, ocak ayında sahradan rüzgar estiğinde sıcaklık 10°C’ye kadar düşer. Nisan-ekim ayları arasında yağış miktarı 5000 mm’yi aşar. İç kesimde, kıyıya nazaran yağmurlu mevsim daha kısadır ve geceler daha soğuktur.

Tabii Kaynaklar

Liberya, 1950’den beri işletilen, zengin demir, maden yataklarına sahiptir. Demir madeni bakımından Afrika’da birinci durumdadır. Elmas ve altın da çıkarılır, fakat mevcut kurşun, manganez ve boksit yatakları pek işletilmemektedir. Ormanlar, bol miktarda bulunan, fakat az değerlendirilen abanoz, maun ve diğer değerli ağaçlarla doludur.
Bir zamanlar Liberya’da, vahşi hayvanlar bol miktarda bulunuyordu. Şimdi ise arasıra leoparlarla, timsahlara ve hatta fil sürülerine rastlanır. Ayrıca, çok kısa boylu su aygırları görmek de mümkündür. Taşlık arazi ve uyku hastalığı taşıyan gece sineği, hayvanlara zararlı olmakta ve bunların yetiştirilmesini zorlaştırmaktadır.

Nüfus ve Sosyal Hayat

Ülkenin nüfusu 2.780.000’dir. Bu nüfus, iki ana gruptan ibarettir. Kabile halkı ve ABD’den azad edilerek ülkeye gelip yerleşenlerin soyundan gelenler, yani Amerikan-Liberyalıları. Nüfusun % 5’ini meydana getiren Amerika-Liberyalıları, ülkedeki çoğu siyasi ve sosyal başkanlıkları elinde tutar. Bunlar kıyı şehirlerinde oturmakta olup, resmi dil olan İngilizceyi konuşurlar. Avrupai tarzda giyinirler ve çoğu Protestan ve Katoliktir.

Liberyalıların büyük çoğunluğu ise 16 kabile grubundan birine üyedir. Her kabilenin kendine has, dili, adeti ve dini vardır. En büyük gruplar, iç kesimde yaşayan Kpell ve öncelikle güney kıyısına yerleşmiş olan Bossa kabileleridir. Aralarındaki kin, kabileleri biribirine yanaştırmamakda bu ise bölünüp zayıflamalarına sebeb olmaktadır. Her kabilede, kendi bölgesinde bağımsızca asayişi düzenleyen, halkını savunan ve yolları, pazarları düzenleyen 12 veya daha fazla başkanlar bulunur. Kabile halkı, esas itibariyle küçük köylerde, orman içlerinde yaşar. Tarım yaparak, avlanarak ve bal ve diğer orman ürünleri, toplayarak geçinirler. Çoğu sıtma, verem, cüzzam ve tüberküloz gibi hastalıklara yakalanırlar. İç kesimde yeni yapılan yollar ve okullar kabile adetlerini değiştirmeye başlamış ve kabile halkına maden ve kauçuk işletmelerinde iş imkanı sağlamıştır.

Az sayıdaki Amerikalı, Avrupalı, ve Asyalılar üçüncü grubu meydana getirirler. Bunlar ülkede öğretmen, işadamı olarak bulunurlar. Sadece zenci soyundan gelenler Liberya vatandaşlığına geçebildiğinden, Liberya vatandaşı olamazlar. Liberya, Afrika’nın okuma-yazma oranı en düşük ülkelerinden biridir. Bütün okul çağındaki çocukların ancak % 10’u okula kayıtlıdır. Pek az Liberyalı, dış ülkede veya kendi memleketinde Liberya Üniversitesinde; Cuttington College’de ve Our Lady of Fatinma College’de üniversite seviyesinde tahsil görür.

Siyasi Hayat

1847’de yapılan Liberya anayasası, ABD’nin anayasasına benzer. Milli hükumetin yetkileri bir başkan, senato ve temsilciler meclisi ve anayasa mahkemesinden ibaret yasama organı arasında paylaşılmıştır. Başkan 8 yıllık süreyle seçilir ve dört yıllık sürelerle sınırsız sayıda tekrar seçilebilir. Senatörler, altı yıllık süreyle ve temsilciler dört yıllık süreyle seçilir. Anayasa mahkemesi ve daha alt seviyedeki mahkeme hakimleri, ömür boyu görev yapmak üzere seçilirler. Uygulamada, aile ve bölge bağları, hükumet dairelerine girebilmek için önemli faktörlerdir. 1877-1980 arasındaki her seçimi Trve Whig Party (gerçek Amerikan bağımsızlık savaşı taraftarı parti) kazanmıştır. 1980’de yönetimi bir darbe ile askeriye ele geçirmiştir. Cuntanın hazırladığı anayasa, 1984’te kabul edilmiştir. 1985’te yapılan seçimleri cunta başkanı Doe kazandı. 1990’da yapılan darbe sonunda, hükumet başkanlığına geçici olarak Sawyer getirildi.

Bütün yetkiler merkezi hükumette olmakla birlikte, devlet, ilçe ve eyaletlere bölünmüştür. Bütün ilçe ve eyaletlerdeki hükumet ve belediye görevlileri, başkan tarafından tayin edilir. Mahalli ünitelerin vergi koyma yetkisi yoktur. Bunlar, sadece Monrovia’daki merkezi hükumetin verdiği yetkileri uygularlar. Liberya, Birleşmiş Milletler Teşkilatına ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyine üyedir.

Ekonomi

Liberya ekonomisi, tarıma ve ormancılığa dayanır. Ülkede iç tüketim için, pirinç, muz, manyok gibi bitkiler yetiştirilir. Hükumet, dünya pazarlarında satış için, kahve, kakao, hurma, turunçgiller ve kolacevizi gibi bitkilerin yetiştirilmesini teşvik etmektedir. Liberya’nın tarım ihracatındaki en değerli ürünü, dışarıya satılan mallar arasında demirden sonra ikinci sırayı alan, kauçuktur. Kauçuğun çoğu, toprağı Liberya hükumetinden kiralayan ABD firmaları tarafından büyük imtiyazlı bölgelerde yetiştirilir.

İkinci Dünya Savaşından sonra keşfedilen demir cevheri, hızlı ekonomik gelişmeyi sağlamakta, geliri yükseltmektedir. Bunun sayesinde karayolları, demiryolları ve hidroelektrik santralı kurulmuş, yatırım artmış ve eğitim kolaylaşmıştır. Liberya’da birkaç çeşit imalat tesisi vardır. Petrol rafinerisi, kauçuk işletmesi, balık konserve imalathanesi gibi. Liberya ekonomisi, en iyi müşterisi olan ve kendine mamul maddelerin çoğunu temin eden ABD’nin ekonomisine sıkı sıkıya bağlıdır. Bununla beraber, Avrupalıların ve Asyalıların ülkedeki yatırımları gün geçtikçe süratle artmaktadır.

Ülkede ulaşım, daha çok karayolu ile sağlanmaktadır. Ülkenin doğusundan batısına ulaşan 610 km’lik bir karayolu ile genelde maden taşımacılığında kullanılan 500 km’lik bir demiryolu vardır. Nonrivia’da her cins uçağın inebileceği bir havaalanı mevcuttur.

Tagged :

Letonya

DEVLETİN ADI: Letonya Cumhuriyeti
BAŞŞEHRİ: Riga
YÜZÖLÇÜMÜ: 64.500 km2
NÜFUSU: 2.750.000
RESMİ DİLİ: Letonca
DİNİ: Hıristiyanlık
PARA BİRİMİ: Letonya Rublesi

Baltık Denizi kıyısında yer alan bir Avrupa Devleti. Kuzeyinde Estonya, doğusunda Rusya Federasyonu, güneyinde Litvanya, batısında Baltık Denizi ile çevrilidir.

Tarihi

Bölgenin yerleşik halkı olan Letonlar M.Ö. 3000 yıllarında Baltık kıyısına gelip yerleştiler. Uzun yıllar ticaretle uğraşarak geçimlerini temin ettiler. Letonya diğer Baltık ülkeleri gibi M.S. 9. asırda Vikinglerin istilasına uğradı. Germenler 1198-1290 yılları arasında Letonya topraklarını ele geçirdiler. Bu arada bölgede Hıristiyanlık yayıldı. Letonya 15. asırda kurulan Litvanya Federasyonuna katıldı. Rusya ile olan savaşlar neticesinde konfederasyon dağıldı. Letonya İsveç’in hakimiyeti altına girdi.

Büyük Kuzey Savaşları neticesinde Çar Birinci Petro Letonya’yı ele geçirdi (1700-21). Bu tarihten itibaren Rusya’nın hakimiyeti altında kaldı. Rusya’daki 1905 işçi ayaklanması Letonya’da büyük yankılar uyandırdı. Ayaklanma askeri ordu tarafından bastırıldı ve elebaşılar Sibirya’ya sürüldü.

Birinci Dünya Harbi sırasında Letonya topraklarının büyük bölümünü Almanlar işgal etti. Almanların savaşta mağlup olmasını fırsat bilen Rusya, Baltık ülkelerine karşı harekata geçti ise de, yoğun bir karşı koyma ile geri çekilmek mecburiyetinde kaldı. Alman orduları Letonya’dan 15 Aralık 1919’da geri çekildiler. Bir süre sonra Letonya ve diğer Baltık ülkelerini tanıyan Rusya bir seri antlaşma imzaladı.

Bağımsızlığını kazanan Letonya’da hükumet büyük toprak sahiplerinin topraklarını, topraksız köylülere dağıtarak Germen soyluların ekonomik ve siyasi güçlerini zayıflattılar ve komünist hareketleri baltalamış oldular.

Almanya’nın 1939’da Polonya’yı yenmesinden sonra Rusya Baltık ülkeleri ile karşılıklı yardımlaşma anlaşmaları imzalandı ve bu ülkelerde askeri üsler kurmak için izin verilmesini istedi. Diğer Baltık Ülkeleri gibi Letonya da uluslararası alanda bir müttefik bulamayınca Ruslara topraklarında üs kurması için izin verdi. 14-15 Temmuz 1940’ta yapılan seçimleri Sovyet yanlısı adaylar kazandı. Seçimler sonrası kurulan Letonya hükümeti ve parlamentosu Sovyetler Birliğine katılma kararı aldı. SSCB Yüksek Sovyeti bu isteği onayladı ve Letonya, Sovyetler Birliğinin Cumhuriyetleri arasına girmiş oldu.

İkinci Dünya Harbi sırasında Almanya’nın işgaline uğrayan Letonya’da 450.000’e yakın insan öldü. Savaşın ardından bölgeye hakim olan Sovyet hükümeti çok sayıda Letonyalıyı sürgüne gönderdi. Sosyalist rejim yeniden kurulunca Letonya’da 1951’e kadar gerilla harbi devam etti. 1951’den sonra iç karışıklıklara kesin olarak son verildi ve Sovyetler Birliği Letonya’da tamamen hakimiyeti ele geçirdi.

Letonya 1991’e kadar Sovyetler Birliğini meydana getiren 15 cumhuriyetten biri olarak kaldı. Rusya’da başlayan reform hareketleri neticesinde 1991’de Letonya bağımsızlığını ilan etti. Rusya Federasyonu dahil Avrupa devletleri Letonya Cumhuriyetini tanıdı.

Fiziki Yapı

Letonya’nın büyük bölümü dalgalı düzlüklerden meydana gelir. Baltık ve Riga Körfezi kıyıları oldukça düzgündür. En önemli akarsuyu Dvina Nehridir. Diğer akarsular Baltık Denizine dökülür. Sovyet sınırı yakınlarında irili ufaklı göller vardır.

İklimi

İklimi ılımandır. Atlas Okyanusundan gelen hava kütlelerinin etkisi altındadır. Yazlar genelde serin ve yağışlı geçer.

Tabii Kaynaklar

Madenler: Ülke topraklarında çeşitli madenler bulunur. Başlıca madenleri dolomit, kireçtaşı ve turbadır. Kurland Yarımadasında bulunan petrol rezervleri henüz işletilmemektedir.

Bitki örtüsü ve hayvanlar: Ülke topraklarının % 67’si orman, çayır, otlak ve bataklıklarla kaplıdır. Bu topraklarda çeşitli yabani hayvan yaşar. Başlıca av hayvanları tilki, tavşan, vaşak ve porsuktur. Alınan koruma tedbirleri sayesinde geyik ve karaca neslinin tükenmesine engel olunmuştur. Çok sayıda kuş türü yaşar.

Nüfus ve Sosyal Hayat

2.750.000 olan nüfusun, % 54’ünü Letonyalılar, % 33’ünü Ruslar, % 5’ini Beyaz Ruslar, % 3’ünü Ukraynalı, % 3’ünü Polonyalılar meydana getirir. Halkın büyük kesimi Letonca konuşur. On bir senelik ilk ve orta öğretim parasız ve mecburidir. Letonya Bilimler Akademisine bağlı 10 yükseköğretim kurumu ve 10 ilmi kuruluş vardır.

Ekonomi Ülke ekonomisi sanayiye dayalıdır. En önemli sanayi dalları metal üretimi ve makina yapımıdır. Diğer sanayi ürünleri buzdolabı, gemi, demiryolu araçları, dizel motoru, elektrik jeneratörü, beyaz eşya ve radyodur. Ayrıca dokuma, kereste, besin, ayakkabı ve giyim sanayii de gelişmiştir. Enerji ihtiyacının yarısından fazlasını kendi kaynaklarından karşılar.

Ulaşım

Ülkede ulaşım ağı çok gelişmiştir. Ulaşım kara, demir, deniz ve havayoluyla sağlanır. İç suyollarından da ulaşımda faydalanılır. Riga ve Ventpils limanları ticari açıdan önemlidir. Riga havaalanından her ülkeye düzenli uçak seferleri yapılır.

Tagged :

Laos

DEVLETİN ADI: Laos Demokratik Halk Cumhuriyeti
BAŞŞEHRİ: Vientiane
YÜZÖLÇÜMÜ: 236.800 km2
NÜFUSU: 4.409.000
RESMİ DİLİ: Lao Dili
DİNİ: Budizm
PARA BİRİMİ: Kip

Güneydoğu Asya’da Çin Hindi Yarımadasında bulunan bir ülke. Kuzeyinde, Çin; doğusunda, Vietnam; güneyinde, Kamboçya; batısında, Tayland ve Birmanya yer alır.

Tarihi

Çin Hindi Yarımadasına göç eden Laos halkının asıl vatanı, Çin’dir. Laos’un, 14. asırdan önceki tarihi hakkında vesika yoktur. İlk Laos krallığı, 14. asır ortalarına doğru kurulmuştur. 1453 senesinde Fraya Fa Ngum, Lanxang (milyonlarca fil) krallığını kurdu. On altıncı asrın sonunda bu krallık, “İngiliz Milletler Topluluğu”nun bir üyesi (sömürgesi) oldu.

Ülkede patlak veren bir iç savaş neticesinde krallık, Kraliyet Devleti ve Şampasak Prensliği olmak üzere ikiye bölündü. On dokuzuncu yüzyıl başında Kraliyet devleti, Siyam’la birleşti. 1893 yılında imzalanan, Fransız-Siyam Antlaşması ile Siyam’la birlikte Laos da Fransa’nın bir sömürgesi haline geldi.

1942 senesinde Japonlar, Mekong Nehri ve çevresini ele geçirdi. İkinci Dünya Harbi sonunda Japonya mağlub olunca, Mayıs 1946’da Laos, bağımsızlığını ilan etti. Fransa buna engel olmak istediyse de başarılı olamadı. 1953 yılında Fransa ve ABD, 1962 senesi Temmuz ayında yapılan Cenevre Milletlerarası Konferansında ise bütün ülkeler Laos’un bağımsızlığını tanıdı. 1963 Nisanına doğru ülkede karışıklıklar başgösterdi. Uzun koalisyon hükumetleri sonunda, komünizm yanlısı Potent-Lao, 1975’te Laos Demokratik Halk Cumhuriyetini kurdu. Günümüzde hala komünist idare başta bulunmakta olup, sosyalist yönetime geçmesinden bu yana ilk seçim 1989 Martında yapılmıştır.

Fiziki Yapı

Laos’un büyük bölümü ormanlık ve dağlıktır. Doğuya doğru 2700 metre yüksekliğe ulaşan Anmamite Cordillerası (dağ silsilesi), kuzeydoğu hariç ülkenin Vietnam’la hududunu teşkil eder. Güneydeki sıra dağlar, takriben 1500 metrelik bir yüksekliğe erişir. Derin geçitler ve dar vadiler, dağları birbirinden ayırır. Güneyde Balovenler Yaylası ve Luang Prabang yakınında Jarlar Ovası gibi bazı yüksek yaylalar bulunur.

Mekong Nehri, ülkenin batı sınırının büyük bölümünü teşkil eder. Bütün Laos, kuzeydoğu uç kısmı hariç, Mekong Havzası boyunca uzanır. Bu nehir, Laos’un ulaşımında önemli bir yer tutar. Mekong Nehrine karışan kollar, Nam Thai ve Nam Hai nehirleridir. Mekong Nehri ve kolları etrafındaki ovalar, güneyde oldukça geniştir. Her ne kadar Vientiane’de önemli bir ova bulunuyorsa da, nehrin orta kesimine yakın yerlerde ovalar daha sınırlıdır.

İklim

Laos’un iklimi sıcak ve nemli olup, subtropikal ve tropikal iklim arasında değişir. Mayıs ayından ekim ayına kadar muson yağmurları yağar. Rüzgar, güneybatıdan estiği zaman, aylık yağış miktarı, 280-300 mm’dir. Fakat, kışın rüzgar ters yönden estiği için, bu miktar 13 mm’ye düşer. En fazla yağış. Balovenler Yaylasında görülür. Burada yıllık yağış miktarı, 4000 mm’nin altına düşmez.

Sıcaklığın en fazla olduğu aylar, nisan ve mayıstır. (32°C-38°C). Sıcaklığın en düşük olduğu ocak ayında kuzeydeki dağlarda ısı -3°C’ye kadar düşer.

Tabii Kaynaklar

Laos, maden bakımından pek zengin olmamakla birlikte, kalay ve demir, önemli ölçüde çıkarılmaktadır. Bundan başka bakır ve kurşun çıkarılan ülkede, antharasit ve petrol de bulunmaktadır.

Laos, diğer tropikal iklim bölgesindeki ülkeler gibi ormanlarla kaplıdır. Ülkenin % 70’i ormanlıktır. Ormanlarda filler, leoparlar, kaplanlar, panterler, zehirli kertenkeleler, kobralar, timsahlar, çeşit çeşit kuşlar ve böcekler bulunur.

Nüfus ve Sosyal Hayat

Nüfusu 4.409.000 olan Laos’un nüfus yoğunluğu, km2 başına 16’dır. Laos halkının yarısını meydana getiren Lao asıllılar, komşu Tayland halkına, dil ve orijin bakımından benzerlik gösterirler. Daha gelişmiş ve modern olan Mekong Nehri ovasındaki halk, kuzeyde olup, nüfusun % 15’ini meydana getiren Tal asıllı halktan hem yaşayış hem de şekil bakımından farklılık gösterir. Nüfusun % 10 kadarı, Çin’in güney kesiminde yaşayan Meo ve Man halklarıyla aynı menşeye (köke) sahiptir. Bunlar, Lao ve Tai halkına pek benzemezler. 900 m yüksekliğindeki kuzey kısmın dağlık bölgesindeki tek tük köylerde yaşarlar. Ülkenin geri kalan halkı, çeşitli topluluklardan meydana gelmiştir ve bir Kamboç şivesi olan, Mont-khmer şivesini konuşurlar. Bunlar dağlık bölgelerde yaşarlar. Ziraatle uğraşırlar. Laos’taki diğer halk bunlara Kha (köle) demektedir.

Budizm, Laos’un resmi dinidir. Phi adındaki başka bir inanç da, ilkel kabileler arasında yaygındır. Lao menşeli olmayanlar, genellikle Budist değildir.

Halk, ekseriya kırsal kesimde yaşar. Şehircilik geri durumdadır. Vientiane en büyük şehir ve başkent olup, nüfusu 150.000’dir. Bütün gelişmiş bölgeler ve önemli şehirler, Mekang Nehri etrafında veya yakınındadır.

Laos’un resmi dili, Lao dilidir. Ülkede 1946 yılından beri eğitime önem verilmesine ve 1951’de mecburi eğitim konulmasına rağmen, eğitim seviyesi çok düşüktür.

Siyasi Hayat

Laosluların çoğunun siyasi hayatla alakaları yok gibidir. Siyasi faaliyetlerle, sadece yüksek tabaka ilgilenmekte ve partiler, liderlerin etrafında kümelenen insanların meydana getirdiği teşkilatlardan başka bir şey değildir. Uzun süren siyasi istikrarsızlık sonucunda, Pathet Lao iktidarı ele geçirerek 1975’te Laos Demokratik Halk Cumhuriyetini kurmuştur. Bu tarihten sonra ilk seçim 1989 Martı’nda yapılmıştır.

Anayasaya göre yasama yetkisi mahalli hükumet organlarının seçtiği 264 üyeden meydana gelen Halk Temsilcileri Ulusal Kongresindedir.

Siyasi hayatta en yüksek kademe, İçişleri Bakanı tarafından tayin edilen valilerin idare ettiği 20 eyaletten meydana gelen mahalli hükumettir. Bazı durumlarda tayinler geleneklere göre yönetilen mahalli ailelerin üyelerine bırakılır. Eyaletler Kantonlara, bunlar da birçok köylere ayrılmıştır. Kabile hayatının sürdüğü yerlerde, köy liderleri genellikle mahalli otoritenin de başkanıdır ve özel idari kademelere tayin edilebilirler.

Kuzeyde dağlık bölgelerde yaşayan Meo halkına, mecliste özel olarak temsil edildikleri gibi, özel mahalli otonom sistem verilmiştir.

Ekonomi

Laos halkının % 90’ı tarımla uğraşan, tarımı yiyecek maddelerine ve özellikle pirince dayanan bir ülkedir. Tarıma elverişli olan arazinin büyük bölümü pirinç tarlaları ile kaplıdır. Yaklaşık 50.000 tonun üzerinde pirinç üretilir. Üretilen pirinç üreticiler tarafından tüketildiğinden dolayı, şehirli halk için pirinç ithal edilmektedir. Pirinçten başka mısır, pamuk, kahve, tütün, kenevir, çeşitli baharat ve haşhaş üretimi yapılmaktadır. Yağ ihtiyacı köylerde hindistancevizinden sağlanmaktadır.

Laos’ta hayvancılık, gelişme imkanına sahip bir sektördür. Güneyde sistemli olarak büyükbaş hayvan yetiştirilir. Kümes hayvanları ve evcil fil de yetiştirilir. Dağlarda vahşi hayvan avcılığı yapılır. Mekang Nehri kıyısında oturanların bir kısmı balıkçılık yapmaktadır.

Laos, bağımsızlığını ilan ettiğinden bu yana ticareti açık vermekte olan bir ülkedir. Dış ticaret münasebetleri çok sınırlıdır. Sadece komşu ülkelerle, Japonya ve ABD ile ticaret yapar. Kalay, pamuk, deri, kereste, kakule, aselbent sakızı, ağaç lakı ve gri kahve ihraç eder. İhracatının yarısını kalay teşkil eder. Dışarıdan tekstil ürünleri, gıda maddeleri, tütün, petrol ve makina satın alır. Gelirlerinin % 60’ını dış yardımlar meydana getirir. Kaçakçılık, özellikle haşhaş kaçakçılığından 12 milyon dolara yakın bir gelir sağlamaktadır.

Laos sanayi yönünden geri kalmış bir ülkedir. Ülkede sadece el sanatları mevcut olup, bunlar da ilkel metodlarla yapılmaktadır. Bununla birlikte, az da olsa sigara, kibrit ve sandal imalatı yapılmaktadır. Dış yardımlarla 1971’de kurulan Nam-Ngum hidroelektrik santrali ve barajı ülkenin elektrik ihtiyacı için yetersizdir.

Ulaşım: Laos’ta hiç demiryolu yoktur. 7000 km’nin üzerinde olan karayollarının çoğu toprak olup, yağmurlu havalarda yolların çoğunda ulaşım mümkün olamamaktadır. Akarsu ulaşımı daha çok kullanılmaktadır. Büyük şehirlerde (Vientiane, Pakse, Luang, Prabang, Seno) bulunan havaalanları ile hava ulaşımı sağlanmaktadır.

Tagged :