Dünya’nın En Soğuk Başkentleri

Ulan Batur : Dünya’nın En Soğuk Başkenti

Moğolistan’nın başkentti olan Ulan Batur Dünya’nın en soğuk başkentidir. Başkenttin yıllık ortalama sıcaklığı -1.3° C’dir. Ocak ayında sıcaklıklar −40 °C kadar düşmektedir.  Yaz aylarında kısa ve ılık geçmektedir. Rus Trans-Sibirya Demiryolu ve Çin demiryolu sistemi şehirden geçmektedir.

Astana : Dünya’nın En Soğuk İkinci Başkenti

Astana Kazakistan’ın başkentidir. 2017 yılı verilerine göre 1 milyon fazla insan yaşamaktadır. Aşırı derecede karasal iklime sahip olan Astana ülkenin ikinci büyük şehridir. Asya Kıtası’nda yer alan bu şehirde yazlar kısa ve sıcak geçmektedir. Kış sıcaklıkları −35 ° C kadar düşmektedir. Şehrin ortasından geçen İşim Nehri kasım ayının ortasından nisan ayının başlarına kadar donmuş halde kalır.

Moskova : Dünya’nın En Soğuk Üçüncü Başkenti

Rusya’nın başkenti Moskova, Dünya’nın üçüncü soğuk başkentidir. Moskova, uzun, soğuk kışlar ve ılık yazlar ile karakterize karasal bir iklime sahiptir. Kış aylarında sıcaklıklar −25 °C bulmaktadır. Moskova Doğu Avrupa’nın önemli bir politik, ekonomik, kültürel ve bilim merkezidir. Aynı zamanda dünya’nın sayılı büyük kentsel ekonomisine sahip olan Moskova, “Global şehir” kabul edilir. Toplamda 18 milyon insana ev sahipliği yapmaktadır.

Helsinki, Finlandiya

Nemli bir karasal iklime sahip olan Helsinki, Finlandiya’nın başkentidir aynı zamanda ülkenin en büyük şehridir. Soğuk bir kış geçirmesine rağmen buradaki sıcaklıklar aynı enlemlerde yer alan yerlerden daha sıcaktır. Helsinki 2012 yılında Dünya Tasarım Başkenti olarak seçilmişti. Helsinki’de 642 bin den fazla insan yaşamaktadır.

Reykjavik, İzlanda

Reykjavik Dünya’nın en soğuk başkenti olmasa da yeryüzünde kutuplara en yakın başkenttir. İzlanda nüfusunun yarıdan fazlası bu şehirde yaşamaktadır. Kutuplara en yakın başkent Gulf Stream sıcak su akıntıları ile ılıman bir iklime dönüşmektedir. En düşük sıcaklık ocak aylarında -20 °C yaklaşmaktadır.

Sıra Başkent Ortalama yıllık sıcaklık
1 Ulan-Batur (Moğolistan) -1.3 ° C
2 Astana (Kazakistan) 3.5 ° C
3 Moskova, Rusya) 4.1 ° C
4 Helsinki, Finlandiya) 4.5 ° C
5 Reykjavik (İzlanda) 4.6 ° C
6 Tallin (Estonya) 4.8 ° C
7 Ottawa (Kanada) 5.5 ° C
Tagged : / / / / / / / /

Türkiye’nin Göreceli Konumu

Ülkemiz; Eski Dünya karaları adı da verilen Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarının birbirine en çok yaklaştığı yerde bulunur. Asya Kıtası’nın batısında, “Küçük Asya” da denilen Anadolu ile Avrupa Kıtası’nın güneydoğusunda bulunan Trakya ülkemizin topraklarını oluşturur. Bu yönüyle ülkemiz hem Asya hem de Avrupa ülkesidir. 814.578 km²lik (adalarla birlikte) gerçek yüz ölçümü ile ülkemiz, bir bakıma Avrupa ile Asya arasında doğal bir köprü oluşturur (Harita 1.9.).

Kıtaların Kesişim Noktası

Türkiye’nin Göreceli Konumunun Sonuçları

• Uluslararası enerji yollarının (boru hatlarının) geçiş noktasında önemli bir kavşak durumundadır.

• İstanbul ve Çanakkale boğazları gibi çok işlek su yollarına sahiptir.

• Üç tarafı denizlerle çevrili bir yarımadadır.

• Kıyılar ile iç kesimler arasında önemli iklim ve bitki örtüsü farkları oluşmuştur.

• Yeryüzü şekilleri oldukça engebelidir. Dağlar geniş yer kaplar ve genel olarak doğu-batı doğrultusunda uzanır. Ortalama yükselti oldukça fazladır (1.132 m).

• Farklı kültürlere komşudur.

• Yer altı ve yer üstü kaynakları bakımından zengindir.

Göreceli konum doğal ve beşerî özelliklerden oluşmaktadır.

1. Doğal özellikler

• Üç kıtanın birbirine yaklaştığı yerdedir. Üç tarafı denizlerle çevrili olup, dünya ticareti bakımından önemli olan Çanakkale ve İstanbul boğazlarına sahiptir.
• Asya ve Avrupa kıtalarını birbirine bağlayan köprü konumundadır ve transit ticaret yolları üzerindedir.
• 3. ve 4. zamanda oluşan genç arazidir. Bu nedenle ortalama yükseltisi fazladır, fay hatları üzerindedir, deprem riski yüksektir, ancak jeotermal ve kaplıca kaynakları yaygındır.
• Yer şekilleri engebelidir. Buna bağlı olarak kısa mesafede iklim, bitki örtüsü, toprak, tarım ürünü farklılaşır.
• Akarsularımız hızlı akışlıdır, buna bağlı olarak hidroelektrik potansiyeli yüksek, ulaşıma elverişsiz ama raftinge elverişlidir.

2. Beşerî Özellikler

• Genç ve dinamik nüfusa sahiptir.
• Tarih boyunca medeniyetlere beşiklik etmiştir.
• Çok sayıda komşusu vardır. Gürcistan, Ermenistan, Nahcıvan (Azarbaycan ), İran, Irak ve Suriye, Yunanistan ve Bulgaristan’a komşudur.
Dünya’nın önemli bir enerji havzası olan Hazar Havzası ve Ortadoğu ülkelerine yakındır.
• Enerji kaynaklarına sahip ülkeler ile enerji tüketicisi olan gelişmiş Avrupa ülkeleri arasındadır.

Tagged : /

Türkiye’nin Jeopolitiği

Türkiye’nin jeopolitik – jeostratejik konumunu analiz etmek ve bu konum çerçevesinde politikalar geliştirmek için dünyada egemen olan güç odaklarını göz önünde bulundurmak gerekir.

Jaque Attali’ye göre, XX’ nci yüzyılın başında dünyada jeopolitik güç merkezleri İngiltere, Fransa, ABD, Almanya ve Rusya idi. Oysa XXI’ nci yüzyılın başında, bu güç merkezleri ABD, AB, Çin, Rusya ve İslâm dünyası olabilecektir (Denk, 2000;20-21).

Bugün için dünya coğrafyasında egemen olan güç odaklarının neredeyse ortasında yer aldığından dolayı jeopolitik açıdan oldukça önemli olan Türkiye, aynı zamanda dünya coğrafyasında büyük askeri güç ve birlik oluşturan NATO’nun üyesi ve güney kanadını oluşturan çok önemli bir devlettir. Ayrıca İslam dünyası ile Hristiyan dünyasının karşılaşma bölgesinde bulunan Türkiye’nin jeopolitik özelliklerinden biri de farklı dinlerin temas alanı olmasıdır.

Batıdan Avrupa kültürü, kuzeyden Rus kültürü, doğudan Asya kültürü ve güneyden Afrika ve Arap kültürü ile çevrili olan Türkiye adeta dünya kültürlerinin de kesişme noktasında yer alır.

Türkiye’nin merkezi coğrafi konumu, ona çoklu jeopolitik açılımlar yapma imkânı vermektedir. Nitekim Brezinski yeni hâkimiyet teorisiyle dünyayı bir satranç tahtasına benzetmiş, en verimli alan olması itibariyle en çetin oyunun Avrasya’da vuku bulacağını ve bu oyunda da baş oyuncunun ABD olduğunu belirtmiştir.

Mevcut küresel koşullarda Avrasya’nın yeni jeopolitik haritasında kilit önemdeki en az beş jeostratejik oyuncu ile beş jeopolitik miğfer devletten bahseden Brzezinski Fransa, Almanya, Rusya, Çin ve Hindistan’ı büyük ve etkin oyuncular, Ukrayna, Azerbaycan, G.Kore, Türkiye ve İran’ı da miğfer devletler olarak değerlendirmektedir. Miğfer devletlerden olan Türkiye ve İran sınırlı kapasiteleri dâhilinde aynı zamanda jeostratejik olarak da etkin devletler olarak kabul edilmektedir (Brzezinski, 1998;41).

Coğrafi olarak etrafında önemli denizleri barındıran İstanbul ve Çanakkale Boğazları, Karadeniz ülkeleri ve Rusya’nın soğuk ve geniş ovalarından, güneyin sıcak ve engin okyanuslarına açılan labirentin tek çıkış kapısıdır. Türk Boğazları Bölgesi’ni elinde bulunduran Roma ve Osmanlı İmparatorluğu’nun doğu ve batıya doğru genişleyerek, uzun süreli devletler kurabilmeleri bu stratejik üstünlüğün göstergesidir. Boğazların kilit konumunu çok iyi kavrayan Napoleon Bonaparte, 7 Temmuz 1807 yılında Çarlık Rusya’sı ile Tilsit Antlaşması’nı imzalayarak müttefik haline gelmesine rağmen, Rusya’nın Boğazlarla ilgili isteklerine “Boğazlara hakim olan, dünyaya hakim olur.” cevabını vererek bir uzlaşma sağlayamamıştır (Pithon;2010).

16. yüzyıl Fransız yazarlarından Petrus Gyllius ise “İstanbul Boğazı, bütün diğer boğazlardan üstündür, çünkü iki denizi ve iki dünyayı tek anahtarla açmaktadır” (İstikbal,2005;296-297) ifadesini kullanmıştır. Bu ve benzeri tespitler boğazların jeopolitik ve jeostratejik anlamda ne denli önemli olduklarını açıkça ortaya koymaktadır. Ayrıca üç tarafı denizlerle çevrili bir yarımada olan Türkiye, Cebeli Tarık Boğazı ile Atlas Okyanusuna, Süveyş Kanalı vasıtasıyla Kızıldeniz ve Hint okyanusuna bağlantılı olup deniz ulaşımında da stratejik bir öneme sahiptir.

Osmanlı Devleti jeopolitik konumu nedeniyle Protestan misyoner teşkilatların dünyayı aralarında paylaşmalarında, esas itibariyle ABD’nin payına düşmüş ve ABCFM (American Board of Commissioners For Foreign Missions) Osmanlı topraklarında 1870 yılına kadar tek başına faaliyetlerde bulunmuştur. Nitekim 1830 antlaşmasından hemen sonra, Osmanlı Devleti’nde Amerikan varlığı özellikle misyonerlik ve eğitim sektöründe kendisini hissettirmeye başlamıştır.

Türkiye’nin son dönemlerde karşı karşıya kaldığı sıkıntıların önemli sebeplerinden biride yine misyonerlik bu faaliyetleridir. Öyle ki 1880 tarihli Bartlett Raporu’nun ilk cümlelerinde, ‘’Misyonerlik faaliyetleri açısından Türkiye, Asya’nın anahtarıdır” (Kocabaşoğlu, 1991;29) ifadeleri yer almaktadır.

Türkiye, bilinen jeopolitik teorilerinden Mackinder’in “Kara Hâkimiyeti Teorisi”ne göre Kalpgâhın yani merkezin bitişiğinde ilk kenar kuşağın önemli bir noktasında bulunmaktadır. Spykman’ın Kenar Kuşak Teorisi’nde, Türkiye, Mackinder’in Kara Hâkimiyeti Teorisi’nde olduğu gibi, İç veya Kenar Hilal bölgesinde yer alır. Diğer Türk ülkeleri ile birlikte düşünülürse, Türk Dünyası toprakları, İç veya Kenar Hilal bölgesinin büyük bir bölümünü kaplar. Spykman’a göre, Türkiye, dünya kalesine sahip olmayı arzulayan bir millet için kaleye yapılacak olan son kuşatma alanı olarak nitelendirilen bölgenin tam ortasındadır. Bu sebeple dünya hâkimiyetinin yolu Türkiye’den geçmektedir (Kalan,2016 ;251-252).

Uluslararası ilişkilerin coğrafyası olarak nitelenebilecek jeopolitik, yeni dönemde mekâna dayalı yeni güç mücadelelerinin temel yöntemine dönüşüyor. Mekânın bizatihi politik bir varlık olduğundan yola çıkılarak, yeni dönemde hemen her ilgi çekici bölge ve ülkenin yeni jeopolitiği belirleniyor. Bölge ve ülkelerin coğrafi konumlarının jeopolitik değeri yeniden tarif edilip buna dayalı olarak yeni pozisyonlar belirleniyor. Doğal kaynakların; sadece bulunduğu coğrafyalar değil, taşıma yollarının içinden geçtiği coğrafi bölge ve ülkelerin de jeopolitik değeri artıyor. Özellikle petrol ve doğalgaz boru hatları; “Kaynağın çıktığı yerin, taşıma güzergâhının ve kaynağa kavuşanın coğrafyasını birbirine aynı stratejik değerde birleştiriyor.”

Şüphesiz Orta Doğu coğrafyası tüm bu hadiselerin en kapsamlı yaşandığı bölgedir. Yeniden jeopolitik hamlelerin hazırlandığı, yeni coğrafi imkanlara göre güç ilişkilerinin gözden geçirildiği Orta Doğu’da, Arap Baharı olarak nitelendirilen yeni siyasi türbülans içinde ve tarihsel çelişkilerin sürekliliğinde jeopolitik mülahazalar ağırlığını koruyor.

Türkiye açısından da durum farklı değildir. Soğuk Savaş sonrası değişen Türkiye jeopolitiği, yeni öncelikleri ve buna dayalı yeni stratejileri zorunlu kılıyor. Her şeyden önce ortadan kalkan blok bağımlılığı, Türkiye açısından yeni coğrafi imkânlar anlamına geliyor. Türkiye, geçmişin kanat ülkesinden yeni dönemin merkez ülkesine dönüşüyor. 20’nci yüzyılın sonlarında dünyadaki köklü ve hızlı gelişmeler, Türkiye’ye hem farklı sorumluluklar yüklemiş, hem de yeni fırsat ve ufuklar açmıştır. Türkiye, Kuzey Atlantik İttifakı’nın bir kanat ülkesi konumundan çıkmış, Avrupa’yı Asya’ya bağlayan Avrasya kuşağında merkezî bir duruma gelmiş, politik, güvenlik ve ekonomik açılardan büyük bir rol ve önem kazanmıştır. Bu nedenle Ankara’ya, öncelikle bölge merkezli ve çok seçenekli dış politika stratejisiyle, yeni jeopolitik boşlukları içinde barındıran tarihin siyasi, ekonomik ve kültürel havzalarında etkin rol edinme ihtiyacı ve imkânı doğuyor.

Bu yapı, tarih ile coğrafyanın adeta Türkiye’nin önüne koyduğu zorunluluk haline geliyor. Yeni dönemin bol seçenekli, çok aktörlü dinamik ortamında Türkiye, sahip olduğu zengin coğrafi potansiyelleriyle güçlü bir senteze ve buna dayalı stratejilere ihtiyaç duyuyor. Ancak bu durum, bir başka gerçeğe daha işaret ediyor: Yüksek coğrafi potansiyellere sahip ülkeler, ellerindeki zenginlikleri son derece hassas, tutarlı ve akılcı yönetmeyi başarmalıdırlar. Aksi takdirde mevcut zenginlikler, o ülkelerin bir türlü engellenemeyen istikrasızlığının temel nedenine dönüşür.

Yeni dünyada mücadelenin esas kaynağı öncelikle ideolojik ve ekonomik olmayacaktır. İnsanlık arasındaki büyük bölünmeler ve hâkim mücadele kaynağı kültürel olacaktır diyen Samuel Huntington medeniyetlerin çatışması global politikaya hâkim olacak ve medeniyetler arasındaki fay hatları geleceğin savaş hatlarını teşkil edecektir ifadelerini kullanmaktadır.

Huntington’a göre dünyanın en bölünmüş ülkesi olan Türkiye kendine uygun misyonun gereğini yapmalıdır. Huntington aynen şunları yazmaktadır: “Kültürler her zaman merkezî bir ülkeye göre gruplandırılır: Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Batı kültürünün, Rusya Ortodoks kültürün merkezidir. Bunların karşısında Afrika ve İslâm dünyasının merkezi zayıf kalmıştır.” Müslümanlara Türkiye’yi lider devlet olarak seçmelerini tavsiye eden Huntington’a göre, Ankara’nın Avrupa’ya yönelik gayretlerine kesin bir son verilmeli ve Türkiye NATO’dan çıkarılmalıdır (Huntington,2015).

Aslında Huntington, bir durum tespiti yapmamakta, bir tespite uygun durum oluşmasını arzulamaktadır. O, medeniyetlerin çatışması için, herkesin kendi safına geçmesini önermektedir. Samuel Huntington 1993’de kaleme aldığı bir incelemede, 21. yüzyıldaki büyük savaşların medeniyetler arasında meydana geleceğini ileri sürerken, karşıt medeniyetlerin de Katolik Dünyası, Ortodoks Dünyası, İslam Dünyası ve Konfüçyen devletler olduğunu belirtmektedir. İleri sürdüğü tezin özeti; 19. yüzyılda devletler, 20. yüzyılda ideolojiler çarpışmıştı ve 21. yüzyılda ise kültürler çarpışacaktır (Huntington, 2015) şeklindedir.

Halbuki Türkiye, tarihî, coğrafî ve kültürel açılardan doğunun olduğu kadar, yine aynı kıstaslarla değerlendirildiğinde, tartışmasız biçimde batının da bir parçasıdır. Türkiye’nin altı asır boyunca Avrupa ile mevcut ortak tarihi bunun en belirgin kanıtlarından biridir. Batının köklü demokrasileri ve pazar ekonomileri ile doğunun gelecek vadeden genç demokrasilerini, Karadeniz ile Akdeniz’i, NATO ile İslâm dünyasını, gelişmiş ülkelerle gelişmekte olanları ve farklı kıtaları birbirine bağlayan Türkiye, İslâm ve diğer dinler arasında da bir dostluk ve iş birliği köprüsüdür.

Medeniyetler Çatışması paradigmasının temel argümanı, Batı Medeniyeti ile İslam Medeniyeti arasında gerçekleşeceği öngörülen kültürel ve dinsel çatışmaya dayanmaktadır. Her ne kadar Huntington, yekpare bir medeniyetten söz edilemeyeceğinin altını çizmişse de, paradigmanın iki temel çatışan aktörünü, Batı ve İslam olarak işaret etmiştir. Asya ve İslam devletlerinin güçlenmesinin Batı’ya meydan okuyacak seviyeye geleceği anlamına taşımakta ve dolaysıyla Asya ve İslam devletlerinin güçlenmemesi gerektiğini ifade etmektedir. Bu açıdan bakıldığında bölge barışını, hatta dünya barışını tehdit eden terörizmin, etnik, ideolojik veya dini düşüncelerden kaynaklansa bile, sonuçları itibarıyla global bir nitelik taşıdığı açıktır.

Tagged : / /

Ülkemizde Yerleşmeler ve Yerleşme Tipleri

Ülkemizde yerleşmeyi etkileyen doğal ve beşeri faktörler bulunmaktadır.

İklim elemanlarından sıcaklık ve yağışın yerleşme üzerindeki etkisi büyüktür. Sıcaklık ve yağış koşullarının uygun olduğu alanlar insanların yerleşip yaşaması için uygundur. Aşırı sıcak ya da soğuk alanlar ile yağışın az olduğu alanlarda yerleşme azdır. Ülkemizin kıyı kesimleri, ılıman iklim şartlarına sahip olduğu için yerleşmeye daha uygundur. Buna karşılık iç kesimlerde ise yerleşmeler daha seyrektir.

Dünyada olduğu gibi ülkemizde de ilk yerleşmeler, su kaynaklarına yakın yerlerde kurulmuştur. Çünkü su, insan yaşamında çok önemli bir yere sahiptir. Bu yüzden su kaynaklarının bol olduğu yerlerde yerleşmeler daha sıktır. Anadolu’daki ilk yerleşme alanları, Fırat ve Dicle Nehri ile Göller Yöresi ve çevresinde kurulmuştur.

Dağlık, yüksek ve engebeli alanlar yerleşmelerin kurulmasını genel olarak güçleştirmektedir. Bu alanlarda tarım faaliyetleri, ulaşım zorlaşmakta ve iklim koşulları yerleşmeleri olumsuz etkilemektedir. Örneğin Menteşe Yöresi, Biga Yarımadası, Taşeli ve Teke Platosu’nda ılıman iklim koşulları görülmesine rağmen engebeli arazi şartlarından dolayı yerleşmeler seyrektir. Buna karşılık Marmara ve Ege Denizi kıyıları gibi tarım ve ulaşım faaliyetlerinin geliştiği düz alanlarda ise yerleşmeler daha yoğundur. Ayrıca ülkemizde dağların güney yamaçları, bakı etkisiyle daha sıcak olduğundan genellikle bu yamaçlarda da yerleşmeler yoğunlaşmıştır.

Ülkemizde verimli toprakların bulunduğu alanlarda nüfus ve yerleşme yoğundur. Bursa, Adana, İzmir, Samsun, Malatya gibi şehirler buna örnek verilebilir. Tuz Gölü çevresinde ve Taşeli Platosu’nda verimsiz toprakların bulunması tarımı olumsuz etkilemiştir. Buna bağlı olarak bu bölgelerde yerleşmeler seyrekleşmiştir.

Genç volkanik arazilerde kumlu ve verimli topraklar oluşur. Ayrıca bu alanlarda bulunan kayaçlar, kolay oyulabildiği için mesken yapımı da kolaylaşmıştır. Kapadokya’daki eski yerleşim alanları bu duruma örnek gösterilebilir. Kalkerli arazilerde toprakların oluşması zordur. Ayrıca yüzey suları yer altına fazlasıyla sızar. Bu nedenlerden dolayı karstik arazilerde (örneğin Taşeli Platosu) yerleşmeler seyrektir.

Yerleşmelerin verimli tarım alanlarında yoğunlaştığı ülkemizde, küçük ve orta büyüklükteki şehir yerleşmelerinin çoğu tarıma bağlı olarak gelişmiştir. Rize, Akhisar, Karacabey gibi şehirler bu duruma örnek verilebilir. Zonguldak, Batman, Soma, Yatağan gibi şehirlerimiz de çıkarılan madenler sayesinde yerleşmeler gelişmiştir. Sanayi ve ticaret faaliyetlerinin yoğunlaşmasıyla yerleşim alanları da gelişmeye başlamıştır. Buna bağlı olarak İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Kocaeli, Gaziantep gibi şehirlerde yerleşmeler yoğundur.

Ülkemiz, doğal güzellikleri olan ve eski yerleşim yerlerine ait kalıntıların bulunduğu bir ülkedir. Bu turistik değerler yerleşmelerin gelişmesine katkı sağlar. Antalya, İstanbul, Bursa ve Nevşehir gibi şehirler bu duruma örnek gösterilebilir.

Ulaşım imkânlarının geliştiği yerler yerleşmeye daha uygundur. Ulaşım; ticaret, sanayi gibi ekonomik faaliyetlerin de gelişmesine katkı sağlar. Ankara, Konya, Afyonkarahisar, Eskişehir, Kayseri, Trabzon ve Erzurum gibi şehirler önemli yolların kavşak noktasında bulunduğu için gelişmiştir. Ulaşımın zayıf olduğu alanlarda yerleşmeler seyrek olarak görülür.

Ülkemizde yerleşim birimlerini ekonomik faaliyetlerine, nüfus miktarına, idari yapılarına göre sınıfl andırabiliriz. Ancak bütün yerleşim birimleri, genel olarak kırsal ve şehirsel yerleşme olarak ikiye ayrılır.

• Kırsal Yerleşmeler: İnsanların çoğunun geçimini tarımdan elde ettiği yerleşmelere denir. Köyler ve köyden küçük yerleşmeler, ülkemizdeki kırsal yerleşmelere örnek verilebilir.

Kasabalar; kırsal karakterinden tam olarak kopamamış ancak şehirleşme sürecine az da olsa girmiş, şehir ile köy arasında geçiş özelliği gösteren yerleşmedir. Hizmet sektörü ve tarım, kasabalarda ön planda olan ekonomik faaliyettir. Eğitim, sağlık, ulaşım, bankacılık gibi hizmet sektörlerinin bulunduğu kasabalar köylere göre daha gelişmiştir. Köylerin yapısı, 18 Mart 1924’te çıkarılan 442 sayılı Köy Kanunu ile belirlenmiştir. Bu kanuna göre cami, okul, otlak, yaylak, bataklık, orman gibi alanlar köyün ortak malıdır. Dağınık ve toplu oturan ailelerin bağ bahçe ve tarlalarıyla birlikte bulunduğu yerleşmelere köy denir. Köy yerleşmesinin nüfusu 2.000’in altındadır. Ülkemizin her yerinde köy yerleşim birimlerine rastlamak mümkündür. Köyler, deniz kıyılarından başlayıp 2.600 metre yükseklere kadar çıkmaktadır. T.C. İçişleri Bakanlığının 2017 verilerine göre ülkemizde 18.329 köy bulunmaktadır.

Köyden küçük yerleşmeler, tek mesken ile köy arasındaki yerleşmelere denir. İdari açıdan köye bağlı olan bu yerleşmelerin bir kısmı devamlı, bir kısmı ise geçicidir. Devamlı yerleşmeler; mezra, çiftlik, mahalle ve divandır. Geçici yerleşmeler ise yayla, kışlak, ağıl, kom, oba, dam, dalyan, bağ evi, güzle, yazlık ve peydir. T.C. İçişleri Bakanlığının 2017 verilerine göre ülkemizde 26.039 köyden küçük yerleşim birimi bulunmaktadır. Bu yerleşim birimlerinin bazıları zamanla büyüyerek köy, kasaba ve kent hâline gelmiştir. Örneğin Elazığ, Malatya ve Mersin şehirleri buna örnek gösterilebilir.

• Şehirsel Yerleşmeler: Ülkemizde nüfusu 10.000’in üzerinde olan yerleşim birimlerine şehir denir. 2014 yılı verilerine göre ülkemizde nüfusu 10.000’in üzerinde olan 388 şehir yerleşmesi bulunmaktadır (Harita 2.1.).

Tagged : /

Ülkemizdeki İdari Birimler

Ülkemizde devletin kamu hizmetlerini her yere götürebilmesi, toplumun ihtiyaçlarını karşılayabilmesi amacıyla iller ilçelere, ilçeler ise mahalle ve köylere ayrılmıştır. Ülkemizde 81 il, bu illere bağlı 919 ilçe, bu ilçelere bağlı 50.000’e yakın mahalle ve köy bulunmaktadır. Oluşturulan bu birimlerin yönetimini il, ilçe, mahalle ve köy yönetimleri ile yerel (mahallî) yönetimler sağlamaktadır.

Şehir ile il kavramları birbirinden farklıdır. Şehir, yerleşme kavramı iken il yönetim birimidir.

İl Yönetimi: Ülkemizde yönetim sistemi içerisinde en büyük idari birim olan il, merkezî yönetimin taşra teşkilatıdır. İlin genel yönetiminden sorumlu olan devlet memuru validir. İllerin sayısı ve sınırları geçmişten günümüze değişmekle birlikte şu anki sayısı 81’dir. İllerin sınırları içerisinde birden fazla şehir yerleşmesi bulunabilir. Bu şehirlerden genellikle en büyüğü ilin yönetildiği merkezdir. Bazı illerimizin isimleri ile merkez şehirlerinin isimleri farklıdır. Hatay ilinin merkez şehri Antakya, Kocaeli ilinin merkez şehri İzmit, Sakarya ilinin merkez şehri Adapazarı’dır.

İlçe Yönetimi: İl yönetiminin bir alt kademesi olan ilçeler, kaymakamlar tarafından yönetilir. Ülkemizde 2017 itibarıyla 919 ilçe bulunmaktadır.

Mahalle ve Köy Yönetimi: En küçük yönetim birimi olan mahalle ve köylerde yönetimin başında muhtar bulunur. Muhtarlar, vali ve kaymakamdan farklı olarak seçimle iş başına gelir.

Yerel (Mahallî) Yönetimler: İl özel idaresi, belediyeler, mahalle ve köyler yerel yönetimleri oluşturur. Yerel yönetimler, yönetim birimindeki seçmenler tarafından seçilir (İl özel idaresinin başı olan vali hariç). Ülkemizde 30 büyükşehir, 51 il, 919 ilçe ve 397 belde belediyesi bulunmaktadır (2017). Son nüfus sayımına göre sınırları içinde toplam nüfusu 750.000’den fazla olan iller, fiziki yerleşim durumları ve ekonomik gelişmişlik düzeyleri de dikkate alınarak büyükşehir belediyesine dönüştürülmüştür (Harita 2.3.).

• Anayasamızın 3. maddesinde, “ Türkiye Devleti, ülkesi ve milleti ile bölünmez bir bütündür.” denmektedir. Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bir bütün olması, üniter bir yapıda olduğunun en büyük kanıtıdır. Türkiye Büyük Millet Meclisinin yetkisi ülkemizin tüm topraklarını kapsar ve her vatandaş bu topraklar üzerinde eşit hak ve sorumluluklara sahiptir. Bu durum, ülkemizin bölünmez bütünlüğü ve iç huzurumuz için en büyük güvencedir.

• İdari bölünüşte önemli bir yer tutan bucaklar, 1978’den 2014 yılına kadar aşamalı olarak kaldırılmıştır. Bucak idare birimi; bucak müdürü, bucak meclisi ve bucak komisyonundan oluşmaktaydı.

Tagged : / / /

Türkiye’deki Dalga Aşındırma ve Biriktirme Şekilleri

1. Kıyı Oku ve Kıyı Seti

Dalgaların ve akıntıların taşıdıkları malzemelerin kıyının hemen önünde setler halinde yığılmasıyla kıyı setleri ya da kıyı okları meydana gelir. Ülkemizde Çanakkale – Çardak’ta kıyı oku örneği bulunur.

2. Lagün

Kıyı setinin bir koyun önünü kapatmasıyla deniz kenarında bir göl oluşur. Küçükçekmece ve Büyükçekmece gölleri birer lagündür.

3. Tombolo

Kıyı oklarının gelişerek açıktaki bir adayı karaya bağlamasıyla oluşur. Kapıdağ ve Sinop Yarımadaları bu şekilde oluşmuştur.

4. Falez (Yalıyar)

Yüksek kıyılarda dalgalar kıyıların alt kısımlarını aşındırır ve oyuklar oluşturur. Bu oyuklar büyüdüğü zaman tavanları çöker ve denize dik kıyılar meydana gelir. Akdeniz Teke ve Taşeli yöreleri ile Karadeniz’de İnebolu – Cide, Hopa – Sarp ve Şile’de falezler oluşmuştur.

 

Türkiye’de Bölgesel Kalkınma Projeleri Ve Etkileri

Ülkemizde doğal ve beşerî koşullar nedeniyle bölgesel gelişmişlik bakımından önemli farklılıklar bulunmaktadır. Her bölgenin kaynakları, avantajları-dezavantajları, kalkınma projeleri, ihtiyaçları diğer bölgelerden farklıdır. Özellikle sanayi merkezlerinin büyük bir kısmının belirli alanlarda toplanmış olması, göçle birlikte bu bölgede nüfusun hızlı artması, altyapı ve konut yetersizliği, çarpık kentleşme gibi önemli sorunlara neden olmaktadır. Bu nedenle bölgelerin gelişmişlik düzeyleri arasındaki farkı azaltmak ve kaynakları doğru bir biçimde değerlendirmek amacıyla bölgesel kalkınma projeleri geliştirilmiştir. Ülkemizde bölgesel planlamanın başlangıcı 1950’li yılların sonudur. Bölgesel kalkınma projelerinin başlıcaları; GAP (Güneydoğu Anadolu Projesi), DAP (Doğu Anadolu Projesi), KOP (Konya Ovaları Projesi), DOKAP (Doğu Karadeniz Projesi), ZBKP (Zonguldak, Bartın, Karabük Bölgesel Gelişme Projesi) ve YHGP (Yeşilırmak Havzası Gelişim Projesi)’dir (5.1.Harita).

Ülkemizin kalkınması açısından bu projeler büyük önem taşımaktadır. Çünkü kalkınmamız için gerekli olan potansiyel ülkemizde mevcuttur.

Mustafa Kemal Atatürk’ün bu konuyla ilgili görüşleri şöyledir: “Ekonomik kalkınma, Türkiye’nin hür, bağımsız, daima daha kuvvetli, daima daha refahlı Türkiye idealinin bel kemiğidir. Türkiye bu kalkınmada iki büyük kuvvet dizisine dayanmaktadır: Toprağının iklimleri, zenginlikleri ve başlı başına bir servet olan coğrafi vaziyeti, bir de Türk milletinin silah kadar makine de tutmaya yaraşan kudretli eli ve millî olduğuna inandığı işlerde ve zamanlarda, tarihin akışını değiştirir yiğitlikle beliren, yüksek sosyal benlik duygusu.”

Bölgesel kalkınma projelerinden bir kısmının uygulanmasına başlanmıştır. Bazı kalkınma planları ise fizibilite çalışmaları tamamlanarak uygulanmayı beklemektedir. Uygulaması başlamış ve devam eden projelerden biri GAP’tır.

Tagged : / / / / / / /

Türkiyede ki Bölgelerin Enleri

Marmara Bölgesi

  • Türkiye’de;
    1. En fazla toplam nüfus,
    2. En fazla nüfus yoğunluğu,
    3. En fazla şehirleşme oranı,
    4. En fazla okur-yazar oranı,
    5. En fazla sağlık hizmetleri,
    6. En fazla enerji tüketimi,
    7. En fazla sanayi işçisi,
    8. En fazla ekili dikili arazi,
    9. En fazla ayçiçeği üretimi,
    10. En fazla ipek böcekçiliği,
    11. En fazla kümes hayvancılığı,
    12. En fazla nüfusa sahip şehir,
    13. En fazla pirinç üretimi,
    14. En fazla ortalama yükselti,
    15. En az izdüşüm alanı,
    16. En çok bor mineralleri çıkarılan yer,
    17. En çeşitli iklim,
    18. En az kır nüfusu,
    19. En az izohips sayısı,
    20. En çeşitli tarım ürünü Marmara bölgesindedir.
  • Bölge içerisinde;
    1. Türkiye ekonomisine en büyük katkısı, endüstri alanıdır.
    2. En soğuk, en az yağışlı ve bitki örtüsü en cılız bölüm Ergene bölümüdür.
    3. En geniş tarım alanları Güney Marmara bölümündedir.
    4. En gelişmemiş civarları ise Çanakkale ve Istıranca civarlarıdır.

Coğrafi Konum

  • Enlemin etkilediği en önemli faktör iklimdir.
  • Boylam en çok yerel saat farklılaşmasını sağlar.
  • En büyük paralel Ekvator, en küçük paraleller kutup noktalarıdır.
  • Meridyenlerin en önemli özelliği boylarının eşit olmasıdır.
  • Güneş ışınlarının en son dik geldiği yerler, dönencelerdir.
  • Dönencelerin sınırını belirleyen en önemli faktör eksen eğikliğidir.
  • En son,bir günün 24 saate kadar yaşandığı yerler kutup daireleridir.
  • Gündönümlerinde, güneş ışınlarının en son teğet olarak geldiği yerler kutup daireleridir.
  • Paralellerle meridyenleri birbirinden ayıran en önemli farklar:uzunlukların meridyenlerde aynı, paralellerde farklı olması, aradaki mesafenin paralellerde aynı, meridyenlerde farklı olmasıdır.
  • İki meridyen arasındaki uzaklık, en fazla Ekvatorda en az kutuplardadır.
  • Yerel saatin, en ileri olduğu yer 180o Doğu meridyeni; en geri olduğu yer 180o Batı meridyenidir.
  • Bir yerde güneşin en yüksek olduğu an, gölgenin en kısa olduğu an, Güneş ışınlarının gün içinde en büyük açıyla geldiği an öğle vaktidir.

Türkiye’nin;

    1. En güney noktası 36o Kuzey paralelinden,
    2. En kuzey noktası 42o Kuzey paralelinden,
    3. En batı noktası 26o Doğu meridyeninden,
    4. En doğu noktası 45o Doğu meridyeninden,

Türkiye’nin;

    1. En uzun kara sınırı Suriye,
    2. En kısa kara sınırı Nahcivan,
    3. En işlek kara sınırı Bulgaristan,
    4. En elverişsiz İran sınırı,
    5. En uzun deniz sınırı Ege denizi sınırıdır.

Dünya’nın Şekli ve Hareketleri
Dünyanın geoid olmasının en önemli sonuçları:

  • Ekvator yarıçapının kutuplar yarıçapından fazla olması,
  • Yerçekiminin en az Ekvator’da, en fazla kutuplarda olmasıdır.

Dünyanın yuvarlak olmasının en önemli sonuçları;

  • Güneş ışınlarının düşme açısı;
    1. En büyük Ekvator’da
    2. En küçük kutuplarda olması
  • Dünyanın dönüş hızının;
    1. En fazla Ekvator’da
    2. En az kutuplarda olmasıdır.
  • İki meridyen arası uzaklığın;
    1. En fazla Ekvator’da,
    2. En az kutuplarda olmasıdır.
  • Eksen eğikliğinin en önemli sonucu mevsimlerin oluşmasıdır.
  • Eksen eğikliğinin en önemli sonucu mevsimlerin oluşturması ve dönencelerin sınırını belirlemesidir.
  • Dünyanın yıllık hareketi sırasında Güneş’e;
    1. En uzak olduğu an günötedir. (4 Temmuz)
    2. En yakın olduğu an gün beridir. (3 Ocak)
  • Dünyanın yörüngesinin elips olmasının en önemli sonucu mevsim sürelerinin farklı olmasıdır.
  • 21 Mart ve 23 Eylül’de Ekvator’da;
    1. Gölge boyu en kısa,
    2. Isınma en fazla, aydınlatılan alan en dar,
    3. Işınların yere değme açısı en büyük,
    4. Işınların atmosferde tutulması en az,
    5. Işınların atmosferde aldığı yol en kısa,
    6. Işınların geri yansıması en azdır,
  • 21 Haziran’da Kuzey yarımkürede;
    1. En uzun gündüz,
    2. En kısa gece,
    3. En kısa gölge,
    4. En Yüksek sıcaklıklar yaşanır.
  • 21 Aralık’ta; Güney yarım kürede;
    1. En uzun gündüz,
    2. En kısa gece,
    3. En kısa gölge,
    4. En yüksek sıcaklıklar yaşanır.

* Dünyanın şeklinden, günlük ve yıllık hareketinden hiçbir zaman etkilenmeyen özellik: Eksen eğikliğidir.

EGE BÖLGESİ

  • Türkiye’de;
    1. En fazla tütün üretimi, en fazla zeytin üretimi, en fazla üzüm üretimi.
    2. En fazla incir üretimi, en fazla haşhaş üretimi, en fazla kaliteli linyit üretimi, en fazla linyit ile çalışan termik santral.
    3. En fazla Delta Ovası, en gelişmiş ihracat limanı, en girintili çıkıntılı, kıyılar. En geniş, kıta sahanlığına sahip kıyılar.
    4. En uzun Deniz, kıyısına sahip il (Muğla) Ege bölgesindedir.
  • Bölge içerisinde;
    1. En yüksek şehir Afyon’dur.
    2. En büyük şehri İzmir’dir.
    3. Ege bölgesinin Türkiye ekonomisine en önemli katkısı tarımdır.
    4. Tek SIĞLA ağacı yetiştirme alanı. (Dünya Çapında).

AKDENİZ BÖLGESİ

  • Türkiye’de;
    1. En fazla yer fıstığı üretimi,
    2. En fazla anason üretimi,
    3. Tek Muz yetişme alanıdır,
    4. En fazla seracılık,
    5. En fazla boksit çıkarımı,
    6. En fazla kükürt çıkarımı,
    7. En fazla intansif tarımın yapıldığı,
    8. En fazla karstik şekillerin görüldüğü, En geniş alüvyon ova Akdeniz Bölgesindedir.
  • Bölge içerisinde;
    1. En az ve en seyre nüfuslu yerler, Taşeli ve Teke yarım adasındadır.
    2. En çok kıl keçisi Adana bölümünde yetişir.
    3. Antalya bölümünün ekonomiye en önemli katkısı Turizmdir.
    4. Adana bölümünün ekonomiye en önemli katkısı ise Tarımdır.
    5. En Büyük şehri Adana’dır.

Harita Bilgisi

  • Harita ve plânın en önemli özelliğinin, kuşbakışı çizim ve ölçeğinin olmasıdır.
  • Krokiyi harita ve plândan ayıran tek özellik kabataslak olmasıdır.
  • Haritalarda bozulma en fazla kutuplarda, en az Ekvator’dadır.
  • Haritalarda en fazla ayrıntı plânlarda, en az ayrıntı Atlas Haritalarındadır.
  • Büyük Ölçekli haritaların; en olumlu özellikleri ayrıntısının çok ve bozulma oranının az olmasıdır. En olumsuz özellikleri ise, gösterdiği alanın az olması ve duvarda fazla yer kaplamasıdır.
  • Küçük Ölçekli haritaların; en olumlu özellikleri gösterdiği alanın fazla olması ve duvarda az yer kaplamasıdır.
  • Yeryüzü şekillerinin haritalarda gösterilme metodundan; en kullanışlısı izohips metodudur. Tapoğrafya yüzeyini (engebeleri) en iyi ifade eden metod arama metodudur. Her ikisini birden ifade eden en iyi metod kabartma yöntemidir.
  • İzohipslerde;
    1. En fazla eğitim;çizgilerin sık olduğu yerde,
    2. En az eğitim;çizgilerin seyrek olduğu yerlerdedir.
  • Çizgilerin en sık olduğu yerde;
    1. En fazla aşındırma,
    2. En zor tırmanma,
    3. En kısa uzunluk vardır.
  • İzohipslerde;
    1. En yüksek noktayı en içteki çizgi,
    2. En alçak noktayı en dıştaki çizgi gösterir.
  • İzobarlarda;
    1. En derin noktayı, en içteki eğri,
    2. En sığ yeri en dıştaki eğri gösterir.

İç Anadolu Bölgesi

  • Türkiye’de;
    1. En fazla buğday üretimi, en fazla şeker pancarı üretimi,
    2. En fazla koyunun yetiştirildiği,
    3. En çok tiftik keçisinin yetiştirildiği
    4. En fazla kapalı havzanın bulunduğu, en çok sel rejimli akarsuların bulunduğu, en geniş nadas arazisinin bulunduğu,
    5. En fazla küçükbaş hayvancılığın yapıldığı,
    6. Tek lületaşı çıkarım alanı
  • Bölge içerisinde;
    1. En turistik yerleri Nevşehir, Ürgüp, Göreme’dir.
    2. En soğuk yeri yukarı Kızılırmak bölümüdür.
    3. En yoğun nüfuslu yerler yukarı Sakarya bölümüdür.
    4. Ülke ekonomisine en önemli katkısı tarımdır.
    5. En büyük şehri Ankara’dır.

Doğu Anadolu Bölgesi

  • En büyük yüzölçümü.
  • En fazla engebelik,
  • En fazla yükselti,
  • En fazla dağınık alan,
  • En fazla büyükbaş hayvancılık,
  • En fazla yıllık sıcaklık farkı,
  • En fazla kar yağışı,
  • En fazla Don olayı,
  • En fazla donlu gün sayısı
  • En fazla ormanın üst yükselti sınırının olduğu, daimi kar sınırının yükseltisinin olduğu,
  • En geniş Buzul,
  • En büyük Göl,
  • En seyrek Nüfus,
  • En çok maden rezervi,
  • En çok hidroelektrik enerjisinin üretimi,
  • En hızlı akarsular,
  • En uzun kış süresi,
  • En kısa yaz süresi,
  • En düşük sıcaklık,
  • En yüksek dağ,
  • En şiddetli Karasallık,
  • En düşük toprak sıcaklığının olduğu.
  • Ulaşım imkanlarının en az olduğu bölge Doğu Anadolu Bölgesidir.
  • Bölge içerisinde;
    1. En fazla yetiştirilen tarım ürünü buğday ve arpadır.
    2. Bölgenin ülke ekonomisine en önemli katkısı Hayvancılıktır.
    3. En önemli tarım alanları Iğdır ovası, Malatya ovası, Muş ovası, Elazığ ovası, Erzurum ovası ve Elbistan ovalarıdır.

Güneydoğu Anadolu Bölgesi

  • Türkiye’de;
    1. En küçük yüz ölçümü,
    2. En az toplam nüfus,
    3. En yüksek yaz sıcaklığı,
    4. En az orman oranı,
    5. En fazla petrol çıkarımı,
    6. En fazla fosfat çıkarımı,
    7. En fazla mercimek üretimi,
    8. En az engebelik,
    9. En fazla yaz kuraklığı,
    10. En fazla sulama sorunu,
    11. En fazla buharlaşma miktarı,
    12. En az bulutluluk oranı ve en sade yer şekillerine sahip olan Bölge Güneydoğu Anadolu Bölgesidir.
  • Bölge içerisinde;
    1. En çok koyun ve keçi besleme.
    2. En fazla yağış kış mevsimindedir.
    3. En fazla buğday,arpa ve baklagiller yetişir.

Karadeniz Bölgesi

  • Türkiye’de;
    1. En fazla yağış,
    2. En yüksek orman alanı,
    3. En yoğun kır nüfusu,
    4. Tek çay üretim alanı,
    5. En çok keten, kenevir üretimi,
    6. En fazla orman ürünleri üretimi,
    7. En çok dışarıya göç,
    8. En fazla eğim oranı,
    9. En fazla heyelan ihtimali,
    10. En çok dağınık, en fazla falez kıyı oluşumu,
    11. En dar kıta sahanlığı, en uzun kuş uçuşu uzunluğa sahip kıyılar,
    12. En fazla akarsu ağı, en düzenli rejimli akarsular,
    13. En dar havzaya sahip akarsular, en yüksek nem oranı,
    14. En fazla toprak yıkanması,
    15. En az yıllık sıcaklık farkı,
    16. En düzenli yağış rejimi,
    17. En fazla dalga aşındırması,
    18. En az yaz kuraklığının hissedilmesi,
    19. En az denizellik,
    20. Orman alt sınırının en düşük olduğu, en fazla bulutluluk oranı,
    21. En az buharlaşma oranı, en fazla nemlilik Karadeniz Bölgesi’ndedir.
  • Bölge içerisinde;
    1. Ortadoğu ve Doğu Karadeniz’in Türkiye ekonomisine en önemli katkısı tarımdır.
    2. Batı Karadeniz’in en önemli katkısı endüstri alanıdır.
    3. Tek tabi limanı Sinop’tur,
    4. En fazla yağış alan yeri Rize’dir.
    5. En büyük şehri Samsun’dur,
    6. En fazla endüstri Zonguldak’ta gelişmiştir,
    7. Kıyıda en az yağış Samsun’dadır.
    8. İklim yönünden kıyı ile iç kesimler arasındaki en az fark orta Karadeniz’dedir.

İç ve Dış Kuvvetler

  • En kısa sürede yeryüzünün şekillenmesi depremler ile olur.
  • En fazla deprem Büyük Okyanus çevresi, Atlas Okyanusu kıyıları, Akdeniz ülkeleri ve Doğu Afrika’da görülür.
  • En az deprem İskandinavya, Doğu Avrupa, Rusya, Kanada ve Avustralya’da görülür.
  • Türkiye’de;
    1. En fazla deprem, Kuzey Anadolu fay hattı, Batı Anadolu fay hattı ve Güneydoğu fay hattı kuşağında olur.
    2. En az deprem, Konya ovası, Taşeli platosu, Mardin eşiği ve Ergene havzasında olur.
    3. En şiddetli ve zararlı deprem, tektonik depremdir.
    4. Volkanizmanın en olumlu özellikleri verimli topraklar ile kurşun, krom, pirit ve manganez gibi madenleri oluşturmasıdır.
  • Mekanik çözülme;
    1. En fazla çöllerde, kutuplarda ve dağların yüksek yerlerinde görülür.
    2. En çok kimyasal çözülme Ekvatoral bölgelerde görülür.
  • Türkiye’de;
    1. En verimli taşınmış toprak alüvyondur.
    2. En fazla yıkanmış toprak laterittir.
    3. En verimsiz toprak Tundra toprağıdır.
  • Türkiye’de;
    1. En fazla heyelan Doğu Karadeniz’de görülür.
    2. En az heyelan İç Anadolu’da görülür.
    3. En geniş havzaya Amazon nehri sahiptir.
    4. En yüksek debiye (akıma), Amazon, Kongo, Missisipi ve Nil nehri sahiptir.
    5. En düzenli rejime Amazon, Kongo ırmakları sahiptir.
    6. En çok derine aşındırma akarsu ağzındadır.
    7. En önemli akarsu aşındırma şekli vadilerdir.
  • Denge profilini kazanan akarsuda;
    1. Eğim en az, hız en az, enerji en az, denizden yükseklik en azdır.
    2. Türkiye’de rüzgârların en etkili olduğu bölge İç Anadolu’dur.
    3. Dalga aşındırması en fazla dik kıyılarda etkili olur.
  • Türkiye’de;
    1. En fazla falez (yalıyar) Karadeniz kıyılarındadır.
    2. Gel-git en fazla Kuzeybatı Avrupa kıyılarında görülür.
    3. Gel-git en belirgin; Bir ay içinde dolunay zamanı, yıl içinde ekinokslarda görülür.

İklim

  • En önemli atmosfer tabakası Troposfer’dir.
  • Güneşten alınan enerji miktarı en çok ışınların düşme açısına bağlıdır.
  • En büyük açıyla güneş ışınlarını alan yerler, dönenceler arasıdır.
  • Dünyada;
    1. En yüksek sıcaklıklar dönenceler civarında görülür.
    2. En düşük sıcaklıklar orta kuşak karalarının iç kısımlarında olur.
  • Türkiye’de;
    1. En yüksek sıcaklıklar Güneydoğu da, en düşük sıcaklıklar Kuzeydoğudadır.
    2. Basınç, en yüksek 30 derece enlemlerindedir. (Suptropikal-Dinamik Yüksek Basınç)
    3. Bir izobar haritasında çizgilerin en sık olduğu yerde rüzgar en hızlı eser ve en kısa yolu takip eder.
    4. Havanın taşıyabileceği en fazla neme maksimum nem yada doyma noktası denir.
  • Yağışın oluşması için;
    1. En önce havanın yükselmesi gerekir.
    2. En çok konveksiyon yağış, Ekvator çevresinde görülür.
  • Dünyada;
    1. Yağış rejimi düzenli bir şekilde en fazla yağış alan yer Ekvatoral Bölgedir.
    2. Yağış rejimi düzensiz olarak en fazla yağış alan yer Muson Asyasıdır.
    3. En az yağış 30 derece enlemleri civarındadır.
  • Türkiye’de;
    1. En fazla yağış Doğu Karadeniz’de,
    2. En az yağış Tuz gölü civarında,
    3. En kurak Güneydoğu Anadolu’dur.
  • En sıcak iklim ekvatoral iklimdir.
  • En soğuk iklim kutup iklimidir.
  • En fazla günlük sıcaklık farkı çöl ikliminde, görülür.
  • En az günlük sıcaklık farkı Ekvatoral iklimde görülür.
  • En fazla yıllık sıcaklık farkı Karasal iklimdedir.
  • En az yıllık sıcaklık farkı Ekvatoral iklimdedir.
  • En düzenli yağış rejimi Ekvatoral iklimdedir.
  • En düzensiz yağış rejimi çöl iklimindedir.
  • En çok kışın yağış alan iklim Akdeniz iklimidir.
  • En çok sonbaharda yağış alan iklimler ılıman okyanus iklimi ve Karadeniz iklimidir.
  • En çok yağışı ilkbahar ve sonbaharda alan iklim Ekvatoral iklimdir.
  • Yağış rejimleri birbirine en çok benzeyen iklimler; Muson,Savan ve şiddetli Karasal iklimlerdir.

Nüfus ve Yerleşme

  • Dünyada;
    1. En sık nüfuslu yerler; Güneydoğu Asya, Avrupa ve Kuzey Amerikanın doğusudur.
    2. En seyrek nüfuslu yerler.
    3. Kutup bölgeleri, çöller, yüksek dağlar ve Ekvatoral bölgelerin alçak yerleridir. (Amazon ve Kango boyları)
  • Dünyada;
    1. En fazla nüfus artışı Afrika, Güney Amerika ve Güney Asya’dadır.
    2. En az nüfus artışı Avrupa’dadır.
  • Türkiye’de;
    1. En sık nüfuslu bölüm, Çatalca-Kocaeli bölümüdür.
    2. En seyrek nüfuslu bölüm, Hakkari bölümüdür.
    3. En hızlı nüfusu artan il, İstanbul’dur. (sürekli göç sebebi ile)
  • Türkiye’de;
    1. En çok göç alan il, İstanbul’dur.
    2. En çok göç veren iller, Artvin ve Rize’dir.
  • Gelişmiş bir ülke ile geri kalmış bir ülke karşılaştırıldığında; Gelişmiş ülkelerde;
    1. Orta yaş nüfus en azdır.
    2. Genç nüfus en azdır.
    3. Ortalama yaşam süresi en uzundur.
    4. Doğurganlık en azdır.
    5. Sanayi gelirleri en fazladır.
    6. Tarım gelirleri en azdır.
    7. Okur-Yazar oranı en fazladır.
    8. Sağlık hizmetleri en fazladır.
    9. Milli gelir en fazladır.
    10. Sanayi ürünleri ihracatı en fazladır.
    11. Tarım ürünleri ihracatı en azdır.
    12. Sanayi ürünleri ithalatı en azdır.
    13. Tarım ürünleri ithalatı en fazladır.
    14. Kent nüfusu en fazladır.
    15. Kır nüfusu en azdır.
    16. Nüfus artışı en azdır.
    17. Üretim en fazladır.
    18. İç göç en azdır.
    19. Dışarıdan gelen işçi en çoktur.
    20. Tarımın iklime bağımlılığı en azdır.
    21. İklimin nüfus dağılışına etkisi en azdır.
    22. Modern tarım metodu en fazladır.
    23. Bağımlı nüfus en azdır.
    24. Alt yapı sorunu en azdır.
    25. Bebek ölümü en azdır.
    26. Dünyada;
      1. En fazla nüfuslanmış kıta Asya, en az nüfuslanmış kıta Avustralya’dır.
    27. Türkiye’de;
      1. En fazla göç veren bölge Karadeniz’dir.
      2. En az göç veren bölge Marmara’dır.
      3. En fazla nüfuslanmış bölge Marmara’dır.
      4. En az nüfuslanmış bölge Güneydoğu Anadolu’dur.

Tarım ve Ekonomi

  • En fazla intensif tarım Batı Avrupa ülkelerinde uygulanır.
  • En fazla kakao; Brezilya’da üretilir.
  • En çok kauçuk ABD’de üretilir.
  • En çok hurma; Irak, Mısır, Arap ülkelerinde üretilir.
  • En fazla yer fıstığı; Hindistan’da üretilir.
  • En fazla pamuk; BDT ve ABD’de üretilir.
  • En çok çay; Hindistan, Çin ve Srilanka’da üretilir.
  • En çok portakal; ABD ve Brezilya’da üretilir.
  • En çok muz; Brezilya, Hindistan, Filipinler, Endonezya ve Ekvatorda üretilir.
  • En çok pirinç; Muson Asya’sında üretilir.
  • En çok mısır; ABD’de üretilir.
  • En çok buğday; ABD, BDT, Kanada, Arjantin, Türkiye ve Hindistan’da üretilir.
  • En fazla fındık; Türkiye’de üretilir.
  • En fazla incir; Türkiye’de üretilir.

 

Tagged : / / / / / / / / / / / / / / / / / / / / / / / / / / / / / / / / / /

Zimbabve

DEVLETİN ADI: Zimbabve Cumhuriyeti
BAŞŞEHRİ: Harare
NÜFUSU: 9.870.000
YÜZÖLÇÜMÜ: 390.759 km2
RESMİ DİLİ: İngilizce
DİNİ: Putperestlik
PARA BİRİMİ: Dolar

Güney Afrika’da 15° 36’ ve 22° 25’ güney enlemleri ile, 25° 16’ ve 33° 04’ doğu boylamları arasında yer alan bağımsız bir devlet. Zimbabve’nin komşu olduğu ülkeler kuzeyde Zambia, batıda Botsvana, güneyde Güney Afrika ve doğuda Mozambik’tir.

Tarihi

M.S. 4. asırda Banbu kabileleri bölgeye girmeye başladılar. On beşinci yüzyılda bugünkü Fort Victoria şehri yakınında Zimbabve veya Büyük Zimbabve olarak bilinen yerde bir din ve ticaret merkezi kuruldu. On beşinci asırda Mutota ve Matope yöneticileri doğuda Hint Okyanusuna ve batıda Kalahari Çölüne uzanan bir krallık kurdular. Sonradan bu krallığa Portekiz, Monomotapa krallığı adını verdi.

1505’te Portekiz Mozambik kıyısındaki Sofala’da bir üs kurdu. Buradan iç kesime giden ticaret yolları yapıldı. Portekiz’in Zambezi’nin yukarılarına doğru sokulması Monomotapa Krallığını zayıflattı. Ülke 1830’larda güneyden gelen kavimler tarafından istila edildi. Bunlardan en önemlisi esas itibariyle günümüzdeki Zimbabve’nin güney kısmında yerleşmiş olan Ndebele idi.

1888’de İngiliz Cecil Rodes, Ndebele şefinden maden işletme imtiyazı elde etti. Bunun kurduğu İngiliz Güney Afrika Şirketi, 1889’dan 1923’e kadar ülkede siyasi ve ekonomik kontrolü elinde tuttu. 1923’te GüneyRodezya (bugünkü Zimbabve) politik ve siyasi iktidarı beyaz bir azınlığa veren bir anayasa altında muhtar bir sömürge olarak İngiltere tarafından ilhak edildi.

1953’te Güney Rodezya ve Kuzey Rodezya (şimdiki Zambia) ve Nyasaland (şimdiki Malawi) Rodezya ve Nyasaland Federasyonunu kurarak birleştiler. Federasyon 1963’te dağıldı. 1964’te Kuzey Rodezya ve Nyasaland beyazların idaresinde bağımsızlıklarını kazandılar.

11 Kasım 1965’te Başbakan İan D. Smith tek taraflı olarak Rodezya’nın bağımsızlığını ilan etti. İngiltere buna karşı çıktı ve BM vasıtasıyla ekonomik müeyyideler uygulattı. Mesela Rodezya’ya gemiyle petrol ihracına ambargo koyuldu. Bununla beraber bir miktar petrol ve benzin GüneyAfrika’dan ve Mozambik’ten ülkeye girdi. Mayıs 1968’de BM Güvenlik Konseyi ticaret ambargosu koydurttu. Mart 1970’te ülkede cumhuriyet ilan edildi. Aralık 1972’de Afrikalılar beyaz yönetime karşı gerilla savaşı başlattılar. 1978 ortasında altı binin üstünde asker ve sivil öldürüldü. Rodezya birlikleri gerillaları mağlup etti. 1978’de iktidar zenci çoğunluklara devroluncaya kadar kontrol Simith ve üç tanınmış zenci liderin elinde olmak üzere anlaşma imzalandı.

21 Nisan 1979’da ülkenin herkese oy hakkı tanındığı ilk genel seçimde zencilerin çoğunlukta olduğu parlamento işbaşına geçti. İngiltere’nin Thatcher hükümeti 1979’da Zimbabve ile münasebetlerini normal hale getirmek için gayret safretmeye başladı. Zimbabve nihayet 18 Nisan 1980’de tam bağımsızlığına kavuştu. Yapılan seçimleri büyük bir çoğunlukla Mugabe kazandı. Günümüzde de devlet başkanı olan Mugabe, çeşitli kargaşalıklara rağmen yönetimde kalmayı başardı (1993).

Fiziki Yapı

Zimbabve doğu sınırında dağlarla yükselen, diğer sınırlarda alçalan yüksek bir yayla üzerindedir. Yaklaşık ülke topraklarının dörtte biri deniz seviyesinden 1200-1500 m yüksektir. Arazi, doğu sınırı boyunca bulunan İnyanga Dağlarında 2600 m’yi aşarak en yüksek rakıma ulaşır. Arazi kuzeybatıda Zambezi Nehrine ve Kariba Gölüne doğru yavaş yavaş alçalır. Bu nehir vadisinde yükseklikler 200 m ile 600 m arasında değişir. Yukarı Zambezi’deki Victoria şelalelerinin genişliği 1,6 km’yi aşar ve ana çağlayan 108 m yükseklikten dökülür.

İklim

Zimbabve’de subtropikal bir iklim hüküm sürer. Yağışlı ılık mevsim Kasım’dan Mart’a kadar sürer ve soğuk kurak mevsim Mayıs’tan Ağustos’a kadar devam eder. Aradaki aylar geçiş aylarıdır. Yükseklik sıcaklığa tesir eder. Soğuk mevsimin Temmuz ayında değişik yüksekliklerde sıcaklık ortalaması 11° ila 18°C arasında, sıcak ay olan Ekim’de 20° ila 31°C arasında değişir. Yaylalarda yağış ortalamaları 650 ila 750 mm arasındadır. Yağış doğudaki dağlarda daha yüksek, güneydeki Limpopo ve Sabi vadilerinde daha azdır.

Tabii Kaynaklar

Güneybatıda bitki örtüsünü bodur çalılıklar ve dikenler, doğuda ise yapraklarını dökmeyen ağaçlar meydana getirir. Ülkenin belli başlı yeraltı zenginlikleri krom, altın, nikel, asbestos, bakır, demir ve maden kömürüdür.

Nüfus ve Sosyal Hayat

9.870.000 nüfusa sahip olan Zimbabve’de, halkın % 20’si şehirlerde, kalanı köylerde yaşar. En önemli nüfus merkezleri 863.000 nüfuslu başşehir Harare ve 495.000 nüfuslu Bulawayo’dur.

Zimbabve nüfusunun % 96’dan fazlasını zenciler meydana getirir. Zenciler Bantu dillerini konuşan iki büyük ana gruba ayrılırlar. Bunlar Ndebele (zencilerin % 16’sı) ve Shona (zencilerin % 80’i)’dır. Nüfusun % 3’ü Avrupalı, % 1’i kadarı da Asyalı ve değişik ırklardandır. İngiliz asıllı olan beyazların çoğu Protestandır. Zencilerin çoğu ise Putperesttir.

Beyazlar arasında okuma-yazma oranı % 100’dür. Genel okuma-yazma oranı ise % 45’tir. Resmi dil İngilizcedir. Halkın çoğu Shona ve Ndebele dillerini konuşur.

Siyasi Hayat

Zimbabve Cumhuriyetlerinde Parlamento Senato ve Temsilciler meclisinden meydana gelir. Senato 40 Millet Meclisi ise 100 üyelidir. Senatonun 10, meclisin 20 üyesi devlet başkanı tarafından seçilir. Ülke 8 eyalete ayrılmıştır. Zimbabve 1980’den itibaren Birleşmiş Milletlere üyedir.

Ekonomi

Zimbabve ekonomisi çeşitlilik arz eder. Tarım, madencilik ve imalat sektörlerinin hepsi önemlidir. Çalışan nüfusun % 35’i tarımla, % 30’u sanayi ve ticaretle, % 20’si hizmetlerle, % 15’i hükümet işleriyle uğraşır.

Ülkenin belli başlı tarım ürünleri tütün, şeker, pamuk, mısır ve buğdaydır. Giyim, kimya sanayileri ve hafif endüstri gelişmiştir. imalat için gerekli enerjinin çoğu Kariba Hidroelektrik Santralinde üretilir.

Ticari münasebetlerde bulunduğu ülkelerin başlıcaları GüneyAfrika, İngiltere, ABD ve Birleşik Almanya’dır.

Tagged :

Zambiya

DEVLETİN ADI: Zambia Cumhuriyeti
BAŞŞEHRİ: Lusaka
NÜFUSU: 8.300.000
YÜZÖLÇÜMÜ: 752.614 km2
RESMİ DİLİ: İngilizce
DİNİ: Putperestlik, Hıristiyanlık, İslamiyet
PARA BİRİMİ: Kwacha

Güney Afrika’da yer alan bir devlet. 8° 12’ ve 18° 03’ güney enlemleri ile 22° ve 33° 42’ doğu boylamları arasında kalır. Zambia’nın komşu olduğu ülkeler, kuzeyde Zaire; doğuda Tanzanya, Malami, Mozambik; güneyde Zimbabwe, Namibia, batıda Angola’dır.

Tarihi

Zambia’nın ilk tarihi hakkında pek az şey bilinmektedir. Buraya ilk gelen Avrupalılar, 1514’te Portekizliler oldu. Fakat ülkede ilk defa büyük çapta keşif yapan misyoner David Livingstone’dur. 1850’de ülkeye gelen Livingstone ölünceye kadar (1873) İngiltere lehine sömürgeleştirme hazırlıkları yaptı.

Zambia tarihinde diğer önemli bir şahıs olan Cecil John Rohdes 1888’de ülkedeki mahalli şeflerle madenler üzerine anlaşmalar imzaladı. Bölgeyi keşf ve geliştirme için İngiltere hükümetinin imtiyaz tanıdığı İngiliz Güney Afrika şirketini kurdu. İngiliz hükümeti buna ülke üzerinde tam ekonomik ve siyasi kontrol imkanı tanıdı. 1924’e kadar ülkeyi gerçekten yöneten bu şirketti. 1924’te İngiliz hükumeti kontrolü üzerine alarak, Kuzey Rodezya himaye devletini kurdu.

1953’te Kuzey Rodezya (şimdiki Zambia), Güney Rodezya (şimdikiRodezya) ve Nyasaland (şimdiki Malami) Rodezya ve Nyasaland federasyonunu kurdular. Afrikalıların çoğunluğu, yönetim beyazların elinde olduğundan, muhalefet ettiler. 1962’de Nyasaland federasyondan ayrıldı ve 31 Aralık 1963’te federasyon dağıldı.

1964 Ocağında Kuzey Rodezya’da iç bağımsızlık tanıyan bir anayasa uyarınca seçimler yapıldı. 24 Ekim 1964’te ülke Zambia ismini alarak bağımsızlığını kazandı. Bağımsızlığını kazanmasından sonra devlet başkanı olan Kenneth Kaunda 1991’de yapılan başkanlık ve parlamento seçimlerini kaybedinceye kadar bu görevini devam ettirdi. 1991’de seçimleri kazanan Frederick Chiluba devlet başkanı oldu.

Fiziki Yapı

Zambia topraklarının çoğu hafif dalgalı yüksek bir yayla üzerindedir. Yaylanın deniz seviyesinden yüksekliği 915 m ila 1525 m arasında değişmektedir. Güneye doğru uzanan ve Afrika’nın nehirlerinden biri olan Zambezi’nin meydana getirdiği vadi yaklaşık olarak 600 m yüksekliğindedir. Kuzeydoğudaki yaylayı kuzey-güney istikametinde akan LuangwaNehri keser. Zaire hududundan doğan Kafve Nehri, güney istikametinde akarak batı yaylasına uzanır. Luangwa ve Kafve nehirleri Zambezi’nin kollarıdır. Zambia’nın kuzeyinde üç göl bulunur: Tanganika, Nweru ve Bangweulu gölleri. Bunlardan sadeceBangweulu tamamen Zambia hudutları içindedir. Kuzeydoğuda Muchinga Dağları 2130 m yüksekliğe ulaşır. Zaire sınırı boyunca yükseklik ortalaması 1280 m’dir.

İklim

Zambia ekvatora yakın olmakla birlikte, iklimi daha çok rakımla (yükseklikle) ilgilidir. Ülkede üç mevsim görülür. Mayıstan ağustosa kadar ülke soğuk ve kuraktır. Kasıma kadar sıcaklık yükselir ve yağış görülmez. Aralık-nisan arası yağışlı geçer. Güneyde yıllık yağış miktarı 584 mm, kuzeyde 1278 mm’dir. Ülkedeki ortalama yıllık yağış miktarı ise 814 mm’dir. Sıcaklıklar soğuk mevsimde 16°C ila 27°C, sıcak mevsimde 27°C ila 32°C arasındadır. Sadece kasım ayında, vadilerde aşırı sıcaklık görülür.

Tabii Kaynaklar

Zambia’nın büyük bölümünü meydana getiren yüksek yaylalar kesif ormanlarla kaplıdır. Kobalt, bakır, çinko, altın, kurşun, vanadyum, manganez ve maden kömürü ülkenin başlıca yeraltı zenginlikleridir.

Nüfus ve Sosyal Hayat

8.300.000 nüfuslu Zambia’da nüfus yoğunluğu 11’dir. Halkın % 43’ü şehirlerde, kalanı köylerde yaşar. En büyük nüfus merkezleri başşehir Lusaka ile Kitwe ve Ndola’dır.

Zambialıların çoğu Bantu kabilelerine mensuptur. Bantular M.S. 1200 yıllarında Kongo havzasından göç etmiş ve Zambia’daki bir kısım Pigmeleri (Cüce Orta Afrika Zencileri) sürmüşlerdir. Bugün Zambia’da 8 büyük etnik gruba ayrılmış 73 kabile vardır. Güneybatıda Barotseler, kuzeyde Bembalar ve doğuda Çeva önemli etnik gruplardır. Zambia’da % 1,5 civarındaki Avrupalıların çoğu şehirlerde ikamet eder.

Zambialılar 30’a yakın lehçe kullanır. En çok konuşulan diller arasında Bemba, Lozi, Nyanja, Tonga, Luvale ve Lunda sayılabilir.

Halkın büyük çoğunluğu putperest, % 21’i Protestan ve Müslümandır.

Zambia bağımsızlığını kazanmadan önce ilkokul paralı ve yıllığı 30 dolardı. Ortaokul ise 50 dolardı. Çok kimse bu yüzden çocuklarını okula gönderemiyordu. Bağımsızlığını kazandıktan sonra okul parasız oldu. Okuma-yazma oranı % 54’tür. Lusaka’da modern bir üniversite mevcuttur.

Siyasi Hayat

Zambia Cumhuriyeti 136 üyeli bir parlamentoya sahiptir. 11 üyesi devlet başkanı tarafından atanır. Parlamento üyeleri beş yılda bir seçilir. Devlet başkanı anayasaya göre 5 yılda bir doğrudan halk tarafından seçilir. Ülke 9 eyalete ayrılmıştır. Üye olduğu milletlerarası kuruluşlar: Birleşmiş Milletler, Afrika Birliği Teşkilatı ve İngiliz Milletler Topluluğudur.

Ekonomi

Zambia’da çalışan nüfusun % 65’i tarımla, % 35’i sanayi ve ticaretle uğraşır. Ülkenin belli başlı tarım ürünleri mısır, tütün, yerfıstığı, pamuk ve şekerdir. Tekstil, lastik, boru, patlayıcı madde ve tütün sanayileri gelişmiş durumdadır. Önceleri yabancı sermayenin elinde olan maden işletmesi, 1969’dan itibaren yavaş yavaş devletleştirilmiştir. Kauçuk ve fildişi ülkenin önemli zenginlik kaynaklarındandır.

Zambia’nın belli başlı ihraç malları bakır, kurşun, çinko ve tütündür. Ülke en çok mamul maddeler ve makinalar ithal eder. Bakır ana ihraç malı olup, dünya piyasasında bakır fiyatlarının düşmesi Zambia’ya büyük ölçüde tesir etmektedir. Mesela 1980 başlarında bakır fiyatlarındaki düşüş, ekonomik sıkıntıya sebep olmuştur. İthal mallarının çoğu Suudi Arabistan, Almanya ve ABD’den gelir. İhraç mallarının çoğu Japonya, Fransa, İngiltere ve ABD’ye gider.

Ulaşım: Denize kendi topraklarından çıkış yolu olmaması, Zambia için mesele teşkil etmektedir. Halihazırdaki demiryolu Zimbabwe’ye irtibatlıdır. Dares Salam’a giden bir petrol boru hattı döşenmiş ve Tanzanya’nın Dar es Salaam’a bağlanan demiryoluna irtibat için demiryolu yapılmıştır. Denize doğru geniş bir karayoluna ihtiyaç duyulmaktadır. Zaire’den denize çıkış sağlayan mevcut karayolunun kullanılması güç ve pahalıdır.

Tagged :