Yerleşme Doku ve Tipleri

Yerleşmelerin sınıflandırılmasında birçok ölçüt kullanılmaktadır. Yerleşmeler kırsal ve şehirsel (kentsel) yerleşme olmak üzere ikiye ayrılır. Böyle bir ayrım yapılmakla birlikte yerleşmelerin özelliği zamanla değişebilir. Örneğin Batman ve Karabük, önceden birer kırsal yerleşme iken zamanla şehirsel yerleşme hâlini almıştır.

1. Kırsal Yerleşme

Temel ekonomik faaliyetlerin tarım, hayvancılık, ormancılık ve balıkçılık olduğu yerleşmelere kırsal yerleşme denir. Kırsal yerleşmelerde belirli düzeyde madencilik ve turizm faaliyetleri de yapılır. Kırsal ve şehirsel yerleşmelerin sınıflandırılmasında kullanılan nüfus ölçütü ülkeden ülkeye değişmektedir. Bu tür yerleşmelerde nüfus ölçütünün 5.000, 10.000 ve 20.000 şeklinde kullanılmasına yönelik görüşler vardır. Kırsal yerleşmeler; köyden küçük ve köye bağlı yerleşmeler, köyler ve kasabalardan oluşmaktadır. Bu yerleşmelerin ortaya çıkmasında, kuruldukları yerin doğal çevre şartları ve orada yaşayan insanların kültürel özellikleri etkilidir. Kırsal yerleşmeler; nüfusun büyüklüğüne, kuruldukları yere, dokularına, yerleşme planlarına ve ekonomik işlevlerine göre farklı şekillerde sınıflandırılabilir (Tablo 2.3.).

Nüfusun Büyüklüğüne Göre Kırsal Yerleşmeler

Kasaba; nüfusu, fiziksel özellikleri, işlevleri ve yaşam koşullarıyla köy ile şehir arasında geçiş özelliği gösteren yerleşmelere denir. Genel olarak nüfusun 2.000 ile 10.000 arasında olduğu kabul edilir. Ekonomik faaliyetler daha çok tarım ve hayvancılık olmakla beraber kasabalarda küçük çaplı ticari faaliyetler yapılmaktadır. Ayrıca bu yerleşmelerde küçük atölyeler ve belediye hizmetleri de bulunur.

Köy, ekonomisi genellikle tarım ve hayvancılığa dayanan ve nüfusu 2.000’den az olan yerleşmelere denir. Bu yerleşmelerde otlak, orman, ibadethane, okul, çeşme, yayla vb. ortak kullanım alanları bulunur.

Köyden küçük ve köye bağlı yerleşmeler, tek mesken ile köy arasındaki yerleşmelere denir. Bu yerleşmelerin ortaya çıkmasının nedenleri şunlardır:

• Devlet arazilerinin toprağı olmayan ailelere verilmesi
• Arazinin engebeli olması
• Tarım arazilerinin yaşam alanlarına uzak olması
• Hayvanları otlatma alanlarının sınırlı olması
• Aileler arasında anlaşmazlık olması vb.

Köyden küçük yerleşmeler geçici ya da sürekli yerleşme özelliği gösterir. Yayla, kom, ağıl, oba, dam, dalyan geçici yerleşme; çiftlik, mahalle, mezra ve divan sürekli yerleşmedir. Ancak geçici yerleşmeler, zamanla sürekli yerleşmelere dönüşebilir.

Bir ülkede küçük yerleşmelerin sayısının fazla olması bazı problemlere yol açabilir. Bu yerleşmelere hizmetlerin (eğitim, sağlık, güvenlik, ulaşım vb.) götürülmesinde zaman zaman aksamalar olabilir. Bu nedenle bazı ülkelerde küçük yerleşmeler sınırlandırılmıştır.

Dokusuna Göre Kırsal Yerleşmeler

Yerleşme birimlerinin en küçüğü evdir. Buna yerleşme çekirdeği (nüve) denir. Yerleşme çekirdeklerinin dağılışı yerleşme dokusunu oluşturur. Bu dağılışın oluşmasında yeryüzü şekilleri, su kaynakları, ekonomik faaliyet tipi ve güvenlik gibi faktörler etkili olmuştur. Evlerin birbirine uzak olduğu yerleşmelere dağınık yerleşme denir. Arazinin engebeli, su kaynaklarının fazla ve tarım alanlarının parçalı olduğu yerlerde görülen bu tür yerleşmeler, Karadeniz’de diğer bölgelere göre daha yaygındır.

Engebenin az ve su kaynaklarının yetersiz olduğu yerlerde evler birbirine yakındır. Bu tür yerleşmelere toplu dokulu yerleşme denir. Evlerin genellikle su kuyusu, çeşme ya da dinî yapıların etrafında bulunduğu bu tür yerleşmeler, İç Anadolu ve Güneydoğu Anadolu’da yaygındır.

Evlerin rastgele ve geniş alanlara dağılmasıyla oluşan yerleşmeye gevşek dokulu yerleşme denir. Gevşek dokulu yerleşmelerin oluşmasında arazinin yapısı, genişliği, yapılan ekonomik faaliyet, toplumsal ilişkiler gibi faktörler etkili olmuştur. Bu yerleşme türü Karadeniz kıyı kuşağında yaygındır.

Yerleşme Planına Göre Kırsal Yerleşmeler

Kırsal yerleşmeler, doğal ve beşerî çevre etmenlerine bağlı olarak belirli görünüş biçimleri kazanmıştır. Yerleşme çekirdeklerinin bir yolun etrafında sıralanmasıyla yol boyu yerleşmeleri oluşmuştur. Demir yolu, su kanalı, akarsu vadisi gibi uzunlamasına yer alan unsurların etrafında hat boyu (çizgisel) yerleşmeler oluşmuştur. Genellikle yolların etrafında değişik doğrultularda oluşan yerleşmelere ışınsal planlı yerleşme denir. Engebenin az olduğu alanlarda yerleşme çekirdeklerinin bir meydanın etrafında toplanmasına dairesel planlı yerleşme denir. Yerleşme çekirdeklerinin birbirine yakın ve düzensiz konumlandırıldığı yerleşmelere de küme planlı yerleşme adı verilir.

Kuruldukları Yere Göre Kırsal Yerleşmeler

Kırsal yerleşmeler kuruluş yerleri bakımından farklılık gösterir. Bunda çeşitli doğal ve beşerî etmenler etkili olmuştur. Kırsal yerleşmeler; genellikle akarsu kenarlarında, vadi içlerinde, dağların eteklerinde, su bulunan ovalarda, orman arazisine yakın alanlarda, deniz ve göl kenarlarında bulunur.

Ekonomik İşlevlerine Göre Kırsal Yerleşmeler

Kırsal yerleşmelerin sınıflandırılmasında kullanılan ölçütlerden biri de ekonomik faaliyetlerin türüdür. Kırsal yerleşmeler; tarım, hayvancılık, turizm, madencilik, balıkçılık, ormancılık ve dokumacılık gibi faaliyetlere göre sınıflandırılabilir. Örneğin Bursa ilinde yer alan Cumalıkızık köyü, Osmanlıdan kalma tarihi dokusuyla turizm faaliyetlerinin ön plana çıktığı bir yerleşmedir.

2. Şehirsel (Kentsel) Yerleşme

Nüfusun kırsal yerleşmelerden fazla olduğu, tarım dışı ekonomik faaliyetlerin ön plana çıktığı, yatay ve dikey olarak büyüyen yerleşmelere şehir (kent) denir. Genelde belirli bir plan dâhilinde kurulur. Bilim insanları üzerinde henüz görüş birliği sağlayamamış olsa da genel olarak bu yerleşmelerin nüfusu 10.000’den fazladır. Nüfusun fazla; sanayi, ticaret, ulaşım, turizm gibi faaliyetlerin de çeşitli olması şehir yerleşmelerini kırsal yerleşmelerden ayıran en önemli özelliklerdir. Bu yerleşmeler, nüfus miktarı ve ekonomik işlevlerine göre sınıflandırılabilir (Tablo 2.4.).

Nüfus miktarına göre şehirler kendi içinde dört gruba ayrılır. Nüfusu 10.000 ile 100.000 arasında olan şehre küçük şehir, 100.001 ile 500.000 arasında olana orta büyüklükte şehir, 500.001 ile 1.000.000 arasında olana büyük şehir, 1.000.000’dan fazla olana da metropoliten şehir adı verilir.

Şehirler ekonomik, sosyal ve kültürel faaliyetlerine göre de sınıfl andırılabilir. Ancak şehirlerde bazen bir bazen de birden fazla işlev ön planda olabilir.

Genellikle nüfusu 100.000’in altında olan şehirlerde hizmet sektörünün üstünlüğüne rağmen hâlâ tarım sektörünün etkileri gözlenir. Az da olsa tarıma dayalı küçük sanayi kollarının da bulunduğu bu şehirlerde yaşayan ailelerin bir kısmı, yakın çevrelerindeki toprakları ekip biçer ya da hayvancılık yapar. Bu grupta yer alan şehirlerde ormancılık, balıkçılık ve turizm faaliyetleri de yapılabilir. Rize, Yenişehir, Kırklareli, Akhisar, Burdur, Niğde, Kars, Şanlıurfa, Kadirli vb. şehirlerde tarım hâlâ belirgin bir ekonomik faaliyettir.

Sanayi Devrimi ile ortaya çıkan sanayi şehirlerinde çalışan nüfusun büyük çoğunluğu sanayi sektöründedir. Sanayi kuruluşları, bulundukları şehrin ve ülkenin yanı sıra diğer faaliyetlerin (ticaret, ulaşım vb.) gelişmesine de katkı sağlar. Manchester (Mençestır), Düsseldorf (Düsüldof), Detroit (Ditroit), İstanbul, Bursa, İzmit, İskenderun, Kırıkkale, Ereğli (Zonguldak) sanayi şehirlerine örnek verilebilir.

İdari işlevleri ön planda olan şehirlerde ülkenin ya da bölgenin yönetim merkezleri bulunur. Londra, Paris, Moskova, Roma başlıca idari şehirlere örnek verilebilir. Türkiye, kamu hizmetlerinin daha iyi yürütülebilmesi için idari bölümlere ayrılmıştır (iller ilçelere, ilçeler köylere) Bu idari birimlerin yönetim merkezi başkent Ankara’dır.

Kültür şehirlerinde bilim, sanat ve eğitim gibi çeşitli kültürel etkinlikler ön plandadır. Oxford (Aksfırd), Cambridge (Kimbriç), Kahire, İstanbul, Ankara, İzmir, Eskişehir başlıca kültürel şehirlere örnek verilebilir.

Askerî şehirlerde büyük askerî birlikler bulunmaktadır. Bu birliklerde binlerce askerin beslenme, barınma ve sosyal ihtiyaçlarının karşılanması gerekir. Bu durum, diğer sektörlerin de canlanmasını ve gelişmesini etkiler. Sarıkamış, İncirlik, Kırkağaç ve Eğirdir askerî şehirlere örnek verilebilir.

Ticaret şehri ana işlevin ticaret olduğu şehirdir. Ticaret, tarih boyunca devam eden ve günümüzde daha da önem kazanan bir faaliyettir. Ancak ticaretin bir şehirde gelişebilmesi için bazı koşullar gereklidir. Öncelikle şehrin önemli ulaşım yolları üzerinde bulunması gerekir. Diğer bir şart ise şehirde ekonomik değeri olan ürünlerin veya bunları tüketen bir nüfusun bulunmasıdır. New York (Niv York), Hong Kong (Hang Kâng), İstanbul, İzmir, Mersin, Trabzon ticaret şehirlerine örnek verilebilir.

Hinterlandı geniş olan ve ticaretin genellikle deniz ulaşımı ile yapıldığı şehirlere liman şehirleri denir. Rotterdam (Raderdam), Hamburg (Hambug), Marsilya, İstanbul, İzmir, Mersin liman şehirlerine örnek verilebilir. Bununla birlikte, dünyada deniz limanları kadar geniş etki alanına sahip olmasa da nehir limanları da vardır. Chicago (Şikago) şehri bu limana örnek verilebilir.

Bir yerleşim merkezinin özellikle bir limanın ticaret merkezi durumunda olduğu ve ürünlerini toplayıp gelen malları dağıttığı çevreye hinterlant (art bölge) adı verilir.

Hinterlant, ekonomik olarak limanı besleyen ve limanla etkileşen alanın tümüdür. Bir limanın hinterlandında sanayi tesislerinin, yer altı kaynaklarının ve tarım alanlarının bulunduğu alan ne kadar genişse liman da o oranda gelişir. Örneğin İstanbul Limanı’nın hinterlandı neredeyse ülkemizin tamamını, İzmir Limanı’nın hinterlandı da ülkemizin batı kısmını kapsar. İstanbul, İzmir, Mersin, İskenderun ve Samsun hinterlandı geniş olan başlıca limanlarımızdır. Buna karşın özellikle dağların uzanış doğrultusu limanların hinterlandını olumsuz yönde etkilemektedir. Sinop Limanı’nın hinterlandının dar olması bu duruma örnektir.

Turizm şehirlerinde yaşayan insanların önemli bir kısmı, gelirlerini turizm ve onun çeşitlendirip desteklediği iş kollarından sağlar. Bu tür şehirlerde doğal ve beşerî turizm varlıkları bulunur. Turizm; ulaşım, ticaret, inşaat gibi diğer sektörlerin gelişmesini de etkiler. Paris, Roma, Venedik, New York, İstanbul, Antalya, Bodrum, Çeşme, Alanya, Marmaris, Fethiye ve Ürgüp turizm şehirlerine örnek verilebilir.

Maden şehirlerinde genellikle kömür, petrol, demir, bor gibi önemli madenler çıkarılmaktadır. Buralarda madencilik faaliyeti ön plandadır. Essen (Esın), Donetsk , Kerkük, Yakutsk, Zonguldak, Tavşanlı ve Soma maden şehirlerine örnek verilebilir.

Dinî işlevi olan şehirler, bir veya birden fazla dinî inancın merkezi ya da önemli dinî eserlerin bulunduğu yerlerdir. Bu şehirler, yılın belli dönemlerinde ya da tamamında ziyaret edilmektedir. Bu durum; ticaret, ulaşım, turizm gibi sektörlerin de gelişmesini etkilemiştir. Mekke, Medine, Kudüs, Roma ve Lhasa (Lasa) dinî şehirlere örnek verilebilir.

İnsanların barınma, korunma, dinlenme ve çalışma gibi ihtiyaçlarını karşıladığı yapıların tümüne mesken denir. Mesken tipleri bölgelere göre farklılık gösterir. Bunda bölgede yaşayan insanların sosyal ve ekonomik faaliyetleri ile bölgedeki doğal çevre koşulları etkilidir. Kırsal yerleşmelere ait meskenlerde doğal çevre koşullarının etkisi daha belirgindir. Şehirsel yerleşmelerdeki mesken tiplerinde ise ekonomik ve teknolojik koşullar etkilidir. Yapı malzemelerine göre başlıca mesken tipleri şunlardır:

Taş meskenler, en fazla Akdeniz Havzası’nda bulunan ülkelerde bulunur. Özellikle kalker, granit, bazalt, andezit gibi kayaçların fazla olduğu yerlerde bu meskenlere daha çok rastlanır. Bu kayaçlar; çimento, çamur gibi farklı malzemelerle de karıştırılarak mesken yapılabilmektedir. Ülkemizde Akdeniz iklim bölgesinde, Doğu Anadolu, İç Anadolu ve Güneydoğu Anadolu’daki volkanik araziler çevresinde taş evlere rastlanabilir.

Ahşap mesken, ağaç malzemenin kullanıldığı ve daha çok orman örtüsünün fazla olduğu kırsal yerleşmelerde görülür. Bu tür meskenler, ekvatoral ve muson iklim bölgelerinde, ülkemizde ise Karadeniz iklim bölgesinde yaygındır.

Toprak meskenler, yağışın az ve sıcaklık farkının fazla olduğu alanlarda görülür. Buralarda mesken yapımı için ağaç ya da taş malzeme bulmak zordur. Bu yüzden kırsal yerleşmelerde en kolay mesken yapı malzemesi olarak toprak kullanılır. Kil, mil, balçık en çok kullanılan toprak yapı malzemesidir. Kerpiç evler, toprak evlerin en tipik örneğidir. Toprak meskenler dünyada karasal iklim bölgelerinde, ülkemizde ise Orta ve Güneydoğu Anadolu’da yaygındır.

Betonarme meskenler; teknolojinin gelişmesine bağlı olarak tuğla, briket, çimento, çelik ve demir gibi malzemelerin kullanılmasıyla yapılır. Dünyada ve ülkemizde genellikle şehirlerde görülen ve doğal çevrenin etkilerinin en aza indirildiği mesken tipidir.

Diğer mesken tipleri; yeryüzü şekilleri, iklim ve bitki örtüsünün etkisiyle farklı tipte yapı malzemelerinin kullanıldığı meskenlerde görülür. Örneğin Kuzey Kutbu’na yakın bölgelerde igloo adı verilen meskenler bulunur. Eskimolar tarafından buz ve kar kullanılarak yapılmıştır. Tüf ya da kalker gibi kolay oyulabilen kayaçların şekillendirilmesiyle oluşturulmuş meskenler de bulunur.

Tagged : / / / / / /

Ülkemizde Yerleşmeler ve Yerleşme Tipleri

Ülkemizde yerleşmeyi etkileyen doğal ve beşeri faktörler bulunmaktadır.

İklim elemanlarından sıcaklık ve yağışın yerleşme üzerindeki etkisi büyüktür. Sıcaklık ve yağış koşullarının uygun olduğu alanlar insanların yerleşip yaşaması için uygundur. Aşırı sıcak ya da soğuk alanlar ile yağışın az olduğu alanlarda yerleşme azdır. Ülkemizin kıyı kesimleri, ılıman iklim şartlarına sahip olduğu için yerleşmeye daha uygundur. Buna karşılık iç kesimlerde ise yerleşmeler daha seyrektir.

Dünyada olduğu gibi ülkemizde de ilk yerleşmeler, su kaynaklarına yakın yerlerde kurulmuştur. Çünkü su, insan yaşamında çok önemli bir yere sahiptir. Bu yüzden su kaynaklarının bol olduğu yerlerde yerleşmeler daha sıktır. Anadolu’daki ilk yerleşme alanları, Fırat ve Dicle Nehri ile Göller Yöresi ve çevresinde kurulmuştur.

Dağlık, yüksek ve engebeli alanlar yerleşmelerin kurulmasını genel olarak güçleştirmektedir. Bu alanlarda tarım faaliyetleri, ulaşım zorlaşmakta ve iklim koşulları yerleşmeleri olumsuz etkilemektedir. Örneğin Menteşe Yöresi, Biga Yarımadası, Taşeli ve Teke Platosu’nda ılıman iklim koşulları görülmesine rağmen engebeli arazi şartlarından dolayı yerleşmeler seyrektir. Buna karşılık Marmara ve Ege Denizi kıyıları gibi tarım ve ulaşım faaliyetlerinin geliştiği düz alanlarda ise yerleşmeler daha yoğundur. Ayrıca ülkemizde dağların güney yamaçları, bakı etkisiyle daha sıcak olduğundan genellikle bu yamaçlarda da yerleşmeler yoğunlaşmıştır.

Ülkemizde verimli toprakların bulunduğu alanlarda nüfus ve yerleşme yoğundur. Bursa, Adana, İzmir, Samsun, Malatya gibi şehirler buna örnek verilebilir. Tuz Gölü çevresinde ve Taşeli Platosu’nda verimsiz toprakların bulunması tarımı olumsuz etkilemiştir. Buna bağlı olarak bu bölgelerde yerleşmeler seyrekleşmiştir.

Genç volkanik arazilerde kumlu ve verimli topraklar oluşur. Ayrıca bu alanlarda bulunan kayaçlar, kolay oyulabildiği için mesken yapımı da kolaylaşmıştır. Kapadokya’daki eski yerleşim alanları bu duruma örnek gösterilebilir. Kalkerli arazilerde toprakların oluşması zordur. Ayrıca yüzey suları yer altına fazlasıyla sızar. Bu nedenlerden dolayı karstik arazilerde (örneğin Taşeli Platosu) yerleşmeler seyrektir.

Yerleşmelerin verimli tarım alanlarında yoğunlaştığı ülkemizde, küçük ve orta büyüklükteki şehir yerleşmelerinin çoğu tarıma bağlı olarak gelişmiştir. Rize, Akhisar, Karacabey gibi şehirler bu duruma örnek verilebilir. Zonguldak, Batman, Soma, Yatağan gibi şehirlerimiz de çıkarılan madenler sayesinde yerleşmeler gelişmiştir. Sanayi ve ticaret faaliyetlerinin yoğunlaşmasıyla yerleşim alanları da gelişmeye başlamıştır. Buna bağlı olarak İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Kocaeli, Gaziantep gibi şehirlerde yerleşmeler yoğundur.

Ülkemiz, doğal güzellikleri olan ve eski yerleşim yerlerine ait kalıntıların bulunduğu bir ülkedir. Bu turistik değerler yerleşmelerin gelişmesine katkı sağlar. Antalya, İstanbul, Bursa ve Nevşehir gibi şehirler bu duruma örnek gösterilebilir.

Ulaşım imkânlarının geliştiği yerler yerleşmeye daha uygundur. Ulaşım; ticaret, sanayi gibi ekonomik faaliyetlerin de gelişmesine katkı sağlar. Ankara, Konya, Afyonkarahisar, Eskişehir, Kayseri, Trabzon ve Erzurum gibi şehirler önemli yolların kavşak noktasında bulunduğu için gelişmiştir. Ulaşımın zayıf olduğu alanlarda yerleşmeler seyrek olarak görülür.

Ülkemizde yerleşim birimlerini ekonomik faaliyetlerine, nüfus miktarına, idari yapılarına göre sınıfl andırabiliriz. Ancak bütün yerleşim birimleri, genel olarak kırsal ve şehirsel yerleşme olarak ikiye ayrılır.

• Kırsal Yerleşmeler: İnsanların çoğunun geçimini tarımdan elde ettiği yerleşmelere denir. Köyler ve köyden küçük yerleşmeler, ülkemizdeki kırsal yerleşmelere örnek verilebilir.

Kasabalar; kırsal karakterinden tam olarak kopamamış ancak şehirleşme sürecine az da olsa girmiş, şehir ile köy arasında geçiş özelliği gösteren yerleşmedir. Hizmet sektörü ve tarım, kasabalarda ön planda olan ekonomik faaliyettir. Eğitim, sağlık, ulaşım, bankacılık gibi hizmet sektörlerinin bulunduğu kasabalar köylere göre daha gelişmiştir. Köylerin yapısı, 18 Mart 1924’te çıkarılan 442 sayılı Köy Kanunu ile belirlenmiştir. Bu kanuna göre cami, okul, otlak, yaylak, bataklık, orman gibi alanlar köyün ortak malıdır. Dağınık ve toplu oturan ailelerin bağ bahçe ve tarlalarıyla birlikte bulunduğu yerleşmelere köy denir. Köy yerleşmesinin nüfusu 2.000’in altındadır. Ülkemizin her yerinde köy yerleşim birimlerine rastlamak mümkündür. Köyler, deniz kıyılarından başlayıp 2.600 metre yükseklere kadar çıkmaktadır. T.C. İçişleri Bakanlığının 2017 verilerine göre ülkemizde 18.329 köy bulunmaktadır.

Köyden küçük yerleşmeler, tek mesken ile köy arasındaki yerleşmelere denir. İdari açıdan köye bağlı olan bu yerleşmelerin bir kısmı devamlı, bir kısmı ise geçicidir. Devamlı yerleşmeler; mezra, çiftlik, mahalle ve divandır. Geçici yerleşmeler ise yayla, kışlak, ağıl, kom, oba, dam, dalyan, bağ evi, güzle, yazlık ve peydir. T.C. İçişleri Bakanlığının 2017 verilerine göre ülkemizde 26.039 köyden küçük yerleşim birimi bulunmaktadır. Bu yerleşim birimlerinin bazıları zamanla büyüyerek köy, kasaba ve kent hâline gelmiştir. Örneğin Elazığ, Malatya ve Mersin şehirleri buna örnek gösterilebilir.

• Şehirsel Yerleşmeler: Ülkemizde nüfusu 10.000’in üzerinde olan yerleşim birimlerine şehir denir. 2014 yılı verilerine göre ülkemizde nüfusu 10.000’in üzerinde olan 388 şehir yerleşmesi bulunmaktadır (Harita 2.1.).

Tagged : /

Türkiye’de Bölgesel Kalkınma Projeleri Ve Etkileri

Ülkemizde doğal ve beşerî koşullar nedeniyle bölgesel gelişmişlik bakımından önemli farklılıklar bulunmaktadır. Her bölgenin kaynakları, avantajları-dezavantajları, kalkınma projeleri, ihtiyaçları diğer bölgelerden farklıdır. Özellikle sanayi merkezlerinin büyük bir kısmının belirli alanlarda toplanmış olması, göçle birlikte bu bölgede nüfusun hızlı artması, altyapı ve konut yetersizliği, çarpık kentleşme gibi önemli sorunlara neden olmaktadır. Bu nedenle bölgelerin gelişmişlik düzeyleri arasındaki farkı azaltmak ve kaynakları doğru bir biçimde değerlendirmek amacıyla bölgesel kalkınma projeleri geliştirilmiştir. Ülkemizde bölgesel planlamanın başlangıcı 1950’li yılların sonudur. Bölgesel kalkınma projelerinin başlıcaları; GAP (Güneydoğu Anadolu Projesi), DAP (Doğu Anadolu Projesi), KOP (Konya Ovaları Projesi), DOKAP (Doğu Karadeniz Projesi), ZBKP (Zonguldak, Bartın, Karabük Bölgesel Gelişme Projesi) ve YHGP (Yeşilırmak Havzası Gelişim Projesi)’dir (5.1.Harita).

Ülkemizin kalkınması açısından bu projeler büyük önem taşımaktadır. Çünkü kalkınmamız için gerekli olan potansiyel ülkemizde mevcuttur.

Mustafa Kemal Atatürk’ün bu konuyla ilgili görüşleri şöyledir: “Ekonomik kalkınma, Türkiye’nin hür, bağımsız, daima daha kuvvetli, daima daha refahlı Türkiye idealinin bel kemiğidir. Türkiye bu kalkınmada iki büyük kuvvet dizisine dayanmaktadır: Toprağının iklimleri, zenginlikleri ve başlı başına bir servet olan coğrafi vaziyeti, bir de Türk milletinin silah kadar makine de tutmaya yaraşan kudretli eli ve millî olduğuna inandığı işlerde ve zamanlarda, tarihin akışını değiştirir yiğitlikle beliren, yüksek sosyal benlik duygusu.”

Bölgesel kalkınma projelerinden bir kısmının uygulanmasına başlanmıştır. Bazı kalkınma planları ise fizibilite çalışmaları tamamlanarak uygulanmayı beklemektedir. Uygulaması başlamış ve devam eden projelerden biri GAP’tır.

Tagged : / / / / / / /

Şanlıurfa ve Şanlıurfa Fotoğrafları

Şanlıurfa, eski ve halk arasındaki adıyla Urfa, Türkiye’nin bir ili ve en kalabalık dokuzuncu şehri. 2013 itibarıyla 1.801.980 nüfusa sahiptir. DoğudaMardin, batıda Gaziantep, kuzeyde Adıyaman, kuzeydoğuda Diyarbakır illeri ve güneyde Suriye ile sınırı vardır. Şehrin eski isimleri Ur, Urhoy, Urhei, Orhei, Orhayi, Ruhai, Ruhha, Ar-Ruha, Reha ve Edessa’dır. Kurtuluş Savaşında gösterdiği başarının hatırasından dolayı 1984 yılından sonra “Şanlı” unvanını almıştır.

Şanlıurfa’nın 13 ilçesi vardır. Ortalama yükseltisi 518 metre olan Şanlıurfa, 19.451 km2‘lik yüz ölçümü ile Türkiye’nin en büyük yedinci ilidir. Şanlıurfa’da ağırlıklı olarak Kürt, Türk, Arap, Zaza çok az olarak da Çerkez, Acem, Afgan ve Ermeni kökenli insanlar yaşamaktadır.

1919 yılında, önce İngilizlerin, daha sonra Fransızların işgaline uğrayan Urfa, 11 Nisan 1920’de Urfalı milisler tarafından işgalden kurtarılmış; Urfa milletvekili Osman Doğan ve 17 arkadaşının, Kurtuluş Savaşında gösterdiği kahramanlıktan dolayı Urfa ilinin adının Şanlıurfa olarak değiştirilmesine ilişkin kanun teklifi TBMM tarafından 6 Aralık 1984 tarihinde kabul edilerek kanunlaşmıştır.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı 2011 yılına ilişkin “Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi Sonuçları” dikkate alınarak nüfusu 750.000’i aşan Şanlıurfa, 12 Kasım 2012 tarihli ve 6360 sayılı kanun ile büyükşehir oldu.

Tarihçe

Urfa ve civarında Cilalı Taş Devri’nden beri yerleşilmektedir. Göbeklitepe Höyüğü, MÖ 11000 yıllarında kullanılan Dünya’nın bilinen en eski mabetinin bulunduğu yerdir.

Urfa Kur’an, İncil ve Tonah (Eski ahit/Tevrat)’ta geçen İbrahim peygamberin, doğum yeri olarak kabul edilir ve anısına Camii de bulunmaktadır. Ayrıca Peygamber Eyüp’ün de (İncil ve Eski ahitte Job) doğum yeri olarak kabul edilir.

Urfa kent merkezinin altında bugünkü Balıklıgöl’ün kuzeyinde yapılan bir keşif sonucu, Urfa kent merkezi tarihinin MÖ. 9500’e Çanak-Çömleksiz Neolitik Döneme kadar uzandığı görülmüştür.

11.500 yıllık tarihi süreç içerisinde Ebla, Akkad, Sümer, Babil, Hitit, Hurri-Mitanni, Arami, Asur, Pers, Makedon (Hellenistik Dönem), Roma, Bizans gibi uygarlıkların egemenlikleri altında yaşamıştır.

Urfa, 1094 yılında Büyük Selçuklu hâkimiyetine girmiştir. 1098’de Haçlı Edessa Kontluğu, daha sonra sırasıyla Eyyubiler, Memluklular, Karakoyunlular, Timurlular Devleti, Akkoyunlular, Safeviler ve en son da 1516’da Yavuz Sultan Selim’in memlükleri mercidâbık savaşında yenmesiyle Osmanlı sınırları içine katılmıştır. Önceleri Rakka Eyaleti sınırları içerisinde yer alan Urfa, 1876’da Halep Vilayetine bağlanmış, 1916’da ise bağımsız bir sancak olmuştur.

Cumhuriyet dönemi

I. Dünya Savaşı’na kadar Osmanlıların elinde olan Urfa, 1919 yılında önce İngilizler, daha sonra da Fransızlar işgal edilen şehir, 11 Nisan 1920’de düşman işgalinden kurtarılmıştır. Cumhuriyet sonrasında 1924’te il olmuştur. 2010 yılında ise seçim öncesinde Şanlıurfa’nın büyükşehir belediye haline getirilmesi planlanmış ve 2012’nin son çeyreğinde diğer 13 il gibi Büyükşehir belediyesihaline gelmiştir.

2012 yılında çıkarılan 6360 sayılı kanun ile Şanlıurfa’da sınırları il mülki sınırları olan büyükşehir belediyesi kuruldu ve 2014 Türkiye yerel seçimlerinin ardından büyükşehir belediyesi çalışmalarına başladı.

Tarihi ve turistik yerler

Balıklıgöl

Balıklıgöl, (Aynzeliha ve Halil-Ür Rahman Gölleri) Şanlıurfa şehir merkezinin güneybatısında yer alan ve İbrahim Peygamberin ateşe atıldığında düştüğü yer olarak bilinen bu iki göl, kutsal balıkları ve çevrelerindeki tarihi eserler ile Şanlıurfa’nın en çok ziyaretçi çeken yerlerindendir.

Eski Şehir

Kent merkezi Ortadoğu tarzında son derece canlı bir Kapalıçarşı etrafında gelişmiştir. Geleneksel mimari doku kısmen yozlaşmış olmakla birlikte, sokak aralarında birçok yerde çarpıcı güzelliğe sahip eski yapılara rastlanır. En güzel eski evlerden biri Şurkav (Şanlı Urfa Kültür ve Araştırma Vakfı) tarafından restore edilen Şurkav Kültür Evi’dir.

Göbeklitepe

Şanlıurfa’ya 20 km’lik bir mesafede, Örencik Köyü yakınlarında Tarihi MÖ. 11 bin yıllarına uzanan, tapınma amaçlı törensel alanlara ait mimari kalıntılar, dikili taşlar ve üzerinde kabartmalı yabani hayvan ve bitki figürlerinin bulunduğu Göbeklitepe Höyüğünde Cilalı Taş Devri’nden kalma bir mabet vardır.

Harran

MÖ. 2000 yılında Ur şehrinin bir ticari kolu olarak kurulduğuna inanılan Harran’ın Sümerce veya Akatça kervan veya geçit yeri anlamına gelen “Harran-U” kelimesinden türediği düşünülmektedir. Moğol İstilasında yıkılan tarihi Harran Üniversitesinin harabeleri ile tarihi Harran evleri görülebilir.

Selahaddin Eyyubi Camii

Şanlıurfa’da Vali Fuat Bey Caddesi’nde (Yeniyol) bulunan Selahattin Eyyubi Camisi’nin bulunduğu yerde Piskopos Nona tarafından 457 yılında yaptırılan Aziz Yuhannes (Vaftizci Yahya) Kilisesi bulunuyordu. Bu yapı aynı zamanda Adalet Sarayı olarak da kullanılmıştır. Selahattin Eyyubi döneminde bu kilisenin üzerine 900–1250 yılları arasında Selahattin Eyyubi Camisi yapılmıştır. Kilise kesme taştan dikdörtgen planlı ve üç nefli ve bazilika plan düzeninde yapılmıştır. Kilisenin üzeri içten beşik tonoz, dıştan da düz dam ile örtülüdür. Neflerin orta bölümü yan neflerden daha geniş ve daha yüksektir. Girişi batı yönünde olup, burada yedi bölümlü bir narteks bulunmaktadır. Camiye çevrildikten sonra narteks son cemaat yeri olarak kullanılmaktadır. Bu bölüm altı yuvarlak sütuna dayanmaktadır. İbadet mekânı oldukça geniş ölçüde pencerelerle aydınlatılmıştır. Bu pencerelerin kenarlarında yarım sütunlar ve birbirlerine dolanmış ejder kabartmaları bulunmaktadır. Ayrıca yarım sütunların başlıkları üzerindeki haç taşıyan azizler ve kuş figürleri de yapının camiye çevrilmesinden sonra sıva ile kapatılmıştır. Bunun dışında yapı içerisinde herhangi bir bezemeye rastlanmamaktadır.

Kilisenin apsisi yarım kubbelidir. Bunlardan orta apsis yan apsislere beşik tonozlu koridorlarla bağlanmıştır. Apsisler Suriye bazilikalarında görüldüğü gibi dışarıya çıkıntılı olmayıp, düz bir duvar şeklindedir. Yan apsislere bitişik olarak beşik tonozlu pastoforium (papaz hücreleri) eklenmiştir.

Bu kilise ile ilgili eski fotoğraflarda yanında mezarlık bulunduğu ve kilisenin de düz bir çatı ile örtülü olduğu anlaşılmaktadır. Yapı uzun yıllar harap durumda kalmış, bir ara elektrik santrali olarak kullanılmış ve 28 Mayıs 1993’te onarılarak Selahattin Eyyubi Camisi olarak ibadete açılmıştır.

Ulucami

Urfa merkezindeki camilerin en eskilerindendir. Eski bir sinagog iken M.S. 435-436’da ölen Piskopos Rabula tarafından St. Stephon Kilisesi’ne dönüştürülmüştür. Kırmızı renkteki mermer sütunların çok olması nedeni ile “Kızıl Kilise” olarak da adlandırılan yapının yerine, 1170-1175 yıllarında Nurettin Zengi tarafından inşa edilmiştir.

Anadolu’daki çok ayaklı camiler grubunda olup, payeler üzerinde kıble duvarına paralel üç sıra çapraz tonozlarla örtülü, yatık dikdörtgen planlıdır. On dört sivri kemerli avluya açılan ve payeler üzerine duran çapraz tonozlarla örtülü son cemaat yeri, Anadolu’da ilk kez Şanlıurfa Ulu Cami’nde kullanılmıştır. Yapının sekizgen çan kulesi bugün minare olarak kullanılmaktadır.

Hz. İbrahim’in Doğduğu Mağara Ve Mevlid-İ Halil Camii

Hz. İbrahim, Mevlid-i Halil Cami avlusunun güneyinde bulunan mağarada doğmuştur. Rivayete göre devrin hükümdarı Nemrut, bir rüya görür. Sabah rüyasında gördüklerini müneccimlerine anlatır. Müneccimlerin “Bu yıl doğacak bir çocuk senin saltanatına son verecektir” demesi üzerine Nemrut, halkına emir salarak o yıl doğacak bütün erkek çocukların öldürülmesini ister.

Sarayın putçusu Azer’in hanımı bu mağarada gizlice İbrahim’i dünyaya getirir. İbrahim 7 yaşına kadar bu mağarada yaşamıştır. İbrahim’in doğduğu mağaranın içerisinde bulunan suyun, şifalı olduğuna ve bir çok hastalığı iyileştirdiğine inanılır.

Hz. Eyyüp Peygamber’in Makamı

Hz. Eyyüp peygamberin, M.Ö. 2100 yılında Suriye’de Şam ile Ramla arasında üst diyarı denilen ülkenin Desniye köyünde dünyaya geldiği rivayet edilmektedir. Cüzzam hastalığına tutulan Eyyüp Peygamber, Rahime adlı karısı ile mağarada çile çekmeye devam ederek Allah’a ibadetten vazgeçmez. Bütün ıstıraplarına rağmen Allah’a asi olmaz. Sonunda, Eyyüp Peygamber imtihanı kazanır, Allah tarafından belirtilen şifalı su ile yıkanarak iyileşir, hanımı ile kendisine mal ve evlat ihsan edilerek daha sonra uzun müddet yaşar. Şanlıurfa merkezinde bulunan Eyyüp peygamberin çile çektiği mağara, Eyyüp Peygamber Makamı olarak ziyaret edilmektedir.

Şuayb Şehri

Harran’a 45 km mesafede, bir ören yeri olup mevcut kalıntılar Roma Devrine aittir. Yüzlerce kaya mezarı üzerine kesme taşlardan yapılar inşa edilmiştir. Bu yapıların bazı duvar ve temel kalıntıları günümüze kadar gelebilmiştir. Şuayb şehri harabeleri arasında bir mağara, Şuayb Peygamberin makamı olarak bilinmektedir.

Halfeti(saklı cennet)

MÖ 855 yılında Asur kralı III. Salmanassar tarafından zapt edildiği zaman Şitamrat adını taşıyordu. Yunanlılar bunu değiştirerek Urima adını vermişlerdir. Süryaniler ise Kal’a Rhomeyta ve Hesna the Romaye adlarını kullanmışlardır. Şehir Arapların eline geçtikten sonra Kal’at-ül Rum adı takılmıştır. 2. yüzyılda Bizanslıların eline geçince bu kez Romaion Koyla adını almıştır.

1280 yılında Beysari komutasındaki Memluk ordusu tarafından kuşatılmış, sonuç alınamayınca şehirdeki Hıristiyan mahalleleri beş gün süreyle yağmalandı. 1290 yılında bu kez Memluk Sultanı Eşref tarafından feth edildi. Ve son kez Memlükler tarafından tamir edilen şehre Kal’at-ül Müslimin adı verildi. Yavuz Sultan Selim zamanında Osmanlılara geçen şehir, zamanımızda da kullanılan Urumgala ve Rumkale adlarını alarak 1954 yılında ilçe haline getirilmiştir.

Kültür

Şanlıurfa mutfağı

  • Urfa kebap
  • Patlıcanlı kebap
  • Domatesli kebap
  • Kazan kebabı
  • Boranı
  • Tırşik
  • Zingil
  • Tırnaklı ekmek
  • Peynirli Ekmek
  • Hamurlu
  • Külünçe
  • Bişe
  • Lahmacun (Kıymalı)
  • Ağzı açık
  • Ağzı yumuk
  • Şıllık (tatlı)
  • Kadayıf (Künefe)
  • Semsek (Bir çiğbörek türevi)
  • Aya köftesi (el ayasında yapılır)
  • Lebeni (Çorba)
  • Tepsi kebabı
  • Yahudi köftesi
  • Lıklıkı köfte
  • Bostana (Ekşili Salata)
  • Açık ekmek (Lavaş)
  • Çiğ köfte
  • Yumurtalı Köfte
  • Hırtleşor (koruk suyuyla yapılan cacık)
  • Döğmeç
  • Su Kabağı
  • Söğülme (Alinazik)
  • Kıyma (Çiğköfte benzeri bulgurlu etsiz yemek)
  • Zerde Pilavı
  • Kalbur Tatlısı
  • Küncülü Akıt
  • Peynirli Helva
  • Kuymak
  • Palıza
  • Sac Katmeri
  • Pekmez Bulamacı
  • Un Bulamacı
  • Tatlı Döğmeç
  • Patlıcan Ezmesi
  • Patatesli Köfte

İçecekler

  • Meyan Şerbeti
  • Koruk Şurubu
  • Biyan Balı
  • Karlamaç

Spor

Futbol

Şehrin en önemli kulübü Şanlıurfaspor’dur ve PTT 1. Lig’de maçlarını 30.000 kişilik Şanlıurfa GAP Stadyumu’nda oynamaktadır.

Şanlıurfa’nın Tarihi Fotoğrafları

Tagged : / / / / /

Türkiye’de Yerleşme

TÜRKİYE’DE YERLEŞME

İnsanların sürekli yaşadıkları, konutlarının bulunduğu ve yararlandıkları alandır.

Yerleşimin temelinde ekonomik etkinlikler ön planda bulunur.Yerleşme coğrafyası beşeri coğrafyanın en önemli bölümünü meydana getirir. Yurdumuzda yerleşme coğrafyası konusundaki çalışmalar 2.Dünya savaşından sonra yoğunlaşmıştır.

Yerleşme Alanlarını Sınırlayan Faktörler

1.İklim:Yerleşmeyi etkileyen en önemli faktörlerin başında iklim gelmektedir.Dünya’da nüfusun ve yerleşmenin en yoğun olduğu alanlar ılıman iklimin hü­küm sürdüğü orta kuşaktır. Sıcak ve nemli ekvatoral bölge, kurak olan çöl bölgeleri ile soğuk ve uzun geçen kışların hüküm sürdüğü yüksek enlemlerde yerleşmelere seyrektir.

2.Yeryüzü Şekilleri:Dağlık, engebeli ve yüksek alanlar, yerleşmelerin az olduğu yerlerdir. Bu alanlarda, tarımsal arazi az, ulaşım zordur. Düz alanlarda, tarım, ulaşım, sanayi çok daha kolay kurulabilmekte ve gelişebilmektedir. Genel olarak yerleşme sınırı ekvatordan kutuplara doğru gidildikçe 0m.ye yaklaşır.

3.Toprak:Yerleşim alanlarının verimli tarım alanları çevresinde yoğunlaşmaktadır. Bu nedenle,Çukurova ve Ege ovaları gibi verimli geniş ovalarımız yoğun nüfusludur. Verimsiz topraklar ve bataklıklar nüfusun az olduğu yerlerdir. Bu nedenle yurdumuzda, Tuz gölü çevresi, Taş eli platosu ve Teke yarımadası yerleşmelerin en az olduğu alanlar arasındadır.

4.Ekonomik Kaynaklar:Ekonomik kaynakların geliştiği, sanayi, ticaret faaliyetlerinin yoğunlaştığı, maden ve enerji kaynakları bakımından zengin olan alanlar nüfusun ve yerleşmelerin fazla olduğu alanlardır. Ekonomik kaynakların yetersiz, bu nedenle iş imkânlarının az olduğu alanlarda yerleşmeler azdır. İklim şartlarının yaşamı zorlaştırmasına rağmen ekonomik kaynaklar yeterliyse yerleşmelerin arttığı görülmektedir.

BAŞLICA YERLEŞME ŞEKİLLERİ

A) KIR YERLEŞMELERİ:

Nüfusu 10.000’in altında olan, ekonomik kaynakları büyük oranda,tarım ve hayvancılığa dayalı yerleşim birimleridir.

 

1.Köy Altı Yerleşmeleri: Köyden küçük yerleşme alanlarıdır. Karadeniz ve Akdeniz Doğu Anadolu, G. Doğu Anadolu’da yaygın olarak görülürler.

Mezra:Tarım ve hayvancılık ön plandadır. Özellikle, Toros Dağları, Kuzey Anadolu Dağları ve Doğu Anadolu’da yaygındır.

Çiftlik:Tarım ve hayvancılık faaliyetleri ön plandadır. Daha geniş arazilere sahiptir.

Yayla:Yaz mevsiminde halkın hayvancılık faaliyetlerini yürütmek amacıyla çıktıkları serin, nemli ve zengin ot topluluklarına sahip alanlardır. Özellikle, Toros Dağları ve Kuzey Anadolu Dağları yaylacılığın yoğun olduğu alanlardır.

Kom:Hayvancılık faaliyetlerinin yürütüldüğü, taştan ya­pılmış basit evler ve ağıllardan oluşan yerleşmelerdir. En yaygın olduğu bölgemiz, Doğu Anadolu Bölgesi’dir.

Oba:Yay­lalarda hayvanların otlatılması amacıyla kurulan çadır yerleşmeleridir. Özellikle, Doğu Karadeniz, Ege, Marmara ve Toros Dağları’nda yaygın olarak görülür.

2)Köy Yerleşmeleri:

Temelde geçimini tarım, hayvancılık ve ormancılıkla sağlayan, nüfusu az olduğu, yerleşim birimleridir. Meskenler yapı malzemesi açısından doğal çevre kaynaklarına bağımlıdır. Ekonomik fonksiyonlarına (tarım, balıkçı köyü vb. ),veya kuruldukları coğrafi alana göre (vadi içi, akarsu boyu, kıyı köyleri vb.) sınıflandırılabilmektedirler.

 

MESKENLERİN YERLEŞİMİNE GÖRE KIR YERLEŞMELERİ:

1.Toplu Kır Yerleşmeleri:Evlerin birbirine yakın olduğu, bir arada bulunduğu yerleşme biçimidir. Su kaynaklarının yetersiz miktarda ve belli yerlerde bulunduğu, geniş ovalık alanlarda su kaynağı çevresinde toplu yerleşmeler egemendir. İç Anadolu, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerimiz su kaynaklarının az olması nedeniyle toplu yerleşmelerin fazla olduğu bölgelerimizdir.

 

2.Dağınık Kır Yerleşmeleri:Su kaynaklarının yeterli olduğu, dağlık, engebeli, tarım topraklarının az ve parçalı olduğu, ulaşımın zor sağlandığı bölgelerde, evler birbirinden uzak, dağınık olarak kurulmuşlardır. Bu evler çoğunlukla tek ev ve eklentilerinden oluşmaktadır. Karadeniz Bölgesi ve özellikle DoğuKaradeniz Bölümü, dağınık yerleşmenin en fazla olduğu alanlardır.

 

B) KENT YERLEŞMELERİ:

Temel geçim kaynaklarının, tarım dışı ekonomik kaynaklardan sağlandığı (sanayi, ticaret, turizm, ulaşım, ticaret vb.) nüfusun fazla olduğu yerleşim alanlarına, kent (şehir) denir. Şehir nüfus oranının en fazla olduğu bölgemiz, Marmara Bölgesi, en düşük olduğu bölgemiz, Karadeniz Bölgesi’dir. Yurdumuzda köy nüfusunun, şehir nüfusundan fazla olduğu tek bölgemiz Karadeniz Bölgesidir)

Fonksiyonlarına Göre Şehirler:

1. Tarım Şehirleri:En önemli ekonomik uğraşın, tarımsalfaaliyetler olduğu yerleşim birimleridir. Geniş tarım alanlarının bulunduğu yerlerde kurulmuştur.(Giresun, Rize, Akhisar, Turgutlu, Salihli, Alaşehir, Ödemiş, Söke, Tire, Karaman, Aksaray, Kırşehir, Nevşehir ve Niğde, Kadirli, Ceyhan, Kilis, Kırıkhan, Burdur, Düzce, Bafra, Erbaa, Niksar, Kırklareli, İnegöl, Lüleburgaz)

2. Ticaret ve Liman Şehirleri:Genel olarak önemli ulaşım hatları çevresinde gelişen kentlerdir. İç ve dış ticaretin yoğun olduğu alanlardır. (İstanbul, İzmir, Mersin, Trabzon, Antalya, Samsun, Zonguldak, Ereğli ve İskenderun)

3. Turizm Şehirleri:Turizm faaliyetlerinin yoğun olduğu şehirlerdir. Bu şehirlerde, nüfus miktarı sabit değildir, mevsime göre büyük farklılıklar göstermektedir. (İstanbul, İzmir, Antalya, Alanya, Kuşadası, Marmaris, Bodrum)
4.Sanayi Şehirleri:Sanayi faaliyetlerinin çok yoğun ve temel geçim kaynağı durumunda olduğu şehirlerdir. (İstanbul, İzmir, Denizli, Manisa, Aydın, Kayseri, Konya, Eskişehir, Erzurum, Malatya, Elazığ, Van, Şanlıurfa, Gaziantep ve Diyarbakır )
5.Madencilik Şehirleri:Çeşitli madenlerin çıkarıldığı veya işlendiği ve buna bağlı olarak nüfusun arttığı şehirlerdir. (Zonguldak, Batman, Murgul, Ergani, Soma, Tavşanlı, Seydişehir)

KENTSEL YERLEŞMELERDE YAŞANAN BAŞLICA SORUNLAR

1.Göçler nedeniyle kentsel nüfus hızla artmaktadır.

2.Konut yetersizliği, gecekondulaşmaya buda düzensiz kentleşmeye neden olmaktadır.

3.Aşırı nüfuslanma çeşitli çevre sorunlarına yol açmaktadır.(çevre kirliliği)
4. Alt yapının yetersiz kalması(yol, su, elektrik, atıksu)

5.Ulaşım hizmetleri aksamakta, trafik sorunları yaşanmaktadır.

6.Sosyal ve kültürel imkânlar giderek yetersiz hale gelmektedir.

Tagged :

Türkiye’de Kentleşmenin Tarihsel Boyutu

Türkiye ‘de kentleşme süreci için 1950 öncesi ve 1950 sonrası olarak iki farlı dönemden söz etmek mümkündür. 1950’ye kadar çok yavaş artış kaydeden ülkemizin kent nüfusu, bu tarihten sonra özellikle kırsal alanlardaki dönüşümlerden kaynaklanan çözülmenin kentlere yönelik yoğun göçlere neden olması sonucunda çok hızlı bir artış kaydetmiştir. 1950’den sonra artan ve kırdan kente yönelik göçlerin şekillendirdiği bu hızlı kentleşme, günümüzde de devam etmektedir. Ülkemizdeki kentleşme süreci yakından incelendiğinde bölgeler arası ekonomik gelişme farklılıklarının giderek büyümesi eskiden beri göç alan merkezlerin daha fazla göç almalarına neden olurken sanayi, turizm ve tarım faaliyetlerinin gelişmesiyle ortaya çıkan ve giderek güçlenen yeni çekim merkezleri ortaya çıkmıştır. Örneğin GAP’la Şanlıurfa, turizmle Antalya ve sanayiyle Tekirdağ son yıllarda hızlı bir kentleşme olgusu ortaya koymuştur. Bir diğer husus ise kentleşmenin mekansal dağılımındaki yeni ve ilginç gelişmelerdir. 1985’te yoğunlaşan Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu’daki terör olayları bu iki bölgede kente yönelik olan göçü çok fazla artırmıştır. Öyle ki bu yıllarda kentleşme hızında Marmara Bölgesi’ni geride bırakmıştır. Başka bir husus da üniversitelerin kurulmasıdır.
Bu kentleşmeye yeni bir boyut kazandırmıştır. Özellikle Çanakkale, Isparta, Muğla ve afyon illerimizde eğitim kaynaklı kentleşme olgusu aşikârdır. Türkiye’deki kentleşme sürecini dönemsel olarak incelemek gerekirse bunu üç dönemde inceleyebiliriz. 1923-1950 Dönemi 1950 öncesinin temel özelliği ülke bütününde güçlü bir kentleşme hareketinin bulunmamasıdır. Bu dönemde bariz olamasa da bir artış gözlenmiştir.  1935’te % 23,5 olan kentleşme oranı 1950’de %25’e ulaşmıştır. Bu dönemde kente olan göçlerden ziyade kent içi dinamiklerin kentsel nüfusu arttırdığı söylenebilir.

Bu dönemde kentten kente göçler yaşanmıştır fakat belirgin bir artış yoktur. Yukarda da değinildiği gibi bu artış tamamen kentlerin iç dinamikleriyle alakalıdır. Yapılan göçler genel itibariyle büyük kentlere olmuştur. Dönemin genel nüfus artışı ‰ 21,7 iken kentsel nüfustaki artış ‰ 22,5’tür.                 B

u dönemde Ankara’nın başkent olması buraya olan göçü oldukça etkilemiştir. Ayrıca normalin üzerinde – iki katını geçen – bir göç hareketi yaşanmıştır. Ankara’daki artış ‰ 61’dir. 1923-1950 dönemi arasında kentsel nüfusun göç almamasındaki temel faktör bu dönemde köy ve kent olgusunun belirgin olmamasıdır. Yani kentlerin köylerden pekte bir farkının bulunmamasıdır. 1950-1980 Dönemi

Özellikle bir önceki döneme oranla 1950 ile 1960 yılları arasında kentleşme oldukça hızlıdır. Hem büyük şehirler göç alırken hem de kentsel statü kazanan birçok il meydana gelmiştir. 1950 sonrası olağanüstü bir kentleşme söz konusudur. 1950’de % 25 olan kentleşme oranı 1980’de % 43,9’a yükselmiştir. Kentsel nüfustaki artış oranı ise bu dönem içerisinde ‰ 15-27’den ‰50-55’e yükselmiştir.

Bu dönemin bir diğer özelliği ise kente olan göçlerin daha çok kırsal kesimlerden olmasıdır. 1950 öncesi dönemde toplam nüfus artışıyla kentsel nüfus artışı arasında fazla fark yok iken bu dönemde kentsel nüfus artışı toplam nüfus artışını oldukça geçmiştir. Buda kentlerdeki nüfus artışının yarıdan fazlasının göçlerden kaynaklandığını ortaya koyar. cigarettes online 1950’den sonra kentleşmenin hızla gelişmesindeki ana unsurlar sosyal ve ekonomik yapıdaki iyileşmelerdir. Özellikle bu dönemde sanayileşme hamleleri, ulaşımda kolaylık sağlamak için demiryollarından ziyade karayoluna yatırım yapılması ayrıca kırsal alanda artan nüfusla ortaya çıkan toprak yetersizliği (bol nüfuslu ailelerde 1950 öncesi ekilen arazi yaşamı idame ettirmeye yeter iken artan nüfus ile birlikte çocuklar arasında arazinin paylaşımı ile birlikte ekonomik gereksinimlerin karşılanamaz duruma gelmesi) kentlerin cazibesini artırmıştır. Bunun yanı sıra kentlerdeki sağlık, alt yapı, kamu hizmetlerinin iyileşmesi de kentleşmenin hızla gelişmesindeki diğer faktörlerdendir.

Bu dönemden sonra artık göçler sadece Ankara ile sınırlı kalmamış sanayi yatırımları ile birlikte İstanbul, İzmir ve Adana gibi büyük şehirlere de yapılmıştır. 1960-1970 Dönemi Bu dönemde kentsel nüfus artışındaki azalmada en etkin faktör kırsal alanların iticiliğini kaybetmesinden dolayıdır. Kırsal alanlara yapılan devlet desteği ve gelir artışlarıdır. İkinci faktör ise dış göçlerin başlamasıdır. Bu dönemde 569.238 kişi dış göçe maruz kalmıştır. 1970-1980 Dönemi Bu dönem ülkedeki 1950’den sonra kentleşme hızının düşük olduğu dönem olarak göze çarpar. Bu düşüşü 1950-1960’ta ‰ 52,4 19-1970’de ‰ 43,5 1970-1980’de ise ‰ 36,1 yıllarındaki oranlarla ortaya koyabiliriz. Bu gerilmenin nedenleri arasında siyasal koşulların yanında sosyo-ekonomik koşulları saymak mümkündür. 1970 sonrası kalkınma hızı düşerken yatırımlar durma noktasına gelir. Ekonomik bunalımlar sonrasında tarım dışı sektörde işgücü talepleri oldukça düşmüştür. Konut, altyapı, kamu hizmetleri hızla artan nüfusa yetersiz gelmeye başlamıştır. Demografik etkende yavaşlatmıştır.  Şöyle ki hızla artan nüfus artış hızını azaltmaya yönelik yapılan politikalardır. Genç nüfusun kentlere göç etmesi yaşlı nüfusun kırsal alanda kalması da kırsal nüfusun artışını engellemiştir. 1980 Sonrası  Kentleşme hareketleri bu dönemden sonra tekrar hızlanmaya başlamıştır. 1980’de ‰ 54,5’e yükselmiştir. Bu süreçte en fazla artış 1980-1985 döneminde görülmüştür. Öyle ki Cumhuriyet döneminin en yüksek kentsel nüfus artışı yaşanmıştır ve kır nüfusu geçerek ‰ 62,6’ya yükselmiştir. Büyük artıştaki önemli rol yönetsel yapılanmalardır. Üç şehir büyük kent statüsü kazanmıştır. Yine bir diğer önemli hususta kentleşmenin boyutu ve dinamikleridir. Geleneksel kentler dediğimiz İstanbul, Ankara, İzmir’in yanı sıra başka şehirlerde göç almaya başlamıştır. Kentleşme hızına etki eden en önemli faktörlerin başında terör olayları, sanayi ve turizm faaliyetleridir. Marmara bölgesinde İstanbul merkezli başlayan kentleşme burada sanayi faaliyetleri nedeniyle çevre illere de sıçramıştır. Akdeniz kıyılarındaki kentleşmenin en önemli nedeni turizmdir. Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki kentleşmenin en önemli sebebi ise zaman zaman şiddetini artıran terör olaylarıdır. Bunlar neticesinde insanlar kendilerini daha güvende hissetmek için bölge kentlerine göç etmişlerdir.

Tagged : /

Milli Parklar

Bilimsel ve estetik açıdan ulusal ve uluslararası ender bulunan tabii ve kültürel kaynak değerlerini koruma, dinlenme ve turizm alanlarına sahip alanlaraMilli Parkdenir.

Milli Park Kriterleri

1.Tabiat ve kültürel kaynak değeri ile rekreasyonel potansiyeli, milli ve milletlerarası seviyede özellik ve önem taşımalıdır.

2.Kaynak değerleri, gelecek nesillerin miras olarak devralacakları ve sahip olmaktan gurur duyacakları seviyede önemli olmalıdır.

3.Kaynak değerleri tahrip olmamış veya teknik ve idari müdahalelerle ıslah edilebilir olmalıdır.

4.Saha büyüklüğü, kaynak değerleri kesafeti yönünden, özel haller ve adalar dışında en az 1000 hektar olmalı ve bu alan bütünüyle koruma ağırlıklı zonlardan meydana gelmelidir. İdari ve turistik amaçlı geliştirme alanları bu asgari saha büyüklüğünün dışındadır.

Continue reading “Milli Parklar”

Tagged :

Türkiye’nin Beşeri Coğrafyası

NÜFUS

Nüfus, belirli bir yerde yaşayan insan sayısını ifade eder.

NÜFUS ARTIŞI

Doğum oranı ile ölüm oranı arasındaki farknüfus artışınıgösterir. Bir ülkede doğum oranı fazla, ölüm oranı az ise nüfus artışı meydana gelir. Ölüm oranı doğum oranından fazla olursa, nüfusta azalma meydana gelir. Genellikle az gelişmiş ülkelerde nüfus artış hızı fazla, gelişmiş ülkelerde ise nüfus artış hızı azdır.

Nüfus artış hızı ile kalkınma hızı arasında bir ilişki bulunmaktadır.

Buna göre;

Nüfus artışının olumlu sonuçları olduğu gibi, olumsuz sonuçları da olabilmektedir.

Continue reading “Türkiye’nin Beşeri Coğrafyası”

Tagged :