Jeotermal Enerji

Jeotermal enerji yerin derinliklerinde birikmiş ısının oluşturduğu sıcak su ve buhardan yapay yollarla elde edilen enerjidir. Basitçe dünyanın iç sıcaklığından türetilmiş güçtür. Jeotermal kaynaklar yoğun olarak aktif kırık sistemleri ile volkanik ve magmatik birimlerin etrafında oluşmaktadır.

Türkiye Jeotermal Enerji Potansiyeli ve Arama Çalışmaları

Bilindiği gibi jeotermal enerji, yenilenebilir, temiz, ucuz ve çevre dostu olan yerli bir yeraltı kaynağıdır. Ülkemiz jeolojik ve coğrafik konumu itibarı ile aktif bir tektonik kuşak üzerinde yer aldığı için jeotermal açıdan dünya ülkeleri arasında zengin bir konumdadır. Ülkemizin her tarafında yayılmış yaklaşık 1.000 adet doğal çıkış şeklinde değişik sıcaklıklarda jeotermal kaynaklar mevcuttur.

Ülkemizin jeotermal potansiyeli oldukça yüksek olup potansiyel oluşturan alanların %78’i Batı Anadolu’da, %9’u İç Anadolu’da, %7’si Marmara Bölgesi’nde, %5’i Doğu Anadolu’da ve %1’i diğer bölgelerde yer almaktadır. Jeotermal kaynaklarımızın %90’ı düşük ve orta sıcaklıkta olup doğrudan uygulamalar (ısıtma, termal turizm, çeşitli endüstriyel uygulamalar vb.) için, %10’ u ise dolaylı uygulamalar (elektrik enerjisi üretimi) için uygundur. Jeotermal enerji uygulamalarında ilk elektrik üretimi 1975 yılında 0,5 MWe güce sahip Kızıldere Santrali ile başlatılmıştır.

 

Dünyada jeotermal enerji kurulu gücü 2018 yılı verilerine göre 14.369 GWe düzeyindedir. Jeotermal enerjiden elektrik üretiminde ilk beş ülke; ABD, Filipinler, Endonezya, Türkiye ve Yeni Zelanda şeklindedir. Elektrik dışı kullanım ise 70.000 MWt’ı aşmış olup dünyada doğrudan kullanım uygulamalarındaki ilk 5 ülke ise ABD, Çin, İsveç, Belarus ve Norveç’tir.

Jeotermal enerji arama çalışmalarına hız verilmiş ve sondajlı jeotermal enerji aramaları 2.000 m seviyelerinden 28.000 m seviyelerine çıkarılmıştır. 2005 yılından itibaren Bakanlığımız desteğiyle, mevcut kaynakların geliştirilmesi ve yeni kaynak alanlarının aranması çalışmalarına ağırlık verilmesi nedeniyle, 2004 sonu itibari ile 3.100 MWt olan kullanılabilir ısı kapasitesi, 2018 yılı Aralık sonu itibari ile ilave 1.900 MWt ısı enerjisi artışıyla 5.000 MWt’e yükselmiştir. 173 adet olan keşfedilmiş jeotermal saha sayısı da sondajlı aramalarla 10 adedi elektrik üretimine uygun olan yeni sahaların keşfiyle 239 sahaya çıkarılmış olup bugüne kadar toplam 632 adet, 410.000 metre sondajlı arama çalışması yapılarak doğal çıkışlar dahil açılan kuyularla yaklaşık 5.000 MWt ısı enerjisi elde edilmiştir.

2008 yılında, Jeotermal Kaynaklar ve Doğal Mineralli Sular Kanunu’nun yürürlüğe girmesi ve özel sektörün de jeotermal arama, geliştirme ve yatırım çalışmaları ile birlikte ülkemiz toplam jeotermal ısı kapasitesi (görünür ısı miktarı) 35.500 MWt’e ulaşmıştır.

Jeotermal enerji yerin derinliklerinde birikmiş ısının oluşturduğu sıcak su ve buhardan yapay yollarla elde edilen enerjidir. Jeotermal kaynaklar yoğun olarak aktif kırık sistemleri ile volkanik ve magmatik birimlerin etrafında oluşmaktadır.Kısa Bilgi :

 

Tagged : /

Doğal Kaynak–Ekonomi İlişkisi

Güneş, su, toprak ve rüzgârın önemini hepiniz biliyorsunuz. Yaşamsal önemlerinin yanı sıra Güneş, su, toprak ve rüzgârın ekonomiyi de etkilediğini duymuş muydunuz? Peki, bu durum sizce nasıl gerçekleşir? Şimdi de bu soruların yanıtlarını bulmaya çalışalım.

1. DOĞAL KAYNAK NEDİR VE NASIL SINIFLANDIRILIR?

Doğada kendiliğinden oluşmuş, insandan önce de var olan ve oluşumunda insan aklının ve teknolojisinin etkili olmadığı zenginlik ve enerji kaynaklarına doğal kaynak adı verilir. Doğal kaynakların sınıflandırılması, bu kaynakların sahip olduğu farklı özelliklere göre yapılabilir. Şimdi, doğal kaynakların nasıl sınıflandırıldığını öğrenelim.

Doğal kaynaklar canlı ve cansız doğal kaynaklar olarak sınıflandırılabileceği gibi, yenilenme durumuna göre de sınıflandırılabilir. Bazı doğal kaynakların yenilenme özelliği yoktur veya yenilenmeleri için çok uzun bir zaman dilimi gereklidir. Madenler, petrol, kömür ve doğal gaz gibi kaynakların miktarı, kullanıma bağlı olarak gittikçe azalmaktadır. Bazı doğal kaynaklar ise tükenmeyen doğal kaynaklar grubunda yer alır. Başta Güneş olmak üzere enerjisini Güneş’ten alan diğer doğal olaylar (rüzgâr, dalga, su kaynakları) yenilenebilir yani tükenmeyen doğal kaynaklar grubundadır. Bazı doğal kaynaklar ise insanların kontrollü kullanımı sonucunda yenilenebilir. Ormanlar, hayvanlar ve toprak gibi doğal kaynaklar bu gruba girer.

Doğal kaynakların oluşum şekilleri de birbirinden farklıdır. Rüzgâr, dalga ve akıntılar, su, ormanlar, hayvanlar ve toprak gibi tükenmeyen ya da belirli koşullar altında yenilenebilen doğal kaynakların oluşumu iklime dolayısıyla Güneş’e bağlıdır. Madenler, ekonomik değer taşıyan minerallerin çeşitli doğal etkenlerle birleşmesiyle oluşur. Kömür, linyit, petrol ve doğal gaz gibi enerji kaynakları ise bitki ve hayvan kalıntılarının yer altında birikerek fosilleşmesi sonucu meydana gelir.

2. DOĞAL KAYNAKLARIN KULLANIM AMAÇLARI

Doğal kaynakların tümü için geçerli olan özellik, insan ürünü olmamalarına rağmen insan yaşamı için vazgeçilmez bir değere sahip olmalarıdır. Bazı doğal kaynaklar, insanın temel yaşamsal faaliyetlerini sağlar. Hava, tatlı su kaynakları, tarım yapılan topraklar, bitki ve hayvanlar ile Dünya’daki yaşamın temel kaynağı olan Güneş bu grupta yer alır.

Doğal kaynakların bir kısmı ise günümüzün vazgeçilmez parçası olan enerji üretimi için kullanılır. Geçmişte su değirmenlerini döndüren akarsuların üzerine günümüzde dev hidroelektrik santraller kurulmakta, yer altı sularından jeotermal enerji elde edilmektedir. Hatta günümüzde ulaşılan ileri teknoloji, dalga ve akıntılar ile gelgit olayı gibi deniz hareketlerinden bile enerji elde edilmesini mümkün kılmıştır (Fotoğraf 3.9). Coğrafi keşifler esnasında dev yelkenli kalyonları hareket ettiren rüzgâr, günümüzde önemli bir enerji kaynağıdır. Petrol, kömür ve diğer madenler insanlar için o kadar önemli olmuştur ki bu kaynakların paylaşımı için büyük savaşlar yaşanmıştır. Orta Doğu’da bitip tükenmeyen savaşların ve terör olaylarının başlıca nedenlerinden biri de bu bölgedeki zengin petrol yataklarıdır. Günümüzde ulaşılan teknoloji sayesinde canlılara ait kalıntılardan bile biyodizel enerji üretmek mümkündür. Metal madenler ise beyaz eşya ve otomobil sanayisinde yaygın olarak kullanılmaktadır.

3. DOĞAL KAYNAKLAR VE EKONOMİK KALKINMA

Dünya’nın ekonomik açıdan gelişmiş ülkelerinin tümü, doğal kaynaklar bakımından da zengin midir? Ya da zengin doğal kaynaklara sahip ülkelerin tümü ekonomik açıdan kalkınmış mıdır? Şimdi aşağıdaki etkinliği yaparak bu soruların yanıtlarını arayalım.

Bir ülkenin doğal kaynaklar bakımından zengin olması, ekonomik kalkınma için önemlidir. Ancak doğal kaynaklar bakımından zengin olmak, o ülkenin kalkınması için tek başına yeterli bir koşul değildir. Bu durumun tipik örneklerinden biri Afrika ülkelerinden Nijerya’dır. Bu ülke, zengin petrol yataklarına sahip olmasına karşın ekonomik açıdan kalkınmamıştır ve halkın yaşam standartları oldukça düşüktür. Bu durumun en önemli nedeni ise Nijerya’nın sahip olduğu doğal kaynakları işleyecek gelişmiş teknoloji, sermaye ve yetişmiş iş gücüne yeterince sahip olmamasıdır. Petrol veya doğal gaz kaynakları bakımından zengin olan birçok ülke ise kalkınmakta olan ülkeler arasındadır. Venezuela, Brunei, Katar, Kazakistan ve Azerbaycan gibi ülkeler bu duruma örnek olarak gösterilebilir.

Doğal kaynaklar bakımından zengin olan ülkelerin bir kısmı ekonomik açıdan da kalkınmıştır. Bu grupta yer alan ülkeler, sahip oldukları doğal kaynakları çıkartacak veya işleyecek teknolojiye ve sermayeye sahiptirler. Aynı zamanda bu ülkelerde yetişmiş iş gücü sıkıntısı da yoktur. Amerika Birleşik Devletleri, Kanada ve Rusya gibi ülkeler hem doğal kaynaklar bakımından zengin hem de kalkınmış ülkeler arasındadır.

Dünya üzerinde yeterli doğal kaynaklara sahip olmayan buna karşın ekonomik açıdan kalkınmış ülkeler de vardır. Bu ülkelerde sanayi kolları gelişmiştir ve sermaye birikimi fazladır. Her alanda yetişmiş iş gücüne de sahiptir. Ham maddeyi diğer ülkelerden alır ve bunları işleyip sanayi ürünü olarak başka ülkelere satarlar. Japonya ve Güney Kore, doğal kaynaklar bakımından fakir olan ancak ekonomik açıdan kalkınmış ülkelere örnek olarak gösterilebilir.

Sanayi ve ticaret etkinlikleri bakımından gelişmemiş, yeterli sermaye ve yetişmiş iş gücüne sahip olmayan ülkelerin bir kısmı doğal kaynaklar bakımından da fakirdir. İşte bu ülkeler, dünyanın ekonomik açıdan en az gelişmiş ülkelerini oluşturur. Genelde Afrika Kıtası’nda yer alan bu ülkelere Nijer, Malavi, Orta Afrika Cumhuriyeti, Burundi ve Somali örnek olarak gösterilebilir.

Tagged :

Türkiye’de Güneş Enerjisi Potansiyeli

Türkiye, güneş enerjisi potansiyeli açısından birçok ülkeye göre çok şanslı durumdadır. Güneş; tüm evren için en önemli enerji kaynağıdır. Ülkemiz coğrafi konumu açısından diğer ülkelere nazaran çok önde ve enerji konusunda avantajlıdır. Güneş, dünyaya saniyede yaklaşık 170 milyon MW enerji göndermektedir. Yapılan birçok akademik ve bilimsel araştırmaya göre; saniyede dünyamıza gelen güneş enerjisinin, ülkemizin bir yıllık enerji üretiminin 1700 katı olduğu söylenmektedir.

Ülkemiz, ortalama 110 gün gibi çok yüksek bir enerji potansiyeline sahip olmakla birlikte, gerekli ve uygun yatırımların yapılması ve uygulanması halinde gerekli olan güneş enerjisi sağlanmış olacaktır. Böylece ülkemizin coğrafi konumundan dolayı şanslı olduğu güneş enerjisini daha verimli hale getirmiş olacağız.

Türkiye’de Bölgelerin Güneş Enerjisi Alma Potansiyeli

Ülkemiz, coğrafi konumu açısından gerçekten diğer ülkelere nazaran çok daha kullanışlı ve verimlidir. Enerji; yenilenebilir bir kaynaktır. Özellikle; güneş enerjisi Türkiye açısından çok daha büyük bir yere ve konuma sahiptir. Türkiye güneş enerjisi potansiyeli olarak çok daha büyük bir alana sahiptir.

Türkiye’nin diğer bölgelerine nazaran en fazla ve en çok güneş alan bölgesi Güneydoğu Anadolu Bölgesi’dir. Ardından Akdeniz Bölgesi en fazla güneş alan bölgedir. Devamını Doğu Anadolu bölgesi, İç Anadolu bölgesi ve Ege bölgesi takip etmektedir. Marmara Bölgesi bu sayılan bölgelere nazaran daha az güneş alan bölgedir. Türkiye’nin neredeyse güneş enerjisi yok denecek kadar az olan bölgesi ise; Karadeniz bölgesidir.

Bu araştırmalara göre; ülkemizin en çok ve en az güneş enerjisi üretebildiği aylar Haziran ve Aralık aylarıdır. Türkiye’nin bölgeleri arasında, en fazla güneş alan ve en fazla güneş enerjisi üretebilen bölgeler arasında öncelik, Güneydoğu Anadolu ve Akdeniz sahillerinindir.

Türkiye’de Güneş Enerjisi Kullanım Alanı Açısından Bilgilendirme

Türkiye güneş enerjisi kullanım potansiyeli açısından gayet iyi durumdadır. Buna rağmen; ülkemizde bu konu ile ilgili gerekli çalışmalar ve teşvikler yapılamamaktadır. Ülke olarak bu enerjiyi yaygınlaştıramamaktayız. Bu zamana kadar kurumların, derneklerin yapmış oldukları araştırmalar tecrübeye aktarıldığı ve uygulandığı takdirde, ülkemizin enerji potansiyelinden hep birlikte yararlanmış oluruz.

Türkiye’de Güneş Enerjisi Kullanımı

Ülkemizde yaygın olarak, güneş enerjisi kullanımı yapılan sistem su ısıtma sistemleridir. Sıcak su ısıtması ise; güneş kolektörleri ile sağlanmaktadır. Güneş kolektörleri, Ege ve Akdeniz bölgelerinde yaygın olarak kullanılmaktadır. Türkiye’de güneş kolektörü sektöründe birçok firma bulunmaktadır. Yapılan araştırmalara göre; bir yıllık üretim hacminin 750 bin m2 olduğu, bu elde edilen üretimin  bir kısmının da ihraç edildiği görülmüştür. Durum böyle olunca, Türkiye güneş kolektörü üreten firmalar ve kullanıcıları açısından oldukça yüksek sayıya sahiptir.

Türkiye güneş enerjisi potansiyeli kullanımı açısından faydalandığı bir diğer araç ise; güneş panelleridir. Güneş panelleri elektrik şebekesi olmayan, merkezi yerleşim yerlerine uzakta kalan bölgelerde ekonomik yönden de uygun olduğu için kullanılmaktadır.

Türkiye’de enerji kullanımda kaynak olarak bir sorun yoktur, yalnızca elektrik üretimi açısından bölgesel farklılıklar vardır. Bu nedenlerden dolayı daha temiz bir çevre ve yarınlar için Doğu Karadeniz Bölgesi dışındaki bölgelerde temiz enerjiler tercih edilmeli, fotovoltaik sistemlerin kullanılmasına imkan tanınmalıdır.

 

 

Kaynak : ekolojist.net/turkiyede-gunes-enerjisi-potansiyeli/

 

 

Tagged : / / / / / /

Türkiye Uranyum Toryum Yatakları

Günümüzde maden kaynakları arasında uranyum ve toryumun önemli yeri bulunmaktadır. Özellikle savunma ve askeri alanlarda kullanılıyor olması bu madenlerin önemini başka boyutlara çekmektedir. Türkiye’de bulunan uranyum ve toryum yatakları aşağıda verilmiştir. Kaynakların yerlerini daha kalıcı olarak öğrenme için aşağıda bulunan haritaya bakabilirsiniz.

Türkiye Uranyum Yatakları;

  1. Yozgat/Sorgun
  2. Uşak/Fakılı Köyü
  3. Manisa/Köprübaşı
  4. Aydın/Çavdar-Demirtepe

Türkiye Toryum Yatakları;

  1. Eskişehir/Beylikahır

Türkiye Uranyum Toryum Yatakları

 NÜKLEER ENERJİ HAMMADDE KAYNAKLARIMIZ

Prof. Dr. Halis ÖLMEZ
Ondokuz Mayıs Üniversitesi

1. GİRİŞ

29 Kasım 2007 günü Isparta’da düşen Atlasjet firmasına ait uçakta hayatını kaybeden Boğaziçi Üniversitesi Fizik Bölümü’nde görevli Prof. Dr. Engin Arık, İsviçre’deki Avrupa Nükleer Araştırmalar Konseyi’nde (CERN) çalışmalar yapıyor ve toryum üzerine yaptığı araştırmalarla tanınıyordu. Bu kaza Türkiye’yi çok bilinmeyen bir zenginliğimizle tanıştırdı. Bu zenginliğimiz “toryum yataklarımızdı”. Bu arada Nükleer Güç Santrallerinin Kurulması ve İşletilmesi İle Enerji Satışına İlişkin 5710 sayılı Kanun‘un TBMM’de 09.11.2007 tarihinde kabul edilmesi ve 2008 yılında Ülkemizde nükleer güç santrallerinin kurulmaya başlanacak olması, Türkiye’nin sahip olduğu uranyum ve toryum maden rezervlerinin değerlendirilmesi konusunu kamuoyunun gündemine taşıdı.
Uranyum ve toryum bileşikleri nükleer enerji ham maddeleridir ve birçok mineralin yapısında yer alırlar. Her iki radyoaktif element de yer kabuğunda doğal olarak bileşikleri halinde bulunur. Nükleer güç reaktörlerinde yakıt olarak kullanılan uranyum, yer kabuğundan çıkarıldıktan sonra birçok ayırma, saflaştırma ve şekillendirme işlemlerinden geçirilerek yakıt haline getirilir. Toryum bileşikleri ise uranyum gibi yakıt haline getirildikten sonra doğrudan güç reaktörlerinde kullanılamazlar. Ancak uranyumla çalışan bir reaktörde ışınlanarak bölünebilen maddelere dönüştürülürler ve enerji verebilir hale getirilirler. Halen dünyada toryumlu yakıtlarla ilgili çeşitli araştırmalar sürdürülmektedir.

2. URANYUM

Uranyum elementinin sembolü U, atom numarası 92, atom ağırlığı 238,0289 g / mol’dür. 25 °C’de gri renkli katı bir metaldir. Periyodik cetvelin f-bloğunda yer alır. Uranyum, 1789 yılında keşfedilmiş ve 1896 yılında Henri Becquerel tarafından radyoaktif olduğu bulunmuştur. Yoğunluğu 19,07 g / mL’dir (kurşundan % 65 daha yoğun). Erime noktası 1132 °C, kaynama noktası 3818 °C’dir. Çelikten daha yumuşaktır. Uranyum mineralleri, uraninit (pehblend), autinit, tobernit, koffinittir. Minerallerde bulunan uranyum, kimyasal reaksiyonlar sonucunda uranyum okside (U3O8) veya diğer bileşiklerine dönüştürülür. Metalik uranyum, KUF5 ve UF4 bileşiklerinin elektrolizi ile elde edilir. Uranyum cama katıldığı zaman ilginç sarı-yeşil bir renk verir. Başlıca seramiğe renk vermede, enerji üretim reaktörlerinde, hidrojen bombası yapımında, nükleer yakıt ve nükleer patlayıcı olarak kullanılır. Yaklaşık olarak 1 kg pehblend minerali nükleer güç santralinde kullanıldığında elde edilen enerji, 12 ton kömürden elde edilen enerjiye eşdeğerdir.
Uranyum fisyon yaparak (bölünerek) enerji veren bir radyoaktif elementtir. Bu özelliği sebebiyle, nükleer güç santrallerinde yakıt olarak kullanılmaktadır. Doğal uranyumlu yakıt, ağır su (D2O, döteryum oksit) ile soğutulan reaktörlerde kullanılırken, hafif su (H2O, normal su) ile soğutulan reaktörlerde ise zenginleştirilmiş uranyumlu yakıt kullanılmaktadır.

2.1. Dünya Uranyum Kaynakları ve Uranyum Talebi

Dünyada şu anda bilinen toplam görünür uranyum kaynağı 3 169 238 ton U, muhtemel uranyum kaynağı 3 673 950 ton U ve mümkün uranyum kaynağı ise 7 539 300 ton U’dur. Görünür uranyum kaynaklarının 9 130 tonu (% 0,29’u) ülkemizde bulunmaktadır.
2005 yılı verilerine göre, dünyada işletme halinde bulunan 367 GWe net üretim kapasitesine sahip 440 nükleer reaktörün uranyum yakıt talebi 70 600 tondur. 2025 yılında net elektrik üretim kapasitesinin 450 000 GWe’e ve uranyum talebinin ise 100 000 tona yükselmesi beklenmektedir. Bu eğilim, dünyada uranyum arama çalışmalarının hızlanmasına ve uranyum üretiminin artmasına yol açmıştır.
2005 yılı verilerine göre, dünya U3O8 üretiminde ilk sırayı % 28 üretim payı ile Kanada almakta, bu ülkeyi % 23 üretim oranı ile Avustralya izlemekte, daha sonra Kazakistan (% 10), Rusya Federasyonu (% , Namibya (% , Nijerya (% 7) ve diğer ülkeler gelmektedir.

2.2. Ülkemizin Uranyum Rezervi

Ülkemizde 1953 yılından bu yana MTA Genel Müdürlüğü tarafından yürütülen arama çalışmaları sonucunda; Yozgat-Sorgun (3 850 ton U3O8, % 0,10 U3O8 tenörlü), Salihli-Köprübaşı (2 852 ton U3O8, % 0,04-0,05 U3O8 tenörlü), Aydın-Demirtepe (1 729 ton U3O8, % 0,08 U3O8 tenörlü), Uşak-Fakılı (490 ton U3O8, % 0,05 U3O8 tenörlü), ve Aydın-Küçükçavdar (208 ton U3O8, % 0,04 U3O8 tenörlü) sahalarında ekonomik olabilecek uranyum rezervleri bulunmuştur. Ayrıca Çanakkale-Ayvacık’ta yaklaşık % 0,1 U3O8 tenörlü 250 ton U3O8 tespit edilmiştir. Türkiye’nin toplam uranyum rezervinin 10 000 ton U3O8’in üzerinde olduğu söylenebilir. Kırşehir-Kırıkkale bölgesinde 2005 yılında başlayan uranyum arama çalışmalarına devam edilmektedir.

2.3. Ülkemizin Uranyum Rezerv Payına Göre Değerlendirilmesi

Maden rezerv payına göre ülkelerin değerlendirilmesinde kıstas, dünya maden kaynakları içinde ilgili ülkenin sahip olduğu paydır. Ülkemiz dünya kara yüzölçümünün % 0,5’ine, dünya nüfusunun % 1’ine sahiptir. Dünya maden rezervleri içinde Türkiye’nin payı, bu oranlardan seçilen birine göre fazlaysa ülke zengin, az ise fakir demektir. Bu yaklaşımla dünya rezervleri içinde % 0,5’ten fazla paya sahip olduğumuz madenler ülkemiz için önemli madenler olarak nitelenebilir. Ülkemiz uranyum madeni açısından zenginlik sınıflandırılmasında normal-fakir sınıfta yer alır.

Türkiye’nin nükleer hammadde rezervleri

3. TORYUM

Toryumun sembolü Th, atom numarası 90, atom ağırlığı 232,0381 g / mol’dür. Periyodik cetvelde aktinit serisinin ikinci üyesidir. Yer kabuğunda tabii olarak bulunan zayıfça radyoaktif bir metaldir. Oda şartlarında (25 °C) gümüşümsü beyaz renkli bir katıdır. Havada kararlıdır. Parlaklığını aylarca muhafaza edebilir. Yoğunluğu 11,72 g / mL, erime noktası 1842 °C ve kaynama noktası 4820 °C’dir. 1828 yılında J. J. Berzelius tarafından keşfedilmiştir. Yer kabuğunun % 0,0007′lik kısmını oluşturur. Toryum oksit (ThO2), tüm oksitler içinde kaynama noktası (3 300 °C) en yüksek olan oksittir. Toryum, uranyum gibi, tabiatta serbest halde bulunmaz ve 60 civarında mineralin yapısı içinde yer alır. Monazit, euksenit, allanit, samarskit, bastnasit, serit, polikras, betafit, piroklor ve torit gibi bazı radyoaktif mineraller toryum da içerirler. Toryum üretiminde, bu minerallerden sadece monazit [(Ce, La, Nd, Th, Y)PO4] ve torit [(Th, U) SiO4] kullanılmaktadır. Bu mineraller de genellikle nadir toprak elementleri (lantanitler, skandiyum ve itriyum) ile birlikte bulunurlar.

Toryum, yüksek sıcaklıklarda magnezyumun direncini artırmak amacıyla alaşımlarda, elektronik cihazlarda ve aydınlatmada tungsten tellerin kaplanmasında, yüksek sıcaklığa dayanıklı kroze, pota ve seramiklerin yapımında, yüksek kaliteli kamera merceklerinde, çeşitli endüstriyel üretimlerde katalizör olarak ve nükleer teknolojide kullanılmaktadır.

3.1. Nükleer Enerji ve Toryum

Toryum kendiliğinden bölünebilme yeteneğine sahip değildir. Bu yüzden doğrudan nükleer yakıt olarak kullanılamaz. 232Th (toryum-232) izotopunun, bir nötron yutarak, fisyon yapabilen (fisil) bir izotop olan 233U ‘e dönüştürülmesi gerekir. 232Th ‘nin düşük enerjili nötronlarla reaksiyonu (nötron yutumu) sonucunda, önce kararlılığı daha az olan 233Th oluşur. Yarılanma süresi 23 dakika olan 233Th ise, bir beta parçacığı (b) yayarak, yarılanma süresi 27 gün olan, 233Pa (protaktinyum–233)’e dönüşür. 233Pa, bir beta ve gama parçacığı (g) yayarak bölünebilen 233U ‘e (yarılanma süresi 163 000 yıl) dönüşmektedir. Böylece 232Th, 235U veya 239Pu (plütonyum-239) gibi bir fisil maddeyle birlikte kullanılarak, aşağıdaki şekilde görüldüğü gibi üretkenlik döngüsüne başlar.

  Toryum yakıt döngüsünde uranyumdan daha az plütonyum ve diğer trans-uranyum elementleri üretildiğinden, toryum, nükleer santrallerin en temiz yakıtı olarak kabul edilir. Çevreye daha az zarar vermesi açısından da ileride nükleer reaktörlerde uranyum yerine kullanılması düşünülmektedir.
Toryumun nükleer yakıt olarak kullanılması ile ilgili çalışmalar halen devam etmektedir. Ancak günümüzde toryumla çalışan ticari ölçekli bir nükleer reaktör bulunmamaktadır.
Toryumlu yakıt denemeleri 1960 yıllarının ortalarında başlamış olmasına rağmen güç reaktörlerinde kullanılmasına 1976 yılında başlanmıştır. Almanya, Hindistan, Japonya, Rusya, İngiltere ve ABD’de araştırma/geliştirme çalışmaları sürdürülmektedir. Almanya’da geliştirilen 300 MWe gücündeki toryum yüksek sıcaklık reaktörü, yarısından fazlası Th/U olan yakıtla 1983 – 1989 yılları arasında başarıyla işletilmiştir. 60 MWe Lingen kaynar sulu reaktöründe ise Th/Pu tabanlı yakıt test elemanı kullanılmıştır.
Amerika’da Shippingport reaktöründe, toryum tabanlı yakıtların basınçlı su reaktörlerindeki kullanımı incelenmiş ve toryum kullanımının işletme stratejisi veya reaktör kalbi güvenlik sınırlarını etkilemediği sonucuna varılmıştır. 1977 – 1982 yılları arasında hafif sulu üretken reaktör anlayışı da bu reaktörde başarıyla denenmiştir.
Zengin toryum kaynaklarına sahip olan Hindistan, toryuma dayalı olarak geliştirdiği nükleer programını uygulama safhasında bulunmaktadır.
Günümüzde geliştirilmekte olan yenilikçi nükleer fisyon teknolojilerinde de toryum önemli bir yere sahiptir. Kanada tarafından geliştirilen Yeni Nesil CANDU Reaktörü (CANDU-X), Rusya tarafından geliştirilen Gaz Türbinli Modüler Helyum Reaktörü (Gas Turbine Modular Helium Reactor, GT-MHR), Japonya-Rusya ve ABD tarafından geliştirilen FUJI Tuz Erimli Reaktör (FUJI Molten Salt Reactor), Güney Afrika tarafından geliştirilen Çakıl Yataklı Modüler Reaktör (Pebble Bed Modular Reactor, PBMR), Rusya, İsrail ve ABD tarafından geliştirilen Radkowsky Toryum Yakıtlı Reaktör (Radkowsky Thorium Fuel Reactor, RTFR) ve Avrupa ülkeleri tarafından geliştirilen Enerji Yükseltici (Energy Amplifier) teknolojileri, yakıt çevrimlerinde toryuma yer veren teknolojiler olarak göze çarpmaktadır.

3.2 Dünya Toryum Kaynakları
Toryum tabiatta uranyumdan yaklaşık üç kat daha fazla bulunur. 2006 verilerine göre Dünyada bilinen toplam toryum rezervinin 2,5 milyon ton olduğu ve ortalama % 6–7 civarında toryum oksit içerdiği söylenebilir.

3.3 Türkiye’nin Toryum Rezervi ve Yapılan Çalışmalar
1959 yılı sonlarına doğru MTA tarafından yapılan araştırmalar sonucunda, Eskişehir’e bağlı Sivrihisar ilçesinin kuzey batısında, Kızılcaören, Karkın ve Okçu Köyleri arasında yer alan 15 km2‘lik bir sahada, toryumun yanı sıra nadir toprak elementleri, barit ve fluorit de içeren karmaşık yapılı yataklara rastlanmıştır. 1977 yılında MTA tarafından hazırlanan rapora göre bölgedeki cevherin ortalama tenörü % 0,21 ThO2 olup, toplam rezerv yaklaşık 380 000 ton ThO2 civarındadır. Toryum, monazit ve torobastnazit minerallerinin kafes yapısında yer almaktadır. Toryum tenörü, seçme numunelerde % 3′e kadar çıksa da yatağın ortalaması % 0,2′dir. Toryum ihtiva eden Sivrihisar cevher yatağındaki, Yaylabaşı ve Kocayayla bölgelerinde yeterli sayıda sondaj yapılamadığından bu bölgelere ait kesin rezerv tespiti mevcut değildir. Bu bölgelerle birlikte, Malatya-Hekimhan-Kuluncak, Kayseri-Felâhiye ile Sivas ve Diyarbakır il sınırları içinde rastlanan toryum yataklarında gerekli çalışmaların yapılması sonucunda, ülkemiz toryum rezervinin artacağı tahmin edilmektedir. Bulunan ve araştırılmakta olan toryum yatakları ile, Türkiye’nin, dünyanın en büyük toryum rezervine sahip ülkelerden biri konumunda olduğu söylenebilir. Anadolu’da, toryumun çıktığı yerde ot bitmediği, söylenir. Teknolojik sorunların çözülebilmesi şartıyla, Türkiye, nükleer enerji hammaddesi olan toryum açısından önemli bir potansiyele sahiptir ve zenginlik sınıflandırmasında toryum madenimiz çok zengin maden sınıfında bulunmaktadır. Dünya maden potansiyeli içerisinde ülkemizin payına bakıldığında ise, toryum (basnazit) madeninde önemli miktarda rezerve sahip olduğumuz görülmekte ve rekabet gücümüzün yüksek olduğu anlaşılmaktadır. Ancak ortalama tenörün düşüklüğü (% 0,2) ve rezervin yapısının karmaşık olması, toryumun tek başına ekonomik olarak çıkarılabilirliğini güçleştirmektedir.
Eskişehir Sivrihisar yöresi cevherinde bulunan mineraller ile nadir toprak elementleri ve toryumun ayrılma/saflaştırma teknolojisinin geliştirilmesi konusundaki çalışmalar 2003 yılından beri TAEK, MTA ve ETİ-Holding tarafından ortaklaşa yürütülmektedir. Bu çalışmalar sonucunda elde edilmesi planlanan toryum oksidin ayrılma/saflaştırma teknolojisinin geliştirilmesi ile enerji sektöründe kullanılabilirliği araştırmaları, TAEK’de “Nükleer Yakıt Teknolojisi Geliştirilmesi” projesi kapsamında yürütülmektedir. Eti Maden İşletmeleri Genel Müdürlüğü’ne ait bu maden sahasında, 9. Kalkınma Planı döneminde (2007 – 2013), gerekli yatırımlar yapılarak üretime geçilebileceği ümit edilmektedir.
Aralık-2007′de yapılan çalışmalar hakkında bilgi veren Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler, ‘Bakanlık olarak toryumun nükleer enerji üretiminde kullanılması konusunda 90′lı yıllardan beri önemli çalışmalar yaptıklarını, toryumu nadir toprak elementlerinden ayrıştırmayı başardıklarını’ açıklamıştır.

Eskişehir-Beylikova cevher sahası galerisi ve cevherin yakından görünümü

4. NÜKLEER YAKIT VE DIŞ BAĞIMLILIK

Nükleer yakıt olarak kullanılan uranyumla ilgili yakıt teknolojisi pek çok ülkede mevcuttur. Üretilen yakıt uranyum fiyatları ise düşük oranlarda (Ekim-2005’de 81,25 $ / kgU) seyretmektedir. Dünyadaki uranyum stoklarının ve rezervin fazlalığı nedeniyle görünür gelecekte yakıt maliyetinde fazla bir değişim beklenmemektedir. Ayrıca nükleer enerjide yakıt maliyetinin toplam üretim maliyeti içindeki yeri de oldukça azdır (yaklaşık % 10–12). Bu arada, nükleer santrallerin bir özelliği de taze yakıtın kolayca depolanabilmesidir. Böylelikle uzun süre yakıt üreticilerine bağlı kalmadan enerji üretimi mümkün olmaktadır. Bu gerçekler ışığında, dünyada uranyuma olan talebin devam edeceğinin kaçınılmaz olduğu söylenebilir. Ülkemizde şimdilik bulunduğu tespit edilen toplam 9 129 ton U3O8’e denk uranyum rezervlerinden elde edilecek uranyumun, günümüz şartlarında yakıt olarak kullanılması, dünya piyasalarıyla karşılaştırıldığında, ekonomik gözükmemektedir.
Uranyumun yanı sıra ülkemizde şimdilik bulunduğu belirlenen toplam 380 000 ton ThO2 ’e eşdeğer toryum rezervinin ise ortalama tenörü (yaklaşık % 0,2) oldukça düşüktür. Unutulmaması gereken bir diğer husus da toryumun tek başına fisil madde, yani nükleer yakıt, olmamasıdır Günümüzde dünyada toryum tabanlı yakıt çevrimi ticari olarak kullanılmamaktadır. Bu nedenle ülkemizde bulunan toryum kaynağının ekonomikliğinin değerlendirilmesi kolay değildir. Ekonomikliği bugün için sorgulansa bile, uranyum ve toryum yerli kaynaklarımızın varlığı, gelecekte nükleer enerji kullanımında ülkemiz için bir güvence oluşturmaktadır.

5. SONUÇ

a. Günümüzde dünyada ekonomik olarak kullanılan yakıt teknolojileri dikkate alındığında, Ülkemizin şu anda nükleer enerji hammaddeleri açısından zengin olduğunu söyleyebilmek zordur.

b. Uranyum yakıt maliyetinin düşük olması, yakın gelecekte nükleer enerji üretimi için uranyum kullanımını en akılcı yol olarak göstermektedir.

c. Toryumun kendisi doğrudan kullanılabilecek bir nükleer yakıt değildir, yakıt olarak kullanılabilmesi için 235U veya 239Pu gibi fisyon yapabilen maddelere ihtiyaç duyulmaktadır. Günümüzde, toryumun, 235U veya 239Pu ile birlikte kullanıldığında, % 20–30 civarında uranyum tasarrufu sağlayacağı düşünülmektedir.

d. Dünya toryum rezervi toplam 2,5 milyon ton civarındadır ve ortalama tenörü (% ThO2 miktarı) % 6–7 civarındadır. Ülkemizde ise sadece Eskişehir-Sivrihisar yöresinde yaklaşık 380 000 ton görünür ThO2 ve önemli miktarda nadir toprak elementi cevher rezervi belirlenmiştir. Bu rezerv miktarı ile Türkiye % 15’lik payla dünyada en üst sıralarda bulunmaktadır. Ancak ülkemiz toryum cevherlerinde toryum tenörü, seçme numunelerde % 3′e kadar çıksa da yatağın ortalaması % 0,2′dir. Bu rezervde tespit edilmiş olan ortalama tenörün düşüklüğü ve rezervin karmaşık yapıda olması, toryumun tek başına ekonomik olarak çıkarılabilir olmaktan uzak olduğunu yani rezervin ekonomik olmadığını göstermektedir.

e. Halen dünyada toryumla çalışan ticari ölçekli bir nükleer santral bulunmamaktadır. Bunun sonucu olarak da toryumun enerji hammaddesi olarak tüketimi yok denecek düzeydedir. Toryum tabanlı nükleer enerji üretimi için, günümüz şartlarında ekonomik olmayan, yüksek yatırım ve işletme maliyeti gerektiren tesislerinin kurulmasına ihtiyaç duyulmaktadır. Bu nedenle ülkemizde bulunan toryumun mamul veya maden olarak satışı bugün için söz konusu değildir. Ancak bilinen dünya petrol rezervlerinin en çok 50 yıl sonra biteceği, toryum savaşlarının başlayabileceği ve Türkiye’nin çok önemli bir ülke konumuna geleceği dikkate alınarak, ülkemizde mevcut toryum cevherinin nadir toprak elementlerinden ayrılarak toryumun kazanılmasına ve toryum tabanlı yakıt çevrimi konusundaki araştırma ve geliştirme çalışmalarına devam edilmelidir.

f. Toryumun, gelecekte, nükleer silahların sökülmesinden veya elinde kullanılmış yakıtın ayrıştırılmasından elde edilen plütonyum stoku bulunan ülkelerde, bu stokların tüketilmesi amacıyla ticari olarak nükleer santrallerde kullanılması beklenmektedir.

g. Gelecekte daha ekonomik, güvenilir ve güvenlik yönünden daha geliştirilmiş nükleer teknolojiler dünyada yaygın olarak kullanılacaktır. Ülkemiz yenilikçi nükleer teknolojileri yakından izleme ve bu gelişmelerden uzak kalmama kararındadır. Bu cümleden olarak, Uluslararası Atom Enerji Ajansı (UAEA), nükleer enerjinin 21.yüzyıl enerji kaynakları içerisinde yerini alabilmesi için yapılması gerekenleri saptamak ve hem nükleer teknoloji üreticisi hem de nükleer teknoloji kullanıcısı UAEA üyesi ülkeleri bir araya getirerek, nükleer reaktörler ve yakıt çevrimlerinde yapılması gereken yenilikleri belirlemek amacıyla, “Uluslararası Yenilikçi Nükleer Reaktörler ve Yakıt Çevrimi” adında bir proje başlatmıştır. Türkiye Atom Enerjisi Kurumu (TAEK), 2000 yılında bu projeye katılma kararı almıştır ve 2001 yılından bu yana da söz konusu projenin aktif bir üyesi olarak çalışmalarda bulunmaktadır.
Teknolojik sorunlar çözülerek toryumun yeni tip enerji üretiminde kullanılabilmesi durumunda, toryum, 21. yüzyılın en stratejik elementleri arasında yer alacak, geleceğin enerji kaynağı haline gelebilecek ve Türkiye enerji sorununu tamamen çözerek yabancılara muhtaç olmaktan kurtulabilecektir. Çünkü Türkiye kendine ebediyen yetecek bir toryum rezervine sahiptir.

Yararlanlılan Kaynaklar:

1.cografyabilim.wordpress.com
2. www.taek.gov.tr/,
3. DPT Müsteşarlığı, Dokuzuncu Kalkınma Planı (2007–2013), Madencilik Özel İhtisas Komisyonu Raporu, Mart – 2006.

Detaylı Makele : Link

Tagged : / / /

Ham Madde, Üretim ve Pazarın Küresel Ticarete Etkisi

.  Ticaret, kâr amacıyla mal ve hizmetlerin alınıp satılmasıdır.

.  Bu mallar arasında ham madde önemli yer tutar.

.  Ham madde, bir ürün elde etmek için gerekli olan maddelerin işlenmeden önceki halidir.

.  Ham madde günümüz sanayisinin temel ihtiyaçlarındandır.

.  Besin, maden, tekstil, ilaç, kimya, makine sanayi alanlarında birçok ham madde kullanılmaktadır.

.  Sanayinin gelişmiş olduğu yerler ile ham madde sağlanan yerler her zaman aynı alanlarda değildir. Bu nedenle ham maddenin bulunduğu yerler ile sanayinin gelişmiş olduğu yerler arasında yoğun bir ticari ilişki vardır.

Gelişmiş Ülkeler Gelişmemiş Ülkeler
Sanayi gelişmiştir. Sanayi gelişmemiştir.
Dışarıdan ham madde alırlar. Dışarıya ham madde satarlar.
Dışarıya işlenmiş ürün satarlar. Dışarıdan işlenmiş ürün alırlar.

İsviçre çikolataları ile ünlüdür, ancak ham maddesi kakao ve fındık olan İsviçre’de bunlar hiç yetişmez.

İngiltere dünya çay piyasasında İngiltere önemli bir paya sahiptir, ancak ihtiyaç duyduğu çayı Güneydoğu Asya’dan alır.

Yeryüzünde ham madde kaynakları bakımından çeşitli bölgeler oluşmuştur:

Tarımsal üretim Güneydoğu Asya
Enerji Kaynağı Orta Doğu
Madenler Güney Afrika
Balıkçılık İzlanda, Japonya, Peru
Hayvancılık Çin, Hindistan, Avustralya, Rusya, Kuzey Amerika
Ormancılık Amazon – Kongo Havzaları ile Amerika ve Avrupa’nın kuzeyi

ü  Ham maddenin kullanılabilir duruma gelmesi için işlenmesi gerekir.

ü  Öncelikle ihtiyacı gidermek için üretim yapılır. Üretim fazlası pazarlara sunulur.

ü  Ticaret bakımından ürünün kalitesi de önemlidir. Sanayileşmeye bağlı olarak daha kısa sürede, fazla ve kaliteli ürün üretilebilmektedir.

ü  Kuzey Amerika, Japonya, Avrupa, Çin sanayileşmiş alanlardır, burada üretilen ürünler dünyanın dört bir yanına dağıtılır.

ü  Avrupa ve Kuzey Amerika demir çelik üretiminde önemli paya sahiptir.

ü  Yeryüzünde birbirinden farklı iklim koşulları yaşanmaktadır. Buna bağlı yetiştirilen ürünler ve hayvanlar dünya üzerinde farklı dağılış gösterir.

ü  Tarımsal ve hayvansal ürünlerin üretimi de ticarette önemli bir yere sahiptir.

Ticarete konu olan ürünler ülkeden ülkeye değişmektedir:

Ham madde ve besin maddesi alan,

Sanayi ürünleri satan ülkeler:

ABD, Almanya, Fransa, İngiltere, Kanada, Japonya, NorveçDaha çok gıda maddesi ihraç eden,

Sanayi ürünleri ithal eden,

Ekvador, Gana, Kolombiya, SrilankaHam madde ve sanayi ürünleri alan,

Pakistan, Mısır, Bolivya, Venezuella

Günümüz küresel ticarette önde gelen ülkeler: ABD, Japonya, Almanya, İngiltere, Fransa, İtalya ve Çin’dir.

Bu ülkeler dünya dış ticaret hacminin yarısından fazlasını gerçekleştirmektedir.

Ticaretin ana öğelerinden biri de pazarlamadır.

Ticarette ana amaç bir ürünün tanıtılması ve tüketiciye ulaştırılmasıdır.

Tarımsal ve hayvansal ürünler yüzyıllardır ticarete konu olmaktadır. Bu ürünler pazarlara getirilir ve burada halka sunulurdu.

Zamanla satılan ürünlere yenileri eklenmiş, ürünler çeşitlenmiştir. Özellikle sanayileşmeye bağlı olarak ürün çeşitliliği çok fazla artmıştır.

Ürünlerin tüketimini arttırmak için ürünleri en iyi şekilde pazarlamak gerekir. Pazarlama ihtiyacı ise reklamcılık sektörünü geliştirmiştir.

Günümüzde reklamcılık yerel ve ulusal sınırları aşmıştır. Ürünler artık küresel boyutta, dünyanın hemen hemen her yerinde pazarlanmaktadır.

Uluslar arası pazarlamada gümrük ve ekonomik politikalar da etkili olmaktadır.

Bazı ülkelerde ihracat teşvik edilir, bazılarında ithalat kısıtlanır, bazıları bazı ürünlerin ülkeye sokulmasını engeller. Bunlar da pazarlamayı önemli ölçüde etkilemektedir.

Günümüzde ticaretin en yoğun olduğu yerler Avrupa ve Kuzey Amerika’dır.

kaynak : cografya.sitesi.web.tr

Tagged : / / / / / / /

Türkiye’de Enerji Kaynakları

  • .  Türkiye çok çeşitli birincil enerji kaynaklarına sahip bir ülkedir.
  • .  Türkiye’de taşkömürü, linyit, asfalsit, ham petrol, doğal gaz, uranyum ve toryum gibi fosil kaynak rezervleri ile,
  • .  Hidroelektrik enerji, jeotermal enerji, güneş enerjisi,dalga enerjisi, biyomas (Biyokütle) enerji gibi tükenmez kaynak potansiyelleri bulunmaktadır.
  • .  Türkiye’nin, dünyada halen yoğun olarak kullanılan fosil kaynakların, özellikle petrol ve doğalgazın görünür rezervleri yeterli düzeyde değildir.
  • Kömür, jeotermal ve hidrolik enerji rezerv ve potansiyeli ise dünya kaynak varlığının %1’i civarındadır.

 enerjikaynaklari2

Başlıca Enerji Kaynaklarımız

  1. Taş Kömürü
  • .  1. Jeolojik Zaman’da oluşmuş bir kömür türüdür.
  • .  Kalorisi yüksek olduğundan genellikle Demir-Çelik Fabrikalarında yakıt olarak kullanılır.
  • .  Türkiye’deki taşkömürünün büyük bir bölümü Ereğli ve Karabük’te ki demir-çelik fabrikalarında, geri kalanı iseÇatalağzı Termik Santrali’nde elektrik üretiminde kullanılır.
  1. Linyit
  • .  Taşkömürüne göre kalorisi daha düşük olan linyit kömürü, 3. Jeolojik Zamanda (Tersiyer) oluşmuş bir kömürdür.
  • .  Türkiye Linyit yatakları bakımından oldukça zengindir.
  • .  Linyit genellikle elektrik üretiminde (Termik Santraller) kullanılır.
  • .  Ayrıca sanayide ve konutların ısıtılmasında da kullanılır.

Linyitle Çalışan Başlıca Termik Santrallerimiz:

o    Manisa (SOMA)

o    Kütahya (SEYİTÖMER, TUNÇBİLEK)

o    Muğla (YATAĞAN)

o    Kahramanmaraş (AFŞİN-ELBİSTAN)

o    Ankara (ÇAYIRHAN)

o    Bursa (ORHANELİ)

  1. Petrol
  •   Çok önemli bir enerji kaynağı ve Petro-Kimya Sanayinin ham maddesidir.
  •   Günümüzde uğruna savaşların çıktığı bir enerji kaynağıdır.
  •   Büyük ölçüde 3. Jeolojik Zaman’da oluşmuştur.
  •   Ülkemizden çıkarılan ham petrol, yıllık petrol ihtiyacımızın yalnızca %10 unu karşılar. İthalat ürünlerimizdendir.
  1. Doğal Gaz
  •   Organik kökenli yanıcı bir madde olan doğal gaz, petrol rezervlerinin çevresinden çıkarılır.
  •   Diğer fosil yakıtlara oranla çevre kirliliğine daha az neden olur.
  •   Doğal Gaz: Termik Santrallerde, Konutların Isıtılmasında ve Sanayide kullanılmaktadır.
  •   2006 yılında elektrik üretimimizin %44 ü doğalgazdan elde edilmiştir.
  •   Yıllık doğal gaz tüketimimiz 10 milyar m³ tür. Ancak yerli kaynaklardan bunun sadece 250–750 milyon m³ ü karşılanabilmektedir.
  •   En çok doğal gaz ithal ettiğimiz ülke Rusya’dır.
  1. Hidroelektrik Enerjisi
  •   En temiz enerji kaynağıdır.
  •   Türkiye, Rusya ve Norveç’ten sonra Avrupa kıtasında hidroelektrik potansiyeli bakımından 3. sıradadır.
  •  2006 yılı elektrik üretimimizin % 28 i HES’ ler den elde edilmiştir.
  •   Türkiye mevcut hidro elektrik potansiyelinin %32 sini kullanmaktadır.
  1. Rüzgar Gücü
  •   Çevreyi kirletmeyen ve tükenmeyen bir enerji kaynağıdır.
  •   Bu özellikleri nedeniyle son yıllarda kullanımı artırılmaya çalışılmaktadır.
  •   Ancak pahalı bir yatırım gerektirmeleri nedeniyle ülkemizde rüzgar gücüyle çalışan santral yok denecek kadar azdır.
  •   Bu santrallerin ilki 1998 yılında İzmir (Çeşme – Alaçatı Beldesi) de kurulmuştur.
  1. Güneş Enerjisi
  •   Temiz ve tükenmeyen enerji kaynakları içinde önemli bir yere sahiptir.
  •   Birçok bölgemizde; güneşli gün sayısı ve güneşlenme süresi yeterli düzeydedir.
  •   Ülkemizde güneş enerjisi, Isınma ve sıcak su elde etmekte kullanılmaktadır.
  •   Son yıllarda güneş enerjisi ile çalışan otomobillerin geliştirilmesi çalışmalarına hız verilmiştir.
  •   Güneş enerjisi için en uygun bölgemiz Güneydoğu Anadolu Bölgesi, sonrasında Akdeniz Bölgesi’dir.

Güneş Enerjisinin Avantajları:

o    Doğrudan güneş enerjisini kullanır,

o    Doğal ısıtma ve soğutma sistemleri kullanarak binaların  gereksiz ve aşırı ticari enerji tüketimlerini önler,

o    Çevre değerlerini korur, Çevreye verilen zararları en aza indirir,

o    Doğal ve sağlığa zararsızdır…

  1. Jeotermal Enerji

Jeotermal Kaynaklar Şu Amaçlarla Kullanılır:

  •   Elektrik enerjisi üretimi
  •   Merkezi ısıtma, soğutma, sera ısıtması vb.
  •   Kimyasal madde ve mineral üretimi. Karbondioksit, gübre, lityum, ağır su, hidrojen.
  •   Kaplıca amaçlı kullanım (termal turizm)
  •   Düşük sıcaklıklarda kültür balıkçılığı
  •   Mineralli su olarak içmede kullanılır.
  1. Nükleer Enerji
  •   Uranyum ve Toryum gibi radyoaktif minerallerin atomlarının parçalanmasıyla açığa çıkan enerjiye nükleer ( atom ) enerji adı verilir.
  •   Türkiye toryum madenleri bakımından dünyada 2. sırada yer almaktadır. ( Eskişehir – Sivrihisar )
  •   Ülkemizde nükleer santral bulunmamaktadır.
  •   Ancak Mersin (Akkuyu) ve Sinop’a nükleer santral yapılması planlanmaktadır.

Kaynak: cografya.sitesi.web.tr/turkiyede-enerji-kaynaklari.html

Tagged : / / / / / / / / / / / / / /

Taş Kömürü Hangi Jeolojik Zamanda Oluştu?

Dünya genelinde taş kömürü yatakları 1. Jeolojik Zamanda (Paleozoik) oluşmuştur.

En yaşlıdan en gence doğru kömür türleri;

1. Antrasit (Taş kömürü)
– 1. Jeolojik zamanda oluşmuştur.
– Karbon oranı %86 – %98 arasındadır.
– Türkiye’de Ereğli (Zonguldak) ve Karabük’te çıkarılır.

2. Bitüm
– 2. Jeolojik zamanda oluşmuştur.
– Karbon oranı %35 – %86 arasındadır.

3. Linyit
– 3. Jeolojik zamanda oluşmuştur.
– Karbon oranı %25 – %35 arasındadır.
– Türkiye’de Soma (Manisa), Yatağan (Muğla), Seyitömer, Tunçbilek, Tavşanlı (Kütahya), Afşin, Elbistan (Kahramanmaraş), Beypazarı (Ankara), Çan (Çanakkale), Kangal (Sivas)’ta çıkarılır.

Madende Ölenlere Allah Rahmet Etsin Amin

Tagged : /

Taş ile Mineralin Farkı Nedir?

Mineraller doğada bir ya da birden fazla elementin bir araya gelmesiyle oluşmuş kristal yapılı maddelerdir.

Taşlar ise minerallerin birleşmesi ile oluşmuş, aynı zamanda minerallerden farklı olarak organik maddeler barındıran oluşumlardır.

Taşlar püskürük, tortul ve başkalaşım olarak gruplandırılır.

Örnek verecek olursak;

Granit bir taştır.

Granit: Quartz, Feldspar ve Biotit minerallerinden oluşur.

– Quartz bir mineraldir ve Silikon ve Oksijen elementlerinin birleşiminden oluşur.

Minerallerin ticari değeri daha fazladır ve taşlar, mineral elde etmek için parçalanır, ayrıştırılır.

Tagged : / /

Türkiye’de Rüzgar Enerjisi ve Rakamlarla Rüzgar Enerjisi

En hızlı yayılan yenilenebilir enerji türleri arasında yer alan rüzgar enerjisi, ortaya koyduğu rakamlarla ne kadar doğru bir tercih olduğunu kanıtlıyor.

Fosil yakıt aramak, çıkarmak ve işlemek için gereken zaman ve maliyeti en kısa zamanda enerji çıktısına çeviren rüzgar gücü, dünyanın dört bir yanında giderek artan sayılarla yayılmaya devam ediyor.

rüzgar haritaları
rüzgar haritaları

Birçok coğrafyadan çok sayıda ülkenin yaptığı yatırımların ortaya koyduğu veriler, rüzgar gücünün ne kadar doğru bir tercih olduğunu gözler önüne seriyor:

  • ABD Enerji Bakanlığı’nın verilerine göre 2012’de dünya genelinde rüzgar enerjisinden üretilen elektril miktarı 65 milyar kw/s oldu. Bu sayı, ABD’de altı milyon haneyi aydınlatmaya yetecek enerjiyi temsil ediyor.
  • ABD, 2020 yılına gelindiğinde rüzgar enerjisiyle 25 milyon haneye yetecek elektrik elde etmeyi planlıyor.
  • Dünya genelinde kurulan rüzgar santrallerinin maliyeti, kw/s başına sadece 2-6 sent.
  • 1 MW elektriğin, fosil yakıtlar yerine rüzgar türbinleriyle elde edilmesi, dünyayı bir yıl içinde 1500 ton karbondioksit, 6.5 ton sülfür dioksit, 3.2 ton nitrojen oksit ve 25 kg cıvadan kurtarıyor.
  • Rüzgar santrali çiftlikleri, tükettikleri enerjinin 17 ile 39 kat fazlasını üretiyor. Bu oran nükleer santal ve kömür santrallerinde sırasıyla 16 ve 11 kat olarak beliriyor.
  • İspanya, elektrik ihtiyacının yüzde 60’ından fazlasını rüzgar santralleriyle karşılayan ülke olarak, Avrupa’da ilk sırada yer alıyor.
  • Rüzgar enerjisi sektörü, her yıl Brezilya’da 12 bin kişiye iş imkanı sağlıyor.
  • Çin’de rüzgar enerjisi sektörü 2011 yılında yüzde 40 büyüme gösterirken, aynı yıl sonunda ülkedeki rüzgar türbini sayısı 46 bine ulaştı.
  • Danimarka, elektrik ihtiyacının yüzde 30’unu rüzgar santrallerinden sağlıyor. Danimarka hükümeti bu oranı 2020’de yüzde 50’ye, 2050’de ise yüzde 100’e çıkarmayı amaçlıyor.
  • 2011’de yapılan bir ankete göre, Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkelerde halkın yüzde 89’u rüzgar santrallerini destekliyor.
  • AB genelinde, 2011 yılında rüzgar enerjisi sektöründe çalışan personel sayısı 240 bine ulaştı. Aynı yıl, dünya genelinde sektörün istihdam ettiği kişi sayısı 670 bin oldu.
  • TÜREB tarafından açıklanan verilere göre, Türkiye’nin 2002 sonu itibari ile 18.9 MW olan kurulu rüzgar enerjisi gücü 2012 sonunda 2,312.5 MW’a, 2013’ün ilk yarısında ise 2,619 MW’a yükseldi.
ruzgar atlasi
ruzgar atlasi
Tagged : / /

Türkiye’nin Yer Altı Suları

Yer altı sularının kendiliğinden yer yüzüne ulaşmasına pınar veya kaynak denir. Türkiye’de gayzer hariç tüm yer altı kaynaklarına rastlanır.

1. Yamaç (Vadi) Kaynakları

 Geçirimli tabaka boyunca yer altına sızan suyun uygun yerlerde yüzeye çıkması ile oluşan kaynaklardır.
 Türkiye dağlık, engebeli ve yüksek bir ülke olduğu için fazla rastlanır.
 Suları genelde temiz, içmeye uygun ve soğuktur.
 Akım miktarı  iklime bağlı olarak değişir.

2. Karstik Kaynaklar

 Karstik arazilerde yer altına sızan suların uygun bir noktada yüzeye çıkmasıyla oluşan kaynaklardır.
 Ülkemizde Akdeniz Bölgesinin genelinde, özellikle Teke – Taşeli Platolarında görülmektedir.
 Suları kireçli ve içmeye fazla elverişli değildir.
 Akım miktarı yıl içinde fazla değişim göstermez.

3. Artezyen Kaynakları

 İki geçirimsiz tabaka arasında biriken suların insan eliyle (sondaj yardımı ile) yüzeye çıkmasıyla oluşur.
 Ülkemizde ovaların büyük bölümünde bu tip kaynaklara rastlanır.
 Bazı bölgelerimizde içme suyu temini için de kullanılır.
 Bazı ovalarda aşırı su çekimi nedeniyle artezyen kaynaklar çok derine inmiştir.

4. Fay Kaynakları

 Yer altına sızan suyun ısınarak fay hatları boyunca yüksek basınçla yukarı çıkmasıyla oluşur.
 Fay hatları ile bu kaynakların çıkış yeri paraleldir.
 Suları sıcak ve mineral açısından zengindir.

Türkiye’de Jeotermal Kaynaklardan Nasıl Faydalanılır?

• Elektrik enerjisi üretimi Denizli-Sarayköy ve Aydın-Germencik’te yapılmaktadır.
• Sera ve konut ısıtmasında kullanılır.
• Sağlık turizminde faydalanılır. Başlıca kaplıcalarımız: Balçova, Çeşme Ilıca, Karahayıt, Simav, Gazlıgöl, Kızılcahamam, Hamamözü, Havza, Sorgun.

Türkiye’de Neden Fay Kaynakları Fazladır?

 Genç bir ülkedir.
 Fay hatları ve volkan arazileri fazladır.

Tagged : / / / / / / / / / / / / / / / / / / / / / /