İstatistiklerle Aile, 2018

Ortalama hanehalkı büyüklüğü 3,4 oldu

 

Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi (ADNKS) sonuçlarına göre; Türkiye’de 2014 yılında 3,6 kişi olan ortalama hanehalkı büyüklüğünün azalma eğilimi göstererek 2018 yılında 3,4 kişi olduğu görüldü.

İllere göre incelendiğinde; 2018 yılında ortalama hanehalkı büyüklüğünün en yüksek olduğu il, 6,4 kişi ile Şırnak oldu. Şırnak ilini 5,6 kişi ile Şanlıurfa, 5,5 kişi ile Hakkari ve Batman illeri izledi. Ortalama hanehalkı büyüklüğünün en düşük olduğu iller ise 2,7 kişi ile Çanakkale, Eskişehir ve Balıkesir oldu. Bu illeri, 2,8 kişi ile Tunceli, Burdur, Edirne, Giresun ve Kırklareli illeri izledi.

Tek kişilik hanehalkı oranı arttı

 

Çekirdek aile; yalnızca eşlerden veya eşler ve çocuklarından veya tek ebeveyn ve en az bir çocuktan oluşan aileler olarak tanımlanmaktadır. Bu tanım kapsamında, ADNKS sonuçlarına göre; ülkemizde tek çekirdek aileden oluşan hanehalklarının oranı, 2014 yılında %67,4 iken 2018 yılında %65,3 oldu. Tek kişilik hanehalklarının oranının ise 2014 yılında %13,9 iken 2018 yılında %16,1’e yükseldiği görüldü.

 

En az bir çekirdek aile ve diğer kişilerden oluşan aile olarak tanımlanan geniş ailelerden oluşan hanehalklarının oranı, 2014 yılında %16,7 iken 2018 yılında %15,8 oldu. Çekirdek aile bulunmayan birden fazla kişiden oluşan hanehalklarının oranının ise 2014 yılında %2,1 iken 2018 yılında %2,8’e yükseldiği görüldü.

 

Hanehalkı tiplerine göre hanehalkı oranı, 2014-2018

 

Tek kişilik hanehalkı oranının en yüksek olduğu il Tunceli oldu

 

Tek kişilik hanehalkı oranının en yüksek olduğu il, 2018 yılında %25,6 ile Tunceli oldu. Tunceli ilini %25,5 ile Gümüşhane, %24,5 ile Giresun izledi. Tek kişilik hanehalkı oranının en düşük olduğu il, %9 ile Diyarbakır oldu. Diyarbakır ilini %9,3 ile Van, %9,4 ile Batman izledi.

 

Tek kişilik hanehalkı oranı en yüksek ve en düşük ilk 5 il, 2018

Tek çekirdek aileden oluşan hanehalkı en fazla Osmaniye’de görüldü

 

Tek çekirdek aileden oluşan hanehalkı oranının en yüksek olduğu il, 2018 yılında %72,2 ile Osmaniye oldu. Osmaniye ilini %72 ile Kayseri ve %71,1 ile Adıyaman takip etti. Tek çekirdek aileden oluşan hanehalkı oranının en düşük olduğu il, %54,5 ile Tunceli oldu. Tunceli ilini %54,8 ile Gümüşhane ve %54,9 ile Artvin izledi.

 

Tek çekirdek aileden oluşan hanehalkı oranı en yüksek ve en düşük ilk 5 il, 2018

Hanehalklarının %8,9’unu tek ebeveyn ve çocukları oluşturdu

 

Türkiye’de 2018 yılında toplam hanehalklarının %8,9’unu tek ebeveyn ve çocuklardan oluşan hanehalkları oluşturdu. Daha detaylı incelendiğinde; toplam hanehalklarının %1,9’unu baba ve çocuklardan oluşan hanehalkları, %7’sini ise anne ve çocuklardan oluşan hanehalkları oluşturdu.

 

Tek ebeveynli hanehalkı en fazla Bingöl’de görüldü

 

Tek ebeveyn ve çocuklardan oluşan hanehalkı oranının en yüksek olduğu il, 2018 yılında %10,8 ile Bingöl oldu. Bu ili, %10,7 ile İzmir, %10,6 ile Malatya izledi. Bu oranın en düşük olduğu iller ise %6,6 ile Bayburt, Yozgat ve Tokat, %6,7 ile Ardahan, Nevşehir ve Burdur, %6,8 ile Bitlis oldu.

 

Anne ve çocuklardan oluşan hanehalkı oranının en yüksek olduğu iller %8,5 ile Bingöl, %8,4 ile İzmir ve %8,3 ile Adana ve Ankara, en düşük olduğu iller ise %4,6 ile Ardahan, %4,9 ile Bayburt ve %5 ile Burdur ve Yozgat oldu. Baba ve çocuklardan oluşan hanehalkı oranının en yüksek olduğu iller %3,1 ile Kilis, %2,8 ile Malatya ve %2,7 ile Gümüşhane ve Trabzon, en düşük olduğu iller ise %1,3 ile Nevşehir, %1,4 ile Adıyaman ve %1,5 ile Kayseri, Uşak, Bitlis, Tokat, Konya, Niğde ve Sivas oldu.

 

Geniş aileden oluşan hanehalkı oranının en yüksek olduğu il Şırnak oldu

 

En az bir çekirdek aile ve diğer kişilerden oluşan aile olarak tanımlanan geniş aileden oluşan hanehalkı oranının en yüksek olduğu il, 2018 yılında %29,8 ile Şırnak oldu. Şırnak ilini %26,6 ile Hakkari ve %25,2 ile Batman izledi. Geniş aileden oluşan hanehalkı oranının en düşük olduğu il, %9,8 ile Eskişehir oldu. Eskişehir ilini %10,3 ile Çanakkale ve %11,1 ile Balıkesir izledi.

 

Geniş ailelerden oluşan hanehalkı oranı en yüksek ve en düşük ilk 5 il, 2018

 

Bireyleri en fazla aileleri mutlu etti

 

Yaşam memnuniyeti araştırması sonuçlarına göre; 18 ve üzeri yaştaki bireyler arasında kendilerini en fazla ailelerinin mutlu ettiğini belirtenlerin oranı 2018 yılında %74,2 oldu. Erkeklerin %78,7’si kendilerini en fazla ailelerinin mutlu ettiğini ifade ederken bu oranın kadınlar için %69,7 olduğu görüldü.
İnternete bağlanabilen televizyon bulunan hanelerin oranı %32,1 oldu

 

Hanehalkı bilişim teknolojileri kullanım araştırması sonuçlarına göre; hanelerde bilişim teknolojileri bulunma oranları incelendiğinde; hanelerde masaüstü bilgisayar bulunma oranının 2004 yılında %10 iken 2011 yılında %34,3’e yükseldiği, daha sonraki yıllarda ise düşüş eğilimi gösterdiği ve 2018 yılında %19,2 olduğu görüldü.

 

Hanelerde dizüstü, tablet, netbook gibi taşınabilir bilgisayar bulunma oranı, 2004 yılında %0,9 iken daha sonraki yıllarda sürekli bir artış göstererek 2018 yılında %50,1 oldu. Hanelerde cep telefonu/akıllı telefon bulunma oranının 2004 yılında %53,7 iken 2018 yılında %98,7’ye yükseldiği görüldü.

 

Hanelerde İnternete bağlanabilen televizyon bulunma oranının 2013 yılında %7,3 iken 2018 yılında %32,1 olduğu, İnternet erişimi oranının ise 2004 yılında %7 iken 2018 yılında %83,8 olduğu görüldü.

 

Bireylerin %20,1’inin yoksulluk sınırının altında olduğu görüldü

 

Gelir ve yaşam koşulları araştırması sonuçlarına göre; eşdeğer hanehalkı kullanılabilir fert medyan gelirinin %60’ı dikkate alınarak belirlenen yoksulluk sınırı incelendiğinde, yoksulluk sınırının altında yaşayan bireylerin oranının 2017 yılında %20,1 olduğu görüldü. Hanehalkı tipine göre yoksulluk oranı incelendiğinde ise tek ebeveynli en az bir çocuğu olan hanehalklarının %26,3’ünün hesaplanan göreli yoksulluk sınırının altında yaşadığı gözlendi.

 

Bağımlı çocuk; 18 yaşından küçük olan veya 18-24 yaşında olup ekonomik açıdan pasif ve ebeveynlerinden en az biri ile yaşayan kişiler olarak tanımlanmaktadır. Bağımlı çocuğu olan hanehalklarının yoksulluk oranı %25,1 iken bağımlı çocuğu olmayan hanehalklarının yoksulluk oranı %6,7 oldu.

 

En fazla koruyucu ailenin İstanbul’da olduğu görüldü

 

Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının verilerine göre; 2018 yılında Türkiye genelinde mevcut koruyucu aile sayısı 5 bin 289 oldu. Koruyucu aile sayısı illere göre incelendiğinde; en fazla koruyucu ailenin 486 aile ile İstanbul’da olduğu görüldü. İstanbul’u 360 aile ile İzmir, 312 aile ile Ankara, 201 aile ile Kayseri ve 187 aile ile Kocaeli illeri takip etti.

 

Hanehalkları bütçelerinden en fazla payı konut ve kira harcamasına ayırdı

 

Hanehalkı bütçe araştırması sonuçlarına göre; 2017 yılında Türkiye genelinde hanehalklarının tüketim amaçlı yaptığı harcamalar içinde en yüksek payı %24,7 ile konut ve kira harcamaları alırken, ikinci sırayı %19,7 ile gıda ve alkolsüz içecek harcamaları, üçüncü sırayı ise %18,7 ile ulaştırma harcamaları aldı. Toplam tüketim harcamalarında en düşük payı alan harcama grupları ise %2,2 ile sağlık, %2,3 ile eğitim ve %2,7 ile eğlence ve kültür harcamaları oldu.

 

Konuta ilişkin en önemli problem izolasyondan dolayı ısınma sorunu oldu

 

Gelir ve yaşam koşulları araştırması sonuçlarına göre; 2017 yılında konutun mülkiyet durumları incelendiğinde; bireylerin %59,1’inin oturduğu konutun kendilerine ait olduğu, %24,7’sinin ise kiracı olduğu görüldü.

 

Bireylerin %40,8’inin 2017 yılında konutunda izolasyondan dolayı ısınma sorunu yaşadığı, %36,6’sının sızdıran çatı, nemli duvarlar, çürümüş pencere çerçevesi vb. nedenlerle sorun yaşadığı ve %22,9’unun trafik veya endüstrinin neden olduğu hava kirliliği, çevre kirliliği veya diğer çevresel sorunlar yaşadığı görüldü.

Bitkisel Ürün Denge Tabloları; “Tahıllar ve Diğer Bitkisel Ürünler”, 2017-2018

En yüksek yeterlilik derecesi %111,7 ile buğdayda gerçekleşti

Toplam tahıl ürünlerinde 2017-2018 piyasa döneminde yurt içi üretimin yurt içi talebi karşılama derecesi %98 olarak gerçekleşti. Toplam tahıl üretiminde en büyük paya sahip olan buğdayın yeterlilik derecesi %111,7, yem sanayinin en önemli girdilerini oluşturan arpanın yeterlilik derecesi %90,2 mısırın ise %73,3 olarak gerçekleşti.

Kuru baklagillerden yeterlilik derecesinin en yüksek olduğu ürün %89,6 ile kırmızı mercimek oldu. Nohutun yeterlilik derecesi ise %87,5 olarak gerçekleşti.

Yenilebilir kök ve yumrular grubundan patateste yeterlilik derecesi %103,5, yağlı tohumlar ürün grubundan ayçiçeğinde %64,3, soyada %4,8 ve kolzada %70,3 düzeyinde oldu.

Toplam şeker üretiminin büyük kısmı yurt içinde tüketilmiş olup, yeterlilik derecesi %116,1 olarak gerçekleşti.

Seçilmiş ürünlerin yeterlilik dereceleri, 2017-2018

Tagged : / / / / / / / / / / / /

İşgücü İstatistikleri, Ocak 2019

İşsizlik oranı %14,7 seviyesinde gerçekleşti  

Türkiye genelinde 15 ve daha yukarı yaştakilerde işsiz sayısı 2019 yılı Ocak döneminde geçen yılın aynı dönemine göre 1 milyon 259 bin kişi artarak 4 milyon 668 bin kişi oldu. İşsizlik oranı 3,9 puanlık artış ile %14,7 seviyesinde gerçekleşti. Aynı dönemde; tarım dışı işsizlik oranı 4,1 puanlık artış ile %16,8 olarak tahmin edildi. Genç nüfusta (15-24 yaş) işsizlik oranı 6,8 puanlık artış ile %26,7 olurken,15-64 yaş grubunda bu oran 3,9 puanlık artış ile %15,0 olarak gerçekleşti.

İstihdam oranı %44,5 oldu

İstihdam edilenlerin sayısı 2019 yılı Ocak döneminde, bir önceki yılın aynı dönemine göre 872 bin kişi azalarak 27 milyon 157 bin kişi, istihdam oranı ise 1,9 puanlık azalış ile %44,5 oldu.

Bu dönemde, tarım sektöründe çalışan sayısı 345 bin, tarım dışı sektörlerde çalışan sayısı 526 bin kişi azaldı. İstihdam edilenlerin %17,0’si tarım, %19,9’u sanayi, %5,4’ü inşaat, %57,7’si ise hizmet sektöründe yer aldı. Önceki yılın aynı dönemi ile karşılaştırıldığında tarım sektörünün istihdam edilenler içindeki payı 0,7 puan, inşaat sektörünün payı 1,6 puan azalırken, hizmet sektörünün payı 2,3 puan arttı. Sanayi sektörünün payı ise değişim göstermedi.

İşgücüne katılma oranı %52,2 olarak gerçekleşti

İşgücü 2019 yılı Ocak döneminde bir önceki yılın aynı dönemine göre 387 bin kişi artarak 31 milyon 825 bin kişi, işgücüne katılma oranı ise 0,1 puanlık artış ile  %52,2 olarak gerçekleşti. Aynı dönemler için yapılan kıyaslamalara göre; erkeklerde işgücüne katılma oranı 0,2 puanlık azalış ile %71,1, kadınlarda ise 0,4 puanlık artışla %33,6 olarak gerçekleşti.

Mevsim etkisinden arındırılmamış temel işgücü göstergeleri, Ocak 2018, Ocak 2019

Kayıt dışı çalışanların oranı %33,1 olarak gerçekleşti

Ocak 2019 döneminde herhangi bir sosyal güvenlik kuruluşuna bağlı olmadan çalışanların oranı, bir önceki yılın aynı dönemine göre 0,6 puan artarak %33,1 olarak gerçekleşti. Tarım dışı sektörde kayıt dışı çalışanların oranı ise bir önceki yılın aynı dönemine göre 0,7 puan artarak %22,5 oldu.

Mevsim etkisinden arındırılmış istihdam oranı %45,9, işsizlik oranı %13,3 oldu

Mevsim etkisinden arındırılmış istihdam bir önceki döneme göre 223 bin kişi azalarak 28 milyon 14 bin kişi olarak tahmin edildi. İstihdam oranı 0,4 puan azalarak %45,9 oldu.

Mevsim etkisinden arındırılmış işsiz sayısı bir önceki döneme göre 170 bin kişi artarak 4 milyon 295 bin kişi olarak gerçekleşti. İşsizlik oranı 0,6 puan artarak %13,3 oldu.

Mevsim etkisinden arındırılmış işgücüne katılma oranı 0,2 puan azalarak %52,9 olarak gerçekleşti. Ekonomik faaliyete göre istihdam edilenlerin sayısı, tarım sektöründe 22 bin, sanayi sektöründe 82 bin, inşaat sektöründe 44 bin, hizmet sektöründe 76 bin kişi azaldı.

Mevsim etkisinden arındırılmış temel işgücü göstergeleri, Ocak 2018 – Ocak 2019

Tagged : /

Dünya’nın En Soğuk Başkentleri

Ulan Batur : Dünya’nın En Soğuk Başkenti

Moğolistan’nın başkentti olan Ulan Batur Dünya’nın en soğuk başkentidir. Başkenttin yıllık ortalama sıcaklığı -1.3° C’dir. Ocak ayında sıcaklıklar −40 °C kadar düşmektedir.  Yaz aylarında kısa ve ılık geçmektedir. Rus Trans-Sibirya Demiryolu ve Çin demiryolu sistemi şehirden geçmektedir.

Astana : Dünya’nın En Soğuk İkinci Başkenti

Astana Kazakistan’ın başkentidir. 2017 yılı verilerine göre 1 milyon fazla insan yaşamaktadır. Aşırı derecede karasal iklime sahip olan Astana ülkenin ikinci büyük şehridir. Asya Kıtası’nda yer alan bu şehirde yazlar kısa ve sıcak geçmektedir. Kış sıcaklıkları −35 ° C kadar düşmektedir. Şehrin ortasından geçen İşim Nehri kasım ayının ortasından nisan ayının başlarına kadar donmuş halde kalır.

Moskova : Dünya’nın En Soğuk Üçüncü Başkenti

Rusya’nın başkenti Moskova, Dünya’nın üçüncü soğuk başkentidir. Moskova, uzun, soğuk kışlar ve ılık yazlar ile karakterize karasal bir iklime sahiptir. Kış aylarında sıcaklıklar −25 °C bulmaktadır. Moskova Doğu Avrupa’nın önemli bir politik, ekonomik, kültürel ve bilim merkezidir. Aynı zamanda dünya’nın sayılı büyük kentsel ekonomisine sahip olan Moskova, “Global şehir” kabul edilir. Toplamda 18 milyon insana ev sahipliği yapmaktadır.

Helsinki, Finlandiya

Nemli bir karasal iklime sahip olan Helsinki, Finlandiya’nın başkentidir aynı zamanda ülkenin en büyük şehridir. Soğuk bir kış geçirmesine rağmen buradaki sıcaklıklar aynı enlemlerde yer alan yerlerden daha sıcaktır. Helsinki 2012 yılında Dünya Tasarım Başkenti olarak seçilmişti. Helsinki’de 642 bin den fazla insan yaşamaktadır.

Reykjavik, İzlanda

Reykjavik Dünya’nın en soğuk başkenti olmasa da yeryüzünde kutuplara en yakın başkenttir. İzlanda nüfusunun yarıdan fazlası bu şehirde yaşamaktadır. Kutuplara en yakın başkent Gulf Stream sıcak su akıntıları ile ılıman bir iklime dönüşmektedir. En düşük sıcaklık ocak aylarında -20 °C yaklaşmaktadır.

Sıra Başkent Ortalama yıllık sıcaklık
1 Ulan-Batur (Moğolistan) -1.3 ° C
2 Astana (Kazakistan) 3.5 ° C
3 Moskova, Rusya) 4.1 ° C
4 Helsinki, Finlandiya) 4.5 ° C
5 Reykjavik (İzlanda) 4.6 ° C
6 Tallin (Estonya) 4.8 ° C
7 Ottawa (Kanada) 5.5 ° C
Tagged : / / / / / / / /

Türkiye’de Doğal Afetler

Yerleşim, üretim, altyapı, ulaşım, haberleşme gibi genel yaşamın zorunlu araçlarını ve sürekliliğini bozacak ölçüde aniden ve belirli bir süreç içerisinde meydana gelen doğal yer ve hava hareketlerine doğal afet denir.

Doğa olaylarının afete dönüşmesinde, ülkemizin jeolojik, jeomorfolojik ve meteorolojik özelliklerinin yanında beşeri coğrafyanın da etkisi vardır. Bunların başlıcaları; göç alan yerlerin plansız kentleşmesi, tarıma elverişli düzlüklerin yerleşme ve sanayi alanlarına dönüştürülmesi ve ekolojik dengenin bozulmasıdır.

Doğal afetler üç şekilde sınıflandırılabilir.

1. Yer kökenli (jeolojik ve jeomorfolojik) doğal afetler: Deprem, heyelan, kaya düşmesi, tsunami, volkan püskürmesi.
2. Atmosfer kökenli doğal afetler: Sel-taşkın, aşırı kar, çığ, sis, don, fırtına, yıldırım, kuraklık.
3. Biyolojik kökenli doğal afetler: Bulaşıcı hastalıklar, böcek istilası.

Türkiye’de en sık meydana gelen doğal afetler:
Deprem % 61,
– Sel % 15,
Heyelan % 14,
– Kaya düşmesi % 5
– Yangın % 4
– Çığ % 1.

Türkiye’de 20. yüzyılın başından bu yana meydana gelen doğal afetlerde yaklaşık 100 bin insan hayatını kaybetti, 175 bin insan yaralandı. Yaklaşık 650 bin konut da yıkıldı veya ağır hasar gördü.

Türkiye’de Depremler

Türkiye, Dünya’nın en önemli deprem kuşaklarından biri olan Alp-Himalaya Deprem Kuşağı (Akdeniz Deprem Kuşağı) üzerinde yer almaktadır. Afrika, Avrasya ve Arap levhaları arasında yer alan ülkemiz, Arap levhasının her yıl 23 mm. hızla ilerleyerek Anadolu levhasını sıkıştırması sonucu depreme maruz kalmaktadır. Bu levha hareketleri belirli deprem kuşaklarının oluşmasını sağlamıştır.

Ülkemizdeki deprem kuşaklarını üç ana kuşak üzerinde toplamak mümkündür.

1. Kuzey Anadolu Fay KuĢağı (KAF)

Saroz Körfezi’nden başlar. Marmara Denizi, İzmit Körfezi, Adapazarı, Düzce, Bolu, Çankırı, Merzifon, Suluova, Erbaa, Niksar, Kelkit Vadisi, Erzincan, Erzurum, Bingöl ve Muş’u etkileyerek Vangölü’nün kuzeyine kadar uzanır.

2. Batı Anadolu Fay KuĢağı (BAF)

Bu sistem Ege Bölgesi’nde ve Güney Marmara çöküntü alanlarının kenarlarında yer almaktadır. Büyük Menderes, Küçük Menderes ve Gediz Grabenleri, İzmir Körfezi kıyıları, Bakırçay Grabeni, Edremit Körfezi kıyıları, Ulubat ve Manyas Gölleri, Bursa, Yenişehir, İnegöl, İznik depresyonlarının oluşumuna neden olan faylar bu kuşakta yer alır.
3. Doğu Anadolu Fay KuĢağı (DAF)

Kızıldeniz üzerinden Lut Gölü hattında, kuzey yönünde devam eden fay Hatay, Kahramanmaraş, Adıyaman, Malatya, Hazar Gölü, Elazığ, Bingöl, Karlıova, Varto güzergahını izleyerek Kuzey Anadolu Fay Kuşağı ile birleşir.

Bölge ölçeğinde depremlerin dağılışına bakıldığında Marmara ve Ege Bölgeleri topraklarının % 95’inin 1. derecede deprem bölgesi içinde yer aldığı görülmektedir. Nüfus yoğunluğu ve ekonomik potansiyel yönünden bakıldığında da en duyarlı ve riskli bölgelerin yine buralar olduğu anlaşılır.Doğu Anadolu’nun büyük bölümü 1. ve 2. derece deprem bölgesinde yer alırken, en rizksiz bölge Güneydoğu Anadolu Bölgesi’dir.

1., 2., 3. ve 4. derecede deprem bölgeleri sismik açıdan riskli bölgeler kabul edilirse, topraklarımızın % 96’sının deprem riski altında olduğu, nüfusumuzun ise % 98’inin deprem tehdidi altında yaşadığı ortaya çıkar. Ayrıca, Afet İşleri Genel Müdürlüğü verilerine göre sanayi kuruluşlarımızın % 98’i, barajların ise % 92’si çeşitli derecelerde deprem kuşakları içinde yer almaktadır.

Deprem riskinin az olduğu yerler

– Doğu Karadeniz kıyıları,
– Trakya’nın kuzeyi (Ergene Havzası),
– Tuzgölü’nün güneyinde kalan Konya, Karaman, Taşeli Platosu, Anamur Kuşağı,
– Mardin yöresi.

Not: En yıkıcı depremler, fayların olduğu ve yeraltı suyu bakımından zengin olan dolgu ve alüvyal alanlarda meydana gelmiş ve gelmektedir. Çünkü, bu sahalarda zeminin gevşek olması, yeraltı suyunun deprem esnasında hareket etmesi hasarı arttırmaktadır.

Depremden korunma

– Halkın depreme karşı bilinçlendirilmesi,
– Dolgu, gevşek yapılı araziler yerine sağlam zeminlerin seçilmesi,
– Dayanıklı, esnek, hafif inşaat malzemelerinin kullanılması.

Türkiye’de Sel-Taşkın

Sel-taşkınlar, ülkemizde sıcaklık yükselmesine bağlı kar erimeleri ve ilkbahar yağışlarının başlamasıyla gerçekleşir. Sel ve taşkın felaketlerinde ön plana çıkan sebeplerden; sel-taşkın riski olan yerlerin yerleşime açılması, yerleşim birimlerinde kuru dere yataklarının doldurularak yol haline getirilmesi, yatak içlerine çöp ve moloz dökülmesi ile akarsu ve dere yataklarının daraltılması, ormanların tahrip edilmesi, akarsu havzalarına kurulan sanayi tesisleri ile arazinin yapısının değiştirilmesi dikkat çekmektedir.
Özellikle akarsu ağızlarına kurulmuş kentler büyük risk altındadırlar. Ülkemizde sel felaketlerine en fazla Hatay, Adana, Zonguldak, Trabzon, İstanbul, Edirne, Gaziantep, Giresun, Aydın, İzmir’de rastlanır.

Türkiye’de Heyelan

Fazla eğimli yamaçlar, tabakaların eğim doğrultusunda uzanması, killi toprakların varlığı, bol yağış, kar erimeleri, inşaat çalışmaları, ormanların tahrip edilmesi heyelan olayında etkilidir.
Heyelanlar, ülkemizde en çok (% 65) kar erimelerinin olduğu ilkbahar döneminde görülmektedir. Kar erimeleri toprağı suyla doygun hale getirerek yamaç dengesini bozmaktadır.
Ülkemizde heyelanlara en sık Doğu Karadeniz Bölümü’nde rastlanır. İl bazında bakıldığında Trabzon, Kastamonu, Zonguldak, Kahramanmaraş, Adana heyelanların en çok görüldüğü yerlerdir.
Heyelandan korunmanın en etkili yolu, heyelan bölgesindeki yerleşim alanlarını başka tehlikesiz bölgelere taşımaktır. Ancak, yüksek maliyetli otoyol, baraj, tünel gibi inşaat faaliyetlerinde drenaj kanalları, setler, taraçalama gibi korunma yöntemleri de uygulanmaktadır.

Not:

Heyelan sonucu, ülkemizde Abant, Yedigöller, Tortum ve Sera Gölleri oluşmuştur.
– Ülkemizde heyelan dışında, kaya düşmesi de önemli kütle hareketlerindendir. En çok, kaya çatlakları içindeki suyun sık sık donma-çözülme faaliyetlerine uğradığı kış ve ilkbahar aylarında görülmektedir. En fazla bu olayın kaydedildiği yerler Kayseri, Niğde, Erzincan ve Çoruh Vadisi’dir.

Türkiye’de Çığ

Çığ oluşumunda; kar katmanının kalınlığı, donmuş eski kar üzerine yeni kar yağması, yüksek yerlerde biriken karın ısı artışı nedeniyle gevşemeye başlaması, bitki örtüsünden yoksunluk, fazla eğim gibi faktörler etkilidir.
Ülkemizde en çok Tunceli, Bingöl, Bitlis, Erzurum ve Van’da görülmektedir. Aşırı kar yağışının görüldüğü, arazi eğiminin çok olduğu bütün yörelerimizde çığ tehlikesi yaşanmaktadır. Çığın en fazla görüldüğü aylar Ocak (% 37) ve Şubat (% 33) ayıdır.

Türkiye’de Orman Yangınları

Genellikle yaz mevsiminde hava sıcaklığının artması, yağışlı dönemlerde yıldırım düşmesi, insanların kasıt ve ihmali (anız yakma, sigara, piknik ateşi, tarla açma vb.) sonucu oluşur.

Türkiye ormanlarının % 60’ı risk altındadır. Kahramanmaraş’tan başlayıp, Akdeniz ve Ege’yi takiben İstanbul’a kadar uzanan 1700 km.lik sahil bandının 160 km. içerideki bölümü orman yangınları bakımından en hassas bölgedir.Orman yangınlarının % 80’i Haziran-Ekim döneminde çıkmaktadır. Artan nüfus ve aşırı tüketim, doğal kaynakların özellikle de ormanların hızla yok olmasına neden olmaktadır. Yangınlar sonucu bu kayıp; erozyon, su kaynaklarının bozulması, hava kirliliği, çölleşme, sel, heyelan, çığ gibi felaketleri de beraberinde getirmektedir.

Türkiye’de Kuraklık

Yağışların, kaydedilen normal seviyelerinin önemli ölçüde altına düşmesi sonucu, arazi ve su kaynaklarının olumsuz etkilenmesine ve hidrolojik dengenin bozulmasına neden olan doğal afet kuraklıktır.
Başlangıç ve bitişinin belirsiz oluşu, aynı anda birden fazla kaynağa etki etmesi ve ekonomik boyutunun yüksek olması en önemli özellikleridir.
Yağış azlığı nedeniyle, özellikle İç Anadolu, Tuzgölü çevresi, Kayseri Develi Ovası, Malatya Ovası, Iğdır Ovası kuraklık tehdidi altındadır.
Yazın buharlaşmanın şiddetli olması nedeniyle ise Altınbaşak (Harran) Ovası, Suruç, Ceylanpınar Ovaları kuraklık tehdidi altındadır.
Kuraklık artışı: Tarımda verimi düşürür, sulama ve içme suyu miktarını azaltır, hidroelektrik üretimi düşürür, orman yangınlarını artırır, otlaklar kuruduğu için hayvancılıkta verimi düşürür.

 

Yararlanılan Kaynak : cografyabilimi.net/turkiyede-dogal-afetler/

Yararlanılan Görsel Kaynak : cografyaharita.com/turkiye-dogal-afet-haritalari.html

Tagged : / / / / / /

Soğuk Havanın Zararlarından Korunmanın Yedi Yolu

1. Hava Tahmin Raporlarını Takip Edin

Soğuk havada dışarıya çıkmadan önce, Hava şartları tehlikeli durumda ise, rüzgarın ve sıcaklığın birlikte etkisini de öğrenin. Rügar hızı yüksek ve sıcaklık düşük ise (wind chill), bunun getireceği olumsuz şartlarda korumasız ciltler birkaç dakikada donabilir.

2. Planlama

Organizasyon, gezi ve dış ortam çalışmalarında sıcak ve soğuk hava etkisi dikkate alınmalıdır.

3. Giysiler

Sıcak tutacak katlı elbiseler giyin. Rezistans görevi gören palto yada kaban giyin. Eldiven, bot ve şapka giymek oldukça önemlidir. Vücut ısısının büyük bir bölümü baş’tan kaybedilir.

 Eşarp, kaşkol ya da yüz maskesi takınız. Parmak, yüz kulak gibi hassas yerleri soğuğa karşı sık sık kontrol ediniz.

4. Sığınak Aramak

Rüzgardan kaçının, kapalı ortamlarda bulunun.

Rüzgar hızı yüksek ve sıcaklık düşük ise, dışarıda geçireceğiniz zamanı kısaltmalısınız.

5. Kuru Kalmak

Islak elbiseler vucudun hızla soğumasına ve üşümesine neden olur. Eğer terliyorsanız, palto yada kabanınızın önünü açın yada çıkartın.

6. Aktif Olmak

Yürümek yada koşmak, vücut sıcaklığımızın artmasına ve korunmasına yardım eder.

7. Kendi Limitlerinizi Bilin

Bazı insanlar soğuğa karşı çok hassastırlar ve çabuk etkilenirler. Özellikle çocuklar, yaşlılar ve kan dolaşımı problemi olanlar.

Alkol almak, sigara içmek ve bazı ilaçların kullanımı, vücudun soğuğa karşı hassasiyetini yükseltir.

Kaynak:

http://www.ec.gc.ca/meteo-weather/default.asp?lang=En&n=5FBF816A-1#Wind%20Chill%20Hazards

Çeviren: Seyfullah Çelik

Tagged :

İklim ve Sağlık Arasındaki İlişkiler

20. yüzyılda meydana gelen hızlı ve büyük çaplı sanayileşme ve ekonomik gelişme birçok problemi de beraberinde getirmiştir. Bu sorunlardan en büyüğünün ise iklim değişikliği ve neden olduğu ya da neden olacağı tahmin edilen büyük çaplı, toplumları derinden etkileyecek, sosyal ekonomik ve çevresel problemler olduğu ortaya çıkmıştır. Bu problemlerden insan hayatı için en önemlisi iklim değişikliğinin doğrudan neden olduğu veya dolaylı olarak tetiklediği, çoğu zaman ölümle sonuçlanan doğal afetler ve sağlık problemleridir.    İnsan hayatı için vazgeçilmez olan unsurlar hava, su, gıda ve barınmadır. Bu unsurlar iklimin insan hayatı ve sağlığına olan etkilerinin de bağlantı noktalarını oluşturmaktadır.

Hava: Ekstrem yüksek hava sıcaklıkları doğrudan öldürücü rol oynar. 2003’de Avrupa’da meydana gelen sıcak hava dalgası 70.000 insanın ölümüne yol açmıştır. Bu yüzyılın ikinci yarısına kadar sıcak hava dalgaların frekanslarının artacağı tahmin edilmektedir. Artan hava sıcaklığı yer seviyesi ozonu gibi hava kirleticilerinin miktarının artmasını tetiklemektedir. Her yıl 1.2 milyon insan kentsel hava kirliliğinden kaynaklanan kardiyovasküler ve solunum yolu hastalıkları sebebiyle hayatını kaybetmektedir.

Su: Değişen yağış  rejimi, yüksek buharlaşma, buzulların erimesi, ekonomik büyüme ve nüfus artışı tatlı su kaynaklarına olan baskıyı her geçen gün artırmaktadır. Artan kuraklık ve su kaynaklarına erişimdeki zorluklar, başta ishalli hastalıklar (ishalli hastalıkların %90’ı) olmak üzere birçok salgın hastalığı tetiklemekte ve ölümlere neden olmaktadır (WHO, 2009).

Gıda: Artan sıcaklıklar ve kuraklık nedeni ile tropikal kuşakta, özellikle birçok Afrika ülkesinde (2020’ye kadar %50 azalma‐IPCC,2007), yıllık tarımsal üretimin ii azalması beklenmektedir. Yetersiz beslenme sonucu her yıl 3.5 milyon insan hayatını kaybetmekte ve bu rakamın artması beklenmektedir. Ayrıca yetersiz beslenme, sıtma, ishal ve solunum yolu hastalıklarına karşı etkilenebilirliğin artmasına neden olmaktadır.

Barınma: Bu yüzyılın sonlarına doğru iklim değişikliğine bağlı olarak ekstrem fırtınalar,  şiddetli yağış  ve sıcak‐soğuk hava dalgalarının frekansında ciddi bir artış  beklenmektedir. 2080’e kadar kıyı yükselmesi nedeni ile etkilenen insan sayısının 10 kat artarak yıllık 100 milyona ulaşması beklenmektedir. Diğer doğal afetlerin de etkisi ile milyonlarca insanın evsiz kalması sonucu göçe zorlanacağı tahmin edilmekte ve bunun sonucunda ciddi toplumsal ve psikolojik travmaların ve toplumsal çatışmaların çıkacağından endişe edilmektedir.

Salgın Hastalıklar: Yüksek sıcaklıklar, değişen yağış  rejimi ve yüksek nem vektörle taşınan ya da su ve yiyeceklerle bulaşan hastalıkların hızla yayılmasına neden olmaktadır. Vektörle taşınan hastalıklar nedeni ile her yıl 1.1 milyon, ishalli hastalıklar nedeni ile de 2.2 milyon insan hayatını kaybetmektedir. Araştırmalar, 2030’a kadar Afrika’da 170 milyon insanın sıtma riski ile, 2080’e kadar da tüm dünyada 2 milyar insanın eklem ağrısı riski ile karşı karşıya olduğunu göstermektedir.

Makalenin tamamı ve Kaynak : MGM

Tagged : / /

Herkes zaman zaman şikayet ediyor! Kulak çınlamasının büyük tehlikesi

7’den 70’e herkeste görülmesi muhtemel olan kulak çınlamasının tehlikeli olabileceğinden bahseden KBB Uzmanı Opr. Dr. Yusuf Şentürk, kulak çınlamasının bir hastalık habercisi görevi görebileceğini belirtti.

Kulakta ya da kafanın içinde duyulan seslerin kulak çınlaması olarak tanımlandığını belirten KBB Uzmanı Opr. Dr. Yusuf Şentürk, “Kulak çınlaması kişi de zaman zaman ya da sürekli olarak görülebilir. Sesin tınısı kalın veya çok ince olabilir, tek kulağı ya da her ikisini birden etkileyebilir, bu durum kişiden kişiye değişebilir. Çınlama sürekli olduğunda kişiyi rahatsız edip gündelik yaşamı olumsuz şekilde etkileyebilir” dedi.

Kulak çınlamasının objektif ve subjektif olmak üzere ikiye ayrıldığını dile getiren Şentürk, “Objektif çınlama; kulaktaki sesleri hasta ile birlikte başkalarının da duyduğu durumdur.” şeklinde konuştu.

“Subjektif çınlama da ise sesleri sadece hasta duyar.” diyen Şentürk, “Kulak çınlaması sebebi çoğunlukla basit ve iyi huylu nedenler olabildiği gibi daha ciddi sorunlar da olabilir.” dedi.

Nedenleri nelerdir?
Sık karşılaşılan nedenleri ise; iç kulakta yer alan işitme sinir uçlarındaki hasar, kulak kiri, kulak zarındaki sorunlar, kulak enfeksiyonları, alerjik rinit, sinüzit, kulak bölgesine alınan travmalar, orta kulakta sıvı birikmesi, orta kulak kemikçiklerinin eklem yerlerinin sertleşmesi, orta kulakta yer alan kasların istemsiz kasılması…

…Östaki tüpünün genişlemesi (hamilelik ya da kilo vermeye bağlı), orta kulak atardamar anomalileri, baş ve boyun bölgesindeki damar genişlemeleri, denge ve işitmeyi sağlayan sinirlerdeki tümör (akustik nörinom), boyun omurlarının kireçlenmesi, diyabet, troid hormon bozuklukları ve B 12 vitamin eksiklikleridir.

Beyin tümörü habercisi…
Bunların dışında kulak çınlaması beyin tümörü habercisi de olabilmektedir. Bunun için kulak çınlaması sorunu yaşıyorsanız mutlaka gecikmeden bir KBB uzmanına başvurmalısınız

Bu durumda tedavi farklılıklar gösterebilir. Bu anlamda alanında uzmanlaşmış bir doktora başvurmak ve kulak çınlamasının gerçek nedenini bulmak hayati önem taşımaktadır” şeklinde konuştu.

Tagged : /

İşte İbn-i Sina’nın sağlık reçeteleri

İbn-i Sina’nın tedavi yöntemleri içinde bulunan bu doğal şifalı iksirler, sağlığımıza sağlık katacak. İşte geçmişten günümüze en doğal tedavi yöntemleri!

İbn-i Sina’nın tedavi yöntemleri içinde bulunan bu doğal şifalı iksirler, sağlığımıza sağlık katacak. Tıp bilimcisi İbn-i Sina’nın insanlığa armağanı olan bu yöntemleri mutlaka deneyin…
İbn-i Sina’nın sağlık reçeteleri

 İshal için;

Malzemeler: 2 litre su 100 gram ekşi nar kabuğu Hazırlanışı: Nar kabuklarını suda kaynatın ve ılıdıktan sonra tok karna 1 bardak için. Etkisini hızlı bir şekilde göreceksiniz.

Yara tedavisi için;

Malzemeler: 1 yemek kaşığı sumak Hazırlanışı: Göz kararı doğal bal Sumağı havanda ezip bal ile karıştırın. Yara olan yere bu karışımı uygulayın. Yaklaşık 1 saat sonra ılık su ile durulayın. Yaralı bölge geçene kadar işlemi uygulamaya devam edebilirsiniz.

Böbrek taşı için;

Malzemeler: 2 yemek kaşığı üzüm çekirdeği 1 su bardağı limonata Hazırlanışı: İki malzemeyi de karıştırıp için. Bu doğal karışım sayesinde böbrek taşlarından daha kolay bir şekilde kurtulmanız mümkün.

Ağız kokusu için;

Malzemeler: 3,5 gr havlıcan, 3,5 gr kuru zencefil, 3,5 gr karanfil, 3,5 gr kakule, 3,5 gr sivri biber, 70 gr misk, 105 gr limon kabuğu, 3,5 gram Hindistan cevizi tozu, 3,5 gr tarçın, Bal Hazırlanışı: Tüm malzemeleri tek tek havanda ezip bir kasede karıştırın. Üzerine göz kararı balı ilave edin. İyice karıştırdıktan sonra karışımdan bir tatlı kaşığı yiyin. Ağız kokusuna son derece etkili bir tariftir.

Tagged : /

Sosyal medyaya bağımlı mısınız?

Sosyal medya bağımlılığına dikkat çeken Yrd. Doç. Dr. Rıdvan Üney, sosyal medya bağımlılığını gösteren unsurları sıraladı.

Sosyal medya; bilgisayar veya akıllı telefon kullanan kişilerin, internet üzerinden oluşturabilecekleri her türlü yazılı, sesli ve görüntülü iletişimi ve paylaşımı sağlayan web siteleridir.

Yrd. Doç. Dr. Rıdvan Üney internetin günlük yaşama girmesiyle her şeyin farklılaştığını ifade ederek ”Artık her türlü bilgiye ya da eğlenceye daha çabuk ulaşıyoruz. Özellikle akıllı telefonlar ve internetin yaygınlaşmasıyla birlikte bu durum ilginç bir hal aldı. Bununla birlikte hayatımıza sosyal medya girdi. Dünyada her 5 kişiden 2’si internet kullanırken ülkemizde her iki kişiden birisi internet kullanmaktadır. Yine dünyada her 3 kişiden birinin sosyal medya hesabi varken ülkemizde her iki kişiden birinin sosyal medya hesabı bulunmaktadır” dedi.

Sosyal medyaya bağlılığı gösteren unsurlar
– Günde bir saatten daha fazla zamanınızı sosyal medyada geçirme
– Sürekli sosyal medya sayfasını güncellemek ve kontrol etme
– Aşırı paylaşım yapma
– Sosyal medyayla ilgilenmekten dolayı aile ve arkadaş ilişkilerinde zedelenme
– İş veya okul performansında düşme
– Sosyal medyada geçirilen zamanı azaltmaya çalışmaya rağmen başaramama.
– Sosyal medyada arkadaş/takipçi sayısını artırmak için aşırı çabalama
– Sosyal medyayla ilgilenmekten dolayı uyku zamanında azalma

Bağımlılıktan kurtulmak için ne yapılmalı
– Öncelikle kişi bunun bir sorun olduğunu fark etmeli. Bunun en kolay yolu gün içerisinde geçirdiği zamanı not etmektir.
– Sosyal medya bildirimlerinin sessiz moda alın.
– Telefonda ana ekranda sosyal medya bildirimlerinin görünürlüğünü kapatın.
– Gün içerisinde sosyal medyaya bakma zamanını belirleyin. Bu günde 30 dakikayı geçmemeli.
– Birileriyle iletişimi yazılı olarak değil, sözel olarak yapın.
– Spor, kitap okumak gibi beğeneceğiniz aktivitelere zaman ayırın.
– Arkadaş görüşmelerinizi sıklaştırın.

Tagged : /