Bitkisel Ürün Denge Tabloları; “Tahıllar ve Diğer Bitkisel Ürünler”, 2017-2018

En yüksek yeterlilik derecesi %111,7 ile buğdayda gerçekleşti

Toplam tahıl ürünlerinde 2017-2018 piyasa döneminde yurt içi üretimin yurt içi talebi karşılama derecesi %98 olarak gerçekleşti. Toplam tahıl üretiminde en büyük paya sahip olan buğdayın yeterlilik derecesi %111,7, yem sanayinin en önemli girdilerini oluşturan arpanın yeterlilik derecesi %90,2 mısırın ise %73,3 olarak gerçekleşti.

Kuru baklagillerden yeterlilik derecesinin en yüksek olduğu ürün %89,6 ile kırmızı mercimek oldu. Nohutun yeterlilik derecesi ise %87,5 olarak gerçekleşti.

Yenilebilir kök ve yumrular grubundan patateste yeterlilik derecesi %103,5, yağlı tohumlar ürün grubundan ayçiçeğinde %64,3, soyada %4,8 ve kolzada %70,3 düzeyinde oldu.

Toplam şeker üretiminin büyük kısmı yurt içinde tüketilmiş olup, yeterlilik derecesi %116,1 olarak gerçekleşti.

Seçilmiş ürünlerin yeterlilik dereceleri, 2017-2018

Tagged : / / / / / / / / / / / /

İşgücü İstatistikleri, Ocak 2019

İşsizlik oranı %14,7 seviyesinde gerçekleşti  

Türkiye genelinde 15 ve daha yukarı yaştakilerde işsiz sayısı 2019 yılı Ocak döneminde geçen yılın aynı dönemine göre 1 milyon 259 bin kişi artarak 4 milyon 668 bin kişi oldu. İşsizlik oranı 3,9 puanlık artış ile %14,7 seviyesinde gerçekleşti. Aynı dönemde; tarım dışı işsizlik oranı 4,1 puanlık artış ile %16,8 olarak tahmin edildi. Genç nüfusta (15-24 yaş) işsizlik oranı 6,8 puanlık artış ile %26,7 olurken,15-64 yaş grubunda bu oran 3,9 puanlık artış ile %15,0 olarak gerçekleşti.

İstihdam oranı %44,5 oldu

İstihdam edilenlerin sayısı 2019 yılı Ocak döneminde, bir önceki yılın aynı dönemine göre 872 bin kişi azalarak 27 milyon 157 bin kişi, istihdam oranı ise 1,9 puanlık azalış ile %44,5 oldu.

Bu dönemde, tarım sektöründe çalışan sayısı 345 bin, tarım dışı sektörlerde çalışan sayısı 526 bin kişi azaldı. İstihdam edilenlerin %17,0’si tarım, %19,9’u sanayi, %5,4’ü inşaat, %57,7’si ise hizmet sektöründe yer aldı. Önceki yılın aynı dönemi ile karşılaştırıldığında tarım sektörünün istihdam edilenler içindeki payı 0,7 puan, inşaat sektörünün payı 1,6 puan azalırken, hizmet sektörünün payı 2,3 puan arttı. Sanayi sektörünün payı ise değişim göstermedi.

İşgücüne katılma oranı %52,2 olarak gerçekleşti

İşgücü 2019 yılı Ocak döneminde bir önceki yılın aynı dönemine göre 387 bin kişi artarak 31 milyon 825 bin kişi, işgücüne katılma oranı ise 0,1 puanlık artış ile  %52,2 olarak gerçekleşti. Aynı dönemler için yapılan kıyaslamalara göre; erkeklerde işgücüne katılma oranı 0,2 puanlık azalış ile %71,1, kadınlarda ise 0,4 puanlık artışla %33,6 olarak gerçekleşti.

Mevsim etkisinden arındırılmamış temel işgücü göstergeleri, Ocak 2018, Ocak 2019

Kayıt dışı çalışanların oranı %33,1 olarak gerçekleşti

Ocak 2019 döneminde herhangi bir sosyal güvenlik kuruluşuna bağlı olmadan çalışanların oranı, bir önceki yılın aynı dönemine göre 0,6 puan artarak %33,1 olarak gerçekleşti. Tarım dışı sektörde kayıt dışı çalışanların oranı ise bir önceki yılın aynı dönemine göre 0,7 puan artarak %22,5 oldu.

Mevsim etkisinden arındırılmış istihdam oranı %45,9, işsizlik oranı %13,3 oldu

Mevsim etkisinden arındırılmış istihdam bir önceki döneme göre 223 bin kişi azalarak 28 milyon 14 bin kişi olarak tahmin edildi. İstihdam oranı 0,4 puan azalarak %45,9 oldu.

Mevsim etkisinden arındırılmış işsiz sayısı bir önceki döneme göre 170 bin kişi artarak 4 milyon 295 bin kişi olarak gerçekleşti. İşsizlik oranı 0,6 puan artarak %13,3 oldu.

Mevsim etkisinden arındırılmış işgücüne katılma oranı 0,2 puan azalarak %52,9 olarak gerçekleşti. Ekonomik faaliyete göre istihdam edilenlerin sayısı, tarım sektöründe 22 bin, sanayi sektöründe 82 bin, inşaat sektöründe 44 bin, hizmet sektöründe 76 bin kişi azaldı.

Mevsim etkisinden arındırılmış temel işgücü göstergeleri, Ocak 2018 – Ocak 2019

Tagged : /

Dünya’nın En Soğuk Başkentleri

Ulan Batur : Dünya’nın En Soğuk Başkenti

Moğolistan’nın başkentti olan Ulan Batur Dünya’nın en soğuk başkentidir. Başkenttin yıllık ortalama sıcaklığı -1.3° C’dir. Ocak ayında sıcaklıklar −40 °C kadar düşmektedir.  Yaz aylarında kısa ve ılık geçmektedir. Rus Trans-Sibirya Demiryolu ve Çin demiryolu sistemi şehirden geçmektedir.

Astana : Dünya’nın En Soğuk İkinci Başkenti

Astana Kazakistan’ın başkentidir. 2017 yılı verilerine göre 1 milyon fazla insan yaşamaktadır. Aşırı derecede karasal iklime sahip olan Astana ülkenin ikinci büyük şehridir. Asya Kıtası’nda yer alan bu şehirde yazlar kısa ve sıcak geçmektedir. Kış sıcaklıkları −35 ° C kadar düşmektedir. Şehrin ortasından geçen İşim Nehri kasım ayının ortasından nisan ayının başlarına kadar donmuş halde kalır.

Moskova : Dünya’nın En Soğuk Üçüncü Başkenti

Rusya’nın başkenti Moskova, Dünya’nın üçüncü soğuk başkentidir. Moskova, uzun, soğuk kışlar ve ılık yazlar ile karakterize karasal bir iklime sahiptir. Kış aylarında sıcaklıklar −25 °C bulmaktadır. Moskova Doğu Avrupa’nın önemli bir politik, ekonomik, kültürel ve bilim merkezidir. Aynı zamanda dünya’nın sayılı büyük kentsel ekonomisine sahip olan Moskova, “Global şehir” kabul edilir. Toplamda 18 milyon insana ev sahipliği yapmaktadır.

Helsinki, Finlandiya

Nemli bir karasal iklime sahip olan Helsinki, Finlandiya’nın başkentidir aynı zamanda ülkenin en büyük şehridir. Soğuk bir kış geçirmesine rağmen buradaki sıcaklıklar aynı enlemlerde yer alan yerlerden daha sıcaktır. Helsinki 2012 yılında Dünya Tasarım Başkenti olarak seçilmişti. Helsinki’de 642 bin den fazla insan yaşamaktadır.

Reykjavik, İzlanda

Reykjavik Dünya’nın en soğuk başkenti olmasa da yeryüzünde kutuplara en yakın başkenttir. İzlanda nüfusunun yarıdan fazlası bu şehirde yaşamaktadır. Kutuplara en yakın başkent Gulf Stream sıcak su akıntıları ile ılıman bir iklime dönüşmektedir. En düşük sıcaklık ocak aylarında -20 °C yaklaşmaktadır.

Sıra Başkent Ortalama yıllık sıcaklık
1 Ulan-Batur (Moğolistan) -1.3 ° C
2 Astana (Kazakistan) 3.5 ° C
3 Moskova, Rusya) 4.1 ° C
4 Helsinki, Finlandiya) 4.5 ° C
5 Reykjavik (İzlanda) 4.6 ° C
6 Tallin (Estonya) 4.8 ° C
7 Ottawa (Kanada) 5.5 ° C
Tagged : / / / / / / / /

Türkiye’de Doğal Afetler

Yerleşim, üretim, altyapı, ulaşım, haberleşme gibi genel yaşamın zorunlu araçlarını ve sürekliliğini bozacak ölçüde aniden ve belirli bir süreç içerisinde meydana gelen doğal yer ve hava hareketlerine doğal afet denir.

Doğa olaylarının afete dönüşmesinde, ülkemizin jeolojik, jeomorfolojik ve meteorolojik özelliklerinin yanında beşeri coğrafyanın da etkisi vardır. Bunların başlıcaları; göç alan yerlerin plansız kentleşmesi, tarıma elverişli düzlüklerin yerleşme ve sanayi alanlarına dönüştürülmesi ve ekolojik dengenin bozulmasıdır.

Doğal afetler üç şekilde sınıflandırılabilir.

1. Yer kökenli (jeolojik ve jeomorfolojik) doğal afetler: Deprem, heyelan, kaya düşmesi, tsunami, volkan püskürmesi.
2. Atmosfer kökenli doğal afetler: Sel-taşkın, aşırı kar, çığ, sis, don, fırtına, yıldırım, kuraklık.
3. Biyolojik kökenli doğal afetler: Bulaşıcı hastalıklar, böcek istilası.

Türkiye’de en sık meydana gelen doğal afetler:
Deprem % 61,
– Sel % 15,
Heyelan % 14,
– Kaya düşmesi % 5
– Yangın % 4
– Çığ % 1.

Türkiye’de 20. yüzyılın başından bu yana meydana gelen doğal afetlerde yaklaşık 100 bin insan hayatını kaybetti, 175 bin insan yaralandı. Yaklaşık 650 bin konut da yıkıldı veya ağır hasar gördü.

Türkiye’de Depremler

Türkiye, Dünya’nın en önemli deprem kuşaklarından biri olan Alp-Himalaya Deprem Kuşağı (Akdeniz Deprem Kuşağı) üzerinde yer almaktadır. Afrika, Avrasya ve Arap levhaları arasında yer alan ülkemiz, Arap levhasının her yıl 23 mm. hızla ilerleyerek Anadolu levhasını sıkıştırması sonucu depreme maruz kalmaktadır. Bu levha hareketleri belirli deprem kuşaklarının oluşmasını sağlamıştır.

Ülkemizdeki deprem kuşaklarını üç ana kuşak üzerinde toplamak mümkündür.

1. Kuzey Anadolu Fay KuĢağı (KAF)

Saroz Körfezi’nden başlar. Marmara Denizi, İzmit Körfezi, Adapazarı, Düzce, Bolu, Çankırı, Merzifon, Suluova, Erbaa, Niksar, Kelkit Vadisi, Erzincan, Erzurum, Bingöl ve Muş’u etkileyerek Vangölü’nün kuzeyine kadar uzanır.

2. Batı Anadolu Fay KuĢağı (BAF)

Bu sistem Ege Bölgesi’nde ve Güney Marmara çöküntü alanlarının kenarlarında yer almaktadır. Büyük Menderes, Küçük Menderes ve Gediz Grabenleri, İzmir Körfezi kıyıları, Bakırçay Grabeni, Edremit Körfezi kıyıları, Ulubat ve Manyas Gölleri, Bursa, Yenişehir, İnegöl, İznik depresyonlarının oluşumuna neden olan faylar bu kuşakta yer alır.
3. Doğu Anadolu Fay KuĢağı (DAF)

Kızıldeniz üzerinden Lut Gölü hattında, kuzey yönünde devam eden fay Hatay, Kahramanmaraş, Adıyaman, Malatya, Hazar Gölü, Elazığ, Bingöl, Karlıova, Varto güzergahını izleyerek Kuzey Anadolu Fay Kuşağı ile birleşir.

Bölge ölçeğinde depremlerin dağılışına bakıldığında Marmara ve Ege Bölgeleri topraklarının % 95’inin 1. derecede deprem bölgesi içinde yer aldığı görülmektedir. Nüfus yoğunluğu ve ekonomik potansiyel yönünden bakıldığında da en duyarlı ve riskli bölgelerin yine buralar olduğu anlaşılır.Doğu Anadolu’nun büyük bölümü 1. ve 2. derece deprem bölgesinde yer alırken, en rizksiz bölge Güneydoğu Anadolu Bölgesi’dir.

1., 2., 3. ve 4. derecede deprem bölgeleri sismik açıdan riskli bölgeler kabul edilirse, topraklarımızın % 96’sının deprem riski altında olduğu, nüfusumuzun ise % 98’inin deprem tehdidi altında yaşadığı ortaya çıkar. Ayrıca, Afet İşleri Genel Müdürlüğü verilerine göre sanayi kuruluşlarımızın % 98’i, barajların ise % 92’si çeşitli derecelerde deprem kuşakları içinde yer almaktadır.

Deprem riskinin az olduğu yerler

– Doğu Karadeniz kıyıları,
– Trakya’nın kuzeyi (Ergene Havzası),
– Tuzgölü’nün güneyinde kalan Konya, Karaman, Taşeli Platosu, Anamur Kuşağı,
– Mardin yöresi.

Not: En yıkıcı depremler, fayların olduğu ve yeraltı suyu bakımından zengin olan dolgu ve alüvyal alanlarda meydana gelmiş ve gelmektedir. Çünkü, bu sahalarda zeminin gevşek olması, yeraltı suyunun deprem esnasında hareket etmesi hasarı arttırmaktadır.

Depremden korunma

– Halkın depreme karşı bilinçlendirilmesi,
– Dolgu, gevşek yapılı araziler yerine sağlam zeminlerin seçilmesi,
– Dayanıklı, esnek, hafif inşaat malzemelerinin kullanılması.

Türkiye’de Sel-Taşkın

Sel-taşkınlar, ülkemizde sıcaklık yükselmesine bağlı kar erimeleri ve ilkbahar yağışlarının başlamasıyla gerçekleşir. Sel ve taşkın felaketlerinde ön plana çıkan sebeplerden; sel-taşkın riski olan yerlerin yerleşime açılması, yerleşim birimlerinde kuru dere yataklarının doldurularak yol haline getirilmesi, yatak içlerine çöp ve moloz dökülmesi ile akarsu ve dere yataklarının daraltılması, ormanların tahrip edilmesi, akarsu havzalarına kurulan sanayi tesisleri ile arazinin yapısının değiştirilmesi dikkat çekmektedir.
Özellikle akarsu ağızlarına kurulmuş kentler büyük risk altındadırlar. Ülkemizde sel felaketlerine en fazla Hatay, Adana, Zonguldak, Trabzon, İstanbul, Edirne, Gaziantep, Giresun, Aydın, İzmir’de rastlanır.

Türkiye’de Heyelan

Fazla eğimli yamaçlar, tabakaların eğim doğrultusunda uzanması, killi toprakların varlığı, bol yağış, kar erimeleri, inşaat çalışmaları, ormanların tahrip edilmesi heyelan olayında etkilidir.
Heyelanlar, ülkemizde en çok (% 65) kar erimelerinin olduğu ilkbahar döneminde görülmektedir. Kar erimeleri toprağı suyla doygun hale getirerek yamaç dengesini bozmaktadır.
Ülkemizde heyelanlara en sık Doğu Karadeniz Bölümü’nde rastlanır. İl bazında bakıldığında Trabzon, Kastamonu, Zonguldak, Kahramanmaraş, Adana heyelanların en çok görüldüğü yerlerdir.
Heyelandan korunmanın en etkili yolu, heyelan bölgesindeki yerleşim alanlarını başka tehlikesiz bölgelere taşımaktır. Ancak, yüksek maliyetli otoyol, baraj, tünel gibi inşaat faaliyetlerinde drenaj kanalları, setler, taraçalama gibi korunma yöntemleri de uygulanmaktadır.

Not:

Heyelan sonucu, ülkemizde Abant, Yedigöller, Tortum ve Sera Gölleri oluşmuştur.
– Ülkemizde heyelan dışında, kaya düşmesi de önemli kütle hareketlerindendir. En çok, kaya çatlakları içindeki suyun sık sık donma-çözülme faaliyetlerine uğradığı kış ve ilkbahar aylarında görülmektedir. En fazla bu olayın kaydedildiği yerler Kayseri, Niğde, Erzincan ve Çoruh Vadisi’dir.

Türkiye’de Çığ

Çığ oluşumunda; kar katmanının kalınlığı, donmuş eski kar üzerine yeni kar yağması, yüksek yerlerde biriken karın ısı artışı nedeniyle gevşemeye başlaması, bitki örtüsünden yoksunluk, fazla eğim gibi faktörler etkilidir.
Ülkemizde en çok Tunceli, Bingöl, Bitlis, Erzurum ve Van’da görülmektedir. Aşırı kar yağışının görüldüğü, arazi eğiminin çok olduğu bütün yörelerimizde çığ tehlikesi yaşanmaktadır. Çığın en fazla görüldüğü aylar Ocak (% 37) ve Şubat (% 33) ayıdır.

Türkiye’de Orman Yangınları

Genellikle yaz mevsiminde hava sıcaklığının artması, yağışlı dönemlerde yıldırım düşmesi, insanların kasıt ve ihmali (anız yakma, sigara, piknik ateşi, tarla açma vb.) sonucu oluşur.

Türkiye ormanlarının % 60’ı risk altındadır. Kahramanmaraş’tan başlayıp, Akdeniz ve Ege’yi takiben İstanbul’a kadar uzanan 1700 km.lik sahil bandının 160 km. içerideki bölümü orman yangınları bakımından en hassas bölgedir.Orman yangınlarının % 80’i Haziran-Ekim döneminde çıkmaktadır. Artan nüfus ve aşırı tüketim, doğal kaynakların özellikle de ormanların hızla yok olmasına neden olmaktadır. Yangınlar sonucu bu kayıp; erozyon, su kaynaklarının bozulması, hava kirliliği, çölleşme, sel, heyelan, çığ gibi felaketleri de beraberinde getirmektedir.

Türkiye’de Kuraklık

Yağışların, kaydedilen normal seviyelerinin önemli ölçüde altına düşmesi sonucu, arazi ve su kaynaklarının olumsuz etkilenmesine ve hidrolojik dengenin bozulmasına neden olan doğal afet kuraklıktır.
Başlangıç ve bitişinin belirsiz oluşu, aynı anda birden fazla kaynağa etki etmesi ve ekonomik boyutunun yüksek olması en önemli özellikleridir.
Yağış azlığı nedeniyle, özellikle İç Anadolu, Tuzgölü çevresi, Kayseri Develi Ovası, Malatya Ovası, Iğdır Ovası kuraklık tehdidi altındadır.
Yazın buharlaşmanın şiddetli olması nedeniyle ise Altınbaşak (Harran) Ovası, Suruç, Ceylanpınar Ovaları kuraklık tehdidi altındadır.
Kuraklık artışı: Tarımda verimi düşürür, sulama ve içme suyu miktarını azaltır, hidroelektrik üretimi düşürür, orman yangınlarını artırır, otlaklar kuruduğu için hayvancılıkta verimi düşürür.

 

Yararlanılan Kaynak : cografyabilimi.net/turkiyede-dogal-afetler/

Yararlanılan Görsel Kaynak : cografyaharita.com/turkiye-dogal-afet-haritalari.html

Tagged : / / / / / /

Soğuk Havanın Zararlarından Korunmanın Yedi Yolu

1. Hava Tahmin Raporlarını Takip Edin

Soğuk havada dışarıya çıkmadan önce, Hava şartları tehlikeli durumda ise, rüzgarın ve sıcaklığın birlikte etkisini de öğrenin. Rügar hızı yüksek ve sıcaklık düşük ise (wind chill), bunun getireceği olumsuz şartlarda korumasız ciltler birkaç dakikada donabilir.

2. Planlama

Organizasyon, gezi ve dış ortam çalışmalarında sıcak ve soğuk hava etkisi dikkate alınmalıdır.

3. Giysiler

Sıcak tutacak katlı elbiseler giyin. Rezistans görevi gören palto yada kaban giyin. Eldiven, bot ve şapka giymek oldukça önemlidir. Vücut ısısının büyük bir bölümü baş’tan kaybedilir.

 Eşarp, kaşkol ya da yüz maskesi takınız. Parmak, yüz kulak gibi hassas yerleri soğuğa karşı sık sık kontrol ediniz.

4. Sığınak Aramak

Rüzgardan kaçının, kapalı ortamlarda bulunun.

Rüzgar hızı yüksek ve sıcaklık düşük ise, dışarıda geçireceğiniz zamanı kısaltmalısınız.

5. Kuru Kalmak

Islak elbiseler vucudun hızla soğumasına ve üşümesine neden olur. Eğer terliyorsanız, palto yada kabanınızın önünü açın yada çıkartın.

6. Aktif Olmak

Yürümek yada koşmak, vücut sıcaklığımızın artmasına ve korunmasına yardım eder.

7. Kendi Limitlerinizi Bilin

Bazı insanlar soğuğa karşı çok hassastırlar ve çabuk etkilenirler. Özellikle çocuklar, yaşlılar ve kan dolaşımı problemi olanlar.

Alkol almak, sigara içmek ve bazı ilaçların kullanımı, vücudun soğuğa karşı hassasiyetini yükseltir.

Kaynak:

http://www.ec.gc.ca/meteo-weather/default.asp?lang=En&n=5FBF816A-1#Wind%20Chill%20Hazards

Çeviren: Seyfullah Çelik

Tagged :

İklim ve Sağlık Arasındaki İlişkiler

20. yüzyılda meydana gelen hızlı ve büyük çaplı sanayileşme ve ekonomik gelişme birçok problemi de beraberinde getirmiştir. Bu sorunlardan en büyüğünün ise iklim değişikliği ve neden olduğu ya da neden olacağı tahmin edilen büyük çaplı, toplumları derinden etkileyecek, sosyal ekonomik ve çevresel problemler olduğu ortaya çıkmıştır. Bu problemlerden insan hayatı için en önemlisi iklim değişikliğinin doğrudan neden olduğu veya dolaylı olarak tetiklediği, çoğu zaman ölümle sonuçlanan doğal afetler ve sağlık problemleridir.    İnsan hayatı için vazgeçilmez olan unsurlar hava, su, gıda ve barınmadır. Bu unsurlar iklimin insan hayatı ve sağlığına olan etkilerinin de bağlantı noktalarını oluşturmaktadır.

Hava: Ekstrem yüksek hava sıcaklıkları doğrudan öldürücü rol oynar. 2003’de Avrupa’da meydana gelen sıcak hava dalgası 70.000 insanın ölümüne yol açmıştır. Bu yüzyılın ikinci yarısına kadar sıcak hava dalgaların frekanslarının artacağı tahmin edilmektedir. Artan hava sıcaklığı yer seviyesi ozonu gibi hava kirleticilerinin miktarının artmasını tetiklemektedir. Her yıl 1.2 milyon insan kentsel hava kirliliğinden kaynaklanan kardiyovasküler ve solunum yolu hastalıkları sebebiyle hayatını kaybetmektedir.

Su: Değişen yağış  rejimi, yüksek buharlaşma, buzulların erimesi, ekonomik büyüme ve nüfus artışı tatlı su kaynaklarına olan baskıyı her geçen gün artırmaktadır. Artan kuraklık ve su kaynaklarına erişimdeki zorluklar, başta ishalli hastalıklar (ishalli hastalıkların %90’ı) olmak üzere birçok salgın hastalığı tetiklemekte ve ölümlere neden olmaktadır (WHO, 2009).

Gıda: Artan sıcaklıklar ve kuraklık nedeni ile tropikal kuşakta, özellikle birçok Afrika ülkesinde (2020’ye kadar %50 azalma‐IPCC,2007), yıllık tarımsal üretimin ii azalması beklenmektedir. Yetersiz beslenme sonucu her yıl 3.5 milyon insan hayatını kaybetmekte ve bu rakamın artması beklenmektedir. Ayrıca yetersiz beslenme, sıtma, ishal ve solunum yolu hastalıklarına karşı etkilenebilirliğin artmasına neden olmaktadır.

Barınma: Bu yüzyılın sonlarına doğru iklim değişikliğine bağlı olarak ekstrem fırtınalar,  şiddetli yağış  ve sıcak‐soğuk hava dalgalarının frekansında ciddi bir artış  beklenmektedir. 2080’e kadar kıyı yükselmesi nedeni ile etkilenen insan sayısının 10 kat artarak yıllık 100 milyona ulaşması beklenmektedir. Diğer doğal afetlerin de etkisi ile milyonlarca insanın evsiz kalması sonucu göçe zorlanacağı tahmin edilmekte ve bunun sonucunda ciddi toplumsal ve psikolojik travmaların ve toplumsal çatışmaların çıkacağından endişe edilmektedir.

Salgın Hastalıklar: Yüksek sıcaklıklar, değişen yağış  rejimi ve yüksek nem vektörle taşınan ya da su ve yiyeceklerle bulaşan hastalıkların hızla yayılmasına neden olmaktadır. Vektörle taşınan hastalıklar nedeni ile her yıl 1.1 milyon, ishalli hastalıklar nedeni ile de 2.2 milyon insan hayatını kaybetmektedir. Araştırmalar, 2030’a kadar Afrika’da 170 milyon insanın sıtma riski ile, 2080’e kadar da tüm dünyada 2 milyar insanın eklem ağrısı riski ile karşı karşıya olduğunu göstermektedir.

Makalenin tamamı ve Kaynak : MGM

Tagged : / /

Herkes zaman zaman şikayet ediyor! Kulak çınlamasının büyük tehlikesi

7’den 70’e herkeste görülmesi muhtemel olan kulak çınlamasının tehlikeli olabileceğinden bahseden KBB Uzmanı Opr. Dr. Yusuf Şentürk, kulak çınlamasının bir hastalık habercisi görevi görebileceğini belirtti.

Kulakta ya da kafanın içinde duyulan seslerin kulak çınlaması olarak tanımlandığını belirten KBB Uzmanı Opr. Dr. Yusuf Şentürk, “Kulak çınlaması kişi de zaman zaman ya da sürekli olarak görülebilir. Sesin tınısı kalın veya çok ince olabilir, tek kulağı ya da her ikisini birden etkileyebilir, bu durum kişiden kişiye değişebilir. Çınlama sürekli olduğunda kişiyi rahatsız edip gündelik yaşamı olumsuz şekilde etkileyebilir” dedi.

Kulak çınlamasının objektif ve subjektif olmak üzere ikiye ayrıldığını dile getiren Şentürk, “Objektif çınlama; kulaktaki sesleri hasta ile birlikte başkalarının da duyduğu durumdur.” şeklinde konuştu.

“Subjektif çınlama da ise sesleri sadece hasta duyar.” diyen Şentürk, “Kulak çınlaması sebebi çoğunlukla basit ve iyi huylu nedenler olabildiği gibi daha ciddi sorunlar da olabilir.” dedi.

Nedenleri nelerdir?
Sık karşılaşılan nedenleri ise; iç kulakta yer alan işitme sinir uçlarındaki hasar, kulak kiri, kulak zarındaki sorunlar, kulak enfeksiyonları, alerjik rinit, sinüzit, kulak bölgesine alınan travmalar, orta kulakta sıvı birikmesi, orta kulak kemikçiklerinin eklem yerlerinin sertleşmesi, orta kulakta yer alan kasların istemsiz kasılması…

…Östaki tüpünün genişlemesi (hamilelik ya da kilo vermeye bağlı), orta kulak atardamar anomalileri, baş ve boyun bölgesindeki damar genişlemeleri, denge ve işitmeyi sağlayan sinirlerdeki tümör (akustik nörinom), boyun omurlarının kireçlenmesi, diyabet, troid hormon bozuklukları ve B 12 vitamin eksiklikleridir.

Beyin tümörü habercisi…
Bunların dışında kulak çınlaması beyin tümörü habercisi de olabilmektedir. Bunun için kulak çınlaması sorunu yaşıyorsanız mutlaka gecikmeden bir KBB uzmanına başvurmalısınız

Bu durumda tedavi farklılıklar gösterebilir. Bu anlamda alanında uzmanlaşmış bir doktora başvurmak ve kulak çınlamasının gerçek nedenini bulmak hayati önem taşımaktadır” şeklinde konuştu.

Tagged : /

İşte İbn-i Sina’nın sağlık reçeteleri

İbn-i Sina’nın tedavi yöntemleri içinde bulunan bu doğal şifalı iksirler, sağlığımıza sağlık katacak. İşte geçmişten günümüze en doğal tedavi yöntemleri!

İbn-i Sina’nın tedavi yöntemleri içinde bulunan bu doğal şifalı iksirler, sağlığımıza sağlık katacak. Tıp bilimcisi İbn-i Sina’nın insanlığa armağanı olan bu yöntemleri mutlaka deneyin…
İbn-i Sina’nın sağlık reçeteleri

 İshal için;

Malzemeler: 2 litre su 100 gram ekşi nar kabuğu Hazırlanışı: Nar kabuklarını suda kaynatın ve ılıdıktan sonra tok karna 1 bardak için. Etkisini hızlı bir şekilde göreceksiniz.

Yara tedavisi için;

Malzemeler: 1 yemek kaşığı sumak Hazırlanışı: Göz kararı doğal bal Sumağı havanda ezip bal ile karıştırın. Yara olan yere bu karışımı uygulayın. Yaklaşık 1 saat sonra ılık su ile durulayın. Yaralı bölge geçene kadar işlemi uygulamaya devam edebilirsiniz.

Böbrek taşı için;

Malzemeler: 2 yemek kaşığı üzüm çekirdeği 1 su bardağı limonata Hazırlanışı: İki malzemeyi de karıştırıp için. Bu doğal karışım sayesinde böbrek taşlarından daha kolay bir şekilde kurtulmanız mümkün.

Ağız kokusu için;

Malzemeler: 3,5 gr havlıcan, 3,5 gr kuru zencefil, 3,5 gr karanfil, 3,5 gr kakule, 3,5 gr sivri biber, 70 gr misk, 105 gr limon kabuğu, 3,5 gram Hindistan cevizi tozu, 3,5 gr tarçın, Bal Hazırlanışı: Tüm malzemeleri tek tek havanda ezip bir kasede karıştırın. Üzerine göz kararı balı ilave edin. İyice karıştırdıktan sonra karışımdan bir tatlı kaşığı yiyin. Ağız kokusuna son derece etkili bir tariftir.

Tagged : /

Sosyal medyaya bağımlı mısınız?

Sosyal medya bağımlılığına dikkat çeken Yrd. Doç. Dr. Rıdvan Üney, sosyal medya bağımlılığını gösteren unsurları sıraladı.

Sosyal medya; bilgisayar veya akıllı telefon kullanan kişilerin, internet üzerinden oluşturabilecekleri her türlü yazılı, sesli ve görüntülü iletişimi ve paylaşımı sağlayan web siteleridir.

Yrd. Doç. Dr. Rıdvan Üney internetin günlük yaşama girmesiyle her şeyin farklılaştığını ifade ederek ”Artık her türlü bilgiye ya da eğlenceye daha çabuk ulaşıyoruz. Özellikle akıllı telefonlar ve internetin yaygınlaşmasıyla birlikte bu durum ilginç bir hal aldı. Bununla birlikte hayatımıza sosyal medya girdi. Dünyada her 5 kişiden 2’si internet kullanırken ülkemizde her iki kişiden birisi internet kullanmaktadır. Yine dünyada her 3 kişiden birinin sosyal medya hesabi varken ülkemizde her iki kişiden birinin sosyal medya hesabı bulunmaktadır” dedi.

Sosyal medyaya bağlılığı gösteren unsurlar
– Günde bir saatten daha fazla zamanınızı sosyal medyada geçirme
– Sürekli sosyal medya sayfasını güncellemek ve kontrol etme
– Aşırı paylaşım yapma
– Sosyal medyayla ilgilenmekten dolayı aile ve arkadaş ilişkilerinde zedelenme
– İş veya okul performansında düşme
– Sosyal medyada geçirilen zamanı azaltmaya çalışmaya rağmen başaramama.
– Sosyal medyada arkadaş/takipçi sayısını artırmak için aşırı çabalama
– Sosyal medyayla ilgilenmekten dolayı uyku zamanında azalma

Bağımlılıktan kurtulmak için ne yapılmalı
– Öncelikle kişi bunun bir sorun olduğunu fark etmeli. Bunun en kolay yolu gün içerisinde geçirdiği zamanı not etmektir.
– Sosyal medya bildirimlerinin sessiz moda alın.
– Telefonda ana ekranda sosyal medya bildirimlerinin görünürlüğünü kapatın.
– Gün içerisinde sosyal medyaya bakma zamanını belirleyin. Bu günde 30 dakikayı geçmemeli.
– Birileriyle iletişimi yazılı olarak değil, sözel olarak yapın.
– Spor, kitap okumak gibi beğeneceğiniz aktivitelere zaman ayırın.
– Arkadaş görüşmelerinizi sıklaştırın.

Tagged : /

Türk Meteoroloji Tarihi

Osmanlı İmparatorluğu Zamanında

a. Tanzimata Kadar

Ülkemizde Selçuklular ve Osmanlılar döneminde rasathaneler kurulmuş olmasına rağmen, bunlar daha ziyade astronomik gözlemler yapmışlardır. Bunlardan Ali Kuşçu ve Uluğbey’in kurduğu rasathaneler en tanınmışlarıdır. Türklerde astronominin en fazla geliştiği dönem Semerkant ekolü diye bilinen Uluğbey dönemidir(1449). Yüksek matematiğin Anadolu’ya girmesi de bu döneme rastlamaktadır. Semerkant’ta Bursalı Kadızade-i Rumî’nin öğrencilerinden Şirvanlı Fethullah, Kastamonu’ya gelerek orada astronomi ve geometri okutmaya başlamıştır.

İstanbul’a ilk yerleşen Türk astronomu ise Ali Kuşçu’dur. Ali Kuşçu Uluğbey’le beraber çalışmış onun ölümünden sonra Uzun Hasan’ın hizmetine girmiş ve elçi olarak Fatih Sultan Mehmet’e gönderilmiştir. Fatih Ali Kuşçu’nun bilgisine hayran kalmış ve kendisini Ayasofya medresesine müderris yapmıştır. Ali Kuşçu, Türk tarihinde ilk matematik ve astronomi profesörüdür. Ali Kuşçu’nun ölümü ile astronomi çalışmaları yarıda kalmıştır.

Ali Kuşçu’nun ölümünden yaklaşık yüz yıl sonra, Osmanlı İmparatorluğu’nda astronomi ve meteoroloji alanında önemli bir çalışmaya rastlanmaktadır. 1577 yılında Takiyettin bin Mehmet bin Ahmet Efendi tarafından bir rasathane kurulmuştur. Aslen Şamlı olan Takiyettin (1521-1585), Şam ve Kahire’de öğrenim gördükten sonra bazı medreselerde müderrisliklerde bulunmuş ve III. Murat zamanında İstanbul’a gelmiştir. İstanbul’da III. Murat’ın hocası Hoca Sadettin Efendi ve Ali Kuşçu’nun torunu Kutbettin ile tanışarak kendini astronomiye vermiştir. Müneccimbaşı Mustafa Çelebi’nin ölümü üzerine Hoca Sadettin Efendi’nin yardımı ile müneccimbaşılığa atanmıştır. Takiyettin Mehmet 1577 yılında tüm masrafları hazineden karşılanmak üzere Fransız Büyükelçiliği ile Tophane arasındaki sırtta bir rasathane kurmuştur. Fakat bu rasathanenin de ömrü kısa sürmüştür.

b. Tanzimattan I. Dünya Savaşı’na Kadar

Osmanlı İmparatorluğu’nda Tanzimatla birlikte çeşitli yerlerde değişik tarihlerde meteorolojik rasatlar yapılmaya başlanmıştır. İstanbul, İzmir, Kudüs, Trabzon, Tekirdağ, Merzifon gibi Osmanlı İmparatorluğu’nun çeşitli yerlerinde gerek özel gerekse devletin emrinde olmak üzere yabancılar tarafından birçok meteorolojik rasat yapılmıştır. Kayıtlı en eski rasatlar İstanbul’da Saint-Benois ve Bebek’te bulunan yabancı okullarda yapılan rasatlardır. 1839-1847 yılları arasında yapılan bu rasatlarda sıcaklıklar ölçülmüştür. Daha sonra 1847-1854 yılları arasında İstanbul, İzmir, Trabzon, Kayseri, Bursa, Sakız, Erzurum, Erivan ve Musul’da diğer iklim elemanlarını da içeren rasat kayıtlarına rastlanmaktadır. Haydarpaşa İngiliz Mezarlığı’nda Mr. W.H. Lyne ise 1865-1886 yılları arasında gözlemler yapmıştır. Yabancı okullar arasında Amerikan Kolejleri (Merzifon, Malatya, Harput, İzmir, Tarsus) de bazı rasatlar yapmışlardır. Ayrıca Erenköy’de Thomson Çiftliği’nde (1875-1893) yapılan rasatlar 1928 yılında Prof. Dr. Antal Réthly tarafından yayınlanmıştır. Büyükdere’de 1891-1906 yılları arasında yapılan rasatlarda ise sıcaklık, basınç, nem ve yağış bilgileri yer almaktadır.

Osmanlı İmparatorluğu’nda meteorolojinin kurumsallaşma çalışmaları 1867 yılında Kandilli Rasathanesi’nin kurulması ile başlamış ve bu kurumsallaşma Cumhuriyet Türkiye’sinde tamamlanmıştır. Kandilli Rasathanesi, Fransız Hükümetinin tavsiyeleri üzerine İstanbul’da Rasathane-i Amire ismi ile kurulmuş ve bu kuruluşun ilk sorumlusu da Aristide Coumbary olmuştur.

1868 yılından itibaren elde edilen rasat sonuçları ve imparatorluğun diğer yerlerinden alınan bilgiler yayınlanmıştır. Bu dönemde; İstanbul, Soulina, Köstence, Varna, Burgaz, Trabzon, Rodos, Kavala, Selânik, Manastır, Valona, Çanakkale, Elbassan, Durazzo, Beyrut ve Fao’da rasatlar yapılmıştır. Dikkat edildiğinde rasat yapılan yerler ticaretin ve limanların olduğu bölgelerdir. 1868 yılının son aylarında (Kasım ve Aralık 1868) İzmir, Diyarbakır ve Bağdat’ta da rasatlara başlanmıştır. Haziran 1869’da Berlin, Temmuz 1869’da Petersburg ve Tiflis’in rasat bilgileri de telgraf hatları ile alınmaya başlanmış ve bu bilgiler imparatorluk topraklarında yapılan meteorolojik rasatlarla birlikte değerlendirmeye tabi tutularak tahminler yapılmaya başlanmıştır.

Kandilli Rasathanesi’nin kurulmasından altı yıl sonra Viyana’da toplanan ilk Uluslararası Meteoroloji Kongresi’nde Türkiye de temsil edilmiştir. Bu kongrede; İstanbul, İzmir, Sinop, Bursa, Trabzon ve o zamanlar İmparatorluk toprakları içerisinde bulunan Selânik, Avlonya ve Beyrut’ta birer meteoroloji istasyonu kurulmasına karar verilmiştir.

İmparatorluk içinde Viyana Kongresi kararları çerçevesinde 1875’te, özellikle de ulaşım ve iletişimin yaygınlaştığı onaltı merkezde meteorolojik rasatların telgrafhane memurları tarafından yapılması yoluna gidilmiştir. Bu merkezlerde günde üç kez elde edilen meteorolojik bilgiler telgrafla İstanbul’da bulunan meteoroloji merkez bürosuna gönderilmeye başlanmıştır.

Bu arada Kandilli Rasathanesi bir yangın sonucu tamamen yanmış ve meteorolojik çalışmalarına son vermek zorunda kalmıştır. 31 Mart Olayı’ndan sonra kurulan Osmanlı Hükümeti’nde Maarif Nazırı (Eğitim Bakanı) olan Emrullah Efendi, 21 Haziran 1910 tarihinde bir tezkere ile rasathanenin yeniden kurulması için Fatin Hoca’yı (Prof. Mehmet Fatin Gökmen) görevlendirmiştir. Fatin Hoca, rasathanenin İcadiye Tepesi’ne kurulmasını kararlaştırmış ve Fransız Ulusal Meteoroloji Müdürü Prof. Angot ile yaptığı görüşmeler ile gerekli meteorolojik alet ve cihazları temin ederek 1 Temmuz 1911 tarihinden itibaren meteorolojik rasatlar yeniden yapılmaya başlanmıştır. Ayrıca burada İstanbul için yapılan hava tahminleri Posta Telefon ve Telgraf İdaresi ile Demiryolları İdaresi’ne bildirilerek kullanıcıların hizmetine sunulmuştur.

c. I. Dünya Savaşı’ndan Cumhuriyete Kadar

Hava araçlarının gelişmesi, sabit balonların ve uçakların savaşta kullanılması ile bir meteoroloji teşkilâtının kurulmasına ihtiyaç duyulmuştur. Bu teşkilâtı kurma görevi Alman Karargâh-ı Umumiyesi Rasadat-ı Cevviye Teşkilâtı Başkanı Müşavir Hans Hergesell tarafından Prof. Dr. Weickmann’a verilmiştir. 20 Ekim 1915’te Osmanlı topraklarında kurulacak olan meteoroloji teşkilâtı konusundaki faaliyetler büyük bir hız kazanmıştır. Dr. Weickmann İstanbul’da kalıp işlerin yürütülmesi için gerekli koordinasyonu yaparken, beraberinde getirdiği uzmanlar meteoroloji istasyonlarının kurulacağı yerlere gitmişlerdir. Bütün meteoroloji istasyonları, Alman alet ve cihazları ile kurulmuştur.

İstanbul’daki meteoroloji merkezi Kuruçeşme’de Caferağa Köşkü’nde “Kuvva-i Havaiye Müfettişliği Rasadat-ı Havaiye Müdürlüğü” ismiyle Ağustos 1915’te faaliyete başlamıştır. L. Weickmann, Osmanlı topraklarında kurulacak olan meteoroloji teşkilâtı için altmış civarında Alman uzmanı da beraberinde getirmiştir. Gelen uzmanlar, kurulacak teşkilâtın ilk elemanlarını oluşturmuşlar ve yanlarına Osmanlı Ordusu’nda yedek subay olarak görev yapan Türkler seçilerek Rasadat-ı Havaiye Müdürlüğü’nde göreve başlamışlardır. Ordudan seçilen yedek subaylar İstanbul’da Osmanlı-Alman Genel Karargâhı’nda meteoroloji alanında eğitime tabi tutulmuşlardır. Genel Karargâh’taki eğitimde Fatin Gökmen de dersler vermiştir. Eğitimlerini tamamlayan yedek subaylar Almanlar tarafından kurulan Edirne, Gelibolu, İzmir, Sevdiköy, Zonguldak, Sinop, Ankara, Eskişehir, Konya, Sivas, Diyarbakır, Adana, Brumana, Beyrut, Kudüs ve Musul meteoroloji istasyonlarında göreve başlamışlardır. Bu merkezlerden elde edilen bilgiler ile Osmanlı İmparatorluğu’nun müttefiki olan Bulgaristan, Avusturya-Macaristan ve Almanya’dan şifreli şekilde alınan gözlemler Kuvva-i Havaiye Merkez Şubesi olan İstanbul Vaniköy’de haritalara işlenerek tahminler yapılmıştır.

Her istasyonda gözlem için barometre, barograf, psikrometre, termograf, higrograf, azami ve asgari termometre, plüviyometre ve anemometre bulunmaktadır. Ayrıca Vaniköy, Edirne, Gelibolu, Sevdiköy, Adana ve Kudüs’te yer seviyesinden 6000 metreye kadar yüksek seviye rüzgar ölçümleri yapılmıştır. Bunun için yüksek seviye sondaj aleti ve teodolit bulunmaktadır.

İstanbul için yapılan hava tahminleri Posta, Telefon ve Telgraf İdaresi ile Demiryolları İdaresi’ne bildirilerek kullanıcıların hizmetine sunulmuştur.

22 – 25 Nisan 1918 tarihleri arasında İstanbul’da bir meteoroloji kongresi toplanmış ve bu kongrede Bahriye (Deniz), Harbiye (Savaş), Maarif (Eğitim) ve Ziraat (Tarım) Bakanlıklarına bağlı olarak faaliyet gösteren İmparatorluk içindeki meteoroloji istasyonları bir çatı altında toplanmıştır. Böylece gereksiz yere masraf yapılmasının önüne geçilmesi, Deniz Bakanlığı tarafından kurulmasına karar verilen Kuvvetli Rüzgâr Uyarı Merkezinin, Savaş Bakanlığı Meteoroloji Merkezi ile ortaklaşa çalışmasına karar verilmiştir. Tarım ve Eğitim Bakanlıklarına bağlı olan iklim istasyonlarının bir komisyon oluşturularak, birlikte çalışmaları ve bu komisyonun kuracağı iklim istasyonlarının aynı zamanda Deniz ve Savaş Bakanlıklarının işine yarayan gözlemleri de yapacak meteoroloji istasyonları kurması ve ilgili bakanlıklara bildirmesi karar altına alınmıştır. I. Dünya Savaşı’nın sonlarına doğru toplanan bu kongrede alınan kararlar, savaşın sona ermesi ile hayata geçirilememiştir. Rasadat-ı Havaiye Teşkilâtında görev yapan yedek subay Türk personel ise savaş sonunda terhis edilmiş, bazıları ise esir düşmüştür. Rasadat-ı Havaiye Teşkilâtında görevli yedek subayların terhis edilmesi ile bu teşkilât ortadan kalkmıştır.

Cumhuriyet Döneminde

a. Cumhuriyetin İlânından Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün Kuruluşuna Kadar

Cumhuriyet kurulduğunda meteoroloji alanında sadece Kandilli Rasathanesi miras olarak kalmıştır. Maarif Vekâleti Müdürler Encümeni 19 Ağustos 1924 tarihinde aldığı bir kararla Kandilli Rasathanesi’nin bir genel müdürlüğe dönüştürülerek İstanbul Darü’l Fünunu’na bağlanmasını kararlaştırmıştır. Ancak Fatin Hoca, bir rasat merkezi konumunda olan Kandilli Rasathanesi’nin Darü’l Fünun’a bağlanmasına karşı çıkarak ayrı bir rasathane müdürlüğü kurulmasını önermiştir. Bundan sonra Millî Savunma, Tarım ve Bayındırlık Bakanlıkları ayrı ayrı meteoroloji teşkilâtları oluşturma yoluna gitmişlerdir.

Meteorolojik bilgilere duyulan ihtiyaç, kısa sürede ülkenin her tarafında birbirinden bağımsız meteoroloji üniteleri doğurmuştur. İsmet Paşa’nın Başbakanlık yaptığı Cumhuriyet Hükümeti, Türkiye’de meteorolojik çalışmaları yürütmek için Budapeşte Rasathanesi Şube Müdürü Prof. Antal Réthly’i görevlendirmiştir. 1925 yılında Türkiye’ye gelen Réthly, ön hazırlıklardan sonra 12 Kasım 1925 tarihinde Tarım Bakanlığı’na bağlı olarak Rasadat-ı Cevviye (Meteoroloji Enstitüsü) ismi ile Ankara Etlik’te ilk meteoroloji istasyonunu faaliyete geçirmiştir.

İlk örgütlenme çalışmalarına İstanbul ve Trakya çevresinden başlanmıştır. 1926 yılının başında önce Kandilli Rasathanesi’nin çalışmalarını incelemek üzere İstanbul’a gelen Prof. Dr. Antal Réthly, buradan Edirne’ye geçmiş ve orada Ankara’dan sonra ilk meteoroloji istasyonunu kurmuştur. Örgütlenme çalışmalarını yürütmeye başladığında Prof. Dr. Antal Réthly, Ankara’daki çalışmaları yürütmek için de Jòsef Szemiàn’ı görevlendirmiştir.

1926 yılı sonunda Türkiye’nin Batı, Güney, Trakya ve Orta Anadolu Bölgelerinde iklim çalışmaları için gerekli meteorolojik veriler düzenli bir şekilde elde edilmeye başlanmıştır. Yine Prof. Dr. Antal Réthly’nin girişimleri ile 3 Mayıs 1927 tarihinde A

Ankara’da kurulan meteoroloji merkezinin inşaatının sona ermesi ile Etlik’teki rasathane, 15 Ekim 1927 tarihinde yeni binasına taşınmıştır.

b. Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün Kuruluşu

Türkiye’de meteorolojik hizmetlerin tek elden ve düzenli bir şekilde yürütülmesi çalışmaları 1936 yılı içerisinde ele alınmıştır. Devlet Meteoroloji İşleri Genel Direktörlüğü’nün kurulması için oluşturulan komisyon, 11 Şubat 1936’da Bakanlar Kurulu’na bir kanun tasarısı sunmuştur. Devlet Meteoroloji İşleri Genel Direktörlüğü’nün kurulmasının gerekçeleri Başbakan İsmet İnönü başkanlığında Bakanlar Kurulu’nda görüşülerek kabul edilmiş ve 30 Kasım 1936 tarihinde Başbakanlık Kararlar Müdürlüğü’nün 6/3727 sayılı yazısı ile Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunulmuştur.

Devlet Meteoroloji İşleri Genel Direktörlüğü’nün oluşturulmasına dair kanun tasarısında şu gerekçeler yer almaktadır:

“Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasından önce ülke içinde hava olaylarıyla uğraşan çeşitli istasyon şebekeleriyle çalışan bir kuruluş yoktu. Son on yıl içerisinde ülkemizin hava, iklim bilgilerine olan gereksinim kendini o kadar kuvvetle hissettirmiştir ki, ilk önce 1925’te Tarım ve Millî Savunma Bakanlıkları iklim ve gözlem teşkilâtı kurmak suretiyle işe başlamışlardır.

Türkiye Cumhuriyeti’nin teknik ve idari birimlerinden her birinin hava ve iklim bilgilerine kuvvetle gereksinim duymalarının nedeni Cumhuriyetin, ülkenin muhtaç olduğu bütün teknik işlerde en açık adımlarla ilerlemekte olmasının ve bu adımları atarken en sağlam teknik esaslara dayanmak lüzumuna inanmasından gelmektedir.

Devletin bütün işlerinin çağdaş ve modern şekillerle yürütülmesi, devletin harcayacağı para ve emeklerden en yüksek randımanı alabilmesi işlerin içeriğine göre hava ve iklime olan ilgilerinin bilinmesine ve iş üzerinde havanın tesirlerinin ve sonuçlarının hesaba katılmış olmasına bağlıdır. Bu nedenledir ki, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin hava gözlem teşkilâtına olan gereksinimi çok açık bir zorunluluk haline gelmiştir.

Çeşitli bakanlıkların şimdiye kadar kurmuş olduğu gözlem istasyonlarının personeli ve malzemeleri yine yukarıdaki sebeplerden dolayı çok noksan olduğu ve bunların yetiştirilmesi, gereksinimlerinin karşılanması para ve olanaklara bağlı olduğundan yeni oluşturulacak olan kurumun tam bir suretle faaliyete geçmesi için üç senelik bir programın yapılması uygun görülmüştür.”

Türkiye Büyük Millet Meclisi Tarım Komisyonu 28 Aralık 1936 tarih ve 8 sayılı kararıyla, Millî Savunma Komisyonu 5 Ocak 1937 tarih ve 15 sayılı kararıyla ve Bütçe Komisyonu da 8 Ocak 1937 tarih ve 52 sayılı kararıyla raporlarını TBMM Başkanlığı’na sunmuşlardır.

27 madde ve 10 geçici maddeden oluşan Devlet Meteoroloji İşleri Umum Müdürlüğü Kuruluş Kanunu 10 Şubat 1937 tarih ve 3127 sayı ile kabul edilmiştir.

3127 sayılı kanun kabul edildikten sonra TBMM Başkanlığı 11 Şubat 1937 tarih ve 1/649/2077 sayılı tezkeresi ile onaylanması için Cumhurbaşkanlık Makamına göndermiştir. Ulu önder Gazi Mustafa Kemâl Atatürk DMİ Umum Müdürlüğü Kuruluş Kanunu’nu 19 Şubat 1937 tarihinde imzalamış ve yayınlanmak üzere Neşriyat Müdürlüğü’ne göndermiştir.

c. Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün Kuruluşundan Günümüze

Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün kuruluşundan ikibuçuk yıl sonra II. Dünya Savaşı patlak vermiştir. Bu Türkiye’nin ekonomik ve insan kaynaklarının büyük bir kısmının savunmaya ayrılmasına neden olmuştur. Meteoroloji Genel Müdürlüğü savaş sırasında Silahlı Kuvvetlerin emrine girmiş ve çalışmalarını da buna göre yürütmüştür.

II. Dünya Savaşı daha oldukça yeni bir kuruluş olan Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü için de büyük bir tecrübe olmuştur.

II. Dünya Savaşı’nın sona ermesinden sonra meteorolojik hizmetlerde de hızlı bir gelişme meydana gelmiştir. Meteoroloji Genel Müdürlüğü uluslararası işbirliğinin artması sonucu kurulan Dünya Meteoroloji Teşkilâtı’na 31 Mayıs 1949 tarihinde üye olmuştur.

Başbakanlığa bağlı olarak hizmet veren Meteoroloji Genel Müdürlüğü 15 Mayıs 1957 tarihinde 6967 sayılı kanunla Tarım Bakanlığı’na bağlanmıştır. 5 Ocak 1978 tarihinde ise tekrar Başbakanlığa bağlanmıştır. Bugün Türkiye’de meteorolojik hizmetleri yürütmekten sorumlu tek kuruluş olan Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü’nün 3127 sayılı kuruluş kanunu 1986 yılında değiştirilerek 3254 sayılı kanunla; kuruluş, görev, yetki ve sorumlulukları yeniden belirlenmiştir. 1991 yılında çıkarılan Kanun Hükmünde Kararname ile Çevre Bakanlığı’na bağlanan Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü, 28 Şubat 1992 tarihli Cumhurbaşkanlığı tezkeresi ile ve 3812 sayılı kanunla Temmuz 1992 tarihinden itibaren tekrar Başbakanlığa bağlı bir kuruluş haline getirilmiştir. Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü’nün verdiği meteorolojik hizmetlerin ürünleri, 3 Kasım 1994 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanan Döner Sermaye İşletmesi Yönetmeliği ile ücretlendirilmiştir.

02 Kasım 2011 tarih ve 28103 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 657 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile ismi Meteoroloji Genel Müdürlüğü olarak değiştirilmiştir.

Tagged : /