Türkiye’nin Bölgesel Kalkınma Projeleri

Dünyada doğal kaynakların ve sermayenin dağılışının eşit olmayışı Sanayi Devrimi ile birlikte ülkelerin ve bölgelerin ekonomik, siyasi ve sosyokültürel yönden farklılıklarının daha da belirgin olmasına yol açmıştır. Kalkınma hızı düşük olan bölgelerin ekonomik sorunları, ülkelerin genel ekonomik politikalarını etkilemiştir.

Bölgeler arasındaki gelişme farklılıkları; göç, çarpık kentleşme ile birlikte gecekonduların ortaya çıkmasına, altyapı ve çevrede sorunların yaşanmasına neden olmuştur.

Türkiye’de bölgeler arası ekonomik ve sosyal farklılıkları gidermek için bölgesel kalkınma çalışmaları başlatılmıştır. Ekonomik ve sosyal kalkınma için gerekli her türlü kaynağın, nüfus ve ekonomik faaliyetlerin ülkenin her yerinde dengeli dağılması hedeflenmiştir.

Bu amaçla ilk bölgesel kalkınma çalışmaları 1950’li yılların sonlarına doğru başlamış, potansiyeli tespit edilen 16 bölgenin belirlenmesiyle çalışmalar başlamıştır. Daha sonra istenen gelişmelerin sağlanamaması sonucunda 6 büyük proje üzerinde yoğunlaşılmıştır.

Bu projeler; Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP), Doğu Anadolu Projesi (DAP), Doğu Karadeniz Projesi (DOKAP), Zonguldak, Bartın, Karabük Projesi (ZBK), Konya Ovası Projesi (KOP) ve Yeşilırmak Havzası Gelişim Projesi’dir (YHGP) (Harita 2.4, Şema 2.2).

Tagged : / / / / / / /

Göl ve Bataklık Ekosistemleri

Göl ve bataklık ekosistemleri genel olarak tatlı sulardan meydana gelmektedir. Göller, tatlı yüzey sularının %87’sini oluşturur. Sularının sıcaklığı ve seviyesi mevsimden mevsime değişen göller; çevredeki ana materyalden çözünerek sulara karışan maddenin özelliğine göre tuzlu, acı ve sodalı olabilmektedir.

Bir gideğen yardımıyla fazla sularını dışarı boşaltabilen göllerin suları tatlıdır. Göl ekosistemleri genel olarak zengin ekosistemler arasında yer almaktadır (Görsel 1.34). Akarsuların getirmiş olduğu tortulların biriktiği gölün kıyı kesimleri tür itibarıyla daha zengindir. Gölün özelliklerini bulunduğu ortamın iklim koşulları, bitki örtüsü, göle dökülen akarsuların debisi ve taşıdığı maddeler belirler.

Göldeki besin maddelerinin miktarını ise önemli ölçüde çevreden gelen organik maddeler tayin eder. Göllerde ancak mikroskopla görülebilen son derece zengin ve bol miktarda fitoplankton ve zooplanktonlar bulunur.

Gölün yeşilimsi bir renkte olması, göl yüzeyindeki fitoplankton yoğunluğundan kaynaklanmaktadır. Akarsuların getirdiği killerin göl yüzeyinde yüzer duruma geçmesi, ışığın göldeki nüfuzunu azaltarak biyolojik faaliyetin düşmesine sebep olmaktadır.

Organik maddenin fazla olduğu gölün kıyı kesimi, canlı yaşamı açısından oldukça zengin bir alan hâline gelmiştir. Göl ekosisteminde yaşayan başlıca canlılar; saz, kamış, nilüfer gibi sucul bitkilerin yanı sıra algler, kurbağa, su yılanı, sazan ve karabataktır.

Bataklıklar, su döngüsünün devam etmesinde oldukça önemli bir işleve sahiptir. Bu alanlar; yeryüzü şekillerine bağlı olarak oluşan durgun, sığ, üzeri sazlarla kaplı ve akıntının yetersiz olduğu su birikintileridir (Görsel 1.35).

Bataklıkların da dâhil olduğu sulak alanlar (hidrobiyom), taban su seviyesinin yüksek olduğu kıyı kesimlerden başlayıp dağların yüksek kesimlerinde suyun birikmesine uygun olan çukur alanlara kadar devam eder. Sulak ekosistemler, kendilerine özgü bir flora ve faunaya sahip olduğu için karasal ekosistemler ile su ekosistemleri arasında geçiş özelliği gösterir. Farklı iklim bölgelerinde görülebilen sulak alanlar, topoğrafya özelliklerine bağlı olarak da yerel özellikler sergiler.

Ramsar Sözleşmesi‘ne göre sulak alanlar; çekilmiş hâlde ve derinliği 6 metreden az olan doğal ya da yapay, devamlı veya geçici; tatlı, acı veya tuzlu, durgun veya akıntılı bütün suların yanı sıra bataklık, sazlık ve turbalık alanlar ile denizlerin gelgit hareketlerinin çekilme devresinde 6 metreyi geçmeyen derinlikteki kısımlarını kapsamaktadır. Türkiye’nin de taraf olduğu sözleşme kapsamında sulak alanların korunması ve akılcı kullanımı hedeflenmektedir. Bu hedeflerin gerçekleşmesine yönelik Türkiye’de 14 adet Ramsar alanı bulunmaktadır (Tablo 1.1).

Göksu Deltası (Mersin) Akyatan Lagünü (Adana)
Burdur Gölü (Burdur) Uluabat Gölü (Bursa)
Seyfe Gölü (Kırşehir) Gediz Deltası (İzmir)
Manyas Gölü (Balıkesir) Meke Maarı (Konya)
Sultan Sazlığı (Kayseri) Yumurtalık Lagünleri (Adana)
Kızılırmak Deltası (Samsun) Kızören Obruğu (Konya)
Kuyucuk Gölü (Kars) Nemrut Kalderası (Bitlis)

         

 

 

 

 

 

Tablo 1.1: Türkiye’deki Ramsar Alanları (2018, T.C. Orman ve Su İşleri Bakanlığı)

Sulak alanlarda hâkim bitki örtüsünü yosun, su zambağı ve nilüfer gibi yüzen bitkilerle saz ve kamış gibi su üstüne çıkan bitkiler oluşturmaktadır. Nehir kenarlarındaki sulak alanlarda akarsu boyu ağaçlıkları vardır. Biyolojik yönden tatlı sulardan oluşan sulak alanlar zengin ekosistemler arasındadır. Zengin bir türe sahip yaban hayatının oluşumunu sağlayan sulak alanlarda ördek, martı, balıkçıl, leylek, pelikan gibi çeşitli kuşlarla su aygırı, su samuru, su sıçanı, yengeç, kurbağa çeşitleri, su kaplumbağası, sürüngenler ve omurgasız canlılar yaşamaktadır. Aynı zamanda buralar; çeşitli kuşların yuva yaptığı, besinlerini temin ettiği ve göçmen kuşların barındığı alanlar olarak dikkat çekmektedir.

Sulak alanların gerek bulunduğu yere gerekse yakın çevreye ekolojik ve ekonomik açıdan büyük faydaları vardır. Yer altı suyunun beslenmesi, sellerin şiddetinin azaltılması, suyun filtre edilerek kalitesinin iyileştirilmesi ve zengin bir yaban hayatına barınak olması bu faydalara örnek verilebilir. Tarımsal alanlardan, sanayi tesislerinden ve şehirlerden gelen ağır metal, aşırı azot ve fosfor birikimi sulak alanların kirlenmesine neden olmaktadır. Tuzlu bataklıkların bir kısmı ise yerleşme alanına dönüştürülerek ortadan kaybolmaktadır. Türkiye, Avrupa’da en fazla sulak alana sahip ülkeler arasındadır. Deniz kıyılarındaki sığ koylar, körfezler, lagün ve dalyanlar, delta alanları, taban su seviyesinin yüksek olduğu düzlükler ile göller ve çevresi sulak alanları oluşturur. Türkiye’deki sulak alanlar; göçmen kuşların konakladığı, çok sayıda endemik türün bulunduğu ve nesilleri hızla tükenmekte olan çok sayıda bitki ve hayvan türlerinin barındığı yer olmasından dolayı uluslararası öneme sahiptir.

Türkiye farklı ekolojik karakterde, zengin ve çok çeşitli sulak alan habitatlarına sahiptir. Buna bağlı olarak Avrupa, Kuzey Afrika, Batı Asya ve Sibirya arasında bulunan 4 önemli kuş göç yolundan ikisi Türkiye üzerinden geçmektedir. Kuşlar, ilkbaharda Türkiye’ye veya Türkiye üzerinden kuzeye; sonbaharda ise güneye doğru göç etmektedir. Bu göç esnasında Türkiye’ye uğrayan kuş türlerinden bazıları sadece sulak alanlarda konaklayıp göçmekte, bazıları kuluçkaya yatmakta, bazıları da kışı burada geçirmektedir. Türkiye’nin coğrafi konumu ve sahip olduğu sulak alanların zenginliği, bu kuşların göç esnasında ülkemizi tercih etmelerindeki temel sebeptir.

Tagged : /

Erzurum Kongresi (23 Temmuz – 7 Ağustos 1919)

Mondros Mütarekesi’nin hemen ertesinde Anadolu’da, amaçlarda paralellikler olmakla birlikte çoğunluğu yerel ölçekli milli direniş faaliyetleri başlamıştır.

İzmir’in Yunanlılar tarafından işgal edilmesi ise, adeta bir ateşleyici rolü oynamış ve örgütlenmelerini tamamlamış yerel milli kuvvetlerde, güçlerini bölgesel ölçekte birleştirme temayülünü doğurmuştur. Nitekim Erzurum Kongresi kararı da, merkezi İstanbul’da bulunan Vilâyet-i Şârkiyye Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin Erzurum Şubesi ile Karadeniz bölgesinde örgütlenmiş olan Trabzon Muhafaza-i Hukuku Milliye Cemiyeti’nin, Kars Milli Şurası’nın da desteğinde, ortaklaşa kararıyla tertip edilmiştir.

Erzurum Kongre Binası

Erzurum Kongresi‘nin temsil gücünü ve kapsamını anlamak açısından delegelerin seçilmiş bulundukları yerleri belirtmekte yarar vardır: Ağn, Amasya, Artvin, Bingöl, Bitlis, Erzincan, Erzurum, Giresun, Gümüşhane, Hakkari, Muş, Ordu, Rize, Sivas, Siirt, Trabzon, Tokat, Tunceli ve Van. Ayrıca Erzurum Kongresi’ne katılmak için Elazığ Vilayeti’nden (merkez. Dersim, Malatya ve Adıyaman dahil) seçilen beş delege ile Diyarbakır Vilayeti’nden (merkez, Mardin ve Siverek dahil) seçilen üç delege, Osmanlı Hükümeti’ne sıkı sıkıya bağlı olan valilerce engellenip, yolculuktan alıkonmuşlardır. Elviyei – Selâse (Kars, Oltu, Ardahan, Artvin ve Batum) adına Erzurum’a gelen üç temsilci ise, Mondros Mütârekesi’ne aykırı düşeceği gerekçesiyle, Kongre’ye temsilci olarak alınmamışlardır.

Erzurum Kongresi’ne katılan ve Kongre Başkanlığı’na seçilen Mustafa Kemal Paşa, “…Erzurum Kongresi(ni) bölgesel nitelikten çıkararak, 30 Ekim 1918 sınırlarını esas tutmak suretiyle, tüm vatanın bütünlüğünü ve tüm ulusun bağımsızlığını amaç edinen ve ilerde ‘Misak-ı Milli‘ denilecek olan kararlara varmıştı”.

Tagged :

Büyük Taarruz ve Başkomutanlık Meydan Savaşı (26 Ağustos – 9 Eylül 1922)

Büyük Taarruz, 26 Ağustos 1922 tarihinde Başkomutan Mustafa Kemal önderliğinde saat 05.30 sularında Türk topçusunun ateşi ile başladı. Dumlupınar’da Yunan ordusu ile büyük bir meydan savaşı yapıldı.

Başkomutanlık Meydan Savaşı

Türk ordusu Sakarya’da zafer kazanmasına rağmen henüz Yunan ordusunu savaşa zorlayarak yok edecek durumda değildi.

Başkomutan Mustafa Kemal’e göre ordunun taarruz gücüne ulaşabilmesi için uzun bir hazırlık dönemine ihtiyaç vardı. Sakarya Zafer’ini izleyen günlerde büyük taarruz için hazırlıklara başlandı.

Yurdun her tarafında uygulanan Tekâlifi milliye Emirleri ile ordunun ihtiyaçlarının giderilmesi çalışmalarına devam edildi. Öncelikle ordunun asker sayısı artırıldı. Büyük bir gizlilik içinde yapılan hazırlık aşamasında İstanbul’daki silah depolarından Anadolu’ya silah ve cephane kaçırıldı. Fransız ve İtalyanların çekilirken bıraktığı silah ve mühimmatlar ile Rusya’dan alınan silahlarla ordu güçlendirildi.

Taarruz hazırlıklarının uzun sürmesi TBMM’de Mustafa Kemal’e karşı muhalefet edenlerin sayısının artmasına neden oldu. Bunun sonucunda 5 Ağustos 1921’den itibaren üç aylık sürelerle uzatılan Başkomutanlık yetkisi dördüncü kez uzatılmak istenince mecliste yeterli oyu alamadı. Bu durum, Mustafa Kemal tarafından Nutuk’ta şu duygularla anlatılmıştır:

“Bu dakikada ordu komutansızdır. Eğer ben, orduya komuta etmeyi sürdürüyorsam yasaya aykırı olarak komuta ediyorum. Mecliste beliren oylara göre hemen komutadan el çekmek isterdim. Başkomutanlığımın sona erdiğini hükûmete bildirirdim. Ama önlenemeyecek bir kötülüğe yol açmamak zorunluluğu karşısında kaldım. Düşman karşısında bulunan ordumuz başsız bırakılamazdı. Bunun için bırakamadım, bırakamam ve bırakmayacağım.”

6 Mayıs 1922’de Mustafa Kemal’in mecliste yaptığı konuşma üzerine yapılan oylama sonucunda Mustafa Kemal’e verilen Başkomutanlık görevinin süresiz olarak uzatılması kabul edildi.

Büyük Taarruz

Başlatılacak taarruzdan önce bir kez daha sorunun barışçı yollardan çözülmesi için Dışişleri Bakanı Yusuf Kemal (Tengirşenk) Bey Avrupa’ya gönderildi. Ancak sonuç alınamadı.

  • 26 Ağustos sabahı Mustafa Kemal, İsmet ve Fevzi Paşalar taarruz harekâtını sevk ve idare etmek için Kocatepe’de bulunuyorlardı.
  • Savaş 05:30’da Türk topçusunun ateşi ile başladı.
  • 27 Ağustostan itibaren Türk kuvvetleri üstünlüğü ele geçirerek Yunan ordusuna büyük kayıplar verdirdi.
  • 30 Ağustos sabahı Dumlupınar’da sıkıştırılan Yunan ordusu ile büyük bir meydan savaşı yapıldı.

Mustafa Kemal’in bizzat kendisinin yönettiği bu savaşa “Başkomutanlık Meydan Savaşı” denmiştir. Aynı zamanda geçtiği yer dolayısıyla “Dumlupınar Meydan Savaşı” olarak da adlandırılır. Bu savaş sonunda bozguna uğrayan Yunan kuvvetleri İzmir, Yalova ve Bandırma yönüne doğru kaçmaya başladı.

Yunan ordusu Başkomutanı General Trikopis ve birçok subay esir alındı. Kaçan Yunan ordusunun yeni bir savunma hattı oluşturmasını engellemek amacıyla Mustafa Kemal “Ordular ilk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!” emrini verdi. Bu emirle başlayan takip 9 Eylülde Türk ordusunun İzmir’e girmesiyle sonuçlandı.

18 Eylülde işgalciler Batı Anadolu’dan tamamen çıkarıldılar. Bu büyük zaferin kazanılmasında 1. Ordu Komutanı Nurettin Paşa, 2. Ordu Komutanı Yakup Şevki (Subaşı) ve Kolordu komutanları Kazım (İnanç) Paşa ile Fahrettin Paşa’nın üstün hizmetleri oldu. Böylelikle Kurtuluş Savaşı’nın askerî safhası tamamlanmış oldu. Bundan sonra diplomatik mücadele dönemi  başladı.

Büyük Taarruz ve Başkomutanlık Meydan Savaşı

(Farklı Kaynaktan)

Sakarya Meydan Savaşı sonrasında İtilaf Devletleri, İngiltere öncülüğünde Sevr Antlaşması’nda birtakım değişiklikler yaparak TBMM’yi barışa ikna etmek için bazı girişimlerde bulunmayı gerekli görmüşler, 1922 Mart’ında yeni bir Londra Konferansı toplamışlardı.

TBMM Hükumeti ise Yunanları yurttan atmak için kesin bir saldırının hazırlıkları içerisindeydi. Diğer taraftan da vatan topraklarının barış yolu ile kurtarılmasının yollarını denemek için Avrupa’ya temsilciler gönderildi ve barış girişimlerinde bulunuldu. Ancak barış girişimlerinden olumlu bir sonuç alınamadı. Paris ve Londra’da bazı görüşmelerde bulunan Fethi Okyar, görüşmelerle ilgili TBMM Hükumeti’ne sunduğu raporda şu değerlendirmeyi yapmıştı:

“Ulusal amaçlarımızın elde edilmesi, ancak askerî hareketlerle kabil olabilecektir. Başka incelemeye, başka yoruma gerek yoktur.”

Afyon-Eskişehir çizgisine yerleşerek cephe oluşturan Yunanlar, savunmalarını oldukça güçlendirmişti. Türk Genelkurmayı da tablo 3.1’de görüldüğü gibi ordunun güçlendirilmesine çalışmıştı.

Türk – Yunan Ordu Karşılaştırması

Taarruz planını hazırlayan Türk Genelkurmayı, 1922’nin Haziran ayında saldırı kararı aldı. Daha önce üçer aylık dönemler hâlinde uzatılan Mustafa Kemal’in Başkomutanlık yetkisi TBMM tarafından 20 Temmuz 1922’de süresiz olarak uzatıldı. Saldırı kararını gözden geçirmek, gerekli düzenlemeleri ve hazırlıkları yapmak amacıyla bir dizi gizli toplantı yapıldı. Yunanları kuşkulandırmamak adına futbol maçı izleme ya da bazı törenlere katılma görüntüleri altında cephede gerekli incelemelerde bulunuldu.

Aşağıdaki alıntı bu döneme ait konuşmalardan alınmıştır:

“Çay’da toplanılmıştı. Fevzi Çakmak saldırı planını açıklamıştır. İsmet Paşa saldırıya karşıdır. Yakup Şevki Paşa, milletin varını yoğunu zar gibi atmanın tarihçe cinayet sayılacağını söyler. Mustafa Kemal:
– Milletin varı yoğu bundan mı ibarettir Paşam?
– Evet!
– O hâlde kesin sonucu bununla almak zorundayız.
Kolordu Komutanı Kemalettin Sami Paşa bizim geri teşkilatının düşmanı yirmi kilometreden fazla kovalayamayacağını söyler. Mustafa Kemal:
– Bizim geri teşkilatımız düşmanı yirmi kilometreden fazla kovalayamaz mı?
– Hayır Paşam!
– Demek düşmanı yirmi kilometre içinde yok etmek zorundayız.”

25 Ağustos günü yabancı ülkelerle olan tüm haberleşmeler kesildi. 26 Ağustos 1922 sabahı 5.30’da, Afyon Kocatepe’den Türk topçusunun ateşi ile ani bir baskın şeklinde başlayan Büyük Taarruz, 30 Ağustos 1922’de Yunan ordusunun Dumlupınar’da kuşatılıp imha edilmesiyle zafere ulaştı. Türk ordusu asker sayısı ve silah gücü bakımından kendisinden üstün olan Yunan ordusu karşısında büyük bir başarıya imza attı.

Mustafa Kemal Kocatepe’de

Mustafa Kemal, Büyük Taarruzu Anlatıyor

Bu kesin zaferden sonra Mustafa Kemal Paşa, saldırı emrini verişini şöyle anlatır:

“Ben, birkaç gün sonra yola çıktım. Gidişimi belirli birkaç kişiden başka bütün Ankara’dan gizledim. Benim Ankara’dan ayrılacağımı bilenler, burada imişim gibi davranacaklardı. Dahası, benim Çankaya’da çay şöleni verdiğimi de gazetelerle yayımlayacaklardı. Bunu elbette o zamanlar işitmişsinizdir. Trenle gitmedim. Bir gece otomobille Tuz Gölü üzerinden Konya’ya gittim. Konya’ya gidişimi orada hiç kimseye telle bildirmediğim gibi Konya’ya varır varmaz telgrafhaneyi gözaltına aldırarak Konya’da bulunduğumun da hiçbir yere bildirilmemesini sağladım.

20 Ağustos 1922 günü öğleden sonra saat dörtte Batı Cephesi Karargâhı’nda, yani Akşehir’de bulunuyordum. Kısa bir görüşmeden sonra, 26 Ağustos 1922 sabahı düşmana saldırmak için Cephe Komutanına buyruk verdim.”

Aşağıdaki alıntıda da değinildiği gibi 1 Eylül’de Mustafa Kemal Paşa tarafından Denizli’nin Çal ilçesinde “Ordular ilk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!” emri verildi. 2 Eylül’de Uşak geri alındı. Yunan ordusu Başkomutanı Trikopis esir alındı.

“Mustafa Kemal 24 Ağustos sabahı Ankara’dan hareket etti. Afyon’un güneyindeki Şuhut kasabasında geceyi geçirdi. 25-26 Ağustos gecesi Kocatepe’nin hemen güneyindeki dere içine Başkomutanlık Karargâhına geldi. Şafakla beraber saldırı emrini verdi.
Ankara’dan hareket edeceği günün akşamını Keçiören’de yakın adamları ile geçirmişti. Ayrıldığı zaman bir hayli yorgundu. Yanındakilere:
– Taarruz haberini alınca hesap ediniz. On beşinci günü İzmir’deyiz, demişti.
Arkasından hafifçe gülüştüler bile… İzmir’den dönüşünde karşılayıcılar arasında o gece beraber bulunduklarından bir ikisini görünce:
– Bir gün yanılmışım, dedi, ama kusur bende değil, düşmanda!
İzmir’e taarruzun on dördüncü günü girmişti.”

Başkomutanlık Meydan Savaşını Gösteren Kroki

Türk Devriminin Zaferi

Türk ordusu, 9 Eylül 1922’de İzmir’e girerek, İzmir’i Yunan işgalinden kurtardı. 11 Eylül’de Bursa’nın kurtarılması ve 18 Eylül’de Mudanya’dan Yunan kuvvetlerinin çekilmesiyle Batı Anadolu’nun tamamı düşman işgalinden kurtarıldı. Kurtuluş Savaşı boyunca yapılan bu tek saldırı ile kesin zafer kazanıldı. Böylelikle Türk devriminin askerî aşaması zaferle sona erdi. Artık diplomatik başarı için ortam hazırdı.

Esir Alınan Yunan Komutan Trikopis (Altta soldan ikinci)

26 Ağustos’ta başlayıp 9 Eylül’de sonuçlanan Büyük Taarruz ile sömürgeci devletlerin Anadolu’ya yönelik beklentileri boşa çıkarıldı.

26 Ağustos 1922 tarihinde Başkomutan Mustafa Kemal Paşa önderliğinde Kurtuluş Savaşı’nın en önemli mücadelelerinden birisi verildi. Mustafa Kemal Paşa’nın Başkomutanlık Meydan Muharebesi diye adlandırdığı, 30 Ağustos 1922 tarihinde zafer ile sonuçlanan bu taarruz Türk tarihine altın harflerle yazılmıştır. Mustafa Kemal’in Kocatepe’den yönettiği Büyük Taarruz sonucunda Türk ordusu, Yunan ordusuna karşı büyük bir zafer elde etmiştir.

Tagged :

Türklerin İslamiyeti Kabulü

Türklerin topluca İslamiyeti din olarak kabulleri ve İslam medeniyeti dairesine dahil olmaları, Türk Tarihi açısından son derece de önemli bir olaydır.

Nitekim Osman Turan, Türkler ve İslâmiyet adlı makalesine şu cümle ile başlar:

“Yeni bir din veya medeniyetin kabulü, cemiyet içerisinde inanış, düşünüş ve yaş ayış gibi türlü bakımlardan husule getirdiği derin değişiklik ve inkişaflar dolayısıyla bir kavimin tarihinde en mühim bir hadise olmak vasfını daima muhafaza eder.”

Fakat bu olayın ehemmiyeti yalnızca Türk Tarihinde sebep olduğu gelişmelerden ibaret değildir. Türklerin İslamı benimsemeleri, İslam Tarihi açısından da pek önemli bir dönüm noktası teşkil ettiği gibi, yüzyıllar boyunca değişik şekillerdeki tezahürleri dolayısıyla da Genel Dünya Tarihinin en mühim hadiselerinden birini oluşturur.

Eski Türklerin milli dinleri, Şaman denilen din adamlarına sahip olması dolayısıyla, biraz da yanlış bil biçimde çoğu zaman şamanilik (Şamanizm)diye isimlendirilmiştir.

Biz bugün halâ tartışması devam eden bu isim konusunu bir tarafa bırakacak olursak, eski Türk dininin de kendi içerisinde bir gelişim geçirdiğini ve nihayet her şeye kadir bir yüce yaratıcı, Gök-Tengri (Tanrı) inancına ulaştığını söyleyebiliriz.

İslamiyet Öncesi ve Müslümanlık Sonrası Türkler

Genel kabul gören bu din yanında Türkler, İslamiyeti tanımadan önce Budizm, Zerdüştlük (Mecusilik), Maniheizm ve Hristiyanlık, hatta Yahudilik gibi bazı dinleri de kabul etmişlerdir. Bütün bu dinler, Türk dünyasının değişik bölgelerinde ve bazen değişik devirlerinde kendilerine salikler bulabilmişlerdir. Biz bunun, yani Türklerin İslamiyetten önceki dini tarihleri üzerinde burada duracak değiliz. Bununla birlikte bu vesile ile Türklerin inanç dünyalarında, bütün tarihleri boyunca en önemli yeri İslamiyetin tutmuş olduğunu önemle kaydetmemiz gerekecektir.

Öyle ki İslamiyetin Türk illerine ulaşıp belirli bir tanışma döneminin sonunda Türkler arasında yayılmaya başlamasıyla, bu milletin hayatında yepyeni bir dönem başlamıştır. Aynca da Türkler İslamiyeti, çok küçük guruplar halindeki istisnaları hariç, bir millet bütünü olarak kabul etmişlerdir. Bu topluca kabul ediştir ki, çok defa Türk deyince müslüman, müslüman deyince de Türk‘ün anlaşılmasına neden olmuştur.

Türkler İslamiyeti Nasıl Kabul Etti?

Milletlerin, atalarını inanır buldukları esasları terk ederek yeni inanç sistemlerini benimsemeleri, çoğu defa kolayca gerçekleşmeyen bir hadisedir. Çeşitli dinlerin yayılış tarihleri yanında, bizzat Hz. Peygamber’in, içlerinden çıktığı Arap toplumuna İslamiyeti tebliğ ve onları Hak yola sokmakta çektiği sıkıntı ve karşılaştığı güçlükleri bilmekteyiz.

Konuya bu noktadan bakıldığında, İslamiyetin Türkler arasında, hemen ilk temasla birlikte ve çok kısa bir zamanda yayılmadığını tahmin etmek mümkün olur. Türklerin İslamiyeti, müslüman Araplar vasıtasıyla tanımaları ve önceleri tek tek veya münferit guruplar halinde müslüman olmaları, nihayet yüzbinleri geçen çadırlar halkının bir anda Allah’ın hidayetine ulaşmaları süreci, üç asrı geçen bir zaman diliminde gerçekleşmiştir.

Tagged : /

Adım Adım Google Webmaster Tools Kullanımı

Google Web Yöneticisi Araçları özellikle SEO bakımından internet pazarlamacılarının en sağlam kaynaklarından birisidir. Çoğu kişi bu araçları nasıl kullanacağı konusunda fikir sahibidir ve araçların temel fonksiyonlarına aşinadır. Fakat Google Web Yöneticisi Araçları ile sitelerin arama sonuçları sayfasındaki sıralamasını yükseltmek için yapılabilecek pek çok şey vardır.

  1. Yazar istatistiklerini görüntüleyin

Yazar istatistikleri Google Web Yöneticisi Araçları’nın pek bilinen bir özelliği değildir. Bunun sebebi bu özelliğin hala beta aşamasında olmasıdır. Yazar istatistiklerine Google Web Yöneticisi Araçları’nın oturum açma aşamasındaki “Labs” kısmından ulaşılabilir.

Bu özelliğin sık sık ihmal edilmesinin başka bir nedeni daha vardır. Bu web siteleri için bir özellik değil, kullanıcının kişisel istatistiklerini ve içerik üreticisi olarak görünürlüğünü takip etmesi için oluşturulmuş bir özelliktir.

Eğer bir Google + hesabınız varsa ve web siteleri için onayı olan bir yazarsanız, yazar istatistiklerini şu şekilde görüntüleyebilirsiniz:

  • Google + hesabınıza bağlı Gmail hesabınızda oturum açın.
  • Google Web Yöneticisi Araçları’na gidin.
  • Labs’e tıklayın.
  • “Yazar İstatistikleri”ne tıklayın

“Yazar İstatistikleri” içerisinde yayınladığınız yazıları, görüntülenme sayılarını, tıklama oranlarını ve Google’daki ortalama pozisyonu görüntüleyebilirsiniz.

Eğer tanınmış bir yazar olarak kendinizi geliştirmek, kişisel markanızı ve içerik pazarlama yöntemlerinizi daha iyi hale getirmek istiyorsanız bu veri sizin için çok önemlidir.

 

  1. Tarama hızını değiştirin

Google sitenizi ne hızda tarayacağını belirlemenize izin verir. Bu özelliği yalnızca Google Web Yöneticisi Araçları içerisinde değiştirebilirsiniz. Çoğu durumda sitenizin mümkün olduğunca sık taranmasını isteyebilirsiniz. Yalnız, eğer Google’ın sık tarama yapması durumunda siteniz yavaşlıyorsa tarama hızını şu şekilde değiştirebilirsiniz:

 

Google Web Yöneticisi Araçları’nın sağ üst köşesindeki ayarlar ikonuna tıklayın

“Site Ayarları”na tıklayın

“Google’ın maksimum tarama hızını kısıtla”ya tıklayın

Tarama hızını ihtiyaçlarınız doğrultusunda “Düşük” veya “Yüksek” olarak ayarlayın.

“Kaydet”e tıklayın.

 

  1. Yapılandırılmış veri işaretleyicisi oluşturun

Yapılandırılmış veriye sahip internet siteleri arama sonuçlarında dört basamak yukarı çıkar. Web sitenizde yapılandırılmış veri kullanmıyorsanız, kullanmaya başlamanız gerekir. Searchmetrics’e göre, web sitelerinin yalnızca %0.3’ü şema kullanmaktadır, fakat Google’ın arama sonuçlarının %36’sı şema biçimlendirmelerinden oluşan snippetları içerir.

Şema kullanarak arama sonuçlarında üst sıralarda yer alma şansınızı bir hayli arttırmış olursunuz.

Google Web Yöneticisi Araçları’ndaki yapılandırılmış veri işaretleyicisi bu işi kolaylaştırır. Google Web Yöneticisi içerisinde yapılandırılmış veri işaretleyicisine şu şekilde ulaşılır:

Arama Görünümü’ne tıklayın.

Veri İşaretleyicisi’ne tıklayın.

Start’a tıklayın.

Araca alışmak için birkaç dakikanızı ayırın. Başlaması zor değildir ama sayfalarınıza şema ekleme işlemini tamamlamak birkaç dakika sürebilir.

 

  1. HTML gelişimleri tanımlayın

Google size sitenizi aramalar için optimize ederken hangi SEO özelliklerine ağırlık vermeniz gerektiğini söyler. Buna “HTML gelişimleri” adı verilir.

“Arama Görünümü”ne gidin.

“HTML Gelişimleri”ne tıklayın.

Google’ın özellikle dikkat ettiği konular şunlardır:

  • Meta tanımları: Arama sonuçları için optimize edilmiş tanımlar arama sıralamalarında doğrudan etkili olmayabilir. Aracın size “Aşağıdakileri yapmak sitenizin kullanım kolaylığını arttırabilir” demesinin nedeni budur. Ne var ki, meta tanımları kullanıcılar ve sıralama üzerinde etkisi olan tıklanma oranları için önemlidir. Her sayfada mutlaka tanım olmalıdır ve bu tanımlar ne çok uzun ne de çok kısa olacak şekilde yazılmalıdır.
  • Eksik başlık etiketleri: Çoğu kişi başlık etiketinin, sitenin teknik SEO’sunun en önemli unsuru olduğu konusunda hemfikirdir. Google Web Yöneticisi Araçları HTML Geliştirme aracının başlık etiketlerine özel bir önem vermesinin nedeni budur.
  • Mükerrer başlık etiketleri: SEO için mükerrer etiketler sorundur. Gelgelelim mükerrer etiketten kaçış yoktur. Özellikle bir sitenin örneğin birçok sayfada yasal uyarı veya benzeri standart kelimeler kullanması gerekiyorsa, bu durum mutlaka yaşanacaktır. Nasıl olduğunu kimse bilmez ama mükerrer içerik arama sonuçları sıralamasını olumsuz etkileyebilmektedir. Google Web Yöneticisi Araçları içerisinde mükerrer başlık etiketlerini tespit edebilirsiniz.
  • Uzun başlık etiketleri: Çok uzun başlık etiketleri Google tarafından kısaltılır veya değiştirilir.
  • Kısa başlık etiketleri: Çok kısa başlık etiketleri de SEO’nun tüm potansiyelinden faydalanamaz ve kullanıcılara da pek yardımcı olmaz.
  • Bilgilendirici olmayan başlık etiketleri: Google’ın varoluş amacı bilgi sunmaktır. Eğer Google başlık etiketlerinizin yeterince bilgilendirici olmadığını düşünüyorsa bunu size bildirir.
  • Dizinlenemez içerik: Eğer sitenizde zengin medya dosyaları gibi dizinlenemez içerik varsa Google bu konuda sizi uyarır.

Bu sorunları ayrıntılı bir şekilde incelemek için başlığa tıklayıp sitenizdeki problemin tam olarak nerede olduğunu tespit edebilirsiniz.

 

  1. Site bağlantısı sıralamasını değiştirin

Site bağlantıları Google’ın arama sonuçları sayfasında ana sitenizin altına eklediği bağlantılardır. Bu bağlantılar özellikle kullanıcı marka adı içeren bir arama yaptığında çıkar.

Google’ın sitenizin altında site bağlantıları gösterip gösteremeyeceğini siz kontrol edemezsiniz. Bu algoritmik olarak oluşturulan bir özelliktir. Ama temiz bir site yapınızın ve bir site haritanızın olmasını sağlayabilirsiniz, bu da muhtemelen site bağlantılarının oluşmasına neden olacaktır.

Ne var ki, Google’ın algoritması bazen site bağlantılarını doğru oluşturmaz. Google Web Yöneticisi Araçları’nın “Site bağlantıları” özelliği işte bu noktada devreye girer.

Arama Görünümü’ne tıklayın.

“Site Bağlantıları”na tıklayın

Tek seçeneğiniz belli bir site bağlantısını “indirgemektir”. Örneğin, site bağlantılarınızdan birinin görünmesini istemiyorsanız Google’dan bunun bir site bağlantısı olarak görünmemesini isteyebilirsiniz.

  1. Dahili olarak link verilmiş sayfalar oluşturun

Dahili link sitenin SEO’sunun çok önemli bir parçasıdır. Google Web Yöneticisi Araçları içerisindeki “Dahili Linkler” hangi dahili sayfalarınızın sitenizin içerisinde en sık olarak linklendiğini görmenizi sağlar. Bu sayfalar, dahili link entegrasyonları ne kadar iyiyse o kadar güçlü olurlar.

Eğer en önemli içerik sayfalarınızı “Dahili Linkler”in ilk sayfasında görmüyorsanız, muhtemelen bu sorunu yeni dahili linkler ekleyerek çözmeniz gerekmektedir.

“Arama Trafiği”ne tıklayın.

“Dahili Linkler”e tıklayın.

  1. Dizinleme durumu

Tüm SEO’ların ve web yöneticilerinin dizinleme durumlarını dikkatle takip etmeleri gerekir. Dizinlenmiş sayfa sayısı zaman içerisinde değişebilir. Bu değişiklikler arama sonuçları sıralamasını olumsuz etkileyebilecek bir algoritma değişikliğine işaret edebilir. Diğer zamanlarda ise dizinleme durumundaki düşüş sitenizdeki negatif bir SEO’yu işaret ediyor olabilir.

Genel kural olarak, dizinlenmiş sayfalarınızın sayısı içerik pazarlama sonuçlarınızın tutarlılığına bağlı olarak artmalıdır. İyi içerik oluşturduğunuz sürece dizinlenmiş sayfalarınızın sayısının artması gerekir.

Bunu kontrol etmek için “Dizin Durumu”na gidin.

“Google Dizini”ne girin.

“Dizin Durumu”na tıklayın.

  1. Google olarak getirin

Bir sayfanın arama motoru sonuçları sayfalarındaki performansını incelemek istiyorsanız “Google Olarak Getir” aracı harika bir kaynaktır.

“Tara”ya tıklayın.

“Google Olarak Getir”e tıklayın.

İncelemek istediğiniz sayfanın URL’sini girin.

“Getir ve İşle”ye tıklayın.

Google Olarak Getir’i kullanarak bir sayfanın nasıl göründüğünü veya görünüp görünmediğini kontrol edebilirsiniz. Bu sayede HTML sunucusu tepkisini, tarama talebinin süresini, HTML kodunu, görünür durumdaki dizinlenebilir içeriği ve sayfanın Google tarafından görülen ekran görüntüsünü inceleyebilirsiniz. Eğer tarayıcı içeriğe erişemezse, erişilemez durumdaki bu kaynakların listesini de görebilirsiniz.

Bazı unsurları bloklamak için robots.txt yapılandırdıysanız, bu da erişimin olmamasına neden olarak listede yer alacaktır. Fakat diğer zamanlarda bu inceleme esnasında ortaya çıkan başka tarama sorunları da olabilir.

Sonuç

Bu araçları ne kadar iyi kullanırsanız, Google’da mükemmel bir şekilde optimize edilmiş bir siteye sahip olma şansınız da o kadar artar.

Tagged : / / /

Nümismatik-Eski Para İnceleme Bilimi

Nümizmatikeski paraları inceler. Bu paraların ait oldukları medeniyetlerle ilgili bilgi edinilmesinde tarih bilimine yardımcı olur.

Para üzerinde yer alan bazı yazılar, devlet, hükümdar, devletin mali gücü gibi konularda tarihçiye önemli ipuçları verebilir.

Nümizmatikeski paraları ve madalyaları inceleyen bilim dalıdır. Bir uygarlığa ait paraları inceleyerek çeşitli bilgilere ulaşabiliriz:

  • Hükümdarların tahta çıkış ve iniş tarihlerini: Her sultan tahta çıktığında kendi adına para bastırmıştır.
  • Ülkenin içinde bulunduğu ekonomik koşulları: Değerli madenler para olarak kullandıkları zaman para bu madenlerden oluşurdu. Eğer para içinde değerli maden oranı azalıyor ise; o ülkede enflasyon var demektir.

Değerli madenlerin para olarak kullanıldığı dönemde para değeri düşürülmek istendiğinde yani devalüasyon yapıldığında piyasadaki paralar toplatılır. Merkez yönetimi ülkenin değişik yerlerinde kurmuş olduğu darphanelerde toplanan paraları eriterek değerli madenlerin içlerin bakır gibi madenler katarak para değerini düşürürdü.

Osmanlı Devletinde, halkın elinde 100 akçe var ise bu para alınır, eritilerek içine bakır katılarak 120 adet basılır. Devlet yeni paranın 20 tanesini alır. Geriye kalanı sahiplerine geri verirdi. Müzelerdeki paralar incelendiğinde ilk dönemlerde basılan altın ve gümüş paralarda sarı ve beyaz renkler hakim iken zamanla renkler bakır rengini almaya başlarlar.

  • Paranın basım şeklinden tekniğin, ileri olup olmadığını, üzerindeki süslerden de sanat düzeyi hakkında bilgi edinebiliriz.
Tagged : / /

Coğrafya Yıllık Plan 2019

[button color=”red” size=”medium” link=”https://www.cografik.com/wp-content/uploads/Cografya_Plan.zip” icon=”” target=”true” nofollow=”false”]Coğrafya 2019 Yıllık Planları[/button]

 

kaynak: cografyabilimi.gen.tr

Tagged : / / / /

Göç Nedir Neden Göç Edilir

Göç Nedir?

Türk Dil Kurumu’na göre göç; ekonomik, siyasi sebeplerle bireylerin veya toplulukların bir ülkeden başka bir ülkeye, bir yerleşim yerinden başka bir yerleşim yerine gitme işi, taşınma olarak tanımlanmaktadır. Yani insanların bireysel olarak veya bir topluluk halinde bulundukları ikametten başka bir yere sürekli olacak şekilde veya geçici olarak yer değiştirmesi işidir. Tabi bu göç insanlar kadar hayvanlar için de geçerlidir. Onlarda ihtiyaçları doğrultusunda bulundukları bölgeleri değiştirebilmektedirler. Biz insanların gerçekleştirdikleri göçler üzerinde duracağız.

Göçün Nedenleri Nelerdir?

İnsanoğlu doğduktan itibaren yaşam ihtiyaçlarını karşılama çabası içerisine girer. Bebekliğinde anne sütüne ihtiyaç duyarken yetişkin birey olduğunda hayatta kalma çabasının yerini daha iyi şartlarda yaşama ihtiyacı almaktadır. Bununla birlikte göçün nedenlerini 4 başlık altında toplayabiliriz.

1-Ekonomik Nedenlerden Kaynaklanan Göçler:

Ekonomik gelişmenin, doğal kaynakların, tarım alanlarının ve iş imkanlarının az olduğu bölgelerde insanlar, bu şartların daha iyi olduğu bölgelere göç ederler. Örneğin Türk işçiler 1960 lı yıllarda Almanya başta olmak üzere birçok Avrupa devletine çalışmak için gitmişlerdir. Çünkü kalkınmaya çalışan bu ülkelerde iş gücü yetersizliği dışarıdan gelen işçilerle karşılanmıştır. Buna paralel olarak ta bu işçilere sunulan ekonomik şartlar kendi ülkelerininkinden oldukça iyiydi.

2-Siyasi Gelişmelerden Kaynaklanan Nedenler:

Geçmişe bakıldığında siyasi göçlerin savaş, mübadele (antlaşmalar sonrası yer değiştirme), ülke sınırlarının değişimi gibi sebeplerden olduğu ortaya çıkmaktadır. Örneğin Kurtuluş Savaşından sonra ülkemizde yaşayan Yunanlılarla orada yaşayan Türkler yapılan antlaşmaya göre yer değiştirmişlerdir. (Mübadele)

3-Doğal Afetlerden Kaynaklanan Göçler:

İnsanlar bulundukları yeri deprem, heyelan, kuraklık, çölleşme, sel, volkanik patlamalar vb. sebeplerden dolayı terk etmişlerdir. Örneğin 1998’de Adana’da yaşanan deprem, aynı yıl Bartın’da yaşanan sel, 1999’da Marmara depremi insanların başka bölgelere göç etmelerine neden olmuştur.

4-Sosyal Yaşamdan Kaynaklanan Nedenler:

İnsanların sıkça göç etmelerine neden olan sosyal hayat standartları arasında eğitim, nüfus artışı, sağlık dolayısıyla ve güvenlik kaygısı sayılabilir. Aileler çocuklarının özellikle ortaöğretim ve yükseköğrenim seviyesindeki eğitimi veya yeterince sağlık hizmetinin bulundukları yerlerde sağlanamadığını düşünerek yerleşim yerlerini değiştirmektedirler.

Göçlerin Çeşitleri:

Göçleri genel anlamda iç göçler ve dış göçler olmak üzere 2 ana başlık altında toplayabiliriz.

1-İç Göçler:

Bu şekildeki göçler genel olarak köy, kasaba gibi kırsal alanlardan ilçe ve özellikle şehirlere yani kentsel alanlara yapılmaktadır. Bu göçleri genel olarak ekonomik nedenlerden kaynaklanan göçler oluştururken sosyal yaşamdan kaynaklanan göçler ve az miktarını da doğal afetlerden kaynaklanan göçler oluşturmaktadır. Ekonomik nedenlerden kaynaklanan göçler mevsimlik göçler olarak adlandırılır. Özellikle tarım işçilerinin göçleridir. Sürekli göçler olarak adlandırılanları ise genellikle sosyal yaşamdan ve doğal afetlerden kaynaklanan göçlerdir.

2-Dış Göçler:

İnsanların bulundukları ülkelerden başka ülkelere kalıcı veya geçici olarak yaptıkları göçlerdir. Bunlar genellikle ekonomik nedenlerden kaynaklı az gelişmiş ülkelerden daha gelişmiş ülkelere yapılmaktadır. Son zamanlarda ise insanlar ülkelerini savaş yüzünden terk etmektedirler. Bu göçlerin en büyük olumsuzluğu gerek ekonomik gerekse sosyal yaşamdan kaynaklanan beyin göçleridir.

Göçlerin Sonuçları:

İnsanların göç etmeleri çeşitli sonuçlar doğurmaktadır. Bunlar:

-Kentsel yaşam alanlarında nüfus yoğunluğu, çarpık kentleşme artar.

-Göç edilen bölgelerdeki yerel yönetimlerin hizmetleri, buna bağlı çevre kirliliği, eğitim kurumlarının yetersizliği ortaya çıkar.

-Göç edilen bölgelerde ihtiyaç duyulan vasıfsız işçi sayısı azalır. Aynı zamanda gelir dağılımında azalmalar olur.

-Eğer dış göç ise (çoğunluğu 30 yaş altı erkeklerden oluşur) göç alan ülkelerde işçilerin yaş ortalaması düşer, erkek nüfusunda artış olur.

-Yine dış göçlerde ülkeler arası ekonomik ve kültürel ilişkiler artar, bununla birlikte kültürel alanda özellikle dini boyutlarda karşılıklı olumsuzluklar ortaya çıkar.

Tarihi Etkileyen En Büyük Göç: Kavimler Göçü

350 li yıllarda Aral Gölü ve Hazar Denizi arasında yerleşik hayat süren Hunlar, Çin devletinin egemenliğinden kurtulmak için batıya doğru göç etmeye başladılar. Volga ve don nehirlerinin olduğu yerden geçerek Karadeniz’in kuzey kıyılarına yerleştiler. Hunlar bu bölgeye girince burada barınamayan, Romalıların “barbar” olarak nitelendirdiği Cermen, Ostrogot, Vizigot, Gepit ve Vandallar daha batıya İspanya hatta Kuzey Afrika’ya kadar göç ettiler. Bu göç günümüzde Avrupa’yı oluşturan temelleri atmıştır. Aynı zamanda Kavimler Göçünün tarihi değiştiren şu sonuçları olmuştur:

İlk çağ bitmiş ve Orta çağ başlamıştır. Kavimlerin bir araya gelmesi ile yeni milletler oluşmuş ve bu günkü Avrupa’nın sosyal ve kültürel oluşumu gerçekleşmiştir. Roma İmparatorluğu doğu ve batı olarak ikiye bölünmüş ve Batı Roma İmparatorluğu yıkılmıştır. Avrupa Hun Devleti Kurulmuştur.

Kaynak: mebilgi.com

Tagged : / / / / / /

Karasal Su Ekosistemleri: Akarsu Ekosistemleri

Akıntılı su kütlelerine sahip akarsu ekosistemlerinde yeryüzü şekilleri ve suyun akış hızı biyoçeşitliliği etkilemektedir. Akarsuların yukarı çığrında yatak eğimi fazla, akış hızı yüksek ve sular soğuktur. Dolayısıyla bu alanda biyoçeşitliliğin az olduğunu söylemek mümkündür.

Akarsuyun orta çığrından itibaren akış hızı azalmakta ve akarsu yatağı genişlemektedir. Bu durum, canlı yaşamını olumlu etkileyerek biyoçeşitliliğin artmasını sağlar (Görsel 1.33).

Akarsuyun denize döküldüğü ağız kısmı ise sıcaklık ve tuzluluk yönünden elverişli şartları taşıdığı için biyoçeşitlilik açısından oldukça zengindir. Ayrıca karalardan denizlere besin maddesi taşıyan akarsular, ağız kısımlarında mineral ve organik madde bakımından zengin bir yapı teşkil etmektedir.

Bu bakımdan akarsu ağızları, fitoplanktonlardan kuşlara kadar birçok canlı için önemli bir yaşam alanıdır.

Tagged :