Küresel Isınma ve Dünyamız

SERA ETKİSİ NEDİR ?

Yerküre, Güneş’ten gelen kısa dalgalı ışınımın bir bölümünü yeryüzünde, bir bölümünü alt atmosferde (troposferde) emer. Güneş ışınımın bir bölümü ise, emilme gerçekleşmeden, yüzeyden ve atmosferden yansıyarak uzaya kaçar. Yüzeyde ve troposferde tutulan enerji, atmosfer ve okyanus dolaşımıyla yeryüzüne dağılır ve uzun dalgalı yer ışınımı olarak atmosfere geri verilir. Yeryüzünden salınan uzun dalgalı ışınımın önemli bir bölümü, yine atmosfer tarafından emilir ve daha az Güneş enerjisi alan yüksek enlemlerde ve düşük sıcaklıklarda salınır. Atmosferdeki gazların gelen Güneş ışınımına karşı geçirgen, buna karşılık geri salınan uzun dalgalı yer ışınımına karşı çok daha az geçirgen olması nedeniyle Yerküre’nin beklenenden daha fazla ısınmasını sağlayan ve ısı dengesini düzenleyen bu doğal süreç “SERA ETKİSİ” olarak adlandırılmaktadır.

KÜRESEL ISINMAYI DUYDUNUZ MU ?

İnsanların çeşitli aktiviteleri sonucunda meydana gelen “sera gazları” olarak nitelenen (karbon dioksit, di azot monoksit, metan, su buharı, kloroflorokarbon) gibi gazların miktarlarının artması sonucunda yeryüzüne yakın atmosfer tabakaları ve katı, yeryüzü sıcaklığının yapay olarak artması “KÜRESEL ISINMA” olarak adlandırılır.

İnsanların çeşitli faaliyetlerinin küresel ısınmaya katkısı şöyledir:

Enerji kullanımı %49,
Endüstrileşme %24,
Ormansızlaşma %14,
Tarım %13’tür

İnsan tarafından atmosfere verilen gazların sera etkisi yaratması sonucunda, dünya yüzeyinde sıcaklığın artmasına küresel ısınma deniyor. İklim sisteminde vazgeçilmez bir yere sahip olan sera gazları, güneş ve yer radyasyonunu tutarak, atmosferin ısınmasında başlıca etkendirler. Sera gazlarının bulunmaması durumunda yeryüzünün sıcaklığının bugüne göre 30oC daha soğuk olacağı hesaplanmıştır. Son yıllarda atmosferde çeşitli insan aktivitelerinden kaynaklanan nedenlerle karbondioksit, metan, ozon ve di azot monoksit gibi gazlardan oluşan sera gazları, yeryüzü sıcaklığında belirgin artmalara sebep oluyor. Sera etkisinin artması, troposferin ısınmasında, stratosferin de soğumasında en önemli etken olarak gösteriliyor.

Dünya sıcaklığı değişiyor

Küresel ısınmanın etkisi, hava sıcaklıklarının dünyanın her yerinde artması biçiminde olmayacak. Sıcaklığın artış oranı, orta enlemlerde ve ekvatorda, kutuplardakinden daha farklı olacak. Örneğin ekvatorda, bu artışın, dünya ortalamasının çok altında olacağı tahmin ediliyor. Aslında bu ısınma, dünya iklim sisteminde köklü değişimlere ve aşırılıklara yol açacak. Öyle ki, dünyanın bazı bölgelerinde kasırgalar, seller ve taşkınlar gibi hava olaylarının şiddeti ve sıklığı artarken, bazı bölgelerde de uzun süreli, şiddetli kuraklıklar ve çölleşme olayları etkili olabilecek. Bunun yanında, sıcaklık artışının kışları, yazlara göre birkaç derece fazla olması bekleniyor. Benzer bir durum, geceyle gündüz arasında da görülecek. Gece sıcaklarındaki artış, gündüz sıcaklıklarındaki artıştan fazla olacak. Bu durumda karalar, geceleri eskisi kadar soğumaya fırsat bulamayacak. Yazla kış, geceyle gündüz arasındaki sıcaklık farkının azalması, bütün dünyadaki rüzgâr çeşitlerini etkileyecek; fırtınaların yoğunluğu, gücü ve rotaları değişecek.

Yağış dönemleri, miktar ve türlerinin değişmesiyle artan sıcaklık, daha çok buharlaşmaya ve buna bağlı olarak da daha çok bulut oluşmasına yol açacak. Kısaca söylemek gerekirse, dünyanın iklimi daha sıcak, daha nemli ve bol yağışlı olacak.

Yeni yağış düzeni

Küresel ısınmanın önemli etkilerinden olan iklim kuşaklarının kayması sonucu, yağmur kuşağı kuzeye doğru genişleyecek. Ancak bu genişleme sonunda yağışlar her bölgede artmayıp, belli bölgelerde yoğunlaşacak. Güney Avrupa’daki yaz yağmurları azalırken, Amerika, Avrupa ve Asya’nın 55 Kuzey enleminin yukarılarında kar yağışı artacak. Daha güneyde kar yağışı azalırken, yağmurlarda bir artış olacak; karın toprakta kalma süresi azalacak. Şiddetli yağmurlar daha sık yağacak ve daha çok su bırakacak.

Sağanak yağışların artışı, yüzey nemliliğini ve bitki örtüsünü etkileyecek. Bunun sonucunda suyun toprakta süzülmesi azalacak, seller artacak. Yeni yağış düzeni, ekilebilecek alanların kuzeye doğru genişlemesine yol açacak. Dağlardaki buzullar ve kar örtüsünün azalmasından dolayı, hidrolojik sistemler ve toprak yapısı çok etkilenecek.

İnsan da tehlikede

Küresel ısınma, kalp, solunum yolu, bulaşıcı, alerjik ve diğer bazı hastalıklara sebep olacak. Sürekli sıcak hava, seller, fırtınalar gibi hava olayları, psikolojik rahatsızlıklar, hastalıklara ve ölümlere yol açacak. Yeni alanlara yayılan böcekler ve diğer hastalık taşıyıcılar, bulaşıcı hastalıkların çoğalmasına neden olacak. Hava sıcaklığının artması ve su kaynaklarındaki azalma, kolera tipi hastalıkları yaygınlaştıracak. Üretimdeki bölgesel azalmalar sonucu, açlık ve kötü beslenmede artışlar görülecek. Böcek yumurtalarının ölmesini sağlayan gece ve kış soğuklarının hafiflemesi, önemli bir sorun olacak. Kimi bölgelerde şiddetli kuraklık dönemlerinin ardından gelecek aşırı yağışlar, virüs mutasyonlarının artmasına, buna bağlı olarak da sıtma gibi hastalıkların yayılmasına neden olacak. Öte yandan tarım bitkilerinde görülen hastalıklarda da sıcaklıkla birlikte artış gözlenecek.

Buzulların erimesi ve sıcaklık artışı, okyanuslardaki suları genleştirip, denizlerin seviyesini yükseltecek. Deniz seviyesinin yükselmesi, kıyılardaki toprak kaybının yanı sıra, kıyılara yakın temiz su kaynaklarının denizle birleşmesine neden olacak. Artan buharlaşma yüzünden göl ve ırmaklarda meydana gelecek su kaybı, 21. yüzyılın en önemli meselelerinden biri olacak. Tatlı su kaynaklarının kalitesinde, tuzlu su karışımı nedeniyle azalma olacak.

Tarım, turizm ve diğer ekonomik aktiviteler bu durumdan olumsuz etkilenecek; gelişmekte olan birçok ülkede yerli halkın beslenme ve yakıt kaynakları yok olacak. Yüksek deniz seviyesi, yüksek gel-git, kuvvetli dalga ve tsunami gibi riskli doğa olaylarına sebep olacak. Deniz seviyesindeki yükselmesiyle düz alanlar seller altında kalarak, kıyılardaki üretim alanları zarar görecek. Bunun sonucu milyonlarca insan kıyı alanları ve küçük adalardan göç edecek. Kurak bölgelerdeki çiftçiler daha çok sulama yapıp, daha fazla tarım ilâcı kullanacaklarından, bu bölgelerde tarımsal etkinliklerin maliyeti artacak. Gelişmekte olan ülkelerin kurak ve yarı kurak alanları, bazı kıyı alanları, deltalar ve küçük ada gibi bölgeleri tehlike altında kalacak. Kırsal alanlarda doğal kaynakların verimliliğindeki gerileme sonucu, kırsal alandan kente göç hızlanacak.

İklim Değişikliğinin Türkiye Üzerindeki Olası Etkileri

Küresel ısınmaya bağlı iklim değişikliğinin etkileri yalnız küresel olmadığı gibi, bunlarla da sınırlı değildir. Geçmişteki iklim değişikliklerinde olduğu gibi, bölgesel ve zamansal farklılıklar oluşabilecektir: Örneğin, gelecekte dünyanın bazı bölgelerinde kasırgalar, kuvvetli yağışlar ile onlara bağlı seller ve taşkınlar gibi meteorolojik afetlerin şiddetlerinde ve sıklıklarında artışlar olurken, bazı bölgelerinde uzun süreli ve şiddetli kuraklıklar ve bunlarla ilişkili yaygın çölleşme olayları daha fazla etkili olabilecektir.

Türkiye, subtropikal kuşakta kıtaların batı bölümünde oluşan ve Akdeniz iklimi olarak adlandırılan bir büyük iklim bölgesinde yer almaktadır. Üç yanı denizlerle çevrili ve ortalama yüksekliği yaklaşık 1100 m olan Türkiye’de, birçok alt iklim tipi belirmiştir. İklim tiplerindeki bu çeşitlilik, Türkiye’nin yıl boyunca, polar ve tropikal kuşaklardan kaynaklanan çeşitli basınç sistemleri ve hava tiplerinin etki alanına giren bir geçiş bölgesi üzerinde yer almasıyla bağlantılıdır. Buna, topoğrafik özelliklerinin karmaşıklığı ve kısa mesafelerde değişme eğiliminde olması vb. fiziki coğrafya etmenleri de eklenebilir.

Türkiye, küresel ısınmanın özellikle su kaynaklarının zayıflaması, orman yangınları, kuraklık ve çölleşme ile bunlara bağlı ekolojik bozulmalar gibi öngörülen olumsuz yönlerinden etkilenecektir ve küresel ısınmanın potansiyel etkileri açısından risk grubu ülkeler arasındadır. Atmosferdeki sera gazı birikimlerinin artışına bağlı olarak önümüzdeki on yıllarda gerçekleşebilecek bir iklim değişikliğinin, Türkiye’de neden olabileceği çevresel ve sosyoekonomik etkiler şunlardır.


* Sıcak ve kurak devrenin uzunluğundaki ve şiddetindeki artışa bağlı olarak, orman yangınlarının frekansı, etki alanı ve süresi artabilir; * Tarımsal üretim potansiyeli değişebilir (bu değişiklik bölgesel ve mevsimsel farklılıklarla birlikte, türlere göre bir artış ya da azalış biçiminde olabilir);

* İklim kuşakları, yerküre’nin jeolojik geçmişinde olduğu gibi, ekvatordan kutuplara doğru yüzlerce kilometre kayabilecek ve bunun sonucunda da Türkiye, bugün Orta Doğu’da ve Kuzey Afrika’da egemen olan daha sıcak ve kurak bir iklim kuşağının etkisinde kalabilecektir. İklim kuşaklarındaki bu kaymaya uyum gösteremeyen fauna ve flora yok olacaktır;

* Doğal karasal ekosistemler ve tarımsal üretim sistemleri, zararlılardaki ve hastalıklardaki artışlardan zarar görebileceklerdir;

* Hassas dağ ve vadi-kanyon ekosistemleri üzerindeki insan baskısı artacaktır;

* Türkiye’nin kurak ve yarı kurak alanlarındaki, özellikle kentlerdeki su kaynakları sorunlarına yenileri eklenecek; tarımsal ve içme amaçlı su gereksinimi daha da artabilecektir;

* İklimin kendi doğal değişkenliği açısından, Türkiye’de su kaynakları üzerindeki en büyük baskıyı, Akdeniz ikliminin olağan bir özelliği olan yaz kuraklığı ile öteki mevsimlerde hava anomalilerinin yağışlarda neden olduğu yüksek rasgele değişkenlik ve kurak devreler oluşturmaktadır. Bu yüzden, kuraklık riskindeki bir olumsuz değişiklik, iklim değişikliğinin tarım üzerindeki etkisini şiddetlendirebilir;

* Kurak ve yarı kurak alanların genişlemesine ek olarak, yaz kuraklığının süresinde ve şiddetindeki artışlar, çölleşme süreçlerini, tuzlanma ve erozyonu destekleyecektir;

* İstatistik dağılımın yüksek değerler yönündeki ve özellikle sayılı sıcak günlerin (örneğin tropikal günlerin) frekansındaki artışlar, insan sağlığını ve biyolojik üretkenliği etkileyebilir;

* Kentsel ısı adası etkisinin de katkısıyla, özellikle büyük kentlerde, sıcak devredeki gece sıcaklıkları belirgin bir biçimde artacak; bu da, havalandırma ve soğutma amaçlı enerji tüketiminin artmasına neden olabilecektir;

* Su varlığındaki değişiklikten ve ısı stresinden kaynaklanan enfeksiyonlar, özellikle büyük kentlerdeki sağlık sorunlarını artırabilir;

* Rüzgar ve güneş gibi yenilenebilir enerji kaynakları üzerindeki etkiler bölgelere göre farklılık gösterecek olmakla birlikte, rüzgar esme sayısı ve kuvveti ile güneşlenme süresi ve şiddeti değişebilir;

* Deniz akıntılarında, denizel ekosistemlerde ve balıkçılık alanlarında, sonuçları açısından aynı zamanda önemli sosyoekonomik sorunlar doğurabilecek bazı değişiklikler olabilir;

* Deniz seviyesi yükselmesine bağlı olarak, Türkiye’nin yoğun yerleşme, turizm ve tarım alanları durumundaki, alçak taşkın-delta ve kıyı ovaları ile haliç ve Ria tipi kıyıları sular altında kalabilir;

* Ormanların ve denizlerin CO2 tutma ve salma kapasitelerindeki değişiklikler, doğal hazne ve sink’lerin (yutakların) zayıflamasına neden olabilir;

* Mevsimlik kar ve kalıcı kar-buz örtüsünün kapladığı alan ve karla örtülü devrenin uzunluğu azalabilir; ani kar erimeleri ve kar çığları artabilir;

* Kar erimesinden kaynaklanan akışın zamanlamasında ve hacmindeki değişiklik, su kaynaklarını, tarım, ulaştırma ve rekreasyon sektörlerini etkileyebilir.

Ayrıca iklim değişikliği, Türkiye’nin özellikle çölleşme tehdidi altındaki yarı kurak ve yarı nemli bölgelerinde (İç Anadolu, Güneydoğu Anadolu, Ege ve Akdeniz bölgelerinde), ormancılık ve su kaynakları açısından olumsuz etkilere yol açabilir. Son yıllarda Türkiye ormanlarında artış kaydeden toplu ağaç kurumaları ve zararlı böcek salgınları vb. afetlerin birincil nedeninin, kuraklık, hava kirliliği ve asit yağmurları olduğuna dair kuvvetli bulgulara rastlanmıştır. Yalnız 1993-94 yılları arasında yaklaşık 2 milyon m3 ağaç serveti böcek yıkımı nedeniyle kesilmiştir.

Bunun yanı sıra, belki de 1970’li yıllardan başlayarak Akdeniz Havzasında etkili olan normalden daha kurak koşullara bağlı olarak, Ege ve Akdeniz bölgelerinde kitlesel boyutlarda olmasa da gözle görülür ağaç kurumaları gözlenmektedir. Ayrıca ağaçların zayıf düşmesi, ormanların fırtına, kar, çığ ve benzeri meteorolojik afet etkilerine karşı direncini de düşürmekte, bunun sonucunda ağaçlarda devrik ve kırık miktarı artmakta; bu da ormanın yapısını diğer zararlılara karşı dayanıksız hale getirmektedir. Bu olumsuz etkiler ormanlarımızın biyolojik çeşitliliğini, gen rezervlerini, karbon tutma kapasitelerini olumsuz yönde etkilemektedir.

yararlanılan kaynak : cografyam.org

Tagged : /

Toprak Horizonları (Katmanları)

Horizon, kelime anlamı olarak toprağı meydana getiren katmanlara horizon adı verilir. Toprak profiline yüzeyden alta doğru bakıldığında toprağın renk, yapı ve bünye gibi fiziksel özellikleri ile asitlik, besin kapasitesi gibi kimyasal özelliklerinin değiştiği görülür. Toprak profilin de görülen bu değişme ve horizonlaşma durumuna bağlı olarak sınıflandırılmaktadır.

Toprak horizonları genetik gelişme ve ana materyalden meydana gelen sapmalar (farklılıklar)’ı belirten O, A, E*, B, C, R, harfleri ile gösterilir.

Toprak Horizonları

O horizonu

Organik maddeyi kapsayan üst horizon olup, burada çeşitli derecede ayrışmış organik madde ve humus yer alır. Bu horizon, sadece nemli soğuk bölgelerdeki topraklarda bitkilerden dökülen organik artıkların yeterince ayrışmamasından dolayı oluşur. Sıcak nemli bölgede, toprağa dökülen organik madde kısa süre içerisinde ayrıştığından organik horizon bulunmaz.

A horizonu

Mineral toprak tabakasının en üst katı veya O horizonunun altında olup organik maddenin karıştığı ve bu nedenle de genellikle koyu renkli olduğu toprağın yıkanma horizonudur. Yıkanmaya bağlı olarak horizondan kil gibi ince unsurlu maddeler ile bitki besin maddelerinin bir kısmı taşınmıştır. Organik maddenin etkisinden dolayı genellikle taneli yapı gösterir. Soğuk nemli bölgelerde A horizonu aşırı derecede yıkanmaya uğradığı için genellikle boz renkli ve silis bakımından zengindir. Yarı kurak –yarı nemli bölgelerde koyu renklidir. Bu horizon; A1 , A2 ve A3 rumuzları ile ifade edilen alt horizonlara ayrılır. A1 organik maddenin en fazla bulunduğu horizondur, A2 yıkanmanın en fazla olduğu ve dolayısıyla A horizonunun özelliğini en iyi yansıtan orta kattır. A3 ise A horizonu ile B horizonu arasındaki geçiş horizonudur.

E horizonu

B horizonunu gösteren profil

Silikat killeri, Fe, Al, OM ve bunların farklı kombinasyonlar şeklinde taşınmalarının esas görünüm olduğu mineral horizonlardır. Altındaki B horizonundan ve üstündeki A horizonundan daha açık renktir.

B horizonu

A horizonundan yıkanan alkalı madde, killer ve çeşitli oksitlerin biriktiği horizondur. Genellikle açık renklidir, kil birikiminden dolayı da ağır bünyeli blok ve kaba blok yapı gösterir. Yarı kurak bölgelerde bu horizonun altında beyaz renkli olan kireç lekeleri yer alır. A horizonuna göre asitlik düşüktür. Kendi arasında B1, B2 ve B3 harfleri ile alt horizonlara ayrılır. B1, A ve B horizonları arasındaki geçiş horizonudur, B2 birikmenin hakim olduğu horizondur, B3 ise C horizonu ile B horizonu arasındaki geçiş katıdır.

C horizonu

Ana materyalin ayrıştığı bir horizondur. Ana materyalin özelliğini iyi şekilde yansıtır. Yumuşak ana materyaller üzerinde birkaç cm ve daha fazla kalınlıktayken sert kayalar üzerinde son derece sığdır.

R horizonu

Ana materyalin bulunduğu kattır. Ağaçların derine giden kökleri buradan besinleri alırlar.

Kaynaklar

  1. ^ Atalay,İ., ‘genel fiziki coğrafya’,2005 sf.353
  2. ^ ORMANCI,İ.F.,AKGÜL,M.,’Taban arazi üzerindeki değişik toprak profillerinin oluşumu,sınıflandırılması ve özellikleri’,2007 sf.3-6
Tagged : / / / / / /

Başlıca Toprak Tipleri ve Özellikleri

A. ZONAL TOPRAKLAR

Herhangi bir bölgede etkili olan iklim ve bitki örtüsü şartlarına göre oluşmuş ve normal profil (A, B, C horizonları) özelliğine sahip topraklardır.

Laterit Topraklar: Dönenceler arasındaki sıcak-nemli iklim bölgesinin toprağıdır. Rengi kiremit kırmızısıdır. Bitki örtüsü gür olmasına rağmen aşırı yıkanma ve humusun büyük bir kısmının tüketilmesinden dolayı bu topraklar humus bakımından fakirdir.

Kırmızı Topraklar (Terra-rossa): Akdeniz iklim bölgesinde kalkerler üzerinde oluşan topraklardır. Bünyesinde demir oksit oranı fazla olduğundan renkleri kırmızıdır.

Kahverengi Orman Toprakları: Nemli orta kuşağın yayvan yapraklı orman sahasında oluşan topraklardır. Humus bakımından zengindir.

Podzol Topraklar: Soğuk nemli bölgelerin iğne yapraklı orman sahasında oluşan topraklardır. Yıkanma fazla olduğundan mineral bakımından fakirdir.

Tundra Toprakları: Tundra iklim bölgesinin topraklarıdır. Kışın donmuş olan toprak, yazın çözülerek bataklık hâlini alır. Tarıma elverişli değildir.

Çöl Toprakları: Çöllerde oluşan topraklardır. Yağış azlığı ve şiddetli buharlaşma nedeniyle kireç, toprak yüzeyinde birikerek sert bir tabaka meydana getirir.

Kahverengi ve Kestane Renkli Bozkır Toprakları: Orta kuşağın yarı kurak alanlarında bozkırların görüldüğü yerlerde oluşan topraklardır. Yağış azlığı nedeniyle kireç daha derine taşınamayıp A horizonunun alt kısmında birikmiştir.

Çernezyom Topraklar (Kara topraklar): Karasal iklimin yarı nemli sahalarında, çayır bitki örtüsü altında oluşan topraklardır. Zonal topraklar içinde en verimli olanıdır.

B. İNTRAZONAL TOPRAKLAR

Bu toprakların oluşumunda topografya ve ana materyal etkilidir. Bu nedenle topraktaki bütün horizonlar gelişmemiş olup toprak genellikle A, C horizonludur.

Halomorfik Topraklar: Bu topraklar kurak ve yarı kurak bölgelerde, suyla eriyik hâldeki çeşitli tuz ve karbonatların suyun buharlaşmasıyla toprağın yüzeyinde veya çeşitli derinlikler de birikmesiyle oluşmaktadır. Bunlar “tuzlu topraklar” ve “tuzlu-sodik (alkali) topraklar” olarak iki gruba ayrılır.

Hidromorfik Topraklar: Bataklık alanlarında veya taban suyu seviyesinin yüksek olduğu sahalarda oluşan topraklardır.

Kalsimorfik Topraklar: Yumuşak kireç taşı ve killi kireç taşı (marn) depoları üzerinde oluşan topraklardır. Kireç yönünden zengindir. Bu topraklar ikiye ayrılır.

1.Vertisoller: Eski göl tabanlarındaki killi ve kireçli depolar üzerinde oluşan topraklardır. Toprak killi olduğu için kurak mevsimde çatlar ve bu çatlaklara üst kısımdan sürekli toprak dökülür. Yağışlı mevsimde ise toprak su ile doygun hâle geldiği için şişerek çatlaklardan dökülen toprak tekrar yukarı itilir ve âdeta yerinde döner. Olayla bağlantılı olarak bunlara dönen toprak anlamına gelen “vertisol“ismi verilmiştir.

2.Rendzinalar: Yumuşak kireç taşları üzerinde oluşan bu topraklar, genellikle koyu renkli olup alt kısmında kireç birikimi mevcuttur.

C. AZONAL TOPRAKLAR

Dış kuvvetler tarafından taşınan malzemelerden oluşan topraklardır. Bu toprakların horizonları yoktur.

Alüvyal Topraklar: Akarsuların taşıyıp biriktirdikleri malzemelerden oluşan topraklardır. Verimli olan bu topraklar her türlü ürün için oldukça elverişlidir.

Kolüvyal Topraklar: Dağlık sahalarda eğimli yamaçlar boyunca ufalanan malzemenin dağların eteklerinde birikmesi ile oluşan topraklardır. Özellikle bitki örtüsünden yoksun yamaçlarda çözülen malzeme, yağmur ve sel suları tarafından taşınarak etekte biriktirilir.

Yamaçlarda aşınma devamlı olursa ince malzemeler sürekli taşındığından geriye sadece iri malzeme kalır ve bu iri malzemenin hâkim olduğu taşlı (litosol) topraklar meydana gelir.

Regosoller: Volkanlardan çıkan kum boyutundaki malzeme ve akarsuların biriktirdiği depolar veya yamaç eteklerindeki kumlu kolüvyal depolar üzerinde oluşan topraklardır.

Lösler: Rüzgârların taşıyıp biriktirdiği malzemelerden oluşan topraklardır.

Morenler: Buzulların taşıyıp biriktirdiği malzemelerden oluşan topraklardır.

Tagged : / / / / / / /

Toprak Oluşumunu Etkiyen Faktörler

Toprak oluşumunda ve toprağın belli özelliklerinin ortaya çıkmasında bazı faktörler etkili olmaktadır. Bu faktörlerin başlıcaları şunlardır.

1. İklimin Etkisi
2. Anakayanın Etkisi
3. Zamanın Etkisi
4. Yerşekillerinin Etkisi
5. Canlıların ve Bitki Örtüsünün Etkisi

Bu faktörleri inceleyelim

Bu faktörler içerisinde en önemli faktör iklimdir.

1) İklimin Etkisi

İklim başta fiziksel ufalanma ve kimyasal çözünmeyi etkiler. Sıcaklığın ve nem oranının fazla olduğu alanlarda ise kimyasal çözünme, nem oranın az olduğu kurak ve yarı kurak alanlarda fiziksel ufalanma görülür.

Bu oluşuma etki eden iklim elemanları ise, sıcaklık ve yağıştır. Bu iki önemli faktör fiziksel ve kimyasal çözünmeyi, bitki örtüsünün yetişmesini, bitki kalıntılarının ayrışarak humusa dönüşmesini ve topraktaki canlı hayatın aktivitesini etkiler.

Yağışın fazla olduğu yerlerde aşırı yıkanma sonucu toprağın üst kısmındaki mineraller eriyerek sızan sularla birlikte alt kısımlara geçer. Ayrıca topraktaki humusta suyla böylece taşınır. Böylece de toprak besin yönünden fakirleşmiş olur.

Yağışın az olduğu bölgelerde ise bu kez yıkanma yetersiz olduğu için topraktaki tuz ve kireç oranı fazladır.

2) Ana kayanın Etkisi

Toprağın altında bulunan ve ayrışarak toprağı oluşturan kayaya ana kaya denir. Bu yüzden oluşan toprak ana kayaya benzer. Toprağın rengi, geçirimlilik derecesi, gibi özellikler ana kayanın özelliklerini taşır.

Örneğin; ana kayanın kalker olduğu yerlerde kireçli topraklar, kil oranın fazla olduğu ana kaya etrafında geçirimsiz topraklar yer alır. Volkanik arazi üzerinde taşlı, kumlu topraklar meydana gelir.

Ancak zamanla toprak oluşumunun ileri safhalarında organik maddelerin toprağa katılmasıyla, ana kayanın toprak üzerindeki etkisi gittikçe azalır. Örnek olarak; toprağın içindeki kireç zamanla topraktan uzaklaşarak, topraktaki kireç miktarı azalır ya da olmaz.

Çözünen kayaçların özelliği toprak tipini etkiler. Kireç taşları üzerinde kırmızı renkli topraklar, killi tabakalar üzerinde işlenmesi zor sertleşmiş topraklar, volkanik kayaçlar üzerinde taşlı, kumlu esmer topraklar oluşur.

3) Yer şekillerinin Etkisi

Toprak oluşumu üzerine yer şekillerinin etkisi, eğim, yükselti, bakı faktörleriyle açıklanır.

Eğim: Eğim çok fazla olduğu yamaçlarda toprağın oluşması ve zeminde tutunması oldukça zordur. Toprak içinde suyun hareketi, eğimi yönünde olur. Eğimli yamaçlar, eğer bitki örtüsünden de yoksun ise üsteki toprak tabakası kolayca aşağılara ineceğinden çıplak kayalık alanlar oluşacaktır. Eğimin fazla olduğu alanlarda toprak tabakası daha ince olacaktır.

Yükselti: Yükselti arttıkça sıcaklık da azalmaktadır. Belirli bir seviyeye kadar yağış miktarı da artar. Ancak çok yükseklerde yağışta da azalma olur.

Sıcaklığın ve yağışın yükseltiye bağlı olarak gösterdiği bu farklılık, bitki örtüsü ve toprak oluşumunu da farklı şekilde etkilemekte yükselti basamaklarına bağlı olarak dağ yamaçlarında farklı toprak kuşakları oluşur.

Bakı: Güneşe dönük yamaçlarda sıcaklık yağış gibi iklim elemanları güneş görmeyen yamaçlara göre farklılık gösterir. Buda toprak oluşum şartlarını değiştirir. KYK’de güney yamaçlar çok ısınır ve buharlaşma fazladır. Bu yamaçlarda toprakta buharlaşmadan dolayı tuz ve kireç oranı daha fazladır. Bu yamaçlarda toprakta buharlaşmadan dolayı tuz ve kireç oranı daha yüksektir.

4) Bitki Örtüsünün Etkisi

Önce toprak oluşur, sonra toprak üzerindeki bitki gelişir. Bitki örtüsünün fazlalığı topraktaki organik çözünmeyi hızlandırır. Toprak düzeyine düşen dal, yaprak ve meyvelerden oluşan bitki kalıntıları, iklim koşullarına bağlı olarak birkaç yıl içerisinde mikroorganizmalar tarafından parçalanarak humusa dönüşmektedir. Humus toprağın rengini koyulaştırır ve daha verimli olmasını sağlar.

Bitkiler kökleri ile toprağın derinliklerine iner ve kalın bir toprak örtüsünü erozyona karşı korur. Yine bitkilerin gelişen kökleri ana materyali parçalayarak toprağın derinleşmesine ve toprak profilinin gelişmesine katkıda bulunur.

5) Zaman Etkisi

Kayaların fiziksel, kimyasal, organik ufalanması, toprağa canlıların karışması uzun zaman alır. Toprak oluşumunun süresi ana kayanın direncine ve iklim şartlarına bağlıdır. Örneğin kayaçların dirençli yağışın yeterli olmadığı, kışların çok sert geçtiği, bitki örtüsünün cılız olduğu yerlerde ayrışma süreci kesintiye uğradığından, toprak oluşumu için daha uzun zaman geçmesi gerekir.

Tagged : / / / / / /