Rusya

DEVLETİN ADI: Rusya Federasyonu
BAŞŞEHRİ: Moskova
NÜFUSU: 145.300.000
YÜZÖLÇÜMÜ: 17.075.400 km2
RESMİ DİLİ: Rusça
DİNİ: Hıristiyanlık
PARA BİRİMİ: Ruble

Sınırları içinde yüz civarında milliyete mensup topluluklar bulunan bir devlet. Kuzeyinde Kuzey Kutup Denizi; doğusunda Pasifik (Büyük) Okyanus; batısında Estonya, Litvanya, Beyaz Rusya, Letonya, Ukrayna, Moldavya, Baltık Denizi; güneyinde Kazakistan, Moğolistan, Çin, Gürcistan, azerbeycan, Hazar Denizi, Kuzey Kore, Karadeniz yer alır. Toprak bakımından dünya ülkeleri arasında birinci, nüfus bakımından ise beşinci sıradadır.

Tarihi

Rusya’nın bilinen tarihi 5. yüzyılda batıdan Rusya topraklarına giren Slav kabileleriyle başlar. İlk Rus devleti 9. yüzyılda İskandinavyalılar tarafından kuruldu. Devletin merkezi Novgrod ve Kiev’deydi. On üçüncü yüzyılda ülke toprakları Moğolların saldırılarına uğradı. Bundan sonra Moskova prenslikleri ve büyük dükleri idaresinde ortaya çıkmaya başlayan ülke 1480 yılında Altınordu Devletinin hakimiyetinden kurtuldu.

On beşinci asırda Osmanlı Devleti ile münasebetleri başladı. İstanbul’u fethederek, Bizans da denilen Doğu Roma Devletine son veren Fatih Sultan Mehmed Han (1451-1481) Rus Knezliklerinin güneyindeki Kırım Hanlığını imtiyazlı beylik halinde, Osmanlı Devletine bağlayıp, vergi yerine her yaz Moskoflar üzerine netice alıcı ve yıldırıcı akınlar yapmakla vazifelendirdi.

Ruslar, Papalığın gönderdiği kardinal ve papaz heyetleri sayesinde Türklere karşı uyanmaya başladı. Rus Knezlikleri birleştiler ve Çarlık dönemi başladı. Korkunç İvan 1547’de ilk çar ilan edildi. Böylece Rus çarları kendilerini DoğuRoma’nın varisi saydılar.

Yönetim ve askerlik alanındaki düzenlemelerle devlet idaresini güçlendiren, Çar İvan katıldığı seferlerde Kazan Hanlığı topraklarını işgal etti ve 1556’da Astrahan Hanlığını da Moskova’ya bağladı. Kırım Hanlığına karşı sefer düzenlediyse de başarılı olamadı. Daha sonra Baltık Denizine açılmaya ağırlık vererek Litvanya topraklarına girdi. Rus Çarlığı ile İsveç ve Polonya’yı karşı karşıya getiren bu savaşta Rusya ilk önceleri başarılı oldu ise de daha sonraları ard arda alınan mağlubiyetler ülkede iç karışıklığa sebep oldu. Bunun üzerine Çar İvan baskıcı bir politika takip etti ve muhaliflerini acımasızca öldürdü. Bu sırada Rus ekonomisi ağır bir darbe aldı.

Korkunç İvan’ın ölümünden bir süre sonra iç karışıklıklar başladı. Rus Çarlığı yıkılmanın eşiğine geldi. İsveç ve Polonya’nın da olaylara karışmasıyla, tam bir iktidar boşluğu ortaya çıktı. Polonya kuvvetlerinin Rusya’yı 1610’da işgali halkı direnişe sevk etti ve Romanov ailesinden Mihail Fyodoroviç çar seçildi. Bir süre sonra düzeni yeniden sağladı. Büyük toprak kaybedilmesine rağmen İsveç (1617) ve Polanya ile (1618) barış antlaşması yapıldı. Ayrıca Rusya bütün Avrupa’yı sarsan Otuzyıl Savaşlarının dışında kaldı.

İlk Osmanlı-Rus Harbi, Çar ordularının 1667’de Kiev’i de ele geçirmesinden on yıl sonra 1677’de Kırım Hanlığı ile Ukrayna arasındaki topraklara saldırmasıyla başladı. 1677-1678 yıllarında Osmanlı ordusu Ruslara karşı Çihrin/Çehrin Seferine çıkarak, Rusları ve onlara yardımcı Lehlileri yendi. Çihrin Kalesi Osmanlı ordusu tarafından, bir daha bölgede Rusların tutunmasına mani olmak için yıktırıldı. Moskova elçileri 1681 Ocak ayında Kırım Hanına ricaya gelerek bir daha Osmanlı ve Kırım topraklarına saldırmayacaklarına yeminle söz verip, bir antlaşma imzaladılar. Kırım Hanı, Edirne’de sefer hazırlığı görmekte olan Merzifonlu Kara Mustafa Paşayı ikna ederek Bahçesaray Sulhü adıyla anılan ilk Osmanlı-Rus Antlaşmasını imzalatmaya muvaffak oldu (11 Şubat 1681).

1683 yılında Avusturya İmparatorluğunun merkezi Viyana’nın ikinci defa kuşatılmasındaki türlü düşünce ve hatalar yüzünden geri çekiliş, Rusların beklediği büyük fırsatı doğurdu. Papalık-Avusturya-Venedik-Lehistan gibi Akdeniz’den Baltık’a kadar yayılan Katolik devletlerinin Osmanlı aleyhine kurduğu Mukaddes İttifak’a, Rusya’da katıldı. Bu beşli ittifak devletleriyle yapılan on üç yıllık harpler sırasında, Rusya Çar Deli Petro’nun (1682-1725) gayretleriyle gelişip, kuvvetlendi. İttifak devletlerinin Osmanlı Devleti ile harplerinden cesaret alan Deli Petro; 1695 ilkbaharında kuvvetli bir ordu ile, Sibirya’dan gelen tarihi kürk ticaret yolunun ağzında bulunun ve gelen dabağlanmış kürklerin Karadeniz, Akdeniz ve Avrupa içlerine sevkiyat merkezi olan Azak Kalesine saldırdı. Azak Kalesindeki sayıca az olan Osmanlı kuvveti, kahramanca karşı koyarak uzun süre dayandı. Rus Donanması Don/Ten Nehri boyunca Azak Kalesine geldi. Ruslar nehir ve deniz tahkimatı güçlü olmayan Azak Kalesini ele geçirdiler. Azak Kalesinin düşmesiyle, bir Türk gölü halinde olan Karadeniz’de Ruslara bir pencere açılmış oldu. Azak Denizinin, Karadeniz’e açılan boğazda bulunan Kerç/Kerş Liman Kalesi Osmanlıların hakimiyetinde bulunduğundan, Rus donanmasının Karadeniz’e çıkmasına engel oluyordu.

1699 Karlofça Antlaşmasından sonra, Osmanlı Devletiyle harbi göze alamayan Rusya, 1700’de imzalanan İstanbul Antlaşmasıyla sulhe razı oldu. Antlaşmayla Azak Kalesi ve çevresi Ruslara bırakıldı.

Ekonomik ve kültürel alanda bilgi toplamak amacıyla çıktığı Avrupa gezisinde Osmanlılara karşı yeni bir ittifak girişiminden netice alamayan Deli Petro, Karadeniz yerine Baltık Denizine yönelmeye karar verdi ve İsveç’le ünlü Büyük Kuzey Savaşını başlattı (1700-1721). Başlangıçta Ruslar mağlup oldu ise de Poltava çarpışmasıyla (1709), savaş Rusların lehine döndü.

Bu arada Rus ordularının Osmanlı hududuna tecavüz etmesi üzerine, 9 Nisan 1711 tarihinde Osmanlı Devleti,Rusya’ya sefer düzenledi ve iki ordu Prut Irmağı boyunda karşılaştı. Ruslar mağlup oldu (Bkz. Prut Harbi). Çar Deli Petro kumandasındaki Rus ordusu, antlaşma isteğinin kabulüyle imhadan kurtuldu. Azak Kalesi ve çevresi Osmanlılara geri verildi ve aşağı Özü boyundaki Rus kaleleri yıktırıldı.

Deli Petro’nun kızı Anna zamanında, Osmanlılar ile Venedik-Avusturya harplerini fırsat bilen Ruslar, Avusturya-Rusya ittifakını yenilediler. Ardından Rus ordusu, Osmanlı ordusunun Avusturya cephesinde bulunmasından faydalanarak, Kırım Yarımadası batısındaki Özü Kalesini alıp, Kırım’a girdiler. Ruslar, 1 Temmuz 1736’da ikinci defa Azak Kalesini zapt ettiler. Azak Harbi 18 Eylül 1739 Belgrad Antlaşmasıyla sona erdi. Antlaşmayla Azak Kalesi yıktırılıp, Azak bölgesi Osmanlı Devleti-Rusya arasında tarafsız saha ve müstakil Kabartay ülkesi de iki devlet arasında tampon halde tutulup, Moskoflar Karadenizden son bir defa daha uzaklaştırıldı.

Çariçe İkinci Katerina (1762-1796) zamanında Rusya’nın Lehistan Polonya’ya yerleşmesine engel olmak için, Osmanlı Devleti tarafından Rusya’ya sefer açıldı. Rusların işgal ve zulmünden kaçıp Türk hududunu aşarak Osmanlı Devletine sığınan ailelerini Rus ordusunun takip etmesi ve uğradıkları köy ve kasabalardaki silahsız masum ahaliyi kırmaları bu seferin açılmasına sebep oldu. Divan-ı hümayun kararı ile Rusya’ya sefer açıldı. 1769 Şubatında Kırım Hanı GirayHanın orduları Güney Rusya’ya girerek Rusları yendi ve 100.000’den fazla esir aldı. Fakat gelişmeler Osmanlı Devletinin aleyhine oldu. Beş yıl süren ve 21 Temmuz 1774 tarihli Küçükkaynarca Antlaşmasıyla biten bu harp; ilk defa ahalisi Müslüman ve Türk olan toprakların elden çıkması ve 300 yıldan beri Anadolu’nun kuzey kalesi sayılan Kırım Hanlığının Kuban ve Bucak Tatarlarının, sözde müstakil olma kaydıyla koparılmasıyla neticelendi. Azak, Yenikale, Kerç ve Kılburun şehirleriyle Aksu-Turla’ya kadar olan Karadeniz kıyıları Ruslara bırakıldı. Ruslar Karadeniz’e rahatça çıkabildiler. Nihayet, sözde müstakil olan Kırım Hanlığını 1783 Temmuzunda işgal ederek yerli ahaliden kadın ve çocuklarıyla 30.000’den fazla Türk’ü öldüren Ruslar, 1784 Ocağında Kırım’a resmen hakim oldular. Rus zulmü altında ezilen birçok Kırımlı, Osmanlı toprağına göç etti.

Osmanlı Devleti Kırım’ı Rusların işgalinden kurtarmak için Sultan Birinci Abdülhamid Han zamanında Rusya’ya altıncı sefer düzenlendi. Rus Çariçesi II. Katerina Avusturya İmparatoru II. Josef ile Bizans-Yunan projesinin tatbiki ve Osmanlı Devletinin parçalanması için ittifak yaptılar. Avusturya’nın, Rusya müttefiki olarak Osmanlı Devletine savaş açması üzerine, Osmanlı askeri iki cephede harbetmek mecburiyetinde kaldı. Osmanlı Devleti ateşli silahları ellerinde bulunduran Yeniçerinin sebep olduğu bozgunla ağır yenilgiye uğradı. Önce Avusturya ile 1791 Ağustosunda Ziştovi Sulhü imzalanarak Belgrad geri alındı. Ruslarla devam eden harp 9 Ocak 1792 tarihinde imzalanan Yaş Antlaşmasıyla sona erdi ve Kırım Hanlığının tamamen Rusya hakimiyetine girmesi kabul edildi.

Üçüncü Selim Hanın her sahadaki icraatlarıyla Osmanlı Devletini güçlendirip, ıslahatlarda bulunması Rusya’yı telaşlandırdı. Çar I. Aleksandr, Osmanlıya tabi Sırbistan’ı isyana teşvik edip, Slavlık propagandasıyla Balkanları karıştırdı. Sırplar, Rusların teşvikleriyle isyan etti. Vilayet merkezi Belgrad 13 Aralık 1806’da düştü. Ruslar 1806 Aralık ayında ansızın Basarabya’da Bender ve Hotin kalelerini alıp, Tuna Nehri ağzındaki kaleleri de istila ettiler. Bunun üzerine Osmanlı Devleti 22 Aralık 1806 tarihinde Rusya’ya harp ilan etti. 1807’de Tiflis’ten hareket eden Rus ordusu, Temmuz ayı başlarında Arpaçay’ı geçerek Kars Kalesine saldırdı. Kars’taki Osmanlı askerlerinin ve ahalinin cansiperane müdafaasıyla Rus taarruzu püskürtüldü. Ruslar pekçok zaiyat vererek, Arpaçay ötesine geri çekildiler. 1810 yazında Ahılkelek üzerinden saldırıya geçen Ruslar, bu kaleyi alamayınca Ahıska şehrini kuşattılar. Osmanlı mukavemeti ve salgın hastalığa dayanamayıp 1811’de Tiflis’e geri çekildiler. Aynı sene üçüncü defa taarruza geçerek Ahılkelek Kalesini ele geçirdiler. Bu sırada Almanya’yı istila eden Napolyon Bonapart’ın Moskova’ya sefer düzenlemesi üzerine, Rusların isteği ile 28 Mayıs 1812’de Bükreş’te imzalanan antlaşmayla Osmanlı-Rus Harbine son verildi. Bükreş Antlaşmasıyla; Kuzey Boğdan Ruslara, güney Boğdan ise Osmanlı Devletine bırakıldı.Kalelerinde Osmanlı askeri bulundurmak şartıyla da Sırbistan’a idari muhtariyet hakkı tanındı.

Napolyon orduları Moskova önlerine kadar geldiyse de yoğun kış şartları askerin telef olmasına sebep oldu ve Napolyon geri çekilmek mecburiyetinde kaldı. Rus ordularının hızla batıya doğru ilerlemesi ve kazanılan zafer Rus Çarlığını Avrupa’nın önde gelen devletleri arasına girmesini sağladı. Avrupa’da söz sahibi durumuna gelen Çar I. Nikolay İran, Osmanlı Devleti, Polonya ve Kafkasya üzerine seferler düzenleyerek yerini iyice kuvvetlendirdi.

Sultan Mahmud Han, Yeniçeri Ocağını 1826’da kaldırması ve 1827 Fransa-İngiltere, Rusya ittifakına mensup müttefik Haçlı donanmasının Navarin’deki Osmanlı-Mısır donanmasını bir hile ile yakmasıyla, Osmanlı Devleti kara ve deniz kuvvetlerinin büyük bir bölümünü kaybetmiş oldu. Bunu fırsat bilen Rusya, 26 Nisan 1828’de Osmanlı Devletine karşı harp ilan ederek, Boğazlar ile İskenderun körfezini elde edip, Akdeniz’e inmek idealiyle Rumeli ve Anadolu cephesinden harekete geçti. Osmanlı Devleti, askeri ve kadın çocuk bütün halkıyla bu saldırılara karşı koymaya çalıştı. Ruslar top ile uzaktan attığı tutuşturulmuş neftli paçavralarla kaleleri yaktı. Rumeli’de Romen, Bulgar, Rum, Ortodoks Gagavuzların yardımı ve Anadolu Cephesinde Tiflis’ten gelen Hıristiyan Kartli ve yerli Ermenilerin desteğiyle dönüş yollarının kapanma korkusu olmaksızın, batıda Edirne, doğuda Bayburt ve Muş’a kadar ilerlediler. Bir yıl, beş ay süren harp; Ruslar için korkunç bir insanlık lekesi ve yüzkaralarıyla dolu, vahşet fiilleri ve Osmanlı Devleti içinde hala yaraları kapanmayan büyük maddi ve manevi zararlarla neticelendi. Babıali’nin antlaşma isteği veFransa ve İngiltere sefirlerinin ihtarıyla, 14 Eylül 1829 tarihinde EdirneAntlaşması imzalandı. Rumeli’de Tuna ağzındaki kaleler Ruslara bırakılıp, Prut Nehri hudut kabul edildi. Anadolu cephesinde Rusya’ya ilk defa toprak verilerek, Kars vilayetinin Çıldır, Ardahan ve Deskof kuzeyinden hudut çizildi. Harp tazminatı olarak da 11,5 milyon flemenk altının yedi yılda taksitlerle ödenmesi kararlaştırıldı.

Bu tarihten sonra Rusya, Osmanlı Devletinin bütünlüğünü destekleyerek, Boğazlar üzerinde denetim kurma veAkdeniz’e inme yönünden büyük kazançlar sağladı. Bir ara Boğdan ve Eflak prensliklerini ele geçirmek isteyen Rusya üzerine Osmanlı Devleti sefer düzenledi.Kırım Harbi olarak tarihe geçen, bu savaşta Fransa ve İngiltere Osmanlı Devletinin yanında yer aldı. Kırım Harbi sonunda imzalanan 30 Mart 1856 tarihli Paris Antlaşması sonunda, Rusya toprak ve çok fazla maddi kayba uğradı. Rusya bu harpten sonra, ordularının yetersizliğini anlıyarak yenilik yapma yoluna gitti. Bu arada diğer taraftan Osmanlı Devletinin içindeki azınlıklara karşı Slavlık ve Ortodoksluk propagandasını arttırdı.

Bu propagandaların ardından 1877’de Rusya Osmanlı Devletine savaş açtı. Tarihe 93 Harbi olarak geçen bu savaş 3 Mart 1878 Yeşilköy Antlaşmasıyla neticelendi. Bu antlaşma ile Bulgaristan bağımsızlığını kazandı. Sultan İkinci Abdülhamid Hanın siyasi dehasıyla toplananBerlin Kongresinde İngiltere veAvusturya’nın etkisiyle imzalanan Berlin Antlaşmasında Balkanlarda Rusya’nın kazançları sınırlandırıldı ve Osmanlı Devleti yönünden harp asgari zararla neticelendi. Bir süre sonra Almanya, Avusturya ve İtalya; Rusya’ya karşı üçlü ittifak kurdu. Kendisine destek sağlamak için Fransa’ya dönen Rusya, 1891’de ekonomik ve askeri ilişkileri geliştirmek için Fransa’yla bir ittifak kurdu.

Diğer taraftan doğuda, Rusya, Türkistan’da 1860’lı yıllarda başlattığı yayılma politikası ile 1880’li yıllarda Hazar Denizinin doğu kıyısındaki, Türkmen topraklarını işgal etti. Bu gelişmeler İngiltere’nin Hindistan’daki durumunu tehdit edince iki ülke arasında Afganistan üzerinde başlayan sürtüşmelerle yeni bir durum kazandı. Orta Asya’daki bu Rus-İngiliz mücadelesi, 1885 Eylülünde nüfuz sınırlarının tespitiyle yatıştı.

Rusya, Uzakdoğu sınırında Japonya ve Çin ile birçok antlaşma imzalayarak Sahalin ve Kuril adalarıyla Amur Irmağı Vadisi gibi önemli noktaları ele geçirdi. Kore üzerindeki Çin-Japon mücadelesinde Çin’in yanında yer aldı. 1900’de Boxer Ayaklanması sırasında Rus askeri Mançurya’ya girince, Japonya ile rekabet sıcak savaşa döndü. Savaşın büyümemesi için görüşmeler sürerken 1904 Şubatında Japon birlikleri Port Arthur’daki Rus harp gemilerine ani baskınla saldırması üzerine Rus-Japon Savaşı başladı. Bir seri ağır mağlubiyetlerin yanı sıra, ülkede meydana çıkan devrimci hareketler Rus ÇarıII. Nikolay’ı barış yapmaya mecbur bıraktı (5 Eylül 1905).

Ekim 1905’te başlayan demiryolu işçileri grevi dalga dalga ülke geneline yayılarak genel grev şeklini aldı ve Petersburg Sovyeti’nin kurulması ile devrimci hareket en yüksek noktasına ulaştı. Zor durumda kalan II. Nikolay bir bildiri yayımlayıp, meşruti bir anayasa ve seçilmiş bir meclis sözü verdi. Bir süre sonra yavaş yavaş işci hareketi bastırıldı. Nisan 1906’da yapılan seçimler neticesinde liberal ve sol muhalefet mecliste çoğunluğu elde etti. Köklü reformlar istediği için çarlık hükümetiyle ters duruma düşen ilk meclis iki ay geçmeden dağıtıldı. Daha sonra seçilen ikinci meclisin de ömrü üç ay oldu. Köylülere ve azınlıklara seçme hakkının verilmediği seçimlerle seçilen üçüncü ve dördüncü meclis genelde çarlık hükümetinin politikasını destekledi.

Uzakdoğu’da Japonya ile savaşa son veren Rusya 1906’dan sonra Balkanlar üzerinde nüfuz kazanmak için Avusturya ile mücadeleye girdi. Bu durum Rusya’yı İngiltere veFransa’nın yanında Birinci Dünya Harbine girmesine sebep oldu. Bir süre sonra da Osmanlı Devletinin Almanya, Avusturya’nın müttefiki olarak harbe girmesiyle Kafkasya’da yeni bir cephe açmak mecburiyetinde kaldı. Aynı zamanda Boğazların açık olmasına bağlı ikmal desteğini yitirdi. Önemli derecede silah ve mühimmat sıkıntısı çeken Rus orduları batıda birbiri ardına ağır mağlubiyetler aldı.

Savaşın sebep olduğu yıkım, basın ve mecliste halkın güvenine dayalı bir hükümetin olması isteğini yaygınlaştırdı. 1917 Mart ayının başlarında Moskova’da başlayan grev, asker ve subayların desteklemesiyle, Şubat Devrimi olarak bilinen ayaklanmaya dönüştü. Prens Lvov başkanlığında bir geçici hükümet kuruldu. Hükümete bağlı birliklere Pskov’da kuşatılan Çar Nikolay’ın 15 Mart 1917’de tahttan çekilmesiyle Çarlık rejimi tarihe karıştı.

7 Ekim 1917’de komünist ihtilal patlak verdi. Vladimir Ilyich Lenin başkanlığındaki komünistler, hükümeti ve serbest seçimle iş başına gelmiş bulunan meclisi lağv ederek komünist diktasını getirdiler.

Lenin, biraz soluk alabilmek için itilaf devletlerinin baskısına rağmen, Almanya ile barış görüşmeleri yaptı. Bazı bolşeviklerin ve sol sosyalist devrimcilerinin muhalefetine rağmen, Baltık bölgesi, Polonya, Ukrayna ve Kafkaslar’dan çekilmeyi öngören Brest-Litovsk Antlaşmasını 3 Mart 1918’de imzaladı.

Bu antlaşmanın ardından bolşeviklerin Sovyet iktidarını yerleştirme çabaları 1918 Mayısında başlayan iç savaşa sebep oldu. Komünistlerin ordusu olan Kızılordu, karşıt grubun ordusu olan Beyazordu ile amansız bir mücadeleye girdi. Askeri yönden daha üstün olanBeyazordunun, köylülere ve Rus olmayan milliyetlere karşı acımasız ve düşmanca politikası, ağır mağlubiyetine sebep oldu. Kızılordunun kazandığı zaferler, Ukrayna, Beyaz Rusya, Gürcistan, Ermenistan veazerbaycan’ın Sovyet idaresi altına girmesini sağladı. Bunun yanında Almanya’nın mağlubiyetinin ardından kurulan Estonya, Letonya ve Litvanya cumhuriyetleri itilaf devletleri desteğiyle varlıklarını devam ettirdiler. Sınır problemi yüzünden çıkan Rus-Polonya Savaşında Kızılordu mağlup oldu ve ardından yapılan Riga Antlaşmasıyla (Mart 1921) Ukrayna ve Beyaz Rusya topraklarının büyük bir bölümü Polonya’ya bırakıldı.

İç savaş sırasında çok sayıda insan ölürken, 2 milyona yakın halk da ülkesini terk etti. İç savaşın bitmesinden sonra yönetimi ele geçiren komünistler, karşıt görüşte olanları büyük bir hızla ortadan kaldırdılar. Lenin Rusya’nın tek siyasi partisi olan Komünist Partisini kurdu. Birinci Cihan Harbi sonrasında, İstiklal Harbi yıllarında Türkiye Büyük Millet Meclisiyle 16 Mart 1921’de Moskova’da Türk-Sovyet Dostluk Antlaşması imzalandı. Moskova Antlaşmasıyla, Batum Rusya’ya ait Gürcistan’a bırakıldı ve Kars’ın doğusundaki Arpaçay Suyu hudut kesildi.

Zalimliği ve halkına yaptığı zulümleriyle tanınan Lenin, milyonlarca insanı katletti. İnançsızlığın yayılması için çok uğraştı. Ölümünden sonra yerine Joseph Stalin geçti. Stalin ölünceye kadar Rus milletini ve Müslümanları işkence altında inletti. Lenin’i geride bırakarak elli milyondan fazla insanı öldürttü. Milleti kendine tapmaya zorladı. Bu iki idareci tarafından ülke; utanç duvarları ile çevrilmiş ve demir perdelerle kapatılmış bir esaret kampı haline getirildi.

1939 yılında Almanya ve Rusya aralarında bir saldırmazlık paktı imzalamalarına rağmen, 1941’de Naziler Rusya’ya saldırarak Leningrad’ı kuşattılar. Uzun süren kuşatma neticesinde, Alman askerleri soğuk kış şartlarına dayanamayarak mağlup oldular. Bundan sonraki iki yıl içinde Ruslar, Almanları Doğu Avrupa ve Balkanlar’dan çıkardılar, İkinci Cihan Harbinden Rusların galip çıkmasında İngiliz ve Amerikan yardımları büyük rol oynadı.

Stalin’in ölmesiyle yerine geçen Kuruşçev idaresindeki Moskova diktası, Polonyalıların ve Macarların üzerinde uyguladığı büyük baskı ile kontrolünü güçlendirdi. 1964 yılında Kuruşçev’in yerine Leonid Brejnev geçti. Bu sırada Çekoslovak hükümetinin liberalist faaliyetleri görüldüğü için, Macaristan’da yapıldığı gibi 1968 yılındaRus askerleri Çekoslovakya’yı işgal etti. Tank paletleri insan cesetleri üzerinde dönerek, milyonlarca insan öldürüldü.

Dünyayı hakimiyeti altına almak için silahlanan Rusya, dünyanın birçok ülkesinde komünist teşkilatlar kurarak, dünya barışını tehdit ederken, çeşitli ülkelerde de iç savaşların çıkmasına sebep oldu. Memleket içindeki iktidar değişikliği darbe ve karışıklıklardan istifade ederek 1980 yılında Afganistan’ı işgal etti. Afganlı mücahidlerin direnmesi karşısında, büyük silah gücüne sahip Rus ordusu, başarıya ulaşamamış ve ağır kayıplar vererek güç durumlara düşmüştür.

Gorbaçov, 1987 yılında glasnost (açıklık) ve perestroika (yeniden yapılanma) politikasını başlattı. Ülkeyi meydana getiren 15 cumhuriyetle ilk çok partili seçimler yapıldı. 17 Mart 1991 referandumunda % 77 seçmen Rusya Federasyonu için evet oyu kullandı.

Rusya Federasyonu başkanlığına Boris Yeltsin seçildi. 19 Ağustos 1991’de Gorbaçov’a karşı darbe düzenleyen başkan yardımcısı Gennadi Yanayev başkanlığındaki 8 üyeli Olağanüstü Hal Komitesi yönetime el koydu. Gorbaçov Kırım’daki yazlık evine hapsedildi. Rusya Federasyonu lideri Boris Yeltsin ve halk darbeye karşı koyunca Olağanüstü Hal Komitesi feshedildi ve darbeciler 21 Ağustos günü ülkeyi terk ettiler. Aynı gün Sovyet parlamentosu Gorbaçov’u resmen yeniden başkanlık görevine getirdi. Bunu takip eden günlerde Sovyetler Birliği’ni meydana getiren cumhuriyetler ardıardına bağımsızlıklarını ilan ettiler. 8 Aralıkta Rusya Federasyonu, Beyaz Rusya ve Ukrayna bir araya gelerek Bağımsız Devletler Topluluğunu meydana getirdiler. 17 Aralık 1991’de Mihail Gorbaçov ile Boris Yeltsin 31 Aralık 1991’de Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliğinin resmen dağıtılmasına karar verdiler. Mihail Gorbaçov emekliye ayrıldı ve yerine Yeltsin devlet başkanlığına getirildi. Baltık Cumhuriyetleri hariç bağımsızlıklarını ilan eden diğer cumhuriyetler Bağımsız Devletler Topluluğuna katıldı. Böylece Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği tarihe karışmış oldu.

1993 başlarında parlemento ile ters düşen Yeltsin, parlamentoyu feshederek erken seçim kararı aldı. Bunu tanımayan parlamenterlerin bazıları ve komünistler Beyaz Ev denen Rusya Parlamentosunu işgal etti. Askeri güçlerin baskısıyla işgalciler parlamentoyu boşalttılar ve Yeltsin’in isteklerini kabul ettiler. 12 Aralık 1993 günü erken genel seçim yapıldı. Hiçbir parti tekbaşına iktidara gelecek sandalye sayısı kazanamadı.

Fiziki Yapı

Rusya Federasyonu, toprak bakımından dünyanın en büyük ülkesidir. Yaklaşık 17.075.000 km2lik bir yüzölçümüne sahiptir. Bu kadar geniş olan ülke Asya kıtasının büyük bir bölümüyle, Doğu Avrupa topraklarının bir kısmını ihtiva etmektedir. Ülkenin 30° batı boylamı ve 170° doğu boylamları arasında 14 boylam dilimi ve 0° kuzey ve 45° kuzey enlemleri arasında 4 enlem dairesi üzerinden geçer. Avrupa topraklarında saat yirmi dörtken Bering Boğazında saat öğleden önce on birdir.

Rusya Federasyonunun tabii özelliği incelendiğinde üç önemli hakikat göze çarpar; birincisi, dünyanın en geniş ülkesi olmasına rağmen topraklarının % 70’i boştur. İkincisi topraklarıyla denizleri kuşatan en geniş bir “kıta ülkesi” olduğudur. Sonuncusu ise, diğer ülkelerdeki gibi dağlık ve tepelik olmaktan ziyade, daha çok ormanlık ve yeşil ovalık bir ükedir.

Doğu Sibirya’daki Lena Nehri ara hat kabul edilirse, bu hattın batı ve kuzey bölgelerinde kalan arazi etkili arazi olup, çoğu yeri 1000 m’nin aşağısındadır. Bu hattın doğu ve güneyine doğru ise, arazi engebeli arazi halini alır ve bazı bölgeleri 6000 m’ye kadar ulaşır.

Kafkas Dağları Gürcistan’la olan tabii sınırı meydana getirir. En yüksek yeri ise 5630 m yüksekliğindeki Elbrus (El-Iruz) Dağıdır.

Doğu Avrupa bölümü toprakları alçak bir yayla görünüşündedir. Bu yaylanın Ural Dağlarıyla birlikte güney kesimi yaklaşık 5000 km kadar devam eder ve bu alçak yaylanın bir devamı da Kafkaslara kadar uzanır. Baltık Denizi ile Pasifik Okyanusu arasında uzanan bu geniş toprakların, Asya bölümü de yine geniş bir yayla görünüşündedir. Asya topraklarının güney ve doğusu ise dağlıktır. Ülkenin Ural’dan başka iki önemli dağı, Kırım ve Kopet dağlarıdır. En kuzey alanlar tunduralarla kaplıdır. Bunun hemen aşağısında ormanlık bir şerit uzanır. Batı ve güneybatı bölgelerde ovalardan başka, ayrıca bataklıklar ve çöller de mevcuttur.

Nehirler-göller: Rusya Federasyonundaki nehirlerin kaynaklarının ve yayılma alanlarının ülke sınırları içerisinde olması oldukça önemli bir husustur. Avrupa topraklarında bulunan nehirler Volga, Don, Dinyeper, Kuzey Dvino’dur. Bu nehirler Moskova civarından doğar ve dört ayrı denize dökülürler. Bu denizler Baltık, Karadeniz, Beyaz Deniz ve Hazar Denizidir. Sibriya bölgesindeki nehirler Obi, Yenisey ve Lena’dır. Bu üç nehrin her biri yaklaşık olarak 3000 km uzunluğa sahiptir. Güneyde yeralan Volga, Hazar Denizine dökülür. Lena, Yenisey, Obi ve Volga nehirleri, ülkeyi kuzeyden güneye kesen, su kapasiteleri en fazla olan dört büyük nehirdir. Diğer nehirler şunlardır: Neman, Donets, Ninyester, Pechora, Ussuri, Amur ve Angara. Amur Nehri, Kabarovsk bölgesinde Ussuri ile birleşir. Angara ise, Yenisey Irmağını meydana getiren iki koldan biridir.

Denizler-adalar: Rusya Federasyonunun etrafını çeviren denizler: Kuzeyde Beyaz Burent, Kara, Laptav, Sibirya, Chukchi; doğuda Okhotsk ve Japon; güneyde ve güneybatıda Hazar, Azak ve Karadeniz; kuzeybatıda Baltık Denizidir. Bu denizlerin hepsi ülkeye fazla fayda getirmemektedir.

Devletin güneydoğu parçası ile kendisine ait Sakhalin Adası arasında Tatar Boğazı bulunur. Kuzeydoğuda ise Alaska ile Enurmino arasında, Bering Boğazı mevcuttur. Ülke kıyılarında irili ufaklı pekçok ada bulunmaktadır. Bunlardan başlıca büyük olanları; Novaya, Zemlya, Severnaya, Yeni Sibirya Adaları, Chukchi ve Sakhalin Adasıdır.

Kıyısının bir bölümü Rusya Federasyonu sınırları içinde kalan ve büyük bir göl olan Hazar Denizi, deniz seviyesinden yaklaşık 132 m kadar aşağıdadır. Ülkenin en büyük gölü Aral’dır. Bundan başka diğer önemli göl Baykal Gölüdür.

İklimi

Rusya Federasyonunun umumi olarak iklimi kışları aşırı soğuk ve yazları sıcak ve kurak geçen kara iklimidir. Fakat geniş toprakların hepsinde aynı iklim görülmez. Bu bakımdan Rusya dört iklim bölgesine ayrılabilir: Kuzeyden güneye olmak üzere Soğuk-Tundra, Nemli Ormanlık (Tayga), Sıcak ve Çöl ile Astropikal İklim kuşaklarıdır.

Kutup bölgesine yakın yerlerdeki Soğuk-Tundra iklimi; uzun, kuru ve şiddetli bir kışa sahiptir. Yazları sıcak ve oldukça kısadır. Tayga bölgesi yağışlı bir bölgedir. Dünyadaki ormanlık arazinin üçte biri buradadır. Bu ormanlar ülke yüzölçümünün yaklaşık yarısını meydana getirir. Güneye doğru gidilince sıcak kuşağa gelinir. Burada hava sıcaklığı oldukça yumuşaktır. Kırım’da ise astropikal iklim mevcuttur. Ülke yüzölçümünün % 18’ini teşkil eden çöllerde de çöl iklimi hüküm sürer.

Batıdan doğuya doğru olan büyük hava akıntısı sebebiyle, Atlantik Okyanusu yakınlarındaki bölgeler mutedil okyanus iklimi tesiri altındadırlar. Buna mukabil, ülkenin Pasifik Okyanusu tarafı yılın altı ayı boyunca süren dondurucu ve karlı kara iklimine tabidir. Mesela Pasifikten birkaç km uzaktaki Sibirya bölgesinde Ocak ayı ortalaması aşağı yukarı -50°C civarında seyreder. Bütün ülkede, yaz ayları ise umumiyetle serin geçer.

Rusya Federasyonu, dünyanın en kurak ülkelerinden biridir. Bütün topraklarının sadece dörtte birine yakın bir bölümü ortalama 500 mm kadar yağış alır. Bundan başka çoğu nemli bölgeler tarım için müsait sıcaklığa sahip değildir. Yağış miktarları ise yıldan yıla çeşitli farklılıklar gösterir.

Tabii Kaynakları

Bitki örtüsü ve hayvanlar: Dünyanın en geniş topraklarına sahip olan ülkede bitki örtüsünün kuzeyden güneye gidildikçe sınırları kesin çizgilerle belirlenecek şekilde değiştiği görülür. Kuzey kıyılarındaki 164.400 km genişlikte tundralar bir kuşak meydana getirir. Bunun alt kesiminde, Baltık Denizinden Büyük Okyanusa kadar 960-1120 km genişlikte uzanan kozalaklı ağaçlardan meydana gelmiş ormanlar yer alır. Bu ormanlara tayga denir ve çam, köknar, ladin ve huş ağaçlarından meydana gelmiştir. Bunu takip eden diğer bir kuşak ise steplerdir. Bundan sonra karmaorman kuşağı gelir. Güneye inildikçe iklim şartlarının etkisiyle bitki örtüsü oldukça fakirleşmeye ve yarı çöl halini almaya başlar.

Dağlık bölgelerde çok çeşitli bitki örtüleri görülür. Gürcistan sınırını belirleyen Kafkas dağlarında 2100 metreye kadar olan bölgeler kışın yaprağını döken ormanlarla kaplıdır. Bu yükseklikten itibaren geniş dağ otlakları yer alır.

En yaygın yabani hayvanlar, tundralarda lewingler, kutup tilkileri ve ren geyiği, Taygalarda porsuk, kırmızı sırtlan, samur, boz ayı ve tilki, koruma orman bölgelerinde, yaban kedisi, kokarca; Uzakdoğuda, leopar, kaplan ve ayı bulunur. Çöl bölgelerinde yakau eşeği, vaşak, çakal, ceylan ve çeşitli kuşlar, sürüngenler; steplerde ise çeşitli sürüngenler ve ceylan yaşar.

Madenler: Rusya Federasyonu, madenler bakımından çok zengin bir ülkedir. Dünyanın ikinci büyük kömür üreticisi olan ülkede Kuzbass, Karaganda, Donbass ve Perçora büyük kömür yatakları vardır. Doğu Sibirya’da demir, altın, mika, kurşun, çinko, bakır, grafit, alüminyum ve elmas önemli madenlerdir. Volga-Ural bölgesinde ve Sibirya Ovasındaki Tyumen alanında petrol çıkarılmaktadır. Ayrıca ülkenin birçok bölgesinde tabii gaz yatakları bulunmaktadır. Bütün madenleri ülke için yeterli miktarda çıkarılırken, sadece kalay üretimi yetmemektedir.

Nüfus ve Sosyal Hayat

Milletler: Rusya Federasyonunun nüfusu yaklaşık olarak 145.300.000’dir. Yüzölçümüne göre nüfusu azdır. Nüfus yoğunluğu 9 kişi civarında olup, nüfus artışı % 1’dir. Nüfusun % 65’i şehirlerde yaşar.

Rusya Federasyonu nüfusunun büyük çoğunluğunu Slavlar meydana getirir. Slav grubunun en kalabalık bölümünü Ruslar teşkil etmektedir. Ruslar, toplam ülke nüfusunun % 80’ine yakın bir kısmını meydana getirirler. Ülkenin hemen her tarafında yaşarlar. Ukraynalılar, Beyaz Ruslar ve Polonyalılar mevcut diğer Slav gruplarıdır.

Slav olmayan grubun başında Türkler gelmektedir. Türkler de kendi aralarında çeşitli boylara ayrılır. Başkırtlar, Çuvaşlar, Çeçenler, Tatarlar, Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra Rusya sınırları içinde kalan Türk boylarıdır. Tatarlar aslen Türk olup sonraları Ruslar ve Ukraynalılar arasına karışmıştır. Umumiyetle Volga bölgesi, Urallar ve güneybatı Sibirya’da yaşamaktadırlar.

Diller: Ülkede konuşulan diller kök olarak beş kaynaktan gelmektedir. Bunlar Slav, Altay, Hint-Avrupa, Ural ve Kafkas grubu dilleridir. Beyaz Ruslar, Ruslar, Ukraynalılar ve Polonyalılar slav grubu dilleri konuşur. Altay grubunun ise en önemlisi Türkçedir. Türkçe, mevcut boylar arasında bazı lehçe farklılıkları ile konuşulmaktadır.

Dinler: Rusya Federasyonunda halk genelde Hıristiyanlığın Ortodoks mezhebindendir. Komünist rejim zamanında din düşmanlığı yaygınken 1989’dan itibaren yapılan yenilikler sonunda halk dine yönelmiştir. Dini ayinler serbestçe yapılmaya başlanmıştır. Türklerin büyük kısmı Müslümandır.

Kültür: Sovyetlerin kültür hayatı, 1917 İhtilalinden sonra, değişikliğe uğramıştır. Çarlık döneminin yerini komünistlik almıştır. Komünist hedef için “her yol meşrudur” prensibi medeniyeti, ahlak ve maneviyatı, insanlığı, refah ve mutluluğu unutturmuş, insanı hayvanlaştıran bir robot ve bir makina haline getirmiştir. Mülkiyet hakkının kalmaması, yaradılıştan buna temayüllü olan insanı isteksizliğe ve tembelliğe sürüklemiştir. Sanat ve edebiyat ise çok cılız kalmış, temayüz eden bazı şahsiyetler ve ilim adamları ülkeden kaçıp kurtulma çabaları içine girmiştir. İlmin ve maneviyatın esasından mahrum Rus milletleri hem maddeten hem de manen insanlıktan uzak kalıp, kültür ve refah seviyeleri düşük kalmıştır.

Komünist ihtilalden sonra başlatılan komünizm eğitim ve öğretimi, okullarda mecburi hale sokulmuştur. Bugün okuma-yazma oranı % 98’dir. Yüksek tahsil imkanları 1970’ten sonra gelişmiştir. Teorik fen ilimleri bakımdan güçlü kadrolar, politik baskıların tesirinden, günümüzde kurtulmuştur.

Teknik çalışmalar: Rusya Federasyonu, uzay çalışmalarında ABD ile yarış halindedir. Feza çalışmalarında ve ay seyahatlerinde, Amerikalılar, Ruslardan çok ileridedir.

Rusya Federasyonunda atom konusu üzerinde çok fazla çalışma yapılmaktadır. İlk reaktör 1954’te çalıştırılmıştı ve 5000 kw gücündeydi. Son 10 yılda ülke teknik yönden çok geri kalmış olup, bunun neticesinde, yenileşme hareketleri başlatılmıştır.

Spor: Rusya Federasyonu spor alanında dünyada söz sahibi bir ülkedir. Spora her yıl büyük harcamalar yapılmaktadır. Umumiyetle futbol, voleybol, güreş ve basketbol yaygındır. Ülkenin sembolü ayıdır.

Şehirler: Başlıca büyük şehirleri Moskova, Leningrad, Gorki, Sverdlovsk, Novosibirsk, Kuybişey ve Sverdlovsk’tur. Bu şehirlerin nüfusu yaklaşık 1,5 milyonun üzerindedir. Başşehri Moskova’dır. Moskova’nın kalbi ise Kremlin (tahkim edilmiş yer manasına gelir) olup, 15. yüzyılda yapılmıştır. Leningrad ülkenin endüstri merkezidir. Nüfusu bir milyon civarında olan diğer şehirleri ise şunlardır: Çelyabinsk, Ersvon, Omsk, Perm, Ufa, Rostov, Volgograd.

Siyasi Hayat

Rusya Federasyonunun siyasi rejimi, Sovyetler Birliği dağılmadan önce komünist diktasıydı. Sovyetler Birliği resmen dağıldıktan sonra çok partili ve başkanlık sistemine dayalı parlamenter rejime geçildi. Devlet başkanı halk tarafından beş senelik bir süre için seçilir. Devlet başkanı aynı zamanda silahlı kuvvetlerin başkomutanı ve Güvenlik Konseyinin başkanıdır. Devlet başkanı meclisi feshetme yetkisine sahiptir.

Parlamento 450 milletvekilinden meydana gelir. Milletvekillerinin yarı dar bölge seçim sistemiyle, diğer yarısı parti listelerinden nispi seçim sistemiyle seçilir.

Ayrıca Rusya Federasyonunu meydana getiren 89 üye bölgenin ikişer temsilcisinden meydana gelen 178 üyeli Federasyon Konseyi vardır. Federasyon Konseyi, devlet başkanı tarafından feshedilemez. Konsey, meclisten geçen yasaları ve devlet başkanının sıkıyönetim yasasına ilişkin kararlarını onaylar.

Ekonomi

Rusya Federasyonu’nun ekonomisi tarım, sanayi, ormancılık ve hayvancılığa dayalıdır. Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla kurulan Rusya ve diğer cumhuriyetlerde büyük bir ekonomik kriz yaşanmaktadır (1994).

Tarım: Geniş Sovyet toprakları ilk bakışta ülke için avantajlı bir durum gibi gözükür. Fakat tam aksine bu durum ve buna ilave olarak, aşırı iklim şartları ve verimli sahaların azlığı ülkenin ciddi bir problemidir. Rusya’da verimli topraklar pek azdır. Kuzey bölgelerdeki verimli alanlar ise, yağış alıyorlarsa da yağış mevsimi çok kısa sürer. Ekonomi bu yüzden ABD ekonomisinden daha güçsüzdür ve bazı alanlarda ABD’ye bağlıdır.

Sovyet topraklarının sadece % 10’una yakın bir bölümü tarıma müsait durumdadır. Mevcut ekili alanlar, çayırlıklar, otlaklar ve meyve-sebze bahçeleri ülkenin ancak % 27’sini örtebilmektedir. Ülkenin esas verimli bölgesi ortada olup, “Verimli Üçgen” şeklinde nitelenebilecek bir sahadır. Üçgenin tabanı Leningrad-Odesa hattı ve tepe noktası Altay Dağlarıdır. Sibirya’da da küçük alanlar vardır. Başlıca tarım ürünleri arpa, çavdar, buğday, şekerpancarı, patates ve ayçiçeğidir.

Endüstri: Rusya Federasyonu, sanayisi gelişmiş ülkeler arasında yer alır. Başlıca endüstri alanları çelik, makina, makina aletleri, çimento, kağıt, kimyevi maddeler ve otomobildir. Ülkede sanayinin gelişmesini büyük ölçüde maden kaynakları sağlamıştır. Dünya demir rezervinin yaklaşık % 40’ı buradadır. Ayrıca zengin kömür ve potasyumlu tuz yatakları mevcuttur. Ağır sanayi endüstri merkezlerinden ziyade demir ve kömür rezervlerinin bulunduğu bölgelerde gelişmiştir. Sovyetler Birliği’nin yıkılmasından sonra Rusya Federasyonu, ayrılan diğer cumhuriyetler ve bütün dünya devletleriyle ticaret yapmaktadır. Kürk endüstrisi ülkede bir hayli gelişmiştir. Astragan (Karakul boyunu derisi) dahil kürk ihracatı çok önemlidir. Özellikle samur ve vizon kürkleri çok tutulur.

Ormancılık: Ülkenin Avrupa bölümünde çam, köknar ve meşe, Sibirya tarafında sedir, karaçam ve köknar ormanları yer alır. Ormancılık ekonomide önemli yer tutar. Dünya kereste üretiminin, takriben % 20’sine yakın bir bölümü Rusya Federasyonuna aittir. Kereste rezervlerinin % 80’ninden fazlası Sibirya bölgesinden elde edilir.

Hayvancılık: Rusya’da hayvancılık önemli bir geçim kaynağıdır. Tabii otlaklarda, sığır yetiştiriciliği yaygın olarak yapılır. Ülkenin Avrupa topraklarında ve batı Sibirya’nın bir bölümünde özellikle sütcülük gelişmiştir. Küçükbaş hayvan besiciliği ve tavukçuluk yaygın olarak yapılır.

Balıkçılık: Rusya Federasyonu, Atlas ve Büyük Okyanusa kıyıları olması sebebiyle büyük balıkçılık filolarına sahiptir. Karadeniz’le Aral ve Hazar Denizi gibi göllerde yapılan balıkçılık önemli olmamakla beraber, en iyi havyar Hazar Denizinden yakalanan Mersinbalığından elde edilir. Senelik yakalanan balığın büyük kısmı Kuzey ve Uzakdoğu denizlerinden gelir. Rusya balina avcılığında dünyada Japonya’dan sonra ikinci sırayı almaktadır.

Ulaşım: Ulaşım şebekesi çok gelişmiştir. Demiryolu ulaşımı, karayoluna nazaran daha yaygındır. Demiryollarında hat aralıkları dünya standartlarından daha geniştir. Rus Hava Yolları (Aeroflot) dünyanın en büyük ulaştırma şebekesine sahiptir. Buna rağmen iç seferleri çok düşük olup, ağırlık dış seferlere verilmiştir. Deniz yolu ulaşımı ise oldukça iyidir.

Tagged :

Ruanda (Rwanda)

DEVLETİN ADI: Ruanda Cumhuriyeti
BAŞŞEHRİ: Kigali
NÜFUSU: 7.347.000
YÜZÖLÇÜMÜ: 26.338 km2
RESMİ DİLİ: Kinyarwarda ve Fransızca
DİNİ: Müslüman, Katolik, Protestan,yerli dinler
PARA BİRİMİ: Ruanda Frankı

Doğu Orta Afrika’da, 1° 03’-2° 49’ güney enlemleri ve 28° 51’-30° 54’ doğu boylamları arasında yeralan, kuzeyinde Uganda, doğusunda Tanzanya, güneyinde Burindi ve batısında Zaire (Kongo) ve Kivu Gölü ile çevrili bir cumhuriyet.

Tarihi

Ülkenin bilinen ilk yerlileri Two kabileleridir. Daha sonra Ruanda topraklarına Hutu yerlileri hakim oldu. Bundan sonra bölgeyi Hutuları mağlup eden Tutsiler ele geçirdi. Bu kabile, Ruanda Krallığını kurarak topraklarını önce Kral Ruganzu Bwimba zamanında, 15. yüzyılda, genişletti. Kral Mwami Kigeri Rwabugiri döneminde, 19. yüzyılın sonlarında ise Alman Doğu Afrikası’nın bir parçası haline getirildi. Böylece batı sömürgeciliği ülkeyi ezmeye başladı. Bunun üzerine 1956 yılında Hutulu Bahutu Manifesto ilk olarak haklarını talep eden grup olarak ortaya çıktı. 1959’da iç harp patlak verdi ve Tutsi idaresi son buldu.

Ruanda sonraları, Belçika tarafından korunmaya alınmış, bir BirleşmişMilletler manda ülkesi oldu. 1962 yılında bağımsızlığını kazandı. 1973 yılında ülkede askeri bir darbe, 1976 yılında yeniden bir Milli Kongre seçimle işbaşına geldi. 1978 yılında hazırlanan yeni anayasa referandumdan geçti ve General Juvènal Habyarimana başkan seçildi. General Juvènal, hala başkanlığa devam etmektedir (1993).

Fiziki Yapı

Ruanda’nın yüzölçümü yaklaşık 26.338 km2dir. Ülke genel olarak derin vadilerle yer yer kesilmiş dağlık ve yaylalık bir ülkedir. Kivu Gölü kıyılarındaki yükseklikler 1500 m dolayındayken, bu rakam batıya yaklaşıldıkça Virunga Dağlarında hemen hemen 4500 m’ye kadar çıkar. Bu dağlar, Nil havzası ile Kongo havzasını birbirinden ayırır. Ülkenin en yüksek noktası yaklaşık 4505 m yükseklikteki Karisimbi Dağıdır. Ruanda’nın batısını örten ve ülkenin en büyük gölü olan Kivu Gölü, Zaire ile olan sınırının bir parçasını da teşkil eder.

Nehirlerin çoğu ülkeyi baştan başa kateder. Bunların önemlileri; Kagera, Akanyaru, Ruzizi ve Nyewarongo nehirleridir.

İklim

Ruanda ekvatora çok yakın olmasına rağmen, arazisinin yüksekliği sebebiyle ılıman bir iklime sahiptir. İklimi oldukça yumuşaktır. Bazı mevsimlik değişikliklerin haricinde yıllık ortalama sıcaklık genel olarak 18°C civarında olur. Ülkenin en sıcak ve nemli bölgesi Kivu Gölü ve civarıdır. Ülkenin yıllık yağış ortalaması yaklaşık 1000 ila 1300 mm arasında değişir. Şubat ve mayıs ayları arasında şiddetli yağışlar görülür.

Tabii Kaynakları

Ruanda’nın batı bölgesinin hemen hemen tamamına yakın bir bölümü yeşil bitki örtüsüyle doludur. Aynı zamanda bu bölge hem tarım ve hem de hayvancılık için müsait topraklara sahiptir. Doğu bölgesi ise umumiyetle savanalarla doludur. Bazı bölgeleri ağaçsız çimenlik, bazı bölgeleriyse akasya ağaçları, maki ve bambu ormanları ile örtülüdür. Yüksek dağlık bölgelerde ise daha çok muz ağaçları ve sıtma ağaçları mevcuttur.

Kagera Milli Parkı yemyeşil bir bitki örtüsüne sahiptir. Bu parkta ülkede yetişen; zebra, antilop, çeşitli ceylan türleri, Afrika ceylanı(impela), gazal, yaban sığırı, aslan, leopar, su aygırı, timsah ve yüzlerce çeşit kuş gibi hayvanlar bulunur.

Nüfus ve Sosyal Hayat

Ruanda’nın Nüfusu yaklaşık 7.347.000’dir. Kilometrekareye 265 kişi olmak üzere nüfus yoğunluğu bakımından Afrika’nın en kalabalık ülkelerinden biridir. Yıllık nüfus artış oranı ise % 3 dolaylarındadır. Nüfusun sadece % 5’ine yakın bir bölümü şehirlerde yaşamaktadır.

Ruanda’nın etnik yapısının % 89 gibi büyük bir bölümünü Hutular meydana getirir. Geri kalan % 9’unu Tutsiler, % 1’ini Twalar tamamlar. Tutsiler oldukça uzun boyluyken, Twalar pigme türü olup, oldukça kısa boyludurlar. Tutsilere aynı zamanda Batutsi veya Watutsi de denir. Hutuların diğer adı Bahutu ve Twaların ise Batwa’dır. Halkın çoğu tarım ve sığır yetiştiriciliğiyle uğraşır. Nüfusun % 10’unu aşan bir kısmı Müslümandır. Nüfusun çoğunluğu ise Katolik ve Protestandır. Ayrıca çeşitli yerli inanışlar da mevcuttur.

Ülkenin resmi dili Bantu dilinden gelen Kinyarwanda yerli dilidir. Hem Hutu ve hem de Tutsi kabileleri bu dili konuşurlar. Bundan başka ayrıca Fransızca da resmi dildir. Diğer dillerden Svahilice oldukça yaygındır. Beynelmilel bir dil olan Svahili, Afrika’nın doğusunda konuşulur.

Halkın yalnızca % 25’ine yakın bir bölümü okuma-yazma bilmektedir. Genç nüfusun % 30’una yaklaşan bir kısmı okul hayatındadır. Sağlık ve sosyal şartlar oldukça düşük durumdadır.

Ülkenin en gelişmiş şehri başşehir Kigali’dir. Diğer önemli şehirleri şunlardır: İlim ve kültür merkezi olan Butare, Kivu Gölü civarındaki sayfiye şehirleri olan Giseyni, Kibuye ve Cyangugu’dur.

Siyasi Hayat

Ruanda 1962 yılında demokratik, sosyal ve bağımsız bir cumhuriyet haline geldi. 1978 yılında yapılan yeni anayasa referandumu ile General Habyarimana başkan seçildi.

Ruanda idari olarak 10 vilayet bölgesine, ayrıca bunlar da toplam 141 mahalli idare bölgesine ayrılmıştır. Başkan ve meclis dört yılda bir seçilir. Millet Meclisi 47 üyeli tek meclisli bir organdır. Devlet başkanına 14 bakanlar konseyi üyesi, iki devlet sekreteri yardım eder. Daha çok Belçika veFransa ile yakın diplomatik münasebetleri mevcuttur. Ruanda, BM ve kısa adı OCAM olan Afrika Cemiyeti Teşkilatı, Malgache et Mauricienne ve Afrika Birliği teşkilatı (OUAU)na üyedir.

Ekonomi

Ruanda nüfusunun % 95’i tarımla uğraşır. Dolayısiyle ülke ekonomisi tarıma ve hayvancılığa dayanır. Ruanda, Afrika’nın en fakir ülkelerinden biridir. Bu duruma, mineral kaynaklarının noksanlığı da önemli ölçüde tesir etmektedir. Ülke topraklarının % 40’ına yakın bir bölümü ekime müsaittir.

Ülkenin yetiştirdiği temel tarım maddeleri; mısır, süpürgedarısı, manyok, muz, fasulye, kahve, çay, pirekapan, darı ve bezelyedir. Sığır çobanlığı Ruanda’da çok önemli bir gelir kaynağıdır. Üç milyonun üzerinde büyükbaş hayvan mevcuttur.

Ülkenin başlıca yeraltı zenginlikleri şunlardır: Kalay, altın, volframit ve kolonbatantalit madenleri. Ülke sanayii mahalli ihtiyaçlara ancak cevap verebilmektedir. Bunlardan gıda sanayii, tekstil sanayii ve kimya sanayii nispeten gelişmiş sayılır.

Ruanda’nın para birimifranktır. Her çeşit malzeme, alet, araç ve makina ve diğer eşyalarını daha çok Belçika, Japonya ve Almanya’dan alır. Kahve ve çay en önemli ihraç ürünleri olup, çoğunlukla Tanzanya ve Kenya’ya yapılır.

Turizm önemli bir gelir kaynağıdır. Kivu Gölü güzellikleri ve Kagera Milli Parkı ve vahşi hayatı her sene büyük miktarda turisti. Ruanda’ya çeker.

Ülkenin kara yolu ulaşım sistemi yetersizdir. 13.173 km karayolunun ancak 1180 km’si asfalttır. Ülkede demiryolu yoktur. Başşehir Kigali’de bir milletlerarası havaalanı vardır.

Tagged :

Romanya

DEVLETİN ADI: Romanya
BAŞŞEHRİ: Bükreş
NÜFUSU: 23.332.000
YÜZÖLÇÜMÜ: 237.500 km2
RESMİ DİLİ: (Rumence) Macarca, Almanca
DİNİ: Ortodoks, Katolik, Kalvenist, Lüther, Yahudi
PARA BİRİMİ: Leu (= 100 Bani)

Türkiye’nin kuzeybatısında ve Balkan Yarımadasının kuzeydoğusunda 20°15’ – 29°42’ doğu boylamları ile 43° 37’ 48°16’ kuzey enlemleri arasında bir Doğu Avrupa ülkesi. Doğuda Karadeniz, Ukrayna ve Moldovya, kuzeyde Ukrayna, batısında Macaristan ve Yugoslavya, güneyinde Bulgaristan ile çevrilidir.

Tarihi

Bir Hind-Avrupa grubu olan Trakyalılar, Romanya toprakları üzerinde yaşamış ilk insanlar olarak bilinir. Bunların bir kolu olan Dokyalılar M.Ö. 800-300 yılları arasında Burebista liderliğinde Transilvanya merkez olmak üzere, Dakya Devletini kurdular. M.S. 106-271 yılları arasında Romalılar toprakları istila ederek insanları Romalılaştırdılar.

Osmanlı İmparatorluğu 1299 yılında kurulduktan sonra kısa zamanda cihan devleti olmuştu. Osmanlılar Avrupa içlerine İslamiyeti yayabilmek için önceleri Balkanlara olmak üzere, Avrupa seferleri düzenlemekteydiler. 1394’te Dovin, 1456’da Belgrad, 1475’te Vaslui, 1476’da Schera seferleri, Osmanlıların Avrupa’ya ilk adım atma dönemi savaşlarıdır. 16. yüzyıl başlarındaki iki Romanya toprağı olan Eflak ve Boğdan, Türk hakimiyeti altında birer derebeylik oldular. Askeri ve diplomatik açıdan Osmanlı Sultanının emrine göre hareket eder ve yıllık vergi verirlerdi. İdarecileri, Osmanlı Padişahları tarafından tayin edilirdi. Zaten bunların derebeyleri kendi tebealarını Avrupalıların saldırılarından korumak için Osmanlı idaresinde kalmayı arzu ediyorlardı. Eflak ve Boğdan halkı, Avusturyalılar, Ruslar, Tatarlar, Kazaklar ve Lehlerden ibaret bölgedeki diğer ordulara karşı Osmanlı ordusunun yanında yer aldılar.

1679’da Eflak Derebeyi olan Şerban’ın yerine 1688’de yeğeni Kostantin Brincoveanu geçti. Bu sırada Boğdan Derebeyi Dimitri idi. Bu iki derebeyi 1711 yılında Osmanlı-Rus Harbi esnasında isyan ederek, Deli Petro’ya yardım ettiler. Bunda, İstanbul’dan Balkanlara göç eden Yunan asıllı grupların tesiri büyüktü. Bunlar Eflak ve Boğdan’ın idari hayatına nüfuz etmişlerdi. Yaklaşık bir asır Türk idaresindeki derebeyliklerin bu isyanları ve huzursuzluk çıkarmaları üzerine Eflak ve Boğdan tahtları “voyvodalık” adı altında yeni bir sisteme konuldu. Bu sıralarda Osmanlı Devletinde duraklama devri başlamıştı. 18. yüzyıl sonlarına doğru Rusya, Osmanlı Devletine olan düşmanlığını arttırdı. 1774 Küçük Kaynarca Antlaşmasıyla Rusya, Osmanlılardan bazı haklar elde ederken bu arada bu iki derebeyliğin iç işlerine müdahale etme yetkisini de kazandı. Her ne kadar kontrol Osmanlılarda kaldıysa da, birçok ticari imkanlar kaybedildi. Bir yıl sonra Bukovina, Avusturya’ya bırakıldı. 1812 yılında Besarabya da elden çıktı. 1828-1829 Osmanlı-Rus Harbinden sonra 1834 yılına kadar Eflak ve Boğdan, Rusya hegemonyası altına tamamen girdi. Kont Pavel Kiselev, Rusya’dan destek görerek, Osmanlı medeniyetini ortadan kaldırmaya çalıştı.

1859 yılında iki eyalet birleşti ve 1861 yılında Romanya olarak anıldı. 1877 yılında Romanya, Berlin Antlaşmasıyle Türk hakimiyetinden uzaklaştı. Bağımsızlıktan sonra, 1878’de krallık oldu. 1881’de I. Carol Romanya’nın ilk kralı oldu. 1886 yılında Romanya, tek meclisli anayasal monarşik idari sistemine döndü.

Birinci Dünya Harbinden sonra Romanya’nın sınırları genişledi. Basarabya ve Bukovina’dan sonra Banat ve Transilvanya da ele geçirildi. Fakat çok geçmeden Basarabya ve kuzey Bukovina’yı, her zaman olduğu gibi 1877-78 Osmanlı-Rus Harbi esnasında da yıllarca adaleti altında refah içinde yaşadıkları Osmanlılar aleyhine olarak, yardım ettikleri Rusya’ya bırakmak mecburiyetinde kaldı. Hatta yoğun tehditler neticesinde Güney Dobruca da Bulgaristan’a terk edildi.

İkinci Dünya Harbi esnasında Marshla lon Antonescu, Rusya’ya karşı Almanya ile birleşme teşebbüsüne geçti. Askeri bir hareketin lideri olan Antonescu 1944 yılında Sovyet entrikası ile Kral Michael tarafından bertaraf edildi ve Romanya, rusya’nın yanında yer aldı. Çok geçmeden Romanya komünizmin kucağına düştü. 1947 yılında bir Halk Cumhuriyeti halini aldıysa da bütün alanlardaki devletleştirilme bunu sadece lafta bıraktı.

1965 yılındaki yeni Anayasaya göre, Romanya artık Halk Cumhuriyeti olmaktan çıkmış ve bir sosyalist ülke durumuna düşmüştü. Tehlikeyi sezenler 1966’da Rusya’ya karşı bir bağımsızlık hareketi geliştirmeye çalıştılar. 1970 ve 1973’te Romanya Devlet Başkanı Nicolai Çavuşesku (Ceausescu) ABD’yi ziyaret etti. ABD ile 1976 yılında 10 yıllık bir ticari anlaşma imzalanarak, nisbeten Rusya’dan uzak durulmaya çalışıldı.

1982 yılında Romanya bir miktar daha batıya yaklaştı, üç milyar dolar dolayındaki borçlarının ödenme süresinin uzatılmasını batılı ülkelerden talep etti.

Doğu Blok Devletlerinde komünist rejimin hızla sarsıldığı 1989 sonlarında Romanya’da ilk gösteriler başladı. Gösterilerin kanlı biçimde bastırılması, ülke çapında gerginliğin artmasına sebep oldu. Ordunun, ayaklanan halkın yanında yer alması üzerine, ülkeden kaçmak isteyen Çavuşesku, yakalanarak hanımı ile birlikte yargılandıktan sonra kurşuna dizildi. Yönetimi üstlenen Ulusal Kurtuluş Cephesi, sosyalist rejime son vererek, çok partili sisteme geçiş yolunu açtı. Nisan 1990’da ilk serbest seçimler yapıldı.

Fiziki Yapı

Romanya’nın yüzölçümü yaklaşık 237.500 km2dir. Güneydoğu Avrupa’da Karadeniz kıyısında yer alır. Doğu bölgesi olan Dobruca, Karadeniz kıyısında bulunur.

Romanya’nın yaklaşık olarak üçte ikisi dağlık ve tepelik, geri kalan üçte biriyse yaylalık ve düz arazidir. Doğu Karpat Dağları ülkenin omurgasını teşkil eder. Güneydoğuya doğru geniş bir kavis çizerek yaklaşık 97 km’lik bir mesafe kat eder ve sonra ülkenin batısına döner ve burada Transilvanya Alpleri adını alır. Böylece ülkenin kuzey ortasındaki Tansilvanya Yaylası sanki duvarla çevrilmiş gibidir. Bu dağlar genel olarak aşınmış ve alçaktır. Yükseklikleri 900 m ila 1800 m civarındadır. Ülkenin en yüksek yeri Tansilvanya Alplerinde yer alan, yaklaşık 2548 m yüksekliğindeki Negoi Tepesidir. Transilvanya Alpleri, Karpatlara nazaran daha yüksek olup, ekseri tepeleri 2500 m civarında yüksekliğe sahiptir. Romanya dağları ormanlarla kaplıdır. Bazı dağların yüksek bölgeleri çayırlık ve buzul gölleriyle doludur.

Karpatların doğu ve güney etekleri Boğdan ve Eflak yaylaları olup, doğuda Prut Nehri ve güneyde Tuna Nehri arasında boylu boyunca uzanır. Ortada dağ kavisinin iç kısmında yer alan Transilvanya Havzası, yaklaşık 450 m ortalama yüksekliğe sahip tepelerle dolu yüksek bir yayladır. Bu bölge Mureş ve Someş nehirlerinin geniş ve derin vadileriyle yer yer yarılmıştır.

Ülkenin denize açılan doğu yönünde yer alan Dobruca, Romanya’nın tek sahil şeridine sahip bölgesidir. Dobruca, Tuna ile Karadeniz bölgesinde yer alıp, yaklaşık 290 km’lik kıyıya sahip bir bölgedir. Bölgenin kuzeyi alçak ve bataklık, güneyi ise, kumlu plaj arazi ve sarp kayalıktır. Dobruca’dan başka ülke Eflak, Boğdan, Banat ve Transilvanya olmak üzere dört bölgeye daha ayrılabilir.

Ülkenin üçte birini kaplayan Boğdan, Doğu Karpatlar ile Moldovya sınırını çizen Prut Nehrinin arasında yer alır. Bölgenin önemli şehri Iaşi’dir. Ülkenin başşehrinin yeraldığı Eflak ise, Transilvanya Alpleriyle Bulgaristan sınırı arasındadır. Ülkenin tam orta bölgesinde yer alan Transilvanya’nın başşehriyse Cluj-Napoca’dir. Macaristan ve Yugoslavya sınırına dayanan kısım ise merkezi Timişoara olan ve düz, bataklık ve verimli bir yayla görünümündeki Banat bölgesidir. Ülkenin en doğusunda yer alan Dobruca’nın merkeziyse Canstanta (Konstanta) dır. Kuzey Tuna deltasından başlayan bölgenin ortası göllerle doludur. Güney bölgesiyse “Romanya Riviera”sı olarak bilinir ve burada pekçok plaj vardır.

İklim

Romanya’nın iklimi orta nemlilikte olan tipik bir kara iklimidir. İklim, geniş ölçüde, mevsimlere ve bölgelere göre farklılıklar gösterir. Yaz ayları kurak ve sıcak, kış ayları ise sert ve karlı geçer. Sonbahar mevsimi uzun sürerken, İlkbahar çok kısa müddetle kendini gösterir. Ocak ayı sıcaklık ortalaması yaklaşık -3°C ve haziran ayı sıcaklık ortalaması ise 23°C’ye yükselir. Ülkenin yağışı her yerde hemen hemen aynı olmakla beraber, doğu bölgeleri ve dağlık alanları diğerlerine göre biraz daha fazla yağış alırlar. Dağlık alanlarda yıllık yağış ortalaması yaklaşık 1270 mm ve Delta bölgesinde ise 380 mm civarındadır. Ülkenin genelinde ise yıllık yağış oranı 715 mm dolayındadır. Bahar aylarında sellere ve yaz aylarında kuraklıklara rastlamak mümkündür.

Tabii Kaynakları

Ülkenin dörtte biri ormanlıktır. Ülke yüzölçümünün sadece onda birlik bir bölümü çıplak dağlardan ve sulardan teşekkül etmiştir. Toprakların yaklaşık üçte birine yakın bir bölümü ekim için oldukça müsaittir.

Romanya’nın topoğrafik çeşitliliği, başkalığı oldukça dengeli olup, geniş ovalar, çok sayıdaki ırmak ve su yolları, verimli toprakları ve uygun iklimiyle dikkat çeker. Yoğun ormanlık olan dağlarda geniş ölçüde çayır alanları da vardır. Bu durum başta koyun olmak üzere hayvancılık için geniş imkanlar kazandırır. Sık ormanlar kereste kaynağı durumunda ve tepe etekleriyse bağ ve meyve bahçeleriyle dolu bölge halindedir.

Dağlar ve etekleri aynı zamanda demir ve tuz yatakları bakımından zengindir. Bundan başka, buralar, aşağı yukarı iki bin çeşit mineral kaynağına sahiptir. Romanya, Rusya’dan sonra Avrupa’nın en çok petrol üreten ülkesidir. Ayrıca dünyada nadir olarak çıkarılan metan gazı(ural gazı) bakımından da oldukça zengindir.Ülkede çıkarılan diğer yeraltı zenginlikleriyse şunlardır: Kömür, linyit, demir filizi, manganez, krom, molibtenyum, bakır, kurşun, çinko, gümüş, altın, antimon, boksit, cıva ve uranyum.

Ülkede yetişen başlıca hayvanlar genel olarak koyun, sığır ve domuzdur. Dobruca bölgesi balık çeşitleri, kuş çeşitleri ve vahşi hayvanlar bakımından oldukça zengindir. Yaklaşık 60 çeşit balık ve 300’ü aşkın kuş çeşidi yetişir. Vahşi hayvanlardan daha çok kurt, kakum, yabani domuza ve yabani tavşana rastlanır.

Romanya, zengin ve daimi akar nehir şebekesine sahiptir. Başlıca nehirleri Tuna, Prut, Mureş, Someş, Iolomita, Siret ve Olt’tur. Çoğu nehirlerden hidroelektrik potansiyel ve Tuna ile Prut’tan da su yolu ulaşımı sağlanabilmektedir. Tuna Nehri, ülkenin Yugoslavya, Bulgaristan ve Rusya sınırlarını çizer ve doğuya doğru üç kola ayrılır. Sonra bataklık Tuna Deltasını meydana getirerek Karadeniz’e dökülür.

Nüfus ve Sosyal Hayat

Ülke nüfusu 23.168.000 dolaylarındadır. Nüfus yoğunluğu yaklaşık 94’tür. Yıllık nüfus artışı % 1 civarındadır. Nüfusun % 88’i Romen, % 8’i Macar ve % 2’si Alman’dır. Toplam nüfusun yaklaşık yarısı şehir hayatı yaşamaktadır. Ayrıca Ruslar, Tatarlar, Türkler, Yahudiler, Bulgarlar, Çekler, Slovaklar, Yunanlılar, Ermeniler, Çingeneler ve Sırp-Hırvat-Sloven grupları da mevcuttur.

Halkın % 80’i Ortodoks, % 10’u Katoliktir. Ayrıca bir miktar Müslüman, Yahudi, Kalvenist ve Lütherist de vardır. Resmi dil Rumencedir. Macarca ve Almanca da yaygın olarak kullanılır.

Halkın sosyal yapısı İkinci Dünya Harbi sonrası ülkeyi karartan komünizmden sonra çok değişmiş, özel mülkiyet ve hür irade kalmamıştır. 1989’da komünist rejimin büyük bir sarsıntı geçirmesi Romanya’ya da yansıdı ve ülkede sosyalist rejime son verildi.

Ülkede okuma-yazma oranı % 98’dir. Genç nüfusun % 70’i okul hayatındadır. Ülkenin hayat standardı yüksek ise de, 1977’de 1300 kişinin ölümüne sebep olan Bükreş zelzelesinin inşaat ve endüstri sektörüne ağır bir darbe vurması ve gıda maddeleri yetersizliği ekonomide ciddi krizlere yol açmıştır.

Nüfusun büyük bölümünü meydana getiren Romenler köken olarak eski Trakyalıların, Dakya kolundan gelirler. Daha sonra Roma idaresinin gelmesiyleRomalılaşmışlardır. Uzun yıllar Osmanlı idaresi altında yaşayan Romenler, Türk adet ve an’anelerinin, hayat tarzının ve adalet sisteminin tesiriyle, Osmanlı kültür potansiyelinden çok şeyler almışlar ve bunları günümüze kadar sürdürmüşlerdir. Halkın bugün hazırladığı Türk yemeklerinde marmelat, çorba, tavuk suyu çorba, sarma, ızgara, kebab, sazan balığı, koyun sütünden yapılmış peynir, pastırma, havyar ve Türk sitili tatlılar bu dönemden arta kalan izlerdir. Ayrıca çay ve Türk kahvesi, Romenlerin alışkanlıkları arasına girmiştir.

Romanya’nın başşehriBükreş olup, ülkenin en gelişmiş şehridir. Diğer önemli şehirlerse; Brasov, Timisoara ve Konstanta’dır.

Siyasi Hayat

Romanya, önceleri Sovyet Rusya kalkınma modelini benimsedi. Bununla beraber batı ülkeleriyle de dostane ilişkiler içine girdi. Bu vesileyle çok güçlükle kazanmış olduğu özerkliğini korumayı başardı. İMF’ye 1971 yılında üye oldu. 1981 yılında dış borç miktarı 15 milyar doları geçti. SSCB’de Gorbaçov’la başlayan ve bütün Doğu Avrupa’yı saran glastnost (yenileşme) hareketinden Romanya da etkilendi. Bunu önlemek için zamanın Devlet Başkanı Nicola Ceausescu (Çavuşesku) baskı ve şiddet yönetimini daha çok sertleştirdi. 1989’da Temeşvar’da yapılan gösterileri kanlı bir şekilde bastırdı. Bunun üzerine Ordu halkın yanında yer aldı. Çavuşesku devrildi. Siyasi etkinliği olan karısı ile birlikte kaçmak isterken yakalanıp kurşuna dizildiler. Böylece Romanya’da sosyalist rejim son buldu. Bir Milli Kurtuluş Cephesi Konseyi (MKCK) kuruldu. Konsey Başkanlığına geçici olarak İon İliescu getirildi. İlk serbest seçimlere geçilme kararı alındı. 20 Nisan 1990’da yapılan serbest seçimlerde İ. İliescu’nun başkanlığındaki MKCK, oyların büyük çoğunluğunu alarak yönetimi ele aldı. Romanya böylece parlamenter sisteme geçerek, serbest piyasa ekonomisini uygulamaya başladı.

Ekonomi

Ülke ekonomisinin % 80’i tarıma ve % 8’i endüstriye dayanır. Ülke topraklarının % 90’ı ekime müsaittir. Fakat Romanya’nın milli gelirinin ancak % 40’ına yakın bir bölümü tarımdan karşılanır. Ülke dünyanın önde gelen tahıl üreticisi devletlerinden biridir. En önemli tarım ürünleri mısır, arpa, buğday, şekerkamışı, üzüm ve meyvedir. Bundan başka yulaf, çavdar, sebze, ayçiçeği, soya fasulyesi, tütün, pamuk, kenevir ve keten de yetiştirilir. Koyun, sığır ve kümes hayvanları yetiştirilmesi yaygındır. Balıkçılık önemli bir gelir kaynağı olup, daha çok mersinbalığı ve sakallı tatlı su balığı avlanır.

Romanya dünyanın on dördüncü büyük makina yapımı ve metal işçiliği bakımından gelişmiş ülkesidir. Daha çok traktör, lokomatif, elektrikli aletler ve yol delme techizatı yapılır. Endüstrisi esas olarak, demir ve çelik üzerine kurulmuştur. Bundan başka kimya sanayii, inşaat malzemeleri, çimento, kereste ve odun endüstrisi, gıda sanayii, tekstil ve kumaş dokuma, elbise ve ayakkabı imalatçılığı, lastik eşyalar ve petrol ürünleri endüstrileri mevcuttur.

Ülkede başlıca çıkarılan madenler; kömür, demir, petrol, metan gazı, boksit, manganez, kurşun, çinko, altın ve gümüştür. Romanya dünyanın onuncu tuz ve altıncı tabii gaz üreticisidir. Fakat, tabii gaz üretimi kömür ve demir ithalatına bağlı kalmaktadır.

Ülkenin para birimi Leu’dur. Turizm ülkenin önemli bir gelir kaynağıdır. İthalatının % 16’sını Rusya ile yapar. Diğer ithalat yaptığı ülkeler ise Almanya, ABD ve Irak’tır. Romanya’nın toplam ihracatının % 18’i yine Rusya iledir. Ayrıca Almanya’ya da ihracat yapmaktadır.

Romanya, hidroelektrik santralları ve su yolu ulaştırması bakımından müsait bir ülkedir. 1972 yılında Yugoslavya ve Romanya arasında Tuna Nehri üzerinde kurulan “Demir Kapı” geçidi, dünyadaki bu tip beş büyük projeden biridir. Ayrıca Bistrita, Olt ve Siret nehirleri üzerinde de hidroelektrik santralları kurulmuştur.

Ülkenin işçi gücünün tamamına yakın bir bölümü iki alanda kullanılır. Bunlardan % 40’ını tarım ve % 25’lik bir bölümünü de endüstri istihdam eder.

Ülkenin bütün ulaştırma ve haberleşme sistemleri devlet kontrolü altındadır ve yalnız devlet yapar. Demiryollarının sadece % 8’i elektriklidir ve % 10’u çift hatlıdır. Son yıllarda karayolu ulaştırma sisteminde gelişmeler görülmüştür. Karayolları daha çok Transilvanya bölgesinde yer alır. Nehir ve kanallarından önemli ölçüde ulaşım yapılır. Tamamen devlete ait olan Tarom Havayolları hem içte hem de dışta hava ulaşımını sağlamaktadır. Ülkenin başlıca büyük limanları; Galati, Konstanta ve Broilo’dur.

Tagged :

Portekiz

DEVLETİN ADI: Portekiz
BAŞŞEHRİ: Lizbon
YÜZÖLÇÜMÜ: 92.082 km2
NÜFUSU: 10.372.000
RESMİ DİLİ: Portekizce
DİNİ: Hıristiyan
PARA BİRİMİ: Esküdo

Avrupa’nın güneybatı ucundaki İber Yarımadasında yer alan ve etrafı İspanya ve Atlas Okyanusu ile çevrili bir ülke. 36°58’ ve 42°09’ kuzey enlemleriyle 6°11’ ve 9°30’ batı boylamları arasında kalan Portekiz’in kuzeyden güneye uzunluğu 560 km, genişliği de 215 km’dir. Kuzey Atlantik’teki Azorlar ve Madeira Adalar grubu Portekiz’e dahildir.

Tarihi

İlk çağlarda İber kabileleri (Lusitanienler) ile işgal edilen ülke, M.Ö. 1. yüzyılda Romalıların bir eyaleti oldu. Sonra Vandallar, Süevler (bir Alman kabilesi), 5. yüzyıldan 8. yüzyıla kadar Vizigotlar tarafından istila edildi. 711 yılında ülke Müslümanların eline geçti. Endülüs Emevileri (756-1031), Teva’if-i Müluk (11. yüzyıl) İslam devletleri kurulup, bölgeye hakim oldular. Onuncu yüzyıla doğruDouro ve Minho nehirleri arasındaki bölgeye Terra Portucallis ismi verildi. Portucallis, Latince Portas (liman) ve Calle (kale) birleşiminden meydana gelmiştir.

Portekiz, 1143’te bağımsız bir krallık oldu. Sınırları Meriniler’e karşı yaptığı savaşlarla genişledi. On üçüncü yüzyıl ortasına doğru bugünkü Portekiz sınırları tamamlandı. Portekizli denizciler 15. yüzyılda dünya çapında yayılma gösterdiler. Sonraki yüzyılda Asya,Afrika ve GüneyAmerika’da büyük bir sömürge imparatorluğu kurarak, Avrupa ve Doğu arasındaki ticaretin çoğunu ellerinde tuttular. 1598 yılında Fas şehirlerine karşı açtığı savaşta, Portekiz ağır bir mağlubiyete uğrayınca, imparatorluk aniden çöktü. Ülkenin zayıflamasından faydalanan İspanya, Portekiz’i 1580’de topraklarına katarak, 1640’a kadar idare etti.

Portekiz 1688 yılında Lizbon Antlaşmasıyla tekrar bağımsızlığına kavuştu. Fakat Portekiz eski ihtişamını kaybettiğinden İngiltere ile 1703’te, 20. yüzyıla kadar devam eden bir ittifak antlaşması imzalandı. İngilizlerle müttefik olduğundan 19. yüzyılda Napolyon’a karşı savaşmak zorunda kaldı. Ülke Fransa ile savaş halindeyken, 1811’de kral ve ailesi Brezilya’ya sığındı. Bu dönemde imparatorluk çökmeye başladı. 1822’de Brezilya bağımsızlığını ilan edince, Portekiz tek büyük zenginlik kaynağını kaybetti.

On dokuzuncu yüzyılın tamamı ve 20. yüzyıl başları Portekiz için ekonomik ve siyasi istikrarsızlık dönemi oldu. Şiddetli partizan mücadeleler, iç savaşlar ülkeyi kargaşanın içine itti. 1908’de kral katledilerek, iki yıl sonra 1910’da cumhuriyet ilan edildi. On altı yıl devam eden cumhuriyet dönemi oldukça istikrarsız olup, bu dönemde kırk sekiz hükümet kuruldu ve en az yirmi beş darbe teşebbüsü oldu. 1926’da ordu idareyi ele aldı ve kırk sekiz yıl ülke General Franko tarafından diktatörlükle idare edildi. 25 Nisan 1974’te hükümet genç subaylar tarafından yapılan bir darbe sonucu işbaşından uzaklaştırılınca, General Antonio de Spinola liderliğinde bir askeri cunta kontrolü eline geçirdi. Başkan Spinola solcu subaylardan gelen baskı sonucu, aynı yılın Eylül ayı sonunda istifa etmek zorunda kaldı. Nisan 1975’te demokratik partiler oyların % 64’ünü kazanmasına rağmen, Sovyetlerce desteklenen komünist parti tesirini arttırdı. Bankalar, sigortalar ve sanayi devletleştirildi. 1976’da yürürlüğe giren yeni Anayasada sosyalizme geçiş hedefi açık bir şekilde de ortaya kondu. Yeni Anayasanın ardından yapılan genel seçimlerde hiçbir parti çoğunluğu elde edemedi. Sosyalis Partisi Genel Başkanı Mário Soares bir azınlık hükümeti kurdu. Cumhurbaşkanlığına Genelkurmay Başkanı Antánio Ramalho Eones seçildi. Mário Soares başkanlığındaki hükümet 1977 Aralığında istifa etti. Ocakta kurulan koalisyon hükümeti ve bunun ardından kurulan bir dizi koalisyonlar da kısa ömürlü oldu. 1980’de yapılan seçimlerden sonra merkez sağ eğilimli Demokratik İttifak, büyük çoğunlukla iktidara geldi. Bu hükümet anayasada büyük değişiklikler yaptı ve sivil yönetime geçiş yolunu açtı. 1982’de başgösteren hükümet krızi üzerine Cumhurbaşkanı erken seçim kararı aldı. 1983 Nisanında yapılan seçimlerde birinci parti durumuna gelen Portekiz Sosyalist Partisi, Sosyal Demokrat Partiyle koalisyon kurdu. Portekiz 1 Ocak 1986’da AET’ye alındı. Soares, 60 yıllık bir aradan sonra 1986 Şubatında ilk sivil cumhurbaşkanı seçildi. Temmuz 1987’de yapılan seçimlerde Sosyal Demokrat Parti sandalye sayısını büyük oranda arttırması, kurulan koalisyon hükümetinin istikrarlı olmasını sağladı. 1991’de yapılan seçimlerde Sosyal Demokrat Parti yine ilk sıradaki yerini korudu.

Fiziki Yapı

Portekiz çoğunlukla alçak ve orta yükseklikte arazilerle kaplıdır. Toprakların % 70’ten fazlasının deniz seviyesinden yüksekliği 400 metrenin altındadır. Tagus Nehri ülkeyi birbirinden farklı iki bölgeye ayırır. Tagus Nehrinin kuzeyi büyük ölçüde dağlıktır. Bilhassa Douro Nehrinin kuzeyinde arazinin % 90’ı 400 metrenin üstündedir.

Büyük yaylalar derin vadilerle yarılmıştır. Bazı yerlerde dağlar denizden 50 km içerde 910 m yüksekliği aşarlar. Douro ve Tagus nehirleri arasında üçgen biçiminde bir kıyı ovası yer alır ve iç kesimde birkaç geniş vadi mevcuttur. İspanya’ya doğru uzanan Serra de Estrela Sıradağı Torre’de (Portekiz’in en yüksek tepesi) 1991 metre yüksekliğe ulaşır. Bu bölgeden Atlas Okyanusuna dökülen Tagus ve Douro dışındaki diğer büyük nehirler, kuzeyde İspanya sınırının bir kısmını teşkil eden Minho, Mondego ve Zezere’dir. Tagus Nehrinin güneyindeki toprakların yaklaşık % 60’ı 200 m’nin altındadır. Burası dalgalı ovalar ve alçak yaylalarla kaplı bir bölgedir. Yüksek tepelere nadir rastlanır ve sadece Serra de Sao Mamede isimli bir dağ silsilesi 900 m’yi aşar. Bu bölgedeki tek büyük nehir kuzey-güney istikametinde akarak geniş bir vadi meydana getirip ülkenin güneydoğu ucundan Atlas Okyanusuna dökülen Guadiana Nehridir.

İklim

Portekiz’in kuzeyinde ılıman (mutedil), güneyinde ise sıcak bir iklim hüküm sürer. Kış boyunca batıdan yağmur getiren soğuk rüzgarlar eser. Fakat yaz yaklaşınca güneyden sıcak kuru hava dalgası gelir ve pek az yağmur yağar. Kuzey kısmı güneye nazaran daha soğuk bir iklime sahip olduğu gibi, senenin çoğu günlerinde batıdan esen okyanus rüzgarlarına maruz kaldığından daha çok yağış alır. Tagus Nehrinden güneye doğru gidildikçe yağış azalır ve sıcak-kurak yaz uzun süre devam eder.

Portekiz kıyısında sıcaklıklar hemen hemen her yerde aynıdır. Batı kıyısının ortasında bulunan Lizbon şehrinde sıcaklıklar, Ocak ayında ortalama 7°C ila 15°C arasında, temmuzda 18°C ila 28°C arasında değişir.

Tabii Kaynakları

Portekiz’in yakaşık % 35’i ormanlıktır. Ormanların % 90’ı meşe ağaçları ile kaplıdır. Diğer önemli ağaçlar kestane, incir, keçiboynuzu ve bademdir. Portekiz meşeden şişe mantarı yapmada dünyada birinci sırada yer alır. Vahşi hayvanların çoğu, yabani tavşan ve tilki gibi küçük türdendir. Geyik dağlık bölgelerde bulunur. Yeraltı zenginlikleri tungsten, bakır, demir, mermer, granit ve arduvazdır.

Nüfus ve Sosyal Hayat

10.372.000’lik bir nüfusa sahip olan Portekiz’de halk etnik yapı bakımından farklılıklar arz etmez. Portekizlilerin çoğu Avrupa boy ortalamasından biraz kısa, kara gözlü ve siyah saçlıdır. Bugünkü ülke nüfusunu meydana getiren insanlar, değişik zamanlarda İber Yarımadasına gelen insanların karışmasından meydana gelmiştir. Bunlar Keltler, Fenikeliler, Kartacalılar, Romalılar, Yahudiler, Germen kabileleri, Araplar ve Berberilerdir.

Portekizliler 15. yüzyıldan beri dünyanın çok yerlerine göç etmektedir. Hükümet iş gücünü muhafaza edebilmek için 1960 yıllarında göçü ciddi olarak yasak etmiştir. Bununla beraber çoğu genç olan binlerce Portekizli kanunsuz olarak ülkeyi terk etmeye devam etmekte, daha fazla ücret için Fransa ve diğer Batı Avrupa ülkelerine kaçmaktadır. Aynı zamanda köylerden yeni sanayisi olan şehir merkezlerine göç vardır. En önemli şehir batı kıyısının ortasında yer alan başşehir Lizbon olup, nüfusu 2.063.000’dir. Diğer önemli şehirleri Oporto, Amadora, Coimba, Borreiro, Braga, Almada veCoimbra’dır.

Ülkenin resmi lisanı Portekizce olup, şive farklılıkları halkın birbirleriyle anlaşmasında herhangi bir güçlük çıkarmaz. Nüfusun % 98’i Roma katoliği olup, ancak birkaç bin Protestan ve az sayıda Yahudi vardır.

Portekiz’de ilköğretim mecburi olup, 6 yaşından itibaren başlar. Okuma-yazma oranının % 70 olduğu ülkede, yüksek tahsil Lizbon, Oporto ve Coimbra üniversitelerinde, Lizbon Teknik ve Katolik Üniversitesinde ve değişik enstitülerde yapılır.

Siyasi Hayat

1976 Nisanında yürürlüğe konulan yeni anayasa ile sosyalist bir yönetim içine girenPortekiz, 18 idari bölgeye ayrılmıştır. Başlıca yönetim organları cumhurbaşkanı, ihtilal konseyi ve hükümettir. İhtilal konseyi 4 komutan ve silahlı kuvvetlerden seçilen 14 subaydan meydana gelmiştir. Portekiz NATO’ya üyedir.

1980’de yapılan seçimleri büyük çoğunlukla Merkez-sağ eğilimli Demokratik İttifak kazandı. Yeni hükümet, anayasada bir sürü değişiklik yaparak sivil yönetime geçiş yolunu açtı. 1985 Ekiminde yapılan seçimleri serbest piyasa ekonomisini savunan Sosyal DemokratParti kazandı. 1986 Şubatında Mário Soares Cumhurbaşkanlığı seçimini kazanarak 60 yıllık bir aradan sonra ilk sivil Cumhurbaşkanı oldu. Aynı yıl Portekiz AET’ye alındı.1989’da yapılan değişiklikle sosyalizmle ilgili ifadeler anayasadan çıkarıldı.

Ekonomi

Portekiz Avrupa’nın en az gelişmiş ülkelerinden biri olup, ülkede hayat seviyesi düşüktür. Çalışan nüfusun % 31’i tarım, % 35’i sanayi ve ticaret, % 34’ü çeşitli hizmetlerde çalışır. İmalat ve inşa sanayii brüt milli hasılanın beşte ikisinden fazlasını sağlar. Tarım ise, brüt milli hasılanın ancak üçte birini temin eder.

Portekiz’de önceden beri gıda sanayii, tekstil, mobilyacılık ve inşaat sektörü önemli bir yer tutar. Gıda sanayiiyle ilgili olarak değirmencilik, şeker, balık konserve ve zeytinyağı fabrikaları bulunur. Tekstil sanayiinin ana ürünleri pamuk, bükülmüş yün iplik ve elbisedir. Giyim sanayiiyle bağıntılı olarak ayakkabı imalatı da gelişmiştir. Orman zenginlikleri; kağıt hamuru, kağıt, şişe mantarı, zift, reçine, neft yağı üretiminde ve bilhassa mobilyacılıkta kullanılır.

Yeni sanayi dallarının en önemlilerinden biri elektronik makinalar ve yardımcı parçalarıdır. Petrol rafinerilerinin kurulması, petro-kimya sanayiinin gelişmesini sağlamıştır. Ufak çapta demir ve çelik sanayii mevcuttur. Gemi yapımı ve gemi tamir tesisleri Portekiz’i bu sektörde Avrupa’da birinci yapmıştır.

Portekiz arazisinin yaklaşık % 55’i tarıma elverişlidir. Ekilebilir toprakların çoğunda tahıl (buğday ve çavdar) yetiştirilir. Fakat randıman, çoğu yerlerde toprak verimsiz ve erozyona maruz kaldığından düşüktür. İşgücü, bilhassa güneyde yetersizdir. Ülke buğday ve diğer tahılları ithal etmek zorunda kalmaktadır.

Portekiz’de asma bahçeleri ekilen toprakların % 10’unu kaplar. Ülkede zeytinyağı üretimi de ileri durumdadır. Meyve ağaçları olarak ülkenin kuzey yarısında elma ve armut, güneyde portakal yetişir.

Portekiz’de maden yatakları çok çeşitliyse de, çoğu yetersiz seviyede ve ulaşılması güç yerlerdeveya fon yetersizliğinden istenilen derecede işletilememektedir. Çıkarılan önemli madenler tungsten, demir, kükürtlü bakır, mermer, granit ve arduvazdır. Portekiz, ihtiyacı olan petrolün hepsini ithal etmektedir.

Portekiz bükülmüş yün iplik, kumaş, elbise, konserve balık, şişe mantarı, kağıt hamuru ve kağıt, elektrik aletleri ihraç eder. Portekiz ticaretinin çoğunu üyesi olduğu Avrupa Ortak Pazarı ülkeleriyle yapar.

Portekiz’de karayolları51.953 km’dir. Bunun 44.680 km’lik kısmı asfalt kaplanmıştır. Demiryolları 3600 km olup, diğer Batı Avrupa ülkelerine nazaran geridedir. Havayolu ulaşımı 13 havaalanından sağlanmaktadır. Portekiz ticaret filosu nüfusuna nispetle büyük olup, 750.000 tonilato kapasitesindedir.

Tagged :

Polonya

DEVLETİN ADI: Polonya Halk Cumhuriyeti
BAŞŞEHRİ: Varşova (Warszawa)
YÜZÖLÇÜMÜ: 312.677 km2
NÜFUSU: 38.429.000
RESMİ DİLİ: Polonya Dili (Lehçe)
DİNİ: Katolik
PARA BİRİMİ: Zloty (= 100 Groszy)

Kuzey Avrupa’da 49° -54° 50’ kuzey enlemleri ve 14° 08’ -24° 09’ doğu boylamları arasında yer alan ve Merkezi Doğu Avrupa’nın en geniş ve en kalabalık ülkesi olan bir cumhuriyet. Doğusunda Rusya, güneyinde Çek Cumhuriyeti, Batısında Almanya ve kuzeyinde Baltık Denizi bulunur.

Tarihi

Polonya Devleti, 10. yüzyılın ortalarında ortaya çıkmış ve 963 yılı ülke tarihinin başlangıcı olmuştur. Polonya ve Vistula nehirleri arasında yaşamış olan Islav kabilelerinin kurmuş olduğu bir devlettir. O zamanki bu Islavlara“yayla insanları” manasına gelen “Polane” deniyordu. Zamanla bu isim Polonya haline dönüştü.

Polonya 14. yüzyıldan 17. yüzyıla kadar geçen süre içinde Avrupa’da güçlü bir devlet halindeydi. “Üç parçalanmadan” ilki 1772 tarihine kadar olan çeşitli hanedanlıklar idaresindeydi. Bu tarihten itibaren Polonya’nın çöküş dönemi başladı. 1772 tarihinde Prusya, Rusya ve Avusturya, ülke topraklarını aralarında paylaştılar. Bunu 1793 ve 1795 paylaşmaları takip etti. Polonya’nın elinde sadece doğu Prusya civarı kaldı. Birinci Dünya Harbinden sonra uzun mücadele ve sıkıntılardan sonra 1918 yılında Versay Antlaşmasıyla bağımsızlığı sağlandı.

1939 yılında aynı anda Hem NaziAlmanyasının ve hem de Rusya’nın işgaline uğradı. Harp boyunca altı milyon Polonyalı öldürüldü. Daha sonra Alman orduları müttefiklere teslim oldu. İşgal sırasında kurulan sürgündeki Polonya hükümeti işbaşına geldi. 1947 yılında yapılan seçimlerde komünistler hükümeti kurdular ve ülkeyi Rusya’nın peyki durumuna soktular. İkinci Dünya Harbinin bu zor günlerinden sonra Polonya, Rusya’ya verilen 178.842 km2lik bölgeye karşı 1945’te Alman topraklarından 102.400 km2lik bir bölgeyi aldı. Oder-Neisse hattının doğusunda kalan bu bölge Silezya, Pomerania, Batı Prusya ve Doğu Prusya’yı da içine almaktaydı.

Polonya idaresine komünistlerin gelmesiyle, büyük mülkiyetler kaldırıldı, endüstriler millileştirildi, okullardaki eğitim sistemleri komünistleştirildi. Üretim azaldı. Bütün bunların neticesinde 1956 yılında Poznan’da isyan çıktı.

1970 yılında yeni ağır vergiler ve aşırı fiyat yükselmeleri yeni isyanlara yolaçtı. 1980 yılında olaylar daha şiddetlendi. Lenin tersanelerinde gelişen “İşçi Grevleri” sonunda, işçinin yanında olduğunu söyleyen komünist idare “21 imtiyazı” vermek mecburiyetinde kaldı. Gdansk adıyla bilinen bu grevler sonunda, bağımsız işçi sendikaları kurma hakkı elde edildi.

Olayların gidişinden ürken Rusya’nın tehditleri ülkede sıkıyönetim ilanına sebep oldu. İşçi ayaklanmalarını organize eden Dayanışma Sendikası liderleri tutuklandı. 1982 yılında ABD baskısı neticesi sıkıyönetim kaldırıldı. 1983 yılında yine Gdansk’ta Lenin Tersanelerinde hükümet aleyhtarı gösteriler yapıldı. 1 Mayıs’ta Polonya İşçileri, İşçi hükümetinden haklarını talep etmek üzere “İşçi Bayramını” grevlerle kutladılar. Askeri idare işçilere bazı haklar verdi. 1985 seçimlerinden sonra başa geçen Jaruzelski, Batıyla ilişkilerini geliştirmeye çalıştı. DayanışmaSendikasına karşı takip edilen sert politika 1986’da yumuşamaya başladı. Artan ekonomik problemler 1988’de büyük bir grev dalgasına sebep oldu. 1989 Haziranında yapılan seçimlerde, o tarihe kadar iktidarda olan Birleşik İşçi Partisi ağır hezimete uğradı. Dayanışma Sendikasının teklifi üzerine Tadeusa Mazowiecki başkanlığında bir koalisyon hükümeti kuruldu. 1990’daki devlet başkanlığı seçimlerini Lech Walesa kazandı.

Fiziki Yapı

Polonya yaklaşık 312.667 km2 lik yüzölçüme sahiptir. Baltık kıyıları yaklaşık olarak 525 km uzunluğundadır.

Polonya, bir ova görünümündedir. Güney sınırlarını teşkil eden Karpat Dağları haricinde ülke toprakları deniz seviyesinden yaklaşık 300 m kadar yüksektedir. Ülke esas olarak, güneyde Çek Cumhuriyeti sınırını teşkil eden dağlardan doğan ve Baltık Denizine dökülen Odra ve Vistula nehirlerinin vadilerini ihtiva etmektedir. Güney sınırındaki dağlar iki ayrı sistem halindedir. Güneybatıda Karkonsze Dağları ve güneyde Karpat Dağları yer alır. Bunlar bir seri paralel dağ silsilelerinden meydana gelmiş olup, en yüksek noktası 2503 m yüksekliğindeki Rysy Tepesi olan Tatra Dağlarında birleşirler. İki dağ sistemini, Polonya’nın güneye açılmasına izin veren Moravya Kapısı ayırır. Moravya Kapısı, bugün için dahi önemli bir kara ve demiryolu çıkışı ve bir ticari ulaştırma kanalı olarak, tarihteki “geçiş yolu” rolünü muhafaza eden bir geçittir.

Vistula veOder’den başka diğer iki önemli nehir Bug ve Neisse’dir. Ülkede küçüklü büyüklü birçok göl vardır. Özellikle kuzeydoğuda göllerin sayısı oldukça fazladır. BunlardanSniardwy, Mamry ve Niegocin en büyükleridir.

İklim

Polonya’da yaz ayları sıcak, kış ayları soğuk ve uzun sürer. Yaz mevsimi için Haziran ayı sıcaklık ortalaması 18°C ila 20°C arasındayken, kış mevsimi için Ocak ortalaması ise -5°C ila -2°C arasındadır. Kuzey ve doğuda kış ayları oldukça sert geçer. Ülkenin çoğu bölgesinde yağan kar, uzun süre erimez ve öylece kalır. Yaz aylarında, çok sık sağnak yağışlar olur. Ova görünümündeki bölgeler, ortalama olarak 480 ila 650 mm arasında değişen bir yağış ortalamasına sahiptir. Fakat daha yüksek bölgelerde, mesela Baltık kıyılarında bu rakam daha yüksektir. Oldukça yüksek olan dağlık bölgelerde ise yıllık yağış miktarı 1020 mm’ye kadar ulaşır.

Tabii Kaynakları

Polonya topraklarının beşte birinden fazlası ormanlık arazidir. Geniş yapraklı ağaçlar çoğunluğu teşkil etmek üzere, kozalaklı ağaçlarla birlikte, kuzeydoğu bölgesi ormanlarla kaplıdır. Ormanların karakteri oldukça yavaş değişmekte olup, bugün mevcut ağaçlar yumuşak tahtalıdır.

Toprakların kalitesi farklı olup, çeşitli cinslerdedir. Dağlık bölgelerde daha ziyade ince ve taşlı toprak bulunur. Güney Polonya’daki lös tipi topraklarla, ülkenin ortasında geniş bir alanda mevcut, içinde organik maddeler olan kum ve kil karışımının meydana getirdiği topraklar en verimli olanlarıdır.

Polonya ormanlarında ve milli parklarında çoğunlukla kırmızı geyik, ayı, kurt, kartal, dağ keçisi, siyah leylek ve dev geyik yetişir. Ayrıca bazı bölgelerde sırtlan ve arslana da rastlanmaktadır.

Polonya’nın yer altı kaynakları oldukça zengindir. En önemli madeni kömürdür. Orta Polonya’da linyit rezervleri mevcuttur. Güney bölgelerde petrol ve tabii gaz yatakları vardır. Yukarı Silesia’da çinko ve kurşun, Aşağı Silesia’da bakır çıkarılmaktadır. Demir cevheri rezervleri az miktarda bulunur. Mevcut kıymetli sülfür yatakları önemli bir gelir kaynağıdır. Ayrıca bir miktar gümüş, kadmiyum ve tuz da çıkarılır.

Nüfus ve Sosyal Hayat

Polonyalılar Islav ırkındandır. Nüfusun en eski kaynağını 10. yüzyılda “Polane” adı verilen Islav kabileleri meydana getirir. Yaklaşık olarak 37.875.000 nüfusa sahip bir ülkedir. Nüfusun % 98’ini Polonyalılar meydana getirir. Geri kalan küçük bir bölümünü ise Almanlar, Ukraynalılar ve Byelorussianalılar teşkil eder. Polonyalıların % 65’e yakını genç olup, 15 ila 60 yaş grubu arasındadır. Nüfus yoğunluğu 121 olup, yıllık nüfus artışı % 1’dir.

Bugünkü Polonya lisanı, Islav kabilelerinden teşkil etmiş Polanelerin dilinden kaynaklanmaktadır. Buna mukabil, Pomerania’nın doğusunda ve Polonya Karpatlarının bazı bölgelerinde diğer Islav kabilelerinin bir miktar farklı yönleri bulunan lehçeleri de konuşulmaktadır.

Polonya halkının büyük bir bölümü katoliktir. Hıristiyan aleminin bugünkü lideri olan Papa John Paul II, Polonyalıdır.

Polonya’da eğitim ve öğretim imkanları oldukça geniştir. Halkın okuma yazma oranı % 98’dir. Önceleri katolik inancına göre hazırlanmış öğretim müfredatı, komünistlerin iş başına gelmesiyle daha kötü bir duruma sokulmuş, dersler tamamen dinden uzaklaştırılmış ve komünist ideolojisiyle öğrencilerin beyinleri zehirlenmeye çalışılmıştır. Marxsist-Leninist felsefe içinde boğulmuş düşünce ve prensipler, her seviyede zorla öğretilmekteydi. 1986’dan sonra bu zorlama yavaş yavaş kalkmıştır. Mevcut üniversiteler içinde Krakow’da Jagerellonion Üniversitesi, Lublin Katolik Üniversitesi ve Varşova Üniversitesi en önemlileridir.

Polonya’nın başşehri Varşova’dır. Diğer önemli şehirleri ise; Kodz, Krakow ve Gdansk’tır.

Siyasi Hayat

Polonya’da tek partili sisteme dayalı sosyalist rejim, 1988’de yerini çok partili sisteme bırakmıştır. Günümüzde de yürürlükte olan 1952 Anayasasına göre yasama yetkisi seym denilen tek meclisli parlamentoya aittir. Bu meclisin 460 üyesi beş yılda bir halk tarafından seçilir. Meclisin üyeleri arasından seçilen 17 kişilik Devlet Konseyi yasama ve bazı yürütme yetkilerine sahiptir. Asıl yürütme organı ise direkt meclise karşı sorumlu olan Bakanlar Konseyidir.

Ekonomi

Polonya ekonomisi, İkinci Dünya Harbi ve çeşitli istilalar yüzünden büyük sarsıntılar atlatmıştır. Daha sonra ABD ve diğer ülkelerden alınan yardımlarla biraz düzelmiştir.

Komünistler ülkeyi ele geçirince ekonomide devletleştirme ve kollektifleştirme başladı. Komünist ülkeler arasında kurulan “Karşılıklı Ekonomik Yardımlaşma Konseyi” (Comecon) ekonomik yönü ağırbasan bir askeri antlaşmadır. Polonya bunun bir üyesi olarak, ticaretini bu ülkelerle yapardı. Ülkede sosyalistler seçimleri kaybedince ve Sovyetler Birliği dağılınca başa geçen hükumet ekonomik problemleri halletmek için Batıya açılma politikasını uygulamaktadır.

Polonya endüstrisi oldukça çeşitlidir; gemi yapımı, tekstil, kimya, orman ürünleri, metal sanayii, otomobil, uçak, makina, çimento, alüminyum ve petrol ürünleri başlıca endüstri dallarıdır. Son zamanlarda kereste ve kağıt endüstrileri de gelişmeye başlamıştır.

Madencilik ve maden sanayii oldukça gelişmiştir. Bunların en önemlileri kömür, çinko, kurşun ve bakırdır. Polonya, BatıAlmanya ve İngiltere’den sonra Avrupa’nın en büyük kömür üretici ülkesidir. Ayrıca sülfür üreten ülkeler arasında önde gelmektedir. Manganez, kalay, tuz, linyit, petrol, demir ve tabii gaz diğer önemli yeraltı kaynaklarıdır.

Enerji bakımından oldukça gelişmiş bir ülkedir. Sovyet yardımıyla kurulmuş hidroelektrik santralleri mevcuttur. Kömüre dayalı demir ve çelik endüstrisi önemli bir gelir kaynağıdır. Wroclaw, Poznan, Bydgoszcz, Yukarı Silesia en önemli mekanik ve elektrik mühendisliği endüstri merkezleridir. Gdansk ve Scczedn’de ise tersaneler mevcuttur. Son zamanlarda gıda, alüminyum endüstrisi Macaristan boksiti ve yerli gıda, alüminyum ve sun’i gübre endüstrileri gelişmiş durumdadır. Alüminyum endüstrisi; Macaristan boksitine ve yerli kahverengi kömüre bağlıdır.

Tarım ürünleri bakımından daha çok patates, şekerpancarı, tütün, keten, çavdar, arpa, buğday ve yulaf önde gelir. Güneyde şekerpancarı ve mısır üretimi önemli bir gelir kaynağı durumundadır. Hayvancılıkta ise daha çok sığır ve koyun yetiştirilir. Ayrıca balıkçılık diğer önemli bir kaynaktır. Çalışan nüfusun % 30’a yakın bir bölümü tarım ve hayvancılıkla uğraşır. Polonya, para birimi olarak Zloty kullanır. Bir zloty 100 groszy’dir. Kişi başına düşen milli gelir 7200 doların üstündedir. Polonya dış ticaretinin yaklaşık üçte ikisi eski Comecon üyesi komünist blok ülkeleriyle olmaktadır. Bu ülkelerden en çok ticaret yapılanı Rusya’dır. İthalatın % 35 ve ihracatın % 26’sı bu ülkeyledir. Batılı ülkeler arasında en çok Almanya ile ticari münasebetleri mevcuttur. Ayrıca İngiltere ve ABD, Polonya ile ticari antlaşmaları bulunan liberal ülkelerdir. Özellikle son yıllarda buğday ve diğer tarım ürünlerinde ABD ile olan bağlılık artmıştır.

Polonya’nın ithalat ürünleri; tekstil hammaddesi, demir cevheri, makina ve teçhizat, tahıl ürünleri ve petroldür. Petrolün tamamı “Dostluk Boru Hattı” yoluyla Rusya’dan sağlanır.

Kömür, kimyevi maddeler, tekstil ürünleri, balık, giyim kuşam malzemeleri, kereste, linyit, çimento, et ve metal ürünleri başlıca ihracat kaynaklarıdır.

Ülkenin ulaştırma şebekesi özellikle İkinci Dünya Harbi esnasında işlemez hale getirilmiştir. Bugün ise düzenli yollara sahiptir. Demiryollarının toplam uzunluğu yaklaşık 25.848 km’dir. Bunun 3200 km’ye yakın bir bölümü elektriklidir. Nehir ve kanallar ulaşıma müsaittir. Odra Nehri üzerinde ticari ulaştırma yapılmaktadır. Ülkenin ticaret yükünün ağırlığı demiryolları üzerinden olduğu için 363.116 km’ye ulaşan karayolları nisbeten daha az gelişmiştir.

Modern bir hava yolu sistemine sahiptir. Ayrıca deniz ulaşımı da iyi durumdadır. Başlıca limanları Gdansk, Gdynia ve Szczecin’dir.

Tagged :

Peru

DEVLETİN ADI: Peru Cumhuriyeti
BAŞŞEHRİ: Lima
NÜFUSU: 22.450.000
YÜZÖLÇÜMÜ: 1.285.216 km2
RESMİ DİLİ: İspanyolca ve Quechua; Aymarà
DİNİ: Katolik
PARA BİRİMİ: Sol (=100 centavos)

Güney Amerika’nın batı kıyısında 0°3’-18°24’ güney enlemleri ve 69°55’-81°21’ batı boylamları arasında yer alan ve kuzeybatısında Ekvador, kuzeydoğusunda Kolombiya, doğusunda Brezilya ve Bolivya, güneyinde Şili ve batısında Pasifik Okyanusu ile çevrili bağımsız bir Latin Amerika ülkesi.

Tarihi

İspanya dönemi öncesi Peru tarihi hakkında, elde yazılı ve kayıtlı dokümanlar yetersiz olduğu için, bilgiler oldukça zayıftır. Yapılan tarihi çalışmalardan çıkarılan sonuçlara göre, Peru topraklarında ilk yaşayanlar Panama Boğazını geçen ve Pasifik Okyanusunu aşan göçebe avcıları ve balıkçılık yapan insanlardır. Peru’da M.Ö. 1200 yıllarından, M.S. 1532 yılına kadar çeşitli medeniyetler gelip geçmiştir. Chavin (Şöven), Klasik, Chimu ve İnka diye bilinen bu dönemlerin sonuncusu olan İnka medeniyeti kıtada ve ülkede en tesirli olanıdır.

İspanyollar ilk olarak 1531 yılında Francisco Pizarro vasıtasıyla ülkeye geldiler. Bundan sonra Lima, Peru’ya İspanya adına gelen genel valilerin merkezi oldu. Güney Amerika’da iyice yerleşen ve kuvvet bulan İspanyol idaresi, Peru’nun bağımsızlığının gecikmesine sebep oldu. 1821 yılında Arjantinli Jose de San Martin, Peru topraklarını topladığı kuvvetlerle ele geçirdi. Arkasından Simon Bolivar ve Antonio J. de Sucre komutasındaki kuvvetler İspanyolları bozguna uğrattılar. 1826 yılında Callao bölgesinin de ele geçirilmesi sonunda Peru bağımsızlığını ilan etti. Böylece Amerika kıtasındaki İspanya İmparatorluğu çöktü.

1846 yılına kadar ülke içinde siyasi ve politik mücadeleler başgöstermiştir. Evvela 1822’de kongre bir cumhuriyet anayasasını kabul etti ve 1823’te Jose de la Riva Agüero ülkenin ilk başkanı oldu. 1879-84 yılları arasında Şili, Peru ve Bolivya’ya saldırdı ve Tarapaca, Tacna veArica’yı ele geçirdi. Yıllarca süren mücadeleler sonunda 1929 yılında yapılan bir antlaşmayla anlaşmazlık kesin olarak son buldu. Antlaşmaya göre, Arica bölgesi dışındaki bütün bölgeler, Peru’ya geri verildi. 1968 yılında yapılan bir askeri darbe ile, başkan Femando Belaunde Terry görevinden uzaklaştırıldı. 1974 yılına kadar devam eden askeri hükümet zamanında petrol, bankacılık, madencilik ve balıkçılık millileştirildi.

12 yıllık bir aradan sonra Peru, 1980 yılında demokratik hayata döndü. Başkanlığa yeniden F. B. Terry getirildi. Yeni hükümet sosyalist sistemi terk ederek liberal sistemi ülkeye getirdi. Ülke ekonomisi girdiği çıkmazdan kurtularak normale döndü. 1981 yılında Ekvador sınırında bazı çatışmalar olduysa da çabuk kapandı. Bundan sonra Mao’cu solcu teröristler ülkede olaylar çıkarmaya başladılar. 1982 ve 1983 yılında hızlanan bu tedhiş eylemleri daha çok ABD aleyhine yapılmaktaydı. 1985’te iktidara gelen Alan Garcia Perez tethiş eylemlerini bastırmaya çalıştı. 1990’da seçimleri kazanan Alberto Tujimori de zamanında solcuların tethiş eylemleri hızla arttı. Bunun üzerine Başkan Alberto Fujimori 5 Nisan 1992’de bir sivil darbe yaparak kongreyi dağıttı ve bir olağanüstü hal ve yeniden inşaa hükümeti kurdu. 13 Kasım 1992’de Başkan Alberto’ya başarısız bir suikast girişiminde bulunuldu. Yeni kurulan Demokratik Kurucu Kongre için seçimler 22 Kasım 1992’de yapıldı ve Başkan Alberto’yu destekleyen partiler salt çoğunluğu elde ettiler. Bu arada Aydınlık Yol Gerilla teşkilatının lideri olan Guzman yakalandı. Guzman 1980’de başlayan gerilla savaşında 22.500 kişinin ölümünden sorumlu tutularak ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı. Buna rağmen ülkede karışıklık devam etmektedir.

Fiziki Yapı

Peru’nun yüzölçümü yaklaşık olarak 1.285.216 km2dir. Bu kadar geniş topraklarıyla Güney Amerika kıtasının üçüncü büyük ülkesidir. Kuzeyinde Ekvador, kuzeydoğusunda Kolombiya, doğusunda Brezilya, Bolivya ve Şili ile komşudur. Batısı Pasifik Okyanusu ile örtülmüştür. Kuzeybatıdan güneydoğuya doğru uzanan Andes Dağları ülkeyi üç esas bölgeye ayırır: Kıyı bölgesi, Sierra bölgesi ve Martana bölgesi.

Yaklaşık 2240 km uzunluğunda ve 16 ila 64 km arasında değişen bir genişlikte olan Kıyı bölgesi, Peru topraklarının % 11’ini kaplar. Bölgenin yüksekliği deniz seviyesinden 1525 m’ye kadar değişebilmektedir. Ülkenin en dağlık bölgesi olan Sierra, yaklaşık olarak 340 km genişliğinde ve ortalama 3500 m yüksekliğindedir. Bölgede yer alan Huascaran Dağı 6768 m’dir ve ülkenin en yüksek noktasıdır. Sierra bölgesindeki yüksekliği 5000 m’nin üstünde olan dağların zirveleri devamlı karlarla kaplıdır. Sierra bölgesi ülkenin % 33’ünü teşkil eder. Bölgede volkanik hadiseler de görülür. Bunlardan El Misti bilinen bir volkaniktir. Ülkede en geniş bölgesi olan Mantana, yüzölçümün % 56’sına yakın bir bölümünü içine alır. Bölge Andeslerin güney eğimlerinin yer aldığı ve Yukarı Amozon havzasının sık ağaçlı ormanlarla kaplı yaylasının bulunduğu bölgedir.

Ülkenin başlıca büyük nehirleri Sierra bölgesinden doğar ve Amozon bölgesinde yoğunlaşırlar. Ülkenin önemli nehirleri; Maranon, Huallaga, Apurimac, Urubamba, Ucayali, Napo, Yavari, Putumayo, Madre de Dios ve Amozon olup, bunlardan en uzunu olan Amozon Nehri yaklaşık 3700 km’dir.

Ayrıca küçük nehirler de vardır. Bu nehirlerin hemen hepsi Titicaca Gölüne dökülür. Bu göl Bolivya sınırında yer alır. Andes bölgesinin en geniş gölü olup, 160 km civarında bir uzunluğa sahiptir. Titicaca Gölü deniz seviyesinden 3810 m yüksekte olup, dünyanın en yüksek büyük gölüdür.

İklim

Kıyı bölgesi mutedil bir iklime sahiptir. Fakat Peru Soğuksu Akıntısı, bölgenin sıcaklığını oldukça düşürür. Lima bölgesi en kurak olan bölge olup, yıllık yağış ortalaması 41 mm civarındadır. Bölge her ne kadar az yağış alıyorsa da, nem oranı bakımından yüksek nemliliğe sahiptir. Bu nem miktarı Lima’da % 87’dir.

Sierra bölgesi umumiyetle kuru bir iklime sahiptir. Hava sıcaklığı yüksekliğe göre değişir ve genel olarak serindir. Mesela 3050 m yüksekliğindeki Hurancayo Dağında hava sıcaklığı(-4 ila 24°C) arasında değişir. Ekvator’a yakın bir yerde bulunduğu için ülkedeki gündüz-gece sıcaklıkları çok farklıdır. Daha çok nisan ayları yağış almaktadır.

Montana bölgesi ise sıcak ve nemlidir. Iquitos’ta sıcaklık 21°C civarındadır. Şiddetli tropikal yağışlar olur ve yıllık yağış ortalaması yaklaşık 3302 mm’dir.

Tabii Kaynaklar

Kıyı bölgesi büyük ölçüde ağaçsızdır. Sadece nehir vadilerinde Kuzey Amerika’ya mahsus baklagiller, çalılar, Avustralya okaliptüsü(sıtma ağacı) ve çeşitli meyve ağaçları yetişir. Ayrıca kaktüs ve çöl bitkileri bolca bulunur. Hayvan olarak daha çok kertenkele, örümcek, akrep, salyangoz ve rüteyla (bir çeşit büyük örümcek, tarentulu) vardır.

Sierre bölgesinde, birçok yeşil alanlar ve ağaçlık bölge mevcuttur. Daha çok yaprak dökmeyen ağaçlar ve okaliptüs (sıtma) türü ağaçlar yetişir. Ayrıca bol miktarda kokain ağacı da bulunur. Bölgede daha çok; lama, alpaka, guanaco (deve cinsinden lamadan iri bir hayvan), vikunya ve chinçula (sincaba benzer bir hayvan) adlı hayvanlar yetişir. Sierra bölgesi kuş cinsleri bakımından oldukça zengindir. Kızılgöğüslü ardıç (robin), sinekçil, ispinoz, keklik, sinekyutan, yaban ördeği, kaz ve akbaba bölgede sık rastlanan kuşlardır.

Montana bölgesinin bitki örtüsü ve hayvanları Amozon havzasındakilerin hemen hemen aynıdır. Ağaç olarak abonoz, maun, sedir, kauçuk ve kınakına yetişir. Kınakınadan kinin elde edilir. Vanilya, sapaina, lifli bitkiler oldukça fazladır. Çiçek türü olarak begonya, çanta çiçeği ve orkide yetişir. Bundan başka savanalar, çalılıklar, kaba damarlı bitkiler ve bodur ağaçlar boldur. Puma, jagar, tapir, kabuklu kertenkele, pessary, karıncayiyen, denizayısı, timsah, deniz kaplumbağası, yılan ve maymun bol miktarda mevcuttur. Papağan, flamankuşu (filamingo) ve kelebek türleri oldukça fazladır. Güve, sinek ve sivrisinek ise milyonlarcadır.

Ülkenin maden kaynakları oldukça zengindir. Bakır en önemli maden çeşididir. Gümüş, kurşun, çinko, demir, kadmiyum, selenyum, kalay, altın, tungsten, antimon, bizmut, tellür, maden kömürü, baryum, tuz, kireçtaşı, mermertaşı ve alçıtaşı önemli madenlerdir. Kuzey bölgelerde petrol yatakları da mevcuttur.

Peru yeryüzü suları bakımından da zengindir. Mevcut üç drenaj sistemi, 50’yi aşkın irili ufaklı nehirleri ihtiva eder. Bütün bu nehirler asıl kaynak olan Amozon Nehrinin ayrılmış kollarıdır. Amozon Nehrinin uzunluğu yaklaşık 3700 km’dir. Bolivya sınırındaki Titicaca Gölü deniz seviyesinden 3810 m yüksek olup, yaklaşık 160 km’lik bir uzunluğa sahiptir.

Nüfus ve Sosyal Hayat

Peru’nun nüfusu yaklaşık olarak 22.950.000’dir. Nüfusun % 73’ü şehirlerde yaşar. Nüfus yoğunluğu 14’tür. Ülkedeki etnik gruplar arasında çoğunluğu teşkil eden Kızılderililer, nüfusun % 45’ini ihtiva ederler. Nüfusun % 40’ına yakın bir bölümü melezdir. Geri kalanını ise Zenciler ve Asyalı gruplar meydana getirir. Beyaz nüfusun büyük bir bölümü İspanyol asıllıdır.

Resmi diller İspanyolca ve Quechua yerli dilidir. Nüfusun çoğunluğunu teşkil eden Kızılderililerin üçte ikisi Quechua dilini kullanır. Bunlar genellikle Sierra bölgesinde yaşar. Titicaca Gölü ve GüneySierra’da yaşayan geri kalan Kızılderililer Aymara diliyle konuşurlar. Melezler ve beyazlar ise İspanyolca konuşurlar.

Nüfusun çoğunluğu katoliktir. Halk arasında ırk, ekonomik seviye, sosyal hayat ve kültür seviyesi bakımlarından bazı farklı sınıflar meydana gelmiştir. Kızılderililerin çoğunluğu fakir insanlardır. Avcılık ve tarımla geçinirler.

Okuma-yazma oranı% 72 dolaylarındadır. 1972 yılında çıkarılan eğitim ve öğretim kanunundan sonra ilkokul mecburi ve diğer okullar serbest bırakılmıştır. Birçok özel okul mevcuttur. Ülkede 30 üniversite vardır. Bunların en meşhurları; Lima’daki Milli Eğitim Üniversitesi, Milli Mühendislik Üniversitesi ve San Marcos Üniversitesidir.

Peru halkında, el sanatları bakımından daha çok seramik eşya yapımı önemlidir. Oyuncak lama yapımı, çeşitli kilim ve halı dokumacılığı, renkli kumaş yapımı ve lama, alpaka ve vikunyu (bir çeşit lama) yününden elbise örülmesi halkın uğraştığı başlıca sanat dallarıdır.

Ülkenin en gelişmiş şehri başşehir Lima’dır. Diğer önemli şehirleri Callao, Arequipa, Trujillo, İquitos, Cuzco ve Huancayo’dur.

Siyasi Hayat

İdari sistemi parlamenter demokrasi esaslarına dayanan bir merkezi cumhuriyettir. 1980 Peru Anayasasına göre biri başkan ve iki yardımcı başkan, halk oylamasıyla seçilir. Başkan, başbakanı ve bakanlar kurulunu tayin eder. Başkan, seçilebilmesi için oyların en az % 50’sini almak zorundadır.

Yasama gücü, kongrededir. Kongre iki meclislidir. Senato 60 üyeli ve Millet Meclisi 180 üyeli olup, seçime tabidirler. Başkanlık ve kongre seçimleri her 5 yılda bir yapılır. 18 yaşını dolduranlar oy kullanabilir. İdari olarak bir il ve 24 bölgeye ayrılmıştır. Birleşmiş Milletler üyesidir.

Ekonomi

Peru’nun ticari ekonomisi geniş ölçüde minerallere, tarım ürünlerine ve endüstri ürünleri ve balıkçılığa dayanır. Ülkede yetişen başlıca tarım ürünleri pamuk, şekerpancarı, kahve, pirinç, patates, fasulye, mısır, arpa ve tütündür.

Peru, yeraltı kaynakları bakımından oldukça zengin bir ülkedir. Ülkenin başlıca mineralleri: Bakır, gümüş, molibden, kurşun, petrol, çinko, demir, kadmiyum, kalay, altın, kömür, baryum, tuz, mermer, alçıtaşı, kireçtaşı, tellür, antimon, tungsten, selenyum ve bizmuttur. Ülkenin en önemli endüstrileriyse balık ve çelik endüstrileridir. Kıyılarında daha çok sardalya avlanır. Ülkenin diğer bir gelir kaynağı da kereste, kauçuk, kinin, koyu kırmızı gülağacı yağı ve Brezilya kestanesi gibi orman ürünleridir.

Peru sahip olduğu mineraller ve hazırladığı balık yemekleriyle fazla ticari bir gelire sahiptir. İhracatı teşkil eden başlıca ürünler: Bakır, balık yemekleri, kahve, demir, şeker, çinko, gümüş, kurşun, pamuk, altın ve yündür. 1993 yılı başında dış ticarette 3.3 milyar dolarlık bir ihracata ulaşmıştır. İhracatını daha çok Japonya ve ABD’ye yapar.

Makina, gıda maddeleri, yakıt, yağlar, metalik olmayan bazı mineraller, kimyevi ürünler ve çelik başlıca ithalat mallarıdır. İthalatını daha çok ABD ve Almanya ile yapmaktadır.

Peru, Andean Ortak Pazarı ülkelerinden biridir. Peru’dan başka Ekvador, Kolombiya, Venezuella ve Bolivya’nın da bulunduğu pazar, üye ülkeler arasında gümrük muafiyeti ve ortak bir harici vergi sistemi getirmiştir.

Peru’nun ulaştırma şebekesi 19. yüzyıldan sonra gelişmiştir. Demiryollarının uzunluğu 3472 km’dir. 69.942 km’yi bulan karayollarının ancak % 11’i asfalttır. Hava yolları ulaşımı 22 havaalanından sağlanır.

Tagged :

Paraguay

DEVLETİN ADI: Paraguay Cumhuriyeti
BAŞŞEHRİ: Asunción
NÜFUSU: 4.519.000
YÜZÖLÇÜMÜ: 406.752 km2
RESMİ DİLİ: İspanyolca
DİNİ: Hıristiyan
PARA BİRİMİ: Guarani

Güney Amerika kıtasının ortasında bulunan ve kuzeybatıda Bolivya, kuzeydoğuda Brezilya, güneyde ve batıda Arjantin ile komşu olan bir devlet. Denize en yakın yeri 1600 km olan Paraguay, 19° 16’ ve 27° 35’ güney enlemleriyle 54° 16’ ve 62° 37’ batı boylamları arasında yer alır.

Tarihi

Paraguay, 1515’te Diaz de Solis tarafından keşfedildiğinde ülke nüfusunu Guarani yerlileri meydana getiriyordu. 1535’te İspanyollar ülkeyi sömürgeleştirdiler. Paraguay, Peru genel valiliğine bağlandı. Ülkede altın veya gümüş olmadığından İspanyollar Paraguay’a pek önem vermediler. Çok içerde kalması sebebiyle, ülke geniş ölçüde muhtar bir yönetimle idare edildi. On sekizinci yüzyıl başlarında Paraguaylılar bağımsızlık için mücadeleye giriştiler. 1721’de başşehir Asuncion’da bir grup halk ilk defa ayaklandı. Hemen hemen bir asır sonra Paraguay, 1811’de bağımsızlığını ilan etti.

Paraguay, 1865’te komşusu Brezilya ile anlaşmazlık içinde olduğundan, bu devlete karşı kanlı bir savaşa girdi. Arjantin ve Uruguay Brezilya’ya yardım ederek üçlü bir ittifak kurdular. 1870’te savaş sona erdiğinde, binlerce Paraguaylı (ülke nüfusunun hemen hemen yarısı) ölmüştü.

Chaco’da petrolün bulunması Paraguay’ı Bolivya’ya karşı yeni bir savaşa sürükledi. 1932’de patlak veren Chaco Savaşı 1935’te son buldu. Sonuçta; Bolivya, Paraguay’dan büyük ölçüde toprak kazandı. Savaştan sonra Paraguay 20 yıllık bir siyasi istikrarsızlık dönemine girdi. Bu dönemde hükümet çok defa el değiştirdi. 1954’ten itibaren General Alfredo Stroessner ülke yönetimini ele geçirdi. 1988 Şubatında General Andrés Rodriguez tarafından yapılan bir darbe ile devrildi. Mayıs ayında yapılan seçimleri kazanan Rodriguez Devlet başkanı oldu. 1 Mayıs 1993’te yapılan başkanlık seçimlerini Juan Carlos Wasmosy kazandı. Wasmosy aynı zamanda seçimle gelen ilk sivil cumhurbaşkanıdır.

Fiziki Yapı

Paraguay Nehri ülkeyi birbirinden oldukça farklı iki bölgeye ayırır: Kurak ve boş bir bölge olan Batı Paraguay ve Doğu Paraguay.

Doğu Paraguay’da arazi genellikle yeşil ve verimlidir. Burada ulaşımı engelleyen büyük dağlar yoktur. Arazi çapraz hatlar meydana getiren nehir ve akarsularla bölünmüştür. Başşehir Asuncion çevresinden itibaren, kırmızı topraklı tepeler doğuya doğru Brezilya sınırını kuşatır. Bu tepeler zengin ve iyi sulama imkanlarına sahip olan kuzey ve güneydeki ovalara doğru alçalırlar. Güneyde Parana Nehri Arjantin ile Paraguay arasında sınır meydana getirir.

Paraguay’ın yaklaşık üçte ikisi, Paraguay Nehrinin batı tarafında Chaco bölgesinde yer alır. Nehrin kenarında bataklık taşkın ovalarla başlayan bölge Bolivya sınırına yaklaştıkça kuraklaşır ve en batıda bir çöl haline döner. Bu bölgede Pilcamayo Nehri kuzeybatı-güneydoğu istikametinde Arjantin sınırı boyunca akarak Paraguay Nehrine karışır.

İklim

Paraguay’da senenin büyük bölümünde sıcak ve nemli bir iklim hüküm sürer. Fakat hazirandan itibaren ağustosa kadar, sıcaklık arasıra geceleri dondurucu hale gelir.

İlkbahar ve yaz aylarında (ekimden marta kadar) sıcaklıklar Asuncion’da 21° ila 32°C arasında değişir. Sonbaharda ve kışın (nisandan eylüle kadar) sıcaklık 10° ila 21°C arasındadır.

Tabii Kaynaklar

Batı Paraguay’ın kuzey ucunda ve güneyde Parana Nehri boyunca Cengel (sık ağaçlıklı orman) bulunur. Doğu Paraguay’da bitki örtüsü kaktüs, bodur ve sert odunlu ağaçlar, tanen ağacı ve sedirdir. Ülkedeki belli başlı vahşi hayvanlar jaguar, tapir, geyik, yabani domuzdur. Nehirlerde timsah öldürücü piraya ve çok çeşitli balık bulunur. Yılanlar, (boğa yılanı gibi) ekseriya 9 metreyi aşar. Ülkenin yeraltı zenginlikleri demir, manganez ve kireçtaşıdır.

Nüfus ve Sosyal Hayat

Yaklaşık 4.519.000 kişilik Paraguay nüfusunun % 95’ini İspanyollarla yerlilerin karışmasından meydana gelen melezler teşkil eder. Az sayıda Avrupalı, japon ve Brezilyalı göçmenler ve zenci azınlıklar vardır. Ülke nüfusunun % 90’dan fazlası Paraguay Nehrinin doğusunda, geri kalanı bu nehrin batısında yaşar. Latin Amerika ülkeleri arasında en düşük nüfus yoğunluklarından birine sahip olan Paraguay’da, kilometre kareye 10 kişi düşer.

Nüfusun % 40’ı şehirlerde yaşamakta olup, tek büyük nüfus merkezi yarım milyonluk başşehir Asuncion’dur. Ülkede doğum oranı binde 34, ölüm oranı binde 7, nüfus artış oranı % 27’dir.

Paraguay halkının % 97’si Roma Katoliğidir. Paraguay’da Guarani dili ve İspanyolca çeşit olarak halk tarafından kullanılmaktadır. Halkın çoğunluğu bu iki dili konuşmaktadır. İspanyolların sömürgeleştirdiği Amerika ülkeleri arasında sadece bu ülkede halkın çoğu iki dil kullanmaktadır.

Ülke nüfusunun % 82’si okuma-yazma bilmesine rağmen, üniversiteliler toplam nüfusun % 1’den daha azını meydana getirirler. Böyle bir durum yüksek okul bitirenlere yüksek kademelere gelme imkanını sağlamaktadır.

Siyasi Hayat

Paraguay, büyük ölçüde merkezi ve otoriter bir siyasi sisteme sahiptir. Ülke iki meclisli parlamenter bir sistemle idare edilir. Senatörler ve milletvekilleri beş yılda bir seçilir. Paraguay 19 idari bölgeye ayrılmış olup, Birleşmiş Milletlere üyedir. Hükümet bütçesinin % 15’i savunmaya ayrılmıştır. Toplam 17.000 kişilik bir ordusu vardır.

Ekonomi

Paraguay ekonomisi, esas itibariyle tarıma dayanır. Çalışan nüfusun % 44’ü tarımla, % 34’ü sanayi ve ticaretle, % 22’si çeşitli hizmetlerde uğraşır.

Tarıma elverişli topraklarda iyi bir sulama sayesinde çok çeşitli bitkiler yetiştirirler. Belli başlı yetiştirilen bitkiler: Mısır, buğday, soya fasulyesi, yerfıstığı, tütün, turunçgil meyveleri, yerbamatê (Paraguay’a has bir çeşit çay), kahve, pirinç, pamuktur.

Hükümetin yabancı sermayeyi teşvik etmesi ve çeşitli baraj projeleriyle kullanılabilen enerjinin artırılması gıda, tekstil, kağıt, selüloz, kereste, çimento ve şeker sanayilerinin gelişmesini sağlamıştır. Makina, yakıt, yağlayıcı madde, alet ve araç ithalatındaki sürekli artış ekonominin modernleşmesine imkan vermektedir. Paraguay ençok Brezilya, Arjantin, ABD ve Almanya ile ticaret yapar. İhraç malları pamuk, soya fasulyesi, kahve, pirinç, sebze, et, tütün, ağaç gövdesi, yerbamaté ve tanendir.

Paraguay ulaşım imkanlarını arttırma çabası içindedir. Karayolları modernleştirilmektedir. 25.600 km’lik karayolunun ancak 2400 km’si asfaltlanmıştır. Parano-Paraguay suyolu, ulaşım yollarının en mükemmelidir. Asuncion’da açılan milletlerarası havaalanı ve devlet havayolları dünyanın diğer ülkeleriyle irtibatı temin etmektedir. İç havayolları, modernleştirilen karayolları iç kesimde gelişmeyi yavaş yavaş hızlandırmaktadır.

Tagged :

Papua Yeni Gine

DEVLETİN ADI: Papua Yeni Gine
BAŞŞEHRİ: Port Moresby
NÜFuSU: 3.834.000
YÜZÖLÇÜMÜ: 462.840 km2
RESMi DİLİ: İngilizce
DiNİ: Katolik, Protestan
PARA BİRİMİ: Kina

Güneybatı Pasifik’te, Avustralya kıtasının kuzeyinde ve ekvatorun güneyinde, 0°-10° güney enlemleri ve 130°-150° doğu boylamları arasında, Yeni Gine Adasının doğu yarısı, Bismarck Takımadası ve birçok bitişik ada gruplarını içine alan bağımsız bir ülke. Batısında Endonezya, güneyinde Avustralya bulunur.

Tarihi

Bölgede yaşayan ilk insanların kimler olduğu hakkında bilgiler kesin değildir. Bu adalar topluluğunda hayatın 10.000 yıl evvel başladığı kabul edilir. Arkeolojistlerin çalışmalarına ve elde edilen tarihi kayıtlara göre bölgenin bilinen ilk insanları kuzeyden gelen Malenezyalılar ile Papua yerli dilini kullanan ada yerlileridir. Daha sonra Asya ve Endonezya’dan göçler yapılmıştır.

Bölgeye Avrupalıların ilk gelişleri 15. yüzyıla rastlar. 1526 yılında Portekizli Jorge de Meneses Yeni Gine Adasına gelen ilk Avrupalıdır. Meneses Adanın kuzey kıyılarına Malay dilinde “kıvırcık saçlı” anlamına gelen “Ilhas dos Popuas” adını verdi. 1545 yılında bölgenin insanlarının, Afrika Gine’si Kıyısı insanlarına çok benzediğini görerek, adanın ismini Yeni Gine olarak değiştirdi. Bundan sonra bölgeye sırasıyla, İspanyollar, İskoçlar, İngilizler ve Fransızlar geldi.

1884 yılında İngilizler adanın güney yarısını ve Almanlar kuzey kıyılarını işgal etti. Daha sonra bu bölgeler Birinci Dünya Harbinin tesiriyle, Avustralya’ya bırakılmak zorunda kaldı. 1920 yılında Milletler Cemiyeti adayı manda altına soktu. İkinci Dünya Harbi esnasında kuzey kıyıları Japonya işgali altına girdi. Japonların yenilmesinden sonra bölge, 1949’da Milletler Cemiyeti tarafından Avustralya idaresine verildi. Daha sonra 1973’te kendi kendini yönetme hakkını elde etti. Papua Yeni Gine nihayet 1975’te bağımsız oldu. Michael T.Somare ülkenin ilk başkanı olarak 1988’e kadar görevde kaldı. 1998 seçimlerini kazanan Rabbie Namalin, 1992’ye kadar başbakanlık vazifesine devam etti. 1992 seçimlerini kazanan Paias Wingti yeni hükümeti kurdu.

Fiziki Yapı

Papua Yeni Gine, Yeni Gine Adasının doğu kısmı, Bismarck Takımadaları ve diğer birçok alçak mercan adalarından ibarettir. Yüzölçümü yaklaşık olarak 462.840 km2dir.

Ülkenin büyük bir bölümü İrian Jaya’ya kadar uzanan dağ silsilesiyle örtülüdür. Bölgede Vitiaz Boğazı boyunca Bismarck Takımadasına kadar volkanik bir dağ grubu vardır. Bunlardan güneydoğuda kalan Lamington Dağı 1951’de çok şiddetli bir püskürme ve patlama göstermiştir. En yüksek bölge 4509 m’lik Wilhelm Dağıdır. Ülkenin başlıca nehirleri; Fly, Kikori, Purari, Sepik, Ramu ve Murkham’dır.

Papua Yeni Gine’yi meydana getiren belli başlı volkanik olmayan adalar ise şöyle: D’Entrecasteaux Grubu, Louisrade Takımadası, Trobriand Adaları ve Woodlark’tır. Bunlardan başka Yeni İrlanda, Yeni İngiltere, Manu ve Bougahville volkanik olan adalarıdır. Diğer küçük adalar umumiyetle mercan resiflerinden (kayalık, döküntü) ve mercan adalarından (atol) meydana gelmiştir.

İklim

Papua Yeni Gine ekvatorun yaklaşık 10° altında yer alır. Bu yüzden birbirine yakın iki dönence bölgesinin içerisinde olup, iki mevsimli genel olarak sıcak ve nemli bir iklimin tesirindedir. Mayıs-aralık aylarında şiddetli güneydoğu rüzgarları bölgeye yağmur ve nispeten serin bir ortam (muhit) getirir. Ocak-nisan aylarında ise kuzeybatı rüzgarları aşırı sıcaklıkları ve şiddetli yağışları beraberinde getirir. Ortalama aylık sıcaklık haziran ayında 25°C ve aralık-ocak aylarında 28°C civarındadır. Yağışlar, kıyı ve dağlık bölgelerde, yıllık ortalama 2540 mm civarı ve üzerindedir.

Tabii Kaynakları

Ülkenin % 70’ine yakın bir bölümü ve yüksekliği fazla olan adalar tropikal ormanlarla kaplıdır. Şiddetli yağışlar ormanların çok sık olmasına yol açmış ve buna mukabil tarıma müsait toprakların azalmasına sebebiyet vermiştir. Ormanlardaki ağaçlar çok çeşitlidir. Genellikle yüksek bölgelerde daha çok meşe, kayın (ak gürgen), funda ve kozalaklı ağaçlar yetişir.

Papua Yeni Gine’nin hayvanları hemen hemen Avustralya’nınki ile aynıdır. Keseli hayvanlar çoğunluğu teşkil eder. Ayrıca birçok cinste sürüngene her tarafta sık rastlanır.

Ülkede çeşitli cinste kuş mevcuttur. Herbiri birbirinden farklı, rengarenk kuşlar ülke ormanlarının en ilgi çeken hayvanlarıdır. Bunların arasında hiç şüphesiz devekuşu ve papağanın ayrı bir yeri vardır.

Ülke yeraltı kaynakları bakımından orta seviyededir. Daha çok altın ve gümüş gibi kıymetli madenler çıkarılır. Ayrıca bakır ve tabii gaz yatakları da mevcuttur.

Nüfus ve Sosyal Hayat

Yaklaşık olarak ülkenin nüfusu 3.834.000 kişidir. Nüfus yoğunluğu ise 77 civarındadır. Bunun % 13,5’i şehirlerde yaşamaktadır. Yıllık nüfus artışı % 2,7’dir.

Ülkede yerli nüfusu olarak üç ana grup vardır; güney ve iç bölgelerde Papuanlar, kuzey ve doğuda Malenezyalılar ve batı bölgelerde Pigmeler. Bunların dışında ayrıca Avustralyalılar, Polinezyalılar ve bir miktar da Çinliler mevcuttur. Yerlilerin çoğunluğu siyah derilidir. Bunlardan deri renkleri sarı ile siyah arasında değişebilen, yuvarlak kafa yapılı Pigmeler, çok küçük boylu olmalarıyla bilinir.

Ülkenin resmi dili İngilizcedir. Ayrıca “Pidgin İngilizce” denen İngilizcenin bozulmuş ve değiştirilmiş bir şekli olan bir dil de kullanılmaktadır. Bundan başka ülkede yerli dillerin ve lehçelerin sayısı 700’ü aşkındır. Bunlardan 200 adedi Malayo-Polinezya kökenli Malenezya dil grubuna aittir. Standart İngilizceden bozma “Pidgin” İngilizcesi ise daha çok ticari sahada konuşulur.

Halkın çoğunluğu kendi yerli inançlarından kurtulamamıştır. Bundan başka Katoliklik ve Protestanlık yaygındır.

Papua Yeni Gine insanlarının % 90’ı esas adada yaşarlar. Çoğunluğu kıyı bölgelerde ve başşehir Port Moresby’da oturur. Diğer önemli şehirleri; Lae, Samarai, Goroka ve Modang’dır. Diğer adalar üzerinde kurulu şehirleri ise Rabaul Yeniİngiltere ve Arawa Bougainville Adası üzerindedir.

Ülkede okur-yazar oranı % 32’dir. Genç nüfusun % 30’u okula gitmektedir. İki üniversite mevcuttur; biri 1965’te Port Moresloy’de açılan Papua Yeni Gine Üniversitesi ve diğeri 1967’de açılan Lae Teknoloji Üniversitesidir.

Siyasi Hayat

Bağımsız bir millet olan Papua Yeni Gine parlamenter demokrasi sistemini kabul etmiştir. 1975 yılında İngiltere Milletler Topluluğu içerisinde, tam bağımsızlığını kazanan bir devlet olmuştur. Michael T.Somare ilk başbakandır. Devlet Başkanı Kraliçe Elizabeth II’dir. Bunu ülkede genel bir vali temsil eder.

Ülke idari olarak bir başşehir ve 20 il’e bölünmüştür. Her bir ilin seçilmiş bir meclisi vardır.

Papua Yeni Gine BM ve Güney Pasifik Komisyonu üyesi bir ülkedir. Ayrıca Güney Pasifik ülkeleri arasındaki politik ve ekonomik işbirliği ve kalkınmayı gaye edinen Güney Pasifik Formu üyesi olmuştur.

Ekonomi

Ülke ekonomisi umumiyetle tarıma dayanır. Ayrıca hayvancılık ve balıkçılık da önemlidir. Daha çok domuz ve kümes hayvanları yetiştirilir. Ülkede yetişen başlıca tarım ürünleri; yulaf, kulkas, muz, kokonat, tatlı patates, kahve ve kakaodur. Ayrıca meyve ve sebze yetiştiriciliği de oldukça gelişmiştir.

Başlıca endüstri ve imalat sahaları; orman ürünleri, mineraller, balık, gıda, inşaat malzemeleri ve ev eşyalarıdır.

Dışarıya kahve, çay, kakao, orman ürünleri, balık, meyve, sebze satar. Dışardan ağır makinalar ve çeşitli araçlar satın alır.

Altın ülkenin en önemli madenidir. Ayrıca gümüş, bakır, petrol ve tabii gaz da çıkartılmaktadır.

Nüfusun % 53’ü tarım, % 17’si endüstri ve ticarette ve % 10’u resmi hizmetlerde çalışır. Para birimi Kina’dır. İhracat ve ithalatını çoğunlukla, Japonya, Birleşik Almanya, Avustralya ve ABD ile yapar. Başlıca iki limanı vardır: Port Moresby ve Lae limanları. Turizm gelirleri orta seviyededir.

Ulaşım ve haberleşme yetersizliği başlı başına bir problem teşkil etmektedir. 1973’ten sonra ulaşım ve haberleşme üzerine yapılan çalışmalar sonunda biraz düzelmiştir.

Tagged :

Panama

DEVLETİN ADI: Panama Cumhuriyeti
BAŞŞEHRİ: Panama City
NÜFUSU: 2.515.000
YÜZÖLÇÜMÜ: 77.082 km2
RESMİ DİLİ: İspanyolca
DİNİ: Katolik
PARA BİRİMİ: Balboa

Kuzey Amerika kıtası ile Güney Amerika kıtasını birleştiren uzun ve dar bir kara köprü üzerinde bulunan bir devlet. Orta Amerika’nın en güneydoğusunda, 7° 12’ ve 9° 39’ kuzey enlemleriyle 77° 09’ ve 83° 05’ doğusunda, 05’ batı boylamları arasında yer alan ve yaklaşık olarak boylu boyunca yayılmış “S” harfine benzeyen bir şekle sahiptir.

Tarihi

Panama topraklarında, 16. yüzyılın başına kadar bir takım Kızılderili kabileleri hayat sürmekteydi. Bu Kızılderililer kendilerine has bir kültürden ziyade, Peru ve Meksika’daki kabilelerin idaresine bağlıydılar. İspanyol Rodrigo de Bastidas, 1501 yılında ülke kıyılarına ulaşan ilk Avrupalı oldu. 1510 tarihinde ülkenin şimdiki para biriminin ismini aldığı Vasco Nunez de Balboa, boğazı geçerek, Pasifik Okyanusunu bulmuş oldu. Balboa, şimdi Kolombiya’da kalan Uraba Körfezinin batısındaki Darién yerleşme bölgesini kurdu.

Panama, 1821 yılına kadar bir İspanyol kolonisi olarak kaldı. Bu tarihte Kolombiya ile birleşti. 1903 yılında Kolombiya’dan yeniden ayrılarak bağımsızlığını ilan etti. Bağımsızlığını kazanmasında ABD’den büyük destek gördü ve tanındı. Buna karşılık, Panama, Kanalın kontrolünü ABD’ye bıraktı.

“Hay-Bunau-Varilla” adıyla bilinen bu antlaşma, ülkelerin bağımsızlık sonrası ilk siyasi antlaşmasıdır. 1904 yılında ilk Panama Anayasası hazırlandı ve Manuel Amador Guerrero ilk devlet başkanı seçildi.

Bundan sonra Panama 20. yüzyıl tarihinin en renkli siması Arnulfo Arias oldu. Ayrı ayrı zamanlarda üç defa çeşitli yollarla başkanlığı ele geçirdi. Fakat 1968 askeri darbesiyle tamamen ortadan kaldırıldı.

1964 yılında ülkede büyük bir ayaklanma oldu. Ayaklanmanın sebebi 1903 tarihli anlaşmanın maddeleri ve bölgedeki ABD ve Panama bayrakları ile ilgiliydi. Bu olaylar en sonunda kanlı olarak bitti.

Bundan sonra 1967, 1974 ve 1977 yılında yeni anlaşmalar yapıldı. Bu anlaşmalara göre: “ABD bölgeden 1999 yılına kadar çekilecek ve kanal tedricen Panama’ya devredilecek.” Burada kanalın “geçici tarafsızlığı” garanti altına alındı. Kanal Bölgesi böylece Panama toprakları bünyesine katıldı.

Panama hükümeti kanaldan gelir elde etmek için geçiş ücretlerini düşük tutarak, bölgenin milletlerarası bir bankacılık merkezi halini almasını sağladı.

İç karışıklıklar ve yönetimin ABD’ye karşı tutumları yüzünden 20 Aralık 1989’da Amerika, Kanalı korumak üzere Panama’ya askeri müdahalede bulundu. Daha sonra yapılan görüşmeler neticesinde sayıları on bine ulaşan Amerikan askeri kademeli olarak bölgeden geri çekilerek ve kanalın denetimini resmen Panama’ya bırakması kararlaştırıldı. 15 Kasım 1992’de yapılan 58 maddelik reform paketine halk güven oyu vermemesi üzerine muhalefet, yeni bir anayasa hazırlamak üzere kurucu meclis için seçimlere gidilmesi çağrısında bulundu. Ülkede karışıklıklar hala devam etmektedir (1993).

Fiziki Yapı

Panama, Orta Amerika’nın en güneydoğusunda yer alır. Doğusunda Kolombiya, güneyinde Pasifik Okyanusu, batısında Kosta Rika ve kuzeyinde Karayib Denizi bulunur. Şekil itibariyle uzunlamasına yayılmış “S” harfine benzer. Ülkenin ortasında yer alan Panama Kanalı, Kuzey Amerika ile Güney Amerika kıtalarının birleştiği noktadır.

Yaklaşık olarak 77.082 km2lik bir yüzölçüme sahiptir. Ülkenin uzunluğu aşağı yukarı 670 km ve genişliği 51 ila 81 km civarındadır. Panama Kanalı, Karayib Denizinden güneydoğuya doğru Pasifik Okyanusuna akar. Ülkenin kuzeyindeki kıyılara, Atlantik Kıyıları ve Azuero Yarımadasının mevcudiyetiyle daha uzun olan güney kıyılarına ise Pasifik Kıyıları denir.

Ülkenin en önemli fiziki özelliği, Amerika kıtasını taksim eden su bölüm hattını(Continental Divide) teşkil eden dağ omurgasıdır. Bu omurganın Kosta Rika’dan Kanal’a kadar uzanan bölümüne Merkezi Cardillera denir. Batıda yaklaşık 3000 m yükseklikte olan bu dağlar Kanal’a doğru 900 m’ye kadar düşer. Kanal’ın sağından Atlantik kıyısına kadar olan bölüme Cordillera de San Blas ve daha doğudaki kısma ise Serrania del Darién denmektedir. Buradaki dağlar ortalama 1800 m yüksekliğe sahiptir. Chiriqui (Baru) Volkanik Dağı yaklaşık 3478 m yükseklikte olup, ülkenin en yüksek yeridir. Merkezi Cordillera ile Pasifik Kıyısı arasında Kosta Rika sınırına yakın bir yerdedir.

Ülkenin diğer dağlık bölümleri Azuero Yarımadası ile güneydoğuda Darién Tepeleridir. Arazinin % 13’ünü mevcut dağlar meydana getirir. Geri kalan % 87’si yayla görünüşündedir.

Panama, irili ufaklı 500’den fazla akarsuya sahiptir. Bu köprü ülkenin etrafında birçok ada mevcuttur. Bunlardan başlıca büyük olanları; kuzey kıyılarında, Bocas del Toro Takımadaları, San Blas, İnci, Taboga Adaları ve bir sürgün yeri olan Coiba Adasıdır.

İklim

Panama, umumi olarak sıcak bir iklime sahiptir. Bazı zamanlar günlük veya mevsimlik ısı değişiklikleri de olur. Ülkede iki mevsim vardır: Ocaktan nisan ayına kadar kara, sıcak tropikal iklim ve mayıs-aralık arası yağışlı dönem. Ortalama sıcaklık 27°C civarı olup, oldukça nemli bir hava mevcuttur. En yağışlı ve soğuk ay kasımdır. En sıcak ay ise mayıs ayıdır.

Atlantik Kıyıları yaklaşık 10 ay yağış alır. Yıllık yağış ortalaması 2500 ila 3000 mm’dir. Pasifik Kıyılarında ise yağışlı dönem 8 ay kadar olup, yıllık yağış ortalama 1700 ila 2100 mm’dir.

Yılın değişik zamanlarında aralıklı olarak Karayip Denizinden gelen rüzgarlar ve yıl sonuna doğru nemli Pasifik rüzgarları ülkeyi dayanılamayacak derecede sıcak bir iklimden korur. Los Santos Herrera bölgeleri 1300 mm civarında aldıkları yağış ortalamasıyla, ülkenin en kurak ve az yağış alan bölgeleridir. Pasifik kıyılarındaki bazı bölgelerinde de kuraklıklar görülür. Ayrıca ülkede bazı zamanlar kasırgalar meydana gelir.

Tabii Kaynaklar

Panama, dünyanın en sık ormanlarının mevcut olduğu ülkelerden biridir. Karayib Kıyısının sık tropikal ormanları, Pasifik boyunca yapraklarını döken ormanlara kadar uzanır. Dağlar yüksek yağıştan dolayı yoğun bir bitki örtüsüyle kaplıdır. Mevcut bu bitki örtüsü içerisinde yaklaşık 2000 çeşit tropikal bitki yetişir. Tropikal ormanların ağaçları bir çeşit kırmızı ve hoş kokulu tropikal ağaç olan gülağacı ve mahun gibi oldukça kıymetli odunu olan ağaçlardan meydana gelmiştir.

Panama, çok sayıda nehre sahiptir. Bunlardan ve mevcut su potansiyelinden hidroelektrik enerji ve balıkçılık gibi önemli gelirler elde edilmektedir.

Panama’da geniş mineral kaynakları vardır. Bunlardan en önemlisi Cerro Colorado’da çıkarılan bakır madenidir. Diğer önemli mineral, çimento imalinde kullanılmakta olan kireçtaşıdır.

Nüfus ve Sosyal Hayat

Panama, yaklaşık olarak 2.515.000 civarında bir nüfusa sahiptir. Nüfus artışı % 3 civarındadır. Nüfusun % 52’si şehir merkezlerinde yaşar. Panama nüfusunun % 70’i Mestizo, % 5’i Kızılderili, % 15’i batılı Kızılderili ve % 10’una yakın bir bölümü de Asyalı Kafkasyalılardan meydana gelir. Ayrıca bir miktar beyaz da mevcuttur. Büyük bölümü meydana getiren Mestizolar İspanyol-Kızılderili melezi insanlardır. Nüfusun zenci kesiminin % 60’ı Jamaika ve diğer adalardan getirilen esir insanların devamıdır. Kızılderililer ise, esas olarak üç ana kabileye ayrılırlar: Cuna, Guayami ve Choco kabilesi.

Ülkede resmi dil İspanyolcadır. İngilizce oldukça yaygın bir dildir. Kızılderililerin bir kısmı yerli dillerini kullanırken, diğer kısmı İngilizce konuşmaktadır.

Panamalıların % 90’ı Katolik ve % 6’sı Protestandır. Ayrıca bir miktar Müslüman da mevcuttur. Yerli kabile dinleri hemen hemen kalmamıştır.

Halkın çoğu Pasifik kıyılarında yaşar. Atlantik kıyıları ise, verimli toprakları olan Chiriqui Yüksek Yaylası hariç, seyrektir.

Halkın % 85’e yakın bir bölümü okur yazardır. Panama Üniversitesi ve Özel Santa Maria la Antigua adlı iki üniversite mevcuttur.

Panama City, ülkenin başşehri olup en büyük kültür ve ticaret merkezidir. Diğer önemli şehirleri Colon ve David şehirleridir. Panama City, Orta Amerika tarihini aksettirecek yapılarla ve tarihi müzelerle doludur. Ayrıca şehir Kolombiya idaresinin izlerini de taşır.

Panama, kullanma hakkını elde ettiği Panama Kanalı vasıtasıyla hayat standardı yükselmiş bir ülkedir. Hem şehirli ve hem de kır hayatı yaşayan nüfusun ekonomik geliri nispeten yüksektir.

Siyasi Hayat

Panama’nın hükümet tipi, Merkezi Cumhuriyettir. Devlet Başkanı aynı zamanda hükümet başkanıdır. Milletvekillerinden (şehir temsilcilerinden) teşkil edilmiş bir Millet Meclisi bulunur. İdari sistem, dokuz il ve bir serbest bölgeden meydana gelir. Bunlar batıdan doğuya doğru sırasıyla Bocas del Toro, Chiriqui, Veraguas, Los Santas, Herrera, Coclee, Colon, Panama City ve Darién’dir. San Blas Kızılderililere tahsis edilmiş ayrı bir bölge olup ülkenin kuzeydoğusunda yer alır. Panama BM’ye üye bir ülkedir. ABD ile yaptığı 1977 anlaşmasına göre, Panama Kanalının kullanma hakkını elde etmiştir.

Ekonomi

Panama iki ekonomiye sahip bir ülkedir: Birincisi iç bölgelerde gelişmiş tarım ekonomisi, diğeri ise Kanal’ın terminal merkezleri olan Panama City ve Colon’da gelişmiş ticaret ekonomisidir.

Çalışan nüfusun % 30’u tarım alanında uğraşır. Topraklarının sadece % 7’si tahıl üretimine müsaittir. Ayrıca % 16’ya yakın bir bölümü çayır ve otlak arazidir. Diğer çalışan nüfusun % 30’a yakın bir bölümü de endüstri ve ticaret alanında çalışır. Ekilebilir arazi ancak % 5’tir. Yetiştirilen başlıca ürünler; muz, şekerkamışı, kahve, portakal, domates, yerelması, kakao, mısır ve kokanattır. Hayvancılık bakımından çoğunlukla sığır yetiştirilir. Balık üretimi her geçen sene artmaktadır. En çok karides avlanır.

Panama, bir milletlerarası bankacılık merkezidir. Panama Kanalı, petrol gemilerinin kısa sürede yerine ulaşabilmesi için lüzumlu en kısa yol üzerindedir. Dolayısıyle ülke kanaldan ve petrol rafinerilerinden büyük gelirler elde etmektedir. İmalat sanayiinin yerli üretime katkısı% 50 civarındadır. En büyük imalat endüstrisi petrol rafinericiliğidir. Ayrıca gıda, meşrubat ve tütün endüstrileri de mevcuttur.

Karides, tonbalığı gibi çeşitli deniz ürünleri, şeker, muz en önemli ihracat ürünleridir. Ayrıca süt, meyve, kahve, meşrubat, et, kümes hayvanları, domates ve sigara da satılmaktadır.

Ham petrol en önemli ithal maddesidir. Bundan başka makine, otomobil, çeşitli gıda maddeleri ve ilaç diğer önemli ithal ürünleridir. Daha çok Venezuella, Ekvador ve ABD ile ticari münasebetlerde bulunur.

Panama, turizmden büyük gelirler elde eden bir ülkedir. Stratejik coğrafi mevkii ve Panama Kanalının bunda büyük rolü vardır. İki uzun kenarının iki büyük okyanusla örtülmesi ve kıyıların deniz sporlarına müsait oluşu, Panama City’nin bir milletlerarası yerleşim merkezi halinde oluşu, turist akınının artmasının en önemli sebepleridir.

Panama, dünyanın en büyük deniz ticaret filolarından birine sahiptir. Fakat gemilerin çoğu yabancı bandıralıdır. Çok gelişmiş bir hava ulaştırma sistemi vardır. Demiryolları azdır. Ülkeyi baştanbaşa kateden iki büyük karayolu oldukça gelişmiştir. Karayollarının uzunluğu 10.015 km olup, bunun 2150 km’si asfalt, 850 km’si ise otobandır. Demiryollarının uzunluğu 402 km’dir.

Tagged :

Palau

‘Palau’, bir Okyanusya ülkesidir. Papua Yeni Gine’nin kuzeyindedir. 1994 yılında ABD himayesinden çıkmıştır. Yerli halk dilinde adı ‘Belau’dur.

Tam Adı: Palau Cumhuriyeti
Yüzölçümü: 458 km²
Başkenti: Koror
Para Birimi: ABD Doları
Dili: İngilizce ve Palau Dilleri
Nüfusu: 21 680 kişi (2005 yılı)
Ortalama Ömür: 69.19 yıl (2002 yılı)
Okur Yazarlık Oranı: % 92 (2002 yılı)
Kişi Başına Düşen Milli Gelir: 9 000 $ (2002 yılı)
Saat dilimi: gmt+9

Tagged :