Sıcaklık – Yükselti İlişkisi

Atmosfer yerden yansıyan ışınlarla ısındığı için sıcaklık yerden yükseldikçe troposfer katında her 200 metrede 1 ºC azalır. Örneğin 1000 metrede 15°C olan sıcaklık, 1200 metrede 14°C, 1400 metrede 13°C olacaktır.

SORU: 200 metre yükseltiye sahip A kentinde sıcaklık 10°C iken aynı anda 1200 metre yükseltideki B kentinde sıcaklık kaç derecedir?

Bu soruyu çözerken öncelikle yükselti farkını bulmamız, sonra kaç derecelik fark olduğunu bulmak için çıkan sonucu 200’e bölmemiz gereklidir.

1200 – 200 = 1000 metre (yükselti farkı)

1000 / 200 = 5°C (sıcaklık farkı)

Soruda verilen B kenti 1200 metredir ve A kentinden 1000 metre yukarıdadır. Biliyoruz ki yerden yükseldikçe sıcaklık azalır. Buradan yola çıkarak B kentinde sıcaklığın A kentine göre daha düşük olduğunu anlayabiliriz. Bu nedenle sıcaklığı bilinen A kentinin sıcaklığından A – B arası sıcaklık farkını çıkararak sonucu buluruz.

10 – 5 = 5°C (B kentinin sıcaklığı)

SORU:  1500 metre yükseltiye sahip X kentinde sıcaklık 12°C iken aynı anda 300 metre yükseltideki Y kentinde sıcaklık kaç derecedir?

Yükselti Farkı = 1500 – 300 = 1200 metre
Sıcaklık Farkı = 1200 / 200 = 6°C
Y kentinde Sıcaklık = 12 + 6 = 18°C

(Yukarıdaki soruda B kenti, A’dan kentinden daha alçakta olduğu için topladık)

SORU:  500 metre yükseltiye sahip E kentinde sıcaklık 7°C iken aynı anda 3500 metre yükseltideki F kentinde sıcaklık kaç derecedir?

Yükselti Farkı = 3500 – 500 = 3000 metre
Sıcaklık Farkı = 3000 / 200 = 15°C
F kentinde Sıcaklık = 7 – 15 = -8°C

İndirgenmiş Sıcaklık

Yükselti faktörü ortadan kaldırılarak her yer deniz seviyesiymiş yani 0 metreymiş gibi hesaplanan sıcaklıklardır.

SORU: 2000 metre yükseltideki A kentinde sıcaklık 10°C ölçülmüştür. Eğer bu kent deniz seviyesinde olsaydı, sıcaklığı kaç derece olurdu?

Yükselti Farkı = 2000 – 0 = 2000 metre
(Deniz seviyesi 0 metre olduğu için 2000’den sıfırı çıkardık)

Sıcaklık Farkı = 2000 / 200 = 10°C

A’nın indirgenmiş sıcaklığı = 10 + 10 = 20°C
(Deniz seviyesi sıcaklığı yani indirgenmiş sıcaklık sorulduğunda toplanır)

Tagged : / / / / / / / / / / /

Yeryüzünde Sıcaklığın Dağılışını Etkileyen Faktörler

1. Güneş Işınlarının Düşme Açısı
(Güneş ışınlarının atmosferde aldığı yol)

Güneş ışınları bir yere ne kadar dik açıyla düşerse sıcaklık değerleri de o kadar yüksek olur. Çünkü dik açıyla gelen ışınlar daha dar alanları ısıtmaktadır.

Güneş ışınlarının düşme açısı dünyanın şekli, eksen eğikliği, günlük hareketi ve eğime bağlı olarak değişir.

a. Dünyanın Şekli: Ekvator’dan kutuplara doğru gidildikçe güneş ışınlarının geliş açısı küçülür.
b. Eksen Eğikliği: Dünyanın güneş etrafındaki dönüşüne bağlı olarak yıl içinde yarımkürelere farklı açılarla düşer.
c. Günlük Hareket: Dünyanın kendi ekseni etrafındaki dönüşüne bağlı olarak sabah ve akşam dar açılarla düşerken, öğle vakti daha dik açıyla düşer.
d. Bakı ve Eğim: Güneşe bakan yamaçlar güneş ışınlarını daha dik açıyla alırlar.

2. Güneşlenme Süresi

Güneşlenme süresi uzadıkça atmosferdeki ısı birikimi artacağı için sıcaklık da artar.

Gün içinde en yüksek sıcaklıkların öğleden birkaç saat sonra olması bununla ilgilidir. En soğuk zaman ise güneşin doğmasından önceki andır.

3. Yükselti

Atmosfer yerden yansıyan ışınlarla ısındığı için yerden yükseldikçe her 200 metrede 1 ºC sıcaklık azalır.

Sıcaklığın Deniz Seviyesine İndirgenmesi:

Soru: 1200 metre yükseltideki A noktasının sıcaklığı 18ºC olarak ölçülmüştür. A noktasının deniz seviyesine indirgenmiş sıcaklığı kaç derecedir?

1200 / 200 = 6 18 + 6 = 24 ºC

4. Kara ve Denizlerin Dağılışı

Karalar daha çabuk ısınır ve daha çabuk soğurken, denizler geç ısınır, geç soğurlar.

Ayrıca karalar denizlerden yazın daha sıcak, kışın ise daha soğuk olurlar.

Kuzey yarım kürede karalarda en sıcak ay Temmuz, en soğuk ay ise Ocak’tır. Buna karşın denizlerde en sıcak ay Ağustos, en soğuk ay Şubat’tır.

Kuzey yarım kürede karalar daha fazla yer kapladığından sıcaklık ortalamaları ve farkları güney yarımküreden daha fazladır.

5. Nem

Atmosferdeki su buharına nem denir.

Nemin fazla olduğu yerlerde aşırı ısınma ve soğuma görülmez. Bu nedenle günlük ve yıllık sıcaklık farklılıkları azdır.

Kış aylarında havanın bulutlu olduğu günler, bulutsuz günlere göre daha ılık geçer. Çünkü bulutlu günlerde yerin ısı kaybı daha az olur, bulutsuz günlerde ise fazla olur, bu durumda ayaz meydana gelir.

6. Okyanus Akıntıları

Okyanuslarda suyun kütle halinde bir yerden başka bir yere hareket etmesine okyanus akıntısı adı verilir.

Ekvator çevresinden gelen sıcak su akıntıları geldikleri yerde sıcaklığı arttırırken, kutuplardan gelen soğuk su akıntıları sıcaklığı düşürür.

7. Rüzgarlar

Ekvator çevresinden esen rüzgarlar sıcaklığı arttırırken kutup çevrelerinden esen rüzgarlar sıcaklığı düşürür.

8. Bitki Örtüsü

Bitki örtüsünün gür olduğu alanlar nemli ortamlar olduğu için ormanlar gündüz aşırı ısınmayı, gece aşırı soğumayı önler.

Tagged : / / / / / / / / / / / / / / / / / / / / / / / / / / / / / / / / / /

Doğal Kaynakların Çevreye Etkisi

Tarih boyunca insanlar, ihtiyaçlarını karşılamak için çeşitli doğal kaynakları kullanmışlardır.

Bu doğal kaynaklan kullanırken de yaşadıkları mekânı ve çevreyi çeşitli şekillerde değiştirmişlerdir.

Tüm doğal kaynakların kullanımı ile ilişkili sorunlarda olduğu gibi madencilikte de faaliyet türlerine bağlı olarak farklı boyutlarda gelişen çevre bozulmaları meydana gelmiş ve gelmeye devam etmektedir.

Maden kömürü çıkarımının çevreye olan olumsuz etkileri nelerdir?

Yüzey şekillerinin ve drenajın değiştirilmesi
Flora ve faunanın zarar görmesi
Çevre düzenlemesi yapılarak olumsuz etki aza indirilebilir. Ancak bu durum kömür çıkarma maliyetini arttırır

Maden kömürü yakılmasının çevreye olan olumsuz etkileri nelerdir?

Hava kirliliğine yol açar.
Havadaki karbondioksit oranını arttırır.
Kömürün yanmasıyla ortaya çıkan sülfür bileşikleri asit yağmurlarının oluşumuna sebep olur.
Asit yağmurları suyun da kirlenmesine yol açar.
Tüm bunlar aynı zamanda insan sağlığı üzerine olumsuz etkiler yaratır.

Maden kömürü gittikçe artan enerji açığını kapatmada büyük bir öneme sahip olacaktır.

Ancak sözü edilen zararlarından dolayı bugünkü kullanımı bazı gelişmiş ülkelerde sınırlandırılmaktadır.

Gelişmiş ve gelişmemiş ülkelerin doğal kaynaklardan yararlanma şekilleri farklı mıdır?

Gelişmiş ülkelerde doğal kaynaklardan büyük ölçüde faydalanılır, ileri teknoloji kullanılır, çevre daha az kirletilir.

Gelişmemiş ülkelerde yeterince yararlanılamadığı gibi bazılarına hiç dokunulamamaktadır, teknoloji yetersiz, çevreye duyarlılık azdır.

Yanlış Doğal Kaynak Kullanımına Örnekler;

Siyanürle altın aranması
Ormanların tahrip edilmesi

Çevreye zarar vermeden doğal kaynaklar kullanılabilir mi?

Evet kullanılabilir, ancak ileri düzeyde teknoloji ve masraf gerektirir.

Az gelişmiş ülkelerde olanakların kısıtlı olması sebebiyle çevreye verilen zarar daha fazladır.

Bilinçli ve planlı olarak odun ihtiyacımızı nasıl karşılarız?

Yaşlı ve kurumaya yüz tutmuş ağaçlar kesilebilir.
Kağıt üretimi için çabuk büyüyen ağaçlar kullanmak.
Kesilen ağaçların yerine tekrar ağaç dikmek.

Bilinçsiz ağaç kesimi ne gibi sorunlar ortaya çıkarır?

Erozyon, heyelan, çığ, sel, kuraklık gibi afetlere yol açar.
Yer altı sularında azalma meydana gelir.
Ekolojik dengeyi (canlı varlığını) olumsuz etkiler.

Termik santrallerin zararlarından nasıl korunabiliriz?

Fosil yakıtlar yakılması sonucu ortaya çıkan atıkların zararını en aza indirmek için bacalarda filtre olmalı.
Çevre dostu enerji kaynakları (güneş, su, rüzgar)  tercih edilmelidir.

Bir göl neden kurur?

Her gölün bir su kazancı ve bir de su kaybı vardır.

Gölün su kazancı:
Göle dökülen akarsular
Yağış
Yer altı su kaynakları

Gölün su kaybı:
Sulama kanalı açılması
Besleyen akarsular üzerine baraj yapılması
Yeraltına sızma
Buharlaşma

Kayıplar kazançtan fazla ise göl suları çekilir ve kurur.

Aral Gölü’nün Kurumasındaki Sebepler Nelerdir?

Tarımda sulama
Besleyen ırmaklara baraj yapılması
Sızma ve buharlaşma gibi doğal nedenler

Göller çevre için neden önemlidir?

Özellikle su canlılarına barınaktır.
Çevresini nemlendirmesine ve geç ısınıp soğumasına bağlı olarak bölgesindeki iklimi yumuşatır.
Yer altı su kaynaklarını beslemektedir.

TAŞ OCAKLARI VE ÇEVREYE ETKİLERİ

Taş ocakları hangi amaçlarla kurulur?

Sert taş, kırma taş, kum, asfalt yapımı için mıcır, karayolu ve demiryolunda dolgu malzemesi, sıva malzemesi, çimento ve beton üretmek amacıyla kurulur.

Taş ocakları çevreye ne gibi zararlar verir?

Dinamit patlatılması gürültü kirliliğine yol açar.
Ocaktan çıkan tozlar bazı bitkilerin gelişimini yavaşlatır ve engeller.
Yüzeyin süpürülmesine dolayısıyla canlıların yaşam alanlarının yok olmasına sebep olur.
Ormanlar ve tarım alanlarına yakın olması bu alanları tehdit etmesine yol açar.

Taş ocaklarının çevreye verdiği zararı en aza indirmek için neler yapılabilir?

Daha az sayıda patlayıcı kullanmak
Kamyona yükleme işi sırasında taşları nemlendirmek
Endemik bitkilerin bulunduğu alanlarda taş ocağı işletilmesine engel olmak

Taş ocakları su kaynaklarına ne gibi zararlar verir?

Toprak örtüsü olmayan arazide su yüzeysel akışa geçer ve sızma gerçekleşemez.
Bu durum yer altı sularında azalmaya sebep olur.
Çevreye atılan toz ve atıklar da çevreyi kirletir.

Taş ocakları tarım alanlarına ne gibi zararlar verir?

Ocaklardan yayılan tozlar toprak örtüsüne karışarak toprağın kalitesini değiştirir.
Toprak üzerindeki bitkiler zarar görür.

YAĞMUR ORMANLARININ TAHRİBİ

Ormanlar neden önemlidir?

En fazla oksijen üreten doğal kaynaktır.
Odun, kereste, mobilya, kauçuk gibi ürünlerin hammaddesidir.
Ülkelere ekonomik kazanç sağlar.
Bünyesinde büyük miktarda karbondioksit barındırır.
Böylelikle atmosferin karbondioksit dengesinde önemli rol oynar.
Küresel iklim değişikliğini yavaşlatır.
Gürültü, hava, su, toprak kirliliğini önler.
Erozyon, heyelan, çığ gibi doğal afetlerden korur.
Bölge iklimini nemlendirir, sıcaklık farklarını azaltır.

Yağmur ormanları neden tahrip edilmektedir?

Sanayide kullanma
Hidroelektrik santralleri yapımı
Tarım alanı açma
Nüfus artışı
Yerleşme
Yol yapımı
Yakacak odun elde etme
Turizm yapılaşması
Orman yangınları

Yağmur ormanları tahribatı ne gibi sorunlar çıkarır?

Küresel ısınma ve iklim değişiklikleri
Ekosistem bozulmaları ve bazı canlı türlerinin ortadan kalkması
Erozyon ve heyelanın artması
Kuraklık
Tarımsal verimsizlik
Yerel halkın sosyal, kültürel ve ekonomik zarar görmesi

YER ALTI SULARININ AŞIRI KULLANIMI

Yer altı sularının aşırı kullanımı ne gibi sorunlar çıkarır?

Yer altı su seviyesinin azalması
Deniz suyu ile yer altı suyunun birbirine karışması
Tarım topraklarının tuzlanması
Yer altı suyuyla beslenen göl ve akarsuların kuruması

Yer altı sularının aşırı kullanımına örnekler;

Bir göl tabanı üzerine kurulu Mexico City 1940 – 1985 yılları arasında 7 metreden fazla çökmüştür. Şehir her yıl  5 – 40 cm çökmekte.

Tel Aviv şehri 1960’da aşırı su çekimine bağlı olarak deniz suyu yer altı suyuna karışmıştır. Alınan önlemlerle 1969’da sorun çözüldü. Önlemlerden biri bazı kuyuların kapatılmasıydı.

Yer altı su seviyesini belirleyen temel etmen nedir?

İklimdir.

Yağışı düzenli iklimlerde:
Yer altı su seviyesi yüksek,
yüzeye yakın
su miktarı açısından zengindir.

Tagged : / / / / / / / / / / / / / / / / / / /

Su Biyomları

– Bu geniş alan birçok canlıya yaşam alanıdır. Aynı zamanda karada yaşayanlar için de önemlidir.
Dünya’nın en büyük biyomunu oluşturur.
Dünya’nın %70’i sularla kaplıdır.
– Tatlı su ve tuzlu su biyomu olmak üzere ikiye ayrılır.
– Su biyomlarında sıcaklıklar fazla değişkenlik göstermez. Ayrıca suyun varlığı ya da yokluğu da biyomları sınırlamaz.
– Yukarıda sayılanların bir sonucu olarak karasal biyomlara göre daha düzenlidir.

Su Biyomlarını Etkileyen Faktörler

– Oksijen ve Karbondioksit
Sıcaklık
– Işık (Fotosentez için gerekli)
– Eriyik haldeki mineraller
– Besin maddesi (planktonlar)

Işığın ulaşabildiği kısım ilk 200 metrelik kısımdır. Buraya fotik alan, ışığın ulaşamadığı 200 metreden derin kısma ise afotik alan denir.

Su biyomunda canlılar daha çok Güneş ışığının ulaştığı yüzeyden 200 metre derinliğe kadar yaşarlar.

İki grupta incelenir:
– Tuzlu Su Ekosistemleri
– Tatlı Su Ekosistemleri

1. Tuzlu Su Biyomu

– Okyanus, deniz ve bazı göllerde görülür.
– Tatlı su biyomlarına göre daha düzenlidir.
– Güneş enerjisini emer ve atmosferin düzenliliğine yardımcı olur.
– Nispeten sabit bir besin ve eriyik halde tuz depolar.
– Biyoçeşitlilik fazladır.
– Biyomun başlıca üyeleri balıklar, balinalar, köpekbalıkları, kabuklular, süngerler, ahtapotlar ve penguenler.

2. Tatlı Su Biyomu

– Göller, bataklıklar ve akarsularda görülür.
– Abiyotik etkenler yukarıda sayılan tüm tatlı sularda farklılık gösterir.
– Akarsu ağızları biyoçeşitlilik açısından zengindir.
– Bu biyomlar zamanla doldurularak karasal biyom özelliği kazanabilir.
– Biyomun başlıca üyeleri tatlı su balıkları, pelikan, kurbağa, su samuru, yeşil başlı ördek…

Tagged : / / / / / / / / / /

Biyoçeşitlilik

Tanımlar

  • Ekosistem: Canlı ve cansızların oluşturduğu birlikteliğe ekosistem denir.
  • Biyoçeşitlilik: Bir bölgedeki genlerin, ekosistemlerin ve ekolojik olayların oluşturduğu bütüne biyolojik çeşitlilik denir. Biyoçeşitlilik birinci derecede doğal koşullara bağlıdır.
  • Biyom: Benzer bitki ve hayvan topluluklarını barındıran yaşam ortamlarına biyom denir.
  • Habitat: Belirli bir canlı türünün yaşam alanı.

 Biyoçeşitliliğin Yeryüzündeki Dağılışı

1. Yağmur Ormanları Biyomu

Bulunduğu Yer: 0 – 10 derece kuzey ve güney paralelleri.

İklim: Yıl boyunca nemli ve sıcak

Bitkiler: Yüksek ağaçlardan ot ve çalılıklara. Yıl boyuna yeşil kalabilen yayvan yapraklılar

Hayvanlar: Yılan, kertenkele, kurbağa, şempanze, jaguar, leopar, orangutan, goril, yarasa, kartal.

2. Savan Biyomu

Bulunduğu Yer: 10 – 20 derece kuzey ve güney paralelleri.

İklim: Yazları sıcak ve nemli, kışları kurak

Bitkiler: Yağışlı dönemde yeşeren uzun boylu ot toplulukları.

Hayvanlar: Aslan, kaplan, çita, babun, zürafa, zebra, fil, bizon, antilop, timsah, devekuşu, geyik.

3. Çöl Biyomu

Bulunduğu Yer: Sıcak çöller.

İklim: Her mevsim kurak

Bitkiler: Geniş gövdeli kuraklığa dayanıklı bitkiler, örneğin kaktüs ve otlar

Hayvanlar: Deve, yılan, kertenkele, akbaba, akrep, gelincik, fare.

4. Yapraklarını Döken Orman Biyomu

Bulunduğu Yer: Orta kuşak karalarının batı kesimleri.

İklim: Her mevsim nemli, yazları sıcak, kışları kurak.

Bitkiler: Kışın yapraklarını döken ağaçlar.

Hayvanlar: Geyik, ayı, sincap, karaca, çakal, gelincik, samur, kuşlar ve sürüngenlerdir.

5. Ilıman Çayırlar Biyomu

Bulunduğu Yer: Orta kuşak karalarının iç kesimleri.

İklim: Yazları sıcak, kışları kurak ve kar yağışlı

Bitkiler: İlkbahar ve yaz döneminde yeşeren otsu bitkiler.

Hayvanlar: Ayı, kurt, tilki, tavşan, lama, kanguru, yabani atlar, kuşlar ve böcekler.

6. Çalı Biyomu

Bulunduğu Yer: Orta kuşak, akdeniz ikliminin etkili olduğu alanlar.

İklim: Yazlar sıcak ve kurak, kışlar ılık ve yağışlı

Bitkiler: Maki

Hayvanlar: Kurt, tilki, çakal, kokarca, yabani keçi ve koyun ile çeşitli kuş ve böceklerdir.

7. İğne Yapraklı Ormanlar Biyomu

Bulunduğu Yer: Orta kuşağın soğuk kuşağa yakın yerleri.

İklim: Yazları serin, kışları soğuk ve kar yağışlı

Bitkiler: Tayga ormanları

Hayvanlar: Geyik, ayı, tilki, tavşan, vizon, kurt, samur, vaşak, su samuru, porsuk, çeşitli kuş ve böcekler.

8. Tundra Biyomu

Bulunduğu Yer: Kutuplara yakın yerlerde

Bitkiler: Yazın yeşeren otlar, yosunlar, likenler, bodur bitkiler

Hayvanlar: Ren geyiği, misköküzü, boz ayı, kutup tilkisi, kurt, tavşan, samur, vaşak, kunduz, kuşlar ve böcekler.

9. Deniz Biyomu

Bitkiler: Yosunlar

Hayvanlar: Balıklar, mercanlar, midye, yengeç, kaplumbağa, ahtapot, sünger ve deniz anaları.

10. Tatlı Su Biyomu

Bitkiler: Sazlık, kamış, nilüfer, planktonlar

Hayvanlar: Kurbağa, yengeç, yılan ve böcekler.

11. Dağ Biyomları

İklim: Nem, basınç az, sıcaklık farkı fazla

Bitkiler: Çayırlar

Hayvanlar: Ayı, tilki, tavşan, tibet öküzü, kartal, dağ keçisi, kuşlar ve böcekler.

12. Kutup Biyomu

İklim: Her mevsim 0 derecenin altında

Bitki Örtüsü: Yok

Hayvanlar: Penguen, fok, kutup ayısı, kutup tilkisi

Tagged : / / / / / / / / / / / / / / / / / /

Coğrafya Ne Değildir

Coğrafya, istatistik bilgiler ve kuru bilgiler yığını değildir.

Akarsuların uzunlukları, dağların yükseklikleri, ülkelerin yüz ölçümü, nüfusu, coğrafî bölgelerin nüfusları, yüz ölçümleri, buralardan sağlanan tarım­sal ürünlerin miktarı, bu miktarın Türkiye ekonomisindeki % oranı, bölgelerdeki büyük ve küçük baş hayvan sayıları, kentlerin son nüfus sayımındaki nüfusun miktarı gibi istatistik bilgiler kısa zamanda unutulabilir. Bunların bazıları ise zamanla değişen değerlerdir. Öğrenilmesinin insanlara bir şey kazandırmadığı bu kuru bilgilerle, bir sonuca varılması mümkün değildir. Gerektiği zaman istatistik bültenlerinden ve atlaslardan bulunabilen bu ve ben­zeri bilgilerin Coğrafya gibi gösterilmesi Coğrafyaya yapılan kötülüklerin en büyüğüdür.

Coğrafya “en”ler bilimi de değildir.

Dünya’nın en uzun akarsuyu, en yüksek dağı, Avrupa’nın en geniş ülkesi, en kalabalık kenti, Asya’nın en geniş gölü, en fakir ülkesi gibi bilgilerin yığını da Coğrafya değildir. Coğrafî bilgiler içerisinde yeri geldikçe ve nedenleriyle birlikte bu değerler de zaman zaman verilebilir, hattâ bazen örnek olarak verilmelidir de. Örneğin, coğrafî bilgiler arasında Türkiye’nin en soğuk ve en sıcak yerlerinin nereleri olduğu ve bunların nedeninin bilinmesi yararlıdır. Sanayinin en çok gelişmiş ve en az gelişmiş yörelerinin nereler olduğu ve bunun nedenleri de bilinmelidir. Ancak bunları çoğaltarak bilgileri büyük ölçüde “en”lere dayandırmak, Coğrafyayı sevimsiz hâle getirmektir.

Coğrafya, Dünya’ya ya da onun bir kıt’ asına, bir ülkesine ait beşerî ve fizikî bilgilerin sıralanarak öğrenilmesi veya ezberlenmesi de değildir.

Bu şekildeki kuru bilgiler yığını aslında hiç bir bilim olamaz. Kaldı ki bir yorum ve sentez bilimi olan Coğrafya, hiçbir şekilde olamaz. Çünkü Coğrafya; bu bilgilerin bir sistematik içinde, hangi doğal ve beşerî etkenler sonucu ortaya çıktığını araştırır. Olayların gelişme durumunu, varsa insanlara yapmış olduğu olumsuz etkilerin neler olduğunu, araştırmalardan elde edilen sonuçların yorumlanarak ortaya çıkan sentez doğrultusunda insanların bu olumsuz etkilerden nasıl korunacağını, ya da daha az zarar görmesi için ne­lerin yapılması gerektiğini öneren bilimdir.

Tagged : /

Coğrafya Nedir

Yeryüzüne bağlı olayları her türlü teferruat ve çeşitleriyle inceleyen ilim dalı. Kelimenin aslı Yunancadır. Yunanca yer manasına gelen geo ve tasvir manasına gelen grophein kelimelerinin birleşmesiyle türetilmiş bir kelimedir. islamilim dünyasına 10. asır ortalarında, Osmanlılara ise 16. asırda girmiş bulunan bu kelime yerine eski İslam kaynaklarında “Suretül Arz” (Yeryüzü) “İlmul-Mesalik ve’l Memalik” (Yollar ve Ülkeler İlmi)”İlmul Berid” (Posta İlmi)ve “İlmül Coğrafya” (Coğrafya İlmi) isimleri kullanılmıştırcoğrafya Bütün yerküre, coğrafyanın konularını teşkil eder. Bu sebepten coğrafyaya ait pekçok yardımcı ilimler vardır.

Yardımcı ilimlerle kaynaşmış bir vaziyette olduğundan coğrafya ile bunlar arasında ayırt edici kesin çizgiler yoktur. Bu yardımcı ilimler, Jeofizik, Jeoloji, Petrografi, Pedoloji, Astronomi, Hidroloji, Meteoroloji, Botanik, Zooloji, Antropoloji, Etnoloji, Etnografya, Sosyoloji, Tarih, İktisat, Jeopolitik, İstatistik, Jeodezi, Topografya ve Kartografya’dır. Coğrafya bu ilimler yardımıyla sorulara cevap verir, incelemeleri yapar ve gelişir. Coğrafi araştırma ve çalışmalarda, bu her biri çok geniş olan ilimler üç esasa göre işlenir ve neticeler coğrafyalaştırılır. Coğrafyanın esasları olarak bilinen bu ilkeler dağılış ilkesi, ilgi ilkesi ve sebep ilkesidir.

Gözlenen ve incelenen olaylar yeryüzünün bir yerine bağlanır ki, bu dağılış ilkesini meydana getirir. Bu dağılış ilkesi yeryüzündeki olayların belli bölgelere mahsus olmasından kaynaklanmıştır. Nüfus dağılışı gibi. Yeryüzünde meydana gelen birbirinden farklı olayların birbirleriyle olan münasebetleri, bağlılıkları ve karşılıklı tesirleri ilgi (münasebet) ilkesini meydana getirir. Hadiselerin ve konuların yeryüzünün herhangi bir yerinde çeşitli şartlar altında o bölgeye bağlı bir uyum içerisindeki karşılıklı ilgi ve etkilerinden bu ilke ortaya çıkmıştır. Mesela bir bölgede gür ormanların bulunması orada bol yağışın olduğunu gösterir. Coğrafyadaki olay ve konuların dağılışı sebepleri bunların birbirleriyle olan ilgilerinin açıklanması sebep ilkesini meydana getirmiştir. Mesela bir bölgede toprağın bol, verimli ve sulanabilir olmasına rağmen, nüfusun az olmasının sebeplerinin açıklanması bu ilke sayesinde mümkündür.

Coğrafyada üç ilkeden başka incelemelerde metod ve ifade de mühim bir yer tutar. Coğrafya bir deney ilmi değildir. Tamamen inceleme ve araştırmaya dayalı bir ilimdir. İlkelerle tetkik edilecek olan konular yeryüzündeki olayların gözlenmesiyle elde edilir. araştırma seyahatlerindeki gözlemlerin önemi çok büyüktür. Bu sebeptendir ki, “Coğrafya bir gözlem ilmidir.” denir. Gözlemler neticesinde elde edilen bilgiler önce tasvir yoluyla derlenir, sonra açıklanır. Tasvir, gözlenen olayları veya konuları çeşitli özellikleriyle söz, yazı çizgi ve harita şeklinde tanıtmaktır. Tasvir olmayan bir coğrafya düşünülemez. Coğrafyada gözlemlerle toplanan bilgiler ve olaylar belli bir bölgeye bağlanır. Yereltme denen bu işlemin yapılabilmesinde en büyük yardımcı haritalardır. Coğrafya tasvirlerinde (yereltme işleminde)ilk olarak yapılması gereken işler, gözlemi yapılan bölgenin topoğrafik özelliklerini bir harita üzerinde ifade etmek, uygun adlandırma yapmak, seyahat sırasında gerekli şekil, profil, kesit, kroki çizmek,fotoğraf çekmektir. Keşfi biten bölgelerde ve bilhassa teknikte ilerlemiş memleketlerde ilmi araştırmalar yaygınlaşmıştır. Bu gibi yerlerde yörelerin topoğrafya ve jeolojiharitaları yapılmış, iklim olaylarını incelemek için meteoroloji istasyonları kurulmuş, nüfus ve coğrafyayı ilgilendiren diğer konularda (hayvan, bitki, vs.) sayımlar yapılmış ve yapılmakta, çeşitli istatistikler hazırlanmış ve devam edilmektedir. Ayrıca etnoğrafya ile ilgili incelemeler de ilerletilmiştir.

Coğrafya incelemelerinin ifadesinde yazı, harita ve resim en önemli araçlardır. Gözlemler en iyi harita ve resimle ifade edilirken, çeşitli olaylar arasındaki alaka, ancakyazı ile mümkün olabilmektedir. Coğrafyanın bölümleri: Coğrafya öncelikle Genel Coğrafya ve Ülkeler Coğrafyası şeklinde iki ana bölüme ayrılır.

Genel Coğrafya

Çok çeşitli olan coğrafya olaylarından ve konularından her biri ayrı ayrı yerlerde veya belli bir bölgede araştırılır. Bu olayların meydana gelişleri, nasıl oldukları ve yayılma şekilleri genel coğrafya çerçevesinde incelenir. Mesela dünya nüfusu, Türkiye’deki dağlar genel coğrafya konularıdır. Genel coğrafyada çeşitli kategorilerde toplanan coğrafya olayları ve konuları (dağlar, ovalar, çöller, göller, denizler, akarsular, şehirler vb.)ayrı ayrı incelenir. Bunların dağılışlarına ait özellikler ifade edilir. Bu sayede çeşitli coğrafya olaylarının sebep, meydana geliş şekilleri ve dağılışları tespit edilir. Bu coğrafya kolunda gözlem ve kıyastan doğan araştırma yolları önemli olup, olayların ve konuların sınıflandırılması, bunların kurallara bağlanması temeldir. Olaylar ve konular canlı ve cansız olmalarına göre ayrı olarak incelenir. Genel Coğrafya; Fiziki Coğrafya, Biyocoğrafya, Beşeri Coğrafya ve Ekonomik Coğrafya olmak üzere kendi arasında dört bölüme ayrılır.

a) Fiziki Coğrafya: Cansız yeryüzü (yüzey şekilleri, hava, su vb.)bu bölümde incelenir. Jeomorfoloji, Klimatoloji, Sular Bilgisi ve Denizler Bilgisi Fiziki Coğrafyaya aittir. Fiziki Coğrafyanın bilgilerinden türeyip gelişen bir coğrafya dalı da matematik Coğrafyadır. Bu coğrafya dalı, dünyanın ölçülerini ve çeşitli noktaların kesin olarak (çok azhata ile)yerlerini tayin etmeye çalışır. Coğrafyacılar yeryüzünü haritalarda paralel ve meridyen denilen çizgilerle bölmüşlerdir. Paraleller ekvatordan olan uzaklıkları, kutuplar arasında çizilen meridyenler ise doğu batı doğrultusundaki uzaklıkları gösterir. b) Biyocoğrafya: Canlıların, bitkiler ve hayvanların mevcut yeryüzü olaylarıyla ilgileri ve birbirlerine olan etkileri, hayvanlar ve bitkilerin dağılışları, bu dağılışın sebepleri, meydana getirdikleri topluluk çeşitleri, bunun sebepleri araştırılır ve incelenir.

c) Beşeri Coğrafya: İnsanları inceleyen bu dalda, insanların yerleşme bölgeleri, bu bölgelerin özellikleri, soyları, lisanları, inanışları, yerleşme biçimleri, çeşitli ülkeler ve milletlerin kültürleri incelenir. d) Ekonomik Coğrafya: İktisadi olayların yeryüzündeki bir ülkede, bir bölgede dağılışı ve bunun diğer coğrafya olayları ile ilgisini ortaya koyan ve sebeplerini araştıran coğrafya dalıdır.

Ülkeler Coğrafyası

Özel Coğrafya da denir. Yeryüzünde kara parçaları (kıtalar), ülkeler, denizler, bölgeler, yöreler gibi çeşitli yerlerin coğrafya şartlarıyla belirlenmiş özelliklerini inceleyen coğrafyanın ikinci ana dalıdır. Yeryüzünde bir bölümdeki çeşitli olayların birbiriyle karşılıklı tesirleri, bulunduğu yerle ilgisi incelenir. Bu coğrafya dalında yapılacak araştırmalarda önce o yerin yüzey şekilleri (dağ, ova, yayla vs.)belirtilir. O bölgedeki başka olay ve konular (iklim, bitki örtüsü, hayvanlar, insan toplulukları gibi) ilave edilir.

Ülkeler Coğrafyası da kendi arasında Karalar Coğrafyası, Ülkeler (Devletler) Coğrafyası, Bölge Coğrafya Monografları olarak bölümlere ayrılır.

Coğrafyanın Tarihi

Çok eski çağlarda coğrafya düşüncesi olduğu, yapılan araştırmalar neticesinde anlaşılmaktadır. Polenezyalıların yapmış oldukları “çubuk haritaları” bu fikri kuvvetlendirmektedir. Eski çağlarda coğrafya ile uğraşanlar bu işe bilinen veya tasarlanan yerleri çizmekle başlamışlardır. İfadeler resim ve ilkel haritalar şeklinde olmuştur. Taşan nehirlerin kenarlarındaki tarlaların sınırlarının tespiti bu işe yardımcı olan en önemli faktördür. Mezopotamya’da yaşamış eski kavimlerde coğrafya,mitoloji ve teolojiye dayanmıştır. Bu çağlarda hak dinlere inanmayanlar, dünyayı düz alanlar kabul ediyorlardı. Mezopotamyalılar dört köşesinde birer ülke olan dörtgen bir dünya olduğunu kabul etmişlerdir. Bu çağdaki coğrafya bilgisi gemicilerden, tüccarlardan, savaş seferlerinden ve diğer haber alma kaynaklarından toplanmıştır. Eskiçağ coğrafyası matematik ve tarihi doğrultuda gelişmiştir. Bazı astronomların yapmış oldukları ölçmeler, dünyayı çeşitli kuşaklara ayırma işlemleri, Matematik Coğrafyanın gelişmesine sebep olmuştur.

Ortaçağın başında Haçlı seferlerinin sonlarına kadar batı Hıristiyan dünyasında coğrafya ilmi eski çağ bilgilerinin değişik bir şekil ile kabulünden ileri gitmemiştir. Dünyayı düz bir şekilde, ortasında Kudüs’ün bulunduğu tepsi gibi düşünen batı alemi, Hıristiyan taassubu içinde boğulmuş bir durumda kalmıştır. İslamiyetin insanlara gönderilmesi ve dünyada kısa bir süre içinde Batı Asya, Kuzey Afrika, İspanya, Sicilya, Hind, Çin, Orta Asya, Doğu Afrika, Malezya Adalarına kadar yayılması, İslamiyetin ilme verdiği ehemmiyet sayesinde diğer ilimlerde olduğu gibi coğrafyada da müslümanların ilerlemesini temin etmiştir. Müslümanların kurdukları coğrafya bilimine daha sonra, yapılan ilaveler sadece onların kurdukları coğrafya bilgileri ve temelleri üzerine yapılan araştırmalardır. İlimlerin temellerinde ve esaslarında bir değişiklik yapılmamıştır. Yedinci ve dokuzuncu asırlarda Müslümanlar ticaret yollarında hem karadan hem denizden Çin’e ulaşmış, muson rüzgarlarının düzenli esişlerini keşfederek Güney Asya ile Doğu Afrika arasında işlek deniz yolları tesis etmişlerdir. İslam coğrafyacı ve seyyahları, dünyanın pekçok yerini dolaşmışlar, bu ilim adamlarımüslüman hükümdarlar tarafından ilmi araştırmaların devamı için teşvik edilmişlerdir. Müslüman coğrafyacılar yeryüzünün meskun alanlarını (bayındır yerlerini) enlemlere göre belirtmişlerdir. Güneş ışıklarının dikliğine ve uzun gün süresine göre batı-doğu doğrultusunda yedi iklim bölgesine, bunların her birini tekrar boylamlarla on bölüme ayırmışlardır.

Dokuzuncu asır coğrafya alimlerinden Belhi (847-934)nin Suverü’l-Ekalim (İklim Tipleri)adlı İslam ülkeleri atlası başlıca eserlerindendir. İslam dünyasının coğrafya doğrultusunu geliştiren alimlerden İbn-i Havkal ve İstahri’nin yazdıkları Kitab-ül Mesalik ve’l Memalik (Yollar ve Memleketler)adlı eserleri çok meşhurdur. Onuncu asırda yetişmiş seyyahlardan El-Mes’udi ve İbn-i Fadlan ile daha sonraki asırlarda yetişen seyyah ve coğrafya alimlerinden İdrisi, Ebü’l-Fida ve İbn-i Battuta iklimler ve ülkelerle ilgili çok çeşitli coğrafya eserleri vermişlerdir. Bunlardan Tancalı İbn-i Battuta (1303-1368) İslam dünyasını, bütün Asya’yı Anadolu’dan Malay Takımadalarına kadar gezmiştir. Seyahatname’si meşhurdur.

Mu’cem adıyla hazırlanmış olan lügat (sözlük)şeklindeki, çöl ve bozkırlardaki kuyu ve su kaynağı, vaha, otlak, çayır gibi coğrafi yerleri belirten ve bu sayede buralarda yaşayan insanlara faydalı olmak üzere hazırlanmış eserler coğrafyanın önemli eserlerindendir. Bu eserlerin en eskisi İslamiyetin ilk zamanlarında Bekri tarafından hazırlanmış olanıdır. Bu husustaki bir başka eser ise Yakut’un Mu’cem-ül-Büldan (13. asır) adlı eseridir.

Ortaçağın sonlarında Batıda coğrafya yeni yeni canlanmaya başlamıştır. Buna sebep olan hadiseler Batı-Hıristiyan aleminin İspanya ve Sicilya’daki Endülüs Müslümanlarıyle temasları, Haçlı seferleri sırasında Doğu İslam dünyasını tanıma ve Müslümanların yardımlarıyle ilmi, medeni gelişmeleri görmeleri ve bunlardan istifade etmeleridir. On üçüncü asır sonlarında Çin’e açılan kervan yoluyla doğuya gelen Venedikli tüccar ve seyyahlar, buradan aldıkları bilgileri Batıya aktarmışlardır. Bunlardan en meşhurları Marco Polo’dur. Bunların yanısıra Müslümanların yazmış oldukları coğrafya eserlerinin Batı dillerine tercüme edilmesi Hıristiyan dünyasında coğrafya ilminin gelişmesine vesile olmuştur. Yeniçağda coğrafyanın en büyük eseri meşhur denizci ve alim Piri Reisin yazdığı Kitab-ı Bahriye adlı kitaptır. Yeniçağın ortaçağla olan köprüsü (geçiş dönemi) olan eser olarak nitelendirilmektedir. Seyyahlık ve bu sayede yeni yeni ülkelerin bulunması bu çağın coğrafya ilmindeki gelişmenin genel görünüşünü meydana getirir. Haritacılıkta ilerlemeler, coğrafyanın yardımcısı olan ilimlerdeki gelişmeler dikkat çekicidir. Dünya haritalarının yanısıra özel haritalar ve bu haritalarda projeksiyon usullerinin kullanılması, kıyılar, dağlar, göller, akarsular ve diğer yüzey şekillerinin gösterilmesi, nispeten daha incelik ve doğruluk kazanmıştır.

Coğrafyaya olan ilgi arttıkça ülkeleri tanıtan Kozmografya ismi verilen seyahat tasvirlerini ihtiva eden eserler yazılmıştır. Bunlardan en meşhuru katip Çelebi’nin Cihannüma’sıdır.

İstatistiğin coğrafyaya girmesi ilk olarak 16. asırda Venedik’te nüfus istatistiğiyle olmuştur. Fiziki coğrafya alanında da iklim değişikliklerinden hareketle pekçok ilerlemelerin olduğu yeniçağda N.Kopernik (N.Copernicus) o zamana kadar kabul edilen yer merkezli alem yerine Endülüs alimlerinden Batruci’nin eserlerinden alarakgüneş merkezli alem sistemi fikrini ileri sürmüştür (Bkz. Batruci). İklim değişikliklerinin yanında alize rüzgarlarının keşfedilmesi ve 17. asırda barometrenin yükseklik ölçmelerinde kullanılmasıyla haritalarda yükselti eğrilerinin gösterilmesi Fiziki Coğrafyada meydana gelen ilerlemeler olmuştur. 1634’te ilk olarak başlangıç meridyeni için heyet çalışmaları yapılmış ve başlangıç meridyeni olarak o zaman Paris Rasathanesinin 20° batısından geçtiği kabul edilen Kanarya Adalarının Ferro meridyeni kabul edilmiştir. Bu çağda Matematik Coğrafyadaki en önemli gelişme nirengi (triangulatiron) usulünün kullanılmaya başlaması olmuştur. Meteorolojideki ilerlemeler Klimatoloji, bitkiler ve hayvanlar alemindeki çalışmalar da Botanik ve Zooloji ilminin gelişmesini temin etmiştir. Beşeri iktisadi coğrafyanın yeni kurulduğu bu çağda Kartoğrafya üzerinde yeni ilerlemeler olmuştur.

Yeniçağda Fiziki Coğrafya üzerine B.Varenius’un yazdığı Geographia Generalis adlı eserde (1650) yerküre üzerindeki olaylar, sular, atmosfer incelenmiş, ışın ile ısının dağılışı kuşaklar biçiminde belirtilmiştir. Tarihi Coğrafya üzerine Philipp Clüwer’in yazdığı İntroducto Universam Geographiam tam Veterem tam Novar adlı eser vardır. Meteorolojideki gelişmelerden istifade eden A. Von Hum Boldt 1817’de ilk olarak izoterm haritası çizmiştir. Bu Klimatolojinin temeli olarak kabul edilmektedir. 1776 senelerinde A. Simith’in iktisat ilmini kurması bunun coğrafyaya girmesini temin etmiştir. Günümüz coğrafyasına gelirken Beşeri Coğrafya oldukça ilerleme kaydetmiştir. On sekizinci asır sonları ile 19. asır ortalarına kadar temel olarak iki fikir olması bu husustaki araştırmaların yoğunluk kazanmasına vesile olmuştur. A.Kirchhoff’un Memleketler Coğrafyası Dersleri Fr. Van Richtofen’in China adlı eseri ve Fr. Ratzel’in meşhur Anthrappageographie (Beşeri Coğrafya) adlı eserleri Beşeri Coğrafyanın gelişmesine büyük faydalar sağlamıştır. On dokuzuncu asrın sonlarında coğrafyadaki farklı fikirler ortadan kalkmıştır. Günümüzde bütün coğrafya olayları birbirlerine bağlı ve karşılıklı ilişkili olmalarına göre, tabiat ilminin temeline dayalı olarak araştırılır, sebepleri aranır ve izah edilir. Son zamanlarda yazılmış her biri çok büyük ciltler halindeki ülkeler coğrafyası eserleri vardır. Bunlardan Fransızca Geographie Universelle serisi, Almanca Handbuch der Geographischen Wissenschaft serisi ve İngilizce The Regions of the World ile International Geography adlı eserler en önemlileridir.

Osmanlılar döneminde coğrafya

Coğrafya, Osmanlılarda, Matematik Coğrafya olarak başlamış ve bir müddet bu yönde ilerlemiştir. Rükneddin Ahmed, Kazvini’nin (ölm. 1383) Acaibü’l-Mahlukat ve Garaibü’l-Mevcudat adlı kozmografya ve coğrafya eserini tercüme ederek Çelebi Sultan Mehmed’e sunmuştur. Yazıcızade Ahmed Bican Acaibü’l-Mahlukat ve Dürr-i Meknun adlı kozmografya eseri vermiştir. Semerkant rasathanesi müdürü olan Bursalı Kadızade Rumi’nin (1337-1412) talebesi olan Fethullah Şirvani, Sultan İkinci Murad zamanında Semerkant’tan Kastamonu’ya gelerek Fatih Sultan Mehmed Hanın hükümdarlığının ilk senelerine kadar burada yaşamıştır. Ali Kuşçu (ölm. 1474) ve torunu Mirim Çelebi (ölm. 1525) ilk Osmanlı coğrafyacıları olup çeşitli eserler vermişlerdir.

Üç kıtaya hükmeden bir cihan devleti haline gelen Osmanlılar Deniz Coğrafyasında dünyanın en ileri memleketiydi. Büyük coğrafya alimlerinden Piri Reis (1470-1554) Akdeniz’in limanları, akıntıları ve başka olaylar hakkında bilgi veren, Osmanlı denizcilerinin geleneklerini ve kendi bilgilerini katarak Kitab-ı Bahriye adlı eseri yazmıştır. Piri Reis’in çizmiş olduğu, bugün bile ilim adamlarını hayretten hayrete düşürmekte olan harita Amerika kıtasının doğruya yakın şekli verilmektedir. Haritacılık bu zamanda çok gelişmiştir. Hind Okyanusuna gidip buradan kara yoluyla Gücerat, Sind, Horasan, Irak-ı Acem, Maveraünnehr ve İran yoluyla Türkiye’ye dönen Seydi Ali Reis (ölm. 1562) seyahatinde gördüklerini Mir’atü-l Memalik adlı kitabında anlatmıştır. Bu eser Almanca, Fransızca ve İngilizceye tercüme edilmiştir. Seydi Ali Reis’in 1554’te yazdığı kısaca Muhit olarak bilinen Kitabü’l Muhit fi İlmi’l Eflak ve’l Bahr adlı eseri bir derlemedir.

Bu zamanda Deniz Coğrafyasının yanında diğer ülkeler üzerinde geniş bilgiler veren eserler de yazılmıştır. Bunlardan bazıları Hitay-name, İ’lamu’l-İbad fi A’lamilbilad (Yer Adlarını Halka Bildirme) Evdahü’l Mesalik ila Marifeti’l-Memalik (Ülkeleri Bildiren Açık Yollar),Menazirü’l Avalim (Alemlerin Görünüşü) ve Tarih-i Hind-i Garbi’dir.

On yedinci asırda yaşayan Katib Çelebi’nin (1608-1656) yazdığı coğrafya eserleriyle Osmanlı coğrafya ekolü meydana getirilmiştir. Katib Çelebi’nin yazdığı Cihannüma adlı eser ülkelerin tasvirlerini ihtiva etmektedir. Birçok dile tercüme edilen bu kitap 20. asrın başlarına kadar bütün dünyanın istifade ettiği temel bir eser olmuştur. Yine ayrı zamanlarda yaşayan Evliya Çelebi’nin (1611-1678) seyahatleri neticesinde yazdığı, genellikle tarihi coğrafya yönünden şehirleri, ülkeleri tanıtan, yüzey şekillerini ve etnografya bilgilerini anlatan on ciltlik Seyahatname adlı eseri meşhurdur. Coğrafya-ı kebir adlı eserin sahibi Ebu Bekir bin Behram 17. asrın sonlarında yaşamış olan meşhur coğrafya alimlerindendir. On sekizinci asır alimlerinden Erzurumlu İbrahim Hakkı hazretlerinin Marifetname adlı eseri ve Elhac Mehmed Edib’in Menasikül-Hac adlı eseri günümüzde de önemli olan eserlerdir.

On dokuzuncu asırda Mahmud Raif Efendinin Fransızca olarak yazdığı Coğrafya Üzerine Bir Derleme, Ahmed Cevad’ın Ma’lumatü’l Kafiye fi Memaliki’l-Osmaniyye’si (1872) Hüseyin Beyin Memalik-i Osmaniyye’si(1887). Mehmed hikmet Beyin Coğrafya-i Umran’ı (1896) ve Ömer Subhi Beyin bir derleme olan Coğrafya-i Hikemi adlı eserleri, hafız Şeref’in coğrafya atlası olan Yeni atlas (1868)ve Yeni Coğrafya Atlası (1891), Ahmed Rifat Efendinin coğrafya ansiklopedisi ve sözlüğü olan Lügat-i Tarihiye ve Coğrafiye (1882) ve Şemseddin Sami Beyin (1889-1899) Kamusü’l A’lam adlı eserleri, coğrafya eserlerinin en önemlileridir. Uzun harp yıllarında bazı coğrafi eserler yazılmışsa da bunlar pek fazla önemli değildir.

Cumhuriyet devrinde coğrafya: Bu devirde “tasvir coğrafyası” yerine, yardımcı bilgilere dayanan, olayların coğrafi dağılışlarını, birbirleriyle olan ilişkilerini ortaya koyup sebeplerini araştıran, günümüz coğrafyasının ilkelerine geniş yer veren “açıklamalı coğrafya” gelişme yoluna girmiştir. Bir ülkedeki coğrafya araştırmalarının hızla ilerlemesi, o ülkedeki harita, meteoroloji, hidroloji, maden, istatistik, jeoloji ve toprak araştırma işlerinin gelişmesi için bu kollarla ilgili araştırmacıların üniversiteler tarafından yetiştirilmesi lazımdır. Bu yönde yapılan çalışmalar bu temele uygun olarak yapılmaktadır. “İstikşaf haritalarının” yapılması bu sayede topografik şekil ve olayların görülebilmesi, hava fotoğraflarının çoğalması ve fotogrametre ile haritaların geliştirilmesi, Devlet Meteoroloji İşleri Müdürlüğünün 1937’de tesisi, Türkiye sularının gözlem ve araştırmalarını düzenlemek üzere DSİ ve TEK’in yaptığı çalışmalar, 1935’te Maden tetkik ve Araştırma Enstitüsü (MTA)nün kuruluşuyla jeoloji araştırmaları bu çalışmalardandır. Bugün yurdumuzda jeoloji haritası çıkarılmış durumdadır.

Coğrafi araştırmaları için önemli olan diğer kaynaklardan istatistiklerin temeli 1926’da atılmış olup, nüfus, ekonomi, maliye, ticaret, milli eğitim istatistikleri olarak çok çeşitli yapılan istatistikler yüzlerce cilt halinde araştırmalara ışık tutmak üzere hazırlanmıştır. Tarım, orman ve toprak araştırmaları hususunda hazırlanmış pekçok rapor, araştırma ve inceleme eserleri yayınlanmıştır.

Bu çalışmalara paralel olarak üniversitelerde kurulan Coğrafya Fakülteleri ve Enstitüleri araştırma ve öğretim gezilerine önem vermişlerdir.

Cumhuriyet devrinde Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde yapılan coğrafi araştırmalar ile ilgili pekçok yazı, rapor, kitap yayınlanmıştır. Bu araştırmalar genellikle Ankara Üniversitesinin Dil-Tarih-Coğrafya Fakültesi, Coğrafya Enstitüsünde çalışan coğrafyacılar tarafından ve İstanbul Üniversitesi coğrafyacıları tarafından yapılmıştır. Bu dönemde coğrafya araştırmaları için batıdakilere benzer şekilde geziler yapılmış, açıklamalı coğrafyada temelden yürünmüştür.

Tagged : /