Toprak Oluşumu Ve Türkiye’de Topraklar

TOPRAK OLUŞUMU

TOPRAK:Toprak taşların parçalanması ve ayrışmasıyla meydana gelen,içerisinde çeşitli canlı kalıntıları, hava ve su bulunangevşek yer örtüsüdür. Toprağı oluşturan başlıca unsurlar, kum, kil, kalker,organik maddeler,su ve havadır.

HUMUS:Organik kalıntılar ve özellikle bunları çürümesiyle meydana gelen,mikroorganizmalar açısından zengin olan,organik maddedir.

HORİZON:Toprağı meydana getiren katmanlara horizonadı verilir.

TAŞLARIN PARÇALANMASI

1.Kimyasal Çözülme:

Özellikle sıcak ve nemli iklim bölgelerinde meydana gelir.Genel olarak taşların su tarafından eritilmesidir.Bunun sonucunda taşların kimyasal bileşimlerinde değişme meydana gelir.Kimyasal çözülmede temel etkenler, nem miktarı ve sıcaklıktır.Yağış miktarı ve sıcaklığın artması kimyasal çözülmeyi arttırır.Bu nedenlerle en fazla Ekvatoral iklim alanlarında meydana gelir.

2.Fiziksel (Mekanik ) Çözülme:

Taşların kimyasal yapılarında herhangi bir değişme meydana gelmeden,bağlarının zayıflaması parçalara ayrılarak ufalanmasıdır.En önemli etken,sıcaklık farklarıdır.Sıcaklık farkının artması mekanik çözülmeyi arttırır. Özellikle,çöl ikliminin egemen olduğu alanlarda ve sıcaklık farkının fazla olduğu karasal iklim bölgelerinde etkili olmaktadır.

3.Biyolojik Çözülme:

Bitki köklerinin taş aralarındaki çatlaklara girerek büyümeleri ve sonuçta taşı parçalamaları ile meydana gelir.Özellikle bitki örtüsünün ve özellikle ormanların zengin olduğu sıcak ve nemli sahalarda etkili olur.

TOPRAK OLUŞUMUNU ETKİLEYEN FAKTÖRLER

1.İklim:Sıcaklık ve nemlilik toprak oluşumunu etkiler.Sıcaklık taşların ufalanmave humus oluşum sürecini belirler.Nem,toprak yıkanmasını ve kimyasal çözülme sürecini etkiler.Topraktaki tuz ve kireç miktarını etkiler.

2.Bitki örtüsü:Kökleri ve organik asitler sayesinde ayrışma sürecini hızlandırır,toprakta organik madde oluşumunu sağlar,humus bakımından zenginleşme imkanı verir,toprakların zemine tutunmasını sağlayarak erozyona uğramasını engeller.

3.Yer şekilleri:Eğim,yükselti ve bakı toprak oluşumunu etkiler. Eğimli arazilerde toprak oluşumu daha yavaştır.Yamaçlarda topraklar erozyon gibi sebeplerden dolayı daha incedir.Yükselti iklim elemanlarının özelliklerini belirleyerek toprak oluşumunda etkili olur.Bakı,güneşlenme süresini ve sıcaklığı etkileyerek toprağın nemliliğini ve dolayısıyla oluşumunu etkiler.

4.Taşların özelliği(Ana kaya):Toprağı meydana getiren ana kaya,parçalanma sürecini,toprağın rengini,organik bakımdan zenginliğini ve su geçirimlilik oranını etkiler.

Başkalaşım taşlardan oluşan topraklar daha su geçirimliliği fazla olan kumlu toprakları oluşturur.Kil ve kireç oranı yüksek olan ana kayalar,koyu renkli geçirimli toprakları meydana getirir.

5.Zaman:Toprak çok uzun sürelerde oluşumunu tamamlamaktadır.Tam bir toprak oluşumu binlerce yılda gerçekleşmektedir. Oluşum süresi kalınlığı etkiler.

 

TOPRAĞI OLUŞTURAN KATMANLAR (HORİZON)

 

Toprak kesitinde A , B ,C ve D olmak üzere dörtkatman (horizon)bulunur

A Horizonu:En üstte yer alır.Organik maddeler bakımından zengin vegenellikle koyu renklidir.Su ve besin maddelerinin en fazla bulunduğu ,bitkilerin yetiştiği ve köklerinin en fazla yayıldığı katmandır.

B Horizonu:A katı ile birlikte asıl toprak katını meydana getirir.Üstte yıkanan tuz ve kil gibi maddelerin biriktiği kattır.Bu nedenlebu katmana birikim katmanı adı da verilir

C Horizonu:Ayrışmanın tam olara gerçekleşmediği,ana kayanın özelliklerini taşıyan büyük parçalardan meydana gelir.

D Horizonu:Ana kayanın yer aldığı bölümdür.

TOPRAK ÇEŞİTLERİ

(OLUŞTUKLARI YERLERE GÖRE)

A.TAŞINMIŞ TOPRAKLAR: Toprakların,eğimli sahalarda,oluştuğu ana kaya üzerinden,akarsu, rüzgar,buzullar ve diğer dış kuvvetlerin etkisiyle taşınarak,eğimin azaldığı yerlerde birikmesiyle oluşur.Alüvyon, lös ve moren toprakları taşınmış topraklardır.Taşınmış topraklar, organik ve mineraller bakımından zengin topraklardır.

B.YERLİ (ANA KAYA) TOPRAKLARI: Eğimin az olduğu,düz alanlarda,oluştuğu yerde bulunan topraklardır.Oluştuğu alana ait tüm özellikleri taşırlar.İklim,bitki örtüsü,organizmalar,ana kayanın yapısı ve yer şekillerine bağlı olarak oluşurlar.

Yerli topraklar ikiye ayrılırlar:

1.NEMLİ BÖLGE TOPRAKLARI: Yağış miktarının fazla,bitki örtüsünün zengin olduğu alanlarda görülür.Verimli topraklardır.Humus bakımından zengin fakat yıkanmanın fazla olması nedeniyle mineral bakımından fakir topraklardır.

Laterit Topraklar:Ekvator ve dönenceler arasındaki sıcak ve nemli iklim bölgelerinde oluşurlar. Fazla yıkanma nedeniyle humus miktarı az verim düşüktür.

Tundra Toprağı:Kutup altı bölgelerinde görülür.Büyük oranda donmuş haldedir.Yaz mevsiminde erimelere bağlı olarak bataklık halini alır, tarıma elverişli topraklar değildirler.

Podzol Toprağı:Tundra kuşağının güneyinde,soğuk ve nemli bölgelerde iğne yapraklı ormanların yaygın olduğu alanlarda oluşmuşlardır.Aşırı yıkanmaya bağlı olarak besin bakımından fakir,verim değeri düşük olan topraklardır.

Kahverengi Orman Toprağı:Orta kuşağın nemli, ılıman ve geniş yapraklı ormanlarla kaplı sahalarında oluşmuş topraklardır. Humusça zengin,verimli topraklardır.

Terra-RossaToprakları:Akdeniz ikliminin etkili olduğu bölgelerde,kalkerli araziler üzerinde oluşan topraklardır.Kalkerin içerdiği demir oksit nedeniyle kırmızı renklidirler.

2.KURAK VE YARI KURAK BÖLGE TOPRAKLARI:Yağışların az ,bitki örtüsünün zayıf ve buharlaşmanın fazla olduğu kurakbölgelerde oluşan topraklardır. Yağış azlığına bağlı olaraktoprakta yıkanma azdır.Bu nedenle tuz ve kireç oranı fazladır.

Yarınemli bölgelerde oluşan topraklar bitki örtüsünün(stepler) çürümesi nedeniyle humus bakımından zengin verimli topraklardır.

Çernozyomlar (Kara Topraklar):Orta kuşakta , yarı nemli step sahalarında görülür. Esmer renkli, humus bakımından zengin çok verimli topraklardır.

Kestane ve Kahve Renkli Step Toprakları :Orta kuşakta karaların iç kesimlerinde,az yağış alan step sahalarında oluşur.Humus birikimi az,verimi düşüktür.Özellikle tahıl tarımı için uygundur.

Çöl Toprakları :Humus bakımından fakir topraklardır.Kuraklık ve buharlaşma nedeniyle tuz ve kireç toprak yüzeyini kaplamıştır.Verimsiz topraklardır.

TÜRKİYE’DE TOPRAK ÇEŞİTLERİ

**Yurdumuzda çeşitli iklim tiplerinin görülmesi,diğer etmenlerle beraber farklı toprak tiplerinin oluşmasına neden olmuştur.

1.Yarı kurak iklimin etkili olduğu,İç Anadolu ve Güneydoğu Anadolu’da Kahverengi Step toprakları,

2.Akdeniz ikliminin etkili olduğu ,Akdeniz,Ege ve Güney Marmara kıyılarında terra-rossa toprakları

3.Doğu Karadeniz kıyılarında yağışın fazla olmasına bağlı olarak,podzolik topraklar,

4.Karadeniz kıyılarında,Akdeniz ve Ege’nin ormanlık alanlarında,Kahverengi orman toprakları,

5.Doğu Anadolu’da Erzurum ve Kars çevresinde,Çernozyom toprakları,

6.Tuz gölü çevresinde çöl toprakları yer almaktadır.

Tagged : /

Türkiye’de Ticaret

TÜRKİYE’DE TİCARET

TicaretÜretilenmal ve hizmetlerin alınıp satılmasına ticaret denir.

Elektronik Ticaret (e-ticaret): Çeşitli ürünlerin veya hizmetlerin satın alınması veya satılması işlemlerinin Internet ortamında yapılmasıdır. Firmalar bu yolla, müşterilerinin beklenti ve ihtiyaçlarına daha hızlı cevap verme ve tüm dünyaya satış yapma imkânı bulmaktadırlar.

Transit Ticaret:Malların bir ülkeden alınıp bir başka ülkeye satılması şeklinde bir ticaret şeklini ifade etmektedir. Transit ticarette malların Türkiye’ye ithal edilmesi ve serbest dolaşıma girmesi söz konusu olmamaktadır. Mallların satın alındığı ülkeden doğrudan satıldığı ülkelere sevk edilmesi söz konusudur. Ancak, bu tür malların Türkiye’de bir antrepoya getirilmesi, antrepoda bir süre kalması, hatta ambalaj değişikliği gibi basit işlemlere tabi tutulması mümkündür.
Türkiye’ye bir mal ithalatı söz konusu olmadığından ithalat formaliteleri ve ithalatla ilgili vergisel yükümlülükler yoktur.Türkiye’den bir mal çıkışı olmadığından ihracat formaliteleri de mevcut değil. Transit ticarete konu olan malların, Türkiye üzerinden geçmesi ve geçici bir süre gümrük makamlarının izni altında antrepolarda depolanması istenilmedikçe, gümrük beyannamesi düzenlenmesine gerek bulunmuyor. Sonuç olarak Transit ticarette mallarla ilgili olarak, ithalata ve ihracata ilişkin vergi, resim, harç ve fon tahsil edilmez. İthalat ve ihracat yapılması yasaklanmış ülkelerle transit ticaret yapılamaz.

Bavul Ticareti:Ülkemize gelen turistlerin bavullarla getirdikleri malları satmaları ve ülkelerine dönerken aynı şekilde çeşitli malları alarak ülkelerine dönmeleri şeklinde gerçekleşir. Özellikle Rusya ile aramızda yoğun olarak yapılmaktadır. Ticarete konu olan malların büyük oranda tekstil ürünlerinden oluştuğu görülmektedir. İstanbul’da yoğun olarak gerçekleşmekte ve önemli miktarda döviz girdisi sağlamaktadır.

Kıyı ve Sınır Ticareti:Komşu ülkelerin sınır bölgelerine yakın sahalarda karşılıklı olarak zorunlu ihtiyaçlarını karşılamak üzere özel anlaşmalarla yaptıkları ticari işlemlerdir.

Ticaret Genel Olarak İkiye Ayrılır:

1. İç Ticaret:Ulusal sınırlar içinde yapılan ticarete iç ticaret denir. Bölgeler arasında nüfus miktarının farklı olması(tüketim miktarı farklılığı),yetiştirilen ürünler ile bu ürünlerin olgunlaşma dönemlerinin farklılığı, hayvansal ürünlerin belli merkezlerden sağlanabilmesi ve sanayi gelişiminin belli bölgelerde yoğunlaşması bölgeler arasında çeşitli ürünlerin mal ve hizmetlerin dolaşımına neden olur böylece iç ticaret meydana gelir.

Yurdumuzda özellikle belli merkezler yoğun ticari faaliyetlere sahiptirler:

*Büyük kentlerimiz, İstanbul, İzmir, Ankara, Bursa, Samsun, Trabzon, Kayseri, Gaziantep vb. kentlerimiz özellikle nüfusun fazla olması (tüketim fazlalığı) nedeniyle büyük ve sürekli canlı birer pazar durumundadırlar.

*Özellikle Ege ovaları ve Çukurova tarımsal üretim merkezleri durumundadır.

*Maden üretimi ve işleme sanayi merkezi durumunda bulunan merkezler, Zonguldak,Batman.

*Çeşitli ulusal ve uluslararası fuar ve panayırların yapıldığı merkezler, İzmir, Mersin, Samsun.

*Turizm merkezleri konumundaki, Kuşadası, Antalya, Bodrum, Çeşme ve İstanbul

2. Dış Ticaret:Başka ülkelerle yapılan her türlü mal ve hizmet alım satımına dış ticaret denir. Ülkelerin aldıkları ve sattıkları mal ve hizmetlerin çeşidi ülkelerin gelişmişlik düzeyine göre farklılık gösterir. Gelişmiş ülkeler, daha çok hammadde alıp, işlenmiş sanayi ürünü satmaktadırlar. Gelişmemiş ülkeler daha çok işlenmiş sanayi ürünleri alıp, tarım ürünleri ve ham maddeler satarlar. Bu durum gelişmemiş ülkelerin sürekli olarak büyük oranda dış ticarette açık vermelerine neden olmaktadır.

Dış Ticaret Dengesi:Bir ülkenin herhangi bir dönemde yaptığı ihracat toplamının ithalat toplamı ile karşılaştırılmasıdır.

Dış ticaret fazlası:Birülkenin herhangi bir dönemde ihracatının ithalatından fazla olmasıdır. Belirtilen dönemde ülkenin diğer ülkelere sattığı malların toplam değeri, diğer ülkelerden aldığı malların toplam değerinden fazla ise o ülkenin dış ticaret fazlası var demektir.

Dış ticaret açığı:Bir ülkenin ithalatının ihracatından fazla olmasını ifade etmektedir. Ülkenin diğer ülkelere sattığı malların toplam değeri, diğer ülkelerden satın aldığı malların değerinden daha az olmaktadır.

İhracat(Dış Satım):Başka ülkelere yapılan mal ve hizmet satımına ihracat denir.

İthalat(Dış Alım):Başka ülkelerden mal ve hizmet alımına ithalat denir.

Türkiye’nin ihraç ettiği başlıca ürünler(2004):

Kara taşıtları, örme giyim eşyası ve aksesuarları, demir ve çelik, elektrikli makine ve cihazlar, dayanıklı tüketim malları (Televizyon, buzdolabı), giyim eşyası, kazanlar, makinalar, mekanik cihazlar, demir veya çelikten yapılmış eşya, meyveler, dokumaya elverişli madde, hazır mineraller( krom, bakır, cıva, demir, bor, tuz ),yakıtlar ve yağlar, canlı hayvan ve hayvansal ürünler, halı

Türkiye’nin ithal ettiği başlıca ürünler(2004):

Ham petrol, doğalgaz, mineral yakıt ve yağlar, makineler, cihazlar, motorlu

kara taşıtları, elektrikli makine ve cihazlar, demir çelik ile plastik ve plastik mamulleri, altın, kıymetli taşlar, organik ve kimyasal ürünler, eczacılık ürünleri, pamuk, pamuk ipliği ve pamuklu, tropikal ürünler (muz, kahve, hurma, pirinç)

Türkiye’nin ihracat yaptığı başlıca ülkeler(2004):

Almanya ,%13,9 pay ile ilk sırada yer almakta, Almanya’yı %8,8 ile İngiltere, %7,7 ile ABD, %7,3 ile İtalya, %5,8 ile Fransa ve %4,2 ile İspanya izlemektedir.

Türkiye’nin ithalat yaptığı başlıca ülkeler(2004):

Almanya’nın payı %12,9, Rusya’nın payı %9,3, İtalya’nın payı %7,1, Fransa’nın payı %6,4 olmuştur. Bu ülkeleri ABD, Çin, İngiltere, İsviçre, İspanya ve Japonya izlemektedir

Serbest Bölge:İhracat amaçlı yatırım ve üretimi artırmak, yabancı sermaye ve teknoloji girişini hızlandırmak, ekonominin girdi ihtiyacını ucuz ve düzenli temin etmek, dış finansman ve ticaret imkânlarından daha fazla yararlanmak üzere kurulmuşlardır. Bu alanlar ülkenin milli sınırlar içinde olmakla beraber, gümrük hattı dışında kalmaktadır. Ülkede geçerli olan dış ticarete dönük mali ve ekonomik devlet düzenlemelerinin ortadan kaldırıldığı veya kısmen uygulandığı alanlardır. İhracatın artırılması amacıyla ülkenin diğer kesimlerine oranla çeşitli sınaî ve ticari faaliyetler için, daha geniş teşviklerin tanındığı alanlardır:

Ülkemizde bulunan önemli serbest bölgeler:

1. Antalya Serbest Bölgesi

2. A.H.L. Serbest Bölgesi

3. İstanbul Deri Serbest Bölgesi

4. Ege Serbest Bölgesi

5. Mersin Serbest Bölgesi

6. Trakya Serbest Bölgesi

7. Trabzon Serbest Bölgesi

8. Mardin Serbest Bölgesi

9. Erzurum Serbest Bölgesi

10.Menemen Deri Serbest Bölgesi

11.Adana (Yumurtalık) Serbest Bölgesi

12.Rize Serbest Bölgesi

13.Samsun Serbest Bölgesi

14.Kayseri Serbest Bölgesi

15.Çorlu(Avrupa) Serbest Bölgesi

16.Gaziantep Serbest Bölgesi

17.Bursa Serbest Bölgesi

18.TUBİTAK Serbest Bölgesi

19.Kocaeli Serbest Bölgesi

20.Denizli Serbest Bölgesi

Tagged :

Türkiye’de Sanayi

TÜRKİYE’DE SANAYİ

Sanayi nedir?Topraktan ve hayvanlardan elde edilen hammaddelerin fabrikalarda işleyerek tüketime hazır hale getirilmesi faaliyetine sanayi faaliyeti bu faaliyetin yapıldığı işletmelere de sanayi kuruluşu denir. Çeşitli hammaddelerin ya da yarı işlenmiş maddelerin belli işlemlerden geçirilerek kullanım maddesi, eşya durumuna getirilmesidir.Sanayi işletmelerinin, üretim maliyetlerinin yüksek olması ya da teknolojilerinin veya kapasitelerinin yetersiz kalması nedeniyle imalatını yapamadıkları belirli ürün, parça ve hizmetleri diğer üreticilerden tedarik etmelerine yansanayi eder. Yan sanayiciler, belirli ürün, parça ve hizmetleri, ana sanayici tarafından belirlenen ölçü, şekil ve standartlara uygun olarak üretirler.

Organize sanayi bölgesi:Küçük ve orta ölçekli imalat sanayi türlerinin, belirli bir plan dâhilinde yerleştirilmeleri ve geliştirilmeleri için, çıplak arazi parçalarının gerekli altyapı hizmetleriyle ve ihtiyaca göre belirlenecek sosyal tesis ve kurumlarla donatıldıktan sonra planlı bir şekilde ve belirli standartlar dahilinde küçük ve orta ölçekli sanayi için tahsis edilebilir ve işletilebilir hale getirilmiş organize edilmiş alandır.

Küçük sanayi sitesi:Kentiçinde dağınık şekilde yerleşmiş ve elverişsiz çalışma koşulları altında çalışan küçük sanayi tesislerinin çağdaş ve düzenli birer işyerine kavuşturmak, onların çalışma koşullarını iyileştirip aralarında dayanışma ve organizasyonu geliştirerek, ihtiyaçlarının daha kolay ve ekonomik olarak karşılanabilmesini ve işyerlerine yeni teknolojilerin sokulmasını sağlayarak ana sanayi/yan sanayi ilişkilerinin geliştirilmesini sağlamak amacıyla benzer iş kollarında çalışan küçük işletmeleri aynı yerde toplayan sitelerdir.

Serbest Bölge:İhracat amaçlı yatırım ve üretimi artırmak, yabancı sermaye ve teknoloji girişini hızlandırmak, ekonominin girdi ihtiyacını ucuz ve düzenli temin etmek, dış finansman ve ticaret imkânlarından daha fazla yararlanmak üzere kurulmuşlardır. Bu alanlar ülkenin milli sınırlar içinde olmakla beraber, gümrük hattı dışında kalmaktadır. Ülkede geçerli olan dış ticarete dönük mali ve ekonomik devlet düzenlemelerinin ortadan kaldırıldığı veya kısmen uygulandığı alanlardır. İhracatın artırılması amacıyla ülkenin diğer kesimlerine oranla çeşitli sınaî ve ticari faaliyetler için, daha geniş teşviklerin tanındığı alanlardır.

Ülkemizde bulunan önemli serbest bölgeler:

1. Antalya Serbest Bölgesi

2. A.H.L. Serbest Bölgesi

3. İstanbul Deri Serbest Bölgesi

4. Ege Serbest Bölgesi

5. Mersin Serbest Bölgesi

6. Trakya Serbest Bölgesi

7. Trabzon Serbest Bölgesi

8. Mardin Serbest Bölgesi

9. Erzurum Serbest Bölgesi

10.Menemen Deri Serbest Bölgesi

11.Adana (Yumurtalık) Serbest Bölgesi

12.Rize Serbest Bölgesi

13.Samsun Serbest Bölgesi

14.Kayseri Serbest Bölgesi

15.Çorlu(Avrupa) Serbest Bölgesi

16.Gaziantep Serbest Bölgesi

17.Bursa Serbest Bölgesi

18.TUBİTAK Serbest Bölgesi

19.Kocaeli Serbest Bölgesi

20.Denizli Serbest Bölgesi

HERHANGİ BİR YERDE SANAYİNİN KURULUP GELİŞMESİ İÇİN GEREKLİ OLAN KOŞULLAR

Genel olarak:

1.Hammadde kaynaklarının kolay sağlanabilmesi,

2.Enerji kaynaklarının yeterli düzeyde sağlanabilmesi,

3.Yeterli miktarda sermayenin bulunması,

4.Sanayi kuruluşlarında çalışacak nitelikli işgücünün kolay ve ucuz olarak sağlanabilmesi,

5.Üretim ve tüketim merkezleri arasındaki ulaşım şartlarının uygun olması,

6.Pazar ve pazarlama koşullarının uygun olması,

7.Yüzey şekillerinin etkisi.

1. Hammadde:Sanayinin kurulup gelişebilmesi için belirlenen alanda hammaddenin bulunması veya kolayca sağlanabilmesi gerekir. Çeşitli hammadde kaynaklarının çabuk işlenme zorunluluğu ya da taşıma maliyetlerinin yüksek olması bu ürünleri işleyen sanayi kuruluşlarının bu alanlarda kurulmasına neden olmaktadır.(Şeker, Çay)

2. Sermaye: Kurulacak tesis, sağlanacak hammadde ve benzeri giderler nedeniyle sermayeye (para) ihtiyaç duyulur. Sanayi tesislerinin kurulabilmesi büyük sermaye gerektirir. Bu nedenle, sermaye birikiminin fazla olduğu bölgeler diğer koşullar mevcutsa daha kolay sanayileşebilmektedirler. Yurdumuzda diğer etkenler yanında en olumsuz faktör yeterli sermaye sağlanması konusunda yaşanan sıkıntılardır. Sermaye birikiminin fazla olduğu bölgelerimiz(Marmara, Ege ve Akdeniz) bu nedenlerle daha fazla sanayileşme imkânına sahip olmuşlardır.

3. Enerji: Enerji olmadan hiçbir sanayi faaliyetinin gerçekleşmesi beklenemez. Bu nedenle tesislerin ihtiyaç duyduğu enerjinin bulunması ya da kolay sağlanabilir olması çok büyük önem taşımaktadır.Yüksek miktarda enerjiye ihtiyaç duyan bazı sanayi tesislerinin kurulduğu alanların belirlenmesinde enerji ihtiyacı hammadde ihtiyacının önüne geçmiştir. Bunun en güzel örneği taşkömürü yataklarının bulunması nedeniyle demir-çelik fabrikalarının, Ereğli ve Karabük’te kurulmasıdır.

4. İş Gücü:Sanayiüretimi, gün geçtikçe makinelerin egemenliğine girse de bunların kullanılması, idare edilmesi ve benzeri tüm işler nedeniyle insan en vazgeçilmez güç durumundadır. Ülke nüfusunun sürekli artması ve genç nüfusumuzun fazla oluşu, işgücü bakımından ülkemizi zengin bir konuma getirmektedir. Ülkemizde bazı sanayi kollarında ihtiyaç duyulan teknik yeterliliğe sahip eleman konusunda sıkıntılar yaşanmaktadır. Özellikle teknik iş gücümüzün batı bölgelerimizde yoğunlaşması doğu ve güneydoğu bölgelerimizde sıkıntılara yol açmaktadır.

5. Ulaşım:Hammaddelerin tesislere iletilmesi ve üretilen malların pazarlara taşınması zorunluluğu sanayi tesislerinin ulaşım hatlarına yakın kurulmasını zorunlu hale getirmektedir. Aksi takdirde ulaşım hatlarının sonradan sağlanmaya çalışılması büyük miktarda harcamayı gerektirmektedir. Bu durum önemli ulaşım hatlarının ve çevresinin daha kolay sanayileşmesini sağlamaktadır.

6. Pazar ve Pazarlama:Üretilen mal ve hizmetlerin kolay pazarlanabilmesi için büyük tüketim merkezlerine yakın olması gerekmektedir. Mesafenin uzaklığı üretim maliyetlerini olumsuz olarak etkiler. Çabuk tüketilmesi gereken ürünlerin üretimini yapan tesislerin tüketim merkezlerine yakın olması daha da büyü bir öneme sahiptir.Ülkemiz pazarlama konusunda ise birtakım güçlüklerle karşılaşmaktadır. Bunların

başında Avrupa Topluluğu ülkeleri ile A.B.D. gibi sanayileşmiş ülkelerin sanayi

malları ile kalite ve standart yönünden rekabet edemeyişimiz gelmektedir. Bu

ülkelerin mallarımıza koydukları kotalar sanayimizi olumsuz yönde etkilemektedir.

7. Yüzey Şekilleri:Dağlık ve engebeli sahalar inşaat çalışmaları, ulaşım vb. nedenlerle kuruluş maliyetlerini arttırmaktadır. Bu durum dağlık ve engebeli alanlarda sanayinin kurulmasını zorlaştırmaktadır. Bu nedenle sanayi tesisleri, genelde düz alanlarda daha kolay kurulabilmektedir. Yurdumuzda genel olarak bakıldığında sanayi tesislerinin az engebeli özellikle kıyı ovaları ve bu alanların çevresinde yoğunlaştığı görülmektedir. Ancak bu durum sürekli olarak verimli tarım arazilerimizin yok olmasına yerleşime uğramasına neden olmaktadır. Maliyeti ne olursa olsun bunun engellenmesi ve özellikle yerel yönetimlerin bu konuda duyarlı olması gerekmektedir.

TÜRKİYE’DE BAŞLICA SANAYİ KOLLARI

SANAYİ İŞLETMELERİNİN BÖLGESEL DAĞILIMI (1997)

BÖLGELER SAYI %
MARMARA 74737 37.8
EGE 34452 17.4
AKDENİZ 21791 11.0
İÇ ANADOLU 30860 15.6
KARADENİZ 18211 9.2
DOĞU ANADOLU 6426 3.3
G.DOĞU ANADOLU 11298 5.7
TOPLAM

197775

100

Kaynak: KOSGEB

1. Besin Endüstrisi:Tarım ve hayvan ürünlerini hammadde olarak kullanıp işleyen endüstri koludur. Ekonomimizde önemli yere sahiptir. Türkiye genelinde en yaygın olan sanayi kollarından biridir. Çoğunlukla küçük işletmeler biçimindedirler.

Şeker Endüstrisi:İlk defa 1926 yılında Uşak’ta kurulmuştur. İlk şeker fabrikalarımız, Uşak, Alpulu, Eskişehir ve Turhal’da kurulmuştur. Toplanır toplanmaz işlenmesi gerektiğinden fabrikaları üretim alanlarına yakın yerlerde kurulmuştur. Fabrikalar genelde yurt düzeyine dengeli biçimde yayılmıştır Ülkemizihtiyacını karşılayacak üretim yapı­larak yurt dışına satış yapılmaktadır. Belli başlı şeker fabrikalarımız Kırklareli (Alpullu), Uşak, Eskişe­hir, Tokat (Turhal), Adapazarı, Amasya (Suluova), Konya, Kütahya, Kayseri, Malatya, Elazığ, Erzincan, Erzurum, Balıkesir (Susurluk), Burdur, Ankara, Kastamonu, Afyon, Niğde, Ilgın, Ereğli, Ağrı, Muş, Elbistan, Samsun, Yozgat, Van, Kars ‘da bulunmaktadır.

Çay Endüstrisi:Cumhuriyettensonra gelişme sürecine girmiştir. İlk çay fabrikamız 1947 yılında Ri­ze’de açılmıştır. Yaygın bir sanayileşme görülmez. Fabrikaların büyük bölümü Trabzon-Rize çevresinde yer almaktadır.

Un ve Unlu Ürünler EndüstrisiDoğu ve Batı Karadeniz kıyıları dışında hemen her yerde buğdayın yetişebilmesi nedeniyle un ve unlu ürün fabrikaları Türkiye genelinde yaygın olarak bulunur. Un ve unlu ürünler halkımızın temel besin maddesidir. Özellikle, Ankara, Bolu, Konya, Eskişehir, İstanbul, İzmir, Gaziantep ve Adana’da gelişmiştir. Makarna ve bisküvi fabrikaları büyük oranda İç Anadolu Bölgemizde yoğunlaşmıştır.

Bitkisel Yağ Endüstrisi:Ayçiçeği, zeytin, mısır, susam, haşhaş, soya fasulyesi,keten, kenevir, pamuk, ceviz, fındık ve sığla ağaçlarından yağ elde edilir. Ülkemizde bitkisel yağ fabrikalarımız özellikle, Adana, İzmir, Balıkesir, Gaziantep gibi illerde olmak üzere 26 büyük fabrika bulunmaktadır.Zeytinyağı fabrikalarımız özellikle, Ege ve Güney Marmara’da yoğunlaşmıştır. Edremit, Ayvalık, Burhaniye, Aydın, İzmir ve Gaziantep çevresinde ve yoğunlaşmıştır. Ayçiçeği yağı fabrikalarımız en yoğun biçimde Trakya’da yer almaktadır. İç Anadolu, Ege ve Güneydoğu Anadolu’da da ayçiçeği fabrikalarımız bulunur. Soya ve mısırdan yağ üretimi Akdeniz Bölgesi’nde yağ elde edilir. Fabrikaların hammaddeye yakın alanlarda yoğunlaştığı görülmektedir.

Tütün ve İspirtolu İçecekler Endüstrisi:Türkiye önemli bir tütün üreticisi ülkedir. Üretilen tütünler, Doğu tütünleri grubuna girer. Dünya pazarlarında kaliteli tütünler olarak kabul edilmektedir. İlk sigara fabrikası 1884 yılında İzmir’de kurulmuştur. Daha sonra sırasıyla, Adana,İs­tanbul,Samsun,Bitlis,Malatya,İstanbul (Maltepe)Tokat,Bitlis ve Manisa’da fabrikalar kurulmuştur.

İspirtolu içki ve şarap fabrikalarımız büyük oranda özel sektör tarafından işletilmektedirler özellikle: İstanbul, Yozgat, Diyarbakır, Tekirdağ, İzmir, Ankara, Kırşehir, Gazi Antep, Elazığ gibi merkezlerde rakı, bira ve şarap fabrikaları bulunmaktadır.

Konserve Endüstrisi:Ülkemizde konserve üretimi fazla olmasına rağmen tüketim azdır. Bunun temel nedeni yurdumuzda her mevsim taze sebze ve meyve bulunabilmesidir. Özellikle Güney Marmara bölümünde gelişmiştir. Ege ve Akdeniz kıyı kesimlerinde de yaygın olarak yapılmaktadır. Konserve fabrikalarının genel olarak hammadde kaynakları yakınında geliştiği görülmektedir.

Süt ve Süt ürünleri Endüstrisi:Ülkemizde piyasaya süt ve süt ürünleri süren çok sayıda işletme bulunmaktadır. SEK’e bağlı fabrikalar özel­leştirilmiştir. Özel sektörün fabrika sayısı giderek artmaktadır.

Tereyağı: Trabzon-Kars

Beyaz Peynir: Edirne-Tekirdağ

Tulum: İzmir-Erzincan

Kaşar: Kars-Ağrı-Erzurumİzmir, Balıkesir, Edirne, Erzurum, Elazığ, Kars, İstanbul, Trabzon ve Bursa çevresinde yaygın olarak bulunurlar.

2.Dokuma, Giyim ve Deri Endüstrisi:Türkiye dokumacılıkta Dünya’da en önemli yere sahip ülkelerden biridir. Yüksek kalite ve özgün tasarımlar sayesinde yapılan üretimin büyük bölümü ihraç edilmektedir. Uluslararası pazarlarda önemli bir yere sahiptir.

Pamuklu Dokuma: Dokuma endüstrisinin en çok gelişmiş kolunu meydana getirir.Adana, Tarsus, İstanbul, İzmir, Aydın, Nazilli, Malatya, Konya Ereğlisi, Bursa, Kayseri, Manisa geliştiği başlıca merkezlerdir.

İpekli DokumaBursa, Gemlik, İstanbul önemli merkezlerdir.

Dericilik:Büyük oranda ihraç edilmektedir. İstanbul, İzmir, Gerede, Van, Erzincan, Uşak, Kars’ta gelişmiştir.

Yünlü dokuma: Hereke, İstanbul, Kayseri, Bursa, İzmir, Kula, Siirt, Isparta, Uşak ve Gördes önemli merkezlerdir.

Hazır giyim(Konfeksiyon):İstanbul, Bursa, Ankara ve İzmir en önemli merkezlerdir.

Halı dokumacılığı: Isparta, Uşak, Gördes, Demirci, Milas, Bünyan, Kayseri, Lâdik, Kula, Hereke, Kırşehir ve Sivas önemli merkezlerdir.

3. Maden Endüstrisi(Metalürji Endüstrisi):

Demir-Çelik Endüstrisi:Sivas Divriği’de çıkarılan demir, Zonguldak’ta bulunanKarabük ve Ereğli demir-çelik fabrikalarımızda işlenir. Diğer demir-çelik fabrikalarımız, İskenderun, Kırıkkale, Sivas, Bursa ve İzmir’de bulunmaktadır.

Alüminyum fabrikaları:Seydişehir, Kayseri

Bakır işleme fabrikaları:Samsun, Elazığ ve Artvin (Murgul)

Kurşun ve çinko fabrikaları: Elazığ ve Kayseri’de bulunmaktadır.

Krom işleme fabrikaları: Menteşe Yöresi’ndeki krom madeni Antalya’da, Elazığ ve çevresindeki kromlar Guleman’da işlenmektedir.

4. Makine Endüstrisi:

Otomotiv Endüstrisi:İlk otomobil üretimi 1960 yılında montaj şeklinde yapılmıştır. Otomobil fabrikalarımız Bur­sa, Adana, İzmir, İzmit, İstanbul, Gaziantep, Adapazarı gibi merkezlerde yoğunlaşmıştır.

Otobüs, Kamyon ve Kamyonet Fabrikaları:Aksaray, İzmir, İzmit, İstanbul’da,

Demiryolu Taşıtları Yapım ve Bakımı: Eskişehir, Sivas, Ankara, Afyon,

Tersaneler:İstanbul, (Haliç, Hasköy, İstinye, Pendik, Taşkızak), İzmit (Gölcük), İzmir (Alaybey)

Uçak Fabrikası:Ankara (Mürted),

Beyaz eşya, elektrik-elektronik endüstrisi: İstanbul, İzmir, Bursa, Gaziantep ve Manisa’da yoğunlaşmıştır.

5. Kimya Endüstrisi:Yurdumuzda kurulan ilk kimya kuruluşlarımız, İzmit’te klor ve süt kostik fabrikası, Karabük’te sülfirik asit ve amonyum sülfat tesisleridir.

İlaç Endüstrisi: İlaç fabrikalarının büyük bölümü, İstanbul’da bulunmaktadır. Ankara, İzmir ve Adapazarı diğer önemli merkezlerdir.

Sabun-Deterjan Endüstrisi:Büyük firmaların büyük bölümü İstanbul’da bulunmaktadır.

Petrokimya: Ham petrolün arıtıldığı tesislerdir. İlk rafineri 1956 yılında Batman’da kurul­muştur Diğer rafinerilerimiz, İzmit (İpraş), Mersin (Ataş), İzmir (Aliağa), Kırıkkale’de (Orta Anado­lu) da kurulmuştur.

Lâstik fabrikaları:İzmit, Adapazarı ve Kırşehir

Gübre fabrikaları: Modern tarım yöntemleri yaygınlaşmasıyla gübre ihtiyacı ve üre­timi artmıştır. Fabrikalar Karabük, İskenderun, Balıkesir, İzmit, Kütahya, Adana, Kütahya, Tekirdağ, Elazığ, Sam­sun, Bursa, Mersin, Mazıdağı ve İzmir’de bulunmaktadır.

6. Orman Ürünleri Endüstrisi: En önemli ürünler selüloz ve kâğıt üretimidir. Ayrıca kereste, ahşap parke, mobilya ürünleri gibi ürünler elde edilmektedir. Ülkemizde ilk kâğıt fabrikası 1936 yılında İzmit’te kurulmuştur.

Kerestecilik: Zengin hammadde kaynağı nedeniyle Karadeniz’de oldukça gelişmiştir. Önemli merkezler, Sinop(Ayancık),Bilecik, Adapazarı, Rize, Bartın, Ordu, Burdur, Antalya, Isparta ve Düzce.

Mobilyacılık: Ankara, İstanbul, Bursa, İzmir, Adapazarı, İnegöl, Kayseri ve Batı Karadeniz’de bulunan merkezlerde gelişmiştir.

Kâğıt fabrikaları: İzmit, Balıkesir, Giresun(Aksu), Zonguldak(Çaycuma) ,İçel(Taş ucu), Muğla

( Dalaman), Afyon(Çay),Kastamonu(Taşköprü),Bolvadin, Bartın ve Denizli çevresinde bulunur.

7. Çimento, Cam, Seramik Endüstrisi:

Hammaddesi, mika, kum, kireçtaşı, kil, gibi toprak ürünleridir.

Çimento Endüstrisi:Ülke­mizde sanayileşme hızına ve inşaat sanayinin gelişmesine bağlı olarak çimento üretimi hızla artmaktadır. Fabrikalar tüm yurda dağılmış durumdadır. Önemli merkezler, İstanbul, İzmit, Adana, İzmir, Elazığ, Mersin, Yozgat, Denizli, Adıyaman ve Ordu’dur.

Cam Endüstrisi:Fabrikaların büyük kısmı Marmara Bölgesi’nde toplanmıştır. İstanbul, Trakya, Gebze, Kırıkkale, İzmir Adapazarı, Denizli ve Sinop önemli fabrikalarımızın bulunduğu alanlardır.

Seramik ve Porselen Endüstrisi:Bilecik (Söğüt-Bozüyük), Çanakkale, Kütahya, Bursa, İzmir, İzmit, ,Tekirdağ ve Manisa(Turgutlu) önemli merkezlerdir.

Tuğla-Kiremit Endüstrisi:Manisa(Turgutlu),İzmir, Samsun, Eskişehir, Adapazarı, İstanbul, Tekirdağ, Konya önemli merkezleri oluşturmaktadır.

Tagged :

Türkiye’de Ulaşım

TÜRKİYE’DE ULAŞIM

Çeşitli ham veya işlenmiş maddelerin, insanların ve haberlerin bir yerden başka bir yere taşınmasına ulaşım( ulaştırma) denir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

ULAŞIMIN TARİHSEL GELİŞİMİ VE ÖNEMİ

Kalkınmanın gerçekleşmesinde en önemli etken ulaşım sistemlerinin geliştirilmesidir. Ulaşım günümüzde, sadece malların bir yerden bir yere taşınması değil, bilginin, paranın ve çeşitli hizmetlerinde taşınmasını kapsayacak şekilde genişlemiştir. Ulaşım faaliyetleri şehirsel gelişim açısından büyük önem taşır herhangi bir şehrin kapladığı alanın, çoğu zaman 1/3 -1/4 arasındaki miktarını cadde, sokak yani yollar meydana getirir.

Ulaşım coğrafyası konusundaki ilk çalışmalar;

*1895 yılında ‘’Kara Ulaşımında Taşıt Araçları’’ ve ‘’1897 yılında ‘’Ulaşım Coğrafyasının Bugünkü Durumu’’adlı makaleleriyle Hettner, Ulaşım coğrafyasını ekonomik coğrafyadan ayrı bir disiplin olarak ele almıştır.

*1952 yılında yayınlanan ‘’Allgemeine Geographie Des Menschen’’adlı eserinin 3.cildini Verkehrsgeographie (Ulaşım Coğrafyası) oluşturmaktadır.

*Fransız, De la Blache tarafından 1922 yılında yayınlanan “Beşeri Coğrafyanın İlkeleri” adlı eserinin (üç bölüm) son bölümünü bu konuya ayırmıştır.

* Gustav Fochler Hauke’nin eseri, ulaşım coğraf­isinin yapı, yöntem ve çeşitli hususlarla olan ilişkisini açık bir şekil­le ortaya koymaktadır.

* Fransız coğrafyacısı Capot Rey’in (1946) eseri daha genel özellikleriyle ulaşımı ele almıştır.

* Lartilleux’nün Fransız Demiryolları. (1947)

* Mckilliam’ın Dünya Karayolları (1938)

* Van Zandt’ın Dünya Havayolları (1944)

* Fransız coğrafyacısı Clozier’in (1940) Paris’in bir garı üze­rine yaptığı çalışma.

* Hurst ‘Ulaşım coğrafyası’ (1974)

* White ve Senior ‘Ulaşım coğrafyası’ (1983)

* Owen ‘’Ulaşım ve Dünya’da Kalkınma’’ (1987)

* Hoyle ‘’Afrika’da Kalkınma ve Ulaşım’’ (1995)

* Hanson ‘’Şehir Ulaşımının Coğrafyası’’ (1996)

ULAŞIMI ETKİLEYEN FAKTÖRLER

Genel olarak olumlu etkenler:

—Önemli ticaret yolları üzerinde yer alması

—Boğazların sahip olduğu stratejik önem

—Üç tarafının denizlerle çevrili olması ve okyanuslara bağlanabilmesi.

—Gelişmiş sanayi merkezleri ve hammadde kaynakları arasındaki en güvenli geçiş

merkezinde yer alması.

Genel olarak olumsuz etkenler:

—Yer şekillerinin olumsuz etkileri(Yükselti, dağların uzanış biçimi, engebeli sahaların

fazla oluşu)

—Olumsuz iklim koşullarının etkisi(kar, buzlanma, sis)

—Yurdumuz koşullarına ve kaynaklarına uygun ulaşım sistemlerinin tercih edilmemiş olması

1.Yeryüzü Şekillerinin Etkileri:

Ülkemizde ortalama yükselti, engebeli sahaların fazla olması ve dağların uzanış yönü ulaşımı etkilemektedir. Kuzey Anadolu, Toros ve büyük oranda diğer dağlarımızın doğu-batı yönünde uzanması, kuzey-güney doğrultusunda ulaşım hizmetlerini olumsuz yönde etkilemektedir. Bu durum kuzey-güney yönünde yapılan yol yapım maliyetlerinin artmasına neden olmaktadır. Karayolu ve demiryolu ağlarımız büyük oranda bu dağlar arasındaki çöküntü ovaları ve vadilerin içinden geçmektedir. Kuzey ve güney sıradağlarımızın büyük oranda kıyıya paralel uzanması, kıyı ile iç kesimler arasındaki bağlantıların geçitlerle sağlanmasına neden olmaktadır. Yeryüzü şekillerinin özellikleri, yurdumuzda yol yapımı ve bakımının yüksek maliyetlere çıkmasına neden olmaktadır.

2. İklim Özelliklerinin Etkileri:

Ulaşım sistemleri genellikle bulundukları yerin iklimine uyacak biçimde gelişirler. İklim değerleri aşırı koşullar meydana geldiğinde ulaşımı etkiler. Özellikle havayolu ulaşımında iklim koşullarının önemli etkileri oluşur.İç kesimler ve özellikle Doğu Anadolu Bölgesi’nde yaşanan sert karasal iklime bağlı olarak kış mevsiminde; kar yağışlarının fazla olması, karın yerde kalma süresinin uzun olması, buzlanma ve donma olaylarının fazla olmasına ve uzun süresine neden olarak ulaşım hizmetlerinin büyük oranda aksamasına neden olmaktadır. Karadeniz Bölgesi’nde sık olarak yaşanan heyelanlar, çığ ve sel olayları ulaşımı olumsuz yönde etkiler. Zaman, zaman yaşanan yoğun sisler, kara, özellikle hava ve deniz ulaşımını aksatmaktadır.

3.Beşeri Etkiler:

Ulaşım sektörü yoğun şekilde çalışan istihdam etmektedir. Bu oran ülkeden ülkeye farklılık göstermektedir. Ulaşımın geliştirilmesi için gerekli kaynakların sağlanması, planlı bir yatırım düzeni ve bunların yürütülmesi için gereken yönetici ve teknik kadroların sağlanması gerekir.

Bir ülkedeki ulaşım yollarının sıklığı, uzunluğu ve niteliği, o ülkenin ekonomik durumunun önemli göstergelerinden biridir.

Her ulaşım sistemin kendine özgü olumlu ve olumsuz yanları vardır. Bu durum ülkenin; coğrafi özelliklerine, özel konum, yükselti, dağların uzanışı, deniz, göl, uygun akarsu, kanal vb. özelliklerin olup olmamasına, engebe, arazi kullanımı, yerleşmelerin dağılımı, ülkenin ekonomik gücü ve gelişme düzeyine bağlı olarak değişmektedir.

Bu sistemlerin her birinin kendisine özgü özellikleri vardır ve hiçbiri diğerine göre tümüyle üstün değildir. Bu nedenle ülkenin fiziki koşullarına göre en uygun ve en ekonomik ulaşım hatlarının belirlenerek geliştirilmesi gerekir.

 

ULAŞIM SİSTEMLERİNİN SAHİP OLASI GEREKEN TEMEL ÖZELLİKLER

 

1.Ekonomik olmalıdır

2.Elverişli olmalıdır

3.Güvenli olmalıdır

4.Hızlı olmalıdır

5.Konforlu olmalı

6.Çevreyi kötü etkilememeli

7.Ülkenin mevcut enerji kaynaklarını kullanmalı

8.Bakım ve onarımın kolay olması

BAŞLICA ULAŞIM TÜRLERİ

1. Karayolları:Türkiye’de en çok kullanılan ulaşım karayoludur. Karayollarımız en ücra noktalara ulaşım ve taşıma imkânı verecek durumdadır.Türkiye’nin her yerine ulaşılabildiği için yük ve yolcu taşımada en büyük rolü karayolları oynamaktadır. Karayollarımızın yük ve yolcu taşıma içindeki yeri giderek artmaktadır. Karayollarımız dağların uzanış biçimi nedeniyle özellikle doğu – batı yönlüdür. Kuzey-güney yönlü yol maliyetleri çok yüksektir.Karayollarımızın dağılışı ve yer şekilleri arasında bir paralellik vardır. Ülkemizde karayolu yapımına en uygun ve taşımacılığın en kolay yapıldığı bölgelerimiz Marmara, İç Anadolu, Güneydoğu Anadolu ve kıyı Ege’dir. Doğu Anadolu, Akdeniz ve Karadeniz’de ise yükselti, dağların uzanışı karayolu yapımını ve taşımacılığını zorlaştırmaktadır. Bu nedenle bu bölgelerimizde ulaşım geçitlerden faydalanılarak sağlanmaktadır.

Önemli geçitlerimiz:

1.Belen geçidi: Çukurova’yı Hatay’a ve Ortadoğu’ya bağlar.
2.Gülek geçidi: Çukurova’yı İç Anadolu’ya bağlar.
3.Sertavul geçidi ve Göksu kanyonu: Taşeli platosunu İç Anadolu’ya bağlar.
4.Çubuk Boğazı: Antalya’yı Göller Yöresine bağlar.
5.Zigana geçidi: Karadenizi İç Anadolu’ya bağlar.

Günümüzde Avrupa Birliği ve Amerika’da karayollarının ulaşımdaki payı %27, Türkiye’de ise %93 düzeyindedir. Bu durum, Türkiye’de ulaşımın büyük oranda karayollarına bağımlı hale geldiğini göstermektedir. Bu durum ekonomik ve sosyal anlamda büyük sorunların yaşanmasına, enerji kaynakları açısından dışa bağımlılığımızın artmasına yol açmaktadır.

2. Demiryolları:Kara yoluna göre daha ucuz durumdadır. Bu özellik, büyük oranda yük taşımacılığında kullanılmasına neden olmaktadır. Yurdumuzdaki demiryolu hatları, uzunluk, kalite ve hız açısından yetersiz durumdadır. Demir yollarımız yer şekillerinden büyük ölçüde etkilenir. Hatlarımızın büyük bölümü, Doğu-Batı yönünde, akarsu vadilerini ve düz alanları izler Ülkemizdeki engebeli arazi ve dağlar demiryolu yapım maliyetlerini artırmaktadır. Dünya’da demiryolu ulaşımı her geçen gün daha fazla önem kazanmaya başla­mıştır. Türkiye’de büyük kentler arası hızlı tren ulaşım projeleri uygulama çalışmaları devam etmektedir.
İzmir-Aydın hattı 1866’da işletmeye açılan ilk demir yolumuzdur. Ülkemizde demir yolu ulaşımı daha çok yük taşımacılığında kullanılmaktadır. 1950’li yıllardan sonra, karayollarına daha çok önem verildiğinden demiryolu yapımı azalmıştır. Günümüzde Türkiye’nin demir yolu ağı 8429km dolayındadır. Bu oran ülkemiz açısından oldukça yetersiz kalmaktadır. Eskişehir, Sivas, Ankara ve Adapazarı’nda demiryolu araç ve donanımlarının (vagon, lokomotif, v.b.) imal ve tamiri amacıyla fabrikalar kurulmuştur.

3. Denizyolları:Ülkemizinüç tarafının denizlerle çevrili olması ve önemli boğazlara sahip olması, denizcilik alanında gelişmesi açısından büyük imkânlar doğurmuştur. Dünya ticaretinde en fazla kullanılan yol deniz taşımacılığıdır.Denizyolu ile yük ve yolcu taşımacılığı, en ekonomik taşımacılıktır.

Hinterlant (Ard bölge): Bir limanın gelişmesi mal alıp mal göndereceği bölge ile bağlantısının kolay olma­sına bağlıdır. Limanın gerisindeki bu ticari bölgeye limanın Ard bölgesi ya da Hinterlan­dı denir. Limanın hinterlandı geniş ise limanın büyümesi ve gelişmesi kolaydır. İstanbul ve İzmir limanlarının çok gelişmesinde hinterlantlarının geniş olması önemli bir etkendir.

Karadeniz Bölgesin de bulunan limanlar fazla gelişmemiştir. Yükleme ve boşaltma kapasite siteleri düşüktür. Bunda dağların kıyıya paralel uzanması nedeniyle oluşan dar kıyı şeridinin diğer bir bakışla hinterlandının dar olmasının etkisi büyüktür. Aynı açıdan İstanbul ve İzmir Limanlarının çok gelişmelerinde geniş bir hinterlanda sahip olmaları önemli rol oynamaktadır.

Önemli limanlarımız:İstanbul, İzmir, İzmit, Mersin, Trabzon, Zonguldak, Samsun, Tekirdağ, Gemlik Çanakkale ve Bandırma önemli limanlarımız arasında bulunmaktadır

*İstanbul limanı hem ihracat hem ithalat limanı karakteri taşır.

*İzmir limanı en önemli ihracat limanımızdır.

*İzmir limanı hinterlandı en geniş limanımızdır.

Bir Limanın Gelişmesinde Etkili Olan Şartlar:

—Hinterlandının geniş ve zengin kaynaklara sahip olması

—İç bölgelerle kolay bağlantı kurması

—Açık denizlere açık oluşu ve önemli deniz yollarına göre konumu

4. Havayolları:Ülkemizdeki ulaşım sistemleri içinde en az paya sahip olan ulaşım türüdür. Havayolu ulaştırmacılığının geliştirilmesi amacıyla 1933’de Devlet Hava Yolları kurulmuştur. Ancak özellikle özel havayolu şirketlerinin hızla çoğalması ve bilet fiyatlarının düşmesiyle beraber son yıllarda hızla gelişme göstermektedir. Hava yolu ulaşımında en önemli avantaj hızdır. Ülkemizde yaşanan bu hızlı gelişme yer hizmetlerinin ve diğer alt yapı çalışmalarının yetersizliği nedeniyle zaman zaman sıkıntılara yol açmaktadır. Havayolları ile yük taşımacılı­ğı çok fazla gelişmemiştir. Özellikle yolcu taşımacılığında kullanılmaktadır. Ülkemizin yüzey şekillerinin oluşturduğu olumsuzluklar nedeniyle havayolu ulaşımının geliştirilmesi büyük önem taşımaktadır. Bu durum özellikle karayolunda yoğunlaşan ve önemli sorunlara yol açan yolcu taşımacılığı baskısının azalmasına neden olacaktır.

Önemli havalimanlarımız: İstanbul’daki Ata­türk Hava Limanı, Ankara’da Esenboğa, İzmir’de Adnan Menderes, Adana’da Şakirpaşa, Antalya,Bodrum, Diyarbakır, Erzurum, Malatya, Elazığ, Van, Samsun, Trabzonve Dalaman havalimanlarıdır.

5. Boru Hatları:Borularla ham petrol ve doğalgaz taşıma sistemine boru hattı denir. Ülkemizdeki önemli boru hatları ve yerel iletim hatları şunlardır:

-Batman-Dörtyol boru hattı (Petrol)

-Kerkük-Yumurtalık boru hattı (Petrol)

-Yumurtalık-Kırıkkale boru hattı (Petrol)

-Şelmo-Batman (Ham Petrol boru hattı.)

-Rusya -Türkiye boru hattı (Doğalgaz)

-Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattı(Petrol)

-Samsun-Ankara (Doğalgaz-Mavi Akım)

-Doğu Anadolu iletim hattı(Doğalgaz)

-Karacabey-İzmir iletim hattı(Doğalgaz)

Tagged :

TÜRKİYE’DE ORMANCILIK

Orman:

Ağaçlarla birlikte diğer bitkiler, hayvanlar, mikroorganizmalar gibi canlı varlıklarla toprak hava, su, ışık ve sıcaklık gibi fiziksel çevre faktörlerinin birlikte oluşturdukları ekosistemdir.Ormanı oluşturan tüm madde ve olaylar birbirleriyle karşılıklı ilişki ve etkileşim halindedirler. Bu haliyle orman, çok sayıda bitki ve hayvan türünden oluşan büyük bir canlı organizma olarak tanımlanmaktadır. Orman aynı zamanda ülkenin var oluşunun ve devamlılığının sağlanmasında vazgeçilemeyecek etkileri olan bir değerdir. Yurdumuzun yaklaşık %26’sı ormanlarla kaplıdır. Bu oranın bir bölümü çalılık alanlardan oluşmaktadır. Ülkemizde orman dağılışındaki en önemli faktör yağış ve nemliliktir. Mevcut ormanlarımızın büyük bölümü kıyı bölgelerimizde yer almaktadır. Türkiye’nin orman alanları özellikle eğimli ve dağlık arazilerde yoğunlaşmıştır. Yağış miktarının ve sıcaklık ortalamalarının düşüklüğü nedeniyle iç bölgelerimizde orman varlığı azdır. (%21)Özellikle Karadeniz kıyılarımız orman bakımından oldukça zengindir. Akdeniz kıyılarımız da ormanlarla kaplıdır. İç Anadolu, Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleri ise orman bakımından oldukça fakirdir.

Ormanların Faydaları:

—Erozyonu önler.

—Hayvanlara barınak sağlar.

—Fotosentez yaparak oksijen üretir.

—Hayvanların besin ihtiyacını karşılar.

—Kâğıt sanayi ve mobilyacılık gibi alanlarda kullanılır

—Toprağı humus bakımından zenginleştirir.

Orman alanındaki geniş tahribat ve buna bağlı olarak gelişen toprak taşınması ancak kapsamlı ağaçlandırmalar ile önlenebilir. Bu kadar çok yararı olan ormanların korunması, yangınların ve kaçak kesimlerin önlenmesi konusunda daha fazla çaba sarf edilmesi gerekmektedir. Yurdumuzun sahip olduğu toplam orman alanı,21.189.000 hektardır.(2004)

Türkiye’de Ormanların Coğrafi Dağılışı (%)

1.Karadeniz Bölgesi …………..25

2.Akdeniz Bölgesi ………………24

3.Ege Bölgesi ……………………..17

4.Marmara Bölgesi  ……………13

5.Doğu Anadolu Bölgesi  …….11

6.İç Anadolu Bölgesi  …………..7

7.G. Doğu Anadolu Bölgesi ….3

 

Yurdumuzda bulunan önemli kâğıt fabrikaları:

İzmit, Balıkesir,Giresun(Aksu),Zonguldak(Çaycuma), İçel(Taş ucu), Muğla( Dalaman), Afyon(Çay),Kastamonu(Taşköprü),Bolvadin, Bartın ve Denizli çevresinde bulunur.

Tagged :

Türkiye’de Sular

TÜRKİYE’DE AKARSULAR,GÖLLER,YERALTI SULARI, KAYNAKLAR VE KAPLICALAR

AKARSU:Belli bir yatak içerisinde sürekli yada yılın belli dönemlerinde akan su kütlelerine akarsu denir.

POTAMOLOJİ:Akarsuları inceleyen bilim dalıdır.

SEYELAN:Yağmur,kar veya buzulların erimesiyle oluşan ve belirli bir yatağa bağlı olmadan,arazi yüzeyini kaplayacak şekilde akan sulara seyelan denir.

AKARSU HAVZASI:Akarsuyun bütün kollarını ve su topladığı alana akarsuyun havzası denir.

Sularını denize ulaştırabilen akarsuların oluşturduğu havzaya açık havza,sularını denize ulaştıramayan akarsuların oluşturduğu havzalara kapalı havza denir.

Akarsu havzasının genişliği:Ana akarsuyun boyuna,iklim şartlarına,ülke genişliğine ve yüzey şekillerine bağlıdır.

Kapalı Havzalarımız:Tuz Gölü çevresi,Van Gölü çevresi,Afyon Akarçay, Akşehir, Eber, Karmuk, Çavuşlu Gölü,Göller Yöresinde Burdur ve Acıgöl kapalı havzalarıdır.

SU BÖLÜMÜ ÇİZGİSİ:Akarsu havzalarını birbirinden ayıran sınıra su bölümü çizgisi denir.

TABAN SEVİYESİ:Akarsuyun döküldüğü deniz veya okyanus yüzeyine taban seviyesi denir.Akarsu aşındırması bu seviyeye kadar devam eder ve son bulur.

AKARSUYUN DEBİSİ(AKIM):Bir akarsuyun belli bir alanından bir saniyede geçen su miktarına akarsuyun akımı(debisi)denir.(m3/sn)

AKARSU REJİMİ:Bir akarsuyun,yıl içerisinde gösterdiği akım değişikliğine yada su seviyesindeki değişimlere rejim denir.

AKARSU REJİMİNİ VE AKIMINI ETKİLEYEN FAKTÖRLER:

1.İklim

2.Yer şekilleri

3.Zeminin yapısı

4.Bitki örtüsü

5.Yeraltı suları

6.Göller

7.Beşeri faktörler(İnsan)

TÜRKİYE’NİN AKARSULARI

YURDUMUZDA BAŞLICA AKARSU HAVZALARI:

1.Marmara Havzası:

2.Karadeniz Havzası:

3.Ege Havzası:

4.Akdeniz Havzası:

5.Basra Havzası:

6.Hazar Havzası:

KARADENİZE DÖKÜLEN AKARSULAR:

Başlıcaları,Yeşilırmak,Kızılırmak,Sakarya,Bartın,Çoruh,Yenice,Doğankent,Melet,Pazarderesi,

İkizdere,Fırtına deresi,Değirmendere ve Aksu’dur.

MARMARA DENİZİNE DÖKÜLEN AKARSULAR:

Susurluk,Kocaçay,Kemalpaşa,Nilüfer,Kocabaş,Gönen ve Biga

EGE DENİZİNE DÖKÜLEN AKARSULAR:

Meriç ,Gediz, ,Bakırçay,K.ve B.Menderes

AKDENİZ’E DÖKÜLEN AKARSULAR:

Seyhan,Ceyhan,Asi,Göksu,Manavgat,Dalaman,Kocaçay,Köprüsuyu,Eşençayı

HAZAR DENİZİNE DÖKÜLEN AKARSULAR:

Aras,Kura

BASRA KÖRFEZİNE DÖKÜLEN AKARSULAR:

Fırat,Dicle

AKARSULARIMIZIN ORTAK ÖZELLİKLERİ

1.Akarsularımızın boyları kısadır.Türkiye’nin bir yarımada ülkesi olması ve dağlarımızın genellikle kıyılarımıza paralel uzanması uzun akarsuların oluşmasını engellemiştir.

2.Akarsularımızın taşıdıkları su miktarı düşüktür. Bunun temel nedeni, yağış miktarının az olması ve akarsu havzalarının dar olmasıdır.

3.Engebeli alanlar fazla olduğundan,yatak eğimleri fazla akış hızları yüksektir.Bu nedenle derine aşındırma güçleri ve hidroelektrik potansiyelleri fazladır. Aynı nedenle ulaşıma elverişli değildirler. Bol miktarda alüvyon taşırlar.Bu nedenle zengin birikim şekilleri meydana gelmiştir.

4.Akarsularım rejimleri genel olarak düzenli değildir. Bunun temel nedeniiklim özellikleridir.

5.Akarsularımız balıkçılık açısından zengin potansiyele sahiptirler.

6.Güney Marmara ve Ege bölgesi akarsuları genel olarak tektonik kökenli havzalara yerleşmişlerdir.Ege bölgesi akarsuları grabenler içerisinden akarlar,yatak eğimleri azdır. Menderes adı verilen büklümler meydana getirmişlerdir.

7.Orta ve Batı Toroslarda bulunan akarsular hem yerüstü hemde yer altı ağlarına sahiptir.

8.Akarsularımızın çoğu ülke sınırları içinde doğarak sınırlarımız içinde denize dökülmektedirler. Fırat,Dicle,Aras,Kura ve Çoruh ülkemizden doğarak sınırlarımız dışında denizlere veya göllere dökülmektedirler.Meriç ve Asi ırmakları yurdumuzun sınırları dışından kaynaklarını alarak sınırlarımız içinde denize dökülmektedirler.

TÜRKİYE’NİN GÖLLERİ

GÖL:Kıvrılma,kırılma,çökme ve erime sonucu oluşan çanaklar ile doğal olarak yada insanlar tarafından oluşturulansetlerde suların birikmesiyle oluşan durgun su kütlelerine göl denir.

Oluşum Kökenlerine Göre Göller

A.DOĞAL GÖLLER:

1.Tektonik Kökenli Göller:Tektonik hareketlere bağlı olarak meydana gelen, çökme yada kırılmalar sonucu oluşan çanak­larda meydana gelen göllerdir.

Güney Marmara’da, Kuş Gölü, Ulubat Gölü, İznik Gölü,

İç Anadolu Bölge­sinde, Tuz, Akşehir, Eber Gölleri

Doğu Anadolu Bölgesi’nde,Van, Çıldır, Hazar Gölleri

Göl­ler Yöresi’nde, Burdur ve Acıgöl

2.Karstik Kökenli Göller:Karstik erime ile meydana gelen çukurluklarda oluşan göllerdir. Kovada,Eğridir,Salda,Elmalı,Söğüt,Avlan,Karagöl,Müğren,Hafik,Ulaş,Lota,Demiryurt ,Kestel gölleri .Konya’da Obruk ve Düden gölleri.

3.Krater Gölleri:Volkan konileri veya maar kraterlerinde oluşan göllerdir. Nemrut krater gölleridir. Meke Tuzlası gölü (Türkiye,Konya- Ereğli arası)

4.Buzul Gölleri:Buzulların etkili olduğu alanlar ve dağlarda, buzullar çekildikten sonra ortaya çıkan çanaklarda oluşan göllerdir.Bunlar sirk gölü adı da verilir.Yurdumuzda,Buzul,Sat,Karadağ,KaçkarMercan,Aladağlar,Uludağ,Bolkar ve Bingöl dağlarında bu göllere rastlanmaktadır.

5. Set Gölleri:Vadiler veya çöküntü alanlarının önlerinin doğal setle tıkanması sonucu oluşan göllerdir.

Lav Seti (Volkanik Set)Gölleri:Volkanik püskürmeler ile çıkan ve akan lavların, bir havzanın önünü, setle kapatması sonucunda oluşan göllerdir. Van,Çıldır,Nazik,Haçlı,Balık ve Erçek Gölü.

Heyelan Seti Gölü:Yer kayması sonucu hareket eden ve akarsu vadilerinin önlerini kapatarak kütlenin arkasında oluşan göllere heyelan seti gölü denir. Tortum Gölü, Sera,Abant,Zinav,Sünnet, Borabay ve Yedigöller

Alüvyal Set Gölü:Vadilerin akarsular tarafından taşınan alüvyonlarla dol­ması sonucunda oluşurlar. Sapanca,Uzun göl,Akgöl, Köyceğiz,Gölmarmara,Çamiçi(Bafa), Eymir ve Mogan’dır.

Buzultaş(Moren) Set Gölleri:Buzulların biriktirdiği moren setlerinin gerisinde biriken sular tarafından oluşturulangöllerdir.Yüksek dağlarımızda çok küçük örnekleri bulunmakla birlikte yurdumuzda etkili olmamıştır.

Kıyı Set (Lagün)Gölleri:Deniz kıyılarında, koyların kıyı kordonları ile kapanması sonucu olu­şan göllerdir. Durusu ,Fethiye Ölüdeniz,Büyük ve Küçük Çekmece gölleri.

B.BARAJ GÖLLERİ:

Dar boğazlardan oluşan akarsu vadilerinin önünün doldurularak meydana getirilen setlerin gerisinde biriken su kütlelerinin oluşturduğu göllerdir.

Kızılırmak üzerinde;Hirfanlı, Altınkaya, Kesikköprü, Çubuk,

Yeşilırmak üzerinde;Almus, Hasan ve Suat Uğurlu Barajları

Sakarya üzerinde;Sarıyar,Gökçekaya barajları, Hasan Polatkan

Gediz üzerinde;Demirköprü Barajı

Büyük Menderes üzerinde;Kemer Barajı, Adıgüzel

Ceyhan üzerinde;Aslantaş Barajı, Menzelet

Seyhan üzerinde;Seyhan Barajı

Fırat üzerinde;Keban, Atatürk, Karakaya Barajları

Manavgat üzerinde;Oymapınar

Tarsus Çayı üzerinde;Kadıncık 1–2

Dicle üzerinde;Devegeçidi,Kralkızı

Göksu üzerinde;Göksu

Aksu üzerinde;Kovada1-2,Kepez

YURDUMUZDA BULUNAN GÖLLERİN BAŞLICA ÖZELLİKLERİ

1.Yurdumuz göller bakımından zengin değildir.

2.Göllerimiz belli alanlarda toplanmışlardır.Özellikle,Van Gölü ve Tuz Gölüçevresi ile Göller yöresi ve Güney Marmara’da toplanmışlardır.

3.Bu nedenle göller açısından en zengin bölgelerimiz Doğu Anadolu,Marmara ve Akdeniz’dir.En fakir bölgemiz Güneydoğu Anadolu Bölgesi’dir

4.Oluşum bakımından göllerimizin büyük bölümü tektonik göller durumundadırlar.Doğu Anadolu Bölgesi’nde bulunan göllerin büyük bölümü volkanik set,Karadeniz göllerinin büyük bölümü heyelan set gölü durumundadır.

5.Tektonik göller dışında volkanik,buzul, karstik ve setleşme sonucu oluşan göllerimiz bulunmaktadır.

6.Yurdumuzun en büyük doğal gölü,Van Gölü’dür.Van gölü ilk oluşumu bakımından tektonik bir göldür. Ancak Nemrut dağından çıkan lavlarla oluşan set, gölün bugünkü halini almasını sağlamıştır. Bu nedenle oluşum bakımından hem tektonik hem de volkanik set gölü durumundadır. Bu tür göllere oluşum bakımından karma yapılı göller denir.Sodalı sular nedeniyle büyük bölümünde canlı yaşamına rastlanmaz.Üzerinde feribot aracılığı ile ulaşım yapılmaktadır.

7.Yurdumuzun en büyük yapay gölü Atatürk Hidroelektrik Santralinin oluşturduğu Atatürk Baraj gölüdür.Bu baraj gölümüzdoğal göllerle birlikte ele alındığında ülkemizin üçüncü büyük gölü durumundadır.

8.Tektonik olarak oluşan,Beyşehir,Eğirdir ve Suğla gölleri karstik erimeler sayesinde bugünkü görünümlerinin kazanmışlardır. Bu nedenle hem tektonik hemde karstik göl olarak kabul edilmektedirler.

9.Sularını bir akarsu ile boşaltma imkanı bulunan göllerimizin suları genellikle tatlıdır.Kapalı havzalarda bulunan ve ayağı olmayan göllerimizin suları ise tuzludur.

GÖLLERDE YAŞANAN SEVİYE DEĞİŞİKLERİNİN TEMEL NEDENLERİ

YÜKSELTEN SEBEPLER: Yağışlar,akarsular,seyelan,yer altı suları ve kaynaklar.

DÜŞÜREN SEBEPLER:Buharlaşma,terleme,Gidegenler ve sızmalar.

GÖLLERDEN YARARLANMA

1.Ulaşım ve taşımacılıkta faydalanılır. (Van Gölü)

2.Tarımsal alanların sulanmasında veiçme suyu olarak yararlanılır.

3.Kurumuş olan eski göl alanları verimli tarım alanları meydana getirir.(Amik Gölü)

4.Göl ve göl çevresi turizm ve dinlenme açısından önem imkanlar oluşturur.(Abant Gölü, Sünnet,

Yedigöller,Kuş (Manyas),Nemrut,Uzungöl)

5.Tatlı su balıkçılığı yapılmasına imkan verir.Ulubat,Eğridir,Beyşehir,Eber,Marmara,Bafa ve Köyceğiz

6.Elektrik üretilmesine imkan verir. Elektrik üretilen doğal göllerimiz,Tortum,Kovada ve Hazar

7.Soda, tuz elde edilir.Tuz,Meke veTuzla göllerinden tuz elde edilmektedir.Van gölü soda üretim potansiyeline sahiptir.

YERALTI SULARI VE KAYNAKLAR

YER ALTI SUYU:

Yeryüzüne düşen yağışların bir bölümü bitkiler tarafından emilir (interserpsiyon),bir bölümü toprak tarafından emilir,bir bölümü ise yüzeysel akıma geçerek akarsulara ulaşır.Bunların bir bölümü ise kum,çakıl,kireç taşı(kalker) gibi toprak tanecikleri arasındaki küçük boşluklardan, süzülerek derinlere doğru iner.Toprağın derin­liklerine inenbu sular, geçirimli olmayantabakalara ulaştığında (Kil, marn, şist, granit gibi taşlar ise geçirimsizdir), burada birikir.Böylece, yer altı su tabakası oluşur.Yer altı suları altta bulunan geçirimsiz tabaka üzerinde bulunan geçirimli tabakada biriktiklerinde taban suyunu meydana getirirler.Taban suyunun üst seviyesine taban suyu seviyesi veya su tablası adı verilir. Özellikle alüvyal ovaların tabanında ve vadi tabanlarındazengin ve yüzeye yakın olarak bulunurlar. İçme suyu ve tarımsal alanlarda sulama suyu olarak yoğun şekilde kullanılırlar. Yer altı suları özellikle yarı kurak alanlarda tarımsal sulama ihtiyacının karşılanmasında büyük önem taşırlar.

YER ALTI SUYUNUN MİKTARINI VE BESLENMESİNİ ETKİLEYEN FAKTÖRLER

1.Yağış

2.Yüzeyin eğimi

3.Bitki örtüsü

4.Zemini oluşturan taşların geçirimlilik derecesi

KAYNAKLAR

KAYNAK (GÖZE-BULAK-MEMBA-EŞME-PINAR):Yer altısularının kendiliğinden yeryüzüne çıktığı yerlere kaynak (göze) denir. Bunlar yüzeyeçıktıkları verin özelliğine göre yamaç, fay ve vadi kaynağı gibi adlar alırlar.Kendiliğinden yer yüzüne çıkamayan sulardan da kuyular açılarak ya­rarlanılır. Kaynaklar sıcak yada soğuk su kaynakları olarak iki gruba ayrılırlar.Türkiye’nin oluşumu yakın zamanda gerçekleştiği için, yer kabuğunda kırık ve çatlaklar çok yaygındır. Sıcak su kaynakları ve maden suları­ bu kırık ve çatlak hatlarının çok olduğu alanlarda yoğunlaşmaktadır.

1.ARTEZYEN (BASINÇLI YER ALTI SULARI):

İki geçirimsiz tabaka arasında bir geçirimli tabakanın bulunduğu kıvrımlı yapılarda oluşan basınçlı kaynaklardır. Yer yüzüyle temas halinde olan geçirimli tabakaya, yağmur ve kar erimeleriyle sızan sular, iki geçi­rimsiz tabaka arasında birikir. Bu tür yerlerde açılan kuyularda su birleşik kaplar yasası uyarınca yer yüzüne fışkırarak çıkar. Yurdumuzdaki en zengin artezyen kaynakları Trakya’da ve Konya Ovası’nda bulunmaktadır. Artezyen kaynakları Türkiye’de çok yaygındır.Yurdumuzdailk artezyen kuyuları Trakya’da açılmıştır.İlk dönemlerde fabri­kaların su ihtiyacını karşılamak kullanılmış daha sonra yaygınlaşarak içme ve sulama amacıyla da kullanılmaya başlanmıştır.

2.KARSTİK KAYNAKLAR(VOKLÜZ):

Kolay eriyebilen taşlar içerisinde özellikle kireç taşı ve alçı taşı arasında oluşankaynaklardır.Türkiye’de çok yaygındır. Özellikle Toros dağlarında Antalya çevresi ve Göller Yöresi, İç Anadolu, Doğu Anadolu, Karadeniz ve Trakya’nın kalkerli arazileri bu kaynaklar açısından zengindir.Karstik kaynakların en önemli özelliği, sularında bol miktarda kireç yada alçıtaşı eriyiği bulunmasıdır. Türkiye’deki yerleşim birimlerinin önemli bir kısmı içme suyu ihtiyacını bu karstik kaynaklardan sağlamaktadır. Bunlar çoğunlukla gür kaynaklardır.Akarsu oluşumuna sebep olabilmektedirler.(Manavgat-Köprü çayı)

3.VADİ KAYNAKLARI:

Vadi yada yamaçların yer altı su tablasını kestikleri yerlerde meydana gelirler.

4.TABAKA KAYNAKLARI:

Genellikle vadi yamaçlarında alt kısımların her iki yanından, geçirimli tabakanın yeryüzüne temas etmesiyle yüzeye çıkan kaynaklardır.Özellikle yağış sularıyla beslenirler. Ülkemizde çok fazla görülmektedirler.

5.FAY KAYNAKLARI:

Yer altı sularının fay hatlarından yüzeye çıkmasıyla oluşurlar. Bunlar sıcak veya ılık, mineral bakımından zengindirler.Debileri ve sıcaklıkları yıl içinde fazla değişmez.Özellikle Ege ve Güney Marmarabölümündeki grabenler ile Kuzey Anadolu Fay Kuşağı fay kaynakları bakımından zengin alanlardır.

5.GAYZER KAYNAKLARI:

Genellikle etkin volkanların bulunduğu yerlerde gazların basıncıyla, belirli aralıklarla fışkırarak yeryüzü­ne çıkan sıcak su kaynağıdır.Yurdumuzda gayzer kaynağı bulunmamaktadır.

YURDUMUZDA BULUNAN KAPLICA VE MADEN SULARI

1.GÜNEY MARMARA KAPLICALARI:

Yalova kaplıcaları,Türkiye’nin ilk modern termal tesisleridir. Romatizma ve bazı sindirim hastalıklarında etkili olduğu kabul edilmektedir. Önemli kaplıca turizmi merkezlerinden biridir.Bursa’da Çekirge kaplıcaları, İnegöl ve Mustafa Kemal Paşa’daki kaplıcaları.Güney Marmara’daki diğer kaplıcalar Balıkesir’de Gönen ,Balya (dağ ılıcası), Burha­niye, Edremit, Susurluk ve Havran’da kaplıcalar bulunmaktadır.Çanakkale’de bulunan başlıca kaplıcalar, Kestanbolu, Çan, Külcüler’de yer almaktadır.

2.BATI VE GÜNEYBATI KAPLICALARI:

Ege Bölgesi’nde kırık hatlarının fazla olması, kaplıca ve ılıcaların yaygın olmasına neden olmuştur.

Denizli’de Pamukkale ve Karahayıt kaplıcaları,Gölemez’de çamur ılıcası, Kavakbaşı ve Sarayköy ılıcaları,İzmir’de Balçova (Agamemnon kaplıcaları), Çeş­me’de Şifne ve Ber­gama’da kaplıcalar bulunmaktadır.Manisa’da Alaşehir maden suyu ve kaplıcası, Salihli (Kurşunlu kaplıcası ve çamur hamamı) ve Turgutlu’daki kaplıcalarönemli kaplıcalardır.Aydın’da birçok kaplıca vardır. Muğla kaplıca­ları ve Köyceğiz Gölü kenarındaki Sultaniye kaplıcası Sultaniye’de bulunan Kapniç kaplıcası, Türkiye’de radyoaktivitesi en yüksek şifalı su kaynağıdır.

3.İÇ EGE KAPLICA VE MADEN SULARI:

En önemli merkez Afyon’dur. Sandıklı’da kaplıca ve çamur banyoları bulunmaktadır.Diğer önemli kaplıcalar Gazlıgöl, Ömerle ,Geçek kaplıcaları,Kütahya’da Yoncalı kaplıcaları, Gediz ilçesinde Murat dağı kaplıcaları, Tavşanlı (Gökbel) ve Simav kaplıcalarıdır.

4.GÜNEY ANADOLU KAPLICA VE MADEN SULARI:

İçel’de Mersin içmesi, Tarsus Akçakovalı, Taşbükü içmeleri, Mut ve Saparca kaplıcaları önemli merkezlerdir. Hatay’da Erzin içmesi, Başlamış kaplıca ve içmesi ile Reyhanlı kaplıcası en önemli kaplıca ve içmelerdir.

Bunların dışında, İç ve Doğu Anadolu ile Kuzey Anadolu’da birçok kaplıca bulunmaktadır.

Eskişehir kaplıcaları,Sakarya Ilıcası, Laçin ve Adahisar içmeleri,Ankara çevre­sinde Kızılcahamam, Ayaş ve Haymana kaplıcaları,Konya, Aksaray, Kayseri, (Tekgöz ve Bayramhacı) Niğde, Kırşehir (Karakurt, Terme, Bulamaçlı) ve Yozgat (Sarıkaya ve Sorgun).Bolu’da büyük ve küçük Bolu kaplıcaları, Ömerler maden suyu, Derdin kaplıca ve İçmesi, Berkköy ve Çepni maden suları en önemli kaplıcalardır.Tokat’ta Sulusaray, Çorum’da Mecit­özü ve Figanî, Havza ve Lâdik kaplıcaları, Malatya’da, Darende ve Balaban içmesi, Diyarbakır’ın Çermik kaplıcası, Mardin Midyat kaplıcaları.Doğu Anadolu’daki başlıca kaplıcalar Erzurum (Ilıca, Dumlu, Pasinler) Bingöl (Kös), Siirt (Sağlarca) ve Ağrı (Diyadin) kaplıcalarıdır.

kaynak:cografyamvehayat.com

Tagged :

Türkiye’de Hayvancılık ve Türkiye’de Balıkçılık

TÜRKİYE’DE HAYVANCILIK

Hayvancılık, tarımın bir koludur. Hayvancılık ekonomik değeri olan hayvanların beslenerek, güçlerinden faydalanma ve elde edilen ürünlerin pazarlanması etkinliğidir. Kırsal alanlarda genellikle tarımsal faaliyetlerle beraber yürütülür. Bazı yörelerimizde ise başlı başına temel geçim kaynağı durumundadır. Hayvancılık insanlığın en eski uğraşlarından biridir. İlk olarak gücünden yararlanılmak için evcilleştirilen hayvanlar zaman geçtikte güçlerinin yanında çeşitli ürünlerinden yararlandığımız bir konuma gelmişlerdir. Dünyada ve ülkemizde nüfusun hızla artması  gıda maddelerine olan ihtiyaç ve talebinde aynı nispette artmasını beraberinde  getirmektedir. Dolayısıyla  insanların beslenmesinde et, süt, yumurta gibi hayvansal ürünlerin üretiminin artırılması büyük önem kazanmaktadır. Türkiye sahip olduğu geniş yaylalar, otlaklar ve dağ çayırları nedeniyle zengin bir hayvancılık potansiyeline sahiptir. Yurdumuz hayvan miktarı bakımından dünyada ilk sıralarda yer almaktadır. Hayvan sayımız fazla olmasına rağmen, hayvan başına elde edilen verim çok düşüktür. Hayvancılık işletmelerimizin büyük oranda ölçeklerinin küçük olması, üretimin geleneksel yapıda olması, hayvansal verimin düşük olmasına sebep olmaktadır. Türkiye’de son yıllarda hayvancılığın gerilediği görülmektedir. Devlet hayvancılıkta gerekli destekleri daha fazla sağlamak zorundadır. Hayvanı yetiştirmesini ve bakmasını bilen neslin kaybedilmesi hayvancılığı yok edecektir. Hayvancılığın ticari bir işletme gibi görülmesi ve desteklenmemesi Türkiye’nin et ve süt ürünleri açısından dışa bağımlı duruma gelmesine yol açacaktır.

TÜRKİYE’DE HAYVANCILIĞIN BAŞLICA SORUNLARI

1.Beslenme sorunları :

*Otlakların tahrip edilmesi *Yem üretiminin yetersiz olması.

Özellikle mera ve çayır alanlarının tahıl üretimine yönelik işlenmeye başlandığı, tarımda traktör ve diğer makine kullanımı seferberliğinin başladığı yıllardan itibaren birim başına verimin artırılması yerine çayır, mera alanları sürülerek ekilebilir alanların artırılması yoluna gidilmiş, sonuçta da hayvan yemi üretimi azalmış fakat kolay gelir getiren tahıl vb. bitkisel üretimler artmıştır. Bu yeni araziler hayvan yemi üretmek üzere hemen hiç kullanılmamış ve hayvancılık ihmal edilmiştir.
Ülkemizde yukarıda bahsedilen yanlış tarım politikaları sonucunda toplam tarım arazisi içinde çayır ve mera alanları olarak ayrılan kısım yaklaşık yüzde 4’e indirilmiştir. Bu olumsuz gelişme süreç içinde hayvancılığı olumsuz etkilemiş hem de erozyonun oluşmasına (çölleşme) neden olan faktörlerin başında yer almıştır

2.Hayvan soylarının veriminin düşük olması, soyların ıslah edilmesi

3.Modern hayvancılığın (besi hayvancılığı)yeterli ölçüde gelişmemesi

4.Erken kesimler(süt kuzu ve dana kesimi)

5.Hayvan sağlığı (veterinerlik) hizmetlerinin yetersiz olması

6.Büyük oranda geleneksel,( mera-açık alan hayvancılığı) yöntemlerle yapılan, verimin düşük olduğu doğal koşullara bağımlı hayvancılığın yaygın olması.

7.Tarımsal ürünleri destekleme politikaları 1950’lerden itibaren planlı kalkınma dönemlerinde de, hayvancılık sektörü ve hayvansal ürünler aleyhine devam etmiştir. Bitkisel üretim lehine politika uygulamaları bugün Türkiye’nin hayvancılık sektöründe yaşanan sorunların temel sebepleri arasında yer almıştır.

8.Çiftçilerin eğitilmesi konusunda yeterli çalışmanın olmaması, üretici birliklerinin oluşturulamaması, yeterli kredi desteği sağlanamaması ve pazarlama sorunları.

TÜRKİYE’DE HAYVAN VARLIĞIMIZIN COĞRAFİ DAĞILIŞI VE BUNU ETKİLEYEN FAKTÖRLER

Yurdumuzda büyük oranda mera hayvancılığı yapılmaktadır. Geleneksel yöntemlerin egemen olduğu, verimin düşük olduğu bu yöntemde dağılışı belirleyen en önemli faktör iklim olarak karşımıza çıkmaktadır. Arazinin yapısı, yağış miktarı, aylara dağılımı, doğal bitki örtüsü ve diğer ekonomik sektörlerin gelişme düzeyine bağlı olarak hayvan türlerinin dağılışında bölgelerimiz arasında farklılıklar ortaya çıkmaktadır. 2004 verilerine göre yurdumuzda toplam et üretimi,447.153 ton,toplam süt üretimimiz,10.679.407 tondur

TÜRKİYE’DE TÜR VE IRKLARA GÖRE HAYVAN SAYISI

Koyun Kıl Keçisi Tiftik Keçisi Sığır
1980 48.630.000 15.385.000 3.658.000 15.894.000
1985 42.500.000 11.233.000 2.103.000 12.466.000
1990 40.553.000 9.698.000 1.279.000 11.377.000
1995 33.791.000 8.397.000 714.000 11.789.000
1998 29.435.000 7.523.000 534.000 11.031.000
1999 30.256.000 7.284.000 490.000 11.054.000
2000 28.492.000 6.828.000 373.000 10.761.000
2OO4 25.201.155 10.069.346

Kaynak: TÜİ

Tablo incelendiğinde,1980’li yıllardan itibaren özellikle küçükbaş hayvan sayısında azalma olduğu görülmektedir. Bu azalma Ankara Keçisinde (Tiftik) % 90, kıl keçisinde % 60, koyunda% 40 olarak gerçekleşmiştir.

BÜYÜKBAŞ HAYVANCILIK

Büyükbaş hayvanlar, sığır, manda, at, eşek, deve ve katırdan oluşmaktadır. Büyük baş hayvanlar içinde en çok yetiştirilen sığırdır.

1.İNEK:Sığırlar içinde en yaygın olan inektir. Yetiştirilmeleri küçükbaş hayvancılığa göre daha zordur. Sığır yetiştiriciliği özellikle Doğu Karadeniz Bölümünün yaylaları ile Doğu Anadolu Bölgesinde Erzurum-Kars Bölümünde gelişmiştir. Bu alanlar yaz yağışları ve ilkbaharda kar erimeleriyle beslenen gür otlakların bulunduğu yerlerdir. Bu nedenle büyükbaş hayvancılık yetiştiriciliği için en uygun yerlerdir. Yurdumuzda yetiştirilen sığır varlığının yarısı buralardan sağlanır. Bu bölgelerimizi, İç Anadolu, Marmara ve Ege Bölgesi izlemektedir. Besihanelerinin özellikle büyük şehirler çevresinde yoğunlaşması tüketimin fazla olmasından, şekerpancarı fabrikalarının çevresinde yoğunlaşması ise buradan sağlanan küspenin yem olarak kullanılmasından kaynaklanmaktadır.

2.MANDA:Sulak ve bataklık alanlarda beslenir. Karadeniz Bölgesi kıyı kesiminde, Güney Marmara Bölümünde yetiştirilmektedir. Et kalitesi düşük olduğundan, daha çok sütünden özellikle yoğurt üretiminde ve gücünden faydalanılır.

KÜÇÜKBAŞ HAYVANCILIK

1.KOYUN:Koyunun et, süt, yapağı ve derisinden faydalanılır. Bozkır alanlarının geniş olduğu, düzlük veya hafif eğimli yamaçlar küçükbaş hayvancılık için elverişlidir. İç Anadolu, Güneydoğu Anadolu ve Marmara Bölgesi’ndeki Ergene havzası küçükbaş hayvancılığın yapıldığı önemli yerlerdir. Türkiye’nin iklim şartları koyun yetiştiriciliğine elverişli özelliklere sahiptir. İç Anadolu’da bozkırların geniş alan kaplaması koyun yetiştiriciliğinin gelişmesini sağlamıştır. Ülkemizde genel olarak, Anadolu’nun iç kısımlarında yağlı kuyruklular, denize yakın bölgelerde ince kuyruklular yaygındır.

YURDUMUZDA YETİŞTİRİLEN BAŞLICA KOYUN TÜRLERİ

MORKARAMAN:Genel olarak, Doğu bölgelerimizde yetiştirilir. Vücut renkleri kızıldan mora kadar değişmekte baş, burun, karın altı ve bacaklar çıplaktır. Yağlı kuyrukludur.

AKKARAMAN KOYUNU:Batıda Eskişehir ve Kütahya’dan başlayarak Doğuda Sivas’a kadar, sahil bölgeleri dışında Orta Anadolu’da ve geçit bölgelerinde yetişir.

DAĞLIÇ KUYUNU:Sakarya nehrinden başlayarak, Ege Bölgesinin kıyı kesimlerine kadar uzanan alanlarda yetiştirilir. Kuyruk yağlı olup kalp şeklindedir.

SAKIZ KOYUNU:İzmir ve özellikle Çeşme ilçesinde yetişir. Vücut beyaz renkli, kaba-karışık yapağı ile örtülüdür. Uzun yağsız kuyrukludurlar.

KIVIRCIK KOYUN:Trakya ve Marmara’nın Güneydoğusundaki alanlarda, Ege Bölgesi’nde Manisa, İzmir ve Aydın’da yetiştirilir. Vücut beyaz renklidir. İnce ve uzun kuyruğu vardır.

KARAYAKA KOYUNU:Karadeniz kıyı şeridinde özellikle Sinop, Samsun, Ordu, Giresun ve Tokat’ta yetiştirilir. Kuyruk yağsız ince ve uzundur.

İVESİ KOYUNU: Suriye sınır boyunda Şanlıurfa, Gaziantep ve Hatay’da yetiştirilir. Yağlı kuyruklu koyunlardır. Süt verimi 90–155 litredir.

KARACABEY MERİNOSU:Balıkesir, Bursa yörelerinde yetiştirilir. Süt verimi 50–55 litredir. Vücut beyaz renkli kuyruk ince uzundur.

KONYA MERİNOSU:Vücut beyaz renkli yapağı ile örtülüdür. Kuyruk yağsız ince ve uzundur. Süt verimi 40–50 litredir.

MALYA KOYUNU:Vücut beyazdır. Yarım yağlı kuyruklu koyunlardır

GÖKÇEADA KOYUNU:Gökçeada ve Çanakkale çevresinde yetişir. İnce uzun kuyruklu, küçük yapılı bir ırktır. Süt verimi 50–60 litredir.

TUJ KOYUNU:Türkiye’nin Kuzeydoğusunda, Kars, Ardahan ve Iğdır bölgelerinde yetiştirilir. Süt verimi 55 litredir.

HERİK KOYUNU:Sivas, Amasya, Sinop, Samsun, Trabzon ve Çorum çevresinde yetiştirilir.

HEMŞİN KOYUNU:Karadeniz sahillerinde Artvin dolaylarında yetişir. Kahverengi olmalarına karşın siyahları da vardır. Et ve yapağı kalitesi düşüktür

TAHİROVA KOYUNU:Ege ve Marmara Bölgesinde yetişir. Melezdir. Yavru ve süt verimi yüksektir.

ÖDEMİŞ KOYUNU:Batı Anadolu’da Ödemiş çevresinde yetişir.

MERİNOS: Güney Marmara Bölümünde yetiştirilir. Yünü için yetiştirilmektedir.

2.KIL KEÇİSİ: Keçi Dünya üzerinde pek çok yerde yetiştirilmektedir. Özellikle, Akdeniz ülkeleri ile Hindistan’a kadar olan ılıman kuşaktaki Orta doğu ülkelerinde yaygın olarak beslenmektedir. Zor doğa koşullarına oldukça dayanıklıdır. Dik yamaçlı dağlık alanlarda rahatlıkla yetiştirilebilmektedir.Birçokçeşidi bulunmasına rağmen en çok yetiştirilen kıl keçisidir. Kıl keçisi bulunduğu bölgelerde orman ekosistemine yaptığı olumsuz etki ve tahribat nedeniyle varlığı en çok tartışılan hayvan türüdür. Bu nedenlerle bazı Akdeniz ülkelerinde kıl keçisi beslenmesi yasaklanmış doğaya daha az zararlı ve daha verimli keçi ırklarının geliştirilmesi sağlanmıştır. Kıl keçileri özellikle, meşe ağaçlarının yapraklarını, genç sürgünlerini ve fidanlarını yiyerek beslenirler. Bu nedenle ormanlara zarar vermektedirler. Tüy yapısı nedeniyle kumaş üretimi açısından elverişli değildir, özellikle urgan, çadır ve çuval üretimi amacıyla kullanılır. Ayrıca süt, peynir ve tereyağı elde edilir. Yurdumuzda özellikle Akdeniz Bölgesi başta gelir. Ayrıca, Doğu Anadolu Bölgelerinin engebeli ormanlık sahalarında yetiştirilmektedirler.

2.TİFTİK(ANKARA)KEÇİSİ: Ana vatanı İç Anadolu Bölgesi’dir. Değerli yünlerinden Angora denilen özel yün ipliği elde edilir. Oldukça dayanıklı, ince, uzun, yumuşak, parlak ve beyaz tüy yapısına sahiptir.Ankara başta olmak üzere İç Anadolu bölgesinde,Orta ve Batı Karadeniz bölümlerinin güney kesimleri ile Güney Doğu Anadolu’da yetiştirilir, Türkiye genelinde Konya, Karaman, Eskişehir, Afyon, Çankırı, Çorum, Kastamonu, Kırşehir, Kütahya, Niğde, Yozgat, Bolu, Siirt, Mardin, Bitlis ve Van’da yetiştirilir. En saf olarak Ankara çevresinde yetiştirilmektedir. En önemli saflık göstergesi alnındaki boynuzlar arasındaki mesafedir. Bu mesafe 1–1,5 cm olmalıdır. Ankara çevresinde yetiştirilen saf Ankara Keçilerinde tüm vücut beyazdır. Konya ve çevresi keçileri krem ve sarı renkli, Doğu ve Güneydoğu illerinde yetiştirilenler gümüşi gri, kahverengi ve siyah renktedir.

KÜMES HAYVANCILIĞI

Tavuk, hindi, kaz, ördek, tavşan devekuşu gibi, et ve yumurta üretimi amacıyla beslenen hayvanlardır. Kümes hayvanı varlığımızın %95’ini tavuklar meydana getirir. Kümeslerde bakıldığından doğal şartlara bağımlı olmadan bütün bölgelerimizde yetiştirilebilmektedir. Yurdumuzda modern biçimde tavukçuluk 1970’li yıllardan sonra özellikle, tüketim miktarı fazla olan merkezleri olan, büyük kentlerimiz çevresinde yoğunlaşmıştır. Yurdumuzda özellikle Marmara ve Ege Bölgelerinde gelişmiştir. İstanbul, Ankara, İzmir, Bolu, Sakarya, Manisa ve Balıkesir gibi kentler çevresinde modern tavukçuluk gelişmiştir.

ARICILIK

Arıcılık; toprağa bağımlı değildir, fazla sermayeye ihtiyaç duyulmadan toplumun her bireyi tarafından yapılabilir ve bir yıl gibi kısa bir süre içinde gelir getirmeye başlar. Bu nedenlerle arıcılık günümüzün en önemli tarımsal faaliyetleri içinde yer almaktadır. Ülkemizin sahip olduğu zengin bir bitki örtüsü ve kısa mesafelerde değişen farklı iklim özelliklerine sahip olması arıcılığın gelişmesini sağlamıştır. Bal arılarından; bal, balmumu, arı sütü, arı zehiri, polen ve propolis gibi insan sağlığı ve beslenmesi açısından çok değerli ürünler elde edilir. Ayrıca tarımsal bitkilerde ve doğal bitki örtüsünde tozlaşmayı sağlayarak doğal denge ve tarımsal üretimde büyük bir görevi meydana getirir. Türkiye kovan varlığı ve bal üretiminde, Çin, ABD ve Meksika’dan sonra 4. sırada bulunmaktadır. Bir bal arısı ailesi, görevleri ve özellikleri birbirinden farklı üç bireyi içerir, bunlar; 1 adet ana arı, sayıları mevsimlere göre değişen işçi arı ve erkek arılardır. Ülkemiz arıcılığındaki temel ürünün bal olmasına karşın, bal üretimi yanında arı sütü veya polen ya da her iki ürünün beraber üretimi arıcılığın karlılığını artırmaktadır. Batı bölgelerimizde, bal üretiminin önemli bir kısmını “çam balı” üretimi meydana getirir. Ancak, iklim şartlarına bağlı olarak çam balı üretim miktarında yıldan yıla önemli farklılıklar oluşur. Dünya genelinde en çok üretilen ve ticareti yapılan temel arı ürünü baldır. Bunun yanında bal mumu, polen, arı sütü ve propolis arı ürünleri olarak Dünya ticaretinde önemli yer almaktadır. Bir diğer arı ürünü olan arı zehrinin üretim ve tüketimi diğer arı ürünlerine göre oldukça sınırlıdır. Ülkemizde arıcılık özellikle Ege Bölgesi ve Doğu Anadolu Bölgesi’nde gelişmiştir. Muğla, Manisa, İzmir, Balıkesir, Çanakkale,  Ağrı, Erzurum, Hakkâri, Rize(Anzer Balı), Artvin, Ordu ön sıralarda yer almaktadır.

PROPOLİS: işçi arılar tarafından ağaçlardan toplanan ve kovanda çatlak yerlerin kapatılmasında, kovana giren ve ölen yabancı böceklerin kokuşmasının önlenmesinde, petek hücrelerinin ve kovan iç cidarının parlatılmasında ve yavru alanlarının hastalıklardan korunmasında kullanılır. Bileşiminde reçine, polen, balmumu, yağlar, değişik organik ve inorganik bileşikler vardır. Üretimi, kovanda, giriş deliği ve çevrelerinde toplanan propolisin kazınması şeklinde yapılır.

ANZER BALI:Anzer yaylasında üretilir.Anzer yaylası, Rize’nin İkizdere ilcesine 45 km uzaklıkta bulunan 2000- 3000 metre yüksekliğe sahip büyük bir yayladır. Çok zengin bitki çeşitliliğine sahiptir.450–500 civarında çiçek çeşidi bulunur. Bunlardan 80–90 çeşidi sadece burada yetişir.İklim şartlarına bağlı olarak ağustosun birinci ya da ikinci haftasında sağılma (hasat edilme) denilen işlemle ballar kovanlardan alınır. Hava şartlarının etkisine, çayırların (çimenlerin) erken biçilmesine bağlı olarak bal üretim miktarı değişkenlik arz etmektedir. Üretimin çok az, hatta hiç olmadığı yıllar olmuştur. Anzer yaylasında ağaç yetişmemektedir bu nedenle Anzer balında sadece Anzer yöresinde yetişen endemik çiçeklerin polenleri bulunmalıdır aksi takdirde gerçek Anzer balı oluşmaz. Anzer balına dışarıdan şeker veya herhangi başka bir katkı maddesi verilmemektedir. Anzer balı ısıl işlem görmeden sağılmaktadır. 40°C`nin üzerindeki sıcaklıklar balın içindeki enzimleri ve polenleri etkisiz hale getirdiğinden soğuk sağım yapılmaktadır. Anzer balının sahte olup olmadığını anlamak için polen analizi yapılmaktadır. Anzer balı genellikle hastalıklara şifa niyetiyle tüketilmektedir. Özellikle mide, akciğer, bağırsak hastalıkları, kısırlık tedavilerinde ve daha birçok alanda kullanılmaktadır.

İPEK BÖCEKÇİLİĞİ

İpek böceği dut yaprağı ile beslenir. İpek, böceğin oluşturduğu kozadan (lifli madde) sağlanır. Özellikle, giyim eşyaları ve halı üretiminde kullanılır. Türkiye dünya koza ve ham ipek üretiminde sırasıyla 10.ve 11. sırada yer almaktadır. Genel olarak dut ağacının olduğu her yerde beslenebilmektedir. Yurdumuzun hemen her yerinde dut ağacının yetişebilmesi ipek böcekçiliği açısından uygun bir ülke olmamızı sağlamıştır. En yaygın yetiştirilme alanı Güney Marmara’dır. Türkiye genelinde, Bursa, Balıkesir, Bilecik, Denizli, Elazığ, Ankara, Diyarbakır ve İstanbul’da çevresinde gelişmiştir. Bu alanlar aynı zamanda ipekli dokumacılığın geliştiği merkezlerdir.

SU ÜRÜNLERİ

Başlıca su ürünleri; balıklar, kabuklular(ıstakoz, midye, karides, kerevit),yumuşakçalar (ahtapot, kalamar), sünger, deniz yosunu, inci, mercan ve sedef’tir. Su ürünleri beslenme açısından büyük bir öneme sahiptirler. Taze olarak veya dondurulmuş ve konserve olarak tüketilmektedir. Yurdumuzun üç tarafının denizlerle çevrili olması, sahip olduğu akarsular ve göller nedeniyle zengin bir potansiyele sahiptir.

Yurdumuzda Balık Üretiminin Denizlerimize dağılımı:

1.Karadeniz % 67

2.Ege Denizi % 13

3.Marmara Denizi % 11

4.Akdeniz % 9

Balık çeşitleri açısından bakıldığında, Karadeniz’de 247, Marmara Denizi’nde 200, Akdeniz’de ise 285 tür balık yaşadığı tahmin edilmektedir. İç sularımızda 26’sı ekonomik değer taşıyan 192 tür balık yaşamaktadır. Bu olumlu potansiyele rağmen su ürünlerimizden yeterince yararlanılmamaktadır. Sanayinin gelişmesi, nüfus artışı, çevre kirliliği gibi sebepler, tüm dünya’da olduğu gibi ülkemiz dede denizlerde ve göllerde balık türlerinin azalması, bazı türlerin yok olma riski ile karşı karşıya kalmasına neden olmaktadır.Su ürünleri varlığımızın devamlılığı için suların kirlenmesi önlenmeli, yasak olan avlanma mevsimlerinde avlanılmamalıdır. Bilinçsiz avlanma su ürünlerimizin gün geçtikçe azalmasına neden olmaktadır.

1.BALIKÇILIK: Çeşitli kaynaklara göre insanlar, Pleistosen buzul döneminin sonundaki buzul erimesinden sonra oluşan ısınma döneminde, beslenme çeşitlerine balığı eklemişlerdir. Balıkçılık faaliyetleri, çeşitli şekillerde inlenebilir.Bunlar

1.Tatlı su ve kıyı balıkçılığı

2.Açık deniz balıkçılığı olarak sınıflandırıldığı gibi,

1.Denizlerde

2.Kara içinde yapılan balıkçılık olarak da sınıflandırılabilmektedir.

Yurdumuzda avlanan balıkların büyük bölümüKaradeniz Bölgesi’nden sağlanmaktadır. En fazla avlanan balık, hamsidir. Diğer avlanan balıklar, istavrit, palamut, lüfer, sar dalya ve mezgittir. Diğer iş imkânlarının gelişmemesi, tarım alanlarının azlığı nedeniyle balıkçılık önemli bir geçim kaynağı durumuna gelmiştir. Akdeniz ve Ege bölgelerimizde daha fazla ekonomik getiriye sahip iş imkânlarının bulunması balıkçılığın gelişmesini engellemiştir. Boğazlar balıkların göç yolları üzerinde yer almaktadır. Boğazlar balıkçılık bakımından oldukça zengin kaynaklara sahiptirler. Yurdumuzda balıkçılık büyük oranda kıyı boylarımızda yapılır. Açık deniz balıkçılığı gelişmemiştir.

2004 verilerine göre yurdumuzda avlanan toplam deniz balığı miktarı,456.752 ton, avlanan diğer deniz ürünleri toplamı,4814 tondur.

YURDUMUZDA BALIKÇILIK ÇEŞİTLİ NEDENLERLE İSTENEN ÖLÇÜDE GELİŞEMEMİŞTİR.

BUNUN TEMEL SEBEPLERİ:

1.Su ürünleri tüketim alışkanlığının fazla gelişememesi

2.Açık deniz balıkçılığının yapılamaması

3.Denizlerimizde sanayi ve yerleşim yeri atıkları nedeniyle sürekli olarak artan kirlilik

4.Modern işletme ve balıkçılık tekniklerinin gelişmemesi

5.Avlanma yöntemlerinin verdiği zararlar

6.Modern depolama tesislerinin yetersiz olması

7.Mevsimsiz ve aşırı avlanma balık türlerini

8.Kıyılarımızda çoğunlukla daha fazla gelir sağlanan farklı işlerin tercih edilmesi

2.TATLI SU BALIKÇILIĞI: Türkiye, tatlı su balıkları ve balıkçılığı hususunda oldukça zengin bir ülkedir. Ancak mevcut olumsuzluklar tatlı su balıkçılığımızın gün geçtikçe tükenme tehlikesi ile karşı karşıya kalmasına neden olmaktadır. Tatlı su kaynakları canlı hayatı açısından büyük öneme sahiptir. Akarsularımızın genel olarak boylarının kısa olması ve yaz kuraklığına bağlı olarak seviyelerinin düşmesi balık miktarı açısından zengin olmasını engellemiştir. Tatlı su balıkları bakımından zengin olan ülkemizde 40’ın üzerinde tatlı su balığı türü bulunmaktadır.

BUNLARIN BAŞLICALARI:Acıbalık, Turna, Afanyus, Ankara Çamur balığı, Aynalı Sazan, Bıyıklı Balık, Bodur Yayın, Büyükbaş Kayabalığı, Çapak Balığı, Dağ alabalığı, Dere Alabalığı, Dere Kayabalığı, Dere Pisisi, Dikence, Egrez Balığı, Gambusya, Gökkuşağı Alabalık, Göl Alabalığı, Gördek, Gümüş, Havuzbalığı, Gümüş Sazan, Havuz Balığı, Horozbina, İnci Balığı, Kababurun, Kadife Balığı, Kayabalığı, Kırmızı Havuz balığı, Kızıl göz, Kızılkanat, Koca ağız, Kolyoz Balığı, Küçük Kayabalığı, Levkit Balığı, Levrek, Mini İnci Balığı, Noktalı İncibalığı, Ot Sazanı, Pullu Sazan, Sardalya, Somon, Sudak, Siyah Sazan (Çamur Sazanı), Tahta Balığı, Taşaltı Balığı, Taşısıran Balığı, Tatlı Su Kefali, Trakya Levreği, Turna Balığı, Yayın, Yılan Balığı’dır

3.KÜLTÜR BALIKÇILIĞI:Özel yapılmış havuzlarda, Akdeniz ve Ege kıyılarında yapay dalyanlarda oluşturulan balık çiftliklerinde yapılmaktadır. Bu alanlarda balıkların yapay yollarla yumurtlamaları sağlanır. Kültür balıkçılığında üretilen başlıca balık çeşitleri, Alabalık,  aynalı sazan,  çipura, karides,  levrek, midye, somondur. Ülkemizde kültür balıkçılığının mali olarak çeşitli yollarla desteklenmesi nedeniyle gün geçtikçe gelişmektedir.Ülkemizde, denizlerde ağ kafeslerdeyetiştiricilik yapan 245 işletme bulunmaktadır. Bu işletmeler özellikle, Antalya, Aydın, Balıkesir, Çanakkale, Edirne, Hatay, İzmir, Mersin, Muğla, Ordu, Rize ve Trabzon’da yoğunlaşmaktadırlar. Türkiye’de kurulmuş su ürünleri işletmeleri, Su Ürünleri Kanunu ve buna bağlı olarak yayımlanan Su Ürünleri Yetiştiricilik Yönetmeliği’ne göre faaliyetlerini sürdürmektedirler. Bu işletmelerde uygulanacak projelerde ÇED belgesi istenmektedir. Son yıllarda kurulan işletmelerin tamamı, açık deniz tipi işletmelerdir” dedi.

DÜNYANIN EN ÖNEMLİ BALIKÇILIK ALANLARI

Dünya’nın en önemli balıkçılık alanları, Kuzeybatı Pasifik, kuzeydoğu Atlantik, doğu-orta Pasifik, güneydoğu Pasifik ve Kuzeybatı Atlantik’te yer almaktadır. Yakın dönemlere kadar en çok işletilen balık yatakları Kuzey Yarıküre’de yer alırken, günümüzde bu yatakların iyice azalması Güney Yarı Küre’de balıkçılığın gittikçe gelişmesine neden olmuştur. Pasifik Okyanusu’nda kuzeybatı yatakları balıkçılık bakımından zengin alanlardır. Sığ denizleri, okyanus akıntılarının birleşme alanları olması, girintili-çıkıntılı kıyılara sahip olması ve uygun ılıman iklim koşulları bu alanın dünyada en çok balık tutulan alan olmasını sağlamıştır. Güneydoğu Pasifik’te, Humboldt akıntısıyla bağlantılı alanlarda serin suların yüzeye çıktığı yerlerde önemli balıkçılık alanıdır. Kuzeybatı Atlantik’te dünyanın en geniş kıta şelfi üzerinde özellikle Kuzey Denizi zengin balıkçılık alanlarıdır. Genel olarak bakıldığında sıcak ve soğuk okyanus akıntılarının karşılaştıkları alanların balık varlığı bakımından dünya’nın en zengin kaynaklarına sahip olduğu görülmektedir.

Tagged : / /

Türkiye’de Tarım

TÜRKİYE’DE TARIM

TARIMIN ÖNEMİ

Tarım, nüfusumuzun beslenme ve giyinme ihtiyacını karşılayan en önemli kaynaklardan biridir. Tarım aynı zamanda milli güvenlik ve bağımsızlığımız açısından büyük önem taşımaktadır. Bir ülkenin tam bağımsızlığını sağlayabilmesinin en önemli unsurlarından birisi dış tehditlerle karşı karşıya kaldığında, nüfusunu besleyebilecek tarımsal potansiyele sahip olabilmesidir.

Yurdumuzda nüfusun büyük bölümü geçimini tarımsal faaliyetlerden sağlamaktadır. Tarımsal ürünlerin bir bölümü çeşitli endüstri kollarının ana hammaddelerini meydana getirmektedir.

Tarımsal ürünlerimiz dış ticaretimizde önemli paya sahiptir. Bunlar tarım sektörünün ekonomik yapımız içinde büyük öneme sahip olmasına neden olmaktadır.

Ülkemiz ürün çeşitliliği ve üretim miktarı açısından kendi kendine yetebilen, bir özelliğe sahiptir. Ancak bu zenginliğimizin tam olarak kullanılabilmesi için uygulanan tarımsal yöntemlerin geliştirilmesi, çiftçilerimizin eğitilmesi bu sayede üretim artışının sağlanması, tarımsal verim ve çeşitliliğin arttırılması gerekmektedir.

2004 verilerine göre;

Yurdumuzun sahip olduğu toplam tarım alanı 26.593.000 hektardır.

Toplam tarla ürünleri üretimimiz,59.794.857 ton dur.

En yüksek oranı,%68,10 ile ekilen tarım alanları

En düşük oranı,%1,96 ile bağ alanları meydana getirmektedir.

Toplam sebze üretimimiz,23.215.577 ton,

Toplam meyve üretimimiz, 14.070.450 ton,

Toplam örtü altı üretimimiz,4.354.017 ton dur.

TARIMSAL FAALİYETLERE İLİŞKİN TANIMLAMALAR

EKONOMİ:İnsanın varlığını koruyup sürdürebilmesi için gerekli nesne ve hizmetleri sağlamak ama­cıyla yürüttüğü etkinliklerin tümüne ekonomi denir.

TARIM:Tarım, ekim ve dikim biçiminde toprağın işlenmesi, çeşitli ürünlerin elde edilmesi işidir.

Tarım sektörü en geniş tanımıyla; ekim, dikim, hayvancılık, ormancılık ve avcılık faaliyetlerini kapsamaktadır.

Tarımsal İşletme:Yasal durumu ne olursa olsun, sahip olduğu, ortakçılık, yarıcılık ya da kiralama şeklinde işlediği arazinin büyüklüğüne bakılmaksızın kendi adına bitkisel üretim yapan ya da küçükbaş veya büyükbaş hayvan besleyen yahut hem bitkisel üretim hem hayvancılık yapan tek yönetim altındaki ekonomik birimdir. Tek yönetim: bir birey ya da hane halkı; ortaklaşa olarak iki ya da daha çok birey ya da hane halkları; bir kooperatif, şirket ya da devlet kurumu gibi tüzel kişi olabilir.

Üretim Yılı:Üretim yılı takvim yılından farklıdır ve üründen ürüne değişen bir dönemdir. Her ne kadar ilkbahar-yaz, sonbahar-kış ekilişlerin başlama ve bitme zamanları ülkemizde bölgeden bölgeye değişiklik göstermekte ise de genellikle

ÜRETİM YILI Ekim ayında başlar ve takip eden yılın Ekim ayında sona erer.

2006 ÜRETİM YILI = EKİM 2006’dan başlayıp EKİM 2007’ye kadar olan dönemdir.

Tarım Alanı (İşlenen Alan):Üzeri tarla ürünleri, sebze, çiçek, meyve ve diğer uzun ömürlü bitki ile kaplı arazi ve nadas alanının toplamını ifade eder.

Ekilen Tarla Arazisi:Mevsimlik ya da yıllık olarak hububat, bakliyat, endüstriyel bitkiler, yem bitkileri, vb. bitkilerin yetiştirilmesi için kullanılmış olan arazidir.

Ekilen Sebze ve Çiçek Bahçeleri (örtü altındaki yetiştirilen sebze ve çiçek dâhil):Açıkta ve örtü altında yetiştirilen sebze ve çiçeklerle kaplı araziyi ifade eder.

Meyve ve Diğer Uzun Ömürlü Bitki İle Kaplı Alan (örtü altında yetiştirilen meyve ve diğer uzun ömürlü bitkiler dahil): Bağ (üzüm), zeytinlik, meyvelik, (elma, armut, portakal vb.) çay ve fındık bahçeleri, fidanlık vb. uzun ömürlü bitkilerin kapladığı araziyi ifade eder.

Tarıma Elverişşiz Arazi:Taşlık, bataklık, dere yatağı, çorak arazi, askeri tatbikat alanı, yollar vb. arazileri kapsamaktadır.

Tarıma Elverişli Olduğu Halde Kullanılmayan Arazi:Tarım arazisi olup, herhangi bir nedenle ekilip biçilmeyen, nadas ve dinlendirmeye bırakılmamış, başkası tarafından herhangi bir şekilde işletilmeyen arazidir.

Daimi Çayır:Taban suyu yüzeye yakın olan çoğunlukla uzun boylu otlardan oluşan, genellikle biçilmek suretiyle değerlendirilen yem alanlarıdır.

Otlak (Mera):Taban suyu derinde olan, kısa boylu bitkilerden oluşan ve hayvanların otlaması için kullanılan hayvan otlatma alanlarıdır.

Koruluk: Bakımlı ve muhafazalı, bitki örtüsü açısından ormana benzeyen ama orman sayılmayacak kadar küçük olan alandır.

Orman: Ladin, köknar, çam, kayın, meşe, gürgen, kızılağaç, kestane, ıhlamur, dişbudak, sedir, ardıç gibi uzun boylu bitkilerin kaplı olduğu geniş alanlardır.

Sulanan Arazi:Bir arazi insan ve makine gücü ile bir kuyu, kaynak, akarsu (nehir çay, dere), göl, gölet baraj vb. kaynaklardan sağlanan su ile sulanıyorsa o arazi sulanan arazidir.

Sulama Tesisi:Sulama amaçlı olarak baraj, gölet gibi su yapıları veya akarsu, durgun sular ve kuyulardan kanal ve kanaletler yardımıyla suyun alınmasını, iletilmesini ve dağıtılmasını sağlayan su yapılarıdır.

Erozyon:Hareket eden su, rüzgâr ve jeolojik faktörler etkisiyle toprak veya kaya materyalinin yüzeyde parçalara ayrılarak taşınmasıdır.

TARIM METODLARI

İNTANSİF TARIM

(Modern-İnce-Yoğun)

Modern tarımın gerektirdiği tüm çalışma ve uygulamaları içerir.Doğal koşullara bağımlılık oldukça düşüktür. Sulama, gübreleme, ilaçlama ve kaliteli tohum gibi uygulamalar büyük oranda kullanılmaktadır. Bu nedenle verim çok yüksektir. Tarım alanlarının sınırlı olduğu ülkelerde mevcut alandan en yüksek verimi almaya dönük olarak daha fazla uygulandığı görülmektedir.

Modern tarımda;

— İklim koşullarının ürün üzerindeki etkisi sınırlandırılmıştır.

— Sulama ile yetişebilen sebze ve endüstri bitkileri ekimi önem kazanır.

— Toprak her yıl ekilir. Nadasa bırakılmaz.

— Ürün veriminde dalgalanmalar olmaz.

— Ürün verimi yüksek olur. Gübre kullanımı artar.

EKSTANSİF TARIM

(İlkel-Kaba-Yaygın )

İlkel yöntemlerle yapılan tarım metodudur. Sulama, gübreleme, ilaçlama ve kaliteli tohum gibi uygulamalar yetersiz olduğundan verim düşüktür. Tarımsal üretim büyük orandadoğal koşullara, iklim koşullarına bağımlıdır, buna bağlı olarak ekilen tarım alanlarının genişliği değişmediği halde, yağış miktarındaki değişmelere bağlı olarak üretim miktarlarında yıllara göre büyük dalgalanmalar görülür.İklim koşulları ile ürün verimi arasında paralellik vardır. Yağışın azaldığı yıllarda verim azalmaktadır.

Yurdumuzda uygulanan tarım metodu genelde ekstansif tarım şeklindedir, bu nedenle tarımsal üretimimizde verim düşük, iklim koşullarına bağlı dalgalanmalar fazladır.

Tahıl ekim alanları yaygındır.

Bunun temel nedenleri:

—İklim koşullarına kolayca uyum sağlayabilmesi.

— Yetiştirildiği yıl tüketilme zorunluluğunun olmaması.

— Tarımının nispeten kolay olması.

NADAS METODU

Verimi en düşük tarım metodudur. Tamamen iklime bağımlılık gösterir. Yağışın az, sulamanın yetersiz olduğu alanlarda uygulanır.Genellikle bir yıl sonra ekilmek üzere sürülüp hazırlanan veya sürülmeden bırakılan, ürün alınmayan arazidir.Yağış rejimlerinin genel olarak düzensiz olması ve yaz kuraklığı, tarımsal üretim üzerinde olumsuz etkide bulunmakta, verim düşmekte nadas uygulamasının oluşmasına neden olmaktadır.Nadas, toprağın  su ve mineral açısından kendini yenilemesi için boş bırakılmasıdır. Ülkemizde buna KARA NADAS ya da HERK denir.Türkiye’de nadas tarımı en fazla İç Anadolu Bölgesi’nde en az Karadeniz bölgesi’nde uygulanmaktadır.

PLANTASYON TARIMI

Nemli tropikal ve subtropikal bölgelerde, tamamen ticari amaçlı olarak, çok büyük alanlarda yapılan, özellikle sanayide kullanılan bazı bitkilerin (muz, kahve, kakao, çay, kauçuk, Hindistan cevizi yağı, palmiye yağı) büyük ölçüde yetiştirildiği işletmelerde uygulanan tarım metodudur. Bu alanlarda çoğu zaman tek bir ürün veya az türe dönük olarak, modern yöntemlerle tarım yapılır.

ORGANİK TARIM

Kimyasal girdi kullanmadan, üretimden tüketime kadar her aşaması kontrollü ve sertifikalı tarımsal üretim biçimidir. Ekolojik tarımın amacı; toprak ve su kaynakları ile havayı kirletmeden, çevre, bitki, hayvan ve insan sağlığını korumaktır. Ekolojik tarımın geçmişi 20.yüzyıla dayanmaktadır. Çevre bilinci, ozon tabakasındaki incelme ve dünya geleceğinin tehlikeye girmesi gibi konuları gündeme getirmiştir. Bu durum organik tarımın önem kazanmasına neden olmuştur. Ülkemizde ekolojik tarım faaliyetleri 1986 yılında Avrupa’daki gelişmelerden farklı şekilde, ithalatçı firmaların istekleri doğrultusunda, ihracata yönelik olarak başlamıştır.

YURDUMUZDA TOPRAKTAN YARARLANMA VE BUNU ETKİLEYEN FAKTÖRLER

Arazinin Kullanış Biçimine Göre Dağılımı, 2001 (%)

KAYNAK: DİE 2001 

Genel coğrafi özelliklerine göre büyük farklılık göstermektedir.

Örneğin, Türkiye genelinde tarla arazisi toplam işlenen alanlarının %22,78’ini oluşturmaktadır.

Bunun bölgesel dağılımı:

Marmara Bölgesinde :%30,16 ile en yüksek,

Karadeniz Bölgesinde:%13,79 ile en düşük seviyesindedir.

Türkiye’de ekilen örtü altı dâhil sebze alanlarının oransal olarak Ege ve Marmara Bölgelerinde yoğunlaştığı görülmektedir.

Meyve ve diğer uzun ömürlü bitkilerin alanının en yüksek olduğu bölgemiz %10,40 ile Karadeniz bölgesidir. Bu bölgeyi, %8,16 ile Ege bölgesi izlemektedir.

Tarıma elverişli olduğu halde kullanılmayan arazi oranının en yüksek olduğu bölge %5,11 ile Karadeniz Bölgesi iken en düşük olduğu bölge %1,61 ile Akdeniz Bölgesidir.

Türkiye’de daimi çayır ve otlak arazi oranının en yüksek olduğu bölge %51,17 ile Kuzeydoğu Bölgesi, en düşük olduğu bölge ise %7,29 ile Ege Bölgesidir.
Ülkemizin büyük bölümü orman ve bitki örtüsü bakımından fakir olduğundan şiddetli biçimde su ve rüzgâr erozyonuna maruz kalmaktadır.

Ülkemizde yağış rejimlerinin genel olarak düzensiz olması ve uzun yaz kuraklığı, tarımsal üretim ve orman varlığı üzerinde olumsuz etkide bulunmakta, nadas (Genellikle bir yıl sonra ekilmek üzere sürülüp hazırlanan veya sürülmeden bırakılan ve üzerinden ürün alınmayan arazidir. Halk arasında buna KARA NADAS ya da HERK denir) uygulamasının oluşmasına neden olmaktadır.

Sulanabilir verimli tarım alanlarımız, daha çok kıyı bölgelerimizde bulunan delta ovalarımızda yer almaktadır.
Tarım alanlarımız, hızlı nüfus artışı, yerleşme alanlarının hızla verimli tarım arazilerinin bulunduğu alanlara doğru genişlemesi, çarpık kentleşme ve sanayileşme etkisiyle sürekli olarak azalmakta, geri dönüşü olmayacak şekilde yok olmaktadır.

Türkiye’de nadas alanı oranı %5,60 olup bu oran Orta kuzey ve Orta güney bölgelerinde Türkiye ortalamasının iki katı iken (%10 düzeylerinde), Marmara Bölgesinde %1,87 ile en düşük düzeydedir.

YURDUMUZDA TARIM SAYIMLARI

Her yıl derlenen tarım istatistikleri Türkiye’de yetiştirilen ürünlerin ekiliş alanları, üretimleri, verimleri, hayvan sayıları ve tarım ürünlerinin fiyatları vb. bilgileri kapsamaktadır. Bu istatistikler Tarım ve Köy işleri Bakanlığı aracılığı ile derlenmektedir. Cari İstatistiklerle derlenen bilgiler tarım potansiyelini ve tarımsal yapının ayrıntılarını tam olarak yansıtmamaktadır. Bu nedenle ülkemizde belli dönemlerde Genel Tarım Sayımı yapılmaktadır.

Ülkemizde ilk tarım sayımı 1927 yılında gerçekleştirilmiştir. Daha sonra 1950, 1963, 1970 ve 1980 yıllarında tarım sayımları uygulanmıştır. 1990 yılından itibaren ise, tarım sayımının, sonu 1 ile biten yıllarda uygulanması kanun hükmünde kararname ile belirlenmiş olup, bu kapsamda 1991 yılında altıncı ve 2001 yılında da yedinci Genel Tarım Sayımı gerçekleştirilmiştir.

Genel Tarım Sayımlarını uygulamak Devlet İstatistik Enstitüsü’nün (DİE) yasal görevidir. Genel Tarım Sayımının hazırlık çalışmalarından sonuçların yayınlanmasına kadar olan tüm süreçlerin planlanması ve yürütülmesi yoğun ve uzun dönemli bir çalışmayı gerektirmektedir. Bu çalışmayı yürütmek üzere, Enstitü Başkanının onayı ile DİE’deki tarımla ilgili birimlerdeki ilgili kişilerden oluşan Tarım Sayımı Komitesi ve Alt Çalışma Grubu kurulmuştur.

Ayrıca 2001 Genel Tarım Sayımının, gerek Avrupa Birliği’ne uyum çalışmalarının başlangıcı, gerekse tarım istatistiklerini geliştirme çalışmalarının başlangıcı olması amacıyla 4 farklı çalışma gündeme getirilmiştir.

Tarımsal İşletme Listesi

Köy Genel Bilgi Soru Kâğıdı

Tarımsal İşletmeler (Hane halkı) Soru Kâğıdı

Tarımsal İşletmelerin Ekonomik Yapılarını Araştırma Anketi

TÜRKİYE EKONOMİSİNİ ETKİLEYEN FAKTÖRLER

Coğrafi Konumunun Etkisi:

1.Türkiye Asya, Avrupa ve Afrika kıtaları arasında merkezi bir konuma sahiptir. Bu ülkelerin bağlantıkurmasını sağlayan yollar Türkiye’den geçer.

2.Türkiye, zengin petrol rezervlerine sahip Ortadoğu ülkeleri ile sanayileşmiş batı ül­keleri arasında ulaşım ve siyasi ilişkiler yönünden bağlantıyı sağlar.

3.Türkiye, Avrupa ve Asya arasında doğal köprüdür. Boğazlar önemli bir gelir kaynağıdır

4.Türkiye bulunduğu konum nedeniyle ılıman kuşağın iklimlerinin etkisi altındadır.

5.Tropik bölgelerin bazı ürünlerinin yanında, orta kuşak ülkelerinde yetişen sebze ve meyvelerin tümü ülkemizde yetişmektedir.

6.Matematik ve özel konumu genel olarak Türkiye ekonomisini olumlu yönde etkilemektedir.

Yer şekillerinin Etkisi:

1.Türkiye ortalama yükseltisi 1132 metre civarında olan yüksek ve engebeli bir ülkedir. Ortalama yükseltinin fazla olması ve engebeli alanlar ekonomik yapımızı olumsuzyönde etkiler.Yükseltinin fazlalığı, karla örtülü gün sayısının uzun olması, tarım ve ulaşımı olum­suz yönde etkiler.

2. Dağlarımızın genel olarak doğu-batı doğrultusunda uzanmaktadır. Kuzey Anadolu Dağları ve Toros Dağları kıyıya paralel bir uzanışa sahiptir. Bu durum kıyı ile iç kesimler arasında iklim, ulaşım ve buna bağlı olarak ekonomik faaliyetler açısından çeşitli farlılıkların ortaya çıkmasına neden olmaktadır.

İklimin Etkisi:

1.Türkiye’nin matematik konumu nedeniyle ılıman kuşakta yer alması ve özel konumunun etkisi nedeniyle sahip olduğu iklim çeşitliliği yetiştirilen tarım ürünlerinin de çeşitli olmasını sağ­lar.

2.İklim şartlarının çeşitlilik göstermesi doğal bitki örtüsünün çeşitlilik göstermesini sağ­lamıştır

3.Tarım ürünlerinin çeşit ve miktarını iklim belirler. Ürünlerin yetişmesi için yağış ve sı­caklığa gereksinimi vardır. Kıyı yörelerimizde yeterli yağış alan ve kışları don olayının görülmediği yerlerde toprağı işleme ve ekim süresi uzundur. Buralarda yılda iki ürün alma olanağı vardır. Elde edilen ürünlerin çeşitleri fazla, ekonomik değeri yüksektir.

4.Yıllık yağışın yeterli olmadığı, kışların soğuk geçtiği iç kısımlarda ürün çeşidi az, ürünverimi düşüktür.

5.Türkiye’de yağış rejimlerinin düzensiz olması bazı yıllarda kuraklığın artmasına ve kıtlıkların yaşanmasına neden olur. Bu yıllarda, ürün verimi azalır, içme ve kullanma suyu konusunda sıkıntılar yaşanır, hidroelektrik üretimi azalır. Mera ve yaylalarda otlar iyi gelişemez.

6. Ulaşım şartlarını olumsuz yönde etkileyen fırtına, sis, buzlanma, yoğun kar yağışı çağ düşmesi ve heyelan olayları olumsuzluklara yol açar.

7.Türkiye’nin iklim özellikleri turizm faaliyetlerini olumlu yönde etkiler. Güneşlenme re kıyıların uygunluğu deniz turizmini, doğal bitki örtüsünün ve yer şekillerinin çeşitliği turizm faaliyetlerini olumlu yönde etkiler.

Nüfusun Etkisi:

Türkiye’nin genç bir nüfus yapısına sahip olması ve nüfusun hızla artması her yıl çok sayıda çocuğun nüfusa eklenmesine tüketici nüfusun artmasına neden olmaktadır. Bu durum sonuç olarak ülkenin gelişmesini olumsuz yönde etkilemektedir.

İstihdam olanakları nüfus artışına paralel olarak artmadığından, işsizlik çoğalmakta, iç ve dış göçler yaşanmaktadır.

TARIMI ETKİLEYEN FAKTÖRLER

TOPRAK BAKIMI:

Toprak bitkiler açısından ana varlıktır. Toprağın yapısı tarımsal üretimi doğrudan etkileyen en önemli faktördür. Toprağın yapısında, tarımsal faaliyetlerin ve çeşitli dış kuvvetlerin etkisiyle zaman içinde değişmeler meydana gelir. Bu nedenle üretimin ve beklenen verimin devamı için bakımı ve korunması gerekir.

Bu nedenlerle;

—Toprağın belli dönemlerde sürülmesi ve böylece havalandırılması

—Erozyondan korumak için gereken önlemlerin alınması

—Çoraklaşma (fazla tuz birikimi) oluşumunun engellenmesi

—Tarımsal verimi düşüren taş ve molozlardan arındırılması

—Toprakta kesekleşmenin engellenmesi

—Yabancı otların ayıklanması

—Toprak analizleri ile en yüksek oranda verim alınabilecek ürünün belirlenmesi

—Toprağın ihtiyacı tespit edilerek kullanılacak en uygun gübrenin belirlenmesi

Yapılması gereken çalışmalardır.

SULAMA:Akdeniz ikliminin yurdumuzda etkili olması yazların kurak geçmesine böylece tarımsal faaliyetlerde sulamanın zorunlu olmasına neden olmuştur. Yağışların düşmesi gereken zamandan önce ya da sonra veya beklenen miktarın altında ya da çok üstünde düşmesi yani yağış düzensizliği de önemli bir sorun olarak ortaya çıkmaktadır.

Bunlar yurdumuzda tarımsal üretimin en büyük sorununu meydana getirmektedirler.

Yurdumuzda yaz yağışı görülen alanlar dışında tarım topraklarının ve bitkilerin ihtiyacı olan su, yağış yoluyla yeterince sağlanamadığından bunun insanlar tarafından karşılanması, yani sulama yapılması zorunluluğunu ortaya çıkarmıştır.

Tarımda sulama ihtiyacının en fazla olduğu bölgemiz Güney Doğu Anadolu Bölgesi, bu sorunun en az olduğu bölgemiz ise Karadeniz Bölgesi’dir.
Akarsularımızın derin vadilerden akması ve rejimlerinin düzensiz olması sulamada yeterince faydalanılamamasına neden olmaktadır.

Sulama Sorununun Çözülmesi durumunda;
– Üretim miktarında artış sağlanacaktır
– Nadas zorunluluğu büyük oranda ortadan kalkacaktır
– Tarımsal verimin yağış rejimine bağımlılığı büyük oranda azalacaktır
– Üretim miktarlarında yaşanan dalgalanmalar ortadan kalkacaktır
– Tarımsal ürünlerde çeşit artışı sağlanacaktır

GÜBRELEME:Tarımsal üretimde üretimi yapılan bitkilerin topraktaki besin maddelerini tüketmesi sonucunda verim düşmektedir. Tarım topraklarında azalan bu besin maddelerinin insan tarafından toprağa verilmesine gübreleme denir.

Gübreler çeşitli miktarlarda bitki besin maddelerini içerirler. Bunlar; azot, fosfor ve potasyumdur. Ülkemiz toprakları azot ve fosfor bakımından fakirken potasyum bakımından zengindir. Bu nedenle topraklarımız büyük oranda azot ve fosfor içeren gübrelere ihtiyaç duymaktadır.

Doğal yollardan sağlanan hayvan gübresi azot, fosfor ve potasyum bulunur. Yurdumuzda gübrenin büyük oranda yakacak olarak kullanılması olumsuzluğa yol açmaktadır. Özellikle güvercin gübresi bu anlamda çok değerlidir.

Ülkemizde üretilen suni gübre yeterli olmadığından ihtiyacın % 40’ı ithal edilmektedir. Bu durum maliyeti arttırdığından çiftçilerimiz yeterince gübre kullanamamaktadırlar.

TOHUM ISLAHI: Tarım alanlarında yüksek verim elde etmek için kaliteli tohum kullanılmalıdır. İyi tohum kullanımının verimi % 10 dan fazla arttırdığı vurgulanmaktadır.Kaliteli tohum üretimi amacıyla devlet üretme çiftlikleri ve tohum ıslah istasyonları kurulmuştur. Tüm çalışmalara rağmen üretim yetersiz olduğundan kaliteli tohum ihtiyacının bir bölümü ithalat yoluyla sağlanmaktadır.

MAKİNE KULLANIMI: Ürünün zamanında ekimi, hasadı ve yüksek verim için makine kullanımı şarttır. Ancak makine kullanımı yurdumuzda yeterli ölçüde gelişmemiştir.

Bunun Sebepleri:
-Tarım arazilerimizin büyük bölümünün makine kullanımına elverişsiz olması
-Tarım alanlarımızın özellikle miras yoluyla parçalı bir yapıda olması makine kullanımınıekonomik olmaktan çıkarmaktadır.

-İş gücünün bazı bölgelerde daha ucuz olması,
-Makine fiyatlarının çiftçinin alım gücünün üstünde olması

PAZARLAMA: Elde edilen ürünün tüketim merkezine ulaştırılarak satışının sağlanıp gelir elde edilmesidir. Ancak ülkemizde üreticiden ziyade aracılar, tüccarlar devreye girmektedir. Bu durum üreticinin elde ettiği gelirin büyük bölümünün aracılara yüksek oranda kar olarak kalmasına neden olmaktadır. Devlet destekleme alımı politikası gereği kamu iktisadi teşebbüsleri aracılığıyla ürün alımı yapmaktadır. Burada amaç, devlet tarafından üreticiye açıklanan taban fiyattan ürününü alma garantisi sağlamaktır. Taban fiyat uygulaması ile çiftçinin ürün fiyatlarındaki ani düşme ve çıkıştan zarar görmesini engellemektir. Bu aynı zamanda ürünlerin piyasaya keyfi fiyatlardan satılmasını engelleyerek tüketicilerin mağdur olmasını da engellemeye dönüktür.

TARIM ÜRÜNLERİMİZ

A.TAHILLAR

1.BUĞDAY:Büyüme döneminde ilkbaharda nem, olgunlaşma ve hasat döneminde sıcak ve ku­rak bir iklim ister. Bu nedenle ülkemizin sürekli yağışlı Karadeniz kıyılarında ve düşük sıcaklığa sahip yüksek kesimlerinde üretimiyapılmaz. Doğu Anadolu Bölgesi’nde kısa süren yaz devresinin tamamın­dan yararlanacak biçimde kıştan sonra ekilen Yaz ekimi yapılır. İç böl­gelerde ise sonbaharda Güz ekimi yapılır.Buğday değişik tip topraklarda yetişebilen bir bitkidir. Verimsiz kıraç topraklarda ve verimli taban alanlarda yetiştirilebilen birçok buğday çeşidi vardır. Bununla birlikte buğday için en uygun topraklar, drenajı yeterli olan derin topraklardır.
Yurdumuzda 1950’den sonra buğday üretiminde büyük oranda artış sağlanmıştır. Bunun temel nedeni, tarım alanlarında traktör kullanımının yaygınlaşması ve bunun sonucunda ekim alanlarının genişlemesidir. Yıllara göre yağış kararsızlığının etkisi nedeniyle üretimde dalgalanmalar olur. Yağışlı yıllarda üretim artar. Tahıllar içinde üretim payı % 70’dir. Sırasıyla en çok üretildiği bölgeler; İç Anadolu, Marmara, Akdeniz, Karadeniz, Ege, Güneydoğu ve Doğu Anadolu’dur.

2.ARPA:Tahıllar içinde %20 payla 2. sırada üretilenüründür. Buğday üretim alanına paralellik göstermesine karşılık, so­ğuğa daha dayanıklı olduğundan yükseklerde üretimi yapılabilmektedir. İçki endüstrisinde ve hayvan yemi olarak, kullanılır. Türkiye üretiminin yarısını İç Anadolu Bölgesi karsılar.

3.MISIR:Yetişme döneminde bol su ister. Bol yağışlı Karadeniz kıyıları ve sulamanın yapılabildiği diğer yerlerde üretilir. Bölge halkının temel besin maddesi durumundadır Karadeniz Bölgesinde üretimi çok olmasına karşın tüketimi de çok olduğundan ticari amaç taşımaz. Üretimimizin yarıya yakını Akdeniz Bölgesinden elde edilir, 2. sırada Karadeniz Bölgesi, 3. sırada Marmara Bölgesi yer almaktadır.

4.PİRİNÇ(ÇELTİK):Çeltik çimlenme döneminde bol su ve sıcaklık ister. Su dolu tarlalarda yetişir.Toprak bakımından seçici değildir. Su geçirgenliği az, derin ve besin maddelerince zengin topraklarda iyi yetişir. Aynı tarlaya üst üste sürekli çeltik ekilirse verim düşer, yabancı otlar ve hastalıklarla mücadele zorlaşır. 2–3 yıl üst üste çeltik ekildikten sonra tarlaya yem bitkilerinden birisi ekilmelidir.Hasat döneminde kuraklık gerekir. Yurdumuzun sıcaklık şartları çeltik tarımına elverişlidir. Tarımı akarsu kenarlarında yoğunlaşmaktadır. Pirinç tarlalarının sürekli olarak su içinde olması, sinek üremesine ve sıtmaya neden olmaktadır. Bu nedenle pirinç üretimi özel izine bağlı olarak yapılmaktadır. Aynı nedenlerle tarımına yerleşim alanlarından uzak yerlerde izin verilmektedir. Üretimde en büyük paya sahip bölgemiz Marmara Bölgesidir. Edirne başta gelmektedir. Ayrıca Balıkesir, Çanakkale ve Bursa çevrelerinde de tarımı yapılır. Çukurova, Amik ovası, Meriç boyları, Kızılırmak, Yeşilırmak, Sakarya’nın orta ve aşağı çığırları en önemli ekim alanlarıdır. Üretimimiz yeterli olmadığından ithal etmekteyiz.

5.ÇAVDAR-YULAF:Düşük sıcaklığa dayanıklıdır. Fazla sıcaklık istemezler Buğday ve arpanın iyi yetişemedikleri alanlarda da tarımı yapılabilmektedir. En uygun koşulları Doğu Anadolu Bölgesinde bulmaktadır. Tarımı en çok İç Anadolu Bölgesinin güneydoğu kesimlerinde ve Doğu Anadolu Bölgesi’nin Erzurum çevresinde yapılmaktadır. Çavdardan alkol üretimi de yapılmaktadır.

B.BAKLAGİLLER

1.NOHUT: Nohudun toprakta çimlenebilmesi için toprak ısısı +3ºC’den fazla olmalıdır. Nohut danelerinin çimlenmesi için ortalama 15º C sıcaklığa ihtiyaç vardır. 26ºC’yi aşan sıcaklık dereceleri çimlenme üzerine olumsuz etkide bulunmaktadır. Fazla nemden hoşlanmazlar. Yağışlı mevsimlerde mantari hastalıklara ve kök çürüklüğüne yakalanarak verimleri düşük olur. Bunun için normal olarak hiç sulamadan da yetiştirilebilirYurdumuz iklim şartları  tarımına elverişlidir.Dünya üzerinde oldukça geniş bir alana yayılan nohut kurak ve yarı-kurak bölgelerin bitkisidir. Türkiye’de baklagiller arasında fasulye ve mercimekten sonra ekim ve üretimi en fazla olan üründür.Dane rengi kimyevi birleşimi hakkında kabaca fikir vermektedir. Renk açıldıkça değer artmaktadır.En fazla üretim İç Anadolu Bölgesinde yapılmaktadır. Orta Anadolu’da nohut ekimi Mart ayının ikinci yarısı ile Nisan ayı başlarında, yapılmaktadır.Bu bölgemizi Akdeniz ve Ege Bölgeleri takip etmektedir.

2.MERCİMEK:Mercimek, ülkemizin birçok bölgesinde yetişebilen ve nadas alanlarının değerlendirilmesi için ekim nöbetinde, buğday ve arpayla en uygun münavebeye girebilen bitkidir. Mercimek tanelerinde fazla miktarda protein bulunduğu için besleyici olduğu gibi, samanı da aranılan bir hayvan yemidir. Tarım ürünleri içinde nem ihtiyacı en az olan bitkilerdendir. Kuraklığa dayanıklı olduğu için mercimek üretiminin üçte ikisinden fazlası Güney Doğu Anadolu Bölgemizden sağlanmaktadır. Bu bölgemizde büyük oranda kırmızı mercimek üretimi yapılmaktadır. Üretimde ikinci sırayı İç Anadolu Bölgemiz almaktadır. Burada özellikle yeşil mercimek üretimi yaygındır.

3.FASULYE:Yüksekliği 2000 metreden fazla olmayan ve sulama imkânı olan her yerde tarımı yapılabilir. Üretimde en büyük paya sahip bölgemiz İç Anadolu’dur.

4. BAKLA:Bakla üretimi için organik maddece zengin, killi-kumlu, killi-tınlı, olan derin ve geçirgen topraklar idealdir. Bununla birlikte pek çok toprak yapısında da bakla yetiştiriciliği yapılmaktadır. Baklanın ortalama sıcaklık isteği, yetişme döneminde 18-27° C arasındadır. Çimlenme için en uygun sıcaklık 25°C’dir. Soğuğa dayanıklılığı, gelişme dönemine ve hava sıcaklığındaki düşüşe bağlı olarak değişmektedir. Baklada olgunlaşma süresi ekim zamanı ve çeşitlere bağlı olarak 180-200 gün arasında değişmektedir. Bakla, yetişme süresi boyunca yeterli ve düzenli su ister.

C.SANAYİ BİTKİLERİ

1.TÜTÜN:Tütün bitkisinin boyu yarım metre ile bir metre arasındadır. Kırmızı ve beyaz çiçekler açar. İçinde sağlık açısından zararlı olan nikotin maddesi bulundurur. Tohumlarından yağ elde edilmektedir. İklim seçiciliği fazla değildir. Humuslu, su geçirgenliği olan, eğimli ve kıraç topraklarda daha iyi yetişmektedir. Filizlenme döneminde su, daha sonra sıcaklık ve kuraklık ister. Türkiye iklimine uyum göstermektedir. Ancak kaliteli tütün yetiştirilmesi amacıyla ekim alanları devlet tarafından sınırlandırılmıştır. Kaliteli ürün alınabilecek alanlarda üretimine izin verilmektedir. Yurdumuzda toplam üretimin yarısına yakınını Ege Bölgemiz sağlamaktadır. Manisa, İzmir, Aydın, Muğla, Denizli ve Uşak çevresi önemli üretim alanıdır. Manisa ilimiz Türkiye tütün üretiminin beşte birinden fazlasını üretmektedir. İkinci sırada Güney Doğu Anadolu, 3.sırada Karadeniz Bölgemiz gelmektedir. Ana vatanı Kuzey Amerika’dır. Batı ülkelerinde yetiştirilen çeşitlerine batı tütünü, Türkiye’ninde içinde bulunduğu Balkan ülkeleri ve İran’da yetiştirilenlerine doğu tütünü ya da Türk tütünü adı verilir. Doğu tütünlerinin temel farkı, nikotin oranı ve diğer zararlı madde oranının daha düşük olmasıdır. Türkiye, dünya tütün üretiminde; Çin, ABD ve Hindistan’dan sonra 4.sırayı almaktadır.

2.PAMUK:Pamuk dokuma sanayinin hammaddesidir. Çiğit adı verilen tohumları, yemeklik yağ üretiminde kullanılır. Filizlenme döneminde bol su, olgunlaşma ve hasat döneminde yüksek sıcaklık ve kuraklık ister. Geçirimli alüvyal toprakları sever. Üretiminde Güneydoğu Anadolu Bölgesi 1. sırada yer alır, burada GAP ile sulama imkânları genişledikçe üretim miktarıda artacaktır. Ege Bölgesi 2.sırada yer, Akdeniz Bölgesi 3.sırada yer almaktadır. Ayrıca  Marmara Bölgesinde,  Doğu Anadolu Bölgesinin Iğdır ve Malatya ovalarında tarımı yapılır. Karadeniz Bölgesinde yaz kuraklığı oluşmadığından tarımına uygun değildir. Yurdumuz üretimde Dünya’da 5. sırada yer almaktadır. Tarımsal ürün ihracatımızın beşte birini pamuk oluşturmaktadır.

3.ŞEKER PANCARI:Şeker sanayinin hammaddesidir.İlk gelişme döneminde yeterli sıcaklığın mevcut olması gereklidir.Gelişme ve şeker yapımı için ideal hava sıcaklığı 23 – 25 ° C dir. Ülkemizde değişik iklim bölgelerinde yapılan üretimler değişik özellikler gösterir. Denize yakın bölgelerde pancar verimi yüksek, şeker varlığı düşüktür. Doğu Anadolu’da sert kara iklimi hüküm süren bölgelerde kök verimi düşük şeker varlığı yüksektir. İç Anadolu gibi iklimin çok sert olmadığı bölgelerde hem kök verimi hem de şeker varlığının yüksek olduğu en iyi pancar bölgeleridir. Nisan – Mayıs aylarında hafif kuraklık köklerin daha derinlere inmesine ve böylece bitkinin su ve besin maddesi yönünden daha iyi beslenmesini sağlar. Yaprakların gelişimi ile pancarın su ihtiyacı artar. Gelişme dönemlerinde su ihtiyacı fazladır ve yağmuru az olan bölgelerde mutlaka sulama yapılmalıdır. Pancar tarımı yapılacak toprakların su ve besin maddelerini tutma kapasitelerinin çok iyi olması, iyi bir toprak derinliğine sahip olmaları gereklidir. Pancar tarımı için en ideal toprak derin, kolay ısınan kireçli topraklardır. Şekerpancarının yetişmesinde üç ana besin maddesi Azot, Fosfor ve Potastır. Gübrelemede dikkat edilmesi gereken en önemli husus, bitkinin ihtiyacı kadar gübreyi, usulüne uygun olarak, zamanında toprağa verebilmektir. Eksik veya fazla gübre kullanımı verim ve kalitenin düşmesine neden olacaktır. Ülkemizde normal iklim şartlarında pancarın olgunlaşması Eylül sonu ile Ekim ayı ortalarına kadar devam etmektedir. Hasat işlemleri büyük çoğunlukla el değmeden yapılmaktadır. Ülkemizde ise elle hasat daha yaygındır.Pancar küspesi hayvan yemi olarak kullanıldığı için buralarda besi hayvancılığı da gelişmiştir.
Şeker Pancarı tarımı, hayvancılık, yem, ilaç, et, süt, nakliye ve hizmet sektörleriyle iç içe geçmiş durumdadır. Dünyada şeker üretiminin % 70’şini pancar şekeri % 30’unu kamış şekeri oluşturmaktadır. Kamış şekerinin maliyeti pancar şekerine göre % 40–50 daha ucuzdur ve dünyadaki şeker fiyatları kamış şekerine göre belirlenmektedir. AB ülkelerinin tamamına yakınında yani % 95 oranında pancar şekeri üretimi yapılmaktadır. Bu Ülkeler % 40–50 daha ucuza kamış şekeri temin edebilecekleri halde pancar şekeri üretiminden vazgeçmemektedirler. Bununda nedeni pancar ziraatının ve sanayisinin üreticilere sağladığı katma değerdir
Yurdumuzda ilk şeker fabrikalarımız, 1926 yılında, Alpulu(Kırklareli) ve Uşak’ta kurulmuştur. Yurdumuzda üretim alanları şekerpancarı fabrikalarının çevresinde yoğunlaşmaktadır. Bu durum ürünün taşıma maliyetinin yüksek oluşu ve kısa sürede işlenmesi zorunluluğundan kaynaklanmaktadır. Üretimde İç Anadolu Bölgesi 1. sırada, Karadeniz Bölgemiz 2. sırada, Marmara Bölgemiz 3.sırada yer almaktadır.

4.KETEN VE KENEVİR:Liflerinden dokumacılıkta, ip, çuval ve halat yapımında, tohumlarından ise yağ üretiminde yararlanılır. Serin ve nemli bir iklim bitkisidir. Yurdumuz üretiminin tamamına yakını Karadeniz Bölgesi’nden karşılanır. Keten üretimi en fazla Kocaeli ve Sinop’ta yapılmaktadır. Kenevir üretiminin %85’i Kastamonu yöresinde, Ege Bölgesinde ise Kütahya çevresinde tarımı yapılmaktadır. Kenevirden uyuşturucu elde edildiğinden üretimi devlet kontrolündedir.

5.ANASON: Yurdumuzda özellikle rakı üretiminde kullanılır. Ayrıca yatıştırıcı özelliği nedeniyle anason çayı üretiminde kullanılmaktadır. Anason, iştah açıcı ve koku verici etkilere sahiptir. Anasonun karminatif etkisi mide ve bağırsaklarda fermantasyona engel olmasından ileri gelmektedir.Anason sıcak, orta nemliliğe sahip iklimlerden hoşlanır. Yurdumuzun özellikle Ege, Marmara ve Güney Anadolu bölgeleri iklim yönünden uygun yörelerdir. Anasonda verim bölgenin çevre koşullarına, yetiştirme tekniğine ve kullanılan çeşide göre büyük değişiklik göstermektedir. Yurdumuzda özellikle, Antalya – Denizli- Burdur- Muğla ve İzmir yörelerinde üretilmektedir.

6.HAŞHAŞ:Kapsüllerinden afyon adı verilen zehirli uyuşturucu madde, yağlı tohumlarından ise yağ elde edilir. İlaç sanayinde ise bazı merhemlerin bileşiminde kullanılır ve ağrı kesici olarak kullanılır. Bileşiminde toplanma zamanına göre değişen afyon alkaloitleri vardır. Ağrı dindirici olarak, özellikle diş hekimliğinde kullanılır. Soğukta elde edilen yağın bileşiminde asitler az, sıcakta elde edilen yağın ise asitleri fazladır. Soğukta elde edilen yağ, bazı merhemlerin bileşiminde kullanılır. Sıcakta elde edilen yağ, yemek yağı ve sanayide sabun yapımında kullanılır.Uyuşturucu madde kaçakçılığının önlenmesi amacıyla üretimi devlet kontrolü altında sınırlı alanlarda yapılmaktadır. Don olayları ve toplanma zamanında oluşan yağışlardan zarar görür. Üretimi Afyon başta olmak üzere Kütahya, Uşak, Denizli, Burdur, Isparta ve Konya çevresinde yapılmaktadır.

7.ÇAY:Ana vatanı Güney Doğu Asya’dır.Gelişme yüksekliği türlere göre farklılıklar gösterir. Çay bitkisi yaprağını dökmeyen bir bitkidir. Yeterli düzeyde sıcaklık ve nemin bulunduğu yerlerde yıl boyu sürgün oluşumu sürer. Yeterli düzeyde sıcaklık ve nemin bulunmadığı yerlerde, soğuk mevsimlerde, sürgün oluşumu duraklar, yaprak ve tomurcuklarda gelişme olmaz. Çay bitkisinin gövdesi esmer ya da koyu esmer renktedir. Çay bitkisinin çiçeği beyaz renklidir. Erkek ve dişi organları bir arada bulunur. Genel olarak yabancı döllenme olur. Tomurcuklar sabahları erken açar ve iki gün sonra taç yaprakları dökülür. Çay bitkisinin çiçek açma zamanı çeşidine ve gelişme ortamına göre değişir. Rize bölgesinde genellikle Ağustos ayında çiçek açar, Aralık ayının sonunda çiçeklenme sona erer. Sıcak iklime sahip ülkelerde yılın hemen hemen her ayında bitki üzerinde çiçek vardır. Yıkanmış, kireçsiz ve kalınlığı fazla olan topraklarda en iyi yetişme koşullarını bulmaktadır. Bulutlu gün sayısının fazla olması, yıllık yağış miktarının 2000–2500 mm. üstünde olması, ilkbahar ve sonbahar aylarında bol yağış alması gerekir. Havanın nem oranının yüksek olması gerekmektedir. Havada yeterli nemin bulunması yetişme koşulları içinde en önemli faktördür. Yurdumuzda çay üretimi Cumhuriyetin ilanı ile başlamıştır (1924). Çay tarımının tamamı Karadeniz bölgesindedir. Toplam üretimin dörtte üçü Rize’de kalan bölüm ise Trabzon, Artvin, Giresun ve Ordu’da üretilmektedir. Toplanan çay yapraklarının aynı gün işlenmesi gerektiğinden çay fabrikalarımız üretim alanı çevresinde toplanmıştır.

D.YAĞ BİTKİLERİ

1.AYÇİÇEĞİ:İçerdiği yüksek orandaki (%22–50) yağ miktarı nedeniyle, önemli bir yağ bitkisidir. Ayçiçeği yağı, beslenme değeri en yüksek olan bitkisel yağlardan birisidir. Sıvı olarak yemeklerde ve kızartmalarda yaygın olarak kullanılmaktadır. Ayrıca, diğer bitkisel yağlarla karıştırılıp margarin yapılarak da tüketilmektedir. Dünya bitkisel ham yağ üretiminin % 12,6’sı ayçiçeğinden karşılanmaktadır. Yağı çıkarıldıktan sonra geriye kalan küspede, yüksek oranda protein bulunmaktadır, bu nedenle, karma yem üretiminde oldukça yaygın olarak kullanılmaktadır.Ayçiçeği yağında bulunan yüksek orandaki linoleik yağ asiti kurumayı çabuklaştırıcı özelliğe sahiptir. Bu nedenle, yağlı boya yapımında çok önemli bir yere sahiptir. Ayrıca, kâğıt, plastik, sabun ve kozmatik ürünler yapımında hammadde olarak kullanılmaktadır. Kumlu topraklardan, killi topraklara kadar değişim gösteren farklı yapılardaki topraklarda başarıyla yetişebilmektedir. Özellikle, derin, organik maddece zengin alüvyal topraklar, ayçiçeği tarımı için çok uygundur. Büyüme döneminde su, olgunlaşma döneminde bol sıcaklık ve güneş’e ihtiyaç duyar. Hasat döneminde kuraklık ister. Doğu Karadeniz kıyıları hariç bütün bölgelerimizde sulama ile tarımı yapılır. Üretimde 1. Marmara Bölgesi %76(Trakya Ergene Havzası)  2. Karadeniz Bölgesi (Orta Karadeniz)  3. İç Anadolu Bölgesi’dir.

2.ZEYTİN:Akdeniz ikliminin tanıtıcı bitkisidir. Sofralık olarak ve yağ elde edilmesinde kullanılır. Maki elemanları arasında yer alır. Dikilip yetiştirilebildiği gibi maki elemanı olan delice ağacının aşılanması ile de üretimi sağlanmaktadır. Soğuğa ve don olaylarına karşı çok duyarlıdır. Bu nedenle Akdeniz iklimi zeytin yetişme alanlarını sınırlandırır. Hava ve suyun kolay dolaştığı, kabarık, kireçli, derin ve eğimli topraklarda iyi yetişir. Yüksek sıcaklık ister, yaz kuraklığına dayanıklıdır. Ürünün kalitesi, yüksek verim için ilkbahar sonu ve yaz başlarında sulanması toprağın sürülmesi gerekmektedir. Ekonomik olarak 10–12 yaşından sonra ürün verir. Yaşlandıkça verim artar. Yıllık bir bitkidir. Bir yıl çok, takip eden yıl az ürün verme özelliğine sahiptir. Ülkemiz üretiminde 1.Sırada, Ege Bölgesi (Kıyı Ege ovaları çevresi),2.Sırada, Marmara Bölgesi-Güney Marmara kıyıları (kaliteli sofralık zeytin Gemlik çevresinden elde edilir). 3.Sırada, Akdeniz Bölgesi (Antalya çevresi) Ayrıca, Doğu Karadeniz’de korunaklı kesimlerinde, Çoruh vadisinde ve Güney Doğu Anadolu Bölgesi’nde, Fırat batısında Gazi Antep çevresinde üretim yapılmaktadır. Zeytin üretimi açısından Akdeniz Bölgemiz, Ege Bölgemize göre daha uygun şartlar taşımasına rağmen, daha karlı olan özellikle pamuk ve seracılığın tercih edilmesi nedeniyle 3.sırada yer almaktadır. Dünya toplam zeytin ağacı miktarı 900 milyon civarındadır. Bu sıralamada, Türkiye 95 milyon ağaçla dördüncü sıradadır. (İspanya, 218 milyon).Dünya zeytin üretiminde İspanya ilk sırada yer alır. Türkiye, İtalya ve Yunanistan’ın ardından 4. sırada yer alır.

3.SOYA FASULYESİ:Protein oranı oldukça yüksektir.Soya dünyadaki bitkisel yağların ve yüksek proteinli hayvan yemlerinin başlıca kaynağıdır. Soya tohumu ortalama %35 -45 protein ve %18–20 oranında yağ içermektedir. Soya yağ üretiminde, şekercilikte, inşaatlarda kullanılan macun bileşimlerinde, fungusit ve pesti sitlerde, antibiyotiklerde, dizel yakıtında ve diğer birçok endüstriyel ve ecza ürünlerinde de kullanılmaktadır. Matbaa mürekkebi olarak da kullanılmaktadır. Yazları yağışlı ve sıcak olan muson ikliminde ideal yetişme şartlarını bulur. Ülkemizde ideal şartları Orta ve Doğu Karadeniz bölümlerinde bulmaktadır. Soya için yabancı otların kontrolü çok önemlidir. Soyalar özellikle genç dönemde otlu tarlada gelişemezler. Yabancı ot miktarına göre traktörle 2–3 kez yabancı ot mücadelesi yapılır. Yağ sanayinde kullanım alanlarının artmasından sonra Akdeniz Bölgesinde üretimi hızla gelişmiştir. Toprağa organik madde ve azot sağlayarak, toprağın verimliliğini arttıran önemli bir münavebe bitkisidir.Yetişme süresi kısa olduğundan, özellikle Akdeniz Bölgemizde buğdaydan sonra ikinci ürün olarak ekimi yapılmaktadır. Adana başta olmak üzere İçel, Hatay, Antalya çevresinde tarımı gelişmiştir. Türkiye üretiminin % 90‘ı Akdeniz Bölgesi’nden karşılanmaktadır. Karadeniz Bölgesi’nde Samsun çevresinde üretim yapılmaktadır.

4.YER FISTIĞI:Bileşiminde ortalama %25 protein, %46 yağ, %16 karbonhidrat ve %5 mineral madde bulunur. Meyveleri fosforca zengin, amino asitlerden “cystine” içermektedir. Aynı zamanda zengin bir B vitamini kaynağı olup, az miktarda da A, C, D ve E vitaminlerini bünyesinde toplamaktadır. Yerfıstığı çerez olarak tüketildiği gibi, yağı yemeklik olarak katı ve sıvı halde kullanılmakta, ballık konserveciliğinde, bisküvi, pasta, şekerleme ve sabun yapımında da kullanılır.Ezilmek suretiyle fıstık ezmesi yapılır. Yerfıstığının hayvan beslenmesinde de önemi büyüktür. Yerfıstığı tropik, subtrfopikal ve ılıman iklim bölgelerinin sıcak kuşaklarında yetiştirilip ısı ve güneş isteği fazladır. Tohumların toprakta çimlenebilmesi için toprak sıcaklığının minimum 12–13 ºC olması gerekir.  Yerfıstığı toprak isteği yönünden seçici bir bitkidir, gevşek yapıda, süzek kumlu topraklarda iyi yetişir. Toprağın kalsiyum ve organik maddece zengin olması verimi arttırmaktadır.Yurdumuzda 1930’lu yıllarda üretimine başlanmıştır. Akdeniz iklim şartlarında iyi yetişmektedir. Üretimin tamamına yakını Akdeniz Bölgemizde, Adana çevresinde gelişmiştir(%91). Diğer üretim alanları, Güney Doğu Anadolu Bölgesi’nin batısında, Ege Bölgesi’nde Muğla, Aydın çevresinde, Güney Marmara Bölümü’nde Balıkesir, Çanakkale çevresinde yoğunlaşmıştır.

5.SUSAM: Yüksek sıcaklık ve ışık isteyen yağ bitkisidir. Su isteği fazla değildir. Kurağa dayanıklıdırTohumları %55–58 oranında yağ içerir. Susam yemeklik yağ, çeşitli şekerlemelerde, parfüm imalatında, kavrularak çerez ve unlu mamüllerin üretiminde kullanılır. Küspesi protein ve vitaminler bakımından zengindir. Değerli bir hayvan yemidir. Yurdumuzda, Güney Doğu Anadolu Bölgemiz başta olmak üzere Akdeniz ve Ege Bölgelerimizde üretimi yapılmaktadır.

E.YEM BİTKİLERİ

1.FİĞ:Meyveleri bakla şeklindedir ve içerisinde 6–9 adet tohum bulunmaktadır. Hayvan yemi olarak yetiştirilmektedir. Ülkemizde tüm bölgelerde yetiştirilebilir. Yeşil ve kuru ot olarak yedirilebileceği gibi daneleri kırma yapılarak ta verilebilir. Hem otu hem daneleri oldukça besleyicidir. Yeşil otunda ortalama yüzde 23,9 ham protein bulunur. Danelerindeki protein oranı ise ortalama yüzde 20’nin üzerindedir. Eksi 8 derecenin altındaki sıcaklıklarda donmaktadır. Bu yüzden kışı sert geçen yerlerde yazlık olarak, sıcak iklim bölgelerinde ise kışlık olarak yetiştirilmektedir. Su tutma kapasitesi iyi olan orta ve ağır topraklar adi fiğ tarımı için uygundur.

2.YONCA:Yonca protein, vitamin ve mineral bakımından zengin, değerli bir yem bitkisidir. Yüksek taban suyu ve durgun su yoncada verim düşüklüğüne ve seyrekleşmeye neden olmaktadır.Genel olarak, Akdeniz ikliminin etkili olduğu alanlarda sonbaharda, diğer serin iklim yörelerinde ise ilkbaharda ekimi yapılmaktadır. Ekim zamanının belirlenmesinde toprak sıcaklığı ve nemi belirleyici olmaktadır. Marmara, Ege, Akdeniz Bölgelerinde kıyı kesimlerinde ve Güneydoğu Anadolu’nun bazı yerlerinde Ekim-Kasım aylarında, diğer bölgelerde ise Nisan-Mayıs aylarında ekim yapılmaktadır.

3.KORUNGA: Korunga, baklagillerden ve çok yıllık bir yem bitkisidir Korunga, hayvanlara yeşil veya kuru olarak yedirilebilir. Yeşil yedirildiğinde şişkinlik yapmayan ve protein içeren değerli bir kaba yemdir. Bitkinin kalınlaşmış bir ana kökü ve çok sayıda yan kökü bulunur. Bitki taç kısmından çok sayıda sap verir. Saplar 100–120 cm boylarındadır. Sap kesiti yuvarlaktır. Taban kısmında içi boştur. Yukarı kısımlarda ise içi dolu olup üzeri tüylüdür. Korunga her iklimde yetişebilir. Fide dönemi dışında kuraklığa özellikle soğuğa dayanıklıdır. Korunga, geçirgen, kireçli, tınlı-kumlu toprakları sever. Yonca tarımına uygun olmayan kıraç, zayıf ve çakıllı topraklarda da korunga yetişir. Her türlü iklim ve toprak şartlarında ekim nöbetine sokularak zayıf ve kıraç alanları ıslah eder. Aynı zamanda kıraç ve erozyona açık yerlerde suni meraların kurulmasında karışıma giren önemli bir bitkidir. Aynı zamanda korunga iyi bir arı merasıdır. Korunga tarımı yapılan yerlerde arıcılık için uygun şartlar oluşur.

4.BURÇAK:Burçak, ülkemizde en fazla bilinen yem bitkilerinden biri olmasına rağmen, istenilen özelliklere sahip bir çeşidimiz yoktur. Burçak tanelerinin kolay sindirilebilirliği ve iyi bir amino-asit bileşimi vardır. Saman gibi kaba yem kaynaklarının değerini arttırmak için kullanılır. Ege, Akdeniz, İç Anadolu, Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde tarımı geleneksel usullerle yürütülmektedir Dik olarak gelişen kök boğazından dallanan burçak, 20–50 cm boya ulaşabilmektedir. Yaprağı 10–12 çift yaprakçıktan meydana gelmektedir.

***Bunlar dışında arpa, mısır, pancarküspesive yulaf da hayvan yemi olarak kullanılmaktadır***

F. MEYVECİLİK

1.ÜZÜM:Türkiye’de en yaygın ve en çok üretilen meyvelerden biridir. Humusça zengin ve kuvvetli topraklarda daha iyi yetişir. Düşük kış sıcaklıklarına dayanıklıdır. Üzüm üretiminde Ege Bölgesi, özellikle Manisa, İzmir ve Denizli başta gelmektedir. İkinci sırada Güney Doğu Anadolu Bölgesi yer alır. 3.sırada İç Anadolu Bölgesi bulunur. Manisa’da özellikle Gediz Ovası çevresi çekirdeksiz kuru üzüm üretimi yapılmaktadır. İç Anadolu Bölgemizde özellikle volkanik toprakların yaygın olduğu sahalarda üzüm üretimi yapılmaktadır. Üzüm yaş ve kuru olarak tüketildiği gibi pekmez, şarap ve rakı yapımında da kullanılmaktadır. Türkiye Dünya kuru üzüm üretiminde birinci sırada yer almaktadır. Üzüm önemli bir ihraç ürünümüzdür.

2.ELMA: Elma, ılık ve serin iklim ve en az 500 mm yağış ister,-35° C soğuğa dayanabilir. Kuraklık ve sıcaktan hoşlanmaz. Toprağı tınlı, tınlı-kumlu, en az 1 m derinlikte olmalıdır. Taşlı ve kireçli toprağı sevmez.Üzümden sonra yetişme alanı en geniş olan meyvedir. Toplandıktan sonra uzun süre dayanma özelliği olduğundan ticari değeri fazladır. Elma yetiştiriciliği ülkemizde hemen her bölgede yapılmaktadır, fakat en uygun yetiştirilme alanları, Kuzey Anadolu’da bulunmaktadır. Kuzey Anadolu Karadeniz Kıyı Bölgesi ile İç Anadolu ve Doğu Anadolu yaylaları arasında ki geçit bölgeleri ve son yıllarda Güneyde Göller Bölgesi de elma yetiştiriciliğinde önem kazanmıştır.Üretimin en fazla olduğu alanlar, başta İç Anadolu Bölgemiz gelmektedir. Diğer önemli üretim alanlarımız Akdeniz Bölgemizde bulunmaktadır. Niğde, Konya, Karaman, Nevşehir, Amasya, Tokat, Kastamonu, Bursa, Burdur, Isparta, Antalya önemli elma üretim merkezlerimizdir.

3.İNCİR:İncir ağacının anayurdu ön Asya ve Akdeniz havzasıdır. 2 çeşit incir vardır. Biri, soluk sarı renkli sultan ya da lop incirdir. Taze olarak tüketilir ve kurutmaya da elverişlidir. İkinci çeşit olan mor renkli incirlere siyah ya da patlıcan inciri denir ve taze olarak tüketilir. Reçeli, pekmezi, ezmesi yapılır. Tatlı ve hamur işlerinde kullanılır. Protein, karbonhidrat, fosfor, kalsiyum, demir, sodyum, potasyum, magnezyum içerir. Kurutulmuşunun besin değeri daha yüksektir. Hücreleri yenileme özelliği vardır. İçerdiği lifle kolesterolün kana karışmadan atılmasını sağlar. Sindirimi kolaylaştırır. Kemik ve diş oluşumunda olumlu etkileri vardır. İçeriğindeki benzaldehit nedeniyle kanserli hücrelerin büyümesini önler. Bağırsakları yumuşatır. Kış ılıklığı ve yaz kuraklığı ister. Yurdumuzda üretimde özellikle Ege Bölgesi’ başta gelmektedir. Özellikle İzmir ve Aydın yöresinde yetiştirilir.Üretimin %80’ i buradan sağlanır. Akdeniz, Güney Doğu Anadolu ve Marmara Bölgelerimizde tarımı yapılmaktadır. Türkiye Dünya kuru incir üretiminde ilk sırada yer almaktadır. Önemli bir ihraç  ürünümüzdür.

4.FINDIK:Anavatanı Türkiye’dir(Doğu Karadeniz). Karadeniz kıyı bölgesi fındık yetiştiriciliği bakımından en uygun iklim özelliklerine sahip alanlardır. Karadeniz Bölgesinde sahilden 60 km. içeriye ve 750m.yüksekliğe kadar ekonomik olarak yetiştirilebilmektedir. Deniz seviyesinden 0-250m.yüksekliğe ve 10km. iç kısımlara kadar olan yöreler sahil kol olarak isimlendirilir, bu alanlar fındık yetiştiriciliği için en uygun yerlerdir. Yıllık ortalama 13-16C sıcaklıkta en verimli şekilde yetişmektedir. En düşük sıcaklığın -8,-10C’yi ve en yüksek sıcaklığında 36-37C’yi geçmemesi gerekir. Yıllık yağış toplamının 700 mm.nin üstünde olması ve yağışın aylara dağılımının dengeli olması gerekmektedir. Haziran ve Temmuz aylarındaki oransal nemin %60’ın altına düşmemesi gerekir. Fındık diğer kültür bitki çeşitlerinden farklı olarak kış aylarında çiçek açmaktadır. Fındık saçaklı kök sistemine sahip bir bitkidir. Kökleri fazla derine gitmemektedir, özellikle eğimli arazilerde 80 cm. toprak derinliğine ulaşabilmektedir. Toprak istekleri bakımından fazla seçici değildir ancak besin maddeleri bakımından zengin, humuslu ve derin topraklarda iyi gelişmektedir. Taşlı, kumlu, çakıllı ve ağır topraklar ile taban suyunun yüksek olduğu yerlerde toprağın havalanması iyi olmadığından fındık kökleri besin maddelerinden yeterince faydalanamaz. Bu nedenle sararma ve büyük oranda dallarda kurumalar meydana gelir. Türkiye dünya fındık üretiminde hem kalite hem de miktar açısından ilk sırada yer alır. Yurdumuzda fındık üretiminin %80’ini Karadeniz Bölgesi karşılamaktadır. En fazla üretim Ordu’dan sağlanır. (Toplam üretimin%30’u) Diğer üretim alanları, Giresun, Trabzon, Samsun, Bolu ve Zonguldak’tır. Marmara Bölgesinde ise Sakarya çevresinde tarımı yapılmaktadır.

Ülkemizde yetiştirilen fındık çeşitleri meyve şekil ve özelliklerine göre üç grupta toplanır:

1.YUVARLAK FINDIKLAR 2.SİVRİ FINDIKLAR 3.BADEM FINDIKLAR.

Fındıkçerez, çeşitli gıda ürünlerinde katkı maddesi ve yağı kozmetik sanayinde kullanılır. İhraç ettiğimiz tarım ürünleri içinde önemli bir yere sahiptir.

5.ANTEP FISTIĞI:Yaz mevsiminin sıcak ve kurak geçtiği, volkanik topraklar en iyi yetiştiği alanlardır. Fazla nem ve yağış istemez. Ancak sulama ile verimin 3 kata kadar arttığı görülmüştür.İran ve Amerika’da üretimin sulamayla gerçekleştirilmesi nedeniyle verim oranı daha yüksektir. Bir yıl çok takip eden yıl az ürün vermektedir. Meyveleri kuru olarak tüketilmesi yanında pasta ve çikolata sanayinde kullanılmaktadır. Başta Gazi Antep, Şanlı Urfa ve Adıyaman olmak üzere, Kahramanmaraş, Mardin, Diyarbakır ve Siirt’te üretimi yapılmaktadır.Ayrıca Akdeniz ve Ege bölgelerimizde üretim yapılmaktadır. İhraç ettiğimiz tarımsal ürünlerimiz arasında önemli bir yere sahiptir.

6.TURUNÇGİLLER (NARENCİYE): Portakal, mandalina, limon, greyfurt(altıntop) ve turunç gibi meyvelerden oluşur.Turunçgiller sıcak iklim bitkileridir. Yurdumuz, dünya turunçgil üretim alanının en kuzey sınırın dadır. Bu nedenle, turunçgil yetişen tüm bölgelerimizde, zaman zaman düşük sıcaklık nedeniyle önemli zararlar meydana gelir. Bazı turunçgil tür ve çeşitlerinin soğuğa dayanımları da farklıdır, örneğin, limonlar dondurucu düşük sıcaklıklara çok dayanıksızdır. Portakal ve altıntoplar ise limonlardan biraz daha dayanıklıdırlar. Mandalinler ve özellikle Satsuma mandalini (Rize mandalini) belirtilen türler ve çeşitler arasında düşük sıcaklığa en dayanıklı olanlarıdır. Turunçgiller, gevşek yapılı, verimli, orta derinlikte, topraklarda daha iyi yetişir. Turunçgil ağaçlarının kökleri çoğunlukla toprağın 60 – 65 santimetre derinliğine kadar yayılırlar. Turunçgilleri derin olmayan topraklarda yetiştirmek mümkündür ancak, sulama ve gübreleme gibi uygulamaların tam zamanında ve gereği gibi yapılması gerekir. Suyun çok güç sızdığı ağır ve yapışkan çok killi topraklar sulama gübreleme gereksinimini arttırır. Üst toprağı gevşek ve kolay işlenebilir yapıda, alt toprağı da suyu tutacak derecede killi olan ve taban suyu yüksekliği bu metrenin altında kalan yerler turunçgil yetiştiriciliğine çok elverişlidir.

Birleşik Milletler, Avrupa Ekonomik Komisyonu tarafından belirlenen en az su oranları şöyledir :
Limonda % 25, Satsuma Mandalinde % 33, Thomson göbekli portakallarda % 30, Washington göbekli portakallarda % 33,diğer portakallarda % 35, Altıntoplarda(greyfurt) % 35.

Turunçgil meyveleri en az bu belirtilen oranlarda su bulundurdukları zaman ağaçlardan koparılabilir.Yurdumuz üretiminde, Akdeniz kıyıları (özellikle Antalya çevresi)başta gelmektedir. İskenderun Körfezi kıyılarından başlayan üretim alanları, Ege Bölgesi kıyılarından kuzeye doğru uzanır. Güney Marmara Bölümünün ılıman kıyı kesimlerinde, Doğu Karadeniz Bölümünde kışların ılıman geçtiği Rize çevresinde ve Güney Doğu Anadolu Bölgesinin batısında(Fırat ırmağının batısı-Akdeniz ikliminin etki sahası)tarımı  yapılmaktadır. Ege Bölgesinde denize dik uzanan dağlar arasından iç kısımlara kadar giren denizin ılımanlaştırıcı etkisi üretim alanlarının genişlemesini sağlamıştır.

7.MUZ: Tropikal iklim bitkisidir.Anavatanı Güney Çin, Hindistan ve Hindistan ile Avustralya arasında kalan adalardır. İlk kez balıkçılar tarafından kullanıldığı sanılmaktadır. Balıkçılar ağ yapmak için muzun yapraklarından yararlanmışlar ve bu şekilde tarımı başlamıştır. Ülkemize ilk defa 1750 yıllarında Mısır’la ilgisi olan zengin bir aile tarafından süs bitkisi olarak, Mısır’dan Alanya’ya getirilmiştir. O yıllarda daha çok süs bitkisi olarak yetiştirilen Muzun meyve verdiğinin görülmesi üzerine, 1930’lu yıllardan sonra meyvesi için ticari amaçla yetiştirilmeye başlanmıştır. Bugün ülkemizde sadece Anamur, Bozyazı, Gazipaşa ve Alanya ilçeleri ile çevresinde üretimi yapılmaktadır. Muz üretiminde, Asya kıtası başta gelmektedir. Bu kıtayı sırasıyla Güney Amerika, Orta Kuzey Amerika, Afrika, Okyanusya ve Avrupa Ülkeleri izlemektedir. Muz ülkemizde Anamur, Bozyazı, Alanya, Gazipaşa ve çevresinde, Toros dağlarının koruduğu mikro klimalarda, çok sınırlı alanlarda yetiştirilmektedir. Bu nedenle üretim miktarı azdır. Muz, şifalı bitki, beyin gıdası veya afrodizyak olarak ünlenmiştir. Gövdeler bir ay suda ıslatılıp, özel tarakla tarandığında ortaya çıkan elyaf kullanılarak ilkel usullerle saç örgüsü gibi halat örülebilmektedir. Lifleri Afrika’daki yerli halk, şapka, hasır ve hediyelik eşya yapımında kullanılmaktadır. Avrupa’da gemi halatı, oto döşemeleri yapımında kullanılmaktadır. Muz gövdesinin, yaprak sapının veya salkımın suyu çok güçlü bir kan kesicidir.

8.KAYISI: Kayısı ağacı yarı sıcak ve kurak geçen bölgelerde, dağların bol güneş gören güneye bakan eteklerinde derin ve su tutmayan, az meyilli ve hafif kireçli olan yamaçlarda çok iyi yetişmektedir. Buralarda yetiştirilen kayısılar genelde hastalıksız, parlak, lezzetli, tatlı, kokulu ve kuru maddesi yüksek meyveler oluşturmaktadır. Kayısı ağacının gövde ve dalları kış aylarında -35°C kadar düşen soğuklara, çiçekleri ise ıslak olmak şartıyla -1°C kadar dayanabilmektedirler. Eğimli arazide soğuk hava alt taraflara çöktüğü için dikilen kayısı ağaçları dondan fazla zarar görürler. Fakat yukarılara çıkıldıkça ağaçların dondan zarar görmesi kısmen önlenmiş olur. İlkbahar donlarından etkilendiği için, ova ve çukurlardan çok amaç ve sırtlar tercih edilmektedir. Kayısı dünya üzerinde İran, Afganistan ve Türkistan’da, Avrupa’da özellikle Akdeniz kıyılarında; Afrika ve Avustralya’da Güney Amerika, Arjantin ve Şili’de Amerika Birleşik Devletlerinde özellikle Kaliforniya’da geniş ölçüde yetiştirilmektedir. Kayısı Büyük İskender’in Asya seferleri sırasında (M.Ö.330–323) İran ve Trans Kafkaslar üzerinden Anadolu’ya getirilmiştir. Daha sonra Romalıların Anadolu’ya istilası sırasında Ermeni tüccarlar tarafından önce İtalya’ya sonra Yunanistan’a götürülüp buradan tüm Avrupa’ya yayılmıştır. Türkiye yıllık 500 bin tonluk üretimle önemli üretici ülkeler arasında yer almaktadır. Ülkemizde kayısı üretimi başta Malatya olmak üzere, Elazığ, Erzincan, Sivas, İçel(Mut), Antalya, Hatay, Kars, Iğdır yörelerinde yapılmaktadır. Isparta ilinde ise eğirdir gölünün kuzey tarafında kayısı üretimi yapılmaktadır.

9.BADEM:Bademin anavatanı Çin ve Orta Asya’dır. Asya ile Avrupa arasındaki İpek yolunda bademin seyyahlar tarafından yendiği bilinmektedir. Seyyahlar bademi bu yolla Yunanistan, Türkiye ve Orta Doğuya getirilmişlerdir. Dünya üretim sıralaması, Yunanistan, İran, İtalya, Fas, Portekiz, İspanya, Suriye, Türkiye ve ABD olarak gerçekleşmektedir.Yazları kurak ve sıcak, kışları ılık ve yağışlı Akdeniz iklimi en ideal üretim alanıdır. Ancak odun kısmının kış soğuklarına dayanıklı olması nedeniyle, kış soğuklarının fazlaca olduğu yerlerde de yetişebilmektedir. Kuraklığa dayanıklıdır. Soğuk rüzgârlardan hoşlanmaz. Ağacının odun kısmı -20°C, -30°C’ ye kadar soğuğa dayanabilir. Toprak istekleri bakımından seçiciliği fazla olmayan bir meyve türüdür. Hafif, derin ve alüvyal topraklarda iyi ürün verir. Kökleri, 3–5 m derine gider.Badem daha çok aşıyla, bazı çeşitleri tohumla üretilir. Ortalama 3–4 yaşında meyve verir. 40–50 yıl ürün verebilmektedir. Türkiye’de Doğu Karadeniz’in kıyı bölgesi ile çok yüksek yaylalar dışında her yöresinde badem yetiştirilmektedir. Badem yetiştiriciliği ülkemizde Ege Bölgesinde yoğunlaşmış olup, bunu Akdeniz, İç Anadolu ve Marmara Bölgeleri izlemektedir. Özellikle Ege ve Akdeniz bölgelerinde Türkiye badem üretiminin üçte ikisi üretilmektedir. Badem yetiştiriciliği açısından en önemli bölge Ege Bölgesi, burada da Datça Yarımadasıdır.

**2004 yılı verilerine göre toplam meyve üretimimiz,14.070.450 tondur.**

G.SEBZECİLİK

Yurdumuzda farklı iklim tiplerinin görülmesi çok çeşitli sebze türlerinin yetişmesini sağlamıştır. Yurdumuzdaki her bölgede çeşitli sebzelerin üretimi yapılmaktadır. Ancak yükselti ve enleme bağlı olarak olgunlaşma zamanları farklılık göstermektedir. En erken olgunlaşma güney kıyılarımızda, en geç olgunlaşma Doğu Anadolu Bölgemizde yaşanır. Sebze üretiminde, sulama, çapalama ve gübreleme büyük öneme sahiptir. Yurdumuzda sebze üretiminde iklim şartları nedeniyle Akdeniz Bölgesi başta gelmektedir. Ege ve Marmara diğer önemli üretim alanlarımızdır. Doğu Anadolu Bölgemiz olumsuz iklim koşulları ve yazların kısalığı nedeniyle sebzeciliğin en az geliştiği bölgemizdir. İç Anadolu Bölgesinde patates üretimi başta gelir. Soğan, domates ve havuç üretilir. Ancak sulama imkânlarının geliştirilememesi nedeniyle sebze tarımı gelişmemiştir. Kışların ılık geçmesi ve güneşli gün sayısının fazla olması nedeniyle Akdeniz ve Ege Bölgelerinde yaygın olarak seralarda sebze üretimi bütün yıl yapılabilmektedir. Ülkemizde 26.593.000 hektarlık tarım alanının, % 1,2’sinde (332 bin hektar) ise sebzecilik faaliyeti sürdürülmekte olup, yılda yaklaşık 35 milyon ton yaş meyve-sebze üretilmektedir. Yurdumuzda, dünyada bilinen ve tüketilen 247 tür sebzenin 80’i tüketilmektedir. Türkiye’de tükettiğimiz 80 sebzenin 60’ı üretilmektedir. Türkiye dünyada en fazla sebze tüketen ülkesi durumundadır. Yurdumuzda yılda ortalama 22 milyon ton sebze üretilmektedir. Tüketim ise kişi başına yılda 341,5 kilodur.( 2004 verilerine göre, toplamsebze üretimimiz,23.215.577 tondur.)Sebze tüketiminde ikinci sırada 241,3 kg ile ABD gelmektedir. Üçüncü sıradaki AB ülkeleri 201,1 kg, dördüncü Asya kıtasında ise kişi başına 198,8 kg sebze tüketimi söz konusudur. En çok tükettiğimiz sebze domatestir.(Kişi başına 40 kg)Tüketilen diğer sebzeler 22 kilo ile kabak, 19 kilo ile biber, 17 kilo ile lahana dır.Dünya sebze üretimi ise 680 milyon ton civarındadır.Ülkemizin bu üretimden almış olduğu pay %3,3’dür. Patates, domates, lahana, soğan, havuç, salatalık en fazla yetiştirilen sebzelerdir. Yaş meyve-sebze ihracatımızın % 46’sının gerçekleştirildiği Avrupa Birliği ülkeleri içerisinde sanayi ürünlerinde olduğu gibi yaş meyve sebzede de en önemli ithalatçımız olan Almanya’yı, İngiltere, Hollanda, Avusturya izlemektedir. Ortadoğu pazarında ise, % 30’luk payı ile Suudi Arabistan yaş meyve sebze ihracatımızda ilk sırada yer almaktadır.

Yaş meyve sebzenin çabuk bozulabilir hassas ürünler olması ihracatında bazı zorlukları da beraberinde getirmektedir. Bu unsurlar ihracatımızı olumsuz yönde etkilemekte, yeterli seviyede ihracat yapılmasını engellemektedir. Bu eksiklikleri etkin bir tarım politikasının olmayışı, hasat sonrası sorunlar, üretici ve ihracatçının örgütlenememesi, bilgi yetersizliği, finansman sıkıntısı ve nakliye sorunları olarak sıralayabiliriz. Arazilerin miras yoluyla bölünmesi üretim alanlarını sürekli küçültmekte, bu durum da verimliliği olumsuz yönde etkilemektedir. Yaş meyve sebze üretiminin küçük ve dağınık birimlerde gerçekleştirilmekte oluşu nedeniyle, finansman sıkıntısı içinde olan üreticiler, yeni üretim teknolojilerinden yeterince yararlanamamaktadır. Uluslararası standartlara ve tüketici tercihlerine uygun üretim yapılamaması nedeniyle, yurt dışı pazarlarda diğer ihracatçı ülkelerle rekabette zorlanmaktadır. Türk ürünleri, özellikle narenciye, Avrupa pazarında ikame ürün niteliğindedir. Başta İspanya ve Güney Amerika ülkeleri olmak üzere, esas satıcı ülkelerden ürün gelmediğinde Türk ürünleri talep edilmektedir. Üretimde gübre ve zirai ilaçların bilinçsiz kullanımı ve hormonlu üretim ihracatımızı olumsuz yönde etkilemektedir. Yurtdışı piyasalarda tüketici tercihleri organik tarım ürünlerine kaymaktadır. Organik üretimin arttırılması(Kimyasal girdi kullanmadan, üretimden tüketime kadar her aşaması kontrollü ve sertifikalı tarımsal üretim biçimi), bu amaçla üreticilerin bilinçlendirilmesi ve desteklenmesi büyük öneme sahiptir.

YUMRULU BİTKİLER

1.PATATES:Patates, ılımanve ılıman serin iklim bölgelerinin bir bitkisidir. Ülkemizde patates tarımı ana ürün olarak ilkbahar ve yaz mevsimlerinde yapılmaktadır. Kışları ılık geçen Akdeniz ikliminin etkisi altında kalan kıyı bölgelerinde patates kış mevsiminde turfanda olarak yetişebilmekte ve yüksek verim alınabilmektedir. Bu bölgelerde kışları boş bırakılan araziler değerlendirildiğinden, ülke ekonomisine büyük katkılar sağlamaktadır. Fotosentez için gerekli enerjiyi, güneşten almaktadır. Işık yoğunluğu arttıkça fotosentez, dolayısıyla yumru verimi artmaktadır. Yükseklere doğru çıkıldıkça ışık yoğunluğu arttığından, yumru veriminde de bir artış olmaktadır.

Patates  çok fazla taşlı ve kumlu topraklar dışında hemen her türlü toprakta yetişebilmektedir. Ancak uygun değerde verim için toprağın derin ve organik madde bakımından zengin ve kumsal yapılı olması gerekmektedir. Taban suyu yüksek ve çorak(tuzlu) topraklarda patates tarımı yapılamaz. Patates yumrularında; nişasta halinde karbonhidrat, protein ve vitaminler gibi önemli besin maddeleri bulunur. Patates, insanlar tarafından doğrudan mutfaklarda tüketildiği gibi işlenerek değişik şekillerde ( cips, parmak patates vs.) tüketilmektedir. Ayrıca ekmek ununa %3–5 oranında patates unu karıştırıldığında, ekmeklerin lezzetini artırmakta ve bayatlamayı geciktirmektedir. Yüksek oranda nişasta içeren çeşitler endüstride (nişasta, alkol vs. )olarak ve bir kısmı da hayvan yemi olarak değerlendirilmektedir. Patates nişastası, salam ve sosis yapımında oldukça yaygın kullanılmaktadır. Patates, insan besini olarak Avrupa ve Amerika ülkelerinde çok fazla tüketilmektedir. Patates bir çapa bitkisidir. Kendisinden sonra ekilecek bitkiye temiz ve havalanmış bir toprak bırakmaktadır. Ülkemizde patates üretiminin en yoğun olduğu illerin başında Niğde Nevşehir İzmir Afyon ve Bolu gelmektedir. Toplam patates üretiminin %39,5 i Niğde ve Nevşehir illerinden karşılanmaktadır.Türkiye, dünyanın önemli patates üreticisi ülkelerinden birisi olmasına rağmen, bugün için ticari üretimde kullanılan yerli bir çeşit yoktur. Tohumluk üretim sisteminin dışa bağımlılığının önlenmesi ve gerçek anlamda yerli patates çeşitlerinin geliştirilmesi mutlak gereklidir.

2.SOĞAN:Bütün bölgelerimizde tarımı yapılabilmektedir. Gelişme devresinde serin havaya ihtiyaç vardır. Fakat baş bağlama ve büyümesi için sıcaklığın fazla olması gerekir. Erken gelişme devresinde ortalama sıcaklık 13 ºC olmalıdır. Baş bağlamaya başladığı zaman sıcaklığı 21ºC ve başın olgunlaşması için de 24–27 ºC olması gerekir. Soğan tarımına en uygun topraklar; gevşek yapıda, yeterli miktarda su tutabilen, kök sisteminin yayıldığı sahalar serin, humuslu ve kolayca işlenebilen verimli topraklardır. İçerdiği vitaminler, mineral maddeler ve diğer besleyici maddeler bakımından çok zengindir. Bağışıklık sistemini güçlendirme özelliğine sahiptir. Güçlü bir idrar söktürücüdür. Vücutta biriken zararlı maddeleri ve suyu atar. Romatizma, idrar tutukluğu, damar sertliğinde faydalıdır. Böbreklerdeki kum ve taşların dökülmesine yardımcı olur. Zihin yorgunluğunu dindirir. Cinsel gücü artırır. Egzama ve diğer cilt hastalıklarında faydalıdır. Öksürük söktürür, bronşları temizler. Astım nöbeti, akciğer hastalıkları, grip ve soğuk algınlığında faydalıdır. Kandaki şeker seviyesini düşürür. Şeker hastalarında faydalıdır. Kolera ve veremde bağırsak solucanlarının düşürülmesine yardımcı olur. İştah açar. Kalbi kuvvetlendirir. Enönemli soğan üretim alanlarımız Bursa –Karacabey çevresidir.

3.SARMISAK:Ana vatanı Orta Asya’dır. Sarımsaküretim alanlarımız Kastamonu çevresinde yoğunlaşmaktadır. Toprak altında büyük bir soğanı bulunur. Sarımsak çok nadir tohum verir. Bu nedenle daha çok soğancıklarla (dislerle) üretilir.Sağlık açısından çok büyük öneme sahiptir. Yüksek tansiyonu düşürür. İştah açar. Solunum ve hazım sistemindeki mikropları öldürür. Grip, tifo ve difteri gibi salgın hastalıklar sırasında faydalıdır. Hazmı kolaylaştırır. Kabızlığı giderir. Bağırsak solucanlarının düşürülmesine yardımcı olur. Kanı temizler. Kalp adalelerini kuvvetlendirir. Böbreklerin normal çalışmasını sağlar. Karında ve bacaklarda toplanan suyun boşalmasında yardımcı olur. Romatizma ve mafsal iltihaplarında faydalıdır. Damar sertliğini önler. Ateşi düşürür. Arpacık ve basur memelerinde faydalıdır. Zehirlenmelerde kullanılır. İdrar tutukluğunu giderir. Zehirli hayvan sokmasında da faydalıdır. Saçların uzamasına da yardımcı olur.

İTHAL ETTİĞİMİZ TARIM ÜRÜNLERİ VE TARIMSAL ÜRÜN İTHALATINDA BAŞTA GELEN ÜLKELER

Türkiye’nin tarım ürünleri ithalatı, 2003’te 5 milyar 257 milyon dolar, 2004’te 6 milyar 501 milyon dolar, 2005’in ocak ve ağustos döneminde 4,4 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir.
İthal ettiğimiz ürünlerin bir kısmı, hammadde olarak aldığımız ve işleyerek ihraç ettiğimiz ürünlerden oluşmaktadır. İthal ettiğimiz başlıca tarım ürünleri:Pirinç, kahve, kakao, muz, kivi, ananas, hindistan cevizi ve hurmadır.

2005’İN İLK SEKİZ AYLIK DÖNEMİNDE, TARIM ÜRÜNLERİ İTHALATI YAPTIĞIMIZ ÜLKELER:

1. ABD ( 994 milyon dolar) % 21.4’lük payla ilk sırada yer almaktadır

2. Almanya( 224.8 milyon dolar)

3. Rusya (200 milyon dolar)

4. Brezilya (163.6 milyon dolar)

5. Arjantin (153 milyon dolar)

6. Bulgaristan (151 milyon dolar)

7. Malezya(150 milyon dolar)

8. Endonezya (140 milyon dolar)

9. İtalya ( 134 milyon dolar)

2004 ve 2005 verilerine göre ithalat kıyaslamasında en büyük artışı Çin sağlamıştır. 2004’ün sekiz ayında Çin’den 37 milyon dolarlık tarım ürünü ithal eden Türkiye, 2005’in aynı döneminde yaptığı tarım ürünü ithalatını 100 milyon dolara çıkarmış. Bu ithalatın önemli kısmını ise tarımsal hammaddeler oluşturmuş. 2004’te 76 milyon dolarlık tarım ürünü ithal ettiğimiz Bulgaristan’dan 2005’te 150.8 milyon dolarlık ithalat yapılmıştır.
Düşüşe geçen ülkeler:Afrika’dan ithal edilen ürünlerde düşüş göze çarpmaktadır. 60 milyon dolarlık ürün aldığımız Fildişi Sahili’nden 2005’te 16 milyon dolarlık tarım ürünü ithal edilmiştir.2004 de 29 milyon dolarlık ürün ithal ettiğimiz Kamerun’dan bu yıl 18 milyon dolarlık ithalat yapılmıştır.

Amerika kıtasından ithal edilen tarım ürünlerinin miktarı her geçen yıl artmaktadır. Türkiye’ye en fazla tarımsal ürün ithalatında bulunan ABD’nin yanı sıra Arjantin ve Brezilya’da Türkiye’ye önemli miktarlarda tarım ürünü ithal etmektedirler. Kanada’dan gerçekleştirilen ithalatta düşüş yaşanmaktadır. Diğer ithalat yaptığımız ülkeler, Ekvador, Küba, Meksika, Peru ve Uruguay olarak karşımıza çıkmaktadır.

Avrupa’dan hemen hemen her ülkeden tarımsal ürün ithal edilmektedir. Avrupa’da en çok ürün ithal ettiğimiz ülke Almanya’dır. Onu 200 milyon dolarla Rusya, 150 milyon dolarla Bulgaristan ve Ukrayna, 134 milyon dolarla İtalya, 130 milyon dolarla Hollanda ve 122 milyon dolarla İspanya takip etmektedir.

Asya’dan, 150 milyon dolarla Malezya ve 140 milyon dolarla Endonezya ve Çin’den ithalat yapılmaktadır. Tayland’dan da 56 milyon doları tarımsal hammaddeler olmak üzere 78 milyon dolarlık ürün alınmaktadır. Vietnam’dan 14 milyon dolarlık ithalat yapılmaktadır. Singapur ile olan ithalatta çok ciddi bir artış yaşanmaktadır.2004 yılında, 886 bin dolarlık tarım ürünü ithal eden Singapur’dan 2005 yılında 4,6 milyon dolarlık tarım ürünü ithal edilmiştir.

2005 yılı verilerine göre ithalat yaptığımız Afrika ülkeleri;Etiyopya’dan 22,5 milyon dolarlık yağlı tohum alınmıştır. 2004 yılında 60 milyon dolarlık tarım ürünü ithal ettiğimiz Fildişi Sahili’nden 2005 yılında 16 milyon dolarlık ithalat gerçekleştirmiştir. Diğer ülkeler arasında 57 milyon dolarla Mısır, 18 milyonla Kamerun ve 12 milyon dolarla Fas dikkat çekmektedir. Bu ülkeler dışında Fas, Gambiya, Mali ve Senegal’den tarım ürünü ithal edilmektedir.

2004 yılı verilerine göre 105 milyon dolarlık tarım ürünü ithal edenAvustralya, 2005 yılında büyük oranda düşüş yaşayarak 20 milyon dolara inmiştir.

İHRAÇ ETTİĞİMİZ TARIM ÜRÜNLERİ

2005 yılında 8 milyar 274 milyon dolarlık tarımsal ürün ihracatı yapılmıştır. İhraç ettiğimiz başlıca tarımsal ürünler, fındık, Antep fıstığı, pamuk, tütün, K.Üzüm, K.İncir, K.Kayısı, haşhaş olarak karşımıza çıkmaktadır.

1923–2004 YILLARINDA GENEL OLARAK TARIM ÜRÜNLERİMİZİN İHRACATIMIZ İÇİNDEKİ YERİ:

1923-1930 DÖNEMİ:İhraç ürünlerinin sektörel dağılımına bakıldığında, tarımsal ürünlerin payının % 86 gibi çok yüksek bir düzeyde olduğu görülmektedir

1950-1960 DÖNEMİ:Bu dönemde ihracatın % 70 kadarını tarımsal mallar oluşturmuştur. Belli başlı ihraç ürünlerimiz ise; tütün, fındık, kuru meyveler, pamuk ve tahıl gibi hammadde niteliğinde tarımsal ürünlerden oluşmaktadır.

1960-1970 DÖNEMİ:Tarım ürünlerinin ihracat içindeki payında artış yaşanmış ve % 80 düzeyine yükselmiştir.

1970-1980 DÖNEMİ:Türkiye’nin ihracatının dünya ihracatı içindeki payı sürekli olarak gerileme göstermiştir.İhraç ürünleri içinde tarım ürünleri ilk sıralarda yer alırken, sanayi ürünlerinin payında belli bir yükselme yaşandığı ve % 27’ler düzeyine yükseldiği görülmektedir.

1980-1990 DÖNEMİ:Bu dönemde ihracata dayalı sanayileşme stratejisini benimsemiştir.Uygulanan politikalar sonucunda, ülkemiz dış ticaret hacmi ve özellikle ihracatında önemli artışlar gerçekleşmiş ve ihracatımızın ürün kompozisyonu da büyük oranda değişmiştir.1979 yılında 2.3 milyar dolar olan ihracatımız 1990 yılına gelindiğinde 12.9 milyar dolar düzeyine çıkmıştır. İhracatımız içinde tarım ürünleri payı hızla gerilerken sanayi mallarının payı önemli oranda artış göstermiştir. Nitekim 1980 yılında % 36 olan sanayi ürünlerinin toplam ihracat içindeki payı 1990 yılına gelindiğinde % 80’e ulaşmıştır

1990-2000 DÖNEMİ:İçve dış faktörler 1990-1993 döneminde ihracatımızın artış hızında yavaşlamaya sebep olmuş, dönem boyunca ihracatımız sadece %18 artmıştır. 2000 yılı toplam ihracatının%7,1’lik bölümünü tarım ve ormancılık ürünleri oluşturmuştur.

2001-2003 DÖNEMİ:2003 yılında tarımsal ürün ihracatımız, bir önceki yıla göre % 30 oranında artış göstermiş ve 5, 3 milyar dolar olmuştur. Alt gruplar itibariyle bakıldığında meyve sebze % 25, hububat ve mamulleri % 37, tarımsal hammaddelerin % 36 oranlarında ihracat artışı sağladığı görülmektedir.

2004 YILI: “Sürdürülebilir ihracat artışını sağlayacak ihracat yapısını oluşturmak” amacıyla hazırlanan İhracat Stratejik Planı 2004 yılı Ocak ayında yürürlüğe konulmuştur. Planın uygulama, izleme ve değerlendirme süreci çerçevesinde 5 stratejik amaç için oluşturulan toplam 20 çalışma grubu bünyesinde 600’ü aşkın kamu/özel sektör temsilcisinin katılımıyla sürdürülen çalışmaların 2006 yılı sonuna dek devam etmesi öngörülmektedir. Planın uygulama süreci, ihracata yönelik tüm faaliyetlerin ortak mutabakatla belirlenerek bir çatı altında toplandığı bir şemsiye oluşturarak etkinliğimizi artırmaktadır. Bu dönemde tarımsal ürünler ihracatımız ise %24,7 oranında artışla 7,5 milyar dolar seviyesini aşmıştır. Alt gruplar itibariyle bakıldığında ise, Fındık ve Mamulleri %85, Kuru Meyve ve Mamulleri %24,4, Meyve ve Sebze mamulleri ise %22,1 oranında ihracat artışı sağlamıştır.

kaynak: cografyamvehayat.com

Tagged :

Türkiye’de Yerleşme

TÜRKİYE’DE YERLEŞME

İnsanların sürekli yaşadıkları, konutlarının bulunduğu ve yararlandıkları alandır.

Yerleşimin temelinde ekonomik etkinlikler ön planda bulunur.Yerleşme coğrafyası beşeri coğrafyanın en önemli bölümünü meydana getirir. Yurdumuzda yerleşme coğrafyası konusundaki çalışmalar 2.Dünya savaşından sonra yoğunlaşmıştır.

Yerleşme Alanlarını Sınırlayan Faktörler

1.İklim:Yerleşmeyi etkileyen en önemli faktörlerin başında iklim gelmektedir.Dünya’da nüfusun ve yerleşmenin en yoğun olduğu alanlar ılıman iklimin hü­küm sürdüğü orta kuşaktır. Sıcak ve nemli ekvatoral bölge, kurak olan çöl bölgeleri ile soğuk ve uzun geçen kışların hüküm sürdüğü yüksek enlemlerde yerleşmelere seyrektir.

2.Yeryüzü Şekilleri:Dağlık, engebeli ve yüksek alanlar, yerleşmelerin az olduğu yerlerdir. Bu alanlarda, tarımsal arazi az, ulaşım zordur. Düz alanlarda, tarım, ulaşım, sanayi çok daha kolay kurulabilmekte ve gelişebilmektedir. Genel olarak yerleşme sınırı ekvatordan kutuplara doğru gidildikçe 0m.ye yaklaşır.

3.Toprak:Yerleşim alanlarının verimli tarım alanları çevresinde yoğunlaşmaktadır. Bu nedenle,Çukurova ve Ege ovaları gibi verimli geniş ovalarımız yoğun nüfusludur. Verimsiz topraklar ve bataklıklar nüfusun az olduğu yerlerdir. Bu nedenle yurdumuzda, Tuz gölü çevresi, Taş eli platosu ve Teke yarımadası yerleşmelerin en az olduğu alanlar arasındadır.

4.Ekonomik Kaynaklar:Ekonomik kaynakların geliştiği, sanayi, ticaret faaliyetlerinin yoğunlaştığı, maden ve enerji kaynakları bakımından zengin olan alanlar nüfusun ve yerleşmelerin fazla olduğu alanlardır. Ekonomik kaynakların yetersiz, bu nedenle iş imkânlarının az olduğu alanlarda yerleşmeler azdır. İklim şartlarının yaşamı zorlaştırmasına rağmen ekonomik kaynaklar yeterliyse yerleşmelerin arttığı görülmektedir.

BAŞLICA YERLEŞME ŞEKİLLERİ

A) KIR YERLEŞMELERİ:

Nüfusu 10.000’in altında olan, ekonomik kaynakları büyük oranda,tarım ve hayvancılığa dayalı yerleşim birimleridir.

 

1.Köy Altı Yerleşmeleri: Köyden küçük yerleşme alanlarıdır. Karadeniz ve Akdeniz Doğu Anadolu, G. Doğu Anadolu’da yaygın olarak görülürler.

Mezra:Tarım ve hayvancılık ön plandadır. Özellikle, Toros Dağları, Kuzey Anadolu Dağları ve Doğu Anadolu’da yaygındır.

Çiftlik:Tarım ve hayvancılık faaliyetleri ön plandadır. Daha geniş arazilere sahiptir.

Yayla:Yaz mevsiminde halkın hayvancılık faaliyetlerini yürütmek amacıyla çıktıkları serin, nemli ve zengin ot topluluklarına sahip alanlardır. Özellikle, Toros Dağları ve Kuzey Anadolu Dağları yaylacılığın yoğun olduğu alanlardır.

Kom:Hayvancılık faaliyetlerinin yürütüldüğü, taştan ya­pılmış basit evler ve ağıllardan oluşan yerleşmelerdir. En yaygın olduğu bölgemiz, Doğu Anadolu Bölgesi’dir.

Oba:Yay­lalarda hayvanların otlatılması amacıyla kurulan çadır yerleşmeleridir. Özellikle, Doğu Karadeniz, Ege, Marmara ve Toros Dağları’nda yaygın olarak görülür.

2)Köy Yerleşmeleri:

Temelde geçimini tarım, hayvancılık ve ormancılıkla sağlayan, nüfusu az olduğu, yerleşim birimleridir. Meskenler yapı malzemesi açısından doğal çevre kaynaklarına bağımlıdır. Ekonomik fonksiyonlarına (tarım, balıkçı köyü vb. ),veya kuruldukları coğrafi alana göre (vadi içi, akarsu boyu, kıyı köyleri vb.) sınıflandırılabilmektedirler.

 

MESKENLERİN YERLEŞİMİNE GÖRE KIR YERLEŞMELERİ:

1.Toplu Kır Yerleşmeleri:Evlerin birbirine yakın olduğu, bir arada bulunduğu yerleşme biçimidir. Su kaynaklarının yetersiz miktarda ve belli yerlerde bulunduğu, geniş ovalık alanlarda su kaynağı çevresinde toplu yerleşmeler egemendir. İç Anadolu, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerimiz su kaynaklarının az olması nedeniyle toplu yerleşmelerin fazla olduğu bölgelerimizdir.

 

2.Dağınık Kır Yerleşmeleri:Su kaynaklarının yeterli olduğu, dağlık, engebeli, tarım topraklarının az ve parçalı olduğu, ulaşımın zor sağlandığı bölgelerde, evler birbirinden uzak, dağınık olarak kurulmuşlardır. Bu evler çoğunlukla tek ev ve eklentilerinden oluşmaktadır. Karadeniz Bölgesi ve özellikle DoğuKaradeniz Bölümü, dağınık yerleşmenin en fazla olduğu alanlardır.

 

B) KENT YERLEŞMELERİ:

Temel geçim kaynaklarının, tarım dışı ekonomik kaynaklardan sağlandığı (sanayi, ticaret, turizm, ulaşım, ticaret vb.) nüfusun fazla olduğu yerleşim alanlarına, kent (şehir) denir. Şehir nüfus oranının en fazla olduğu bölgemiz, Marmara Bölgesi, en düşük olduğu bölgemiz, Karadeniz Bölgesi’dir. Yurdumuzda köy nüfusunun, şehir nüfusundan fazla olduğu tek bölgemiz Karadeniz Bölgesidir)

Fonksiyonlarına Göre Şehirler:

1. Tarım Şehirleri:En önemli ekonomik uğraşın, tarımsalfaaliyetler olduğu yerleşim birimleridir. Geniş tarım alanlarının bulunduğu yerlerde kurulmuştur.(Giresun, Rize, Akhisar, Turgutlu, Salihli, Alaşehir, Ödemiş, Söke, Tire, Karaman, Aksaray, Kırşehir, Nevşehir ve Niğde, Kadirli, Ceyhan, Kilis, Kırıkhan, Burdur, Düzce, Bafra, Erbaa, Niksar, Kırklareli, İnegöl, Lüleburgaz)

2. Ticaret ve Liman Şehirleri:Genel olarak önemli ulaşım hatları çevresinde gelişen kentlerdir. İç ve dış ticaretin yoğun olduğu alanlardır. (İstanbul, İzmir, Mersin, Trabzon, Antalya, Samsun, Zonguldak, Ereğli ve İskenderun)

3. Turizm Şehirleri:Turizm faaliyetlerinin yoğun olduğu şehirlerdir. Bu şehirlerde, nüfus miktarı sabit değildir, mevsime göre büyük farklılıklar göstermektedir. (İstanbul, İzmir, Antalya, Alanya, Kuşadası, Marmaris, Bodrum)
4.Sanayi Şehirleri:Sanayi faaliyetlerinin çok yoğun ve temel geçim kaynağı durumunda olduğu şehirlerdir. (İstanbul, İzmir, Denizli, Manisa, Aydın, Kayseri, Konya, Eskişehir, Erzurum, Malatya, Elazığ, Van, Şanlıurfa, Gaziantep ve Diyarbakır )
5.Madencilik Şehirleri:Çeşitli madenlerin çıkarıldığı veya işlendiği ve buna bağlı olarak nüfusun arttığı şehirlerdir. (Zonguldak, Batman, Murgul, Ergani, Soma, Tavşanlı, Seydişehir)

KENTSEL YERLEŞMELERDE YAŞANAN BAŞLICA SORUNLAR

1.Göçler nedeniyle kentsel nüfus hızla artmaktadır.

2.Konut yetersizliği, gecekondulaşmaya buda düzensiz kentleşmeye neden olmaktadır.

3.Aşırı nüfuslanma çeşitli çevre sorunlarına yol açmaktadır.(çevre kirliliği)
4. Alt yapının yetersiz kalması(yol, su, elektrik, atıksu)

5.Ulaşım hizmetleri aksamakta, trafik sorunları yaşanmaktadır.

6.Sosyal ve kültürel imkânlar giderek yetersiz hale gelmektedir.

Tagged :

Türkiye’de Nüfus

TÜRKİYE’DE NÜFUS

‘’İNSAN BÜTÜN COĞRAFYANIN ESASINI OLUŞTURUR’’

P.Vidal de la Blache

NÜFUS NEDİR?

Belirli bir zamanda bir ülke ya da ülkenin belirli bir alanında yaşayan insan sayısını ifade eder.

NÜFUS ARTIŞI: Sınırları belli bir alanda belirli bir süre içinde insan sa­yısındaki artışa nüfus artışı denir. Bunu sağlayan temel faktörler: bir ülkenin toprak kazanması veya kaybetmesi, doğumlar, ölümler ve göçlerdir.

DOĞAL NÜFUS ARTIŞI:Bir yerde, doğumlarla artan nüfusun, ölümlerle kaybedilen nüfustan fazla olması durumunda nüfus artar. Nüfusun bu şekilde artmasına doğal artış denir.

NÜFUS PATLAMASI:Nüfus miktarında sıra dışı bir şekilde, büyük miktardaki artışı ifade eder. Bunu sağlayan temel sebepler: Tarım üretiminin artarak beslenme koşullarının iyileşmesi, sağlık hizmetlerinin gelişmesi ve yaygınlaşması, sonuç olarak hayat seviyesinin yükselmesidir.

NÜFUS COĞRAFYASI (İNSAN COĞRAFYASI):Nüfusa ilişkin mevcut sayısal verileri kullanarak insanın doğa ve doğanın insan üzerindeki etkisini ve karşılıklı etkileşimini inceler.

DEMOGRAFİ:Nüfusun durgun durumdaki özelliklerini, gelişimini, doğal ve ekonomik hareketlerini sayısal olarak ele alıp inceleyen bilim dalıdır.

DOĞURGANLIK ORANI VE BUNU ETKİLEYEN FAKTÖRLER:

Doğurganlık belli bir nüfus alanı (dünya, ülke, bölge) içinde meydana gelen doğum sayısını ifade eder.

Bunu etkileyen faktörler:

1.Din 2.Eğitim düzeyi 3.Kentleşme ve sanayileşme 4.Ekonomik gelir düzeyi 5.Bölgesel konum 6.Beslenme alışkanlıkları

NÜFUS SAYIMLARI YAPILMASININ AMAÇLARI:

Toplam nüfus, nüfusun yaş gruplarına ve cinsiyete göre dağılımı, okuryazar oranı, eğitilmiş nüfus durumu, işsiz sayısı, çalışan nüfusun iş kollarına göre dağılımı, doğum ve ölüm oranları, köy ve kent nüfus sayıları ve nüfus yoğunluklarının belirlenmesini sağlar. Böylece,ilerlemedeki en önemli güç olan insan kaynağının genel durumu net olarak ortaya konur. Bu sayede, geleceğe dönük planlamaların doğru biçimde yapılabilmesi ve alınacak kararların başarıya ulaşması sağlanabilir.

NÜFUS SAYIMLARI VE BU KONUDA YAPILAN ÇALIŞMALARIN TARİHİ GELİŞİMİ

* M.Ö.435 yılında Roma’da savaş zamanları dışında her 5 yılda bir sayım yapılmıştır.

* M.Ö.4000’li yıllarda Çin ve Babil’de sayımlar yapılmıştır.

* Eski Mezopotamya’da: Legaş kentinde M.Ö.2500’de tapınak tutanaklarında nüfus sayıları belirtilmiştir, Umma kentinde M.Ö.2100 yılında sayım yapılmıştır, M.Ö.2000-1700 yılları arasında Mezopotamya şehir devleti Nippur’da tutulan sayım kayıtları oldukça düzenli olarak tutulmuştur. Fırat’ın orta kısımlarında bulunan Mari krallığında M.Ö.1840 yılında büyük bir sayım yapılmıştır.(Kral Zimri tarafından asker toplamak amacıyla yapılmıştır).

*Modern sayımların Fransız ve İngilizlerin sömürgelerinde yaptıkları sayımlarlabaşladığı kabul edilmektedir.

*1665 yılında Kanada’da yapılan sayım sadece nüfusu belirlemek amacıyla yapılan ilksayımlardan biridir.

*ABD’de ilk sayım 1709’da yapılmış,1789’dan sonra 10 yılda bir sayım yapılması kararıalınmıştır.

*Büyük Britanya’da ilk sayım 1801 yılında yapılmış, düzenli sayımlar 1871 yılındabaşlamıştır.

*Rusya’da ilk sayım 1879’da yapılmıştır.

*Periyodik olarak ilk sayımlar 1748 yılında İsveç’te ve 1769’da Danimarka’da yapılmaya başlamıştır.

*Nüfus artışı ve sonuçları konusunda ilk kapsamlı çalışmalar İngiliz ekonomist T.Malthus tarafından yapılmıştır. T.Malthus, özellikle Avrupa’da hızlı nüfus artışı konusunda incelemeler yapmıştır. Dünya nüfus artışı ve gıda üretimindeki artış incelenerek, aradaki farkın oluşturabileceği açlık sorununa dikkat çekmiştir.

*19.yüzyıldan sonra özellikle gelişmiş ülkelerde düzenli şekilde nüfus sayımları yapıldığı ve buna ilişkin istatistikî kayıtların tutulmaya başlandığı görülmektedir.

**Günümüzde dünya ülkeleriyle ilgili nüfus istatistikleri Birleşmiş Milletler tarafından ‘Demographic Yearbook’ adı altında yapılmaktadır. Birleşmiş Milletler her dakika dünya nüfus artışını ‘’nüfus saati’’ halinde izlemektedir.**

OSMANLI İMPARATORLUĞU’NDA NÜFUS SAYIMLARI

Osmanlı Devleti’nde nüfus sayımı asırlarca toprak yazımı ve dolayısıyla askerlik yapacak potansiyeli tespit için yapılmıştır.Osmanlı Devleti’nde ilk genel nüfus sayımı 1831 yılında II. Mahmut zamanında yapılmıştır. Bu sayımdaki amaç: Müslim ve gayri Müslim nüfusu ortaya çıkartmak, askere alınabilecek Müslüman erkek nüfusu ve cizye alabileceği gayri Müslim nüfusu tespit etmektir.Nüfus işlerinin yürütülmesi amacıyla 1839’dan itibaren eyaletlerde nüfus nazırı, sancak ve kazalarda da nüfus memuru ve mukayyit adıyla memurlar görevlendirilmişlerdir. 1831’de yapılan nüfus sayımında herhangi bir karışıklık çıkmaması için sayımı tehir edilen Rumeli’nin bazı bölgeleri ile Arnavutluk’ta iki yıl sonra 1833’de sayım yapılmıştır. 1831 sayımına göre, sayımı yapılan yerlerde 2,5 milyonu Anadolu’da, 1,5 milyonu da Rumeli’de olmak üzere ortalama 4 milyon erkek nüfus yaşamaktadır.1844 yılında ülke genelinde bir nüfus sayımı daha yapılması kararlaştırılmıştır. Bu sayımın ana amacı: Yeniçeri Ordusu’nun yerine kurulan yeni orduya alınabilecek asker potansiyelini tespit etmekti. Bu sayımda, 1831 sayımından farklı olarak erkek nüfusun yanında kadın nüfus da sayılmıştır. 1852’de Rumeli’de 1856’da Anadolu ve Suriye’de nüfus sayımları yapılmıştır.1870’de yapılması planlanan genel bir nüfus sayımı çeşitli nedenlerden dolayı sayım yapılamamıştır.1874 yılında Tuna Eyaletinde sayım yapıldı. 1877–1878 Osmanlı-Rus savaşından sonra nüfus sayımı yapılmıştır. 1882, 1895 ve 1906 tarihlerinde nüfus sayımları yapılmıştır.

YURDUMUZDA YAPILAN NÜFUS SAYIMLARI VE GENEL SONUÇLARI

Sayım TarihiToplam Nüfus

28.10.1927………13,620.10.1935………16,2

20.10.1940………17,821.10.1945………18,8

22.10.1950………20,923.10.1955………24,0

23.10.1960………27,824.10.1965………31,4

25.10.1970………35,626.10.1975………40,3

12.10.1980………44,720.10.1985………50,7

21.10.1990………56,522.10.2000…….67,8

(2006 yılı itibarıyla toplam nüfusumuz:72.974.000 kişidir.)

Yurdumuzda yapılan ilk düzenli nüfus sayımı 1927 yılında yapılmıştır. Bu sayımda nüfusumuz,13,6 milyon olarak tespit edilmiştir. İkinci sayım 1935 yılında yapılmıştır. 1990’a kadar her 5 yılda bir (1990 sayımında nüfusumuz 56,5 mil­yon olmuştur), 1990’dan sonra 10 yılda bir (23 Şubat 1990 tarih ve 403 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) )nüfus sayımı yapılmıştır. 30 Kasım 1997 tarihinde, seçmen kütüklerinin güncelleştirilmesine yönelik bir sayım yapılmıştır. Bu sayımda sosyal ve ekonomik bilgilere yer verilmemiştir. Son nüfus sayımı,2000 yılında yapılmıştır.Sayım dönemleri incelendiğinde nüfusumuzun genel olarak hızlı biçimde arttığı görülmektedir. Nüfus artış hızının, sayım dönemlerinde farklılıklar gösterdiği görülmektedir.1935–1940 arasın­da nüfus artış hızımız düşmüştür. Özellikle, 1940–1945 arasında nüfus artış oranımız büyük oranda düşmüştür. Bu dönem günümüze kadar nüfus artış hızımızın en düşük olduğu dönemdir. Bunun temel nedeni, II. Dünya Savaşı tehlikesi nedeniyle erkek nüfusun askere alınması ve yaşanan ekonomik – sosyal sorunlar nedeniyle ölümlerin artmasıdır.1945–1950 arasında hızlı bir artış gerçekleşmiştir. Bunun temel nedeni, sosyal ve ekonomik gelişme ile sağlık hizmetlerindeki gelişmedir. Böylece doğumlar artmış, ölümler azalmıştır.1975’li yıllardan sonra, artış hızında düşme meydana gelmiştir. Bunda temel etkenler, aile planlaması uygulamaları, dış göçler ve eğitim düzeyinin yükselmesidir.

HIZLI NÜFUS ARTIŞININ SONUÇLARI

1.Bağımlı nüfus artar.

2.İç ve dış göçler artar.

3.Şehir yerleşmelerin sayısı hızla artar.

4.Şehirlerin nüfusları hızla artarak metropoller (anakent) meydana gelmiştir.

5.Şehirlerin yayılış alanları çok genişleyerek tarım alanları yerleşime açılmıştır.

6.Hızlı nüfus artışı özellikle büyük şehirlerde gecekondulaşmayı arttırır.

7.Genç nüfusun artmasına sebep olarak, çalışabilir nüfusun toplam nüfusa oranınınhızla azalmasına, böylece işsizliğin artmasına yol açar.

8.Kalkınma hızı düşer. Kişi başına düşen milli gelir azalır.

9.Gelir dağılımında dengesizliği arttırarak, sağlık, altyapı ve eğitim hizmetlerinde sorunlara yol açar. Belediye hizmetlerinin yetersiz kalmasına yol açıştır.

10.Artan genç nüfusun her türlü ihtiyacını karşılamak için daha fazla kaynak ayırmazorunluluğu doğmuştur.

11.Doğal kaynaklardan aşırı yararlanmayla birlikte, özellikle büyük şehirlerimizdeciddi çevre sorunları ortaya çıkar.

TÜRKİYE NÜFUSUNUN YAPISAL ÖZELLİKLERİ

1.Yaş Yapısı:Nüfusun yaş gruplarına göre özelliklerinin belirlenmesi çalışabilir ve çalışmayan nüfusun ortaya çıkartılması açısından önemlidir.

Genel olarak: 0–14 yaş çocuk nüfus, 15–64 arası çalışabilir nüfus ( faal ), 65 yaş ve üzeri yaşlı nüfus olarak kabul edilir.15 – 64 yaş arası nüfus üretime katkı sağladığından, üretken nüfus olarak tanımlanır.0–14 yaş arasındaki çocuk nüfus ve65 üzeri nüfus yaşlı nüfus genel olarak ekonomik anlamda bağımlı nüfus (tüketici nüfus) olarak kabul edilmektedir.1990–2000 döneminde, genç nüfusun artış hızı düşmüş, üretken nüfusta artış hızı aynı düzeyde kalmış, yaşlı nüfus hızla artmıştır. Günümüzde genç nüfusumuz 20 milyonu, üretken nüfus 44 milyonu ve yaşlı nüfus 4 milyondan fazladır. Nüfus artış hızının düşmesine bağlı olarak yaşlı nü­fus hızla artmaktadır.2005 verilerine göre 15 ve daha üstü yaşa sahip nüfusumuz 50.826.000 kişidir.

2. Cinsiyet Yapısı:Genelde bütün toplumlarda doğumda erkek çocuk sayısı kız çocuğu sayısından fazladır. Genel bir ortalama olarak, 100 kız doğumuna karşılık 102–109 erkek çocuk doğmaktadır. Ülkemizde 1940 yılına kadar kadın nüfusu erkek nüfusundan fazla durumdaydı.1927 yılında, 100 kadına 92,6 erkek düşmektedir.1940’lı yıllardan sonra erkek nüfus hızla artmıştır. Göç veren yerlerde genel olarak kadın nüfusu daha fazladır.Göç alan yerlerde erkek nüfus fazladır. Göç alan ve sınırları içinde askeri birliklerin bulunduğu merkezlerde erkek oranı çok yüksektir.2006 yılı itibarıyla nüfusumuzun 36,8 milyonu erkek ve 36,2 milyonu kadındır.

3.Eğitim Durumu:Ülkelerin sosyal ve ekonomik gücünü sağlayan en önemli unsurlardan biri eğitim durumudur. Yurdumuzda, 1927 yılında nüfusumuzun%10,6 ‘sı okuryazar durumdaydı. Okuma yazma oranı, 1990’da 80.46’ya çıkmıştır.1935 yılında erkeklerin % 29,4’ü, kadınların % 9,8’i okuma yazma bilirken, bu oran 2000 yılında erkeklerde % 93,9’a, kadınlarda % 80,6’ya, 2006 yılında erkeklerde %94,kadınlarda %81 düzeyine yükselmiştir.

4.Çalışan nüfusun ekonomik faaliyet kollarına göre dağılımı:Az gelişmiş ülkelerde, çalışan nüfusun büyük bölümünü tarımda çalışan nüfus oluşturmaktadır. Gelişmiş ülkelerde ise tarımsal nüfus oranı düşük, hizmetler ve sanayi sektöründe çalışan nüfus oranı yüksektir. Yurdumuzda tarım sektörü dışındaki tüm sektörlerde istihdam edilen nüfus giderek artmaktadır.Ülkemizde iş gücüne katılma oranlarına bakıldığında bunun,%24,8’ini kadınların,%72,2’sini erkeklerin oluşturduğu görülmektedir.2000 yılı verilerine göre, ülkemizde çalışan nüfusun sektörel dağılımı:

Sektörler
Tarım %48
Hizmet % 33.5
Sanayi % 13.5
İnşaat % 4.6

5.Kır ve kent nüfusu:

Yıllar Kent Nüfusu % Kır Nüfusu %
1950 5.244.337 25,04 15.702.851 74,96
1970 13.691.101 38,45 21.914.075 61,55
1980 19.645.007 43,91 25.091.950 56,09
1990 33.326.351 59,01 23.146.684 40,99
2000 44.006.274 64,09 23.797.653 35.01

Nüfusun kır ve kent dağılımı ülkenin ekonomik ve sosyal yaşamı hakkında önemli bilgiler verir. Nüfusu 10.000’in altında olan yerleşme alanlarında yaşayan nüfusa kırsal nüfus denir. Ancak nüfusu 10.000’in altında bile olsa il ve ilçe merkezlerinin nüfusu kentsel nüfus olarak kabul edilmektedir.1950’li yıllarda şehirlerde yaşayan nüfusun oranı % 25 iken, hızlı bir artış göstererek, 2000 yılında % 65’e yükselmiştir. Kırdan kente göçün 1950’den sonra hızlanmasının temel nedeni, tarımda maki­neleşme sonucu işsizliğin yaygınlaşması, ulaşım imkânlarının artması ve kentlerde sanayileşme süreci ile iş imkânlarının artmasıdır.

ÜLKEMİZDE2000 YILI VERİLERİNE GÖRE BÖLGESEL KENTLEŞME ORANLARI (%)

BÖLGELER 2000
MARMARA 79
EGE 62
AKDENİZ 60
İÇ ANADOLU 69
KARADENİZ 49
DOĞU ANADOLU 53
G.DOĞU ANADOLU 63

TOPLAM

65

NÜFUSUN DAĞILIŞINI ETKİLEYEN FAKTÖRLER

1.Doğal çevreden kaynaklanan faktörler: İklim, bitki örtüsü, su kaynakları, toprak yapısı, denize göre konum, yüzey şekli ve yeraltı kaynakları

2.Beşeri Faktörler:Toplumsal ve ekonomik örgütlenmeler,(iş imkânları, sanayileşme tarımsal imkânlar, turizm gelişimi ve sosyal yaşam)teknolojik durum ulaşım imkânları ve tarihsel faktörler

GENEL OLARAK YERYÜZÜNDE NÜFUSUN DAĞILIŞI

Dünya nüfusun yarıya yakını yeryüzünün% 12’si kadar bir alanda yaşamak­tadır.Dünya nüfusun % 60’ı Asya Kıtasında yaşamaktadır.Yeryüzündeki tüm nüfusun yaklaşık % 90’ı Kuzey Yarımküre’de yaşamaktadır.Avrupa’da, 40°-60° enlemleri yoğun nüfuslu alanlardır. Kutuplara en fazla yakla­şan yoğun nüfuslu alan burada yer almaktadır.Genel olarak kıta kenarları daha yoğun nüfusludur.

DÜNYA’DA YOĞUN OLARAK NÜFUSLANMIŞ BÖLGELER

1.Muson Asyası, Nil Vadisi, Missisini Ovası (uygun iklim ve zengin tarım alanlarına sahip olması)

2.Japonya, Batı ve Orta Avrupa, ABD’de Göller Yöresi (yoğun sanayileşme)

DÜNYA’DA TENHA OLARAK NÜFUSLANMIŞ BÖLGELER

1.Kutup ve tundra bölgeleri, çöller, Bataklıklar ve şiddetli karasal iklimin görüldüğü bölgeler (Sibirya) (Olumsuz iklim koşulları)

2: Ekvatoral bölge (Amazon ormanları gibi).(Yoğun biçimde bitki örtüsünün görülmesi)

3. Himalayalar ve benzeri dağlık alanlar(Engebe, soğuk ve olumsuz tarım koşulları)

TÜRKİYE’DE NÜFUSUN DAĞILIŞI VE BUNU ETKİLEYEN FAKTÖRLER

1. iklim:Yeterli yağışın olduğu ılıman bölgelerimizde nüfus fazladır. Karadeniz, Marmara, Ege ve Akdeniz kıyıları bu uygun şartlara sahip alanlardır. Kışların soğuk ve uzun sürdüğü karasal iklim bölgeleri, ekonomik yaşamın zorlaşmasına, ulaşım şartlarında zorlukların oluşmasına neden olur. Bu zor şartların yurdumuzda en fazla etkisinde kalan bölgemiz Doğu Anadolu Bölgesi’dir.

2.Yeryüzü Şekilleri:Engebeli ve yüksek alanlar nüfusun genelde az olduğu sahalardır. Özellikle ovalarda ve düz kıyı kesimlerinde nüfus yoğunluğu artar.

3,Sanayi, Ticaret, Ulaşım, Madencilik ve Turizm:Ülkemizde nüfusun fazla olduğu alanlar sanayi, ticaret ve ulaşım imkânlarının geliştiği sahalardır. Buna bağlı olarak, İstanbul, Kocaeli, Bursa, İzmir çevresi, Gaziantep, Denizli, Kayseri ve Adana çevresi sanayinin ve bağlantılı olarak nüfusun yoğunlaştığı yerler­dir. Bu alanlar aynı zamanda geniş verimli tarım arazilerine sahiptir. Yeraltı kaynaklarının varlığı ve bunları işleyen fabrikalar, nüfusun artmasını sağlar. Karabük, Ereğli ve İskenderun’da demir-çelik fabrikaları, Batman rafinerisi, Kırıkkale’de Orta Anadolu rafinerilerinin varlığı nüfusun fazla olmasını sağlayan temel etkenlerdir. Zonguldak’ta yer alan taşkömürü yataklarımız burada nüfusun artmasını sağlamıştır. Antalya ve Muğla turizmin gelişmesine paralel olarak nüfuslanmıştır.

Genel olarak bakıldığında; Kıyılar ve bu alanlarda bulunan verimli tarım alanları, turistik merkezler ve sanayinin geliştiği yerler nüfus yoğunluğunun fazla olduğu yerlerdir.Dağlık, ormanlık, verimsiz alanlar, yağışın yetersiz olduğu kurak alanlar, sa­nayinin gelişmediği bölgelerimiz nüfus yoğunluğunun az olduğu sahalardır. Tuz gölü çevresi, Taş eli platosu, Teke yarımadası, Menteşe dağlık yöresi (fazla yağış almasına rağmen dağlık ve ulaşım imkânlarının yetersiz olması nedeniyle) nüfusun az olduğu yerlerdir.Marmara Bölgesi’nin, Yıldız Dağları Bölümü, İç Anadolu Bölgesi’nde, Yukarı Kızılırmak Bölümü, Doğu Anadolu Bölgesi’nde Hakkâri Bölümü dağlık ve engebeli olmaları, ulaşım hatlarından uzak olmaları, olumsuz iklim şartları ve ekonomik kaynakların yetersiz olması nedeniyle az nüfuslanmış bölümlerimizdir. Akdeniz Bölgesi’nde, Toros dağları, Taşeli platosu, Teke yarımadasında nüfus az iken, Çukurova ve Hatay ova­sı nüfusun fazla olduğu alanlardır.

Türkiye’de yoğun nüfuslu yerler:

Marmara Bölgesi (Kırklareli, Çanakkale hariç)

Kıyı Ege (Menteşe Yöresi hariç)

Karadeniz kıyı şeridi (Sinop, Kastamonu hariç)

Çukurova, Hatay, Gaziantep Yöreleri,Ankara, Kırıkkale dolayları

Ortalama nüfus yoğunluğuna yakın olan yerler:

İç Batı Anadolu

Doğu Anadolu’nun batısı (Malatya – Elazığ)

Güneydoğu Anadolu’nun batı kesimleri

İç Anadolu

Seyrek nüfuslu yerler:

Doğu Anadolu’nun çoğu yeri

Orta ve Batı Akdeniz (Teke yarımadası, Taş eli Pla­tosu ve Menteşe Yöresi)

Karadeniz Bölgesi’nin dağlık iç kesimleri (Gümüş­hane, Bayburt)

Tuz Gölü çevresi,

Konya Ovası

Kırklareli ve Çanakkale

ÜLKEMİZDE NÜFUSUN BÖLGESEL DAĞILIM (2000)

BÖLGELER 2000 Genel Nüfusu Sayımı Kesin Sonuçları (Toplam) Nüfus Artış Hızı %
Marmara 17.365.027 26.7
Ege 8.938.781 16
Akdeniz 8.706.005 21.4
İç Anadolu 11.608.869 15.8
Karadeniz 8.439.213 3.7
Doğu Anadolu 6.137.414 13.8
Güneydoğu Anadolu 6.608.619 24.8
Toplam 67.844.903 18.3

(2006 yılı itibarıyla nüfus artış hızımız binde 12,4 düzeyindedir.)

BÖLGELERİMİZE GÖRE ŞEHİR VE KÖY NÜFUS MİKTARI İLENÜFUS YOĞUNLUKLARI (2000)

BÖLGELER ŞEHİR NÜFUSU KÖYNÜFUSU NÜFUSYOĞUNLUĞU(km2Düşen İnsan Sayısı)
Marmara 13.730.962 3.634.065 241
Ege 5.495.575 3.443.206 100
Akdeniz 5.204.203 3.501.802 98
İç Anadolu 8.039.036 3.569.832 63
Karadeniz 4.137.466 4.30.747 73
Doğu Anadolu 3.255.896 2.881.518 42
Güneydoğu Anadolu 4.143.136 2.465.483 88

(2006 yılı itibarıyla ülkemizde km2’ ye93 kişi düşmektedir.)

2000 Genel Nüfus Sayımı’na göre;

1.Türkiye’nin toplam nüfusu 67 803 927 olarak belirlenmiştir.

2.Şehir nüfusumuzun, 44 006 274, köy nüfusumuzun 23 797 653 kişi olduğu görülmektedir.

3.Kent nüfus oranımız %65 düzeyindedir. (1950’de %25)4.Nüfus artış hızımız,1990 nüfus sayımında binde 21.71 iken, 2000 yılında yapılan nüfus sayımında bunun binde 18.28 e düştüğü görülmektedir. Bunun sonucunda artış hızımız dünya ortalamasına yaklaşmıştır. Nüfus artış hızımız binde 20’nin altına düşmüştür.(En yüksek artış 1955–1960 binde 29)

4.En yüksek nüfus artışının Marmara Bölgesi, Akdeniz ve Güneydoğu Anadolu’da gerçekleştiği, en düşük artışın Karadeniz Bölgesinde gerçekleştiği görülmektedir.

5.Marmara Bölgemiz en yüksek nüfusa sahip iken (%26), Doğu Anadolu Bölgesi en az nüfusa sahiptir(%9)6.Kentleşme oranı 1990–2000 arasında binde 33 olarak gerçekleşmiştir.

7.Şehir nüfus oranının en fazla olduğu bölgemiz, Marmara Bölgesi (%79), Karadeniz Bölgesi en düşük olduğu bölgemizdir(%49). ( Yurdumuzda köy nüfusunun, şehir nüfusundan fazla olduğu tek bölgemiz Karadeniz Bölgesidir)

8.1990 sayımında en az nüfuslu bölgemiz, Güneydoğu Anadolu Bölgesi iken, 2000 sayımında Doğu Anadolu Bölgesi olduğu görülmektedir.

9.Nüfusumuzun 1/3’ü 15 yaş ve altındakilerden, %6’sı 65 ve üstündekilerden oluşmaktadır.

10.Kaba doğum oranı binde 22 olarak gerçekleşmiştir.

11.Nüfusun en fazla olduğu illerimiz, İstanbul, Ankara ve İzmir’dir. Nüfusun en az olduğu illerimiz, Tunceli, Bayburt ve Kilis’tir.

12.Nüfus miktarı ve nüfus yoğunluğu en az olan bölge Doğu Anadolu Bölgesi’dir.

13. Marmara, Ege ve Akdeniz Bölgelerinin nüfus yoğunluğu Türkiye ortalamasının üstünde, İç Anadolu, Karadeniz, Doğu Anadolu Bölgelerinin nüfus yoğunluğu Türkiye ortalamasının altındadır.

14.İç Anadolu Bölgesi’nin yüz ölçümü fazla olduğundan nüfus fazla olmasına rağmen nüfus yoğunluğu düşüktür.

NÜFUS YOĞUNLUĞU

Nüfus Yoğunluğu:Belli bir alanda yaşayan nüfusun o alanın yüzölçümüne bölünmesiyle elde edilir. Nüfus yoğunluk hesaplamaları, değişik alanlar arasındaki nüfus farklılıklarını, insanların hayat tarzları ve mevcut nüfusun arazi üzerindeki baskısı hakkında fikir verir. Bu veriler kullanılarak farklı nüfus bölgeleri arasında karşılaştırma imkânı sağlar.

Nüfus yoğunluğu üç farklı şekilde hesaplanarak ifade edilir:

1.Aritmetik Nüfus Yoğunluğu:Toplam nüfusun alanın yüzölçümüne bölünmesi ile elde edilir. Km2’ye düşen insan sayısını bulmamızı sağlar.2000 Genel Nüfus Sayımına göre Türkiye’de aritmetik nüfus yoğun­luğu 88 kişi iken,2006 verilerine göre aritmetik nüfus yoğun­luğu km2’ye 93 kişi düşmektedir.

Aritmetik Nüfus Yoğunluğu:
Nüfus miktarı
Yüzölçümü

Yurdumuzda aritmetik nüfus yoğunluğunun en yüksek olduğu bölge Marmara, en düşük olduğu bölge, Doğu Anadolu Bölgesi’dir.İç Anadolu Bölgesi’nde nüfus fazla olmasına rağmen yüzölçümünün faz­la olması nedeniyle aritmetik nüfus yoğunluğu Türkiye ortalamasının altındadır.Nüfusun tüm alana eşit dağıldığı kabul edilir. Gerçekte nüfus düzensiz bir dağılıma sahiptir. Sosyal ve ekonomik koşullar göz önüne alınmamıştır. Bu nedenle gerçek dağılışı yansıtmaz, ancak elde edilen veriler sayesinde ülkemizin durumunun diğer ülkelerle karşılaştırılması imkânı verir.

2.Fizyolojik Yoğunluk:Toplam nüfusun tarım alanlarının yüzölçümüne bölünmesiyle elde edilir.

Fizyolojik (Beslenme)Nüfus Yoğunluğu:Nüfus miktarıTarım alanlarının yüzölçümü

Tarım yapılan topraklarla, nüfus arasındaki ilişkiler hakkında fikir verir. Ancak nüfusun tamamı tarımla geçimini sağlamamaktadır. Elde edilen verinin en önemli yanı, ülkenin kendi nüfusunu besleyebilme yeterliliği hakkında fikir vermesidir.

3. Tarımsal Yoğunluk:Geçimini tarım ve hayvancılıkla sağlayan nüfusun, tarımsal alana (ekili-dikili alan)bölünmesiyle elde edilir.

Tarımsal Nüfus Yoğunluğu:
Tarımla uğraşan nüfus
Tarım alanlarının yüzölçümü

Bu yoğunluk hesaplaması, tarımsal araziler üzerindeki sıkışıklık hakkında bilgi verir. Tarıma elverişli olmayan alanlar dikkate alınmaz. Engebenin fazla tarım arazisinin az olduğu yerlerde tarımsal nüfus yoğunluğu yüksek, geniş ve düz tarım alanlarına sahip(ovalar) alanlarda düşüktür. Tarım arazilerimiz birbirinden farklı özelliklere sahiptir. Toprakların verimlilik durumu, yağış miktarı, sulama imkânları ve kullanılan diğer tarım teknolojileri ile yetiştirilen ürünler büyük farklılıklar göstermektedir.Oysa bu hesaplamada bunlar dikkate alınmaz.Ayrıca, tarımla uğraşan nüfusun tarım alanlarımıza eşit dağıldığının kabul edilmesi,net sonuçlar elde edilmesini engeller.

4.Yerleşme Yoğunluğu:Ülke yüzölçümünde, 100.000 ve daha fazla nüfusa sahip olan şehirlere düşen alanın hesaplanmasıdır.

NOT:Tüm nüfus yoğunluğu hesaplamaları ortaya çıkan değerler genel anlamda fikir verebilir.Tüm metotların ortak yönü nüfusun araziye eşit dağıldığını kabul etmesidir.Doğal ve beşeri özellikler ile diğer çevresel faktörler göz önüne alınmadan yapılacak incelemeler ve elde edilecek sonuçların net bilgiler vermesi mümkün olmayacaktır.

GELİŞMİŞ ÜLKELERİN NÜFUS ÖZELLİKLERİ

1.Doğum oranları ve çocuk ölüm oranı düşük, nüfus artışı hızı çok düşüktür.

2.Genç nüfus oranı az, yaşlı nüfus oranı fazladır.

3.Bağımlı nüfus oranı az, çalışan, faal nüfus oranı (14–65 yaş arası) yüksektir.

4.Faal (çalışan)nüfusun sektörel dağılımı:

A.Hizmet

B.Sanayi

C.Tarım (% 10’dan az) olarak gerçekleşir.

5.Nüfus dinamik değil statiktir. Artma özelliğini büyük ölçüde kaybetmiştir.

6.Kentsel nüfus oranı yüksektir.

7.Ortalama yaşam süresi uzundur.

8. Nüfusun ülke içindeki dağılımında iklim ve yer şekillerinin etkisi azdır.9.Okuma – yazma oranı yüksektir.

GERİKALMIŞ ÜLKELERİN NÜFUS ÖZELLİKLERİ

1.Doğum oranları ve çocuk ölüm oranları yüksek, nüfus artış hızı fazladır.

2.Genç nüfus oranı fazla, yaşlı nüfus oranı azdır.

3.Bağımlı nüfus oranı fazla, çalışan, faal nüfus oranı, düşüktür.

4.Faal (çalışan) nüfusun sektörel dağılımı:A.Tarım B.HizmetC.Sanayi olarak gerçekleşir

5.Kır nüfus oranı daha fazladır.

6.Okuma yazma oranı düşüktür.

7.Nüfusun ülke içindeki dağılımında iklim ve yer şekillerinin etkisi fazladır.

8.Ortalama yaşam süresi kısadır

TÜRKİYE’DE GÖÇLER

GÖÇ NEDİR?Farklı nedenlerle insanların oturdukları yeri,kesin bir şekilde yada geçici sürelerle terk etmeleridir.Bu şekilde insanlar, bir idari sınırı geçerek oturma yerini devamlı ya da uzun süreli olarak değiştirmektedirler. Göçte meydana gelen yer değiştirme hareketi kıtalararası, uluslararası, bölgelerarası, kırdan şehre ya da şe­hirden kıra biçiminde gerçekleşebilir.

GÖÇ ÇEŞİTLERİ

İSTEĞE BAĞLI GÖÇ:Büyük oranda ekonomik nedenlerden kaynaklanan ancak kesinlikle insanların kendi arzu ve istekleriyle gerçekleştirdikleri göçlerdir.

ZORUNLU GÖÇ:Savaşlar ve siyasi baskılar gibi nedenlerle insanların zorlayıcı ve kendi isteği dışında maruz bırakıldığı göçlerdir.

A. İÇ GÖÇLER:Ülkenin sınırları içerisinde gerçekleşen göçlere iç göç denir.İç göçler sonucunda ülke nüfusunda artma ya da azalma olmaz. Ülke sınırları içerisinde, nüfu­sun dağılışını etkiler.

İtici faktörler:İnsanların yaşadıkları yerleri terk etmelerine neden olan sebeplere, denir

Çekici Faktörler:Belli merkezlerin göç almasını sağlayan sebeplere çekici faktörler denir.

İç Göçlerin Nedenleri:

1.Ekonomik Nedenler: Ekonomik nedenler en önemli göç sebeplerinden biridir. İşsizlik insanların göç etmesine neden olur.

2. Sosyal ve Siyasi Nedenler: Savaşlar, iç karışıklıklar, etnik çatışmalar, din, gelenek ve kültürel nedenler.

3. Doğal Nedenler: Depremler, seller, volkanik faaliyetler, fırtınalar, kuraklık, iklimdeki değişmeler.Dünya’da ve Türkiye’de en yaygın göç şekli, kırsal alanlardan şehirsel alanlara doğru yaşanan iç göçlerdir.

Genel olarak bakıldığında iç göçlerdeki başlıca sebepler:Özellikle kırsal kesimde yaşanan hızlı nüfus artışıTarım topraklarının miras yolu ile parçalanması, tarımsal gelir kaynaklarının azalmasıErozyon nedeni ile toprakların veriminin düşmesiTarımda makineleşmeye bağlı olarak iş gücü ihtiyacının azalasıEğitim, sağlık ve sosyal hizmetlerden daha fazla yararlanma isteğiGüvenlik kaygıları (Terör olayları v.b.)

İÇ GÖÇÜN ÇEŞİTLERİ:

1.Mevsimlik Göç:Mevsimlik olarak tarımsal iş gücü ihtiyacının karşılanması yaylacılık veya turizm amaçlı nüfus değişmelerine yol açar.

—Tarım alanlarında çalışmak amacıyla gerçekleşen göçler: Yurdumuzda özellikle, Çay, fındık zeytin, tu­runçgillerin ve pamuğun toplanma dönemlerinde çalışan mevsimlik işçilerin yer değiştirmesidir. ÖzellikleÇukurova’da görülür. Pamuğun toplanma döneminde, Güneydoğu Anadolu’dan buraya gelen aileler, pamuk ve diğer tarımsal işlerde çalışıp, daha sonra kendi ikametgâhlarına dönerler. Pamuk toplanma zamanında Ege Bölgesi’nde de benzer bir hareket görülür. Doğu Karadeniz Bölümü çay ve fındık toplama zamanlarında mevsimlik işçi göçlerine sahne olur. Ege ve Doğu Karadeniz’deki mevsimlik göç hareketleri Çukurova’ya oranla daha azdır.

—Turizm etkinliği nedeniyle gerçekleşen göçler:Yurdumuzda özellikle yaz mevsiminde kısa süreli olarak turistik özelliğe sahip merkezlere doğru yoğun olarak yaşanan nüfus akışıdır. Bu dönemlerde turistik merkezlerde önemli ölçüde nüfus artışı meydana gelir. (İstanbul, İzmir, Antalya, Alanya, Kuşadası, Marmaris, Bodrum)

2.Temelli Göç:Ülke içerisinde, göç eden insanların göç ettikleri yerlere kesin olarak yerleşmesidir. Yurdumuzda özellikle 1950’li yıllardan sonra, ulaşım imkânlarının gelişmesi, kentlerde sanayileşmenin artmasıyla hız kazanmıştır. Bu olay sürekli şekilde kırsal nüfus oranının azalmasına, kent nüfusunun artmasına yol açmıştır.Türkiye’de 2000 yılı itibariyle (son 5 yıl itibarıyla) ,4 milyon 469 bin kişi kendi bulunduğu bölgeden sürekli yerleşme amacıyla başka merkezlere göç etmiştir.

2000 yılı (son 5 yıl) verilerine göre ülkemizde en fazla göç veren iller:

Nüfusuna oranla en fazla göçü, Zonguldak, Karabük, Bartın illeri vermektedir. Burayı Ağrı, Kars, Iğdır, Ardahan, Mardin, Batman, Şırnak, Siirt, Samsun, Tokat, Çorum, Amasya ve Erzurum, Erzincan, Bayburt takip etmektedir. 131 bin kişiye yakın net göç veren Samsun en fazla nüfus kaybı yaşayan merkez olmuştur.

2000 yılı (son 5 yıl)verilerine göre ülkemizde en fazla göç alan illerimiz:

İstanbul, Tekirdağ, Edirne, Kırklareli, İzmir, Bursa, Eskişehir, Bilecik ve Antalya, Isparta, Burdur olarak gerçekleşmiştir.Kişi sayısı açısından en fazla göçü alan ilimiz, 407 bin kişi ile İstanbul’dur.İzmir 130 bin kişi, Bursa bölgesi de 105 bin kişi net göç almıştır.

B. DIŞ GÖÇLER:Ülkeler arasında gerçekleşen göçlere dış göç denir. Dış göçlerle ülkenin nüfusunda değişme meydana gelir. Bu göçler, dış ülkelerden Türkiye’ye ve Türkiye’den dış ülkelere göçler olarak iki şekilde gerçekleşir. Anadolu, sahip olduğu olumlu yaşam koşulları nedeniyle tarihin her döneminde dıştan göç almış ve almaya devam etmektedir.Günümüzde, Dünya’da yaşanan uluslar arası göçlerin ana doğrultusunun genel olarak,ABD,Batı Avrupa,Japonya,Kanada,Avusturya ve petrol üreticisi olan bazı Arap ülkeleri olduğu görülmektedir.

Bu göçler:1.İşçi Göçü 2.Beyin Göçü3.İltica etme (Sığınma) olarak gerçekleşir.

Dış Göçlerin Nedenleri:

Birçok neden iç göçlerin sebepleriyle aynıdır. Ancak dış göçlerde özellikle işsizlik, gelir düşüklüğü, bilimsel anlamda daha iyi şartlarda çalışma isteği ve farklı nedenlerle siyasi sığınma talepleri(iltica) başta gelmektedir.Sınırların değişmesi, tabii afetler,savaşlar,yaşanan ekonomik krizler,açlık ve uluslararası anlaşmalara dayalı nüfus değişimleri diğer önemli sebeplerdir.Özellikle 1960’lı yıllardan sonra diğer ülkelere göç vermeye başlamıştır. Dış göçler temelde ekonomik nedenlere dayanır (iş gücü göçü). 1961–1974 döneminde yurt dışına gidenlerin %97,5’i Avrupa ülkelerine gitmiştir. 1975–1989 arasında göç edenlerin %92,3’ü Arap ülkelerine yönelmiştir. 1961–1989 arasında, 29 yılda göç eden nüfusun %48,8’i Almanya’ya, %18,8’i Suudi Arabistan’a, %14,8’i Libya’ya ve %4,2’si Fransa’ya yerleşmiştir.1923–1927 yılları arasında Lozan Barış Antlaşması gereğince 150.000’e yakın Rum Yunanistan’a göç etmiştir. 1948 yılında İsrail devletinin kurulması nedeniyle 35.000 Musevi Türkiye’den İsrail’e gitmiştir. Günümüzde özellikle Almanya, Fransa, Belçika, Hollanda, İngiltere, İsveç, ABD, Avustralya, Libya, S. Arabistan, Kuveyt ve Orta Asya ülkelerinde işçilerimiz bulunmaktadır

BEYİN GÖÇÜ:Beyin göçü kavramının ilk olarak Britanya Krallık Bilim Akademisi tarafından 1950’li yıllarda ABD ve Kanada’ya göç eden bilim adamlarını tanımlamak amacıyla kullanıldığı düşünülmektedir.Eğitilmiş ve belli niteliklere sahip işgücünün, bilim adamlarının, başka bir yere göç etmesiyle ortaya çıkar. Beyin göçü, bir ülke içinde bir yöreden başka bir yöreye göç şeklinde olabileceği gibi bir ülkeden başka bir ülkeye göç şeklinde de olabilir. Bir ülke ekonomisinin büyümesinde en büyük katkıyı nitelikli işgücü sağlar. Gelişmiş ülkeler, sahip oldukları işgücünün niteliğini arttırmak için, nitelikli iş gücüne kısa sürede sahip olabilmek için, göç almaktır. Sıradan işgücünün göçlerine birçok engellemeler getirilirken nitelikli insanın ülkelerine göç etmesine izin vermektedirler. Bunun sonucunda gelişmekte olan ülkeler zor koşullarda yetiştirdikleri nitelikli işgücünün büyük kısmını, gelişmiş ülkelere kaptırmaktadırlar. Türkiye, Hindistan’dan sonra en fazla beyin göçü veren ülke konumundadır. Yurdumuzda özellikle, Azerbaycan, Hindistan ve Çin gibi ülkelerden beyin göçü yaşanmaktadır.

İÇ GÖÇLERİN SONUÇLARI

1.Göç alan merkezlerde konut sıkıntısı oluşur, gecekondulaşma artar, sanayi tesisleri kent içinde kalır, sonuç olarak düzensiz bir kentleşme meydana gelir.

2.Kentli nüfus oranı hızlı bir şekilde artar.

3.Kentlerde işsizlik artar.

4.Ülke nüfus dağılışında dengesizlik oluşur.

5.Kırsal alanların ekonomik olarak değerlendirilememesine, boş kalmasına neden olur.

6.Altyapı, eğitim ve sağlık hizmetlerinin yetersiz hale gelmesine, neden olur.

7.Doğal kaynaklardan aşırı yararlanma çevre dengesini (çevre dengesi) bozar.

8.Çevre kirliliğinin artmasına neden olur.

9.Ulaşım hizmetleri yetersiz hale gelir.

DIŞ GÖÇLERİN SONUÇLARI

1.Büyük çaplı hareketler ülke nüfus dengelerini değiştirir.

2.Küçük oranda olsa da işsizlik sorununun azalmasında yardımcı olur.

3.Beyin göçü sonucunda, geri kalmış ve gelişmekte olan ülkeler yetişmiş nitelikli nüfusunu kaybeder.

4.Ailelerin parçalanması sorunu meydana gelebilmektedir.

5.İşçi göçleri ülkemize döviz girdisi sağlamaktadır.

6.Farklı kültürlerin tanışması ve kaynaşması açısından yararlı olabilmektedir.

Tagged : /