Kırım

Tarih

Karadeniz’in kuzeyinde tarih boyunca, jeopolitik önemini koruyan Kırım’ın bilinen en eski sakinleri, MÖ XI. Yüzyıldan itibaren Kırım’a gelerek yerleşyen Tavrlar ve bir İranî kavim olan Kimmerlerdir. MÖ VII. Yüzyılda doğudan gelen İskitler Kırım’ı 1000 yıla yakın bir süre hakimiyetine almışlardırr. Kırım, MÖ II. Yüzyılda Sarmatlar ve Alanların, MS III Yüzyılda ise Germen menşeli Gotların istilasına uğramıştır. Kırım’ın konumu ve ticari önemi başta Miletliler olmak üzere Yunanlıları daha sonraları da Roma, Bizans ve İtalyanları da cezbetmiş ve bunlar Kırım sahillerinde koloniler kurmuşlardır. Kırım asırlar boyunca en önemli ticaret bölgelerinden biri olmuştur. Esas itibariyle göçebe olan Hunlar, Kırım’a ilk gelen Türk kavmidir. Hunlar, MS IV. Yüzyılda Kırım’ı ele geçirmişler fakat kalıcı bir iz bırakamamışlardır. Sonraki dönemlerde Köktürkler, Onogurlar ve Kuturgurlar da bu güzel yarımadaya gelmişlerdir. MS VII yüzyılda Hazar Türkleri Kırım’a hakim olmuşlardır.

Hazarlar,İdil (Volga) ileKafkaslar arasında büyük bir İmparatorluk kuran ve Musevi dinine mensup bir Türk hanedanı ile İslam, Hıristiyan ve Göktanrı dinlerine mensup tebaadan oluşuyordu.

Yine savaşçı bir Türk kavimi olan Peçenekler, Karadeniz’in kuzeyini ele geçirerek Balkanlara doğru sarkmışlar ve bunların büyük bir kolu da X. Yüzyılın başlarında Kırım’a yerleşmişlerdir.Kırım’ın etnik ve kültürel yapısında en derin tesiri yapan ve en güçlü mirası bırakan Türk kavmi olan

Kıpçaklar, aynı yüzyılın sonlarında Peçenekler’i mağlup ederek stepleri ve Kırım’ı ele geçirerek, iki yüzyılı aşkın bir süre buraların hakimi olmuşlardır. Kıpçakların zengin kültürel mirasının pek çok izleri bugün dahi bütün canlılığı ile Kırım Türklerince yaşatılmaktadır. XI. Yüzyılın sonlarına kadar Türklerin çoğunluğu İslamiyet’i kabul etmişlerdi.

Kırım’daki İslam varlığı Anadolu Selçuklularının Sudak ve çevresini 1220’lerde bir süre için ele geçirmeleri ve Kıpçakların Müslüman ülkeleriyle sıkı ilişkileri sayesinde daha da güçlenmiştir. 12. Yüzyıl başlarında en kudretli devrini yaşamış olan Anadolu Selçuklu Devleti’nden Kırım’a ticaret yapmak maksadıyla pek çok Türk tüccarı gelmiştir. İlk Selçuklu_Kırım münasebeti Emir Hüsameddin Çoban’ın 1221 yılında yaptığı Kırım seferi ile başlamıştır. Cengiz’in orduları 1223’de bütün Kıpçak steplerini Rusya Ukrayna ve Kırım’ı hakimiyetlerine almışlardı. Ancak kısa süre sonra Cengiz İmparatorluğu parçalandı ve bu muazzam devletin batısında Altın Ordu imparatorluğu ortaya çıkmıştır. Altın Ordu Hakimiyeti Kirım’ın etnik, dini ve siyasi geleceğini kesin olarak belirlemiş ve Kırım’ın tamamen Türkleşmesini sağlamıştır. 1357 ve peşi sıra gelen yıllarda Timur akınları yüzünden Altın Ordu Devleti bölünerek ortaya Kırım, Kazan, Sibir,Astrahan hanlıkları ile Nogay Mirzalığı çıkmıştır. 15. Yüzyılın ilk yarısında Kırım, müstakil Hanlığı’nı ilan etmiştir. Kırım Hanlığı’nın kurucusu Hacı Giray’dır. Hacı Giray, Cengiz soyundan gelen bir Altın Ordu prensi idi. Çağında dünyanın en kuvvetli devleti olan Altın Ordu İmparatorluğu 14.Yüzyıl sonlarında zayıflayıp taht kavgaları baş gösterince, Hacı Giray, Altın Ordu tahtı üzerindeki hak iddiasından vazgeçmeksizin 1428 yılı civarında kendisini Kırım Hanı ilan etti. Böylelikle bilfiil Kırım Hanlığını kuran Hacı Giray, Hanlığın ilk parasını da 1441-42 yıllarında Solhat şehrinde bastırttı. Başşehir olarak Bahçesaray seçildi. Hacı Giray’ın soyundan gelenler “Giray”hanedanı adıyla Hanlığın sonuna kadar yaklaşık 350 yıl boyunca tahtın sahipleri oldular.

Osmanlılar ile Kırım Hanlığı ilişkilerine gelince ;Kefe’deki Tatar büyüklerinden bazıları, bilhassa Eminek Bey (Mirza), Cenevizlilerin Kefe’den ve Kırımdan atılmaları için, Osmanlı padişahı ve İstanbul fatihi Sultan Mehmed’e mektuplar yazarak, Osmanlı donanmasını Kefe’nin zaptı ve Kırım Hanlığı’nı da zapt-u rapt altına koymasını ricaya başladı. Zaten İstanbul’un Türkler tarafından alınmasını müteakip, Anadolu sahillerindeki Ceneviz kolonilerine de birer birer son verilmişti. Bu defa sıranın Kefe’ye geldiği de aşikardı. Bunun üzerine Fatih Sultan Mehmet Han, 1475 İlkbaharında Gedik Ahmed Paşa kumandasında büyük bir Osmanlı donanmasını Kırıma yolladı. Kefe’nin Osmanlılar tarafından alınmasından sonra Gedik Ahmed Paşa tarafından ,Kırım Hanının Hanlık hakları tanınmış ve aralarında yapılan antlaşma gereği; Cenevizlilere ait şehirler, başta Kefe, Azak, Taman, Osmanlıların idaresinde kalacak ve Kırım Han’ı da, devlet-i aliyye’nin “dostuna dost, düşmanına düşman ” olacaktı. Kırım Han’ı


Mengligiray’ın buna göre Osmanlı padişahına sefer esnasında yardım etmesi gerekmekte idi. Buna karşı Osmanlı padişahı da Mengligirayı Kırım tahtında tutmayı ve desteklemeyi taahhüt ediyordu. Kefe’nin zaptından az sonra Azak (Tana) ve diğer kolonilerde Osmanlılar tarafından ele geçirilince, Kırım’ın güney sahili, Kerç Boğazı’nın her iki kıyısı ve Azak şehri çevresindeki belli bir saha Osmanlı Devleti’nin hükmü altına girdi ve, Kırım Hanlığıda Osmanlı Devletine bazı şartlar altında bağlanmış oldu.

Bu suretle, 1475 ilkbaharından itibaren Kırım Hanlığı bakımından çok büyük bir değişiklik hasıl oldu: Şimdiye kadar Kırım’ın içişlerine karışan ve aynı zamanda tehlike dahi teşkil eden Hıristiyan-Cenevizlilerin Kefe’de ve diğer şehirlerdeki hakimiyetlerine son verildi. Ve Onların yerine devrin en büyük devleti olan ve İslam Dünyasının önderliğini eline alan Osmanlı Padişahının hükmü kaim oldu.Ayrıca bu bağlanış ile Kırım Hanlığının devam etmesi garanti altına konduğu gibi, Kırım’ın ekonomik ve bilhassa Kültür gelişmesi bakımından da büyük faydaları oldu.

Kırım Hanlığının Osmanlı Devletine bağlanmasının en mühim neticesi ise siyasidir. Şöyle ki, Kırım’da istikrar sağlanmış ve han oğulları arasında sürüp giden iç mücadelelerin önü büyük ölçüde alınmıştır. Bununla Kırım Hanlığı asayişe kavuşmuş ve Çengiz soyundan “Giray’lar” sülalesinin idaresinde bu hanlıkta XVIII. Yüzyıl sonlarına kadar devam edip gitmiştir. Halbuki Osmanlı himayesinden mahrum kalan ve kendi mukadderatları ile baş başa bırakılan Altın Ordu artığı diğer hanlıklar (Kazan Hanlığı, Astarhan Hanlığı, Kasım Hanlığı ve Nogay Ulusu) birer birer Rusya tarafından yutulmuşlardır.

Kırım Hanlığı, ilk defa 1484’te Sultan II. Beyazıt’ın Akkirman Seferi’ne katılarak Osmanlı İmparatorluğu ile işbirliği yapmıştır. Yavuz Sultan Selim’e kızını vermiş olan Mengli Giray, ona askeri destek sağlayarak tahta geçmesine yardım etmiştir. Bundan sonra Hanlıkları Osmanlı Sultanı’nın özel fermanı ile tasdik olunmuştur.

1552’de Korkunç namıyla bilinen

4. İvan, Kazan ve 1556’da

Astrahan hanlığı’nı işgal ederek Rusya’ya bağlamıştır. Bu hadiseden sonraki yüzyıllarda, Hristiyanlaştırma ve Ruslaştırma politikaları uygulanmıştır. Kazan’ın işgaline karşılık 1553’te Devlet Giray Han Moskova’yı tahrip etmiştir.

Bu arada 2.Viyana Kuşatmasına değinmek gerekiyor.Çünki Kırım Hanına bağlı güçlerin yeterli gayreti göstermemeleri bozgun nedeni olarak belirtilerek Kırım kuvvetleri haksız bir şekilde karalanmak istenmişlerdir. Bu savaşta Kırım atlıları Avusturya’nın içlerine kadar baskınlar düzenlemişler ele geçirdikleri düşman askerleri sayesinde çok önemli istihbarat bilgileri elde ederek ,tedbirler alınmasını sağlamışlardır. Fakat Muradgerey Han’ın, Jan Sobieski kumandasındaki Leh kuvvetlerine karşı istenen mukavemeti yapmadığı öne sürülmüş, Han Muradgiray azledilerek yerine Hacıgiray getirilmiştir. Mamafih Muradgiray’a karşı yöneltilen bu kabil ithamların haksız olduğu anlaşılıyor. Viyana bozgunundan Kırım Hanını sorumlu tutmak için elde yeter derecede deliller yoktur.

Zaten savaş sonrası muharebeyi kısa sürede bozularak terkeden ve geri çekilen Vezir Koca Arnavut İbrahim Paşa bozgunun en önemli sorumlusu sayılarak sorgulanmış ve “Savaş alanını erkenden terkedip ordunun moralini bozduğu ve yenilgiye kapı açtığı ” gerekçesiyle boğdurulmuştur.

Özellikle Silahtar Mehmet Ağanın vesikaları incelendiğinde;


Tatar hanının , Merzifonlu Kara Mustafa Paşa ‘yı düşman karşısında uyarmasından, Paşa’ya yaptığı tekliflerden, bahsedilmekte ve bu tekliflerin Paşa tarafından dikkate alınmadığı ve üstelik

Tatar’ları aşağılayıcı ifadeler kullandığından bahisle, Han ile Sadrazam’ın aralarının bozuk olduğu vurgulanmakta ve belkide bu nedenle bozgunun Kırım kuvvetlerine fatura edildiği sanılmaktadır. Nitekim bozgun sonrası dönüş yolunda Han, Paşa ile anlaşamamasının sonucu olarak,

Tatar Hanlığı görevinden alınıp yerine Hacıgiray atanmış vezirliğine de önceki Han’ın da veziri olan Bahadır Ağa yeniden getirilmiştir. Görevden alınan Han’a yıllık 4 pul akça bağlanmıştır.

Kırım Hanlığının zaman içerisinde Osmanlıya paralel olarak güçsüzleşmesi sonucu, Ruslar 1736’da Kırım’a girerek Bahçesaray’da ikibin evi ve Hansaray’ı yakmıştır. Bu münasebetle şehirdeki bir çok sanat ve kültür eserleri harap olmuş, kütüphanelerdeki kıymetli el yazmaları yok edilmiştir. Rusların, Rum ve Ermeni Kiliselerini de yağma ettikleri ve yıktıkları göz önünde tutulursa, Rus “Vahşeti” nin derecesi hakkında kolayca bir hükme varılabilir. Bu Rus tahribatından sonra Bahçesaray bir daha eski haline getirilememiştir.

Osmanlı İmparatorluğu ile Rusya arasında 1774 yılında imzalanan Küçük Kaynarca antlaşması ile Kırım Hanlığı Osmanlı himayesinden çıkmıştır. 1783’te Rusya’nın işgaline maruz kalan Kırım Türkleri’nin esaret yılları böylece başlamıştır.

Kırım’ın kaybedilmesinin Osmanlı İmparatorluğunda tesirleri çok büyük oldu. Çünkü ilk defa Müslüman bir tebanın yaşadığı yer kaybediliyordu.

Ruslar’ın Kırım’daki Türkler’e uyguladıkları baskı ve imha politikaları Kırım Türkleri’ni Osmanlı İmparatatorluğu sınırları içerisindeki başka bölgelere göçe zorlamıştır. Göçlerin büyük çoğunluğu dalgalar halinde Türkiye’ye, Romanya’ya, Bulgaristan’a yapılmıştır. En büyük göç dalgaları, 1792, 1860-63, 1874-75, 1891-1902 senelere arasında olmuştur. Bu göçler, Rusya’nın, Kırım’daki Türk nüfusunu azaltma politikasını gerçekleştirmesine sebep olmuştur. 1783’te Kırım’daki Türk nüfus %98 iken 1897’deki nüfus sayımına göre Türk nüfus % 35’e düşmüştür. Kırım Türkleri bu göç sırasında yollarda büyük kayıplar vermiştir.

Vatan Kırım’da kalan Kırım Türkleri bu esaretten Bolşevik ihtilalinin yarattığı karmaşadan istifade ederek kısa bir süre içinde olsa kurtulmuşlar ve yapılan seçimlerde Kırım Tatar halkının vekilleri belirlenmiştir. 9 Aralık 1917’deKırım Tatar Milli Kurultayı toplanmıştır. Kurultay, 26 Aralık 1917’de Kırım Halk Cumhuriyeti’nin kurulduğunu ilan etmiş ancak Akyar (Sevastopal) da üstlenen Bolşevik denizciler Kırım Türklerine saldırarark Kırım Müftüsü ve Kırım Hükümeti Başkanı Numan Çelebi Cihan’ı tutuklayarak 23 Şubat 1918’de Akyar’da şehit etmişlerdir.

Kırım Tatar Milli Kurultayı 1918 yılı Mayıs ayında yeniden toplanarak Süleyman Sülkiyeviç başkanlığında yeni Kırım Hükümeti Haziran ayında kurulmuş daha sonra 11 Kasım 1921’de Kırım Muhtar Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti ilan edilerek Veli İbrahim bu cumhuriyetin ilk Cumhurbaşkanı seçilmiştir.

1927 yılından sonra Rus rejimi gerçek yüzünü göstermeye başlamış, Kırım’daki Türk aydınları katledilmiştir. Başlatılan din aleyhtarı kampanya ile de binlerce Müslüman Türk aydını Sibirya ve Urallar’a sürülmüştür. 1920-1941 yılları arası suni olarak kıtlık meydana getirilmiştir. Ülkenin bütün tahıl ve yiyecek maddeleri toplanarak Kırım dışına çıkarılmıştır. Halk korkunç bir açlıkla karşı karşıya bırakılmıştır. Binlerce Kırım Türk’ü açlıktan hayatını kaybetmiştir. 1936-38 döneminde ise toplumun bütün kesimlerinde hissedilen kitle terörü başlatılmıştır. 1941 yılında Alman orduları Kırım’ı işgal etmiştir. 8 Nisan 1944 yılında Kırım’a Rus hücumu başlamıştır. 18 Nisan’dan sonra Kırım’ın bütün bölgeleri Ruslar’ın eline geçmiş ve 18 Mayıs 1944 yılında Kırım Türkleri topluca Vatan Kırım’dan sürgün edilmişlerdir.

Sovyet Hükümeti, 4.3.1945 tarihinde aldığı ve 25.6.1945 yılında yayınladığı Kararname ile Kırım Muhtar Sovyet Sosyalist Cumhuriyetini ortadan kaldırarak, Kırım oblası (Sovyet idari sisteminde bir nevi eyalet) statüsüne getirilerek, yine Rusya’ya bağlı bırakılmıştır. Daha sonra Kruşçev, Rus_Ukrain kardeşliğinin 1000 Yıl bahanesiyle Kırım Oblastı’nı Rusya’dan alarak Ukrayna’ya bağlamıştır.

Kırım Türklerinin sürgün edilmesinden sonra Rus göçmenlerin iskanına hız verilerek Kırım , Rusların ezici bir çoğunlukla yaşadığı yer haline getirilmiştir.

Kırım Türklerinin Vatan Kırım’a dönme ve milli haklarını yeniden elde etme mücadeleleri neticesinde Sovyet Hükümeti 5 Eylül 1967 yılında yayınladığı bir Kararname ile Kırım Tatarlarına haksızlık yapıldığını kabul etmiştir. Ancak Kararname, dolaylı bir şekilde Kırım’ın Tatarların olmadığını ifade ediyor ve onlara Vatan Kırım’ın yolunu açmıyordu.

Sovyet Hükümeti, Kırım Tatarlarına karşı haksızlık yapılarak suç işlendiğini ancak 1987 yılında Kırım Tatarlarının Kızıl Meydanda bütün dünyayı şaşkına çeviren kitlesel gösterileri neticesinde açıkça kabul ve ilan etti. Kırım Tatarlarının Kırım’a döndürülmelerine razı oldu ve Kırım Tatar probleminin çözümü için bir devlet komitesi kuruldu. Ancak bu komiteler ve dolayısıyla Sovyet hükümeti Kırım Tatar meselesinin çözümü için ciddi ve müspet bir adım atmadılar meseleyi sürüncemede bıraktılar.

Kırım Tatar Milli Hareketi Teşebbüs Gurupları 5. Genel Kongresi’nde Taşkent’de 2 Mayıs 1989 yılında Kırım Tatar Milli Hareketi Teşkilatı kuruldu ve teşkilat başkanlığına Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu getirildi.

Kırım Tatar Milli Hareketi Teşkilatı, 1989 yılı güzünden itibaren çadır şehirler kurarak Kırım’a göçü hızlandırdı ve Kırım Oblastı Hakimiyeti üzerinde baskıları arttırdı. 1989’da Kırım’da ikamet eden Kırım Tatar nüfusu 20.000 civarında iken, bu sayı 1990 yılı Martında 76.499’e 1991 yılı Martında ise 150.000 civarına ulaşmıştı.

20 Ocak 1991’de Kırım’da referandum yapıldı, referandumda oy kullanan 1.441.019 seçmenden 1.343.855’i Kırım Muhtar Sosyalist Cumhuriyetinin kurulmasına evet dedi.

Bunun üzerine Ukrayna Yüksek Sovyeti Kırım’ın tekrar Rusya’ya bağlanmasını önlemek için 12 Şubat 1991’deUkrayna’ya bağlı Kırım Muhtar Cumhuriyeti’nin kurulmasını kararlaştırdı.

Yeni anayasa hazırlanıp parlamento seçimleri yapılıncaya kadar Kırım Oblası Şurasının 22 Mart 1991’de yapılan toplantısında, Kırım Yüksek Sovyeti Seçimleri yapıldı. Cumhurbaşkanlığına da Kırım Komünist Partisi 1.Sekreteri Nikolay Barov getirildi.

Kırım Türkleri bu durumu şiddetle protesto ettiler. Milli iradelerini ortaya koymak için Kırım Tatar Milli Hareketi Teşkilatı öncülüğünde Milli kurultaylarını toplama kararı aldılar. Kırım Türkleri, Kırım, Özbekistan, Kazakistan, Tacikistan, Kırgızistan, Kafkasya, Rusya, Ukrayna, Litvanya, Tataristan, Letonya ve başka Sovyet ülke ve şehirlerinde demokratik seçimlerini yaparak vekillerini Kırım’a gönderdiler.

II.Kırım Tatar milli Kurultayı 26 Haziran 1991’de Akmescit şehrinde toplandı. Kurultay, Kurultayın ana fikri ve prensiplerini vurgulayan ve Kırım Tatarlarırın kendi kaderlerini belirleyeceklerini ilan eden 5 maddelik bir “Kırım Tatarlarınına Milli Egemenlik Bildirisi”ni oybirliği ile kabul etti ve Rusların kontrolündeki Kırım Muhtar Sovyet Cumhuriyetini tanımadığını ilan etti.

Kurultay, aynı zamanda Kırım Tatar halkının en yüksek ve yetkili tek organı olarak Kırım Tatar Milli Meclisini belirledi ve onun 33 kişilik üyesini seçti. Meclis başkanlığına da Kırım Tatarlarının tanınmış insan hakları savunucusu ve Milli yolbaşçısı Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu seçimle getirildi.

O tarihlerde henüz dağılmamış olan ve son günlerini yaşayan Sovyet yönetiminin yıllardır, halkından kopmuş, halkına zarar veren, ekstermist olarak suçladığı Kırımoğlu demokratik ilradesiyle Kırım Tatar halkının yıllardır, gerçek temsilcisi olduklarını göstermiyorlardı.

Kırım Yüksek Sovyeti, hazırladığı Anayasa ile Kırım Tatarlarını görmezlikten geldi. Kırım Tatar Milli Meclisi’nin itirazları ve hazırladığı Anayasa taslağı dikkate alınmadı. Bu durum Kırım’da gerginliği tırmandırdı. Bu arada 1 Ekim 1992’de Kırım’daki hakimiyet organları Kırım’ın gerginliği tırmandırdı. Bu organları Kırım’ın eniz kıyısındaki güzel bir köyündeki Kırım Tatar çadır şehirlerini bastılar. Sakinlerini feci şekilde dövdüler. Yapılmakta olan kulübeleri buldozerle yıktılar ve Kırım Tatarlarının yıllardır biriktirdikleri paralarla aldıkları inşaat malzemelerini yağmaladılar. 27 Kırım Tatarı yaralandı. Ve 26 kişi tutuklandı. Kırım’daki hakimiyetin bu tutumu durumu iyice gerginleştirdi. Kırım Tatar Milli Meclisi tutukluların serbest bırakılmasını talep etti. Tutuklu Kırım Tatarları önünde 6 Ekim 1992 günü toplanan binlerce Kırım Tatarının gösterileri ve polis barikatlarının aşılarak Kırım Yüksek Sovyeti’ne yürümeleri karşısında Kırım’daki Rusların kontrolündeki hükümet, geri adım atmak mecburiyetinde kaldı.

Kırım Yüksek Sovyeti, 18 Eylül 1993’de yeni seçim kanununu kabul etti. Her zaman olduğu gibi, Kırım’ın gerçek sahipleri Kırım Tatarları bu kanunda da hiç dikkate alınmadı. Kırım Tatarları derhal bu durumu Yüksek Sovyet önünde düzenledikleri gösterilerle protesto etmeye başladılar. Akmescit şehri etrafındaki ana yolları ve demir yolları kapatıldı. Kırım Tatar Milli Meclisi Kırım Yüksek Sovyeti’nin bu kararını gözden geçirmeye ve Kırım Tatarları lehine değişiklikler yapmaya çağırdı.

Kırım Tatarlarının şiddetli tepkileri ve kararlı tutumları karşısında Kırım Yüksek Sovyeti 14 Ekim 1993’te toplandı ve seçim kanununa eklemeler yaparak Kırım Tatarlarına 14 kişilik kota verilmesini kabul etmek mecburiyetinde kaldı.

Son değişikliklerde Kırım Yüksek Sovyet’indeki sandalye sayısı 80’lden 98’e yükseltildi. 14 yer Kırım Tatarlarına, 1’er yer Rum, Ermeni, Alman ve Bulgarlara verildi.

27 Mart ve 10 Nisan 1994 tarihlerinde iki turlu olarak yapılan seçimlerde Kırım Tatar Milli Kurultayı’nın listesinden 14 Kırım Tatarı parlamentoya girdi.

İlerleyen zaman içerisinde, Kırım Cumhurbaşkanı Meşkov ve Kırım Parlamento Başkanı Tsekov arasındaki, Rusya Blokunda parçalanmalara yol açtı. Bu parçalanmadan en karlı çıkanlar Kırım Tatarları oldular. Bu arada Meşkov’un ve parlamentonun Kırım’ı Ukrayna’dan ayırmak ve Rusya’ya bağlamak ürüttükleri siyasetin bir adımı olarak, Kırım’da bağımsızlık referandumuna gitme kararları üzerine Ukrayna, Kırım anayasasını ve Cumhurbaşkanlığı makamını 17 Mart 1995 tarihinde lağv etti. SSCB’nin dağılmasından sonra ilk defa Ukrayna’nın ilk defa Kırım’la Rusya yanlıları üzerinde sert ve kararlı tutum takınması, Parlamentodaki dengeleri de etkiledi. Meşkov’un koltuğunu kaybetmesinden sonra Tsekov’u 5 Temmuz 1995’de görevinden Kırım parlamentosu yerine Yevhen Suprunyuk’u seçti Değişen dengeler içerisinde Kırım siyasetinde ağırlığını izlediği akıllı politikalarla günden güne arttıran Kırım Tatar Milli Meclisi ve parlamentodaki Kırım Tatar millet vekillerinden Refat Çubar Kırım parlamentosu başkan yardımcılığına, Lenur Arif’de bakanlık statüsündeki Milliyetler Komitesi başkanlığına seçildi.

1991 yılına kadar Kırım’da hemen hiçbir önemli resmi göreve alınmayan Kırım Türkleri, 13 Ekim 1994 tarihindeA.Françuk başkanlığında kurulan Kırım Hükümetinde Dr. İlmi Ömer’in başbakan yardımcılığına getirilmesiyle durumlarını daha da güçlendirdiler.

Coğrafya

Önemli şehir ve kasabalar ile tarihi yerler; Ak Meçet (Mescit), Ak Şeih, Akmescit, Akyar (Sivastopol) ile Balaklava & İnkerman, Albat, Alupka, Aluşta ile Partenit, Bahçesaray ile Eskiyurt, Biyük Onlar, Canköy, Curçi, Çufutkale,Eski Kırım (Solhat), Hansaray, İçki, İslam Terek (İslam Direk), Kalay, Karasubazar, Kefe ile Köktebel, Kerç, Kezlev(Gözleve) ile Sak (Saki), Kökköz Köyü, Kurman Kemelçi, Mangupkale, Mayak Salın, Orkapı ile Ermenibazarı,Seytler, Sudak ile Telmana (Novy Svet) & Ayserez, Yalta ile Gurzuf & Masandra & Gaspıra & Kureyz & Simeyz & Foros & Kızıltaş & Limena & Livadiya & Mishor, Yedikuyu.

Tagged : / / /

Paleocoğrafya

Paleocoğrafya (Yunanca palaios: eski; ge: dünyagraphis: tarz), geçmiş çağların coğrafyasını araştıran bilim dalı. 

Paleocoğrafyanın başlıca ilgilendiği konular: Kıtaların oluşumu ve geçmişten günümüze iklim değişiklikleridir. Araştırmalar tektonik levha hareketleri sonucunda Dünya’nın bugünkü halini aldığını düşünmektedir.

Kıtaların kayması

Bitki ve hayvan türleri üzerinde bugünkü şartlarla beraber geçmiş dönemlerde hakim olan çevre şartları da büyük ölçüde etkilidir. Kıtalarda ve iklimlerde meydana gelen değişiklikler, canlıların yeryüzüne dağılışını önemli ölçüde etkilemiştir.

Yeryüzünde, tek büyük kara parçası olan Pangea’dan bugünkü görünümünü alana kadar geçen süre boyunca kara ve denizlerin dağılışında büyük değişiklikler meydana gelmiştir. Kıtaların yaklaşması ya da uzaklaşması bitki ve hayvanların göç yollarının değişmesine, daha önce bir arada bulunmayan türlerin birbiriyle karşılaşarak etkileşimine neden olmuştur.

İklim değişikliği

İklim değişiklikleri bazı türlerin yok olmasında, bazı türlerin çevreye uyum sağlamasında veya göç etmesinde önemli bir etkendir. İklim değişikliklerine paralel olarak deniz seviyesinde meydana gelen değişiklikler, kıyılarda yaşayan bazı türlerin kitlesel olarak yok olmasına neden olmuştur. Buzul çağlarında buzulların kapladığı alanlar genişlediği için kara hayvanlarının yeryüzünde yayılış alanları daralmıştır.

Su seviyesindeki değişiklikler, okyanuslardaki habitatların ya tümüyle yok olmasına ya da azalmasına neden olmuştur. Bu değişimlerden en çok etkilenen yerler canlı çeşitliliğinin bol olduğu mercan kayalıklarıdır.

Kıtaları birbirine bağlayan geçitlerin su altında kalması ve zaman zaman kara haline geçmesi hayvanların göçlerini etkilemiştir. Örneğin, Bering Boğazı’nın kara haline geçmesi Sibirya’dan Kuzey Amerika’ya olan göçleri meydana getirmiştir. Bu durum, her iki kıtadaki hayvan türlerinin birbirine benzemesinde etkili olmuştur.

Tagged : /

Arkeolojide CBS

CBS veya Coğrafi Bilgi Sistemleri , son 10 yılda arkeoloji için önemli bir araç haline gelmiştir. CBS ve arkeoloji kombinasyonu mükemmel bir ikili oluşturmaktadır ve arkeoloji zaman içinde insan davranışının mekansal boyutu çalışmasını gerektirir.

Arkeoloji tarihsel olayların açılımına coğrafya, zaman ve kültür üzerinden bakmaktadır, arkeolojik çalışmaların sonuçları mekansal bilgi açısından zengindir. CBS geniş hacimli verileri coğrafi referanslama konusunda uzmandır. Bu hızlı, doğru ve mali açıdan etkin bir araç olmasını sağlamaktadır. CBS nin sahip olduğu araçlar veri toplama, depolama ve çağırma konularında kullanıcıya daha anlaşılır bir görsel sunmaktadır. CBS arkeolojide önemli olabilir, ancak CBS arkeolojide harita üretiminden çok, farklı veri türlerini birleştirip ve analiz etme ve yeni bilgiler oluşturma tabanlı kullanılmalıdır. CBS nin arkeolojide kullanımı, arkeologların sadece veri toplama ve görselleştirmelerini değil, mekanla ilgili düşünme yollarını da değiştirmiştir.

Araştırmada CBS Kullanımı

Araştırma ve dökümanların korunması arkeoloji için önemlidir ve bu araştırmalar ve saha çalışmaları verimli ve hassas bir şekilde CBS ile yapılmaktadır. CBS yeteneklerinin kullanıldığı arkeolojik sitelerde ve çalışmalarda, CBS bir karar verme aracı olarak kullanılabilir.

Arkeolojik kazıda CBS kullanıldığında haritalama ve kayıt yeteneği doğrudan gelişmektedir. Bu da kazı alanındaki bulguların analizinde, görselleştirilmesinde ve verilere anında erişim açısından fayda sağlamaktadır.

Arkeolojik çalışmalarda CBS nin farklı süreçleri ve işlevleri kullanılmaktadır. Site içi mekansal analiz veya dağılım analizi, site içindeki değişim sürecinin oluşumunu anlamada ve belgelenmesinde yardımcı olur. Bunun için kullanılan eski yöntemler geniş alan üzerinden sadece küçük bir bakış açısı sunmaktadır. Akıllı modelleme arkeolojik verinin daha iyi analiz edilmesi için hidrografi vehistografide olduğu gibi veri toplama yolunu kullanır. CBS de nokta verisi, ilgili yere odaklanmak ve veri setlerindeki dağınık noktaları analiz etmek için kullanılır. Yoğunluk haritası, nokta verinin interpole edilerek bir sitedeki kullanım düzeylerini bulmak için kullanılır.

Analizlerde CBS Kullanımı

CBS de alan ile ilgili birçok veri setini depolama, işleme, birleştirme ve karmaşık analizleri yapmak mümkündür. Görünürlük analizi site üzerinden çevresinde görünebilir olan yerleri belirlemek için kullanılmaktadır. Bu site alanının çevresi ile olan sosyal ilişkiyi yorumlamak için kullanılır. Simülasyon gerçeğin basitleştirilmiş bir temsilidir, olayın temel değişkenlerini ve onların etkileşimlerini belirleyerek çalışır. Bu varsayımsal tahmin hem test için hem de veri üretmek için kullanılır. Arkeolojik Bilgi Bilimi, arkeolojide mekansal ve zamansal desenleri keşfetmek ve ortaya çıkarmak için çalışmaktadır. Araştırmalar arkeolojik problemleri çözmek ve anlamak için sayısal yöntemler ve bilgisayar yazılımları üretmeye yönelmiştir.

Tagged : /

GPS

GPS (Global Positioning SystemKüresel Konumlama Sistemi), Dünya üzerinde herhangi engelsiz bir görüş hattında, dört veya daha fazla uydusu ile her türlü hava koşulunda yer ve zaman bilgileri sağlayan uzay tabanlı uydu navigasyon sistemidir. Düzenli olarak kodlanmış bilgi yollayan bir uydu ağıdır ve uydularla arasındaki mesafeyi ölçerek Dünya üzerindeki kesin yeri tespit etmeyi mümkün kılar. Küresel ölçekte çalışır bu tür sistemlerin öncülüdür. Bu sistem, ABD Savunma Bakanlığı’na ait, yörüngelerinde sürekli olarak ilerleyen uydulardan oluşur. Savunma Bakanlığı tarafından desteklenen sistem, bir GPS alıcısı ile kullanılacak şekilde herkes tarafından erişilebilirdir. Uydular bir tür radyo sinyali yayarlar ve yeryüzündeki GPS alıcıları bu sinyalleri alıp yorumlayarak konum belirlenmesini gerçekleştirir.

GPS projesi, öncelindeki navigasyon sistemlerinin kısıtlı işlevselliklerini aşabilmek amacıyla 1960’lardan gelen bir dizi gizli mühendislik çalışması da dahil olmak üzere ilk denemelerde ortaya çıkan birkaç görüşün de bütünleştirilmesi ile, 1973 yılında geliştirilmişti. GPS, ABD Savunma Bakanlığı (DoD) tarafından esas olarak 24 uydu ile çalışacak şekilde tasarlanıp yapılmış ve devreye alınmıştı. 1994 yılında tam olarak işler hale gelmiştir. Sistem, Bradford Parkinson, Roger L. Easton ve Ivan A. Getting’in icatları ile güçlendirildi.

GPS sistemi, var olan sistem üzerinde teknoloji ilerlemeleriyle ve yeni taleplerle artık yenileştirilme ve Yeni Nesil Operasyonel Kontrol Sistemi (OCX) destekli, gelişmiş GPS III uydularının hayata geçirilmesi çabalarına yol açmıştır.[3] Beyaz Saray ve Başkan Yardımcısı Al Gore 1998 yılında duyurular ile bu değişimi başlattı. 2000 yılından beri, GPS III yenileştirilmeleriyle ilgili kararlarda ABD Kongresi yetkilidir.

Ek olarak diğer sistemlerin kullanımında GPS geliştirilme aşamasındadır. Rus navigasyon sistemi GLONASS, GPS ile birlikte çağıldaşı olarak geliştirilmektedir; ama o 2000’li yılların ortalarına kadar dünyayı tam olarak kapsamadan çalışmıştır.[4] GPS’in yanı sıra AB tarafından geliştirilenGalileo, Çin tarafından geliştirilen Compass ve Hindistan tarafından geliştirilen IRNSS adlı konumlandırma sistemleri de vardır.

Tarihi

GPS sistemi ilk askeri gereksinimler için tasarlanmıştı. Tasarımı kısmen 1940’lı yılların başlarında geliştirilen, İkinci Dünya Savaşı sırasında kullanılan ve daha sonra da uzun süre kullanılmış o dönem için bir çözüm olan LORAN (LORAN – Long Range Navigation) ve Decca Gezgini gibi benzer yer tabanlı radyo-seyir sistemlerine dayanmaktadır. GPS’in ilk kullanımı İkinci Dünya Savaşı’nın hemen sonrasına dayanır. Sistem, sinyal alıcıları ile yön bulmakta, askeri planlarda ve konum hesaplamalarında ve güdümlü roketlerin kontrolünde kullanılmak üzere tasarlanmıştı. GPS sistemi, ancak 1980’lerde sivil kullanıma açılmıştır.

Önceli

1956 yılında, Alman-Amerikan fizikçi Friedwardt Winterberg yapay uydular içinde yörüngeye yerleştirilen hassas atom saatleri kullanılarak genel görelilik denemesi (güçlü bir yerçekimi alanındaki yavaşlayan süre için) önerdi. Genel görelilik kullanılmaksızın, yörüngede günde 38 mikrosaniye daha hızlı bir şekilde süre düzeltmesi çalıştırmak için GPS brüt arızalanmasına yol açardı. Sovyetler Birliği 1957 yılında ilk insan yapımı peyk olan Sputnik’i fırlattı; bu, GPS için ilave bir esin kaynağı oldu. İki Amerikan fizikçi, William Guier ve George Weiffenbach, Johns Hopkins’in Uygulamalı Fizik Laboratuvarı’nda (APL), Sputnik’in radyo sinyali iletimlerinin izlenmesine karar verdi. Doppler etkisi nedeniyle peykin, yörünge boyunca nerede olunduğunun bilgisini içindeki saatleri ile kesin olarak verebileceğini fark etti. APL Müdürü onlara gereken yoğun hesaplamaları yapmak için kendi UNIVAC bilgisayarına verileri giriş iznini verdi. Bir sonraki bahar, Frank McClure, APL müdür yardımcısı, Guier ve Weiffenbach’a, verilen ters problemi araştırmak için bu uydunun kullanıcının yerini saptamasını sordu. Bu, (denizaltıdan-fırlatılan Polaris füzesini geliştiren Donanma’nın, denizaltı konumunu bilebilmesi için gerekliydi.) onların ve APL’nin Transit sistemini geliştirmesine yol açtı. 1959 yılında, ARPA’da (adı 1972 yılında DARPA olarak değiştirildi) Transit sisteminin geliştiriminde rol aldı.

Amerika Birleşik Devletleri Deniz Kuvvetleri tarafından kullanılan ilk uydu navigasyon sistemi, Transit, 1960 yılında başaryla test edildi.[12] Yaklaşık saatte bir seyir düzeltmesi sağlayabilir bir uydu takımında (satellite constellation) beş uydu kullanıldı. 1967 yılında, ABD Deniz Kuvvetleri, GPS sisteminde gerekli bir teknoloji olarak uzay şartlarında, yüksek doğruluklu saat ölçümü içinTimation uydusunu geliştirerek yeteneğini kanıtladı. 1970’lerde, yer tabanlı Omega Navigasyon Sistemi, faz karşılaştırmasına dayanarak istasyon çiftlerinden sinyalin aktarımı ile dünya çapında ilk telsiz konumlandırma sistemi olmuştur. Bu sistemlerin sınırlandırılmaları daha fazla doğruluk ile daha evrensel bir navigasyon çözümüne ihtiyacı sürdürdü.

Geliştirilme eylemlerinin hemen hemen hiçbiri uydu takımının milyarlarca dolara mal olacak araştırmalarda, askeri ve sivil sektörlerdeki doğru navigasyon için kapsamlı ihtiyaçların temininde bir gerekçe olarak görülmedi. ABD Kongresi’nin bu harcamaları, Soğuk Savaşın silahlanma yarışı sırasında, ABD’nin varlığına nükleer bir tehdit görünümü gibi haklı bir ihtiyaca yönelik olarak yaptığı düşüncesini oluşturdu. Bu nedenle caydırıcı etkisi görülerek gizlice GPS finanse edildi. Ayrıca bu, o dönemdeki aşırı dereceli gizlilik nedeniylede dir. Nükleer üçlüsü, ABD Hava Kuvvetleri’nin stratejik bombardıman uçakları ile birlikte kıtalararası balistik füzeler (ICBM) ve ABD Donanması’na ait denizaltıdan fırlatılan balistik füzelerden (SLBM) oluşuyordu. Nükleer caydırıcılık duruşu için hayati önem arz eden, SLBM fırlatma konumunun doğru belirlenmesi bir kuvvet çarpanı olmuştur.

ABD’nin balistik füze taşıyan denizaltı konumlarının hassas biçimde hesaplanması için yüksek doğruluklu konum belirleme gereksinimi doğdu.Nükleer üçlüden ikisi için ABD Hava Kuvvetleri’nin, aynı zamanda daha doğru ve güvenilir bir navigasyon sistemine gereksinimi vardı. Paralelinde Deniz ve Hava Kuvvetleri’nde, temelde aynı tür sorunların çözümü için ne yapılabileceği ile ilgili, kendi teknolojileri geliştirilmekte idi. ICBM’lerin beka kabiliyetlerini arttırmak için, taşınabilir fırlatma platformları kullanmak gibi (Rus SS-24 ve SS-25 sistemlerindeki gibi) öneriler vardı ve bu yüzden SLBM durumundaki gibi benzer fırlatma konumunu düzeltme ihtiyaçları oluştu.

1960 yılında, Hava Kuvvetleri aslında 3 boyutlu konum hesaplamaya imkan veren bir LORAN olan MOSAIC (MObile System for Accurate ICBM Control) adlı bir radyo-navigasyon sistemi önerdi. Takiben Proje-57 üzerinde çalışmalar başladı; 1963 yılında bu sistem denendi ve bu çalışmadan sonra GPS kavramı doğdu. Devamında aynı yıl GPS’te şimdi gördüğünüz özelliklerin birçoğunun ilk tasarılarını barındıran Proje 621B çalışmalarına yönelindi;[15] hem ICBM’ler hem de Hava Kuvvetleri bombardıman uçaklarına gereken hassas konum hesaplamaları için çözümler üretilmeye başlandı.[16] Deniz Kuvvetleri Transit sisteminin güncellemeleri Hava Kuvvetleri operasyonlarının yüksek hızları için çok yavaş kalmaktaydı. Deniz Araştırma Laboratuvarı’nın kendi sisteminin geliştirmeleri devam ederken, ilk kez 1967 yılında ve üçüncüsü 1974 yılında fırlatılmak üzere, içinde atom saati bulunan uzaydaki ilk araç olan Timation (Time Navigation) uydusu yörüngeye oturtuldu.[17]

GPS, ABD ordusunun bir diğer önemli, farklı bir dalı haline geliyordu. 1964 yılında, ABD ordusunun, jeodezi ölçümlerinde kullanılacak SECOR (Sequential Collation of Range) jeodezi yer uydusu yörüngede ilk turuna çıktı.[18] Henüz belirlenmeyen bir konumunda iken karada üslenen dördüncü bir istasyondan, tam olarak konumu düzeltmek için daha sonra bu sinyalleri kullanabilirdi. Son SECOR uydusu (SECOR 13) 1969 yılında fırlatıldı.[19] Onyıllar sonra ilk yıllarında GPS, sivil yer araştırması için yeni teknolojilerinden sürekli olarak yararlanılabilen ilk sahalardan biri haline geldi. Çünkü sivil yer araştırması bilirkişilerine yarayan (surveyors) GPS uydu takımıdan gelen daha eksiksiz sinyaller, yıllar önce operasyonel ilan edilmişti. GPS sisteminin, yer tabanlı vericileri yörüngeye taşınan, SECOR sisteminin evrim geçirmiş bir türü olduğu düşünülebilir.

Geliştirme[değiştir | kaynağı değiştir]

1960’larda, paralelindeki gelişmelerle; Transit, Timation, 621B kodlu proje ve SECOR gibi bir dizi çoklu hizmet programından en iyi teknolojileri sentezleyerek üstün bir sistem geliştirilebileceği anlaşıldı.

1973 yılında hafta sonu, İşçi Bayramı boyunca, Pentagon’daki yaklaşık 12 askeri yetkili tarafından Savunma Navigasyon Uydu Sistemi (DNSS) konusunu işleyen bir dizi toplantı kararı alındı. Bu toplantıda, “GPS sisteminin oluşturulması yolunda gerçek bir sentez” yapılmıştır. Daha sonra O yıl, DNSS programı, Navstar veya Navigation System Using Timing and Ranging (Zamanlama Kullanımı ve Menzilleme Navigasyon Sistemi) adını almıştır.[20] Navstar ile ilişkili olan Özgün uyduların adı (önceki Transit ve Timation adlandırmaları gibi), Navstar uydu takımını tanımlamak için daha kapsamlı bir tam ad olarak Navstar-GPS, ve daha sonra da sadece kısaltılmış biçimde GPS söylenegelmiştir.[21]

Kore Hava Yolları’na ait 007 uçuş numararalı, 269 kişi taşıyan bir Boeing 747, SSCB’nin yasak hava sahası içine[22] sapması sonrasında Sahalin ve Moneron Adaları dolaylarında 1983 yılında düşürülmüştü. ABD Başkanı Reagan, yeterli derecede geliştirilmiş olan, GPS sisteminin sivilde, serbest bir şekilde kullanılabilir olması için bir yönerge yayınlattı.[23] İlk uydu 1989 yılında fırlatıldı ve 24. uydu 1994 yılında fırlatıldı. Roger L. Easton GPS birincil mucidi olarak yaygın bir şekilde yansıtılır.

Başlangıçta en yüksek kalitede sinyal, askeri kullanım için ayrılmıştı ve sivil kullanıma hazır olacak olan sinyal bilerek bozulmuş oldu (Selective Availability). Bu, seçici durumun kapatılabilir olması için 100 metreden (330 ft) 20 metreye (66 ft) sivil GPS sinyallerinin hassas iyileştirilmesi, Başkan Bill Clinton’ın siparişi ile 1 Mayıs 2000’de gece yarısı değişti. 2000 yılında seçici durumu kapatmak için 1996 yılında imzalanan talimat ABD Savunma Bakanı William Perry tarafından önerilmişti; çünkü diferansiyel GPS hizmetlerinin yaygın büyümesi için sivil doğruluğunu geliştirmek ve ABD askeri kazanımlarını ortadan kaldırmak gerekmekteydi. Dahası ABD ordusunun etkin bölgesel düzeyde muhtemel düşmanları için GPS hizmetini kullanımı bırakmayı destekleyebilecek teknolojileri gelişiyordu.[24]

2000’li yıllarda ABD, GPS hizmetinde sivil kullanım için yeni sinyaller ve tüm kullanıcılar için artan doğruluk ve bütünlük de dahil olmak üzere, mevcut GPS donanımları ile tamamının uyumluluğunu korurken, çeşitli iyileştirmeleri uygulamaya geçirmiştir.[25] Sistemin yenileştirmeleri şimdi, artan askeri, sivil ve ticari ihtiyaçları karşılamak, dolayısıyla yeni yetenekleri ile Küresel Konumlama Sistemini yükseltmek için devam eden bir girişim haline gelmiştir. Program GPS Blok III ve Yeni Nesil Operasyonel Kontrol Sistemi (OCX) dahil olmak üzere uydu satın almalar gibi bir dizi girişim şekliyle uygulanmaktadır. ABD Hükümeti GPS sisteminin verimini ve doğruluğunu arttırmak için uzay ve yer bölümlerini geliştirmeye devam etmektedir.

GPS, ABD Hükümeti’nin sahip olduğu ve işlettiği ulusal bir kaynaktır. Savunma Bakanlığı (DoD) GPS resmi temsilcisi olmaktadır. Kurumlararası GPS İcra Kurulu (IGEB – Interagency GPS Executive Board) 1996 ile 2004 yılları arası GPS politikalarını yönetti. Daha sonra bu Ulusal Uzay Tabanlı Konumlama, 2004 yılında Yönlendirme ve Zamanlama Yönetim Kurulu (Navigation and Timing Executive Committee) Başkanlığı tarafından, GPS ve ilişkin sistemler ile ilgili konularda federal daireler ve kurumlara danışmanlık hizmeti vermek ve onları yönlendirmek için yönerge ile kurulmuştur.[26] İcra kuruluna savunma ve ulaşım vekil sekreterleri ortaklaşa başkanlık etmektedir. Üyeleri eşdeğer düzeyde, devlet ve ticaret bakanlıklarından yetkililer ve ülke güvenliği kadrolarının ortak şefleri ve NASA’dan dır. İcra kurulunun bileşenleri, yürütme ofisinin gözlemcileri ve irtibatlı olarak katılan FCC (Federal İletişim Kurulu) başkanıdır.

Savunma Bakanlığı (DoD), “Standart Konumlama Servisi”ni korumak için yasa gereği (federal radyoseyrüsefer planı ve standart konumlama hizmeti sinyal şartnamesinde tanımlandığı gibi) var olacaktır. GPS sisteminin dünya çapında sürekli geçerli halde olması; “ve” onu haksız yere bozan ya da sekteye uğratıcı sivil bir kullanım olmadan, onun güçlendirilmesine dair düşmanca kullanımları ortadan kaldırmak için önlemler geliştirecektir.

Uygulama alanları

Askeri

GPS seyir füzelerinde (kıtalar arası füzelerde) ve hassas güdümlü füzelerde kullanılmaktadır. Balistik füzelerede de fırlatma pozisyonunun daha doğru olarak hesaplanması için kullanılmaktadır. Ayrıca Amerikan Nükleer Patlama Gözlemleme Sisteminin büyük bir parçası olarak GPS uyduları nükleer patlama dedektörleri içerir.[kaynak belirtilmeli]

Türk Silahlı Kuvvetleri de izlediği savunma politikasına paralel olarak birçok alanda GPS uygulamalarından yararlanmaktadır. Örnek olarak komando birlikleri intikal, travers, arazide yön bulma gibi birçok alanda GPS kullanmaktadır.

Araştırma

En pahalı GPS alıcıları haritacılar tarafından sınırların, yapıların, harita işaretlerinin konum tespiti ve yol yapım çalışmaları için kullanılmaktadır.

Görme engelliler için

1980’lerin sonlarına doğru uygulamaya giren GPS ile birlikte “MoBIC, Drishti, Brunel Navigation System for the Blind, NOPPA, BrailleNote GPS and Trekker” isimli projeler yürütülmeye başlamıştır.

Havacılık

GPS uçaklarda da diğer yön bulma aygıtlarına ek olarak kullanılmaktadır. Bazı firmalar yolcuların el tipi GPS alıcılarını kullanmalarına izin vermemektedir.

Referans saat

Birçok sistem senkronizasyon için referans saat kaynağı olarak GPS saatini kullanmaktadır. GPS sistemi, UTC ve GMT’den farklı olarak kendi uyduları üzerindeki atom saatlerini kullanmaktadır. Bunlar 6 Haziran 1980’de sıfırlanmış ve artık saniye düzeltmesi yapılmadığı için UTC’den 14 saniye ileridedirler. Bu nedenle periyodik olarak GPS alıcılarına UTC saat bilgisi gönderilir.

GPS Sistemi

Fırlatılmadan önce testleri yapılan bir NAVSTAR uydusu.

GPS sinyallerinin üretilmesi

NAVSTAR sistemi, uzay bölümü (uydular), kontrol bölümü (yer istasyonları) ve kullanıcı bölümünden (GPS alıcısı) oluşur.

Uzay bölümü

Uzay bölümü, en az 24 uydudan (18 aktif 6 yedek) oluşur ve sistemin merkezidir. Uydular, “Yüksek Yörünge” adı verilen ve dünya yüzeyinin 20.000 km üzerindeki yörüngede bulunurlar. Bu kadar fazla yükseklikte bulunan uydular oldukça geniş bir görüş alanına sahiptirler ve dünya üzerindeki bir GPS alıcısının her zaman iki boyutlu belirleme için en az 3, üç boyutlu belirleme için en az 4 adet uyduyu görebileceği şekilde yerleştirilmişlerdir.

Uydular saatte 7.000 mil hızla hareket ederler ve 12 saatte, dünya çevresinde bir tur atarlar. Güneş enerjisi ile çalışırlar ve en az 10 yıl kullanılmak üzere tasarlanmışlardır. Ayrıca güneş enerjisi kesintilerine karşı (güneş tutulması vs.) yedek bataryaları ve yörünge düzeltmeleri için de küçük ateşleyici roketleri vardır.

GPS projesi ilk uydunun 1978’de ateşlenmesiyle başlamıştır. 24 uyduluk ağ 1994’de tamamlanmıştır. Projenin devamlılığı ve geliştirilmesi ile ilgili bütçe ABD Savunma Bakanlığı’na aittir.

Uyduların her biri, iki değişik frekansta ve düşük güçlü radyo sinyalleri yayınlamaktadır. (L1, L2) Sivil GPS alıcıları L1 (UHF bandında 1575,42 MHz) ve L2 (1227,60 Mhz) frekanslarını dinlemektedirler. Birden fazla sinyalin kullanılması hem iyonesferden dolayı gerçekleşen kırılmayı engellemek hem de sinyal bozma durumlarına karşı güvenlik olarak uygulanmaktadır. ABD Savunma bölümü alıcıları Military (M-code) (5.115 MHz.) frekansını dinlemektedirler. Bu sinyaller “Görüş Hattında” Line of Sight ilerler. Yani bulutlardan, camdan ve plastikten geçebilir ancak duvar ve dağ gibi katı cisimlerden geçemez.

GPS sinyalleri binalardan yansıdığı için şehir içlerinde araziye oranla hassasiyeti azalır. Yeraltına kazılan tünellerde ise sinyal elde edilemez. Hatalı sinyallerin elde edilebileceği ya da hiç sinyal elde edilemeyen bölgelerde kullanılmak üzere geliştirilen Diferansiyel GPS’ler tarafından bu hatalar en aza indirilerek daha hassas bir yer ölçümü yapılabilir.

Daha rahat anlaşılması için, bildiğimiz radyo istasyonu sinyalleri ile L1 frekansını kıyaslamak istersek; FM radyo istasyonları 88 ile 108 Mhz arasında yayın yaparlar, L1 ise 1575,42 Mhz’i kullanır. Ayrıca GPS’in uydu sinyalleri çok düşük güçtedirler. FM radyo sinyalleri 100.000 watt gücünde iken L1 sinyali 20-50 watt arasındadır. Bu yüzden GPS uydularından temiz sinyal alabilmek için açık bir görüş alanı gereklidir.

GPS uyduları tarafından gönderilen elektromanyetik dalgalar atmosferden geçerken bükülmeye uğrarlar. L1 ve L2 bantları farklı dalga boylarına sahip olduğundan farklı oranda bükülmeye uğradığından aradaki farklılık hesaplanarak atmosferik bozulma engellenerek çok daha hassas bir yer bilgisi hesaplanabilir. Sadece L1 bandı kullanılarak (diferansiyel GPS ile dahi) 98 m. hassasiyet elde edilebilirken, L1 ve L2 bantlarının ortak kullanımı ile 1 m.’nin altında hassasiyete ulaşmak mümkün olmaktadır.

Her uydu yerdeki alıcının sinyalleri tanımlamasını sağlayan iki adet özel pseudo-random (şifrelenmiş rastgele kod) kodu yayınlar. Bunlar Korumalı (Protected P code) kod ve Coarse/Acquisition(C/A code) kodudur. P kodu karıştırılarak sivil izinsiz kullanımı engellenir, bu olaya Anti-Spoofing adı verilir. P koduna verilen başka bir isimde “P (Y)” ya da sadece “Y” kodudur.

Bu sinyallerin ana amacı yerdeki alıcının, sinyalin geliş süresini ölçerek, uyduya olan mesafesini hesaplamayı mümkün kılmasıdır. Uyduya olan mesafe, sinyalin geliş süresi ile hızının çarpımına eşittir. Sinyallerin kabul edilen hızı ışık hızı dır. Gelen bu sinyal, uydunun yörünge bilgileri ve saat bilgisi, genel sistem durum bilgisi ve iyonosferik gecikme bilgisini içerir. Uydu sinyalleri çok güvenilir atom saatleri kullanılarak zamanlanır.

Kontrol Bölümü

Adından anlaşılacağı gibi, Kontrol Bölümü, GPS uydularını sürekli izleyerek, doğru yörünge ve zaman bilgilerini sağlar. Dünya üzerinde 5 adet kontrol istasyonu bulunmaktadır (Hawaii, Kwajalein, Colorado Springs (ana merkez), Ascension adası ve Diego Garcia). Bunlardan dördü insansız, biri insanlı ana kontrol merkezidir. İnsansız kontrol merkezleri, topladıkları bilgileri ana merkeze yollarlar. Ana merkezde bu bilgiler değerlendirilerek gerekli düzeltmeler uydulara bildirilir.

Kullanıcı bölümü

Kullanıcı bölümü yerdeki alıcılardır. Çeşitli amaçlarla GPS kullanarak yerini belirlemek isteyen herhangi bir kişi, sistemin kullanıcı bölümüne dahil olur. Bu bölüm kullanıcılara sunulan uygulamaya ait donanım ve hesaplama tekniklerinin geniş bir aralığını tanımlar. Gerek askeri gerekse sivil kullanıcılar için teknolojinin gelişmesi ile beraber büyük bir ilerleme göstermiştir. Genel olarak her türlü amaç için farklı duyarlıkları olan uygun donanımlı GPS alıcıları (receiver) bu bölümü oluşturur. Bir GPS alıcısı; algılayıcı (sensor), kontrol ünitesi, alıcı anteni ve güç kaynağından oluşur. Ölçü sırasında

  • Anlık faz farkı ölçüleri (data, ham ölçüleri)
  • Yayın efemerisi bilgileri (uydu yörünge bilgileri)
  • Atmosferik bilgiler (iyonosfer ve troposfer bilgileri)
  • Mesaj bilgileri(anten yüksekliği ve nokta bilgileri)

elde edilir. Jeodezik amaçla GPS ölçülerinde kullanılan iki çeşit alıcı vardır.

Tagged : / /

Sağlık coğrafyası

Sağlık coğrafyası disiplinlerarası çalışma konularından biridir.

Genel olarak, sağlık ile ilgili konuların ve sorunların incelendiği ve araştırıldığı,

Bunların insanı etkileyen yönlerinin tartışıldığı ve varsa sorunlar için önerilerin dile getirildiği bir daldır.

Sağlık çalışmalarında önce veri toplanır. ikinci aşamada veriler düzenlenir ve daha sonra ise bunlar harita, grafik ve tablolara aktarılarak mekanda ve zamanda dağılış yapılır ve neden sonuç ileşkisi kurularak senteze ulaşılır.

Mesela bir hastalığın bir il bazında dağılışı veya ülke bazında dağılışı yapılır.

Burada hastalığın yoğunlaştığı sahalara ayrıntılı olarak bakılır ve bunun olası nedenleri araştırılır.

Bu nedenler fiziki coğrafyadan (jeoloji, jeomorfoloji, klimatoloji, hidrografya, biyocoğrafya), beşeri coğrafyadan (hastane eksikliği, doktor ve hemşire azlığı, yetersiz beslenme şartları), ekonomik coğrafyadan (madende çalışma, endüstri kuruluşunda çalışmadan kaynaklanan hastalıklar) kaynaklanıyor olabilir.

Bu işlemler yapıldıktan sonra kesin neden ortaya konur. Ve çözüm önerileri yapılır.

Bu türden çalışmalar ülkemizde oldukça sınırlıdır. Bunun nedeni hastanelerin Coğrafyacı istihdam etmememleridir.

Tagged :

Ekinoks

Ekinoks (gün tün eşitliği ya da ılım olarak da bilinir), Güneş ışınlarının Ekvator’a dik vurması sonucunda aydınlanma çemberinin kutuplardan geçtiği an. Gündüz ile gecenin eşit olması durumudur. Yılda iki kez tekrarlanır.

  • 23 Eylül durumu: Kuzey ve Güney Yarım Küre, Güneş ışınları öğle vakti Ekvator’a 90°’lik açı ile düşer. Gölge boyu Ekvator’da sıfırdır. Güneş ışınları bu tarihten itibaren Güney Yarım Küre’ye dik düşmeye başlar. Bu tarihten itibaren Kuzey Yarım Küre’de geceler, gündüzlerden uzun olmaya başlar. Güney Yarım Küre’de ise tam tersi olur. Bu tarih Kuzey Yarım Küre’de Sonbahar, Güney Yarım Küre’de İlkbahar başlangıcıdır. Aydınlanma çemberi kutup noktalarına teğet geçer. Bu tarihte Güneş her iki kutup noktasında da görülür. Dünya’da gece ve gündüz birbirine eşit olur. Bu tarih Kuzey Kutup Noktası’nda altı aylık gecenin, Güney Kutup Noktası’nda ise altı aylık gündüzün başlangıcıdır.
  • 21 Mart durumu: Kuzey ve Güney Yarım Küre, Güneş ışınları öğle vakti Ekvator’a 90°’lik açı ile düşer. Gölge boyu Ekvator’da sıfırdır. Güneş ışınları bu tarihten itibaren Kuzey Yarım Küre’ye dik düşmeye başlar. Bu tarihten itibaren Güney Yarım Küre’de geceler, gündüzlerden uzun olmaya başlar. Kuzey Yarım Küre’de ise tam tersi olur. Bu tarih Güney Yarım Küre’de Sonbahar, Kuzey Yarım Küre’de İlkbahar başlangıcıdır. Aydınlanma çemberi kutup noktalarına teğet geçer. Bu tarihte Güneş her iki kutup noktasında da görülür. Dünya’da gece ve gündüz süreleri birbirine eşit olur. Bu tarih Güney Kutup Noktası’nda altı aylık gecenin, Kuzey Kutup Noktası’nda ise altı aylık gündüzün başlangıcıdır.
  • Kuzey Yarıküre’de yaklaşık olarak 21 Mart İlkbahar Ekinoksu – 23 Eylül Sonbahar Ekinoksu’dur.
  • Güney Yarıküre’de yaklaşık olarak 21 Mart Sonbahar Ekinoksu – 23 Eylül İlkbahar Ekinoksu’dur.
Tagged : / /

HİNT OKYANUSU

Hint Okyanusu dünya üzerindeki okyanuslar arasında büyüklük bakımında üçüncü sırada yer almaktadır. Bir başka ifade ile Hint Okyanusu yeryüzü okyanus sularının %20′sini oluşturmaktadır. Dünya üzerinde konumuna bakıldığında, 20° doğuda yer alan Agulhas Burnu ile yine doğuda 140° boylamları arasında yer almaktadır. Kuzey-Güney sınırlarını ise kuzeyde Asya kıtası, güneyde Güney Okyanusu sınırlamaktadır.

Tarih açısından bakıldığında ticaret ve keşifler adında insanlar tarafından en çok geçilen alanlar olmuştur. İbni Battuta 14.yüzyılda yapmış olduğu seyahat ile ün kazanmıştır. 15. yüzyıla gelindiğin Çinli amiral Zheng-O Hint okyanusuna büyük filolar ile keşiflerin artmasını sağladı. Bizim tarihimizde ünlü denizcimiz Seydi Ali Reis buraya yapmış olduğu seyahatler ile farklılık ortaya koymuştur.

Hint Okyanusu’nu çevreleyen alanlar ise; Kuzeyde Asya Kıtası, Batısında Afrika ve Arabistan Yarımadası, doğusunda ise Sunda Adaları, Malezya Yarımadası ve Hint Okyanusu yer almaktadır. Harita üzerinde bakıldığında Afrika, Asya ve Avusturya kıtaları arasında üçgen şeklinde görünen bir görünüşe sahiptir. Sınırları diğer okyanuslar ile net olarak ayrılmamıştır. Bu sınır alanında en karmaşık olan güney sınırıdır. Güney sınırı bir başka okyanus ile birleşmektedir ve sınır olarak Dünya Uluslararası Hidrografi Örgütüne göre 60 enlemi kabul edilmektedir. Diğer bir okyanus ile Atlas Okyanusu ile 20° doğu boylamında yer alan Agulhas Burnu ile ayrılmaktadır. Pasifik Okyanusundan ise 147° doğu boylamı ile ayırım yapılır. Kuzeyde en uç noktası 30° enlemine kadar çıkan Basra Körfezi bulunmaktadır.

Batı ucu Afrika ile doğu ucu Avustralya arası 10.000 km kadardır. Yüz ölçümü olarak 73.556.000 km² alana sahiptir. Tahmini hacmi 292.131.000 km³ olarak bilinmektedir.

Hint Okyanusu için genel verileri sıralayacak olursak;

  • Ortalama derinliği:  3.897 m
  • Yatay en geniş mesafe: 10,200 m
  • Dikey en geniş uzunluk: 9,400m
  • Kıyı uzunluğu: 66,526
  • Yıllık ortalama yağış: 101 cm
  • Yıllık ortalama buharlaşma: 138 cm
  • En derin yeri: Diamantina Çukurluğu (8047m)

Eldeki bilgiler değerlendirildiğinde Hint Okyanusu için en derin yeri yeni bilgiler ile değişmiştir. İlk olarak 7.450 metre derinlikte Java çukuru kabul edilmekteyken, 7,725 metrede Sunda Çukuru tespit edilmiş ve son olarak 2012 yılında Diamantina Çukuru 8,047 metre derinlik ile Hint Okyanusunun en derin yeri olmuştur.

Hint Okyanusunda yer alan önemli geçitler ve boğazlar;

  1. Babü’l Mendep
  2. Hürmüz Boğazı
  3. Malaka Boğazı
  4. Sunda Boğazı
  5. Süveyş Kanalı’nın güney girişi
  6. Kızıldeniz
  7. Andaman Denizi
  8. Umman Denizi
  9. Bengal Körfezi
  10. Büyük Avustralya Körfezi
  11. Aden Körfezi
  12. Mozambik Kanalı

Hint Okyanusuna dökülen akarsular;

  1. Zambezi
  2. Şattül Arap
  3. İndus
  4. Ganj
  5. Brahmaputra
  6. Jubba
  7. Irrawaddy

Prof.Dr. Deniz EKİCİ hocamızın ders notlarından yararlanılmıştır.

Tagged : / / / /

Alexander von Humboldt

Alexander von Humboldt, 14 Eylül 1769 yılında Berlin’de doğmuş ve yine Berlin’de 6 Mayıs 1959 yılında vefat etmiştir. Prusyalı kaşif ve doğa bilimci olarak bilinir. Humboldt, küçük yaşta başlamış olduğu bitkiler üzerindeki çalışmaları, ilerleyen zamanlarda biocoğrafyanın kurucusu olmasını sağlamıştır. Botanik üzerine bir çok eser vermiştir.

Alexander von Humboldt, 1799 ile 1804 yılları arasında Orta ve Güney Amerika’ya seyahatlerde bulunmuş ve bu kara parçalarını  ilk olarak bilimsel açıdan açıklayan bilim adamı olmuştur. Büyük bir eserinde, 21 yıllık deyimlerini kaleme aldı. Yaşamının son yıllarında bir çok bilim dalını birleştirmek amacı ile Kosmos kitabını yazdı.

  • Yapmış olduğu seferler ile fiziki coğrafya ve meteorolojinin ana temellerini oluşturdu.1817 yılında çizmiş olduğu eş sıcaklık eğrileri ile ülkelere ait iklimleri karşılaştırmayı önerdi ve çalışmalarını ortaya koydu.
  • Tropik fırtınalarının oluş nedenlerini ortaya çıkardı.
  • Ekvatordan kutuplara doğru gidildikçe manyetik alan yoğunluğunun arttığını bulmuştur.
  • Volkanlar üzerine yapmış olduğu çalışmalar ile volkanların belirli bir hat üzerinde yer aldığını ve büyük yeraltı yarıklarının üzerinde olduğunu gösterdi.
  • Tortul kayaç olarak bilinen kayaçların magmatik kökenli olduğunu açıkladı.
  • Manyetik sapma yasası üzerinde çok uzun zaman çalışmalarda bulundu fakat tamamlayamadı.
Tagged : /

Coğrafi Keşifler / Nedenleri ve Sonuçları

Doğudan başlayan ticaret yolları yüzyıllarca Avrupa’nın çeşitli ihtiyaçlarını karşılamada can damarı olmuştur. Özellikle bunlardan en önemlileri olan İpek ve Baharat yollarının Osmanlı Devleti’nin eline geçmesi, Avrupalıları yeni yollar aramaya sevk etti. Orta Çağ’ın sonuna kadar dünyanın pek çok yeri bilinmiyordu. İşte bu yeni yollar arama girişimleri sırasında pek çok yer ilk kez keşfedildi ve yeni ticaret yollan bulundu. Yeni Çağ’ın başlarında meydana gelen bu keşif olaylarına “Coğrafî Keşifler” adı verilir.

Coğrafi Keşiflerin Nedenleri:

1) Bilimsel, teknik alandaki ilerlemeler:
– a) Pusulanın sapma açısının hesaplanması
– b) Gemicilik sanatında ilerleme
– c) Coğrafya bilgisinde ilerleme
2) Doğu ülkelerinin zenginliği (Haçlı Seferleri ile Coğrafi Keşiflerin ortak nedenidir,)
3) Cesur gemicilerin yetişmesi
4) Avrupalıların dünyayı tanıma ve Hıristiyanlığı yayma amaçları
5) Avrupalıların Hindistan!a ulaşmak için yeni yollar aramaları (ipek ve Baharat Yolları Türklerin elindeydi.)
6) Kralların Coğrafi Keşifleri teşvik etmeleri.

Nedenlerinin ayrıntılı incelemesi:

a. Ticaret yollarının Müslümanların eline geçmesi: Çin’den başlayan İpek Yolu, Hazar Denizi’nde iki kola ayrılıyor, kuzey kolu Kırım limanlarında son bulurken güney kolu Karadeniz kıyılarından İstanbul’a ulaşıyordu.

Diğer önemli bir yol olan Baharat Yolu ise Hindistan’dan başlıyor ve kuzeyde Suriye limanlarında, güneyde ise İskenderiye’de son buluyordu. Özellikle denizci İtalyan devletleri bu limanlardan aldıkları malları Avrupa’ya satıyorlardı. Bu yolların tamamının Osmanlı denetimine girmesi ve bir kaç el değiştiren malların pahalıya mal olması Avrupalıları yeni yollar aramaya sevketmiştir.

b. Coğrafya bilgisinin ilerlemesi: Orta Çağ’da Avrupalıların dünya hakkındaki bilgileri çok azdı. Avrupalılar, dünyayı tepsi gibi düz zannediyorlardı. Ortasında Kudüs’ün bulunduğuna inandıkları dünyanın kuzeyi buzlarla, güneyi ise kaynar sularla kaplıydı. Batıda sonsuz bir deniz, doğuda da Kaf dağları (Kafkas dağları) nın bulunduğuna ve onun ötesinde cinlerin yaşadığına inanırlardı. Özellikle Haçlı Seferleri ve daha sonraki ilişkiler ve seyyahların gezi notlarının incelenmesi sonrasında, Avrupalıların dünya hakkındaki bilgileri artmış, boş inançlar yıkılmıştır.

Özellikle Venedikli seyyah Marco Polo doğu üzerine Çin’e kadar büyük bir seyahat yaptı (1271 – 1295). Bu seyahati sırasında yazdığı, doğu ülkelerinin hem zenginliklerini, hem de coğrafyasını anlattığı “Garibeler Kitabı” adlı eseri, Avrupalılar üzerinde büyük etkiler meydana getirmiştir.

c. Pusulanın geliştirilmesi: İlk kez Çinliler tarafından icat edilen pusula, Haçlı Seferleri sırasında Avrupa’ya geçmiştir. Kristof Kolomb’un pusulanın sapma açısını düzeltmesiyle artık yönlerini kaybetme korkusundan kurtulan Avrupalılar, okyanuslara daha rahat ve korkusuzca açılmaya başladılar.

d. Gemicilik sanatındaki ilerlemeler: Eskiden kullanılan kadırgaların geliştirilerek 30 metre uzunluğunda, üç direkli beş yelkenli ve okyanuslara daha dayanıklı Karavel tipi gemilerin yapılması okyanuslara açılmada insanların cesaretini artırdı.

e. Efsane ve hurafelere inanmayan cesur gemicilerin yetişmesi: Orta Çağ’da Avrupalılar, Atlas okyanusunun içinde gemileri çeken çok büyük girdapların olduğu ve bu sularda dolaşan gemicilerin zenciye dönüşecekleri gibi hurafelere inanırlardı. Ancak doğu ile olan ilişkiler ve coğrafya bilgisinin ilerlemesi bu gibi inançların yıkılmasına neden olmuştur.

f. Ticaret yollarının Müslümanların eline geçmesi: Çin’den başlayan İpek Yolu, Hazar Denizi’nde iki kola ayrılıyor, kuzey kolu Kırım limanlarında son bulurken güney kolu Karadeniz kıyılarından İstanbul’a ulaşıyordu.

Coğrafi Keşiflerin Yapılışı

• Portekizli Bartelmi Dias Afrika’nın güney ucuna ulaşarak Ümit Burnu’nu buldu (1487).

• İspanyol asıllı Kristof Kolomb, İspanya’nın Palas limanından hareket edip Atlas Okyanusu’nu aşarak Amerika Kıtası’nı buldu (1492). Ancak burasını Hindistan zannettiğinden batısındaki Bahama takımadalarına Batı Hint Adaları, halkına da Hintliler adını verdi. Daha sonraları Amerika Kıtası’na üç sefer daha yaparak kıtanın orta ve güney kesimlerini de keşfetti. Ancak yeni bir kıta keşfettiğini anlayamadan öldü.

• Portekizli Vasko do Gama Ümit Burnu’nu dolaşarak Hindistan’a vardı (1498).


• Kristof Kolomb’un ölümünden kısa bir süre sonra İtalyan gemici Ameriko Vespuçi, Amerika’nın Hindistan değil yeni bir kıta olduğunu dünyaya ilân etti ve kıtaya onun adı verildi “Amerika” (1507).
• Bu tarihten itibaren Portekizliler Hint Okyanusu’na hâkim olmaya başladılar. Böylece Hindistan’dan gelerek Süveyş’te sona eren Baharat Yolu yön değiştirerek Ümit Burnu Yolu hâline geldi ve Portekiz egemenliğine girdi. Bu gelişme Hint sularında Osmanlı – Portekiz mücadelesini başlatmıştır.

• 1519′da Portekiz asıllı Macellan tarafından başlatılan batıya seyahat Del Kano tarafından tamamlanarak (1522) dünyanın yuvarlak olduğu ilk kez ispatlanmıştır.

• Başlangıçta Portekizliler ve İspanyollar tarafından başlatılan Coğrafî Keşifler, özellikle İngilizler, Fransızlar ve Hollandalılar tarafından tamamlanmıştır.
Coğrafi Keşifler’in sonuçları

• Hristiyanlık yayıldı. Buna karşılık dünyanın düz olduğu gibi pek çok yanlış bilgi aktaran din adamlarına olan güven azaldı.

• Keşfedilen yerlerde yetişen domates, vanilya, patates, tütün, kakao gibi bitki türleri ile Avrupalılar ilk kez tanıştı.

• Avrupalıların, keşfettikleri yerleri sömürgeleştirmesiyle Sömürgecilik Dönemi başladı.

• Keşifler, ticaret yollarının değişmesine neden oldu. Hint Deniz Yolu’nun bulunmasından ve Amerika’nın keşfinden sonra Akdeniz limanları ile Baharat ve İpek Yolu eski önemini kaybederken Hint Okyanusu kıyısındaki limanlar önem kazandı.

• Yeni keşfedilen ülkelerde bol miktarda bulunan altın ve gümüş gibi değerli madenler Avrupa’ya getirildi. Avrupa’da ticaretle uğraşan kişiler (Burjuva sınıfı) zenginleşti. Tüccarların, soyluların ellerinde bulunan toprakları satın almalarıyla soylular eski güçlerini kaybettiler.

• Keşfedilen yerlere, özellikle Amerika’ya Avrupa’dan pek çok insan göç etti. Avrupa kültür ve uygarlığı yeni yayılma alanları buldu.

• Amerika’nın eski bir medeniyet merkezi olduğu öğrenildi.

• Zenginleşen Avrupalılar, kültür ve sanat hareketlerini desteklediler. Böylece, Avrupa’da Rönesans’ın doğmasına ortam hazırlamış oldu.

• Coğrafî Keşiflerle ticaret yollarının değişmesi sonucunda Osmanlı Devleti ekonomik yönden büyük gelir kaybına uğradı.

• Keşifler, dünya tarihinde önemli sosyal, siyasal, ekonomik ve dini değişikliklere neden olmuştur. Bu durum, keşiflerin evrensel yönünü ortaya koymaktadır.

• Eski ticaret yolları değişti. Akdeniz, doğu -batı ticaretindeki önemini kaybetti. Baharat ve İpek Yolları önemini kaybetti. Bu durum Atlas Okyanusu Limanlarının önem kazanmasına neden olmuştur.

• Avrupalılar, yeni keşfedilen yerlerde sömürge imparatorlukları kurdular. Bu durum, keşfedilen ülkelerden Avrupa’ya altın ve gümüş başta olmak üzere bol miktarda hammadde götürülmesine neden olmuştur. Bu gelişmeler Avrupa’nın zenginleşmesini, hayat standartlarının yükselmesini ve Rönesans hareketlerinin gerçekleştirilmesini sağlamıştır.

• Ticaretle uğraşan burjuva sınıfı zenginleşmiş ve Avrupa ürünleri yeni pazarlar bulmuştur. Böylece daha sonraki yıllarda gerçekleşecek olan Sanayi Devrimi’ne ortam hazırlanmıştır.

• Keşfedilen yerlere Avrupa’dan göçler olmuş, bu durum Avrupa kültür ve medeniyetinin yayılmasını sağlamıştır.

• Hıristiyanlık, yeni ülkelere yayılmıştır. Ancak bazi bilimsel gerçeklerin ortaya çıkması sonucunda Hıristiyanların dini inançları zayıflamış, Kilise’ye güven sarsılmıştır.

• Dünyanın bazı yerleri, Avrupalılar tarafından tanınmış, yeni kültürler, canlılar ve ırklar ortaya çıkmıştır.

Coğrafi Keşiflerin Türk Dünyası Üzerindeki Etkileri

Coğrafi Keşifler, bütün insanlığı etkilemiştir. Bu yönüyle evrensel bir özelliğe sahiptir. Akdeniz Limanları, Coğrafya Keşifler sonucunda önemini kaybetti. Ancak 1869′da Süveyş Kanalı’nın Fransızlar tarafından açılmasıyla bu limanlar yeniden önem kazanmıştır.

Coğrafi Keşifler, Müslüman ülkeler açısından büyük zararlara neden olmuştur. İslam ülkeleri yoksullaşmış, Türkistan Hanlıkları giderek zayıflamış ve Ruslar karşısında gerilemiştir. Osmanlı İmparatorluğu, İpek ve Baharat Yollarına hakim olmasına rağmen yolların değişmesinden dolayı umduklarına ulaşamamıştır. Osmanlı İmparatorluğu, ticaret faaliyetlerini yeniden geliştirebilmek için Avrupalı devletlere kapitülasyonlar vermek zorunda kaldı.

Ayrıca Osmanlı topraklarında kervan yolları boyunca faaliyet gösteren halk ve zanaatkârlar işsiz kaldı. Bu durum, Osmanlı Devleti’nde ekonomik sıkıntılara ve Celali İsyanları’na zemin hazırlamıştır.

Osmanlı Devleti, Hint ticaret yolunun hakimiyeti için Portekizlilerle, Akdeniz hakimiyeti için de İspanyollarla mücadele etti. Endonezya’da savunma ve koruma savaşları yapan Osmanlı Devleti, Hıristiyan Avrupa karşısında ”Doğu Kalkanı” haline geldi.

Keşiflerin Osmanlı Devleti Açısından Önemi

Bu keşiflerle Osmanlının elinde bulunan İpek ve Baharat Yolu önemini kaybetmiş, yeni ticaret yolları bulunmuştur. Bu da Osmanlı Devleti’nin vergi gelirlerinin azalmasına yol açmıştır. Tüm bunlar Osmanlı Devletini maddi açıdan kötü etkilemiştir. Daha doğrusu; Osmanlı Devleti ve diğer müslüman devletler zarara uğrayıp, ellerindeki malların değerleri gitmiştir.Coğrafî Keşifler, bütün insanlığı etkilemiştir. Bu yönüyle evrensel bir özelliğe sahiptir. Akdeniz Limanları, Coğrafî Keşifler sonucunda önemini kaybetti. Ancak 1869′da Süveyş Kanalı’nın Fransızlar tarafından açılmasıyla bu limanlar yeniden önem kazanmıştır.

Coğrafî Keşifler, Müslüman ülkeler açısından büyük zararlara neden olmuştur. İslam ülkeleri yoksullaşmış, Türkistan Hanlıkları giderek zayıflamış ve Ruslar karşısında gerilemiştir. Osmanlı İmparatorluğu, İpek ve Baharat Yollarına hakim olmasına rağmen yolların değişmesinden dolayı umduklarına ulaşamamıştır. Osmanlı İmparatorluğu, ticaret faaliyetlerini yeniden geliştirebilmek için Avrupalı devletlere kapitülasyonlar vermek zorunda kaldı.

Ayrıca Osmanlı topraklarında kervan yolları boyunca faaliyet gösteren halk ve zanaatkârlar işsiz kaldı. Bu durum, Osmanlı Devleti’nde ekonomik sıkıntılara ve Celali İsyanları’na zemin hazırlamıştır.

Tagged : / /

Toprak Oluşumu Ve Türkiye’de Topraklar

TOPRAK OLUŞUMU

TOPRAK:Toprak taşların parçalanması ve ayrışmasıyla meydana gelen,içerisinde çeşitli canlı kalıntıları, hava ve su bulunangevşek yer örtüsüdür. Toprağı oluşturan başlıca unsurlar, kum, kil, kalker,organik maddeler,su ve havadır.

HUMUS:Organik kalıntılar ve özellikle bunları çürümesiyle meydana gelen,mikroorganizmalar açısından zengin olan,organik maddedir.

HORİZON:Toprağı meydana getiren katmanlara horizonadı verilir.

TAŞLARIN PARÇALANMASI

1.Kimyasal Çözülme:

Özellikle sıcak ve nemli iklim bölgelerinde meydana gelir.Genel olarak taşların su tarafından eritilmesidir.Bunun sonucunda taşların kimyasal bileşimlerinde değişme meydana gelir.Kimyasal çözülmede temel etkenler, nem miktarı ve sıcaklıktır.Yağış miktarı ve sıcaklığın artması kimyasal çözülmeyi arttırır.Bu nedenlerle en fazla Ekvatoral iklim alanlarında meydana gelir.

2.Fiziksel (Mekanik ) Çözülme:

Taşların kimyasal yapılarında herhangi bir değişme meydana gelmeden,bağlarının zayıflaması parçalara ayrılarak ufalanmasıdır.En önemli etken,sıcaklık farklarıdır.Sıcaklık farkının artması mekanik çözülmeyi arttırır. Özellikle,çöl ikliminin egemen olduğu alanlarda ve sıcaklık farkının fazla olduğu karasal iklim bölgelerinde etkili olmaktadır.

3.Biyolojik Çözülme:

Bitki köklerinin taş aralarındaki çatlaklara girerek büyümeleri ve sonuçta taşı parçalamaları ile meydana gelir.Özellikle bitki örtüsünün ve özellikle ormanların zengin olduğu sıcak ve nemli sahalarda etkili olur.

TOPRAK OLUŞUMUNU ETKİLEYEN FAKTÖRLER

1.İklim:Sıcaklık ve nemlilik toprak oluşumunu etkiler.Sıcaklık taşların ufalanmave humus oluşum sürecini belirler.Nem,toprak yıkanmasını ve kimyasal çözülme sürecini etkiler.Topraktaki tuz ve kireç miktarını etkiler.

2.Bitki örtüsü:Kökleri ve organik asitler sayesinde ayrışma sürecini hızlandırır,toprakta organik madde oluşumunu sağlar,humus bakımından zenginleşme imkanı verir,toprakların zemine tutunmasını sağlayarak erozyona uğramasını engeller.

3.Yer şekilleri:Eğim,yükselti ve bakı toprak oluşumunu etkiler. Eğimli arazilerde toprak oluşumu daha yavaştır.Yamaçlarda topraklar erozyon gibi sebeplerden dolayı daha incedir.Yükselti iklim elemanlarının özelliklerini belirleyerek toprak oluşumunda etkili olur.Bakı,güneşlenme süresini ve sıcaklığı etkileyerek toprağın nemliliğini ve dolayısıyla oluşumunu etkiler.

4.Taşların özelliği(Ana kaya):Toprağı meydana getiren ana kaya,parçalanma sürecini,toprağın rengini,organik bakımdan zenginliğini ve su geçirimlilik oranını etkiler.

Başkalaşım taşlardan oluşan topraklar daha su geçirimliliği fazla olan kumlu toprakları oluşturur.Kil ve kireç oranı yüksek olan ana kayalar,koyu renkli geçirimli toprakları meydana getirir.

5.Zaman:Toprak çok uzun sürelerde oluşumunu tamamlamaktadır.Tam bir toprak oluşumu binlerce yılda gerçekleşmektedir. Oluşum süresi kalınlığı etkiler.

 

TOPRAĞI OLUŞTURAN KATMANLAR (HORİZON)

 

Toprak kesitinde A , B ,C ve D olmak üzere dörtkatman (horizon)bulunur

A Horizonu:En üstte yer alır.Organik maddeler bakımından zengin vegenellikle koyu renklidir.Su ve besin maddelerinin en fazla bulunduğu ,bitkilerin yetiştiği ve köklerinin en fazla yayıldığı katmandır.

B Horizonu:A katı ile birlikte asıl toprak katını meydana getirir.Üstte yıkanan tuz ve kil gibi maddelerin biriktiği kattır.Bu nedenlebu katmana birikim katmanı adı da verilir

C Horizonu:Ayrışmanın tam olara gerçekleşmediği,ana kayanın özelliklerini taşıyan büyük parçalardan meydana gelir.

D Horizonu:Ana kayanın yer aldığı bölümdür.

TOPRAK ÇEŞİTLERİ

(OLUŞTUKLARI YERLERE GÖRE)

A.TAŞINMIŞ TOPRAKLAR: Toprakların,eğimli sahalarda,oluştuğu ana kaya üzerinden,akarsu, rüzgar,buzullar ve diğer dış kuvvetlerin etkisiyle taşınarak,eğimin azaldığı yerlerde birikmesiyle oluşur.Alüvyon, lös ve moren toprakları taşınmış topraklardır.Taşınmış topraklar, organik ve mineraller bakımından zengin topraklardır.

B.YERLİ (ANA KAYA) TOPRAKLARI: Eğimin az olduğu,düz alanlarda,oluştuğu yerde bulunan topraklardır.Oluştuğu alana ait tüm özellikleri taşırlar.İklim,bitki örtüsü,organizmalar,ana kayanın yapısı ve yer şekillerine bağlı olarak oluşurlar.

Yerli topraklar ikiye ayrılırlar:

1.NEMLİ BÖLGE TOPRAKLARI: Yağış miktarının fazla,bitki örtüsünün zengin olduğu alanlarda görülür.Verimli topraklardır.Humus bakımından zengin fakat yıkanmanın fazla olması nedeniyle mineral bakımından fakir topraklardır.

Laterit Topraklar:Ekvator ve dönenceler arasındaki sıcak ve nemli iklim bölgelerinde oluşurlar. Fazla yıkanma nedeniyle humus miktarı az verim düşüktür.

Tundra Toprağı:Kutup altı bölgelerinde görülür.Büyük oranda donmuş haldedir.Yaz mevsiminde erimelere bağlı olarak bataklık halini alır, tarıma elverişli topraklar değildirler.

Podzol Toprağı:Tundra kuşağının güneyinde,soğuk ve nemli bölgelerde iğne yapraklı ormanların yaygın olduğu alanlarda oluşmuşlardır.Aşırı yıkanmaya bağlı olarak besin bakımından fakir,verim değeri düşük olan topraklardır.

Kahverengi Orman Toprağı:Orta kuşağın nemli, ılıman ve geniş yapraklı ormanlarla kaplı sahalarında oluşmuş topraklardır. Humusça zengin,verimli topraklardır.

Terra-RossaToprakları:Akdeniz ikliminin etkili olduğu bölgelerde,kalkerli araziler üzerinde oluşan topraklardır.Kalkerin içerdiği demir oksit nedeniyle kırmızı renklidirler.

2.KURAK VE YARI KURAK BÖLGE TOPRAKLARI:Yağışların az ,bitki örtüsünün zayıf ve buharlaşmanın fazla olduğu kurakbölgelerde oluşan topraklardır. Yağış azlığına bağlı olaraktoprakta yıkanma azdır.Bu nedenle tuz ve kireç oranı fazladır.

Yarınemli bölgelerde oluşan topraklar bitki örtüsünün(stepler) çürümesi nedeniyle humus bakımından zengin verimli topraklardır.

Çernozyomlar (Kara Topraklar):Orta kuşakta , yarı nemli step sahalarında görülür. Esmer renkli, humus bakımından zengin çok verimli topraklardır.

Kestane ve Kahve Renkli Step Toprakları :Orta kuşakta karaların iç kesimlerinde,az yağış alan step sahalarında oluşur.Humus birikimi az,verimi düşüktür.Özellikle tahıl tarımı için uygundur.

Çöl Toprakları :Humus bakımından fakir topraklardır.Kuraklık ve buharlaşma nedeniyle tuz ve kireç toprak yüzeyini kaplamıştır.Verimsiz topraklardır.

TÜRKİYE’DE TOPRAK ÇEŞİTLERİ

**Yurdumuzda çeşitli iklim tiplerinin görülmesi,diğer etmenlerle beraber farklı toprak tiplerinin oluşmasına neden olmuştur.

1.Yarı kurak iklimin etkili olduğu,İç Anadolu ve Güneydoğu Anadolu’da Kahverengi Step toprakları,

2.Akdeniz ikliminin etkili olduğu ,Akdeniz,Ege ve Güney Marmara kıyılarında terra-rossa toprakları

3.Doğu Karadeniz kıyılarında yağışın fazla olmasına bağlı olarak,podzolik topraklar,

4.Karadeniz kıyılarında,Akdeniz ve Ege’nin ormanlık alanlarında,Kahverengi orman toprakları,

5.Doğu Anadolu’da Erzurum ve Kars çevresinde,Çernozyom toprakları,

6.Tuz gölü çevresinde çöl toprakları yer almaktadır.

Tagged : /