ArcGIS

ArcGIS,  ürünleri kurum ve kuruluşların ihtiyaçlarını karşılamak üzere geliştirilmiş komple bir GIS yazılım paketidir.

ArcGIS yapısı ile GIS fonksiyonelliğini ve isletme mantığını ihtiyacınız olan her yerde kullanabilirsiniz. – masaüstünde, server üzerinde (web dahil) veya mobil cihazlarda – Veritabanı yapısı ile birleşen bu mimari, akıllı coğrafi bilgi sistemleri oluşturmanızı sağlar.

Masaüstü GIS

ArcGIS Masaüstü yazılımları ile coğrafi bilgilerinizi yönetebilir, analiz edebilir, haritalayabilir, paylaşabilir ve yayınlayabilirsiniz. ArcGIS Masaüstü ürünleri: Continue reading “ArcGIS”

Tagged : / / /

Türkiye’de Kentleşmenin Tarihsel Boyutu

Türkiye ‘de kentleşme süreci için 1950 öncesi ve 1950 sonrası olarak iki farlı dönemden söz etmek mümkündür. 1950’ye kadar çok yavaş artış kaydeden ülkemizin kent nüfusu, bu tarihten sonra özellikle kırsal alanlardaki dönüşümlerden kaynaklanan çözülmenin kentlere yönelik yoğun göçlere neden olması sonucunda çok hızlı bir artış kaydetmiştir. 1950’den sonra artan ve kırdan kente yönelik göçlerin şekillendirdiği bu hızlı kentleşme, günümüzde de devam etmektedir. Ülkemizdeki kentleşme süreci yakından incelendiğinde bölgeler arası ekonomik gelişme farklılıklarının giderek büyümesi eskiden beri göç alan merkezlerin daha fazla göç almalarına neden olurken sanayi, turizm ve tarım faaliyetlerinin gelişmesiyle ortaya çıkan ve giderek güçlenen yeni çekim merkezleri ortaya çıkmıştır. Örneğin GAP’la Şanlıurfa, turizmle Antalya ve sanayiyle Tekirdağ son yıllarda hızlı bir kentleşme olgusu ortaya koymuştur. Bir diğer husus ise kentleşmenin mekansal dağılımındaki yeni ve ilginç gelişmelerdir. 1985’te yoğunlaşan Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu’daki terör olayları bu iki bölgede kente yönelik olan göçü çok fazla artırmıştır. Öyle ki bu yıllarda kentleşme hızında Marmara Bölgesi’ni geride bırakmıştır. Başka bir husus da üniversitelerin kurulmasıdır.
Bu kentleşmeye yeni bir boyut kazandırmıştır. Özellikle Çanakkale, Isparta, Muğla ve afyon illerimizde eğitim kaynaklı kentleşme olgusu aşikârdır. Türkiye’deki kentleşme sürecini dönemsel olarak incelemek gerekirse bunu üç dönemde inceleyebiliriz. 1923-1950 Dönemi 1950 öncesinin temel özelliği ülke bütününde güçlü bir kentleşme hareketinin bulunmamasıdır. Bu dönemde bariz olamasa da bir artış gözlenmiştir.  1935’te % 23,5 olan kentleşme oranı 1950’de %25’e ulaşmıştır. Bu dönemde kente olan göçlerden ziyade kent içi dinamiklerin kentsel nüfusu arttırdığı söylenebilir.

Bu dönemde kentten kente göçler yaşanmıştır fakat belirgin bir artış yoktur. Yukarda da değinildiği gibi bu artış tamamen kentlerin iç dinamikleriyle alakalıdır. Yapılan göçler genel itibariyle büyük kentlere olmuştur. Dönemin genel nüfus artışı ‰ 21,7 iken kentsel nüfustaki artış ‰ 22,5’tür.                 B

u dönemde Ankara’nın başkent olması buraya olan göçü oldukça etkilemiştir. Ayrıca normalin üzerinde – iki katını geçen – bir göç hareketi yaşanmıştır. Ankara’daki artış ‰ 61’dir. 1923-1950 dönemi arasında kentsel nüfusun göç almamasındaki temel faktör bu dönemde köy ve kent olgusunun belirgin olmamasıdır. Yani kentlerin köylerden pekte bir farkının bulunmamasıdır. 1950-1980 Dönemi

Özellikle bir önceki döneme oranla 1950 ile 1960 yılları arasında kentleşme oldukça hızlıdır. Hem büyük şehirler göç alırken hem de kentsel statü kazanan birçok il meydana gelmiştir. 1950 sonrası olağanüstü bir kentleşme söz konusudur. 1950’de % 25 olan kentleşme oranı 1980’de % 43,9’a yükselmiştir. Kentsel nüfustaki artış oranı ise bu dönem içerisinde ‰ 15-27’den ‰50-55’e yükselmiştir.

Bu dönemin bir diğer özelliği ise kente olan göçlerin daha çok kırsal kesimlerden olmasıdır. 1950 öncesi dönemde toplam nüfus artışıyla kentsel nüfus artışı arasında fazla fark yok iken bu dönemde kentsel nüfus artışı toplam nüfus artışını oldukça geçmiştir. Buda kentlerdeki nüfus artışının yarıdan fazlasının göçlerden kaynaklandığını ortaya koyar. cigarettes online 1950’den sonra kentleşmenin hızla gelişmesindeki ana unsurlar sosyal ve ekonomik yapıdaki iyileşmelerdir. Özellikle bu dönemde sanayileşme hamleleri, ulaşımda kolaylık sağlamak için demiryollarından ziyade karayoluna yatırım yapılması ayrıca kırsal alanda artan nüfusla ortaya çıkan toprak yetersizliği (bol nüfuslu ailelerde 1950 öncesi ekilen arazi yaşamı idame ettirmeye yeter iken artan nüfus ile birlikte çocuklar arasında arazinin paylaşımı ile birlikte ekonomik gereksinimlerin karşılanamaz duruma gelmesi) kentlerin cazibesini artırmıştır. Bunun yanı sıra kentlerdeki sağlık, alt yapı, kamu hizmetlerinin iyileşmesi de kentleşmenin hızla gelişmesindeki diğer faktörlerdendir.

Bu dönemden sonra artık göçler sadece Ankara ile sınırlı kalmamış sanayi yatırımları ile birlikte İstanbul, İzmir ve Adana gibi büyük şehirlere de yapılmıştır. 1960-1970 Dönemi Bu dönemde kentsel nüfus artışındaki azalmada en etkin faktör kırsal alanların iticiliğini kaybetmesinden dolayıdır. Kırsal alanlara yapılan devlet desteği ve gelir artışlarıdır. İkinci faktör ise dış göçlerin başlamasıdır. Bu dönemde 569.238 kişi dış göçe maruz kalmıştır. 1970-1980 Dönemi Bu dönem ülkedeki 1950’den sonra kentleşme hızının düşük olduğu dönem olarak göze çarpar. Bu düşüşü 1950-1960’ta ‰ 52,4 19-1970’de ‰ 43,5 1970-1980’de ise ‰ 36,1 yıllarındaki oranlarla ortaya koyabiliriz. Bu gerilmenin nedenleri arasında siyasal koşulların yanında sosyo-ekonomik koşulları saymak mümkündür. 1970 sonrası kalkınma hızı düşerken yatırımlar durma noktasına gelir. Ekonomik bunalımlar sonrasında tarım dışı sektörde işgücü talepleri oldukça düşmüştür. Konut, altyapı, kamu hizmetleri hızla artan nüfusa yetersiz gelmeye başlamıştır. Demografik etkende yavaşlatmıştır.  Şöyle ki hızla artan nüfus artış hızını azaltmaya yönelik yapılan politikalardır. Genç nüfusun kentlere göç etmesi yaşlı nüfusun kırsal alanda kalması da kırsal nüfusun artışını engellemiştir. 1980 Sonrası  Kentleşme hareketleri bu dönemden sonra tekrar hızlanmaya başlamıştır. 1980’de ‰ 54,5’e yükselmiştir. Bu süreçte en fazla artış 1980-1985 döneminde görülmüştür. Öyle ki Cumhuriyet döneminin en yüksek kentsel nüfus artışı yaşanmıştır ve kır nüfusu geçerek ‰ 62,6’ya yükselmiştir. Büyük artıştaki önemli rol yönetsel yapılanmalardır. Üç şehir büyük kent statüsü kazanmıştır. Yine bir diğer önemli hususta kentleşmenin boyutu ve dinamikleridir. Geleneksel kentler dediğimiz İstanbul, Ankara, İzmir’in yanı sıra başka şehirlerde göç almaya başlamıştır. Kentleşme hızına etki eden en önemli faktörlerin başında terör olayları, sanayi ve turizm faaliyetleridir. Marmara bölgesinde İstanbul merkezli başlayan kentleşme burada sanayi faaliyetleri nedeniyle çevre illere de sıçramıştır. Akdeniz kıyılarındaki kentleşmenin en önemli nedeni turizmdir. Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki kentleşmenin en önemli sebebi ise zaman zaman şiddetini artıran terör olaylarıdır. Bunlar neticesinde insanlar kendilerini daha güvende hissetmek için bölge kentlerine göç etmişlerdir.

Tagged : /

Türkiye’nin Gölleri

Yeryüzündeki doğal çanaklarda ya da çevresine göre alçakta kalmış alanların doğal setlerle kapanması sonucu birikmiş su kütlelerine göl denir.

– Göllerin dışarıya akışı (gideğen) varsa suları tatlıdır.

– Ülkemizde göller Vangölü çevresinde, Tuzgölü çevresinde, Güney Marmara’da ve Göller Yöresi’nde yoğunlaşmıştır.

– Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde doğal göl yoktur.

– Su seviyesi yıl içinde en çok değişen göl Tuz Gölü, en derin göl Çıldır, en sığ göl Tuz Gölü’dür.

Oluşumlarına Göre Göller

A. Doğal Göller

1. Tektonik kökenli göller Yerkabuğunun faylanma ile çökmesi ve torbalaşması sonucunda oluşan çukurlara suların birikmesi sonucu oluşan göllerdir. Doğu Anadolu Bölgesi’nde →Hazar, Çıldır İç Anadolu Bölgesi’nde →Eber, Akşehir, Tuzgölü, Ilgın (Çavuşçu), Seyfe Güney Marmara Bölümü’nde →Manyas (Kuş Gölü), Ulubat, Sapanca, İznik Göller Yöresi’nde →Burdur, Eğirdir, Beyşehir, Acıgöl

2. Karstik-tektonik göller Hem faylanma sonucunda arazinin çökmesi, hem de kireçtaşlarının çözünmesi sonucu oluşan göllerdir. Eğirdir, Kovada, Beyşehir, Salda, Yarışlı Gölleri bu tür oluşuma örnektir.

3. Karstik göller Yalnızca kireçtaşının çözünmesi ile oluşan çukurlarda suların birikmesiyle oluşur. Avlan, Kestel Gölleri bu tür oluşuma örnektir.

4. Volkanik göller Volkan bacalarının ağzında oluşan krater, koninin ve baca kısmının çökmesi ile meydana gelen ve patlama sonucu oluşan maar ve kaldera tipi göllerdir.
Kalderaya en güzel örnek Nemrut Gölü’dür. Maar gölüne İç Anadolu’da Meke Tuzla Gölü, Krater gölüne Isparta Gölcük gölleri örnektir.

5. Buzul gölleri Buzulların aşındırmasıyla oluşan sirklerin (buz yalağı) içinde bulunurlar. Ülkemizde, IV. jeolojik zamandaki buzullaşmadan az etkilendiği için az bulunurlar. Rize Dağları Kaçkarlar, Aladağlar, Munzur (Mercan) Dağları (buzul dağlar), Bolkarlar ve Uludağ üzerinde bu tip göller bulunmaktadır.

6. Set gölleri a. Alüvyal set gölleri: Akarsuyun taşıdığı alüvyonları bir koy ve körfezin önünü tıkamasıyla ya da akarsuyun kendi önünü tıkaması sonucu oluşurlar. Bafa (Çamiçi), Mogan, Eymir, Köyceğiz, Marmara, Uzungöl bu şekilde oluşmuştur.

b. Heyelan set gölleri: Heyelanların, vadilerin önünü kapatmasıyla oluşur. En çok Karadeniz Bölgesi’nde görülür. Tortum, Sera, Abant, Yedigöller bu şekilde oluşmuştur.

c. Volkanik set gölleri: Lavların bir vadiyi kapatmasıyla oluşurlar. Vangölü, Erçek, Nazik, Haçlı, Balık Gölleri bu şekilde oluşmuştur.

d. Kıyı set gölleri(lagün): Kumsalların bir koy ya da körfezin önünü kapatmasıyla oluşurlar. Büyük Çekmece, Küçük Çekmece, Durusu (Terkos) bu şekilde oluşmuştur.

B. Baraj Gölleri Taşkın önleme, elektrik elde etme, sulama ve içme suyu sağlama amacıyla akarsuların en dar kesimine inşa edilen yapay setlere baraj denir.

– Fırat üzerinde →Atatürk, Keban, Karakaya, Birecik Baraj Gölleri – Dicle üzerinde →Dicle, Kralkızı, Devegeçidi, Batman Baraj Gölleri

– Kızılırmak üzerinde →Hirfanlı, Kesikköprü, Derbent, Altınkaya, Baraj Gölleri – Yeşilırmak üzerinde →Hasan ve Suat Uğurlu, Kılıçkaya Baraj Gölleri

– Sakarya üzerinde →Gökçekaya ve Hasan Polatkan Baraj Gölleri – Büyük Menderes üzerinde →Adıgüzel ve Kemer Baraj Gölleri

– Gediz üzerinde →Demirköprü Baraj Gölü – Manavgat üzerinde →Oymapınar Baraj Gölü – Ceyhan üzerinde →Menzelet ve Aslantaş Baraj Gölü

– Seyhan üzerinde →Seyhan Baraj Gölü. – Çoruh üzerinde →Borçka ve Muratlı Baraj Gölü Not: Bergama’da Alianoi Antik Kenti, Yortanlı Barajı Gaziantep’te Zeugma Antik Kenti, Birecik Barajı Batman’da Hasankeyf Antik Kenti, Ilısu Barajı altında kalma tehlikesi ile karşı karşıyadır. Günümüzde Zeugma’nın çok büyük bölümü baraj suları altında kalmıştır.

Türkiye’de göllerin Özellikleri – Göllerin yükseltisi, ülkemizin doğusuna gidildikçe artar.

– Tortum, Hazar, Kovada gibi doğal göllerin bazılarında gideğenlere kurulan trübinler vasıtasıyla elektrik üretilir.

– En çok elektrik üreten baraj gölümüz Atatürk’tür.

– Van Gölü’nden soda elde edilirken, Tuz Gölü’nden tuz elde edilir.

– En büyük tatlısu gölümüz Beyşehir’dir.

– Göller, bulundukları çevrenin su rejimini düzenler.

– Göller, iklim yumuşatıcı etkide bulunur.

– Göllerin bazılarından tatlısu balıkçılığında, sulamada, ulaşımda, turizmde yararlanılır.

– Manyas (Kuş Gölü), Seyfe, Sultan Sazlığı önemli kuş cennetleridir.

Tagged : / /

Türkiye’de Masif Araziler

TÜRKYEDE MASİFLER Masif: Eski kıvrımlarla oluşmuş arazi parçası. Eski kütle de denir. Batı Anadolu masifi; Menderes Saruhan, Menteşe Bozdağ, Yunt Dağı, Aydın Dağı, Beşparmak Dağları Afyon civarı-menderes masifi Denizli, Afyon, Uşak, Bilecik, Manisa = mermer masifi Masifler aşırı derece deformasyona uğramışlardır. Kırılmışlardır. Orojenez fazladır. Yapısı çatlaklı, faylı ve eklemlidir. Sert olup rijittir. Batı Anadolu masifinde 2 orojenez vardır; Kaledoniyen orojenezi: Altı paleozoik Hersiniyen Orojenezi: Üst paleozoik Türkiye ‘de hüroniyen masifi bulunmaz. Paraksizma: tabkaların çok fazla sıkıştığı orojenezin en şiddetli olduğu safhadır. Orojenezler farklıdır. Ayırt etmek için; Altaki tabaka yaşlı üsteki tabaka genç olur. Tabaka yönleri farklıdır. Kıvrılma yönü farklıdır. Doğu-Batı yönlü kıvrılma varsa kuzey-güney yönünde sıkışma olur. Rezve Deresi(mutlu) Bulgaristan-Türkiye arasında sınırdır.

1. Masif: Istıranca Masifi İstanbul Belgrat Ormanından Rezve Deresine kadar uzanır. Trakya’nın Karadeniz kıyılarında yerleşme olmasının sebebi iç kıyıda falez bulunmasıdır. Istıranca masifini Demir Köy, İğne Ada, Babaeski oluşturur.

2. Masif: Orta Anadolu Masifi: Kırşehir, Nevşehir, Kızılırmak oluşturur.

3. Masif: Sultan Dağları masifi Akşehir, Doğan hisar, Yalvaç, Karamut Çayı, sultan dağları arası

4. Masif: Anamur-Alanya masifi Ermenek, Hadim, Alanya, Silifke arasıdır.

5. Masif: Niğde masifi Çamardı Ulukışla arasıdır.

6. Masif: Bitlis masifi Van Gölü ve Muş’un güneyindeki dağlardır. Bu masif Doğu Anadolu’nun en büyük masifidir.

7. Masif: Tokat masifi Almus Sulusaray arasındadır.

8. Masif: Ilgaz dağı masifi Daday Kastamonu civarındadır.

9. Masif: Pulur masifi Erzincan-Çayırlı, Gümüşhane-Kelkit civarındadır.

10. Masif: Bozdağ masifi

Tagged :

Türkiye’nin Akarsuları

Akarsu Havzası Bir akarsuyun kollarıyla beraber sularını topladığı alana akarsu havzası denir. Sularını denize ulaştıran akarsulara açık havza, sularını göle ulaştıran ya da kuruyarak, cılızlaşarak denize ulaşamayan akarsulara kapalı havza denir. Kapalı havzalarımız: – Tuz Gölü Kapalı Havzası, – Konya Kapalı Havzası – Göller Yöresi Kapalı Havzası – Van Gölü Kapalı Havzası – Hazar Gölü Kapalı Havzası Not: – Ülkemiz içinde veya dışında denize ulaşan bütün akarsularımız açık havzalıdır. – Ülkemizde kapalı havzaların oluşmasının en önemli nedeni yerşekilleridir.

Bunun yanında kuraklık ve kireçtaşı arazilerin varlığı da bazı kapalı havzalarımızın oluşmasında etkendir. Akarsu Debisi (Akım) Akarsuyun herhangi bir kesitinden saniyede geçen su miktarının m³ olarak değerine debi denir. Debiyi      – İklim, – Yağış miktarı, – Yağış biçimi, – Havzanın genişliği, – Tabakaların geçirimliliği, – Yeraltı suları, – Havzadaki bitki örtüsü, – Beşeri faktörler etkiler. Not: -Türkiye’de debisi en yüksek akarsu Fırat’dır. -Doğu Anadolu Bölgesi’nde kışın debi kar yağışları(yağış biçimi) nedeniyle azalırken, ilkbaharda karların erimesiyle debi artar. Akarsuyun debisi dışında akış hızı da önemlidir.

Akarsuyun hızı suyun birim zamanda aldığı yoldur. Türkiye akarsuları, su miktarları çok olmasa da yatak eğimleri fazla olduğu için hızlı akarlar. Bu durum hidroelektrik potansiyeli arttırır. Akarsu Rejimi Akarsuyun debisnde yıl boyunca oluşan değişmelerdir. Akarsu rejimini yağış rejimi, yağış biçimi, sıcaklık, bitki örtüsü etkiler. Yıl boyunca akım değişikliği az olan akarsuların rejimleri düzenlidir.

Beslenme Kaynaklarına Göre Akarsular

1. Yağmur sularıyla beslenen akarsular Akdeniz iklim bölgelerinde akan Bakırçay, Gediz, Küçük Menderes, Büyük Menderes, Susurluk, Dalaman gibi ırmaklar yağmur sularıyla beslenen önemli akarsulardır. Bu tür akarsular yağışlı dönemde maksimum seviyeye çıkarken kurak dönemde minimum seviyeye düşerler.

2. Kaynak sularıyla beslenen akarsular Bu tür akarsuların en önemli özelliği kurak dönemde bile debilerinin çok fazla değişmemesidir. Ülkemizde Manavgat, Köprü Çayı, Düden Çayı bu tür akarsulara örnektir.

3. Kar ve buz suları ile beslenen akarsular Bu tür akarsular kar yağışlarının en fazla olduğu dönemde en alçak seviyelerine inerler. Kar erimelerinin olduğu dönemde ise coşarlar.Bu tür akarsular ülkemizde kaynaklarını yüksek dağlardan alırlar. Fırat, Dicle, Çoruh önemli örneklerdir.

4. Gölden beslenen akarsular Bu tür akarsular kaynaklarını aldıkları göllerin sularını dışarıya taşıdıkları için, bu göllerin tatlı olmasını sağlarlar. Beyşehir Gölü’nden çıkan Çarşamba Suyu, Eğirdir Gölü’nden çıkan Kovada Suyu bu tür akarsulara örnektir.

5. Karma rejimli akarsular Bu tür akarsular birden fazla beslenme kaynağına sahiptir. Hem yağmur, hem kar sularıyla beslenirler. dolayısıyla havzalarındaki sular farklı iklim bölgelerinde bulunur. Kızılırmak, Fırat bu tür akarsularımıza en güzel örneklerdir.

6. Sel rejimli akarsular Yağışın bol olduğu dönemde yatağının dışına taşarak sele yol açan, kurak dönemde ise kuruyarak ortadan kalkan akarsulara sel rejimli denir. Bu tür akarsular ülkemizde İç Anadolu Bölgesi’nde en çoktur.

Not: – Ülkemiz akarsuları genel olarak düzensiz rejime sahiptir. Bunun en önemli nedeni yağış rejiminin düzensiz olması ve akarsularımızın çok önemli bir bölümünün kar ve buzların bulunduğu yüksek dağlardan kaynaklarını almalarıdır.

– Ülkemizde yalnızca Karadeniz’in kıyı kesiminde boyları kısa olan akarsular kısmen düzenli rejime sahiptir.

– Meriç ve Asi Nehirleri kaynaklarını ülkemiz dışından alırlar.

– Fırat ve Dicle Nehirleri ülkemizden doğar, Basra Körfezi’ne dökülür.

– Aras ve Kura Nehirleri ülkemizden doğar, Azarbeycan’da Hazar Gölü’ne dökülür (kapalı havza).

– Bartın Çayı’nın ağız kısmından içeriye doğru birkaç km. Taşımacılık için yararlanılır. Türkiye Akarsularının Genel Özellikleri

– Ülkemizin şekillenmesinde en önemli dış kuvvettir.

– Ülkemizin bir yarımada olması, Karadeniz ve Akdeniz’de dağların kıyıya paralel uzanması nedeniyle akarsularımızın boyları kısadır (Türkiye sınırları içinde en uzun akarsu Kızılırmak’tır).

– İklim koşulları ve yerşekillerinin çok çeşitli olması nedeniyle sık bir akarsu ağına sahiptir.

– Yazın buharlaşmanın fazlalığı, yağış rejiminin düzensizliği, kar ve buz erimeleri nedeniyle rejimleri düzensizdir.

– Ülkemizde yarı kurak iklim koşullarının etkisiyle ve havzaların dar olması nedeniyle akarsularımızın su miktarı azdır.

– Ülkemiz yakın jeolojik dönemde oluşmuş genç bir ülkedir. Bu nedenle akarsularımız henüz denge profiline (yatağın deniz seviyesine inmesi) ulaşmamıştır.

– Eğimin fazla olması akarsularımızın hızlı akmasına neden olur. Bu durum hidroelektrik potansiyeli arttırır.

– Dağların genel uzanışına uygun olarak, çoğunlukla doğu-batı doğrultusunda akarlar.

– Ülkemiz akarsularından elektrik üretimi, sulama ve içme suyu, tatlısu balıkçılığı, su sporları gibi faaliyetlerde yararlanılmaktadır.Ülkemiz akarsuları genelde bulanık ve çamurlu akarlar. Bu durum havzada bitki örtüsü yoksunluğunun, dolayısıyla erozyonun en önemli göstergesidir. Akarsularımızın su toplama havzasında erozyonun güçlü olduğunun diğer bir kanıtı da delta ovalarının varlığıdır.

Tagged : / /

Türkiye’nin Dağları ve Coğrafi Dağılışları

Türkiye’nin Dağları I. Orojenik Hareketlerle Meydana Gelen Dağlar Kıvrım Dağları (Sıradağlar) Yerkabuğu üzerindeki yüksek alanlar dış kuvvetlerin etkisiyle aşındırılır. Aşınan malzeme eğim doğrultusunda taşınarak çukur alanlarda ya da göl ve deniz diplerinde biriktirilir. Bu büyük birikim alanlarına jeosenklinal adı verilir.Jeosenklinallerde birikmiş olan tortulların yan basınçların etkisiyle kıvrılması ya da kırılması ile meydana gelen olaylara orojenez denir.Jeosenklinal alanlardaki tortullar genç ve elastiki birikimler ise yan basınçların etkisiyle sıkışarak kıvrılır. Böylece kıvrım dağları meydana gelir. Kıvrımlar sonucu yükselerek kubbemsi şekil alan kısımlara antiklinal, alçakta kalan çanak kısımlara ise senklinal adı verilir. Ülkemizde Toroslar ve Kuzey Anadolu Dağları kıvrım dağlara örnektir.   Kırık Dağlar Jeosenklinallerde birikmiş olan tortullar sert ve yaşlı kütlelerden oluşmuşsa orojenik hareketler sırasında yan basınçlar ve sıkışmaların etkisiyle kırılırlar. Kırılma sonucu oluşan çatlaklara fay adı verilir. Fay hattı boyunca çöken kısımlara graben, çökmeyen ve böylece yüksekte kalan kısımlara horst adı verilir. Continue reading “Türkiye’nin Dağları ve Coğrafi Dağılışları”

Tagged : /

Türkiye’nin Genel Jeolojik Yapısı

Türkiye’nin Genel Jeolojik Yapısı Tamamıyla Alp kıvrım kuşağında yer alan ülkemizde, her jeolojik zaman ve hatta her jeolojik devire ait çeşitli araziler bulunmaktadır. Ülkemizin kabuk tabakası, çeşitli jeolojik devirlerde dağ oluşumu (orojenez), kütle halinde alçalma-yükselme (epirojenez) ve dikey ve yatay yönde yer hareketlerine uğramıştır. Bu yer hareketleri sonucunda yüzlerce km. uzunluğunda kırık hatlar oluşmuştur. Bu kırıklardan çıkan lavların birikmesi ile volkanik araziler ve volkanik dağlar oluşmuştur. Aşağıda, ülkemizde jeolojik zamanlarda oluşmuş ve yaygın olarak görülen araziler hakkında kısa bilgiler verilmektedir. I. Jeolojik Zaman – Çoğunlukla temelde bulunan ve masif adı verilen sert kütleler bu dönemden kalmaktadır. Bu masiflerin başlıcaları; Trakya’da Yıldız, Ege’de Saruhan-Menteşe, Orta Anadolu’da Kırşehir,Doğu Anadolu’da Bitlis, Karadeniz’de Daday-Devrekani. – Yaşanan sıcak ve nemli dönemler sonucunda oluşan gür ormanlar tortul tabakalar içinde kalarak taşkömürü (madenkömürü) yataklarını oluşturmuştur. Ülkemizde Zonguldak-Bartın taşkömürü havzası bu dönemden kalmıştır. Continue reading “Türkiye’nin Genel Jeolojik Yapısı”

Tagged :

Türkiye’deki Platolar ve Ovalar

TÜRKİYE’NİN PLATOLARI Akarsular tarafından derince yarılmış ve çevresine göre yüksekte kalan geniş düzlüklere plato denir. Türkiye’de platolar çok geniş yer kaplarlar. Bunun nedeni; III. jeolojik zaman sonuna kadar dış kuvvetler yoluyla aşınarak düzlük haline gelen arazilerin IV. jeolojik zaman başlarında kıta hareketleri (Epirojenez) ile toptan yükselmesi ve yükselen bu araziler üzerindeki akarsuların derin vadiler kazmasıdır. Ülkemizde platoların en çok yer kapladığı bölge İç Anadolu Bölgesi’dir. Not: Türkiye’de alçak platolarda tahıl tarımı ve küçükbaş hayvancılık yaygınken (İç Anadolu platoları), yüksek platolarda büyükbaş hayvancılık yaygındır. Erzurum, Karsve Ardahan lav platosu özelliği taşırken Taşeli karstik platodur. TÜRKİYE’NİN OVALARI Çevresine göre alçakta kalan hafif dalgalı düzlüklerdir. Akarsular tarafından derince yarılmadıkları için platolardan ayrılırlar. Oluşumlarına Göre Ovalar 1. Tektonik ovalar Dağ oluşumları ve kıta hareketleri sırasında oluşan çanakların akarsular tarafından doldurulması ile oluşmuşlardır. Continue reading “Türkiye’deki Platolar ve Ovalar”

Tagged : /

Sürekli Rüzgarlar

1. Alize Rüzgârları 30° enlemleri çevresindeki dinamik yüksek basınç alanlarından Ekvator çevresindeki termik alçak basınç alanlarına doğru esen rüzgârlardır. 19. yy. da yelkenli gemiler, bu rüzgârlardan çokça yararlanarak kıtalar arası seyahat ettiklerinden ticaret rüzgârları ismi de verilmiştir. Alizeler, Batı ve Kutup rüzgârlarına göre daha düzenlidirler. Hızları 15 ile 40 km/saat arasında değişir.  ünya’nın dönüşünden etkilenerek savrulurlar ve yön değiştirirler. Buna bağlı olarak Kuzey Yarım Küre’de kuzeydoğudan, Güney Yarım Küre’de güneydoğu’dan eserler. 30° enlemlerindeki çöl bölgelerinden esen alizeler kuru ve sıcak karaktere sahiptirler. Ancak deniz üzerinden geçtikleri yerlerde, bünyelerine nem alarak özellikle tropikal kuşaktaki karaların doğu kıyılarına yağış bırakırlar. Bu rüzgârın ilk hareket merkezleri genellikle tropikal çöller olduğundan, karalar üzerinden geçtikleri yerlere toz sürüklerler. Farklı yarım kürelerden Ekvator’a kadar gelen Alizeler, yoğunluk ve sıcaklık şartları bakımından birbirine benzediğinden kısa sürede karışarak, durgun bir havanın oluşmasına neden olurlar. Continue reading “Sürekli Rüzgarlar”

Tagged :

Dom Yapı

Dom Yapılar  Tabakaların daire veya elipse benzer şekilde münferit kabartılar meydana getirmek suretiyle şekil değiştirdiği yapılardır. Dom Çeşitleri:

•Kıvrımlarla oluşmuş domlar Bu domlar kıvrımlarla meydana gelir ve münferit antiklinaller biçiminde şekil oluştururlar. Ülkemizdeki Hacertun domu buna örnektir.

•Plütonik Domlar Bazı domların merkezi kısmında plütonik kayalardan oluşan bir çekirdek yer alır. Bu tür domların oluşumu, plütonik kayaların intrüzyonu ile ilgilidir.

•Lakolit Domları Lakolit oluşumu sırasında meydana gelen domları ifade eder.

•Kriptovolkanik Domlar Derinlikte birdenbire serbest kalan mağmatik  menşeyli gazların basıncı neticesinde üstteki tabakaların kubbeleşmesi ile oluşurlar.

Continue reading “Dom Yapı”

Tagged :